HÂFIZ DİVÂNI ŞİRÂZÎ- GAZELLER 301-350

**

— K —

 GÖZYAŞIM AKİK RENGİNE BOYANSA ŞAŞILACAK ŞEY Mİ? GÖZÜMDEKİ MÜHÜR DE AKİKE BENZİYOR.

 

301.

Emin bir yer, tortusuz şarap, esirgeyici bir dost. Eğer bunlar daima ve kolayca eline geçerse ne mutlu sana, talihlisin!

Ben bu ince şeyi binlerce defa tahkik ettim: Cihan da hiç ender hiç, cihanın işleri de!

Eyvah yazıklar olsun ki bu zamana kadar bilmiyordum. Meğerse saadet kimyası yoldaşmış.

Emin bir yere var da fırsatı ganimet say. Çünkü yol kesiciler, ömür pususunda bekliyorlar.

Gel… sevgilinin dudağıyle kadehin gülümsemesine tövbe etmek, öyle bir hikâye ki akıl bir türlü tasdik etmiyor

Kıl gibi ince belin benim gibi birisinin eline düşmez. Düşmez ama yine ben, bu ince hayali kurmaktan hoşlaşıyorum!

Çene çukurunda öyle bir alım var ki yüz binlerce derin düşünce, onun künhüne erişemez.

Gözyaşım akik rengine boyansa şaşılacak şey mi? Gözümdeki mühür de akike benziyor.

Güldü de dedi ki:        

Hafız, senin şairane tabiatına kulum ben. Bir bak, beni ne dereceyedek aptal saymada!

Makâm-ı emn-u mey-i bi ğaş-u refik-ı şefik

Geret mudâm müyesser şeved zihi tevfik

298‏

 

مقام امن و می بی‌غش و رفيق شفيق

گرت مدام ميسر شود زهی توفيق

جهان و کار جهان جمله هيچ بر هيچ است

هزار بار من اين نکته کرده‌ام تحقيق

 

دريغ و درد که تا اين زمان ندانستم

که کيميای سعادت رفيق بود رفيق

به ممنی رو و فرصت شمر غنيمت وقت

که در کمينگه عمرند قاطعان طريق

 

بيا که توبه ز لعل نگار و خنده جام

حکايتيست که عقلش نمی‌کند تصديق

اگر چه موی ميانت به چون منی نرسد

خوش است خاطرم از فکر اين خيال دقيق

 

حلاوتی که تو را در چه زنخدان است

به کنه آن نرسد صد هزار فکر عميق

 

اگر به رنگ عقيقی شد اشک من چه عجب

که مهر خاتم لعل تو هست همچو عقيق

 

به خنده گفت که حافظ غلام طبع توام

ببين که تا به چه حدم همی‌کند تحميق

**

AH BİR ELİME GEÇSE AYRILIĞI ÖLDÜRÜRDÜM. AYRILIK GÜNÜ DE KARARSIN, AYRILIĞIN EVİ BARKI DA YIKILSIN, MAHVOLSUN!

 

302.

Sana ayrılık destanını iyiden iyiyi anlatırım ama kalemin dili ayrılığı anlatamaz ki.

Yazıklar olsun, ömrüm vuslat ümidiyle sona erdi de ayrılık zamanı hâlâ sona ermedi.

Başım eşiğindedir diye övünür, başımı feleklere yüceltirdim, bu günse ayrılık eşiğine koydum!

Vuslat havasında nasıl kol kanat açayım? Gönül kuşum ayrılık yuvasında tüylerini döktü!

Şimdi ne çarem var? Sabır sandalım ayrılık yelkenini açtı da gam denizinde bir girdaba düştü, gitti.

Ucu, kıyısı olmayan ayrılık denizinde iştiyakının dalgalarıyla ömür gemisinin batmasına çok bir zaman kalmadı.

• Ah bir elime geçse ayrılığı öldürürdüm. Ayrılık günü de kararsın, ayrılığın evi barkı da yıkılsın, mahvolsun!

* Hayal alayına yoldaşım, sabırla hemdem.. ayrılık ateşine düşmüşüm, firkatle eşim!

Nasıl olur da canla başla vuslat davasına girişebilirim ki bedenim kazaya sataşmış, gönlüm ayrılığa düşmüş!

İştiyak ateşiyle sevgiliden ırak, gönlüm kebab oldu. Ayrılık sofrasında daima ciğer kanı yeyip durmaktayım.

Felek, başımı aşk çemberine esir olmuş görünce sabrımın boynunu da ayrılık ipiyle bağladı.

Hafız, eğer bu yol. iştiyak ayağıyle gide gide bitseydi kimse ihtiyarını ayrılık eline vermezdi!

Zebân-ı hâme nedâred ser-i beyân-ı firak

Ve gerne şerh dehem bâ tu dâstân-ı firak

غزل  297‏

 

زبان خامه ندارد سر بيان فراق

وگرنه شرح دهم با تو داستان فراق

دريغ مدت عمرم که بر اميد وصال

به سر رسيد و نيامد به سر زمان فراق

 

سری که بر سر گردون به فخر می‌سودم

به راستان که نهادم بر آستان فراق

 

چگونه باز کنم بال در هوای وصال

که ريخت مرغ دلم پر در آشيان فراق

 

کنون چه چاره که در بحر غم به گردابی

فتاد زورق صبرم ز بادبان فراق

 

بسی نماند که کشتی عمر غرقه شود

ز موج شوق تو در بحر بی‌کران فراق

اگر به دست من افتد فراق را بکشم

که روز هجر سيه باد و خان و مان فراق

 

رفيق خيل خياليم و همنشين شکيب

قرين آتش هجران و هم قران فراق

 

چگونه دعوی وصلت کنم به جان که شده‌ست

تنم وکيل قضا و دلم ضمان فراق

 

ز سوز شوق دلم شد کباب دور از يار

مدام خون جگر می‌خورم ز خوان فراق

فلک چو ديد سرم را اسير چنبر عشق

ببست گردن صبرم به ريسمان فراق

 

به پای شوق گر اين ره به سر شدی حافظ

به دست هجر ندادی کسی عنان فراق

**

— K —

 

BU GÖKKUBBEYİ KURAN MÜHENDİS, ŞU ALTI TARAFLI KİLİSEYİ ÖYLE BİR KURMUŞTUR Kİ KİMSE, BU KİLİSENİN ÇUKURUNDAN KURTULAMAZ!

 

303.

Şarap içersen bir yudumunu da yere saç. Başkasına faydası dokunan günahtan hiç bir korku yoktur.

Yürü, neyin varsa, harca, ye, esirgeme. Çünkü zaman, hiç esirgemeden helak kılıcını vuracak!

Ey nazü naim ile beslenip yetişen selvi boylum, ayağının toprağı hakkiyçin öldüğüm gün kabrime gel, ayağını toprağımdan çekme!

İster cehennemlik olsun, ister cennetlik., ister insan olsun, ister peri., yol ehlinin hasislik etmesi, hepsinin mezhebince küfürdür.

Bu gökkubbeyi kuran mühendis, şu altı taraflı kiliseyi öyle bir kurmuştur ki kimse, bu kilisenin çukurundan kurtulamaz!

Üzüm kızının hilesi aklı öyle bir şaşırttı ki., dilerim asma çardağı kıyamete kadar harab olmasın!

Hafız, meyhane yolunu tuttun da bu cihandan ne de hoş gelip geçtin. Gönül ehlinin duası, tertemiz gönlünün enisi olsun!

Eğer şerâb horı cur’aı feşan ber hâk

Ezan günâh ki nefcı resed be gayr çi bak

299‏

 

اگر شراب خوری جرعه‌ای فشان بر خاک

از آن گناه که نفعی رسد به غير چه باک

برو به هر چه تو داری بخور دريغ مخور

که بی‌دريغ زند روزگار تيغ هلاک

به خاک پای تو ای سرو نازپرور من

که روز واقعه پا وامگيرم از سر خاک

 

چه دوزخی چه بهشتی چه آدمی چه پری

به مذهب همه کفر طريقت است امساک

 

مهندس فلکی راه دير شش جهتی

چنان ببست که ره نيست زير دير مغاک

 

فريب دختر رز طرفه می‌زند ره عقل

مباد تا به قيامت خراب طارم تاک

 

به راه ميکده حافظ خوش از جهان رفتی

دعای اهل دلت باد مونس دل پاک **

**

SARHOŞ OLAYIM DA SANA İKİ ÖPÜCÜK VEREYİM DEMİŞTİN. VAADİN HADDİ AŞTI, FAKAT BİZ NE İKİ GÖRDÜK, NE BİR! 

 

304. t

Sevgili, yaralı gönlümle dudağının arasında tuz-ekmek hakkı var_ dudağın, gönlümün yarasına nice defalar tuz ekti., bu hakkı koru, gözet, ben gidiyorum, artık Allaha ısmarladık !

Sen, Melekût âleminde, meleklerin daima anıp durduğu temiz bir gevhersin. Melekler, seni daima hayır dua ile anmaktalar.

Ihlâsımda şüphe varsa bir sına, mihenge vur beni. Hiç kimse, mihenk taşı kadar halis altının ayarını anlayamaz.

Sarhoş olayım da sana iki öpücük vereyim demiştin. Vaadin haddi aştı, fakat biz ne iki gördük, ne bir! 

Gülen fıstığa benzeyen ağzını aç da şekerler dök. Ağzın var mı, yok mu? Bu hususta halkı şüpheye düşürme!

Muradımdan gayr; bir surette dönerse feleği altüst ederim. Ben çarhı feleğe zebun olacak adam değilim!

Ey engel, mademki sevgilinin, Hafız’ın yanına varmasına mani oluyorsun., bar; sen de ondan bir iki adımcık uzak dur!

Ey dil-i riş-i mera bâ Ieb-i tu hakk-ı nemek

Hak nigeh dâr ki men mirevem Allah ma’ak

301‏

 

ای دل ريش مرا با لب تو حق نمک

حق نگه دار که من می‌روم الله معک

تويی آن گوهر پاکيزه که در عالم قدس

ذکر خير تو بود حاصل تسبيح ملک

 

در خلوص منت ار هست شکی تجربه کن

کس عيار زر خالص نشناسد چو محک

 

گفته بودی که شوم مست و دو بوست بدهم

وعده از حد بشد و ما نه دو ديديم و نه يک

 

بگشا پسته خندان و شکرريزی کن

خلق را از دهن خويش مينداز به شک

 

چرخ برهم زنم ار غير مرادم گردد

من نه آنم که زبونی کشم از چرخ فلک

چون بر حافظ خويشش نگذاری باری

ای رقيب از بر او يک دو قدم دورترک

 

**

SEN NASILSAN, OLDUĞUN GİBİ SENİ KİM GÖREBİLİR Kİ? HERKES, SENİ ANCAK KENDİ İDRAKİNCE ANLAR.

 

305*

Binlerce düşmanım olsa da helakime kasdetse sen dostum olduktan sonra düşmanlardan korkum yok!

Beni ancak vuslat ümidi diri tutmakta., yoksa benim için her an ayrılığından helak olma korkusu var

Rüzgârdan neres nefes kokunu duymasam gül gibi zaman zaman gamdan yakamı yırtarım.

Hayalin varken gözlerime uyku mu girer? Heyhat! Gönül, ayrılığına sabır mı edebilir? Hâşâ!

Senin açtığın yara, başkalarının koyduğu merhemden, senin vereceğin zehir, başkalarının panzehirinden yeğdir!

 Beni kılıcınla vurup öldürmen, bence ebedî bir hayattır. Çünkü sana feda olmak canıma pek hoş gelir .

Benden dizgin çevirme. Terki bağına öyle bir sarılmışım ki kılıçla vursan başımı siper eder, yine elimi çekmem.

Sen nasılsan, olduğun gibi seni kim görebilir ki? Herkes, seni ancak kendi idrakince anlar.

Hafız, yoksulluk yüzünü kapıda toprağa korsa halkın gözünde cihanın azizi olur.

Hezâr duşmenem er mikunend kasd-ı helak

Gerem tu dösti ez duşmenan nedârem bak

 

غزل  300‏

 

هزار دشمنم ار می‌کنند قصد هلاک

گرم تو دوستی از دشمنان ندارم باک

مرا اميد وصال تو زنده می‌دارد

و گر نه هر دمم از هجر توست بيم هلاک

 

نفس نفس اگر از باد نشنوم بويش

زمان زمان چو گل از غم کنم گريبان چاک

 

رود به خواب دو چشم از خيال تو هيهات

بود صبور دل اندر فراق تو حاشاک

 

اگر تو زخم زنی به که ديگری مرهم

و گر تو زهر دهی به که ديگری ترياک

بضرب سيفک قتلی حياتنا ابدا

لان روحی قد طاب ان يکون فداک

عنان مپيچ که گر می‌زنی به شمشيرم

سپر کنم سر و دستت ندارم از فتراک

 

تو را چنان که تويی هر نظر کجا بيند

به قدر دانش خود هر کسی کند ادراک

به چشم خلق عزيز جهان شود حافظ

که بر در تو نهد روی مسکنت بر خاک

**

— L —

 

AŞK HİKÂYESİNİN SONU GELMEZ. SÖZ ŞÖYLE DURSUN, HAL DİLİYLE BİLE ANLATILMASINA İMKÂN YOK?

 

 

306.

Tanrı sana iyilikler, hoşluklar versin ey şimal rüzgârı, bize vuslat çağı gibi esip gelmektesin.

Selma ne oldu, Zîselem’deki sevgili ne âlemde? Komşularımız nerde, halleri nice?

Meclis yeri şarap içen erlerle dudağına kadar dolu kadehlerden hali kaldı.

Yurt, mamurken yıkıldı, gitti. Ne halde olduğunu yerde kalan eserlerinden sorun!

Şimdi artık ayrılık gecesi gölge saldı Bakalım, geceleyin giden hayal yolcularından ne doğacak ?

Aşk hikâyesinin sonu gelmez. Söz şöyle dursun, hal diliyle bile anlatılmasına imkân yok?

Güzelimiz kimseye bakmıyor. Ah bu azametten, ah bu rütbeden, bu ululuktan!

Sevgili, güzelliğin son derecesine vardın da muradına eriştin. Tanrı senden kem gözleri ırak etsin. Tanrı seni nazardan komşun!

Hafız, ne vakte kadar aşk derdine sabredip duracaksın? Âşıkların feryadı hoştur feryat et, ağla, inle!

Ey koruluğun habercisi rüzgâr, Allah seni korusun, merhaba merhaba, gel gel!

Hoş haber baş ey nesim-i şimal

Ki be mâ miresid zemân-ı visâl

302‏

 

خوش خبر باشی ای نسيم شمال

که به ما می‌رسد زمان وصال

قصه العشق لا انفصام لها

فصمت‌ها هنا لسان القال

 

مالسلمی و من بذی سلم

اين جيراننا و کيف الحال

 

عفت الدار بعد عافيه

فاسالوا حالها عن الاطلال

 

فی جمال الکمال نلت منی

صرف الله عنک عين کمال

 

يا بريد الحمی حماک الله

مرحبا مرحبا تعال تعال

 

عرصه بزمگاه خالی ماند

از حريفان و جام مالامال

 

سايه افکند حاليا شب هجر

تا چه بازند شب روان خيال

 

ترک ما سوی کس نمی‌نگرد

آه از اين کبريا و جاه و جلال

 

حافظا عشق و صابری تا چند

ناله عاشقان خوش است بنال

 

**

DEDİM Kİ:

SEVGİLİ, ZAYIF CANIMA NE VAKİT ACIYACAKSIN?

 

307.

O boyun, posun, o halin, tavrın tavsifi için ne nükte söyledimse her işiten, Allah için de ne güzel bundan ötesi olamaz dedi.

Aşk ve rintliği elde etmek önce kolay göründü ama nihayet bu faziletleri kazanma uğrunda canım yanıp yatıldı.

Dedim ki:

sevgili, zayıf canıma ne vakit acıyacaksın?

Dedi ki:

Canın, aramızda hail [engel] olarak kalmadığı zaman!

Hallaç, bu nükteyi dârınüstünde ne hoş da terennüm etti: Bu çeşit meseleleri Şafiî’den sormayın!

Öyle bir sevgiliye gönül vermişim ki pek şuh, pek nazik, pek güzel., yaratılışı hoş, huylan mükemmel!

Sarhoş gözün için bir köşeye çekilmiştim, şimdi de kaşlann gibi sarhoşlara mail oldum!

Göz yaşlarımdan yüzlerce defa Nuh tufanını gördüm, fakat gönlüme nakşedilmiş olan suretin, asla zail olmadı gitti.

Sevgili, Hafız’ın kollan nazar için bir muskadır. Yarabbi, o kolların, onun boynuna dolandığını ne vakit göreceğim?

Her nükte-i ki güftem der vasf-ı an şemail

Her ko şinıd guftâ lillâhi derru kail

307‏

 

هر نکته‌ای که گفتم در وصف آن شمايل

هر کو شنيد گفتا لله در قال

 

تحصيل عشق و رندی آسان نمود اول

آخر بسوخت جانم در کسب اين فضايل

 

حلاج بر سر دار اين نکته خوش سرايد

از شافعی نپرسند امثال اين مسال

گفتم که کی ببخشی بر جان ناتوانم

گفت آن زمان که نبود جان در ميانه حال

 

دل داده‌ام به ياری شوخی کشی نگاری

مرضيه السجايا محموده الخصال

 

در عين گوشه گيری بودم چو چشم مستت

و اکنون شدم به مستان چون ابروی تو مايل

از آب ديده صد ره طوفان نوح ديدم

و از لوح سينه نقشت هرگز نگشت زايل

 

ای دوست دست حافظ تعويذ چشم زخم است

يا رب ببينم آن را در گردنت حمايل **

**

GÜL VAKTİ ŞARABA TÖVBE ETTİĞİMDEN UTANMAKTAYIM. DİLERİM KİMSE YAPTIĞI EĞRİ İŞTEN UTANMASIN!

 

308.

Gül vakti şaraba tövbe ettiğimden utanmaktayım. Dilerim kimse yaptığı eğri işten utanmasın!

Benim takvam ve zahitliğini, yol tuzağıdır ve ben, bu bahiste hiç bir suretle ne güzelden mahcubum, ne sâkiden!

Sevgilinin huyu keremdir, belki bizim suçumuzu sormaz. Çünkü sualinden halimiz perişan, cevabından da mahcubuz!

Dün gece gözümün saraycığından öyle kanlar aktı ki uykunun gece yolcularından utandık.

Sen güneşten de güzelsin ve Tanrı’ya şükür olsun sana âşık olduğumdan dolayı güneşten hiç de utanmıyorum.

Sarhoş nergis başını önüne eğerse lâyıktır. Çünkü o azarlarla dolu gözün şivesinden utandı.

Hızır’ın içtiği Abıhayat, Hafız’ın şiirinden ve su gibi akıcı ve temiz tabiatından utandı da onun için karanlıklar diyarına girdi!

Be vakt-ı gul şudem ez tovbe-i şerâb hacil

Ki kes mebad zi girdsr-ı nasevab hacil

305‏

 

به وقت گل شدم از توبه شراب خجل

که کس مباد ز کردار ناصواب خجل

 

صلاح ما همه دام ره است و من زين بحث

نيم ز شاهد و ساقی به هيچ باب خجل

 

بود که يار نرنجد ز ما به خلق کريم

که از سال ملوليم و از جواب خجل

 

ز خون که رفت شب دوش از سراچه چشم

شديم در نظر ره روان خواب خجل

 

رواست نرگس مست ار فکند سر در پيش

که شد ز شيوه آن چشم پرعتاب خجل

 

تويی که خوبتری ز آفتاب و شکر خدا

که نيستم ز تو در روی آفتاب خجل

 

حجاب ظلمت از آن بست آب خضر که گشت

ز شعر حافظ و آن طبع همچو آب خجل

 

**

GARİP HAFIZ, SENİN AŞKININ ŞAHİDİ OLDU, FAKAT LÜTFET, MEZARIMIZA BİR UĞRA., KANIMIZ SANA HELÂLDİR.

 

309.

Sevgi kokusunu da kokladım, vuslat şimşeğini de gördüm. Sen gel ey şimal rüzgârı, senin kokuna kurban olayım ben!

Ey sevgilinin devesini mavallarla süren, dur, konakla. Yükünün iştiyakiyle sabretmeme imkân yok, fakat takatim de kalmadı. Birazcık dinlenelim.

Vuslat günü, perdesini saldı., buna şükredelim de ayrılık gecesini anmayalım. O gecenin macerası söylenmese daha hoş!

Sevgili, mademki bizimle uzlaştı, özürler dilemekte., ne yaparsa yapsın, artık rakibin cevrini çekebiliriz.

Gel, gözün güller seçen yedi perdesini de bu hayalî iş yurdunu bezemek için yaydık, döşedik.

Daralmış gönlümde ağzının hayalinden başka bir şey yok. Dilerim, kimse benim gibi olmayacak hayal peşine düşmesin!

Garip Hafız, senin aşkının şahidi oldu, fakat lütfet, mezarımıza bir uğra., kanımız sana helâldir.

Şememtu ravh-ı vedadi veşemtu berk-ı visal

Biyâ ki büy-ı tura mirem ey nesim-i şimal

303‏

 

شممت روح وداد و شمت برق وصال

بيا که بوی تو را ميرم ای نسيم شمال

احاديا بجمال الحبيب قف و انزل

که نيست صبر جميلم ز اشتياق جمال

 

حکايت شب هجران فروگذاشته به

به شکر آن که برافکند پرده روز وصال

 

بيا که پرده گلريز هفت خانه چشم

کشيده‌ايم به تحرير کارگاه خيال

 

چو يار بر سر صلح است و عذر می‌طلبد

توان گذشت ز جور رقيب در همه حال

 

بجز خيال دهان تو نيست در دل تنگ

که کس مباد چو من در پی خيال محال

قتيل عشق تو شد حافظ غريب ولی

به خاک ما گذری کن که خون مات حلال

**

EY HUZURUNA CANIMI, GÖNLÜMÜ VAKFETTİĞİM SEVGİLİ, NE SUÇ İŞLEDİM Kİ KULLUĞUM, TAPUNDA KABULE GEÇMİYOR?

 

310. t

Civarına ulaşmak imkânını bulursam vuslatının devleti sayesinde işim düzene girer.

O iki güzel nergis kararımı elden aldı., iki sürmeli sihirbaz göz huzurumu giderdi.

Gönül, sevginin gevheriyle cilâlanırsa elbette hadiseler pasından arınır, temizlenir.

Halim kötü, kendim düşkünüm; gam kılıcınla öldürüldüğüm zamandır ki hayat bulacağım!

Ey huzuruna canımı, gönlümü vakfettiğim sevgili, ne suç işledim ki kulluğum, tapunda kabule geçmiyor?

Bu parasız, pulsuz… bu güçsüz, kuvvetsiz âşık, senin kapındadır. Fakat hiç bir suretle ne girmeme imkân var, ne gitmeme!

Nereye gideyim, ne yapayım, çaremi nerden arayayım? Zamanenin gamından, devranın derdinden usandım artık.

Gamın, gönlümden daha yıkık bir yer bulamadı da bu daralmış gönlümü, kendisine konak yeri yaptı, bu dertli gönüle kondu!

Hafız, aşk derdine alış, sus. Akıllılara aşk remizlerini fâşetme!

Eğer be küy-ı tu bâşed mera mecal-i vusül

Resed be dovlet-i vaşl-ı tu kâr-ı men beusul

306‏

 

اگر به کوی تو باشد مرا مجال وصول

رسد به دولت وصل تو کار من به اصول

 

قرار برده ز من آن دو نرگس رعنا

فراغ برده ز من آن دو جادوی مکحول

چو بر در تو من بی‌نوای بی زر و زور

به هيچ باب ندارم ره خروج و دخول

 

کجا روم چه کنم چاره از کجا جويم

که گشته‌ام ز غم و جور روزگار ملول

 

من شکسته بدحال زندگی يابم

در آن زمان که به تيغ غمت شوم مقتول

 

خرابتر ز دل من غم تو جای نيافت

که ساخت در دل تنگم قرارگاه نزول

 

دل از جواهر مهرت چو صيقلی دارد‏

بود ز زنگ حوادث هر آينه مصقول

 

چه جرم کرده‌ام ای جان و دل به حضرت تو

که طاعت من بی‌دل نمی‌شود مقبول

به درد عشق بساز و خموش کن حافظ

رموز عشق مکن فاش پيش اهل عقول

 

**

EY YÜZÜ CENNET, LÂLİ SELSEBİL OLAN SEVGİLİ, SELSEBİL SENİN YOLUNA CANINI DA SEBİL ETMİŞTİR, GÖNLÜNÜ DE!

 

311. •

Ey yüzü cennet, lâli Selsebil olan sevgili, Selsebil senin yoluna canını da sebil etmiştir, gönlünü de!

Dudağının çevresinde yeşeren tüyler, Selsebil ırmağının kıyısına toplanmış karıncalara benzer.

Gözünün okundan her bucakta benim gibi yüzlerce şehit var!

Yarabbi, ateşi İbrahim Peygamber’e nasıl gülistan haline getirdiysen bu gönüldeki ateşi de öylece soğut, güllük gülistanlık yap.

Dostlar, sevgilinin yüzü pek güzel, fakat gayri benim mecalim kalmadı! 

Ayağımız topal, durağımızsa cennet kadar uzak., elimiz kısa, hurma ağacın ta tepesinde.

Hafız, sevgilinin aşkının pençesiyle filin ayağı altına düşmüş karıncaya döndü!

Âlem Padişahı var olsun, yücelsin nazü naimle baki olsun. Ne dileği varsa Tanrı versin!

 

Ey ruhat çün huld-u la’let Selsebil

Selsebilet kerde cân-u dil sebil

308‏

 

ای رخت چون خلد و لعلت سلسبيل

سلسبيلت کرده جان و دل سبيل

 

سبزپوشان خطت بر گرد لب

همچو مورانند گرد سلسبيل

 

ناوک چشم تو در هر گوشه‌ای

همچو من افتاده دارد صد قتيل

 

يا رب اين آتش که در جان من است

سرد کن زان سان که کردی بر خليل

من نمی‌يابم مجال ای دوستان

گر چه دارد او جمالی بس جميل

پای ما لنگ است و منزل بس دراز

دست ما کوتاه و خرما بر نخيل

 

حافظ از سرپنجه عشق نگار

همچو مور افتاده شد در پای پيل

شاه عالم را بقا و عز و ناز

باد و هر چيزی که باشد زين قبيل

**

HAFIZ, CİHAN PADİŞAHININ KALEMİ, NZIKLARI TAKSİM EDİCİDİR. GEÇİM İÇİN BÂTIL DÜŞÜNCELERE DALMA!

 

312. •

Cihan padişahı, din yardımcısı, kemal sahibi padişahlar padişahı, âlim ve âdil Muzaffer oğlu Yahya.

Yeryüzüne can penceresiyle gönül kapışım açan, herkesin canına can katan, gönlüne neşeler veren, İslâmın sığındığı dergâhındır.

Seni ululamak cana da vaciptir, akla da, nimet ve ihsanların, bütün kevn ü mekâna yayılmıştır.

Ezel gününde ayın yüzüne kaleminden bir katra mürekkep sıçradı da o yüzden bütün meseleler halledildi.

Güneş, o siyah beni görünce gönüle dedi ki: Keşki o makbul kara kul ben olsaydım!

Padişahım, felek senin meclisinde rakıs ve semadadır. Sen de neşe elini bu zemzemenin eteğinden kesme, daima neşelen. 

Şarap iç, cihanı bağışla. Kötülüğünü isteyenler kement gini zülfünle zincirlere giriftar oldular.

Feleğin devranı, hep adalet yolundadır. Gönlün hoş olsun, zalim, artık konağına yol alamaz.

Hafız, cihan padişahının kalemi, nzıkları taksim edicidir. Geçim için bâtıl düşüncelere dalma!

Daray-ı cihan Nusret-i din Husrev-i kâmil

Yahye-bn-i Muzaffer Melik-i ‘âlim-i ‘âdil

304‏

 

دارای جهان نصرت دين خسرو کامل

يحيی بن مظفر ملک عالم عادل

ای درگه اسلام پناه تو گشاده

بر روی زمين روزنه جان و در دل

تعظيم تو بر جان و خرد واجب و لازم

انعام تو بر کون و مکان فايض و شامل

 

روز ازل از کلک تو يک قطره سياهی

بر روی مه افتاد که شد حل مسال

خورشيد چو آن خال سيه ديد به دل گفت

ای کاج که من بودمی آن هندوی مقبل

شاها فلک از بزم تو در رقص و سماع است

دست طرب از دامن اين زمزمه مگسل

 

می نوش و جهان بخش که از زلف کمندت

شد گردن بدخواه گرفتار سلاسل

 

دور فلکی يک سره بر منهج عدل است

خوش باش که ظالم نبرد راه به منزل

 

حافظ قلم شاه جهان مقسم رزق است

از بهر معيشت مکن انديشه باطل

**

— M —

 

ZAHİTLİĞİN ASIK SURATI ŞARAP İÇENLERİN YÜZÜNDE YOKTUR. İYİ HUYLU SARHOŞLARIN MÜRİDİYİM.

 

313.

Başım hoş ve yüksek sesle söylüyorum: Ben hayat nefhasını kadehten aramaktayım.

Zahitliğin asık suratı şarap içenlerin yüzünde yoktur. İyi huylu sarhoşların müridiyim.

Pîr-i Mugân da yüzüme bir kapı açmazsa hangi kapıya başvurayım, nerden bir çare arayayım?

Bu çayırlıkta kendi kendisine bitti diye beni kınama. Nasıl yetiştiriyorlarsa öyle bitmekteyim.

Sen arada hanikahı, meyhaneyi görüp durma. Tanrı şahit ki nerde olursam olayım yine onunlayım.

İstek yolunun tozu, murat kimyasıdır. O amber kokulu toprağın kuluyum.

O yüce boylu sarhoş nergisin iştiyakiyle lâle gibi elimde şarap kadehi, ırmak kıyılarına düştüm!

Sevgilinin kaşları beni top gibi çevgânına çekti ama ben yine avarelikle bir efsane oldum.

Şarap getir.. Hafız’ın fetvasıyle temiz gönülden riya tozunu kadeh feyziyle yıkayıp anlatacağım.

 

Serem hoşest-u bebang-i bulend migüyem

Ki men nesiın-i heyât ezpiyâle micüyem

379‏

 

سرم خوش است و به بانگ بلند می‌گويم

که من نسيم حيات از پياله می‌جويم

عبوس زهد به وجه خمار ننشيند

مريد خرقه دردی کشان خوش خويم

شدم فسانه به سرگشتگی و ابروی دوست

کشيد در خم چوگان خويش چون گويم

 

گرم نه پير مغان در به روی بگشايد

کدام در بزنم چاره از کجا جويم

 

مکن در اين چمنم سرزنش به خودرويی

چنان که پرورشم می‌دهند می‌رويم

تو خانقاه و خرابات در ميانه مبين

خدا گواه که هر جا که هست با اويم

 

غبار راه طلب کيميای بهروزيست

غلام دولت آن خاک عنبرين بويم

 

ز شوق نرگس مست بلندبالايی

چو لاله با قدح افتاده بر لب جويم

 

بيار می که به فتوی حافظ از دل پاک

غبار زرق به فيض قدح فروشويم

 

**

ZAHİT, BENİ O VAKTE KADAR ÇOCUKLAR GİBİ CENNETTEKİ ELMAYLA, BAL VE SÜT NEHİRLERİYLE KANDIRIP DURACAKSIN?

 

314.

Gönlümü kirpiklerinle oklama da hasta gözlerine feda olayım.

Güzelliğin nisabı kemalini bulmuş; ben bir fakir, bir yoksulum; bana zekât ver:

Kadehimi doldur., aşk devletinin sayesinde ihtiyar bile olsam yine bahtım genç!

Göğsümün sahası sevgiliyle öyle bir doldu ki hatıramdan aşk düşüncesi bile kaybolup gitti!

Amel defterimi yazan kâtip, sakın deftere çalgı ve şarap hesabından başka bir şey yazmasın!

Kimsenin kimseyi sormadığı bu kavga kıyamet gününde ben Pîr-i Mugânın ihsanına minnettarım, onun iyiliklerine şükretmekteyim. 

Zahit, beni o vakte kadar çocuklar gibi cennetteki elmayla, bal ve süt nehirleriyle kandırıp duracaksın?

Şarap satanlarla kararlaştırdım: gam günü elime kadehten başka bir şey almayacak.

Ne hoştur o an ki sarhoşluğun verdiği istiğna ile sultana da aldırış etmez olurum, vezire de!

Davacı beni hor hakir görür ama Hafız gibi benim göğsümde hazineler var!

Ben o kuşum ki sabah akşam ıslığım, arş damından gelmektedir.

Mezen ber dil zi nevk-i ğamze tirem

Ki piş-i çeşm-i bimaret bimirem

332‏

 

مزن بر دل ز نوک غمزه تيرم

که پيش چشم بيمارت بميرم

نصاب حسن در حد کمال است

زکاتم ده که مسکين و فقيرم

 

چو طفلان تا کی ای زاهد فريبی

به سيب بوستان و شهد و شيرم

 

چنان پر شد فضای سينه از دوست

که فکر خويش گم شد از ضميرم

 

قدح پر کن که من در دولت عشق

جوان بخت جهانم گر چه پيرم

 

قراری بسته‌ام با می فروشان

که روز غم بجز ساغر نگيرم

 

مبادا جز حساب مطرب و می

اگر نقشی کشد کلک دبيرم

در اين غوغا که کس کس را نپرسد

من از پير مغان منت پذيرم

 

خوشا آن دم کز استغنای مستی

فراغت باشد از شاه و وزيرم

 

من آن مرغم که هر شام و سحرگاه

ز بام عرش می‌آيد صفيرم

چو حافظ گنج او در سينه دارم

اگر چه مدعی بيند حقيرم

**

DELİ Mİ OLUYORUM YOKSA? AŞKINLA GECELERİ AYLA KONUŞMAKTA, RÜYADA PERİLERİ GÖRMEKTEYİM!

 

315.

Elimden gelirse sevgiliyle oturacak, vuslat şarabını içecek, hayat bahçesinden gül dereceğim.

Sofiyi yakıp yandıran acı şarap, vücudumun temelini silip süpürecek., sâki, dudağını dudağıma koy da tatlı canımı alıver gitsin!

Deli mi oluyorum yoksa? Aşkınla geceleri ayla konuşmakta, rüyada perileri görmekteyim!

Kimi anarsan o andığın kişi, ihsanından bir feyze nail oldu. Bu kulun halini de hatırla, beni de an., eski bir hizmetkârınım senin. 

Dudağın, sarhoşlara şekerler verdi. gözün, sarhoşlara şarap sundu. Mahrumiyetin son derecesine düşen sade benim, ben ne buna nail oldum, ne ona!

Aşk remzini Hafız’dan sor, sarhoşluğun şerhini benden iste. Çünkü ben, her gece sürahiyle, kadehle ayın da hemdemiyim, ülkerin de!

Her şiir düzenin sözü makbul düşmez. Fakat şaşılacak derecede güzel olan sülünü ben tutarım, çünkü şahinim çeviktir.

İnanmıyorsan var, git, Çin ressamından bir sor. Mani bile miskler saçan kalemimle yazdığım şiirin bir nüshasını istemekte!

Vefakârlık, doğru sözlülük, her yiğidin harcı değil. Ben hem vefakâr, hem de sözünün eri olan Hak ve Din Celâline kulum.

Eğer berhized ez destem ki bâdildar binşinem

Zicâm-ı vasl mey nüşem zibâğ-ı ayş gul çinem

356‏

 

گرم از دست برخيزد که با دلدار بنشينم

ز جام وصل می‌نوشم ز باغ عيش گل چينم

شراب تلخ صوفی سوز بنيادم بخواهد برد

لبم بر لب نه ای ساقی و بستان جان شيرينم

مگر ديوانه خواهم شد در اين سودا که شب تا روز

سخن با ماه می‌گويم پری در خواب می‌بينم

لبت شکر به مستان داد و چشمت می به ميخواران

منم کز غايت حرمان نه با آنم نه با اينم

 

چو هر خاکی که باد آورد فيضی برد از انعامت

ز حال بنده ياد آور که خدمتگار ديرينم

 

نه هر کو نقش نظمی زد کلامش دلپذير افتد

تذرو طرفه من گيرم که چالاک است شاهينم

 

اگر باور نمی‌داری رو از صورتگر چين پرس

که مانی نسخه می‌خواهد ز نوک کلک مشکينم

وفاداری و حق گويی نه کار هر کسی باشد

غلام آصف ثانی جلال الحق و الدينم

رموز مستی و رندی ز من بشنو نه از واعظ

که با جام و قدح هر دم نديم ماه و پروينم

 

**

TANRI EHLİNİN NİŞANI ÂŞIKLIKTIR, ONU TERKETME, KENDİNE GEL… ŞEHİR ŞEYHLERİNDE BU NİŞANEYİ GÖREMİYORUM

 

316.

Hiç ucu, sonu olmayan zemane derdine erguvan renkli şaraptan başka bir deva göremiyorum ben.

Pîr-i Mugânın hizmetini terketmeye ne niyetim var, ne de böyle bir söz söylüyorum. Neden mi? Çünkü bunu, işime uygun görmüyorum.

Bu sersemliğimi gördükleri halde kimse bana bir yudumcuk şarap bile vermiyor. Bir bak hele, âlemde bir tek gönül ehli bile göremiyorum ki!

İşret irtifaım güneş gibi kadehle al, fırsatı fevtetme. Çünkü zemanedeki talihin birteviye böyle gideceğini, işarete, zevku safaya müsaade edip duracağını ummuyorum.

Tanrı ehlinin nişanı âşıklıktır, onu terketme, kendine gel… Şehir şeyhlerinde bu nişaneyi göremiyorum

Gönlümü, sevgilinin kıl gibi beline bağladım ama o belin nişanım benden sorma., ben zaten kendimi göremiyorum, zaten kendimi kaybetmişim!

Boyun gözümün ırmağından ayrılıb selvinin yerinde ancak akıp giden bir ırmak görmekteyim.

Binlerce defa yazıklar olsun bu iki hayran gözlerime. İki ayna ile bile yüzünü apaçık göremiyorum.

Bana Hafız’ın cönkü kâfi… Çünkü bu denizden başka yerde gönüller alan söz matahı yok!

 

Ğam-ı zemâne ki hîçeş geran nemibînem

Devâş cuz mey-i çün erğavan nemibinem

358‏

 

غم زمانه که هيچش کران نمی‌بينم

دواش جز می چون ارغوان نمی‌بينم

به ترک خدمت پير مغان نخواهم گفت

چرا که مصلحت خود در آن نمی‌بينم

ز آفتاب قدح ارتفاع عيش بگير

چرا که طالع وقت آن چنان نمی‌بينم

نشان اهل خدا عاشقيست با خود دار

که در مشايخ شهر اين نشان نمی‌بينم

بدين دو ديده حيران من هزار افسوس

که با دو آينه رويش عيان نمی‌بينم

قد تو تا بشد از جويبار ديده من

به جای سرو جز آب روان نمی‌بينم

در اين خمار کسم جرعه‌ای نمی‌بخشد

ببين که اهل دلی در ميان نمی‌بينم

نشان موی ميانش که دل در او بستم

ز من مپرس که خود در ميان نمی‌بينم

من و سفينه حافظ که جز در اين دريا

بضاعت سخن درفشان نمی‌بينم

**

ŞARAPLARA BULANMIŞ HIRKAMLA NİCE MÜRAİLİK ETTİM, NE KADAR TAKVADAN DEM VURDUM… GAYRİ SÂKİNİN YÜZÜYLE KIZIL ŞARAPTAN UTANIYORUM DOĞRUSU.

 

317.

Pılımı, pırtımı meyhaneye çekip orada rahatça oturayım; şimdiki zamanda bunu uygun görüyorum.

Sürahiyle bir kitaptan başka ne dostum olsun, ne hemdemim. Bu suretle de cihanın hilebaz ve gaddar adamlarım az göreyim hiç olmazsa.

Şaraplara bulanmış hırkamla nice mürailik ettim, ne kadar takvadan dem vurdum… gayri sâkinin yüzüyle kızıl şaraptan utanıyorum doğrusu.

Şarap kadehini alıp mürailerden uzaklaşayım.. yani cihan halkının arasından bir temiz yürekli dost seçeyim.

Âlemden elimi eteğimi çekip toplamak nasip olur, elime bir fırsat düşerse selvi gibi ben de halktan başımı kurtarıp hür olayım.

* Benim bu daralmış göğsüm, onun gam yükünü nerden taşıyabilmek? Heyhat! Yoksul gönlüm bu ağır yükün eri değil!

* Zamanın vezirine kulum, gönlümü incitme benim, yoksa felekten bile şikâyet edip halimi ona arzetsem öcümü alır!

Gönlümde sitem tozlan var. Yarabbi, güneş gibi âlemi aydınlatan güneşimin tozlanmasını hoş görme, onu tozlandırma!

 

Haliya maslahat-ı vakt deran mibınem

Ki keşem raht be meyline vu hoş binşînem 

355‏

 

حاليا مصلحت وقت در آن می‌بينم

که کشم رخت به ميخانه و خوش بنشينم

 

جام می گيرم و از اهل ريا دور شوم

يعنی از اهل جهان پاکدلی بگزينم

جز صراحی و کتابم نبود يار و نديم

تا حريفان دغا را به جهان کم بينم

 

سر به آزادگی از خلق برآرم چون سرو

گر دهد دست که دامن ز جهان درچينم

 

بس که در خرقه آلوده زدم لاف صلاح

شرمسار از رخ ساقی و می رنگينم

سينه تنگ من و بار غم او هيهات

مرد اين بار گران نيست دل مسکينم

 

من اگر رند خراباتم و گر زاهد شهر

اين متاعم که همی‌بينی و کمتر زينم

بنده آصف عهدم دلم از راه مبر

که اگر دم زنم از چرخ بخواهد کينم

 

بر دلم گرد ستم‌هاست خدايا مپسند

که مکدر شود آيينه مهرآيينم

**

ÂLEM İHTİYARDIR, TEMELSİZDİR. FERHAD’I BİLE ÖLDÜREN BU ZALİMDEN FERYAT! BENİ DE HİLELERİYLE ŞİRİN CANIMDAN USANDIRDI!

 

318.

Kara kirpiklerinle dilime binlerce rahne vurdun; gel de hasta gözlerinden de binlerce dert devşireyim.

Ey gönlümle düşüp halkan sevgili, dostlarını hatırlamıyor musun? Ben de dilerim seni hatırlamadan yaşadığım günü görmeyeyim!

Âlem ihtiyardır, temelsizdir. Ferhad’ı bile öldüren bu zalimden feryat! Beni de hileleriyle şirin canımdan usandırdı!

Ayrılık ateşinin hararetiyle gül gibi terlere battım, ey geceleri uyumayıp esen rüzgâr, bana sevgilimin bir kokusunu getir!

Fâni olan bu dünya da sevgiliyle sâkiye feda olsun, bâki olan öteki dünya da! Âlem sultanlığını bile aşka feda olmuş görmekteyim.

Benim yerime başka birisini seçer mi, seçer.. hüküm onun.. Fakat eğer ben, sevgili yerine canımı ihtiyar eder, hayatımı ondan üstün görürsem can ve hayat haram olsun bana!

Bülbül sabahı kutlamakta, sâki, nenlesin? Kalk., dün geceki rüyanın hayali başımda dönüp duruyor!

Can verdiğim gece baş ucumdaki mum sen olursan göçtüğüm gece yatağımdan doğruca hurilerin köşküne giderim.

Bu mektubumda yandığım iştiyak sözleri, yalan yanlış sözler değildir, hepsi de tamamıyla doğrudur. Çünkü bunları bana Hafız telkin etti, yoksa ben nerden bileceğim ki?

 

Bemujgân-ı siyeh kerdi hezaren rahne der dineni

Biyâ kez çeşm-i bımâret hezâran derd berçînen.

354‏

 

به مژگان سيه کردی هزاران رخنه در دينم

بيا کز چشم بيمارت هزاران درد برچينم

 

الا ای همنشين دل که يارانت برفت از ياد

مرا روزی مباد آن دم که بی ياد تو بنشينم

جهان پير است و بی‌بنياد از اين فرهادکش فرياد

که کرد افسون و نيرنگش ملول از جان شيرينم

ز تاب آتش دوری شدم غرق عرق چون گل

بيار ای باد شبگيری نسيمی زان عرق چينم

جهان فانی و باقی فدای شاهد و ساقی

که سلطانی عالم را طفيل عشق می‌بينم

اگر بر جای من غيری گزيند دوست حاکم اوست

حرامم باد اگر من جان به جای دوست بگزينم

صباح الخير زد بلبل کجايی ساقيا برخيز

که غوغا می‌کند در سر خيال خواب دوشينم

شب رحلت هم از بستر روم در قصر حورالعين

اگر در وقت جان دادن تو باشی شمع بالينم

حديث آرزومندی که در اين نامه ثبت افتاد

همانا بی‌غلط باشد که حافظ داد تلقينم

**

KANIMA PARMAK BAN DA ALNINA BAS EY KÂFİR DİNLİ SEVGİLİ, ÂLEM DE SENİN KURBANIN OLDUĞUMU ANLASIN!

 

319.

Davacıların darılış ve kınayışlarını düşünüp çekinirsem sarhoşlukta, rintlikte, bulunamam, sarhoşluğun ve rintliğin hakkından gelemem ki.

Rintliği yeni öğrenenlerin zabitliği hiç de kötü bir yol değil ama bir kere âlemde adım kötüye çıkmış, artık ne iyilik düşünebilirim?

Bana başı dönmüş, kendinden geçmiş âşıkların padişahı de. Çünkü akıl eksikliği bakımından bütün âlemdekilerden ileriyim ben!

Kanıma parmak ban da alnına bas ey kâfir dinli sevgili, âlem de senin kurbanın olduğumu anlasın!

Sen bana bir itikat et, beni hoş gör de bırak artık Tanrı için olsun… bu hırka içinde dervişlikten ne kadar uzak olduğumu ne bil, ne öğren!

Rüzgâr, şu kanlar yağdıran şiirimi sevgiliye ulaştır.» o, kara kirpikleriyle can damarımdan yaraladı beni!

Ben ister rint olayım, ister şeyh. Kimseyle alışverişim yok. Sırrımın Hafız’ıyım, vaktimin ârifi! 

Ger men ezserzeniş-i mudde’iyan endîşem

Şîve-i mesti va rindi nereved ezpişem

341‏

 

گر من از سرزنش مدعيان انديشم

شيوه مستی و رندی نرود از پيشم

زهد رندان نوآموخته راهی بدهيست

من که بدنام جهانم چه صلاح انديشم

 

شاه شوريده سران خوان من بی‌سامان را

زان که در کم خردی از همه عالم بيشم

 

بر جبين نقش کن از خون دل من خالی

تا بدانند که قربان تو کافرکيشم

 

اعتقادی بنما و بگذر بهر خدا

تا در اين خرقه ندانی که چه نادرويشم

شعر خونبار من ای باد بدان يار رسان

که ز مژگان سيه بر رگ جان زد نيشم

 

من اگر باده خورم ور نه چه کارم با کس

حافظ راز خود و عارف وقت خويشم

 

**

SOFİ, GEL DE RİYA HIRKASINI ÇIKARALIM, ŞU MÜRAİLİK NAKŞINA BİR BUTLAN ÇİZGİSİ ÇEKELİM.

 

320.

Sofi, gel de riya hırkasını çıkaralım, şu mürailik nakşına bir butlan çizgisi çekelim.

Tekkemize gelen nezir ve niyaz paralarını şaraba harcedelim, riya hırkasını sürüyüp meyhane suyuna atalım.

Gayp perdesi altına gizlenmiş olan kaza mmmn yüzündeki örtüyü de sarhoşça çekip açalım.

Sarhoş bir halde sıçrayıp ârifler meclisinden şarabı yağma edelim, meclisteki güzeli de çekelim, kucaklayalım.

Şimdi cihandan kâm almaya bak. Can pılı pırtısını öbür dünyaya çektiğimiz gün Tanrı elbette günahları bağışlar.

Nende sevgilinin kaşırım bir işvesi ki yeni ay gibi felek topunu o altın çevgânla çelelim.

Yarın bize cennet bahçesini vermezlerse cennet köşkünden gılmanı, cennet bahçesinden huriyi çekip »lalım.

Hafız, bu çeşit lâflar etmek bizim hakkımız değil. Bilmem neden ayağımızı kilimimizden dışarıya uzatıyoruz?

Süfi biya ki hırka-i sâlûs berkeşım

Vin nafeş-ı zerleri hât-ı butlân beser keşim 

375‏

 

صوفی بيا که خرقه سالوس برکشيم

وين نقش زرق را خط بطلان به سر کشيم

 

نذر و فتوح صومعه در وجه می‌نهيم

دلق ريا به آب خرابات برکشيم

 

فردا اگر نه روضه رضوان به ما دهند

غلمان ز روضه حور ز جنت به درکشيم

 

بيرون جهيم سرخوش و از بزم صوفيان

غارت کنيم باده و شاهد به بر کشيم

 

عشرت کنيم ور نه به حسرت کشندمان

روزی که رخت جان به جهانی دگر کشيم

سر خدا که در تتق غيب منزويست

مستانه‌اش نقاب ز رخسار برکشيم

 

کو جلوه‌ای ز ابروی او تا چو ماه نو

گوی سپهر در خم چوگان زر کشيم

حافظ نه حد ماست چنين لاف‌ها زدن

پای از گليم خويش چرا بيشتر کشيم

**

GÜL, COŞTU, AÇILDI, BİZSE ONU ŞARAPLA TESKİN ETMEDİK. HÂSILI MAHRUMİYET VE HEVES ATEŞİYLE COŞMAKTAYIZ.

 

321.

Dostlar gül vakti işrete koyulmamız daha iyi. Gönül ehlinin sözüdür bu, canla başla dinleyeyim.

Kimsede bir kerem, bir ihsan yok, hal-, buki zevk ve neşe zamanı geçmekte., çaresi şu: Seccadeyi şaraba satalım.

Ferahlar bağışlayan ne hoş hava; Yarabbi bir güzel gönder de yüzünü seyrederek gül renkli şarap içelim.

Felek erganuncusu, hüner, ehlinin yolunu vurmakta., bu gussadan nasıl ağlamayalım, niçin coşmayalım ki?

Gül, coştu, açıldı, bizse onu şarapla teskin etmedik. Hâsılı mahrumiyet ve heves ateşiyle coşmaktayız.

Lâle kadehinden mevhum bir şarap içmedeyiz; kötü göz ırak olsun, çalgısız, şarapsız sarhoşuz!

Hafız, bu şaşılacak hal kime söylenebilir? öyle bülbülleriz ki gül mevsimi susmaktayız!

Dostan vakt-i gul an bih ki be’işret küşim

Suhan-i ehl-i dilesi in ki becan binyüşım

376‏

 

دوستان وقت گل آن به که به عشرت کوشيم

سخن اهل دل است اين و به جان بنيوشيم

 

نيست در کس کرم و وقت طرب می‌گذرد

چاره آن است که سجاده به می بفروشيم

خوش هواييست فرح بخش خدايا بفرست

نازنينی که به رويش می گلگون نوشيم

ارغنون ساز فلک رهزن اهل هنر است

چون از اين غصه نناليم و چرا نخروشيم

 

گل به جوش آمد و از می نزديمش آبی

لاجرم ز آتش حرمان و هوس می‌جوشيم

می‌کشيم از قدح لاله شرابی موهوم

چشم بد دور که بی مطرب و می مدهوشيم

حافظ اين حال عجب با که توان گفت که ما

بلبلانيم که در موسم گل خاموشيم

**

NİÇİN GELDİM, NENLEYİM? BELLİ OLMADI GİTTİ. YAZIK, YAZIK., KENDİ İYİMDEN BİLE GAFİLİM.

 

322.

Toz gibi olan tenim, can çehresine hicap olmakta. O yüzden perdeyi attığım an, ne güzel bir andır.

Bu çeşit kafes, benim gibi güzel bir kuşa lâyık değil. Rıdvan gülşenine gideyim, ben o yeşilliğe lâyıkım.

Niçin geldim, nenleyim? Belli olmadı gitti. Yazık, yazık., kendi iyimden bile gafilim.

Mukaddeslik âlemi fezasını nasıl dönüp dolayayım? Terkip yurtcağızmda ten kaydıyle mukayyedim!

Yüreğimin kanından iytiyak kokusu gelirse taacübetme. Huten ahusiyle derdimiz birdir bir, aynı derde tutulduk!

Altın sırmalarla bezenmiş gömleğime bakma. isinde gizli hararetler var.

Gel, Hafız’ın varlığım ortadan kaldır da sen varken kimse benden “benim” sözünü işitmesin!

Hicab-ı çihre-i can mıyeved ğubâr-ı tenem

 Hoşa demi ki ezan çihre perde berfukenem

342‏

 

حجاب چهره جان می‌شود غبار تنم

خوشا دمی که از آن چهره پرده برفکنم

چنين قفس نه سزای چو من خوش الحانيست

روم به گلشن رضوان که مرغ آن چمنم

 

عيان نشد که چرا آمدم کجا رفتم

دريغ و درد که غافل ز کار خويشتنم

 

چگونه طوف کنم در فضای عالم قدس

که در سراچه ترکيب تخته بند تنم

 

اگر ز خون دلم بوی شوق می‌آيد

عجب مدار که همدرد نافه ختنم

 

طراز پيرهن زرکشم مبين چون شمع

که سوزهاست نهانی درون پيرهنم

بيا و هستی حافظ ز پيش او بردار

که با وجود تو کس نشنود ز من که منم

**

AŞKIN VE TEMİZ RİNTLERİN DEVLETLERİ SAYESİNDE DAİMA MEYHANELERİN BAŞ KÖŞELERİNDE OTURURUM. 

 

323.

Kırk yıl, hattâ daha ziyade bir zamandır bu sözü söyler dururum. Ben, Pîr-i Mugânın kullarının en aşağısıyım.

Şarap satan ihtiyarın, lûtfiyle kadehim, sâf ve aydın şaraptan asla boş kalmadı.

Aşkın ve temiz rintlerin devletleri sayesinde daima meyhanelerin baş köşelerinde otururum. 

Tortulu şarap içiyor diye hakkımda kötü zanda bulunma; elbisem şaraba bulanmış ama eteğim tertemiz!

Benim gibi bir bülbülün, şu tatlı dille bu kafeste süsen gibi susup durması yazıktır!

Fars diyarının suyu, havası, ne tuhaf., aşağılık kişileri yetiştiriyor, yüceltiyor. Nerde tur temiz yoldaş, otağımızı buradan söküp götürelim artık!

Hafız, kadehi ne vaktedek hırka altında çekeceksin ki? Hâce’nin meclisinde yaptığın işin perdesini kaldırayım da gör!

Çil sâl reft-u bış ki in lâf mızenem

Kez çâkerân-ı pır-i muğam kemterin menem

343‏

 

چل سال بيش رفت که من لاف می‌زنم

کز چاکران پير مغان کمترين منم

 

هرگز به يمن عاطفت پير می فروش

ساغر تهی نشد ز می صاف روشنم

از جاه عشق و دولت رندان پاکباز

پيوسته صدر مصطبه‌ها بود مسکنم

 

در شان من به دردکشی ظن بد مبر

کلوده گشت جامه ولی پاکدامنم

شهباز دست پادشهم اين چه حالت است

کز ياد برده‌اند هوای نشيمنم

حيف است بلبلی چو من اکنون در اين قفس

با اين لسان عذب که خامش چو سوسنم

 

آب و هوای فارس عجب سفله پرور است

کو همرهی که خيمه از اين خاک برکنم

حافظ به زير خرقه قدح تا به کی کشی

در بزم خواجه پرده ز کارت برافکنم

 

تورانشه خجسته که در من يزيد فضل

شد منت مواهب او طوق گردنم

 

 

**

HAFIZ YANDI YAKILDI DA O GÖNÜLLER OKŞAYAN SEVGİLİ “HATIRINI KIRDIM, BARİ BİR MERHEM OLSUN YOLLAYAYIM” DEMEDİ!

 

324.

Dinim, bugün tamamıyle elimden gitme-den gel de söyle:   Aşkından ne fayda gördüm ki?

Derdin, ömrümün harmanım yele verdi ama aziz ayağının toprağına andolsun ki ahdimi bozmadım.

Zerre gibi hor hakirim ama bir bak, aşk devletiyle senin yüzünün havasına düşerek nasıl da ta güneşe kadar yüceldim, ta güneşe ulaştım!

Şarap sun., bir ömürdür, huzur ve istirahatle afiyet bucağında bir işret etmedim gitti 

Ey öğütçü, akıllı adamlarındansan sözünü toprağa salma, beyhude yere öğüt verme; çünkü ben sarhoşum, kulağıma öğüt girmez!

Sevgilinin huzurunda utangaçlığımdan nasıl başımı kaldırayım? Elimden ona lâyık bir hizmet gelmedi ki!

Hafız yandı yakıldı da o gönüller okşayan sevgili “Hatırını kırdım, bari bir merhem olsun yollayayım” demedi!

Beğayr ezan ki bişud din-u diniş ezdestem

Biyâ bigü ki zi’ışket çi tarf berbestem

315‏

 

به غير از آن که بشد دين و دانش از دستم

بيا بگو که ز عشقت چه طرف بربستم

 

اگر چه خرمن عمرم غم تو داد به باد

به خاک پای عزيزت که عهد نشکستم

چو ذره گر چه حقيرم ببين به دولت عشق

که در هوای رخت چون به مهر پيوستم

بيار باده که عمريست تا من از سر امن

به کنج عافيت از بهر عيش ننشستم

 

اگر ز مردم هشياری ای نصيحتگو

سخن به خاک ميفکن چرا که من مستم

 

چگونه سر ز خجالت برآورم بر دوست

که خدمتی به سزا برنيامد از دستم

بسوخت حافظ و آن يار دلنواز نگفت

که مرهمی بفرستم که خاطرش خستم

**

BU MEYHANE SÂKİSİNDEN TAKVA UMMA, İBADET GÖZLEME. ÇÜNKÜ YARATILDIĞIM ANDAN BERİ RİNTLERİN HİZMETİNDEN DEM VURMAKTAYIM.

 

325..

Dün gece bir hasta gibi halsiz ve mahmur bakan gözlerin beni benden alır, takatsiz bir hale koyardı; fakat yine dudağının lûtfiyle canlanır, kendime gelirdim.

Miskler kokan ve misk gibi siyah olan hattına bugünden âşık değilim! Nice zamandır bu hilâli kadehle sarhoşum ben.

Sebatımdan dolayı şu hal bana ne hoş geldi: Cevretsen de yine senden vazgeçmedim, yine senden usanmadım!

Bu meyhane sâkisinden takva umma, ibadet gözleme. Çünkü yaratıldığım andan beri rintlerin hizmetinden dem vurmaktayım.

Aşıkın yolunda ölümden sonra da yüzlerce tehlike var. Bunu düşün de sakın ömrüm bitti, artık kurtuldum deme!

Bundan böyle hasetlinin oku ucundan ne gam., yay kaslı sevgilime kavuştum artık!

Akik hokkasına benzeyen dudağını öpmek gayri bana helâldir. Çünkü zulümlerde, cefalarda bulunduğun halde sevginden geçmedim, vefayı bırakmadım,

Hafız’ın ilim rütbesi feleğe kadar yücelmişti.. fakat senin yüce şimşada benzer boyunun gamı, beni böyle alçattı işte.

Bir asker güzeli, gönlümü alıp gitti Padişahın inayeti, elimi tutmazsa vay halime!

Düş Bimari-i çeşm-i tu biburd ezdestem

Leykin ez lutf-i lebet şüret-i can mibestem

غزل  314‏

 

دوش بيماری چشم تو ببرد از دستم

ليکن از لطف لبت صورت جان می‌بستم

عشق من با خط مشکين تو امروزی نيست

ديرگاه است کز اين جام هلالی مستم

از ثبات خودم اين نکته خوش آمد که به جور

در سر کوی تو از پای طلب ننشستم

عافيت چشم مدار از من ميخانه نشين

که دم از خدمت رندان زده‌ام تا هستم

 

در ره عشق از آن سوی فنا صد خطر است

تا نگويی که چو عمرم به سر آمد رستم

بعد از اينم چه غم از تير کج انداز حسود

چون به محبوب کمان ابروی خود پيوستم

بوسه بر درج عقيق تو حلال است مرا

که به افسوس و جفا مهر وفا نشکستم

 

صنمی لشکريم غارت دل کرد و برفت

آه اگر عاطفت شاه نگيرد دستم

 

رتبت دانش حافظ به فلک برشده بود

کرد غمخواری شمشاد بلندت پستم

**

GÜZELİN LUTFÜ BELÂ TUZAĞI, BAKIŞI BELÂ OKUDUR. GÜZEL, SANA ETTİĞİM NASİHATLERİ BİR HATIRLA!

 

326.

Nice zamandır meyhanede hizmet etmekteyim Yokluk elbisesine büründüğüm halde devlet ehlinin işini işlemekteyim.

Güzel yürüyüştü sülünü, ne vakit vuslat tuzağına düşüreceğim diye pusuya girmiş, fırsat kolluyorum.

Vaizimiz hak kokuşunu bile duymamış, bu sözü iyice işit Gıybet etmiyorum ha, yüzüne karşı da söylemekteyim zaten.

Civarının toprağı, bundan fazla zahmetimize tahammül etmez doğrusu. Lûtuflarda bulundun güzelim, Allaha ısmarladık, ben de zahmeti azaltıyorum artık. 

* Güzelin lutfü belâ tuzağı, bakışı belâ okudur. Güzel, sana ettiğim nasihatleri bir hatırla!

Ey ayıplan örten kerem sahibi, kötü görenlerin gözlerini ört, halvet bucağındaki cüretlerini yüzlerine vurma, sırlarımı açma!

Bir toplulukta Hafız’ım, bir mecliste ayyaş, halkla oynadığım şu oyuna bir bak hele!

 

Rûzgari şud ki dermeyhâne hidmet mikunem

Der libas-ı fakr kâr-ı ehl-i dovlet mikunem

352‏

 

روزگاری شد که در ميخانه خدمت می‌کنم

در لباس فقر کار اهل دولت می‌کنم

تا کی اندر دام وصل آرم تذروی خوش خرام

در کمينم و انتظار وقت فرصت می‌کنم

واعظ ما بوی حق نشنيد بشنو کاين سخن

در حضورش نيز می‌گويم نه غيبت می‌کنم

با صبا افتان و خيزان می‌روم تا کوی دوست

و از رفيقان ره استمداد همت می‌کنم

خاک کويت زحمت ما برنتابد بيش از اين

لطف‌ها کردی بتا تخفيف زحمت می‌کنم

زلف دلبر دام راه و غمزه‌اش تير بلاست

ياد دار ای دل که چندينت نصيحت می‌کنم

ديده بدبين بپوشان ای کريم عيب پوش

زين دليری‌ها که من در کنج خلوت می‌کنم

حافظم در مجلسی دردی کشم در محفلی

بنگر اين شوخی که چون با خلق صنعت می‌کنم

**

ŞEYHİM HİDDETLE “HAYDİ, ARTIK BIRAK AŞKI” DEDİ. KARDEŞ, SAVAŞA HACET YOK, BU İŞİ YAPAMIYORUM!

 

327.

Ben, güzelleri sevmeyi ve şarap içmeyi terk edemiyorum, yüzlerce defadır tövbe ettim, artık tövbe de edemeyeceğim.

Cennet bağını, Tûba gölgesini, köşkleri, hurileri sevgilinin yurdunun toprağıyla bir göremiyorum.

Nazar ehlinin telkini, dersi, bir işaretten ibarettir. Bir kinayedir söyledim, gayri bunu tekrarlayanı am.

Meyhanede başkaldırmadıkça, meyhaneye varmadıkça başımdan bile haberim yok mu yok!

Şeyhim hiddetle “Haydi, artık bırak aşkı” dedi. Kardeş, savaşa hacet yok, bu işi yapamıyorum!

Öğütçü beni kınadı da “Haramdır, şarap içme” dedi. Dedim ki:

Ben, bir eşeğin sözüne baş üstüne diyemem ki!

Bu takvam yeter… şehir güzelleriyle minber üstünde naza, işveye girişemiyorum.

Hafız, Pîr-i Mugânın eşiği devlet kapısıdır. Bu kapının toprağını öpmekten vazgeçemiyorum!

Men terk-i ışkbizi vu sağar nemîkunem

Sad bâr tövbe kerdem-u dlgar nemikunem

353‏

 

من ترک عشق شاهد و ساغر نمی‌کنم

صد بار توبه کردم و ديگر نمی‌کنم

باغ بهشت و سايه طوبی و قصر و حور

با خاک کوی دوست برابر نمی‌کنم

تلقين و درس اهل نظر يک اشارت است

گفتم کنايتی و مکرر نمی‌کنم

هرگز نمی‌شود ز سر خود خبر مرا

تا در ميان ميکده سر بر نمی‌کنم

ناصح به طعن گفت که رو ترک عشق کن

محتاج جنگ نيست برادر نمی‌کنم

اين تقواام تمام که با شاهدان شهر

ناز و کرشمه بر سر منبر نمی‌کنم

حافظ جناب پير مغان جای دولت است

من ترک خاک بوسی اين در نمی‌کنم

**

“NEFİS YOLUNDA GÖNLÜMÜZ PUTHANE OLDU. BİR AH OKU ATALIM, BİR SAVAŞTA BULUNALIM.

 

328.

Bir gece elimizi kaldıralım, bir duada bulunalım da ayrılığın derdine bir yerden çare bulalım.

Gönül, yoldaşlarınn elinden hastalandı. Bir yardımcı çıksa da bir doktora götürsek, bir devada bulunsak.

Neşenin kökü kurudu, meyhane yolu nerde? O suyla, o hava ile neşeyi bir geliştirelim, kendine gelsin, boy versin!

Suçsuz olduğum halde beni incitip, kılıçlayıp gideni Allah için olsun yine getirin de bir safa bulalım.

“Nefis yolunda gönlümüz puthane oldu. Bir ah oku atalım, bir savaşta bulunalım.

Gönül, rintlerin gönlünden yardım iste. Yoksa bu pek güç bir iş, bir hatada bulunmayalım sakın!

Anlayışı dar kuşun gölgesinden hiç bir şey elde edilmez. Bir devlet kuşunun kutlu gölgesini isteyelim.

Gönlüm sabır perdesini kaldırdı; güzel sözlü Hafız nerde? Gelsin de gazeliyle zevk u safa edelim:

Mâ şebi dest-u berârim du’âyi bikunim

Ğam-ı hicrân-ı tura çâre zicâyi bikunim

377‏

 

ما شبی دست برآريم و دعايی بکنيم

غم هجران تو را چاره ز جايی بکنيم

‏          

دل بيمار شد از دست رفيقان مددی

تا طبيبش به سر آريم و دوايی بکنيم

آن که بی جرم برنجيد و به تيغم زد و رفت

بازش آريد خدا را که صفايی بکنيم

 

خشک شد بيخ طرب راه خرابات کجاست

تا در آن آب و هوا نشو و نمايی بکنيم

مدد از خاطر رندان طلب ای دل ور نه

کار صعب است مبادا که خطايی بکنيم

سايه طاير کم حوصله کاری نکند

طلب از سايه ميمون همايی بکنيم

دلم از پرده بشد حافظ خوشگوی کجاست

تا به قول و غزلش ساز نوايی بکنيم

**

MEYHANE KAPISINI AÇ; ÇÜNKÜ HİÇ BU TEKKEDE FEYZ KAPISI AÇILMADI. İSTER İNAN, İSTER İNANMA; SÖZ BUNDAN İBARET, İŞTE ONU DA SÖYLEDİK!

 

329.

Bizden ne iyilik bekliyor, ne ibadet arıyorsun ki? Sarhoşlara salâ dedik, onları işret meclisine çağırdık… sarhoş gözünün hükmettiği şu devirde selâmeti “Hadi, hayra karşı güle güle,, diye dualar ederek yolladık gitti!

Meyhane kapısını aç; çünkü hiç bu tekkede feyz kapısı açılmadı. İster inan, ister inanma; söz bundan ibaret, işte onu da söyledik!

Sâki, gözünden haraboldum, yıkıldım ama dosttan gelen belâya binlerce defa merhaba, hoş geldin dedim.

Boyuna şimşir dedim ama sözümden de o kadar utandım ki., neden bu benzetişte bulundum, niçin böyle bir bühtan ettim acaba?

Eğer bana acımazsan sonucu pişman olursun, bu söze nişan koy, bunu sana nerde söylediğimi hatırında tut! 

Ciğerim nafe gibi kan kesildi, saçını Çin’e benzeterek söylediğim yanlış sözün cezası bundan da aşağı olmazdı elbette.

Hafız, sen ateş kesildin, fakat sevgiliye hiç bir tesiri olmadı ki! Sanki sabah rüzgârına gülün vefasızlığını söylemişiz!

Salâh ez mâ çi mıcüyi ki mestanrâ salâ guftim

Be devri nerkisi mestet selâmetrâ du’â guftim

370‏

 

صلاح از ما چه می‌جويی که مستان را صلا گفتيم

به دور نرگس مستت سلامت را دعا گفتيم

 

در ميخانه‌ام بگشا که هيچ از خانقه نگشود

گرت باور بود ور نه سخن اين بود و ما گفتيم

 

من از چشم تو ای ساقی خراب افتاده‌ام ليکن

بلايی کز حبيب آيد هزارش مرحبا گفتيم

اگر بر من نبخشايی پشيمانی خوری آخر

به خاطر دار اين معنی که در خدمت کجا گفتيم

قدت گفتم که شمشاد است بس خجلت به بار آورد

که اين نسبت چرا کرديم و اين بهتان چرا گفتيم

 

جگر چون نافه‌ام خون گشت کم زينم نمی‌بايد

جزای آن که با زلفت سخن از چين خطا گفتيم

تو آتش گشتی ای حافظ ولی با يار درنگرفت

ز بدعهدی گل گويی حکايت با صبا گفتيم

 

**

BİR KERECİK BAK DİYE GÖZÜMÜ, SENİN MURAT EŞİĞİNE DİKTİM, GÖZLERİM SENDE. SENSE BENİ GÖZDEN ÇIKARDIN GİTTİ.

 

330.

Sen sabaha benziyorsun, ben de seher vaktinde yapayalnız yanıp yakılan muma. Bir gül, bir açıl da gör, nasıl sana can veriyorum.

Gönlümde serkeş saçlarının dağı varken ölsem bile toprağım menekşelik kesilir.

Bir kerecik bak diye gözümü, senin murat eşiğine diktim, gözlerim sende. Sense beni gözden çıkardın gitti.

Ey gam askeri, sana nasıl şükredeyim? Tanrı korusun, bari sen kimsesizlik günümde başımdan ayrılmıyorsun.

Göz bebeklerime kul olayım, gönlü kara, merhametsiz olmakla beraber gönülden çektiklerimi sayıp dökmeye başladım mı bana acıyıp da binlerce katra yağdırıyor, halime ağlayıp duruyorlar!

Güzelimiz herkese görünmekte, cüvelenmekte.. fakat benim gördüğüm bu cilveyi gören yok, bana göründüğü gibi kimseye görünmüyor!

Sevgili, Hafız’ın toprağına rüzgâr gibi uğrarsa o daracık yerin içinde şevkimden kefenimi paramparça ederim!

Tu hemçu subhi vu men şem’i halveti seherem Tebessümi kunu can bin ki çun hemisupurem

330‏

 

تو همچو صبحی و من شمع خلوت سحرم

تبسمی کن و جان بين که چون همی‌سپرم

چنين که در دل من داغ زلف سرکش توست

بنفشه زار شود تربتم چو درگذرم

بر آستان مرادت گشاده‌ام در چشم

که يک نظر فکنی خود فکندی از نظرم

چه شکر گويمت ای خيل غم عفاک الله

که روز بی‌کسی آخر نمی‌روی ز سرم

غلام مردم چشمم که با سياه دلی

هزار قطره ببارد چو درد دل شمرم

 

به هر نظر بت ما جلوه می‌کند ليکن

کس اين کرشمه نبيند که من همی‌نگرم

به خاک حافظ اگر يار بگذرد چون باد

ز شوق در دل آن تنگنا کفن بدرم

**

YOLUNDA KALEM GİBİ BAŞIMIN KESİLMESİ BİLE İCABETSE YARALI GÖNÜLLE, AĞLAR GÖZLE YOLA DÜŞECEĞİM.

 

331.

Bu yıkık konaktan yürüyeceğim, canımın rahatını arayacağım, sevgilinin ardına düşüp gideceğim gün ne kutlu gündür!

Bilirim, gerçi garip hiç bir yere yol bulamaz. Fakat ben, o dağınık saçların kokusuna uyup gideceğim.

Gitmeye kudretim yok ama seher yeli gibi hasta gönülle, takatsiz bedenle o salınan selvinin havasına uyup yola düşeceğim.

Gönlüm, İskender zindanının vahşetinden bıktı artık. Dengimi bağladım, Süleyman ülkesine kadar yollanacağım.

Yolunda kalem gibi başımın kesilmesi bile icabetse yaralı gönülle, ağlar gözle yola düşeceğim.

•* Bu gamdan günün birinde kurtulursam nezrettim, meyhane kapışma kadar neşeli ve gazel okuya okuya gideceğim.

Onun aşkıyle zerre gibi raksederek ta parlak güneş çeşmesinin kıyısına kadar varacağım.

* Atlılar, ağır yüklülerin halini anlamazlar,, onlara ne gam var ki? Ey zahitler, bir himmet edin de, hoş kolay, sağ esen gideyim.

Hafız gibi ayrılık çölünden dışarı çıkmaya bir yol bulamazsam devranın vezirine uyar, onun maiyetine karışır, onlarla yoldaş olur da giderim.

Hurrem an rüz kezin menzili viran birevem

Râhati can talabem derpeyi cânan birevem

359‏

 

خرم آن روز کز اين منزل ويران بروم

راحت جان طلبم و از پی جانان بروم

گر چه دانم که به جايی نبرد راه غريب

من به بوی سر آن زلف پريشان بروم

دلم از وحشت زندان سکندر بگرفت

رخت بربندم و تا ملک سليمان بروم

 

چون صبا با تن بيمار و دل بی‌طاقت

به هواداری آن سرو خرامان بروم

در ره او چو قلم گر به سرم بايد رفت

با دل زخم کش و ديده گريان بروم

 

نذر کردم گر از اين غم به درآيم روزی

تا در ميکده شادان و غزل خوان بروم

 

به هواداری او ذره صفت رقص کنان

تا لب چشمه خورشيد درخشان بروم

 

تازيان را غم احوال گران باران نيست

پارسايان مددی تا خوش و آسان بروم

ور چو حافظ ز بيابان نبرم ره بيرون

همره کوکبه آصف دوران بروم

 

**

AŞK MEYHANESİNİN KAPISINA KULAĞI KÜPELİ BİR KUL OLALI HER AN YEM BİR GAM BENİ KUTLAMAYA GELMEKTE!

 

332.

Açık söylüyorum, bu sözümden de neşelenmekteyim, gönlüm sevinçle dolu, aşk kuluyum, iki cihandan da hürüm!

Mukaddeslik gülşeninin kuşuyum. Bu hâdise tuzağına nasıl düştüm, bu ayrılığı nice anlatayım ?

Ben melektim, cennet de makamımdı, beni bu çok harap yere Âdem getirdi!

Senin civansın havasıyle Tûba ağacının gölgesi de hatırımdan çıktı, hurinin gönül alıcılığı da, havuz kıyısı da!

Gönlümün levhinde sevgilinin elif boyundan başka bir harf yok. Hocam, başka bir harf belletmediyse ben ne yapayım?

Bahtımın yıldızını hiç bir müneccim tanımadı Yarabbi, ben bu cihan anasından ne talihle doğdum ki?

Aşk meyhanesinin kapısına kulağı küpeli bir kul olalı her an yem bir gam beni kutlamaya gelmekte!

Gözbebeğim, gönlümün kanını içmekte, lâyık da. Neden insanların gözbebeğine gönül verdim?

Hafız’ın yüzünü saçlarınla gözyaşlarından ant. Yoksa bu daimî sel, temelimi yıkacak!

Faş migüyemu ezguftei hod dilşadem

Bendei ışkam u ezher du cihan azadem

317‏

 

فاش می‌گويم و از گفته خود دلشادم

بنده عشقم و از هر دو جهان آزادم

 

طاير گلشن قدسم چه دهم شرح فراق

که در اين دامگه حادثه چون افتادم

 

من ملک بودم و فردوس برين جايم بود

آدم آورد در اين دير خراب آبادم

 

سايه طوبی و دلجويی حور و لب حوض

به هوای سر کوی تو برفت از يادم

نيست بر لوح دلم جز الف قامت دوست

چه کنم حرف دگر ياد نداد استادم

 

کوکب بخت مرا هيچ منجم نشناخت

يا رب از مادر گيتی به چه طالع زادم

تا شدم حلقه به گوش در ميخانه عشق

هر دم آيد غمی از نو به مبارک بادم

می خورد خون دلم مردمک ديده سزاست

که چرا دل به جگرگوشه مردم دادم

 

پاک کن چهره حافظ به سر زلف ز اشک

ور نه اين سيل دمادم ببرد بنيادم

 

**

EY SEHER YELİ, SELÂMINI ONA ARZ ET; SEHER ÇAĞLARINDA BENİ DUADAN UNUTMASIN!

 

333.

Ben kim oluyorum ki o güzel hatırından geçeyim, senin gönlüne gelmiş olayım? Ey kapısının toprağı başımın tacı güzel, sen lûtuflarda bulunuyorsun.

Sevgili, kula bakmayı, kulu görüp gözetmeyi sana kim öğretti, söyle. Çünkü ben, yoldaşlardan böyle bir şey ummuyorum doğrusu.

Ey kutsî kuş, himmetini yoluma kılavuz et, çünkü gideceğim yol uzun, ben de yeni sefere çıkmış birisiyim.

Ey seher yeli, selâmını ona arz et; seher çağlarında beni duadan unutmasın!

O kutlu günü istiyorum ki bu konaktan göçümü bağlayıp kaldırayım, dostlar, benî, artık senin civarından sorsunlar!

Hafız, vuslat devletini dilerken gözümden akan yaşları deniz haline getirsem ve o denizde dalgalanıp yüzsem bile değer.

Nazım mertebesi yüksektir, cihanı istilâ eder., zamanın padişahına söyle de meydana getirdiğim bu incileri övsün!

Men ki bâşem ki beran hatrı a’tır guzerem

Lûtfhâ mıkuni ey haki deret tâcı serem

328‏

 

من که باشم که بر آن خاطر عاطر گذرم

لطف‌ها می‌کنی ای خاک درت تاج سرم

دلبرا بنده نوازيت که آموخت بگو

که من اين ظن به رقيبان تو هرگز نبرم

 

همتم بدرقه راه کن ای طاير قدس

که دراز است ره مقصد و من نوسفرم

 

ای نسيم سحری بندگی من برسان

که فراموش مکن وقت دعای سحرم

خرم آن روز کز اين مرحله بربندم بار

و از سر کوی تو پرسند رفيقان خبرم

حافظا شايد اگر در طلب گوهر وصل

ديده دريا کنم از اشک و در او غوطه خورم

پايه نظم بلند است و جهان گير بگو

تا کند پادشه بحر دهان پرگهرم

**

ŞARAP SATANLARA DUA EDERSEM NE VAR Kİ? NİMET HAKKINI ÖDÜYORUM.

 

334.

Elimin kısalığı yüzünden yük altındayım. Bu yüzden yüce boylulardan utanıyorum.

Kıl gibi ince belin elime girerse ne âlâ… yoksa başımı şeydalığa verdim gitti!

Kâinatın ahvalini gözümden sor. Çünkü geceleri sabaha kadar yıldız saymadayım.

Beni zemane sırrından agâh etti… bundan dolayı şükrane olarak kadehin dudağından öpüyorum.

Koluma çok şükretmedeyim, ondan çok memnunum… halkı incitmeye kudretim yok!

Şarap satanlara dua edersem ne var ki? Nimet hakkını ödüyorum.

Hafız gibi sarhoş bir kafam var. Fakat yine ondan lütuf göreceğimi umuyorum.

*• Gözyaşı yerine İnciler yağdırsam sen yine onları toprağımdan almak bile istemiyorsun!

Zidesti kütehî hod zıri barem

Ki ezbâlâbulendan şermsârem

323‏

 

ز دست کوته خود زير بارم

که از بالابلندان شرمسارم

 

مگر زنجير مويی گيردم دست

وگر نه سر به شيدايی برآرم

ز چشم من بپرس اوضاع گردون

که شب تا روز اختر می‌شمارم

بدين شکرانه می‌بوسم لب جام

که کرد آگه ز راز روزگارم

 

اگر گفتم دعای می فروشان

چه باشد حق نعمت می‌گزارم

من از بازوی خود دارم بسی شکر

که زور مردم آزاری ندارم

سری دارم چو حافظ مست ليکن

به لطف آن سری اميدوارم

**

TAKVA VE SARHOŞLUK, NE BENİM ELİMDEDİR, NE ENİN ELİNDE! EZEL SULTAM, NEYİ YAP DEDİYSE YAPTIM!

 

335.

Yıllardır aklın fetvasıyle ihtirası zindana kapatmak için rintlerin gittikleri yola gittim, onların izlerini izledim.

 Ben Ankanın konağına varmak için kendi kendime yola girmedim ki. Bu konakları Süleyman’ın kuşıyle geçtim.

Neye alıştınsa onları terk et, onlara aykm olan şeylere yapış da muradına er. Çünkü ben bu cemiyete o dağınık saçlara uydum da eriştim.

Sâkinin dudağını öpmeye tövbe ettim. Fakat şimdi neden bilmezlere kulak astım diye dudağımı dişleyip durmaktayım.

Takva ve sarhoşluk, ne benim elimdedir, ne enin elinde! Ezel sultam, neyi yap dediyse yaptım!

Bir hayli müddet meyhane kapıcılığında bulundum, ama yine Tanrı lûtfundan ümidimi kesmemekte, yine Firdevs cennetine tamah etmekteyim.

Kocalmış olduğum halde Yusuf, sohbetiyle bu ak saçlı başımı okşamakta, beni ağırlamakta. Bu devlet, Külbei ahzandaki sabrımın ecri.

Kur’an’ın devleti sayesinde nail olduğum nimete felek mihrabında hiç bir Hafız nail olmamıştır.

Gazel divanının baş köşesinde otursam şaşılacak ne var ki? Yıllardır Sahib-divan’ın kulluğunda bulundum.

Sâlhâ peyrevii mezhebi rindan kerdem

Tâ be fetvii hired hırs be zindan kerdem

319‏

 

سال‌ها پيروی مذهب رندان کردم

تا به فتوی خرد حرص به زندان کردم

من به سرمنزل عنقا نه به خود بردم راه

قطع اين مرحله با مرغ سليمان کردم

 

سايه‌ای بر دل ريشم فکن ای گنج روان

که من اين خانه به سودای تو ويران کردم

توبه کردم که نبوسم لب ساقی و کنون

می‌گزم لب که چرا گوش به نادان کردم

در خلاف آمد عادت بطلب کام که من

کسب جمعيت از آن زلف پريشان کردم

 

نقش مستوری و مستی نه به دست من و توست

آن چه سلطان ازل گفت بکن آن کردم

 

دارم از لطف ازل جنت فردوس طمع

گر چه دربانی ميخانه فراوان کردم

اين که پيرانه سرم صحبت يوسف بنواخت

اجر صبريست که در کلبه احزان کردم

 

صبح خيزی و سلامت طلبی چون حافظ

هر چه کردم همه از دولت قرآن کردم

 

گر به ديوان غزل صدرنشينم چه عجب

سال‌ها بندگی صاحب ديوان کردم

**

YOLDAŞ, TANRI İÇİN OLSUN BANA YARDIM ET DE BİR KERE DAHA MEYHANE CİVARINDA BAYRAĞIMI YÜCELTEYİM.

 

336.

Akşam garipliği bastı, namaz vakti oldu da ağlamaya başladım mı gariplere lâyık mersiyeler tutturur, efsaneler söylerim.

Sevgilimi ve ülkemi hatırlayıp öyle ağlayayım ki yeryüzünden sefer âdetini kaldırayım!

Sevgilinin diyarındanım, garip elden değil… Tanrı, bir kere daha beni arkadaşlarıma ulaştır!

Yoldaş, Tanrı için olsun bana yardım et de bir kere daha meyhane civarında bayrağımı yücelteyim.

Akıl, ihtiyarlığı nasıl hesaba katabilir ki yine çocukluk çağında bulunan bir güzelle aşk oyununa giriştim.

Azizim, sabah rüzgâriyle şimal rüzgârından başka beni tanıyan yok. Rüzgârdan başka demsaam yok ki! 

Sevgilinin konağının havası abıhayatım ızdır. Ey sabah rüzgârı, Şiraz toprağından bir esinti getir!

Göz yaşlarım aktı ve ayıbımı yüzüme karşı söyledi, sırrımı faş etti gitti. Kimden şikâyet edeyim? Beni koğulayan evimde, ev halkından!

Sabah çağı zührenin çenginden duydum, diyordu ki: Lehçesi ve sesi hoş Hafız’ın kuluyum ben!

Nemâzı şâmı gariban çû girye âğâzem

Be müyehâyı ğaribâne kıssa perdâzem

333‏

 

نماز شام غريبان چو گريه آغازم

به مويه‌های غريبانه قصه پردازم

به ياد يار و ديار آن چنان بگريم زار

که از جهان ره و رسم سفر براندازم

 

من از ديار حبيبم نه از بلاد غريب

مهيمنا به رفيقان خود رسان بازم

 

خدای را مددی ای رفيق ره تا من

به کوی ميکده ديگر علم برافرازم

خرد ز پيری من کی حساب برگيرد

که باز با صنمی طفل عشق می‌بازم

بجز صبا و شمالم نمی‌شناسد کس

عزيز من که بجز باد نيست دمسازم

 

هوای منزل يار آب زندگانی ماست

صبا بيار نسيمی ز خاک شيرازم

سرشکم آمد و عيبم بگفت روی به روی

شکايت از که کنم خانگيست غمازم

 

ز چنگ زهره شنيدم که صبحدم می‌گفت

غلام حافظ خوش لهجه خوش آوازم

 

**

MEYHANE YOKSULUYUM, FAKAT BİR BAK, SARHOŞ OLDUM MU FELEĞE NAZLANIR, YILDIZLARA HÂKİM KESİLİRİM.

 

337.

Seher çağında şaraptan tövbe etmeyi kurdum. Fakat tövbeleri bozan bahar mevsimi geliyor, ne yapayım?

Dosdoğru söylüyorum; erler şarap içsinler de ben karşıdan bakayım; bunu görmeye tahammülüm yok.

Lâle zamanı musiki meclisinden kaçar, bir kenara çekilirsem aklımdan zorum var, beni tedavi edin!

Mademki sevgilinin yüzünden murat gülü açıldı, artık düşman başım hangi taş pekse ona vursun!

Gül tahtana bir güzeli sultan gibi çıkarıp ona sümbülden gerdanlık, yaseminden bilezik takacağım.

Meyhane yoksuluyum, fakat bir bak, sarhoş oldum mu feleğe nazlanır, yıldızlara hâkim kesilirim.

Padişah meclisini hatırlayıp gonca gibi gülümseyerek kadehi alır, neşemden libasımı yırtarım.

Haram lokmadan çekinmemin imkânı ve yolu yokken neden şarap içen rindi kınayayım?

Hafız, gizlice şarap içmekten usandı., sırrını çenk ve ney sesiyle açığa vuracağım.

Be azmi tovbe seher güftem istihare kunem

Behârı tovbeşiken miresed çi çâre kunem

350‏

 

به عزم توبه سحر گفتم استخاره کنم

بهار توبه شکن می‌رسد چه چاره کنم

سخن درست بگويم نمی‌توانم ديد

که می خورند حريفان و من نظاره کنم

چو غنچه با لب خندان به ياد مجلس شاه

پياله گيرم و از شوق جامه پاره کنم

 

به دور لاله دماغ مرا علاج کنيد

گر از ميانه بزم طرب کناره کنم

 

ز روی دوست مرا چون گل مراد شکفت

حواله سر دشمن به سنگ خاره کنم

 

گدای ميکده‌ام ليک وقت مستی بين

که ناز بر فلک و حکم بر ستاره کنم

 

مرا که نيست ره و رسم لقمه پرهيزی

چرا ملامت رند شرابخواره کنم

 

به تخت گل بنشانم بتی چو سلطانی

ز سنبل و سمنش ساز طوق و ياره کنم

 

ز باده خوردن پنهان ملول شد حافظ

به بانگ بربط و نی رازش آشکاره کنم

**

SABAH RÜZGÂRI GÜL MECMUASINI LÜTUF SUYU İLE YIKADIKTAN SONRA ARTIK BEN DEFTER SAYFASINA BAKARSAM BANA SAPIK VE TABİATSIZ ADINI TAK!

 

338.

Ben güzeli ve şarabı terk edecek rint değilim. Muhtesip de bilir ki ben bu işleri pek az yaparım.

Tövbekârları defalarca ayıpladığım halde, deliyim gül mevsimi şaraba tövbe edersem.

Sabah rüzgârı gül mecmuasını lütuf suyu ile yıkadıktan sonra artık ben defter sayfasına bakarsam bana sapık ve tabiatsız adını tak!

Lâle, eline şarap kadehini almış, nergis sarhoş… Fakat günahkârlıkla sade bizim adımız çıkmış. Davam çok ama Yarabbi, kimi hâkim yapayım ?

Aşk bir incidir, meyhane deniz, ben de dalgıç? O denize bir kere daldım, bakalım nereden başımı çıkaracağım?

Yokluk tozlarına bulandım ama eteğimi güneş çeşmesiyle bile ıslatmak himmete sığmaz!

Yoksullukta bile elimde sultan hâzinesi var. Aşağılık kişileri yetiştiren feleğin dönüşüne neye tamah edeyim?

Ey şehri birbirine katan güzelim, bir an olsun dizginini zaptet de yoluna göz yaşlarımı serpeyim, yüzümü döşeyeyim… Yolunu incilerle altınlarla bezeyeyim.

• Göz yaşlarından yakut ve lâle dolu hâzinelerim var. Neden yıldızı yüce güneşin feyzine göz dikeyim?

Feleğin ahdü peymanına o kadar itibar edilmez. Bundan böyle ahdedersem de kadehle ederim, şart edersem de!

Sevgili, âşıkların ateş içinde kalmalarını istiyorsa kevser çeşmesine bile bakarsam gözüm kör olsun!

Dün gece lâl dudakları Hafız’a işvelendi ama ben bu masallara inanacak adam mıyım ?

Men ne an rinedem ki terki şâhedu sağar kunem Muhtesib dâned ki men in karha kemter kunem

346‏

 

من نه آن رندم که ترک شاهد و ساغر کنم

محتسب داند که من اين کارها کمتر کنم

 

من که عيب توبه کاران کرده باشم بارها

توبه از می وقت گل ديوانه باشم گر کنم

عشق دردانه‌ست و من غواص و دريا ميکده

سر فروبردم در آن جا تا کجا سر برکنم

 

لاله ساغرگير و نرگس مست و بر ما نام فسق

داوری دارم بسی يا رب که را داور کنم

بازکش يک دم عنان ای ترک شهرآشوب من

تا ز اشک و چهره راهت پرزر و گوهر کنم

 

من که از ياقوت و لعل اشک دارم گنج‌ها

کی نظر در فيض خورشيد بلنداختر کنم

 

چون صبا مجموعه گل را به آب لطف شست

کجدلم خوان گر نظر بر صفحه دفتر کنم

 

عهد و پيمان فلک را نيست چندان اعتبار

عهد با پيمانه بندم شرط با ساغر کنم

 

من که دارم در گدايی گنج سلطانی به دست

کی طمع در گردش گردون دون پرور کنم

گر چه گردآلود فقرم شرم باد از همتم

گر به آب چشمه خورشيد دامن تر کنم

 

عاشقان را گر در آتش می‌پسندد لطف دوست

تنگ چشمم گر نظر در چشمه کوثر کنم

 

دوش لعلش عشوه‌ای می‌داد حافظ را ولی

من نه آنم کز وی اين افسانه‌ها باور کنم

**

AMEL DEFTERİMİN KARALIĞINDAN KORKMAM. MAHŞER GÜNÜ, ONUN FEYZİYLE BUNUN GİBİ YÜZLERCE DEFTERİ DÜRER, DEVŞİRİRİM!

 

339.

Gül mevsiminde şarabı terk edeyim… hâşâ, ben akıllılıktan dem vurmaktayım. Bu işi nasıl yaparım? 

Nerde mutrıp? Gelsin de bütün zahitlik ve bilgi mahsulünü çenk ve ney sesine feda edeyim?

Gönlüm, medrese kıylükaalinden iğrendi, yeter., bir müddet de sevgiliye ve şaraba hizmet edeyim.

Sabah rüzgârı habercisi nerde? Gelsin de o talihi kutlu, o kademi yomlu vefadara ayrılık gecesinin şikâyetlerini söyleyeyim.

Zamane ne vakit vefakâr oldu ki? Şarap kadehini getir de Cem ve Kâvus’un maceralarını anlatayım.

Amel defterimin karalığından korkmam. Mahşer günü, onun feyziyle bunun gibi yüzlerce defteri dürer, devşiririm!

Sevgilinin Hafız’a ariyet olarak verdiği bu cam da bir gün yüzünü görüp ona teslim edeceğim.

Hâşâ ki men be mevsimi gul terki mey kunem

Men lâfı akl mizenem in kâr key kunem

351‏

 

حاشا که من به موسم گل ترک می کنم

من لاف عقل می‌زنم اين کار کی کنم

مطرب کجاست تا همه محصول زهد و علم

در کار چنگ و بربط و آواز نی کنم

از قيل و قال مدرسه حالی دلم گرفت

يک چند نيز خدمت معشوق و می کنم

کی بود در زمانه وفا جام می بيار

تا من حکايت جم و کاووس کی کنم

از نامه سياه نترسم که روز حشر

با فيض لطف او صد از اين نامه طی کنم

کو پيک صبح تا گله‌های شب فراق

با آن خجسته طالع فرخنده پی کنم

اين جان عاريت که به حافظ سپرد دوست

روزی رخش ببينم و تسليم وی کنم

**

BEN SENİN CEFANDAN AĞLAYACAK ADAM DEĞİLİM. İTİMAT EDİLİR BİR KUL, DEVLETİNİ DİLER BİR KÖLEYİM.

 

340.

Beni yolunun toprağı gibi cefa ayağının altına alan sevgilinin ayağım bastığı toprağı öpüyor, kademini incittiğinden dolayı özürler diliyorum.

Ben senin cefandan ağlayacak adam değilim. İtimat edilir bir kul, devletini diler bir köleyim.

* Uzayıp giden ümidimi saçlarının büklümlerine bağladım. Allah saklasın da o uzun saçların istek elimi kısaltmasın!

Bir zerre toprağım, senin civarındayım,, halim de iyi. Ancak sevgili, ansızın rüzgâr, beni buradan atıverecek.. bundan korkuyorum.

Ben mukaddesler âlemindeki tekkenin sofisiyim; fakat şimdi muğların manastırına yolladılar.

Seher çağı meyhane Pîri bana cihanı gösteren bir kadeh verdi de o ayna ile senin güzelliğinden agâh etti.

Bu yolda oturduğuma bakma; kalk, benimle meyhaneye doğru gel de oradakilerin arasında ne makamım var, bir gör!

Sarhoşça geçip gittin, Hafız’ını düşünmedin bile. Ahım güzellik eteğini tutarsa yazık!

•• Seher vakti doğu padişahı, “Bütün padişahlığımla beraber Turarşah’ın kuluyum” diyordu, ne de hoşuma gitti bu sözü ya!

An ki pamali cefa kerd çü haki rahem

Hâk mibüsemu cözrı kademeş mıhâhem

361‏

 

آن که پامال جفا کرد چو خاک راهم

خاک می‌بوسم و عذر قدمش می‌خواهم

من نه آنم که ز جور تو بنالم حاشا

بنده معتقد و چاکر دولتخواهم

 

بسته‌ام در خم گيسوی تو اميد دراز

آن مبادا که کند دست طلب کوتاهم

 

ذره خاکم و در کوی توام جای خوش است

ترسم ای دوست که بادی ببرد ناگاهم

پير ميخانه سحر جام جهان بينم داد

و اندر آن آينه از حسن تو کرد آگاهم

 

صوفی صومعه عالم قدسم ليکن

حاليا دير مغان است حوالتگاهم

 

با من راه نشين خيز و سوی ميکده آی

تا در آن حلقه ببينی که چه صاحب جاهم

مست بگذشتی و از حافظت انديشه نبود

آه اگر دامن حسن تو بگيرد آهم

 

خوشم آمد که سحر خسرو خاور می‌گفت

با همه پادشهی بنده تورانشاهم

**

PÎR-İ MUGÂN DERGÂHININ SALİKLERİ ARASINA KATILDIĞIM GÜNDEN İTİBAREN GÖNLÜME MANA KAPISINI AÇTILAR.

 

341.

Tanrı’ya şükrolsun, Hak’tan ne dilediysem oldu, himmetimin son haddine varıncaya kadar muradıma eriştim.

Ey taze gül fidanı, ben senin sayende cihan bağının bir fidanı oldum, sen de devlet meyvalarını devşir, ye; dilerim Tanrı’dan, muradına eriş!

Evvelce âlemin altından da haberim yoktu, üstünden de. Fakat senin gam mektebinde bu derece âlim, bu kadar ince ve derin şeyleri bilir bir hale geldim.

Ne kadar şöyle böyle olduysam nihayet kısmet, nihayet nasip, beni yine meyhaneye havale etmekte!

Ben yılların, ayların geçmesiyle ihtiyarlamadım ki. Sevgili, vefasız., bana uğramayıp ömür gibi geçip gitmede., o yüzden ihtiyarladım ben.

Pîr-i Mugân dergâhının salikleri arasına katıldığım günden itibaren gönlüme mana kapısını açtılar.

*          Ebedi devletin ana yolunda baht tahtına elimde şarap kadehi olduğu halde tam dostların diledikleri gibi oturdum.

•          Gözünün fitnesi eriştiği zamandan beridir ki âhır zaman fitnelerinden emin oldum.

Dün inayet, müjdeledi: Hafız, gel., günahlarının affedileceğine ben kefil oldum.

Her çend piru hastedilu nâtevan şudem

Her geh ki yâdı rüyi tu kerdem cuvan şudem 

321‏

 

هر چند پير و خسته دل و ناتوان شدم

هر گه که ياد روی تو کردم جوان شدم

شکر خدا که هر چه طلب کردم از خدا

بر منتهای همت خود کامران شدم

ای گلبن جوان بر دولت بخور که من

در سايه تو بلبل باغ جهان شدم

 

اول ز تحت و فوق وجودم خبر نبود

در مکتب غم تو چنين نکته دان شدم

 

قسمت حوالتم به خرابات می‌کند

هر چند کاين چنين شدم و آن چنان شدم

 

آن روز بر دلم در معنی گشوده شد

کز ساکنان درگه پير مغان شدم

 

در شاهراه دولت سرمد به تخت بخت

با جام می به کام دل دوستان شدم

از آن زمان که فتنه چشمت به من رسيد

ايمن ز شر فتنه آخرزمان شدم

 

من پير سال و ماه نيم يار بی‌وفاست

بر من چو عمر می‌گذرد پير از آن شدم

دوشم نويد داد عنايت که حافظا

بازآ که من به عفو گناهت ضمان شدم

**

GEL, GEL DE GÜLLER SAÇALIM, KADEHE ŞARAP DÖKELİM, FELEĞİN TAVANINI YARIP YIKALIM DA BAŞKA BİR ŞEKİLDE YENİDEN KURALIM!

 

342.

Gel, gel de güller saçalım, kadehe şarap dökelim, feleğin tavanını yarıp yıkalım da başka bir şekilde yeniden kuralım!

Gam, âşıkların kanını dökmek için asker çeker, akın ederse sâki ile beraber saldıralım, kökünü kazıyalım.

Erguvan renkli şarap kadehine gül suyu karıştıralım, güzel kokulu rüzgârın buhurdanına şeker atalım.

Elinde böyle bir güzel saz varken, ey çalgıcı, güzel bir şey çal da ellerimizi salarak gazel okuyalım, ayaklarımızı vurarak raksedelim!

* Ey sabah rüzgârı, vücudumuzun toprağını o âlicenap sevgiliye savur. Belki bu suretle o güzeller padişahım görmeye muvaffak oluruz.

Birisi akıldan dem vurmakta, öbürü tasavvuf ıstılahları söyleyip durmakta., gel de bu davaları hüküm sahibine bırakalım.

Ebedi cenneti istiyorsan bizimle meyhaneye gel, seni bir gün küp dibinden Kevser havuzuna atıverelim.

Şiraz’da güzel söz söylemeye, hoş söz okumaya çalışmazlar.

Gel Hafız, kendimizi başka bir diyara atalım.

 

Biyâ tâ gul berefşânîmu mey der sağar endazım

Felekrâ sâki bişkâfîmu tarhi nov derendâzim 

374‏

 

بيا تا گل برافشانيم و می در ساغر اندازيم

فلک را سقف بشکافيم و طرحی نو دراندازيم

اگر غم لشکر انگيزد که خون عاشقان ريزد

من و ساقی به هم تازيم و بنيادش براندازيم

شراب ارغوانی را گلاب اندر قدح ريزيم

نسيم عطرگردان را شکر در مجمر اندازيم

 

چو در دست است رودی خوش بزن مطرب سرودی خوش

که دست افشان غزل خوانيم و پاکوبان سر اندازيم

 

صبا خاک وجود ما بدان عالی جناب انداز

بود کن شاه خوبان را نظر بر منظر اندازيم

 

يکی از عقل می‌لافد يکی طامات می‌بافد

بيا کاين داوری‌ها را به پيش داور اندازيم

بهشت عدن اگر خواهی بيا با ما به ميخانه

که از پای خمت روزی به حوض کوثر اندازيم

سخندانی و خوشخوانی نمی‌ورزند در شيراز

بيا حافظ که تا خود را به ملکی ديگر اندازيم

 

**

GÜNAH DENİZİNE BATMIŞIM AMA AŞK YÜZGECİ OLALI, AŞKLA BİLİŞELİ MERHAMETE ERİŞENLERDENİM BEN.

 

343.

Sâki, gel yine., huzuruna erişmek istiyorum. Kulluğuna müştakım, devletine duacıyım.

Ziyasında kutluluklar olan kadehinin feyziyle bana şu şaşkınlık zulmetinden çıkacak yolu göster.

Günah denizine batmışım ama aşk yüzgeci olalı, aşkla bilişeli merhamete erişenlerdenim ben.

Hakim, bu rinttir, adı kötüye çıkmıştır diye beni ayıplama. Kısmet divanında alnıma bu yazılmıştı, ne yapayım ben?

Şarap iç, âşıklık, çalışmakla, istemekle kazanılmaz. Bu ihsan, bana yaratılıştan miras.

Vatanımdan ömrümde çıkmamış, gurbete gitmemiş olduğum halde seni görmek sevdasıyle gurbete niyetlendim.

Yolda deniz var, dağ var., bense hem hastayım, hem zayıf. Ey kademi kutlu Hızır, sen himmet et, sen yardımıma eriş!

Zahiren senin devlet kapından uzağım ama canla, gönülle daima orada oturanlardanım.

Hafız, senin huzurunda can verecek. Ecel mühlet verirse işte bu hayali kuruyorum.

Bâz ây sâkiyâ ki hevâ hâhı hıdmetem

Muştâkı bendegi vu du’â guyi dovletem

313‏

 

بازآی ساقيا که هواخواه خدمتم

مشتاق بندگی و دعاگوی دولتم

زان جا که فيض جام سعادت فروغ توست

بيرون شدی نمای ز ظلمات حيرتم

هر چند غرق بحر گناهم ز صد جهت

تا آشنای عشق شدم ز اهل رحمتم

عيبم مکن به رندی و بدنامی ای حکيم

کاين بود سرنوشت ز ديوان قسمتم

 

می خور که عاشقی نه به کسب است و اختيار

اين موهبت رسيد ز ميراث فطرتم

 

من کز وطن سفر نگزيدم به عمر خويش

در عشق ديدن تو هواخواه غربتم

 

دريا و کوه در ره و من خسته و ضعيف

ای خضر پی خجسته مدد کن به همتم

دورم به صورت از در دولتسرای تو

ليکن به جان و دل ز مقيمان حضرتم

 

حافظ به پيش چشم تو خواهد سپرد جان

در اين خيالم ار بدهد عمر مهلتم

 

**

GÖZYAŞLARIM AKMASA BELKİ AŞKININ SIRRI GÖNÜLDE GİZLİ KALIR, ÂLEME DUYULMAZDI.

 

344. t

Yolum yine muğların meyhanesine düşerse hırkayla seccadenin parasını hemen şaraba harcedeyim.

Bugün zahitler gibi tövbe kapısının halkasını çalarsam meyhane hazinedarı yarın bana kapıyı açmaz.

Pervane gibi bir fırsat bulursam çırağa benzeyen o yanaktan başka bir şeyin etrafında uçup dolaşmam.

Hurilerin sohbetini istemem, çünkü senin hayalini kurmak varken başka bir şeyle mukayyed olursam bu, kusurun ta kendisidir.

Kan kesilmiş gönlümün maceralarım kimseye söylemem. Senin derdinin kılıcından başka hiç bir hemdemim yok.

Gözyaşlarım akmasa belki aşkının sırrı gönülde gizli kalır, âleme duyulmazdı.

Belki bir doğan beni avlar ümidiyle kuş gibi toprağının kafesinden uçup havalandım.

• Çenk gibi beni kucağına alıp gönlümün muradını vermesen bile bari bir an olsun ney gibi beni dudağınla okşa!

Hafız’ın teninde her kıl bir baş olsa zülfün gibi hepsini de ayaklarının altına atardım.

Der herâbâtı muğan ger guzer ufted bâzem

Hâsılı hırka vu seccade revan derbâzem

335‏

 

در خرابات مغان گر گذر افتد بازم

حاصل خرقه و سجاده روان دربازم

 

حلقه توبه گر امروز چو زهاد زنم

خازن ميکده فردا نکند در بازم

 

ور چو پروانه دهد دست فراغ بالی

جز بدان عارض شمعی نبود پروازم

صحبت حور نخواهم که بود عين قصور

با خيال تو اگر با دگری پردازم

سر سودای تو در سينه بماندی پنهان

چشم تردامن اگر فاش نگردی رازم

مرغ سان از قفس خاک هوايی گشتم

به هوايی که مگر صيد کند شهبازم

همچو چنگ ار به کناری ندهی کام دلم

از لب خويش چو نی يک نفسی بنوازم

ماجرای دل خون گشته نگويم با کس

زان که جز تيغ غمت نيست کسی دمسازم

گر به هر موی سری بر تن حافظ باشد

همچو زلفت همه را در قدمت اندازم

**

SENİN BİR GÜLMENE SÜRAHİ GİBİ CAN VERDİĞİM ZAMAN DİLERİM, NAMAZIMI SENİN SARHOŞLARIN KILSIN.

345. t

Yine senin ikiye ayrılmış zülfün elime düşerse çevgânınla top gibi ne başlarla oynardım ben

Saçların, bana bir uzun ömür ama ne fayda ki o uzun ömürden elimde bir kıl bile yok.

Ey çırağ, bu gece bana bir huzur ve istirahat fermanı ver de huzurunda gönül ateşiyle mum gibi yanıp eriyeyim.

Senin bir gülmene sürahi gibi can verdiğim zaman dilerim, namazımı senin sarhoşların kılsın.

Ben kötülüklere bulaşmış bir adamım. Namazım da doğru ve makbul bir namaz değil. Onun için meyhanede yanıp yakılmam eksik olmuyor.

Hayalin, mescitte hatırıma geldi mi iki kaşını mihrab edinirim, meyhanede geldi mi kemençeye yüz tutarım.

Bir gece halvetimizi yüzünle aydınlatırsan sabah gibi başımı tan yerinde yüceltirim.

Eyaz’ın sevdasıyle baştan olursam bir yolda işin sonu Mahmud olur.

Hafız, gönül derdini kime söyleyeyim? Bu yolda sunma kadehten başka birisinin hemdem olması yaraşmaz ki!

Ger dest rehed der seri zulfeyni tu bazem

Çün güy çi serhâ ki beçevganı tu bazem 

غزل  334‏

 

گر دست رسد در سر زلفين تو بازم

چون گوی چه سرها که به چوگان تو بازم

زلف تو مرا عمر دراز است ولی نيست

در دست سر مويی از آن عمر درازم

 

پروانه راحت بده ای شمع که امشب

از آتش دل پيش تو چون شمع گدازم

 

آن دم که به يک خنده دهم جان چو صراحی

مستان تو خواهم که گزارند نمازم

 

چون نيست نماز من آلوده نمازی

در ميکده زان کم نشود سوز و گدازم

 

در مسجد و ميخانه خيالت اگر آيد

محراب و کمانچه ز دو ابروی تو سازم

گر خلوت ما را شبی از رخ بفروزی

چون صبح بر آفاق جهان سر بفرازم

 

محمود بود عاقبت کار در اين راه

گر سر برود در سر سودای ايازم

حافظ غم دل با که بگويم که در اين دور

جز جام نشايد که بود محرم رازم

**

GAYRİ BU İŞRETİ İSTEMEYENE GÖNÜL HOŞLUĞU NASİP OLMASIN. BU MECLİSİ ARAMAYANA HAYAT HARAM OLSUN!

 

346. t

Aşıklık, gençlik, lâl renkli şarap… ağyarsız bir meclis, hemdem dost ve daimi işret…

Şeker ağızlı sâki, tatlı sözlü çalgıcı, her hali, her hareketi iyi bir arkadaş ve iyi şöhretli bir yoldaş…

Letafette, temizlikte, saflıkta abıhayatı imrendiren güzel bir sevgüi.. güzellikte, alımda dolunayın bile hasedettiği bir dilber…

Cennet köşkü gibi gönüller çeken bir meclis yeri, çevresi cennet bağına benzeyen bir gül bahçesi…

Oturanlar herkesin iyiliğini isterler, hizmet edenler edeplidir… sevgililer sır saklarlar; âşıklar, dostların dileğine uyarlar.

Gül renkli şarap keskin, acı, içimi güzel ve baş ağrıtmaz., mezesi, sevgilinin lâl dudağı.. âdeta halis yakutu andırmada!

Sâkinin gamzesi, akıllar yağmalamaya kılıç çekmiştir., sevgilinin zülfü, gönül avlamaya ağ kurmuştur.

Hafız gibi lâtifeci, tatlı sözlü bir nükteci; Hacı Kıvam gibi âleme ihsan nedir öğreten, cihanı aydınlatan bir zat da o mecliste.

Gayri bu işreti istemeyene gönül hoşluğu nasip olmasın. Bu meclisi aramayana hayat haram olsun!

‘Işkbâziy yu cuvâniyyu şerâbı Ia’l fam

Meclisi unsu harifi hemdemu şurbi mudam

309‏

 

عشقبازی و جوانی و شراب لعل فام

مجلس انس و حريف همدم و شرب مدام

 

ساقی شکردهان و مطرب شيرين سخن

همنشينی نيک کردار و نديمی نيک نام

شاهدی از لطف و پاکی رشک آب زندگی

دلبری در حسن و خوبی غيرت ماه تمام

بزمگاهی دل نشان چون قصر فردوس برين

گلشنی پيرامنش چون روضه دارالسلام

صف نشينان نيکخواه و پيشکاران باادب

دوستداران صاحب اسرار و حريفان دوستکام

 

باده گلرنگ تلخ تيز خوش خوار سبک

نقلش از لعل نگار و نقلش از ياقوت خام

 

غمزه ساقی به يغمای خرد آهخته تيغ

زلف جانان از برای صيد دل گسترده دام

نکته دانی بذله گو چون حافظ شيرين سخن

بخشش آموزی جهان افروز چون حاجی قوام

هر که اين عشرت نخواهد خوشدلی بر وی تباه

وان که اين مجلس نجويد زندگی بر وی حرام

**

SEVGİLİNİN SAÇLARI, BİZİM ZÜNNAR KUŞANMAMIZI EMREDİYOR. GİT EY ŞEYH, ARTIK TENİMİZE HIRKA HARAM OLDU!

 

347. t

Merhaba ey izi kutlu, verdiği haberler mübarek kuş! Hoş geldin, ne haber, sevgili nerde, yol ne tarafta?

Yarabbi, ezelî lütfün, bu kafilenin kılavuzu olsun, düşman, bu kafile yüzünden tuzağa düştü, sevgili murada erişti.

Benimle sevgilinin macerasına son yoktur. Başlangıcı olmayan şey, sona varabilir mi hiç?

Sevgilinin saçları, bizim zünnar kuşanmamızı emrediyor. Git ey şeyh, artık tenimize hırka haram oldu!

Azim kuşum, Sidre’nin üstünde ötüp dururken nihayet yanağındaki ben, onu tuzağa düşürdü!

Hasta gözlerim nasıl uykuya dalabilir ? Uzayıp giden bir hastalığa düşen ve ölüm haline gelmiş olan kişi nasıl uyuyabilir ki?

Sevgiliye dedim ki: Ben âşıkım, fakat sen acımıyorsun bana., davam bu, işte sen, işte zaman „ bir gün olur, sözümü tasdik edersin elbette!

Gül, ululanmayı hadden aşırdı, bir yüzünü, göster de haddini bilsin! Selvi nazlanıp durmakta, fakat nazı hiç de hoş değil, bir salında aklı başına gelsin!

Hafız, kaşlarına mail olsa yaraşır. Çünkü, söz ehli mihrap köşesine oturur.

Merhaba tayiri ferhı peyi ferhundepeyam

Hayr makdem çi haber yar kucâ râh kudâm

310‏

 

مرحبا طاير فرخ پی فرخنده پيام

خير مقدم چه خبر دوست کجا راه کدام

 

يا رب اين قافله را لطف ازل بدرقه باد

که از او خصم به دام آمد و معشوقه به کام

 

ماجرای من و معشوق مرا پايان نيست

هر چه آغاز ندارد نپذيرد انجام

 

گل ز حد برد تنعم نفسی رخ بنما

سرو می‌نازد و خوش نيست خدا را بخرام

زلف دلدار چو زنار همی‌فرمايد

برو ای شيخ که شد بر تن ما خرقه حرام

مرغ روحم که همی‌زد ز سر سدره صفير

عاقبت دانه خال تو فکندش در دام

 

چشم بيمار مرا خواب نه درخور باشد

من له يقتل داY ‏ دنف کيف ينام‏

 

تو ترحم نکنی بر من مخلص گفتم

ذاک دعوای و ها انت و تلک الايام

حافظ ار ميل به ابروی تو دارد شايد

جای در گوشه محراب کنند اهل کلام

**

* SÂKİ, AY YÜZLÜ BİR GÜZEL, SIRRA MAHREM BİR HEMDEMDİ.. HAFIZ DA ŞARAP İÇTİ, ŞEYH DE, FAKİH DE!

 

348. t

Bize müjdeler olsun; selâmet, Ziselem’e gelip kondu. Büyük nimetleri itiraf eden, Tanrı’ya hamdeder; hamdolsun.

Nerde bu fethi muştulayan muştucu? Ayaklarına altın, gümüş gibi canımı saçayım!

Padişahın geriye dönmesiyle şu acayip zaman gelip çattı. Artık düşman yokluk diyarı harimine hareket etti!

Ahdini bozan, mutlaka günün birinde perişan olur. Çünkü ahitler, akıl ve kemal sahiplerine borçtur.

Düşman, ümit bulutundan bir rahmet umardı ama yalnız ağladı, göz yaşlarından başka aşikâr bir yağmur zuhur etmedi.

Düşman, Firavun gibi gam Nil’ine düştü. Felek de onu kınadı da dedi ki: Şimdi nadim oldun ama nedametin faydası yok gayrı!

* Sâki, ay yüzlü bir güzel, sırra mahrem bir hemdemdi.. Hafız da şarap içti, şeyh de, fakih de!

Buşrâ izisselâmeti hallet bihin nidem

Lillâhi lıamde muterifin ğâyeten ni’am

312‏

 

بشری اذ السلامه حلت بذی سلم

لله حمد معترف غايه النعم

 

آن خوش خبر کجاست که اين فتح مژده داد

تا جان فشانمش چو زر و سيم در قدم

 

از بازگشت شاه در اين طرفه منزل است

آهنگ خصم او به سراپرده عدم

 

پيمان شکن هرآينه گردد شکسته حال

ان العهود عند مليک النهی ذمم

می‌جست از سحاب امل رحمتی ولی

جز ديده‌اش معاينه بيرون نداد نم

 

در نيل غم فتاد سپهرش به طنز گفت

ان قد ندمت و ما ينفع الندم

 

ساقی چو يار مه رخ و از اهل راز بود

حافظ بخورد باده و شيخ و فقيه هم

 

 

**

SEHER ÇAĞINDA EĞER CİĞERİMİN KANI GÖZÜMÜN ETEĞİNİ TUTMASAYDI AKAN GÖZYAŞLARIM, BENİ ÂLEME RÜSVAY EDECEKTİ!

 

349. t

Yüzünün hayali göz gülşenine uğrayınca gönül, bakmak için göz penceresine gelir. 

Gel de ayaklarına saçmak üzere gönül hâzinesinden göz penceresine lâleler inciler getireyim!

Kurulup oturmana lâyık bir yer görmüyorum. Bütün dünyada karar edeceğin yer, ancak benim, göz bucağım da işte sana lâyık ve hazır bir makam!

Seher çağında eğer ciğerimin kanı gözümün eteğini tutmasaydı akan gözyaşlarım, beni âleme rüsvay edecekti!

Seni daha ilk gördüğüm gün gönül, “Eğer bana bir zarar erişirse kanım, vebalim gözün boynuna” demişti.

Vuslatına erişmek ümidiyle dün gece seher vaktine kadar aydm göz çırağımı rüzgârın yoluna tuttum!

Erlik hakkıyçin Hafız’ın dertli gönlünü erler yıkan göz okunla vurup yaralama!

Hayâli rüyi tu çun bugzered begulşeni çeşm

Dil ezrehi naşar âyed be süyi revzeni çeşm

339‏

 

خيال روی تو چون بگذرد به گلشن چشم

دل از پی نظر آيد به سوی روزن چشم

سزای تکيه گهت منظری نمی‌بينم

منم ز عالم و اين گوشه معين چشم

 

بيا که لعل و گهر در نثار مقدم تو

ز گنج خانه دل می‌کشم به روزن چشم

سحر سرشک روانم سر خرابی داشت

گرم نه خون جگر می‌گرفت دامن چشم

نخست روز که ديدم رخ تو دل می‌گفت

اگر رسد خللی خون من به گردن چشم

به بوی مژده وصل تو تا سحر شب دوش

به راه باد نهادم چراغ روشن چشم

 

به مردمی که دل دردمند حافظ را

مزن به ناوک دلدوز مردم افکن چشم

 

**

YÜRÜ BE ÖĞÜTÇÜ, ŞARAP İÇENLERİ KINAYIP DURMA. BUNU KADERE HÜKMEDEN YAPIYOR, BEN NE YAPABİLİRİM Kİ?

 

350

Yürü be öğütçü, şarap içenleri kınayıp durma. Bunu kadere hükmeden yapıyor, ben ne yapabilirim ki?

Gayıp pususundan gayret şimşeği böyle çakıp durdukça sen söyle, bu harmanı yanmış âşık ne yapsın?

Türklerin padişahı münasip gördü, beni kuyuya attı. Rüstem’in lütfu imdadıma yetişip elimi tutmazsa ne çarem var?

Tur Dağının ateşi bir çirağ yakıp yardım etmezse Eymen vadisinin karanlık gecesinde ne yapabilirim ki?

Hafız, güzelim cennet, babamdan miras kalan yurdum. Bu viran yuvamda oturup ne yapacağım?

Bltu ey servi revan bâgulu gulşen çi kunem

Zulfi sunbul çi keşem ‘ârızı süsen çi kunem

345‏

 

بی تو ای سرو روان با گل و گلشن چه کنم

زلف سنبل چه کشم عارض سوسن چه کنم

 

آه کز طعنه بدخواه نديدم رويت

نيست چون آينه‌ام روی ز آهن چه کنم

برو ای ناصح و بر دردکشان خرده مگير

کارفرمای قدر می‌کند اين من چه کنم

برق غيرت چو چنين می‌جهد از مکمن غيب

تو بفرما که من سوخته خرمن چه کنم

 

شاه ترکان چو پسنديد و به چاهم انداخت

دستگير ار نشود لطف تهمتن چه کنم

 

مددی گر به چراغی نکند آتش طور

چاره تيره شب وادی ايمن چه کنم

حافظا خلد برين خانه موروث من است

اندر اين منزل ويرانه نشيمن چه کنم

Kaynak: HÂFIZ DİVÂNI ŞİRÂZÎ Çeviren: ABDÜLBÂKIY GÖLPINARLI, MEB, 1992, İstanbul

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s