HÂFIZ DİVÂNI ŞİRÂZÎ- GAZELLER 351-400

 

**

AŞK YOLUNDAKİ BİLİŞLER KANIMI DÖKÜP İÇSELER BİLE YABANCIYA ŞİKÂYET EDERSEM NAMERDİM!

 

351. t

Bu gurbet konağından evime, yurduma varırsam niyetim şu: Oraya bir daha gidersem akıllı, uslu gideceğim.

Bu seferden sağ esen vatanıma kavuşursam yoldan gelir gelmez doğruca meyhaneye gitmeyi nezrettim.

Bu seyirden, bu sülükten ne keşfe nail oldum? Bunu anlatmak için tekke kapısına utla, kadehle gideceğim 

Aşk yolundaki bilişler kanımı döküp içseler bile yabancıya şikâyet edersem namerdim!

Bundan böyle elim, sevgilinin zincir gibi sağlarındadır., niceye bir divane gönlün dileğine uyacağım?

Mihraba benzeyen kaşlarını bir daha görürsem şükür secdesi edecek, sadakalar vereceğim.

Ne mutlu demdir o dem ki Hafız, Vezir’in sevdasıyle meyhaneden sarhoş olarak çıkar, sevgiliyle köşke giderim!

Ger ezin menzili ğurbet besuy i hâne revem

Diğer ancâ revemu ‘âkıli ferzâne revem

360‏

 

گر از اين منزل ويران به سوی خانه روم

دگر آن جا که روم عاقل و فرزانه روم

 

زين سفر گر به سلامت به وطن بازرسم

نذر کردم که هم از راه به ميخانه روم

 

تا بگويم که چه کشفم شد از اين سير و سلوک

به در صومعه با بربط و پيمانه روم

 

آشنايان ره عشق گرم خون بخورند

ناکسم گر به شکايت سوی بيگانه روم

بعد از اين دست من و زلف چو زنجير نگار

چند و چند از پی کام دل ديوانه روم

 

گر ببينم خم ابروی چو محرابش باز

سجده شکر کنم و از پی شکرانه روم

خرم آن دم که چو حافظ به تولای وزير

سرخوش از ميکده با دوست به کاشانه روم

**

ÖMRÜMÜN SONU NE ZAMAN GELECEK, BELLİ DEĞİL., BARİ GİDEYİM DE ECEL GÜNÜNDE SEVGİLİMİN YANINDA BULUNAYIM, BU DAHA DOĞRU!

 

352. t

Niçin ülkemin, yurdumun sevdasına düşüp gitmeyeyim ? Neden sevgilimin mahallesine toprak olmayayım?

Mademki gariplik ve mihnet derdine tahammül edemiyorum, bari şehrime gideyim de kendimin sultanı olayım!

Vuslat haliminin mahremlerinden olup padişahımın kulları arasına katılayım.

Ömrümün sonu ne zaman gelecek, belli değil., bari gideyim de ecel gününde sevgilimin yanında bulunayım, bu daha doğru!

İşim gücüm daima âşıklık ve rintlikti., artık çalışayım, kendi işime koyulayım. 

Ağır bir uykuya dalmış olan bahtımın, hiç de düzgün gitmeyen işimin elinden şikâyet edeceksem kendi sırrımı kendime söyleyeyim!

Belki ezelî lütuf, yol gösterir, yoksa ey Hafız, ebede kadar kendimden utanır kalırım

Çirâ ne derpeyi cazmi diyârı hod bâşem

Çirâ zi hâki seri küyı yârı hod bâşem

337‏

 

چرا نه در پی عزم ديار خود باشم

چرا نه خاک سر کوی يار خود باشم

غم غريبی و غربت چو بر نمی‌تابم

به شهر خود روم و شهريار خود باشم

 

ز محرمان سراپرده وصال شوم

ز بندگان خداوندگار خود باشم

 

چو کار عمر نه پيداست باری آن اولی

که روز واقعه پيش نگار خود باشم

 

ز دست بخت گران خواب و کار بی‌سامان

گرم بود گله‌ای رازدار خود باشم

هميشه پيشه من عاشقی و رندی بود

دگر بکوشم و مشغول کار خود باشم

 

بود که لطف ازل رهنمون شود حافظ

وگرنه تا به ابد شرمسار خود باشم

 

**

SEVGİLİ NERDEYSE GÖNÜL HOŞLUĞU ORDA. CEHDEDEYİM DE KENDİMİ ORAYA ULAŞTIRAYIM.

 

353. t

Öyle ağlayayım ki gözlerim deniz kesilsin. Sabrı da sahralara atayım, bu suretle gönlümü denizlere salayım!

Günahkâr ve daralmış gönlümden bir ah edeyim de Âdem’le Havva’nın bile günahını ateşe yakayım!

Feleğin okunu yedim; sâki, şarap ver. Sarhoş olup cevza tirkeşinin kuşak bağını düğümleyeyim, bir daha kimseye ok atamasın!

Bu tahtırevana içtiğim şarabın bir yudumunu saçayım, şu gök kubbeye çenk nağmelerini yücelteyim.

Sevgili nerdeyse gönül hoşluğu orda. Cehdedeyim de kendimi oraya ulaştırayım.

Ey külâhı güneş olan ay! Elbisenin düğmelerini çöz de bu sevda çeken başımı zülfün gibi ayaklarına koyayım.

Hafız, ömre dayanmak mademki yanlış., neden bu günün zevkini yarına bırakayım?

Dide derya kunemu sabr beşehra fukenem

Vanderin kâr dili hiş bederyâ fukenem

348‏

 

ديده دريا کنم و صبر به صحرا فکنم

و اندر اين کار دل خويش به دريا فکنم

 

از دل تنگ گنهکار برآرم آهی

کتش اندر گنه آدم و حوا فکنم

 

مايه خوشدلی آن جاست که دلدار آن جاست

می‌کنم جهد که خود را مگر آن جا فکنم

بگشا بند قبا ای مه خورشيدکلاه

تا چو زلفت سر سودازده در پا فکنم

 

خورده‌ام تير فلک باده بده تا سرمست

عقده دربند کمر ترکش جوزا فکنم

 

جرعه جام بر اين تخت روان افشانم

غلغل چنگ در اين گنبد مينا فکنم

 

حافظا تکيه بر ايام چو سهو است و خطا

من چرا عشرت امروز به فردا فکنم

**

SENİ KUCAKLAMAK ÜMİDİYLE GÖZ YAŞLARIMA GARK OLDUM., FAKAT GÖZ YAŞIMDAKİ DALGANIN BİR GÜN BENİ SENİN KIYINA ATACAĞINI UMUYORUM.

 

354. t

Fırsat düşer de sevgilimin tabanının bastığı toprak elime geçerse gözümün levhine güzel bir yazı yazar, bir resim yaparım!

Sevgilinin fermanı gelir de canımı isterse mum gibi hemen bir nefeste canımı teslim ediveririm.

Sevgili, kalp gönlümü beğenmezse yoluna gözlerimden geçer akçe saçarım.

Bu toprak kuldan eteğini silkme, beni çiğneme. Ölümümden sonra yel bile tozumu bu kapıdan savuramaz benim.

Seni kucaklamak ümidiyle göz yaşlarıma gark oldum., fakat göz yaşımdaki dalganın bir gün beni senin kıyına atacağını umuyorum.

Bugün benim vefakârlığımı hor görme, benden kaçma. Derdimden ellerimi kaldırıp dua edeceğim geceyi düşün de çekin!

İkiye ayrılmış siyah saçların, âşıkların gönüllerini alacaklarına dair seninle ahdettiler, karar verdiler… fakat benim kararımı aldılar!

Ey rüzgâr, o şaraptan bana bir koku getir. Çünkü sersemliğimi, ancak o şif ab koku giderebilir!

Hafız, sevgilinin lâl dudağı benim aziz camındır. O can dudakları dudaklarıma almak bir ömürdür, ömür! 

Ger dest dehed hak i kefi payi nigarem

Ber levhi basar hattğubâri binigârem

325‏

 

گر دست دهد خاک کف پای نگارم

بر لوح بصر خط غباری بنگارم

بر بوی کنار تو شدم غرق و اميد است

از موج سرشکم که رساند به کنارم

 

پروانه او گر رسدم در طلب جان

چون شمع همان دم به دمی جان بسپارم

 

امروز مکش سر ز وفای من و انديش

زان شب که من از غم به دعا دست برآرم

 

زلفين سياه تو به دلداری عشاق

دادند قراری و ببردند قرارم

ای باد از آن باده نسيمی به من آور

کان بوی شفابخش بود دفع خمارم

گر قلب دلم را ننهد دوست عياری

من نقد روان در دمش از ديده شمارم

 

دامن مفشان از من خاکی که پس از من

زين در نتواند که برد باد غبارم

 

حافظ لب لعلش چو مرا جان عزيز است

عمری بود آن لحظه که جان را به لب آرم

**

GÖNÜLLERE HUZUR VEREN SEVGİLİ, GÖNÜL MURADINI VERMEZ. BUNU BİLİRİM, BİLİRİM AMA YİNE BİR HAYALE KAPILIR, YİNE DURMADAN FALA BAKAR, HAYRA YORARIM!

 

355. t

Bir ömürdür, sevgilinin vuslatını aramakta, her gün o yolda adım atmakta, her an şefaat elimi bir şöhretli kişiye uzatmaktayım.

Sevgi ateşini günden güne arttıran ay yüzlü sevgilim olmadıkça günümü geçirmek istemem. Bunun için de her gün bir yola tuzak kurar, her an tuzağa bir kuş korum.

Evreng nerde, Gülçehre nerde? Vefa’nın aşkı nerde, sevgilisi Mihr ne yanda? Şimdi âşıklıkta nöbet benim, aşk davasında bulunan yalnız benim, ben!

Bilirim, bu her sabah, her akşam çektiğim kanlar saçıcı ahlar, nihayet derdi sona erdirir, hikâyeyi rengin bir hale sokar elbet.

O usul boylu selvinin gölgesinde âgâh olmak ümidiyle her yanda salma salına yürüyen bir güzele aşk gülbangiyle hitabeder dururum.

Gönüllere huzur veren sevgili, gönül muradını vermez. Bunu bilirim, bilirim ama yine bir hayale kapılır, yine durmadan fala bakar, hayra yorarım!

Kendimden geçmiş, kendimi kaybetmişim, Hafız gibi şaraba da tövbeliyim. Böyle olmakla beraber yine ruhaniler meclisinde arada bir, tek bir kadehçik şarap içmekteyim. 

‘Ömrist ta ender taleb her rüz kami mizenem

Desti şefâ’at her demi berniknâmi nizenem

344‏

 

عمريست تا من در طلب هر روز گامی می‌زنم

دست شفاعت هر زمان در نيک نامی می‌زنم

بی ماه مهرافروز خود تا بگذرانم روز خود

دامی به راهی می‌نهم مرغی به دامی می‌زنم

اورنگ کو گلچهر کو نقش وفا و مهر کو

حالی من اندر عاشقی داو تمامی می‌زنم

تا بو که يابم آگهی از سايه سرو سهی

گلبانگ عشق از هر طرف بر خوش خرامی می‌زنم

هر چند کان آرام دل دانم نبخشد کام دل

نقش خيالی می‌کشم فال دوامی می‌زنم

دانم سر آرد غصه را رنگين برآرد قصه را

اين آه خون افشان که من هر صبح و شامی می‌زنم

با آن که از وی غايبم و از می چو حافظ تايبم

در مجلس روحانيان گه گاه جامی می‌زنم

**

DÜN GECE UYKU YOLUNU GÖZYAŞI SELLERİYLE KESERDİM; YÜZÜNÜ, GÖZÜNÜ, KAŞIM, SAÇIM ANARAK SU ÜSTÜNE BİR RESİMDİR YAPARDIM.

 

356. t

Dün gece uyku yolunu gözyaşı selleriyle keserdim; yüzünü, gözünü, kaşım, saçım anarak su üstüne bir resimdir yapardım.

Sevgilinin kaşları, gözümün önündeydi. Ben de hırkamı yakarak mihrap köşesini anıp şarap içiyordum.

Gözümün önünde sevgilinin yüzü cilve etmekteydi., ben de âdeta uzaktan mehtabı öpüyordum.

Gözüm sâkinin yüzündeydi, kulağım çengin sözünde. Bu bakış, bu dinleyiş için gözümle, kulağımla tefe’ül etmekteydim.

Sabah çağına kadar uykusuz gözlerimde yüzünün hayali vardı.

Şiir dalından uçup bir yere gitmiş, konmuş olan düşünce kuşlarım senin saçlarından yapılma mızrapla harekete getirir, tekrar havalandırırdım.

Sâki, bu gazelimi okur, bana kadeh sunardı. Ben de bu teraneyle şarap içerdim.

Hafız’ın hali hoştu, iyi bir bahtla dostların ömrü, dostların devleti için hayırlar yorar, hayırlar dilerdi.

Di şeb beseyli eşk rehi hâb mizedem

Nakşi beyadı hatt i tu berab mizedem

320‏

 

ديشب به سيل اشک ره خواب می‌زدم

نقشی به ياد خط تو بر آب می‌زدم

ابروی يار در نظر و خرقه سوخته

جامی به ياد گوشه محراب می‌زدم

 

هر مرغ فکر کز سر شاخ سخن بجست

بازش ز طره تو به مضراب می‌زدم

روی نگار در نظرم جلوه می‌نمود

وز دور بوسه بر رخ مهتاب می‌زدم

چشمم به روی ساقی و گوشم به قول چنگ

فالی به چشم و گوش در اين باب می‌زدم

نقش خيال روی تو تا وقت صبحدم

بر کارگاه ديده بی‌خواب می‌زدم

 

ساقی به صوت اين غزلم کاسه می‌گرفت

می‌گفتم اين سرود و می ناب می‌زدم

خوش بود وقت حافظ و فال مراد و کام

بر نام عمر و دولت احباب می‌زدم

**

ÖLÜP TOPRAĞA GİRMEDİKÇE ELİMİ ETEĞİNDEN ÇEKMEM. HATTÂ O VAKİT BİLE MEZARIMA UĞRARSAN TOZUM, ETEĞİNİ TUTAR.

 

357. t

Sen beni her gördükçe derdimi arttırmadasın, benimse seni her gördükçe meylim, sevgim artmada.

Halin nedir diye hiç sormuyorsun. Bilmem başında ne hava var? Derdimi bilmiyor musun ki dermanım için çalışmamaktasın!

Beni topraklar üstünde bırakıp gitmen hiç de doğru bir şey değil. Bir uğra da yine halimi sor, yoluna toprak olayım sevgili!

Ölüp toprağa girmedikçe elimi eteğinden çekmem. Hattâ o vakit bile mezarıma uğrarsan tozum, eteğini tutar.

Aşkmın derdinden artık soluk bile alamaz oldum, nefesim bile çıkmıyor. Benden öcünü aldın, hâlâ biraz nefes al, rahatlaş demiyorsun. Bu, ne vakte kadar sürecek?

Bir gece, karanlıklar içinde gönlümü saçlarında arıyordum, fakat aynı zamanda yüzünü de görmekteydim, lâl dudaklarından şarap da içmekteydim!

Nihayet seni ansızın aguşuma çektim, saçların dağıldı, halkalandı. Dudağımı dudağına koydum, canımı da feda ettim, gönlümü de!

Sen Hafız’a vefakâr ol da düşmana “git, öl artık” de. Senden bu sevgiye nail olduktan sonra soğuk sözlü düşmandan ne korkum var!

Mera mibini vu der dem ziyâdet mikuni derdem

Tura mibinemu meylem ziyâdet mişeved her dem 

318‏

 

مرا می‌بينی و هر دم زيادت می‌کنی دردم

تو را می‌بينم و ميلم زيادت می‌شود هر دم

به سامانم نمی‌پرسی نمی‌دانم چه سر داری

به درمانم نمی‌کوشی نمی‌دانی مگر دردم

نه راه است اين که بگذاری مرا بر خاک و بگريزی

گذاری آر و بازم پرس تا خاک رهت گردم

ندارم دستت از دامن بجز در خاک و آن دم هم

که بر خاکم روان گردی به گرد دامنت گردم

فرورفت از غم عشقت دمم دم می‌دهی تا کی

دمار از من برآوردی نمی‌گويی برآوردم

شبی دل را به تاريکی ز زلفت باز می‌جستم

رخت می‌ديدم و جامی هلالی باز می‌خوردم

کشيدم در برت ناگاه و شد در تاب گيسويت

نهادم بر لبت لب را و جان و دل فدا کردم

 

تو خوش می‌باش با حافظ برو گو خصم جان می‌ده

چو گرمی از تو می‌بينم چه باک از خصم دم سردم

**

ŞARABA BULANMIŞ HIRKAMDAN UTANIYORUM. O HIRKAYI YÜZ TÜRLÜ OYUNLA DERVİŞLER GİBİ TARİKAT ÇEYİZLERİYLE, YAMALARLA SÜSLEMİŞİM!

 

358. t

Yeni yetişmiş bir gencin yüzüne âşıkım, bu derdin devletini Tanrı’dan dualar ederek diledim.

Âşıkım, rindim, güzellere bakmaktayım., bak, ne kadar hünerlerle bezenmişim, bilesin diye apaçık söylüyorum.

Şaraba bulanmış hırkamdan utanıyorum. O hırkayı yüz türlü oyunla dervişler gibi tarikat çeyizleriyle, yamalarla süslemişim!

Ey mum, sevgilinin derdiyle güzelce yan yakıl; şimdicek ben de geliyorum, kemerimi bu iş için kuşandım!

Öyle bir hayranım ki elimde ne iş kaldı, ne güç! Fakat gönlümde, canımda ne varsa eksilttikçe derdimi, mihnetimi çoğalttım ya!

Hafız gibi elbisemin yakasını, göğsünü yırtar, meyhaneye öyle giderim; belki o yeni yetişmiş sevgili beni sarar, koçar.

Aşıkı rüyı cuvânı hoşi novhâsteem

Vâz Huda dovleti in gam be du’â hâsteem

311‏

 

عاشق روی جوانی خوش نوخاسته‌ام

و از خدا دولت اين غم به دعا خواسته‌ام

 

عاشق و رند و نظربازم و می‌گويم فاش

تا بدانی که به چندين هنر آراسته‌ام

شرمم از خرقه آلوده خود می‌آيد

که بر او وصله به صد شعبده پيراسته‌ام

 

خوش بسوز از غمش ای شمع که اينک من نيز

هم بدين کار کمربسته و برخاسته‌ام

 

با چنين حيرتم از دست بشد صرفه کار

در غم افزوده‌ام آنچ از دل و جان کاسته‌ام

 

همچو حافظ به خرابات روم جامه قبا

بو که در بر کشد آن دلبر نوخاسته‌ام

 

**

BAŞKALARIYLA ŞARAP İÇME DE CİĞER KANINI İÇMEYEYİM. BENDEN BAŞ ÇEKİP ÇEKİNME DE FERYADIMI GÖKLERE YÜCELTME.

 

359. t

Saçlarını rüzgârın eline verip dağıtma da beni havalandırma, perişan etme. Naza başlama da varlığımı kökünden sökme!

Yanağını yalınlandır da beni gülden vazgeçir; boyunu yücelt de selviyi seyretme kaydından geçeyim! 

Şehirde meşhur olma da beni deli divane edip dağlara düşürme; Şirin işvelerini gösterme de beni Ferhat etme.

Başkalarıyla şarap içme de ciğer kanını içmeyeyim. Benden baş çekip çekinme de feryadımı göklere yüceltme.

Saçlarını halka halka dökme de beni bağlara, kayıtlara sokma. Yüzünü o kadar güzelleştirme de beni berbat etme!

* Yabancı bir dost gibi durma da beni kendimden geçirme. Ağyarın gamını yeme de neşemi bozma.

Melek gibi dolaşma da Hafız’ı öldürme. Râm ol da kutlu talih bana yardım etsin.

Zulf ber bâd medih tâ nedehi ber badem

Nâz bunyâd mekun tâ nekeni bunyâdem

**

KANLI GÖZYAŞLARIMIZ AKMAKTA AMA ONA ELÇİ OLARAK YOLLAMAK İÇİN YÜREĞİ TEMİZ BİRİSİNİ ARAYALIM.

 

360. t

Kalk, meyhane kapısından bir feyiz dileyelim, sevgilinin yoluna oturalım, bir murat isteyelim.

Galiba vuslat yoluna gidecek azığımız yok, yoksullukla meyhane kapışma varalım da azık dileyelim.

Kanlı gözyaşlarımız akmakta ama ona elçi olarak yollamak için yüreği temiz birisini arayalım.

Aşkının derdinden bir yardım istersek derdinin dâğındaki lezzet gönlümüze haram olsun!

Beninin noktasını göz levhine nakşetmeye ne imkân var, ne de lâyık. Fakat göz bebeğinden bir mürekkep istesek belki nakşedebiliriz.

Gamını, ancak neşeli gönülde bulmak imkânı var. Biz de gamına nail olmak ümidiyle neşeli bir gönül arayabm.

Hafız, medrese kapısında ne vakte kadar oturup duracaksın? Kalk da meyhane kapısından bir feyiz, bir fütuh isteyelim.

Hiz tâ ezderi meyhane guşâdi talebim

Ber rehi dost nişinimu murâdi talebim

368‏

 

خيز تا از در ميخانه گشادی طلبيم

به ره دوست نشينيم و مرادی طلبيم

زاد راه حرم وصل نداريم مگر

به گدايی ز در ميکده زادی طلبيم

اشک آلوده ما گر چه روان است ولی

به رسالت سوی او پاک نهادی طلبيم

لذت داغ غمت بر دل ما باد حرام

اگر از جور غم عشق تو دادی طلبيم

نقطه خال تو بر لوح بصر نتوان زد

مگر از مردمک ديده مدادی طلبيم

عشوه‌ای از لب شيرين تو دل خواست به جان

به شکرخنده لبت گفت مزادی طلبيم

تا بود نسخه عطری دل سودازده را

از خط غاليه سای تو سوادی طلبيم

چون غمت را نتوان يافت مگر در دل شاد

ما به اميد غمت خاطر شادی طلبيم

بر در مدرسه تا چند نشينی حافظ

خيز تا از در ميخانه گشادی طلبيم

**

BABAM CENNET BAHÇESİNİ İKİ BUĞDAY TANESİNE SATTI; BEN NEDEN BİR ARPAYA CİHAN MÜLKÜNÜ SATMAYAYIM?

 

361. t

Gerçi gönül ateşiyle şarap küpü gibi coşup kaynamaktayım, fakat dudağımı mühürledim, kan yutuyorum da yine sükût etmekteyim.

Sevgilinin dudağına tamah etmekten maksat hayat kazanmaktır. Bir bak bana, bu işte nasıl candan çalışmaktayım.

Gönül gamından nasıl azad olabilirim ki her an kulağımda bir sevgilinin siyah saçları halka, her an bir güzele kul oluyorum.

İbadetime güvendiğim yok, hâşâ., şu kadar var ki arada bir, bir kadehçik şarap içmekteyim. 

Düşmanın rağmine ümidim var, kıyamet gününde Tanrı’nın affının feyzi, günah yükünü sırtımda bırakmaz.

Babam cennet bahçesini iki buğday tanesine sattı; ben neden bir arpaya cihan mülkünü satmayayım?

Hırka giymem pek dindar olduğumdan değil. Yüzlerce gizli ayıbı bir perdeyle örtüyorum.

Şarap küpündeki halis şaraptan başka bir şey içmemek istiyorum; Pîri Mugânın sözünü dinlemiyeyim de ne yapayım?

Meclisteki çalgıcı aşk yolundaki çalgıyı böyle çalıp durursa Hafız’ın şiirini bile aklımdan çıkarır.

Gerçi ez âteşi dil çün humı mey dercuşem

Muhr ber leb zede hun mihoremu hâmüşem

340‏

 

من که از آتش دل چون خم می در جوشم

مهر بر لب زده خون می‌خورم و خاموشم

قصد جان است طمع در لب جانان کردن

تو مرا بين که در اين کار به جان می‌کوشم

من کی آزاد شوم از غم دل چون هر دم

هندوی زلف بتی حلقه کند در گوشم

حاش لله که نيم معتقد طاعت خويش

اين قدر هست که گه گه قدحی می نوشم

هست اميدم که عليرغم عدو روز جزا

فيض عفوش ننهد بار گنه بر دوشم

 

پدرم روضه رضوان به دو گندم بفروخت

من چرا ملک جهان را به جوی نفروشم

خرقه پوشی من از غايت دين داری نيست

پرده‌ای بر سر صد عيب نهان می‌پوشم

من که خواهم که ننوشم بجز از راوق خم

چه کنم گر سخن پير مغان ننيوشم

 

گر از اين دست زند مطرب مجلس ره عشق

شعر حافظ ببرد وقت سماع از هوشم

**

BENİ ATEŞLE KORKUTMA!

 

362. t

Ben güzel yüze, gönüller çeken alımlı saça âşıkım… Sarhoş göze, sâf ve tortusuz şaraba hayranım.

Âşıklıkta sazdan, yanıştan başka bir çare yok. Mum gibi ayak üstünde durmakta, yanmaya hazırlanmış bulunmaktayım. Beni ateşle korkutma!

Ben cennetteki Âdem’im ama şimdi hâlâ ay gibi güzellerin aşkına esirim.

Bahtım yardımda bulunur da pilimi pırtımı sevgilinin civarına çekersem oturup kalkacağım yerden tozu, toprağı, huriler saçlanyle süpürürler.

Şiraz, lâl dudağın madenidir, güzelliğin çıktığı yerdir. Bense… müflis bir kuyumcuyum, işte bu yüzden hatırım perişan!

Bu şehirde o kadar sarhoş göz gördüm ki hakikaten artık şarap içmiyorum, sarhoşum zaten!

* Altı tarafı da hurilerin işveleriyle dolu bir şehir. Altı taraftaki bu güzellerin hepsini de alırdım, fakat, elde avuçta bir şeyim yok ki!

Bana ezelî ahde ait bir söz söyle dedin… dur hele, iki kadeh çekeyim de söyleyeyim!

Hafız, tabiatının gelini cilvelenmek İstiyor. Fakat bir aynam yok ki., onun için ah etmekteyim.

Men dostdari ruyi hoşu muyi dilkeşem

Medhuşi çeşmi mestu meyi sâfı biğaşem

338‏

 

من دوستدار روی خوش و موی دلکشم

مدهوش چشم مست و می صاف بی‌غشم

 

گفتی ز سر عهد ازل يک سخن بگو

آن گه بگويمت که دو پيمانه درکشم

 

من آدم بهشتيم اما در اين سفر

حالی اسير عشق جوانان مه وشم

در عاشقی گزير نباشد ز ساز و سوز

استاده‌ام چو شمع مترسان ز آتشم

 

شيراز معدن لب لعل است و کان حسن

من جوهری مفلسم ايرا مشوشم

از بس که چشم مست در اين شهر ديده‌ام

حقا که می نمی‌خورم اکنون و سرخوشم

شهريست پر کرشمه حوران ز شش جهت

چيزيم نيست ور نه خريدار هر ششم

 

بخت ار مدد دهد که کشم رخت سوی دوست

گيسوی حور گرد فشاند ز مفرشم

حافظ عروس طبع مرا جلوه آرزوست

آيينه‌ای ندارم از آن آه می‌کشم

**

EY SELMA KONAĞININ YELİ, ALLAH İÇİN OLSUN, NE VAKTE KADAR KONAK YERLERİNİ BİRBİRİNE KATACAK, YURT YERLERİNİ GÖZ YAŞLARIMLA CEYHUN’A ÇEVİRECEĞİM?

 

363. t

Dün gece yüzünün sevdasını başımdan atayım, bu sevgiden gayri vazgeçeyim dedim; sevgili dedi ki:

Nerde zincir? Şu deliyi bağlayalım, bir çaresine bakalım bunun! 

Boyuna selvi dedim de kızıp çekildi gitti. Dostlar, sevgilim doğru sözden inciniyor, ne yapayım, ne işleyeyim?

Sevgili, vezinsiz bir nüktedir söyledim, beni mazur gör. Lütfet, bir işvelen de tabiatı mevzun bir hale getireyim.

Hiç bir suçum olmadığı halde sevgilinin o nazik tabiatından utangaçlık çekerim, benzim sararıp durur; sâki, bir kadeh sun da yüzümü gül gibi kızartayım.

Ey Selma konağının yeli, Allah için olsun, ne vakte kadar konak yerlerini birbirine katacak, yurt yerlerini göz yaşlarımla Ceyhun’a çevireceğim?

Sevgilinin sonsuz güzelliğinin hâzinesine nail olduktan sonra artık kendim gibi yüzlerce yoksulu Karun ederim.

Ey Sahipkıran Padişah, kulun Hafız’ı unutma da o günden güne artan güzelliğinin devletine dua edeyim.

Düş sevdâyi ruheş güftem zi ser birun kunem

Guft kü zencir tâ tedbiri in mecnun kunem

349‏

 

دوش سودای رخش گفتم ز سر بيرون کنم

گفت کو زنجير تا تدبير اين مجنون کنم

قامتش را سرو گفتم سر کشيد از من به خشم

دوستان از راست می‌رنجد نگارم چون کنم

نکته ناسنجيده گفتم دلبرا معذور دار

عشوه‌ای فرمای تا من طبع را موزون کنم

زردرويی می‌کشم زان طبع نازک بی‌گناه

ساقيا جامی بده تا چهره را گلگون کنم

ای نسيم منزل ليلی خدا را تا به کی

ربع را برهم زنم اطلال را جيحون کنم

 

من که ره بردم به گنج حسن بی‌پايان دوست

صد گدای همچو خود را بعد از اين قارون کنم

ای مه صاحب قران از بنده حافظ ياد کن

تا دعای دولت آن حسن روزافزون کنم

**

YOKSULLA ZENGİNİ AZLA ÇOKLA, AYIPLAMAK KÖTÜ BİR ŞEYDİR. EN UYGUN İŞ ŞU: HİÇ BİR SURETLE KÖTÜ İŞTE BULUNMAYALIM.

 

364. t

Biz kötü söylemez, bâtıla meyletmez, kimseyi yasa giriftar eylemez, kimseye mor yas elbisesi giydirmeyiz.

Bilgimizin defterine yanıltacak şey yazmayız, Hakk’ın sırrını da oyun ve hokkabazlık kâğıtlarına katmayız.

Yoksulla zengini azla çokla, ayıplamak kötü bir şeydir. En uygun iş şu: Hiç bir suretle kötü işte bulunmayalım.

Felek, hünerlilerin gemisini parçalar. Bu muallak denize dayanmamamız daha doğru ve iyi!

Yoldaşların huzuruna atımızı sıçrata sıçrata bir hoş koşar, yağız atla sırmalı eyeri düşünmeyiz bile!

Padişah rintlerin bir yudumcuk şarabını hürmetle içmezse biz de ona süzme ve halis şarap vererek iltifatta bulunmayız.

Bir hasetçi, hicvederek bir yoldaşı incitirse de ki: Gönlünü hoş tut, biz, ahmağın sözüne kulak asmayız zaten!

Hafız, düşman yanlış bir söz söylerse aldırış etmeyiz, doğru söylerse zaten doğru söze darılmaz, savaşmayız!

Ma negüyim bedu meyi be nahak nekunim

Camei kes siyehu delkı kes ezrak nekunim

378‏

 

ما نگوييم بد و ميل به ناحق نکنيم

جامه کس سيه و دلق خود ازرق نکنيم

 

عيب درويش و توانگر به کم و بيش بد است

کار بد مصلحت آن است که مطلق نکنيم

 

رقم مغلطه بر دفتر دانش نزنيم

سر حق بر ورق شعبده ملحق نکنيم

 

شاه اگر جرعه رندان نه به حرمت نوشد

التفاتش به می صاف مروق نکنيم

خوش برانيم جهان در نظر راهروان

فکر اسب سيه و زين مغرق نکنيم

 

آسمان کشتی ارباب هنر می‌شکند

تکيه آن به که بر اين بحر معلق نکنيم

 

گر بدی گفت حسودی و رفيقی رنجيد

گو تو خوش باش که ما گوش به احمق نکنيم

 

حافظ ار خصم خطا گفت نگيريم بر او

ور به حق گفت جدل با سخن حق نکنيم

 

 

**

EY SEHER YELİ, SEVGİLİNİN CİVARINDAN BİR TOZ GETİR BANA… YARALI GÖNLÜMDEN GELEN KAN KOKUSUNU O TOPRAKTA DUYDUM.

 

365. t

Yüzünün hayalini gözümün iş yurduna nakşettim Senin gibi bir güzeli ben, ne gördüm, ne de işittim! 

Seni aramakta şimal rüzgârına eş oldum, onunla at başı bir koşmaktayım ama o salına salına yürüyen selvi boyunun tozuna bile erişmedim!

Benim böyle vahşi ceylân gibi dağlara düşüp adamlardan ürkmeme sebep, kara gözlerinle gönüller çeken gerdanındır; suç hep onlarda!

Bal çeşmesine benzeyen ağzının iştiyalayle ne göz yaşı taneleri saçtım; şarap satan lâl dudaklarından ne işveler satın aldım!

Bakışlarınla yaralı gönlüme ne oklar attın, civarında ne mihnet yükleri taşıdım!

Ey seher yeli, sevgilinin civarından bir toz getir bana… yaralı gönlümden gelen kan kokusunu o toprakta duydum.

Civarından bir rüzgâr geldi geçti. O rüzgârın getirdiği kokuyla gonca gibi kanlı gömleğimi yırttım!

Vuslat gecesine ererim ümidiyle dert ve mihnet gününde oturdum ama ağzının hükmettiği bir devirde gönlümün muradından tamahı kestim ben!

Ayağının toprağıyla Hafız’ın gözünün nuruna andolsun… yüzün olmadıkça göz çırağından bir aydınlık bile görmedim.

Hayâli ruyı tu der kârgâhı dide keşidem

Be sureti tu nigâri nedidemu neşinidem

322‏

 

خيال نقش تو در کارگاه ديده کشيدم

به صورت تو نگاری نديدم و نشنيدم

اگر چه در طلبت همعنان باد شمالم

به گرد سرو خرامان قامتت نرسيدم

 

اميد در شب زلفت به روز عمر نبستم

طمع به دور دهانت ز کام دل ببريدم

 

به شوق چشمه نوشت چه قطره‌ها که فشاندم

ز لعل باده فروشت چه عشوه‌ها که خريدم

 

ز غمزه بر دل ريشم چه تير ها که گشادی

ز غصه بر سر کويت چه بارها که کشيدم

 

ز کوی يار بيار ای نسيم صبح غباری

که بوی خون دل ريش از آن تراب شنيدم

گناه چشم سياه تو بود و گردن دلخواه

که من چو آهوی وحشی ز آدمی برميدم

چو غنچه بر سرم از کوی او گذشت نسيمی

که پرده بر دل خونين به بوی او بدريدم

به خاک پای تو سوگند و نور ديده حافظ

که بی رخ تو فروغ از چراغ ديده نديدم

 

**

LÂL DUDAKLARININ HATEMİYLE SÜLEYMANLIKTAN DEM VURSAM YERİ VAR. İSMİ ÂZAM BENİMLE OLUNCA ŞEYTAN’DAN KORKAR MIYIM?

 

366. t

Sevgiliyle ahdim var:   Can, bedenimde oldukça civarını arzulayan âşıklarını kendi canım gibi aziz tutacağım.

Gönlümün dileğince bir halvetim var, artık kötü söyleyenleri ne düşüneyim, ne derlerse ko desinler!

Evimde bir selvim var ki boyunun sayesinde bahçedeki selviden de fariğim, çayırlıktaki şimşirden de.

** Güzellerden yüz bölük asker gönlüme kastederek pusuya girse yine korkum yok. Tanrı’ya şükürler, minnetler olsun, benim ordular bozan bir gönlüm var.

•* Lâl dudaklarının hatemiyle Süleymanlıktan dem vursam yeri var. İsmi âzam benimle olunca Şeytan’dan korkar mıyım?

* Ey ârif Pîr, beni meyhaneye gidiyor diye ayıplama. Kadehi terketmeme imkân yok. Tövbe etsem bile tövbe tutmayan bir gönlüm var!

Ey rakip, Allah için olsun bu gece gözünü yum. Onun sükût eden lâl dudaklarıyle gizlice konuşacağım yüzlerce bahis var!

Hamdolsun Allah’a, sevdiğim ikbal gülşeninde salınıp gezdikçe ne lâleye meylim var, ne Van gülüne, ne de yaban gülünün yaprağına!

Hafız, yüzlerce mihnetten, yüzlerce meşakkatten sonra şehirde rintlikle meşhur oldu, fakat mademki âlemde Emineddin Hasan’ım var, ne gam!

Mera ‘ahdist bâ canan ki tâ can derbeden dârem Hevâdârânı küyeşrâ çû cânı İlişten dârem

327‏

 

مرا عهديست با جانان که تا جان در بدن دارم

هواداران کويش را چو جان خويشتن دارم

 

صفای خلوت خاطر از آن شمع چگل جويم

فروغ چشم و نور دل از آن ماه ختن دارم

به کام و آرزوی دل چو دارم خلوتی حاصل

چه فکر از خبث بدگويان ميان انجمن دارم

 

مرا در خانه سروی هست کاندر سايه قدش

فراغ از سرو بستانی و شمشاد چمن دارم

گرم صد لشکر از خوبان به قصد دل کمين سازند

بحمد الله و المنه بتی لشکرشکن دارم

سزد کز خاتم لعلش زنم لاف سليمانی

چو اسم اعظمم باشد چه باک از اهرمن دارم

 

الا ای پير فرزانه مکن عيبم ز ميخانه

که من در ترک پيمانه دلی پيمان شکن دارم

خدا را ای رقيب امشب زمانی ديده بر هم نه

که من با لعل خاموشش نهانی صد سخن دارم

چو در گلزار اقبالش خرامانم بحمدالله

نه ميل لاله و نسرين نه برگ نسترن دارم

به رندی شهره شد حافظ ميان همدمان ليکن

چه غم دارم که در عالم قوام الدين حسن دارم

**

ÂŞIKIM, RİNDİM, PERVASIZ ŞARAP İÇMEKTEYİM. BÜTÜN BU RÜTBE VE MEVKİLERİ O PERİYE BENZER HURİ YÜZÜNDEN KAZANDIM.

 

367. t

Gizli işret yolunda hoş bir güzelim var ki zülfüyle yanağı yüzünden âdeta ateşte nalım var!

Âşıkım, rindim, pervasız şarap içmekteyim. Bütün bu rütbe ve mevkileri o periye benzer huri yüzünden kazandım.

Rintlerin köşküne bir adım atsan yok mu? Şeker gibi şiirden mezem var, tortusuz sâf şarabım!

Sen, beni böyle hor, hakir tutar, bana cefa edersen ben de seher çağında ah eder, zülfünü perişan bir hale korum!

Sevgilinin bu pas renkli hattı, bu çeşit yüz gösterip durursa sarı yüzümü kanlı göz yaşlarıyle bezeyeceğim.

Bakış oklarınla saçlarının ipini getir ki benim mecruh ve belâlar çeken gönülle savaşlarım var!

Hafız, mademki âlemin gamı da geçer, neşesi de., hatırını hoş tutman daha iyi! 

Der nihanhanei ‘işret sanemi hoş darem

Kezseri zulf u ruhaş nacl derâteş dârem

 

غزل  326‏

 

در نهانخانه عشرت صنمی خوش دارم

کز سر زلف و رخش نعل در آتش دارم

 

عاشق و رندم و ميخواره به آواز بلند

وين همه منصب از آن حور پريوش دارم

 

گر تو زين دست مرا بی سر و سامان داری

من به آه سحرت زلف مشوش دارم

 

گر چنين چهره گشايد خط زنگاری دوست

من رخ زرد به خونابه منقش دارم

 

گر به کاشانه رندان قدمی خواهی زد

نقل شعر شکرين و می بی‌غش دارم

ناوک غمزه بيار و رسن زلف که من

جنگ‌ها با دل مجروح بلاکش دارم

 

حافظا چون غم و شادی جهان در گذر است

بهتر آن است که من خاطر خود خوش دارم

**

YÜZÜMÜN KIZILLIĞINI NEŞEDEN SANMA. ŞARAP KADEHİ GİBİ GÖNLÜMÜN KANI YANAĞIMA AKSETMİŞ!

 

368. t

Gerçi saçlarından işim düğümlendi ama düğümlendiği gibi keremiyle açılacağım da umuyorum.

Yüzümün kızıllığını neşeden sanma. Şarap kadehi gibi gönlümün kanı yanağıma aksetmiş!

Çalgıcının çaldığı perde ihtiyarımı elden alacak. Ah eğer bu perdeye girmeme müsaade etmezlerse!

Ben öyle bir sihirbaz şairim ki söz afsunıyle kamış kaleminden daima ballar, şekerler yağdırmadayım.

** Yüzlerce ümitle bu çöle ayak bastık, ey kaybolan gönlümün kılavuzu, bizi terketme!

Öyle hızlı gitmektesin ki seni yel uğrağında bile görmeme imkân yok. Bilmem ki sevgiliye kiminle bir haber göndereyim, kime şunu söyle diyeyim?

Bahtımın gözü, sevgilinin efsanesiyle uykuya daldı. Nerde bir inayet rüzgârı ki beni uyandırsın!

Geceleyin bu perdeden içeriye onun düşüncesinden başka kimse girmesin diye bütün gece gönül hareminin bekçisi oldum.

Dün gece, “Hafız, baştan başa riyadan ibaret” diyordu. Fakat kapısının toprağından 

başka neyle, ondan gayri kiminle uğraşıyorum,, başka ne işim gücüm var ki?

Gerçi uftâd zizulfeş girehi derkârem

Hemçunan çeşmguşâd ezkeremeş midârem

324‏

 

گر چه افتاد ز زلفش گرهی در کارم

همچنان چشم گشاد از کرمش می‌دارم

به طرب حمل مکن سرخی رويم که چو جام

خون دل عکس برون می‌دهد از رخسارم

پرده مطربم از دست برون خواهد برد

آه اگر زان که در اين پرده نباشد بارم

 

پاسبان حرم دل شده‌ام شب همه شب

تا در اين پرده جز انديشه او نگذارم

 

منم آن شاعر ساحر که به افسون سخن

از نی کلک همه قند و شکر می‌بارم

ديده بخت به افسانه او شد در خواب

کو نسيمی ز عنايت که کند بيدارم

چون تو را در گذر ای يار نمی‌يارم ديد

با که گويم که بگويد سخنی با يارم

دوش می‌گفت که حافظ همه روی است و ريا

بجز از خاک درش با که بود بازارم

**

MADDİ MANEVİ, ELİMİZDEKİNİ, AVUCUMUZDAKİNİ HEP MEYHANE YOLUNA SARFETTİK. ETTİĞİMİZ, DUALARIN HEPSİNİ SEVGİLİYE BAĞIŞLADIK!

 

369. t

Maddi manevi, elimizdekini, avucumuzdakini hep meyhane yoluna sarfettik. Ettiğimiz, duaların hepsini sevgiliye bağışladık!

Deli gönle vurduğumuz şu dağ, yüzlerce akıllı zahidin harmanına ateş salar.

Yüzümüzü bu virane dünyaya koyduğumuz gündenberi ezel padişahı, aşk gamının hâzinesini bize verdi.

Hırka giyip ona göre amelde bulunmayanlardan daha ziyade münafık kimse yok., münafıklıktan kaçınmak için hırka giymekle beraber bu rindane şiveye büründük.

** Bu başı dönmüş gemi nasıl gidebilir, imkân mı var? Canımızı o tek incinin sevdasına verdik!

Tanrı’ya şükrolsun ki akıllı, anlayışlı diye lâkap taktığımız da bizim gibi âşıkmış, bizim gibi dinsizmiş!

Hafız gibi senin bir hayaline razıydık. Fakat Yarabbi, ne yoksulca himmete, ne bigâne meşrebe malikiz ki!

* Bundan böyle güzel sevmeme, onların sevgisini gönlüme almama imkân yok; bu evin kapısını sevgilinin dudağıyle mühürledik.

Mâ hâsılı hod ber deri humhâne nihâdim

Mahsüli du’a derrehi cânâne nihâdim

371‏

 

ما درس سحر در ره ميخانه نهاديم

محصول دعا در ره جانانه نهاديم

 

در خرمن صد زاهد عاقل زند آتش

اين داغ که ما بر دل ديوانه نهاديم

 

سلطان ازل گنج غم عشق به ما داد

تا روی در اين منزل ويرانه نهاديم

در دل ندهم ره پس از اين مهر بتان را

مهر لب او بر در اين خانه نهاديم

 

در خرقه از اين بيش منافق نتوان بود

بنياد از اين شيوه رندانه نهاديم

 

چون می‌رود اين کشتی سرگشته که آخر

جان در سر آن گوهر يک دانه نهاديم

 

المنه لله که چو ما بی‌دل و دين بود

آن را که لقب عاقل و فرزانه نهاديم

 

قانع به خيالی ز تو بوديم چو حافظ

يا رب چه گداهمت و بيگانه نهاديم

 

**

MEDRESENİN DAMINI, KEMERİNİ, KIYLÜKAALİNİ, MÜBAHASESİNİ KADEH VE AY YÜZLÜ SÂKİ YOLUNDA TERK ETTİK.

 

370. t

Yolunun toprağına yüzlerce defa yüz koyduk. Halkın teveccühünü de bir tarafa attık, nefretini de.

* Zayıf gönlümüze cihanın yükünü yüklemedik. Bu bağlanmış yükü, dengi bir kenara koyuverdik.

Medresenin damını, kemerini, kıylükaalini, mübahasesini kadeh ve ay yüzlü sâki yolunda terk ettik.

Takva mülkünü askerle almadık, saltanat tahtını güçle kuvvetle elde etmedik.

Sevgilinin gözünün denizindeki dalga ne oyun oynayacak acaba diye sihirbaz gözlerinin işvelerine vurulmuşuz.

Serkeş zülfü olmayınca kara sevdalı başımızı, aşk sersemliğiyle menekşe gibi dizimize koymuşuz.

Ümit bucağında hilâl gözleyenler gibi istek gözünü o mukavves kaşa tuttuk.

**Bir işarette bulun, bir emret., iki ümitli gözümüzü o mukavves kaşlara diktik, beklemekteyiz. 

Hafız, kaybolmuş gönlün nerde? dedin., nerde olacak ? O büklüm büklüm saçların halkalarında!

Mâ pişi hâki râhı tu şed rü nihâdeim

Rüyu riyâyı halk beyek sû nihâdeim

365‏

 

عمريست تا به راه غمت رو نهاده‌ايم

روی و ريای خلق به يک سو نهاده‌ايم

طاق و رواق مدرسه و قال و قيل علم

در راه جام و ساقی مه رو نهاده‌ايم

هم جان بدان دو نرگس جادو سپرده‌ايم

هم دل بدان دو سنبل هندو نهاده‌ايم

 

عمری گذشت تا به اميد اشارتی

چشمی بدان دو گوشه ابرو نهاده‌ايم

ما ملک عافيت نه به لشکر گرفته‌ايم

ما تخت سلطنت نه به بازو نهاده‌ايم

 

تا سحر چشم يار چه بازی کند که باز

بنياد بر کرشمه جادو نهاده‌ايم

 

بی زلف سرکشش سر سودايی از ملال

همچون بنفشه بر سر زانو نهاده‌ايم

 

در گوشه اميد چو نظارگان ماه

چشم طلب بر آن خم ابرو نهاده‌ايم

 

گفتی که حافظا دل سرگشته‌ات کجاست

در حلقه‌های آن خم گيسو نهاده‌ايم

**

PÎRİ MUGÂN, TÖVBEMİZDEN İNCİNDİYSE DE Kİ: ŞARABINI BULANDIRMA, SÂF TUT., ÖZÜR DİLEMEK İÇİN HUZURUNUZDAYIZ.

 

371. t

Biz gamsız sarhoşlar, gönlümüzü aldırmışız, aşkla haldaşız, şarap kadehiyle solukdaş!

İşimiz, sevgilinin kaşlarıyle açılalıdan beri bize nice melâmet yayları çektiler!

Ey gül, sen daha dün gece sabah şarabı dağını göğsüne dağladın, fakat biz, o şekayıklarız ki bağrımız dağlı doğduk!

Pîri Mugân, tövbemizden incindiyse de ki: Şarabını bulandırma, sâf tut., özür dilemek için huzurunuzdayız.

Ey yol kılavuzu, iş senden biter, medet et, insafa gel; çok düşkünüz biz!

Lâle gibi ortada yalnız şarapla kadehi görme… yıkık gönlümüze vurduğumuz şu dağı da gör!

Hafız, şiirindeki bu renk, bu hayal ne dedin. Yanlış bir şey görme, biz yine aynı kuluz ve sade bir levhten ibaretiz!

Mâ bigamânı mest dil ezdest dâdeim

Hemrâzı cışku hemnefesi câmı bâdeim

364‏

 

ما بی غمان مست دل از دست داده‌ايم

همراز عشق و همنفس جام باده‌ايم

 

بر ما بسی کمان ملامت کشيده‌اند

تا کار خود ز ابروی جانان گشاده‌ايم

ای گل تو دوش داغ صبوحی کشيده‌ای

ما آن شقايقيم که با داغ زاده‌ايم

 

پير مغان ز توبه ما گر ملول شد

گو باده صاف کن که به عذر ايستاده‌ايم

 

کار از تو می‌رود مددی ای دليل راه

کانصاف می‌دهيم و ز راه اوفتاده‌ايم

چون لاله می مبين و قدح در ميان کار

اين داغ بين که بر دل خونين نهاده‌ايم

 

گفتی که حافظ اين همه رنگ و خيال چيست

نقش غلط مبين که همان لوح ساده‌ايم

**

AŞK KONAĞININ YOLCULARIYIZ, YOKLUK SINIRINDAN VARLIK ÜLKESİNE KADAR BUNCA YOLU, HEP AŞKA ULAŞMAK İÇİN AŞMIŞIZ.

 

372. t

Biz bu kapıya rütbe, mevki sahibi olmak için değil, kötü hadiselerden sığınmak, emin olmak için gelmişiz.

Aşk konağının yolcularıyız, yokluk sınırından varlık ülkesine kadar bunca yolu, hep aşka ulaşmak için aşmışız.

Hattının yeşilliğini gördük de cennet bahçesinden kalktık, bu muhabbet otunu elde etmek için geldik!

Hazinedarı Ruhulemin olan bu kadar hâzineye sahip olduğumuz halde padişah sarayının kapısına yoksullukla gelmişiz.

Ey tevfik gemisi, hilim lengerin nerde? Biz bu kerem denizine günahlara gark olarak geldik.

Yüz suyumuz gitmede., ey hataları örten bulut, gel, bir rahmet yağmuru getir., çünkü sorgu hesap divanına defterimiz kapkara geldik.

Hafız, bu yün hırkayı çıkar, at… çünkü kervan izini izleyerek ah ateşiyle geldik., sonra hırkan da yanar, sen de yanarsın!

Mâ bedin der ne peyi haşmetu câh âmedim

Ezbedi hâdise incâ bepenâh âmedeim

366‏

 

ما بدين در نه پی حشمت و جاه آمده‌ايم

از بد حادثه اين جا به پناه آمده‌ايم

 

ره رو منزل عشقيم و ز سرحد عدم

تا به اقليم وجود اين همه راه آمده‌ايم

 

سبزه خط تو ديديم و ز بستان بهشت

به طلبکاری اين مهرگياه آمده‌ايم

با چنين گنج که شد خازن او روح امين

به گدايی به در خانه شاه آمده‌ايم

لنگر حلم تو ای کشتی توفيق کجاست

که در اين بحر کرم غرق گناه آمده‌ايم

 

آبرو می‌رود ای ابر خطاپوش ببار

که به ديوان عمل نامه سياه آمده‌ايم

 

حافظ اين خرقه پشمينه مينداز که ما

از پی قافله با آتش آه آمده‌ايم

**

BIRAK DA MEYHANE SOKAĞINDAN GEÇELİM, ÇÜNKÜ BİR YUDUMCUK ŞARAP İÇİN HEPİMİZ BU KAPIYA MUHTACIZ.

 

373. t

Bırak da meyhane sokağından geçelim, çünkü bir yudumcuk şarap için hepimiz bu kapıya muhtacız.

Mademki ezel gününde aşktan, rintlikten dem vurduk. O yoldan başka bir yola gitmememiz lâzım!

Cem’in tahtının yele gittiği bir yerde gam yemektense şarap içmek yeğdir.

Belki bir gün beline sarılırız, kemerine ulaşırız diye kızıl yakut gibi gönül kanma bulanmışız.

Vaiz, perişan âşıklara nasihat verme; biz, dostun civarındaki toprağı bulmuşken artık cennete bakamayız.

Sofiler bile vecit ve hale düşüp raksa girmişler.. biz de kalkıp raksa koyulalım.

İçtiğin şaraptan yere saçtığın yudumla yeryüzü, kıymetlendi, inciye, lâle sahiboldu. Vah bize ki senin yanında topraktan da horuz.

* Hafız, mademki vuslat köşkünün yücesine yol yok, bu kapının eşiğinin toprağına baş koyalım, bunu yeter görelim.

Bugzâr tâ zişârici meyhane bugzerim

Kez behri curcai heme muhtâcı in derim

372‏

 

بگذار تا ز شارع ميخانه بگذريم

کز بهر جرعه‌ای همه محتاج اين دريم

روز نخست چون دم رندی زديم و عشق

شرط آن بود که جز ره آن شيوه نسپريم

 

جايی که تخت و مسند جم می‌رود به باد

گر غم خوريم خوش نبود به که می‌خوريم

تا بو که دست در کمر او توان زدن

در خون دل نشسته چو ياقوت احمريم

 

واعظ مکن نصيحت شوريدگان که ما

با خاک کوی دوست به فردوس ننگريم

چون صوفيان به حالت و رقصند مقتدا

ما نيز هم به شعبده دستی برآوريم

از جرعه تو خاک زمين در و لعل يافت

بيچاره ما که پيش تو از خاک کمتريم

 

حافظ چو ره به کنگره کاخ وصل نيست

با خاک آستانه اين در به سر بريم

 

**

BİSTAMİ HIRKAYLA SOFİ ÂDETLERİNİ, TASAVVUF LÂFLARINI RİNT KALENDERLERE SEFER ARMAĞANI SUNALIM.

 

374. t

Kalk da sofi hırkasını meyhaneye, bu yamalı hırkayla tasavvuf hezeyanlarım bitpazarına götürelim.

• Bistami hırkayla sofi âdetlerini, tasavvuf lâflarını rint kalenderlere sefer armağanı sunalım.

Hadi, sabah çengini münacaatta bulunan Pîrin kapısına götürelim de bütün halvettekiler sabah şarabını içmeye koyulsunlar.

* Seninle Eymen vadisindeki ahdimize vefa ederek Musa gibi “Rabbim, bana görün, seni göreyim’” diye diye buluşma yerine gidelim.

Senin şöhret davulunu ta arş üstünde çalalım. Aşk âlemini ta göklerin üstüne çıkaralım.

Senin civarının toprağını başımızın üstüne alalım da övünmek için yarın kıyamet sabahında mahşer sahrasına götürelim.

Gönül, eldeki vakti fırsat bilip bir işe koyulmazsa bütün bu vakitlerden elimize ancak utangaçlık geçer, ancak onu elde edebiliriz sonra!

Bu pisliklere bulaşmış hırkayla, bu fazilet ve keremle yine kerametlerin adını anar, evliyalıktan bahsedersek ayıptır doğrusu!

* Bu gök kubbeden, bu felekten fitneler yağmakta., kalk da meyhaneye gidelim, bütün âfetlerden oraya sığınalım.

İstek çölünde kaybolmak niceyedek sürecek? Bir yol soralım da gidilecek yerlere gidelim artık.

Zahit, yolumuza melâmet dikenleri korsa biz de onu gül bahçesinden çıkarıp melâmet zindanına hapsederiz.

Hafız, her alçak kişinin kapısına yüzsuyu dökme. Haceti hacetler reva eden, muratlar veren Tanrı’ya arzetmemiz daha doğru, daha yerinde bir iş!

Hiz tâ hırkai süfi be herâbât berim

Şathu tâmât bebâzârı hurâfât berim

373‏

 

خيز تا خرقه صوفی به خرابات بريم

شطح و طامات به بازار خرافات بريم

 

سوی رندان قلندر به ره آورد سفر

دلق بسطامی و سجاده طامات بريم‏

 

تا همه خلوتيان جام صبوحی گيرند

چنگ صبحی به در پير مناجات بريم

با تو آن عهد که در وادی ايمن بستيم

همچو موسی ارنی گوی به ميقات بريم

کوس ناموس تو بر کنگره عرش زنيم

علم عشق تو بر بام سماوات بريم

 

خاک کوی تو به صحرای قيامت فردا

همه بر فرق سر از بهر مباهات بريم

 

ور نهد در ره ما خار ملامت زاهد

از گلستانش به زندان مکافات بريم

 

شرممان باد ز پشمينه آلوده خويش

گر بدين فضل و هنر نام کرامات بريم

 

قدر وقت ار نشناسد دل و کاری نکند

بس خجالت که از اين حاصل اوقات بريم

 

فتنه می‌بارد از اين سقف مقرنس برخيز

تا به ميخانه پناه از همه آفات بريم

 

در بيابان فنا گم شدن آخر تا کی

ره بپرسيم مگر پی به مهمات بريم

حافظ آب رخ خود بر در هر سفله مريز

حاجت آن به که بر قاضی حاجات بريم

**

DİLBER, ÖNCE BİZE YÜZLERCE ÜMİT VEREREK GÖNLÜMÜZÜ ALDI. ELBETTE AHLÂKI GÜZEL KİŞİ AHDİNİ UNUTAMAZ.

 

375. t

Elimde Pîri Mugândan fetva var, hem bir fetvanın mazmunu çok eski bir söz: Sevgilinin bulunmadığı yerde şarap haramdır.

Bu mürailik hırkasını yırtacağım. Ne yapayım? Ruha ağyarın sohbeti elim bir azap.

Sevgilinin dudağı belki bana da bir cür’a saçar diye yıllar oldu, meyhane kapısında oturup durmaktayım.

*          Galiba eski hizmetim hatırından çıktı.. ey seher rüzgârı, eski ahdi bir hatırlat, ne olur?

•          Ölümümden yüzyıl sonra bile olsa mezarıma uğrarsan çürümüş kemiklerim, toprağımdan raksederek baş gösterir!

Dilber, önce bize yüzlerce ümit vererek gönlümüzü aldı. Elbette ahlâkı güzel kişi ahdini unutamaz.

Gonca de ki: Kapanmış, bir türlü açılmaz olmuş iş yüzünden gönlünü daraltma. Sabah çağından ve rüzgârın nefeslerinden yardım görür, açılırsın.

Gönül, iyileşme ümidini başka kapıdan ara. Âşıkın hiç bir derdi, doktorun tedavisiyle iyileşmez.

Marifet gevherini elde et ki kendinle beraber götüresin; altın ve gümüş, başkalarının nasibidir.

Şiddetli bir tuzak., meğer ki Tanrı’nın lütfü mededetsin. Yoksa hiç kimse mel’un Şeytan’ın hilesinden kurtulamaz.

Hafız, altının, gümüşün yoksa ne çıkar? Şükret. Şairlik kapısından ve tab’ı selimden daha iyi ne devlet var?

Fetvii Pîri muğan dârem u kavlist kadim

Ki herâmest mey anca ki ne yârest nedim

367‏

 

فتوی پير مغان دارم و قوليست قديم

که حرام است می آن جا که نه يار است نديم

چاک خواهم زدن اين دلق ريايی چه کنم

روح را صحبت ناجنس عذابيست اليم

 

تا مگر جرعه فشاند لب جانان بر من

سال‌ها شد که منم بر در ميخانه مقيم

 

مگرش خدمت ديرين من از ياد برفت

ای نسيم سحری ياد دهش عهد قديم

بعد صد سال اگر بر سر خاکم گذری

سر برآرد ز گلم رقص کنان عظم رميم

 

دلبر از ما به صد اميد ستد اول دل

ظاهرا عهد فرامش نکند خلق کريم

 

غنچه گو تنگ دل از کار فروبسته مباش

کز دم صبح مدد يابی و انفاس نسيم

فکر بهبود خود ای دل ز دری ديگر کن

درد عاشق نشود به به مداوای حکيم

گوهر معرفت آموز که با خود ببری

که نصيب دگران است نصاب زر و سيم

 

دام سخت است مگر يار شود لطف خدا

ور نه آدم نبرد صرفه ز شيطان رجيم

 

حافظ ار سيم و زرت نيست چه شد شاکر باش

چه به از دولت لطف سخن و طبع سليم

 

**

AŞK HİKÂYESİNİ GİZLİ SÖYLÜYORUM AMA NİHAYET AŞİKÂRE DE SÖYLEYECEĞİM!

 

376. t

Derdim de sevgiliden, dermanım da… gönül de ona feda oldu, can da.

Hani alım, güzellikten daha hoştur derler ya; sevgilimizde bu da var, o da!

Aşk hikâyesini gizli söylüyorum ama nihayet aşikâre de söyleyeceğim!

İki âlem de onun yüzünün bir ziyasından ibaret. Bunu sana gizli de söyledim, aşikâr da.

Anılsın o sevgilinin kanımıza kastederek ahdi de bozduğu, peymanı da.

Cihanın işine dayanılmaz, hattâ dönek feleğe de dayanmak caiz değil.

Mademki vuslat geceleri sona erdi, hicran günleri de geçer elbet.

Muhtesip de Hafız’ın âşık olduğunu bilir, Süleyman ülkesinin Asaf’ı da!

Şarap getir. Âşık değil kadıdan, padişah yasağından bile korkmaz.

Derdem ezyârestu derman niz hem

Dil fedâyı ö şudu can niz hem

363‏

 

دردم از يار است و درمان نيز هم

دل فدای او شد و جان نيز هم

اين که می‌گويند آن خوشتر ز حسن

يار ما اين دارد و آن نيز هم

 

ياد باد آن کو به قصد خون ما

عهد را بشکست و پيمان نيز هم

 

دوستان در پرده می‌گويم سخن

گفته خواهد شد به دستان نيز هم

 

چون سر آمد دولت شب‌های وصل

بگذرد ايام هجران نيز هم

 

هر دو عالم يک فروغ روی اوست

گفتمت پيدا و پنهان نيز هم

 

اعتمادی نيست بر کار جهان

بلکه بر گردون گردان نيز هم

 

عاشق از قاضی نترسد می بيار

بلکه از يرغوی ديوان نيز هم

محتسب داند که حافظ عاشق است

و آصف ملک سليمان نيز هم

 

**

AŞK TOPRAĞINDAKİLERE DUDAĞINDAN BİR KATRA ŞARAP SAÇ DA TOPRAK LÂL RENGİNE GİRSİN, MİSK HALİNE GELSİN.

 

377. t

Görüşmek de müyesser oldu, öpüp koçmak da., bahtımdan da hoşnudum, zamandan da.

Yürü zahit, talih bana yâr oldukça kadehde elimden düşmez, sevgilinin saçları da.

Biz, kimseyi rintlikle, sarhoşlukla ayıplamayız.. güzellerin lâl dudakları da hoş, tatlı ve lezzetli şarap da.

Gönül, sana müjde vereyim: Muhtesip öldü., dünya şarapla, şarap içen güzellerle dopdolu.

Kötü göz, pusuda bizi gözleyip dururdu, nihayet düşman da aradan kalktı, göz yaşlarımız da akmaz oldu.

Gönlü perişan etmek hiç de akıl kân değil; bir cönk iste, sürahiyi de getir.

Aşk toprağındakilere dudağından bir katra şarap saç da toprak lâl rengine girsin, misk haline gelsin.

Mademki bütün âlem sana ulaşmak ümidiyle diri. Ey güneş, üstümüzden gölgeni eksik etme!

Lâlenin de yüzsuyu, güzelliğinin feyziyle, gülün de. Ey lütuf bulutu, bu toprak kula da bir feyiz rahmeti ver!

*          Mülk ve dinin Bürhanı.. vezirliği sayesinde zaman, hem devlet ve kudret hâzinesi haline geldi, hem deniz zenginleşti!

*          Yeryüzü, adalet çevgâmna kapılmış bir top., hattâ bu yüce gök kubbe bile!

Âdet olduğu veçhile aylar, yıllar gelip geçtikçe, güzler, baharlar birbiri ardından geldikçe

*          Ululuk köşkü, ululardan da hali kalmasın, selvi boylu, gül yanaklı sâkilerden de!

Hafız, saçlarına esir oldu, Tanrı’dan da kork, Süleyman iktidarına malik vezirin adaletinden de!

Didâr şud muyesseru büsu kinâr hem

Ezbahtı hod beşukrenıu ezrüzgâr hem

 

غزل  362‏

 

ديدار شد ميسر و بوس و کنار هم

از بخت شکر دارم و از روزگار هم

 

زاهد برو که طالع اگر طالع من است

جامم به دست باشد و زلف نگار هم

 

ما عيب کس به مستی و رندی نمی‌کنيم

لعل بتان خوش است و می خوشگوار هم

ای دل بشارتی دهمت محتسب نماند

و از می جهان پر است و بت ميگسار هم

خاطر به دست تفرقه دادن نه زيرکيست

مجموعه‌ای بخواه و صراحی بيار هم

بر خاکيان عشق فشان جرعه لبش

تا خاک لعل گون شود و مشکبار هم

 

آن شد که چشم بد نگران بودی از کمين

خصم از ميان برفت و سرشک از کنار هم

 

چون کانات جمله به بوی تو زنده‌اند

ای آفتاب سايه ز ما برمدار هم

چون آب روی لاله و گل فيض حسن توست

ای ابر لطف بر من خاکی ببار هم

حافظ اسير زلف تو شد از خدا بترس

و از انتصاف آصف جم اقتدار هم

 

برهان ملک و دين که ز دست وزارتش

ايام کان يمين شد و دريا يسار هم

 

بر ياد رای انور او آسمان به صبح

جان می‌کند فدا و کواکب نثار هم

گوی زمين ربوده چوگان عدل اوست

وين برکشيده گنبد نيلی حصار هم

عزم سبک عنان تو در جنبش آورد

اين پايدار مرکز عالی مدار هم

تا از نتيجه فلک و طور دور اوست

تبديل ماه و سال و خزان و بهار هم

 

خالی مباد کاخ جلالش ز سروران

و از ساقيان سروقد گلعذار هم

**

NE ZULÜMLER GÖRDÜK DE KİMSECİKLERE ŞİKÂYET BİLE ETMEDİK; HİÇ BİR SURETLE HÜRMETİ BIRAKMADIK.

 

378 t

Sevgililerden dostluk umuyor, vefa gözetiyorduk. Zaten bu zannımız yanlıştı bizim!.

Şimdilik dostluk tohumunu ektik, gittik., bakalım bu ağaç ne vakit meyva verir?

Dedikodu dervişlerin âdeti değil, yoksa seninle ne maceralarımız var!

 *         Gözünde savaş hileleri varmış., biz yanıldık, sulh edecek sanmıştık!

*          Güzellik fidanın kendi kendine gönüller parlatır bir hale gelmedi. Onu himmet nefesiyle biz yetiştirdik.

Ne zulümler gördük de kimseciklere şikâyet bile etmedik; hiç bir suretle hürmeti bırakmadık.

Sevgili dedi ki: Hafız, bize sen gönül verdin.. hulâsa biz kimseyi zorla kendimize âşık etmedik ki.

Mâ zi yaran çeşmi yâri dâştim

Hod ğalet bud ançi mâ pindâştim

369‏

 

ما ز ياران چشم ياری داشتيم

خود غلط بود آن چه ما پنداشتيم

 

تا درخت دوستی برگی دهد

حاليا رفتيم و تخمی کاشتيم

گفت و گو آيين درويشی نبود

ور نه با تو ماجراها داشتيم

 

شيوه چشمت فريب جنگ داشت

ما غلط کرديم و صلح انگاشتيم

 

گلبن حسنت نه خود شد دلفروز

ما دم همت بر او بگماشتيم

 

نکته‌ها رفت و شکايت کس نکرد

جانب حرمت فرونگذاشتيم

 

گفت خود دادی به ما دل حافظا

ما محصل بر کسی نگماشتيم

**

HARABAT PÎRİ FERYADIMA YETİŞ, İHTİYARIM. BİR YUDUM ŞARAPLA BENİ GENÇLEŞTİR!

 

379. t

Beni kılıçlayıp öldürse elini bile tutmam. Oklasa bile bunu canıma minnet bilirim.

Yay kaşlı sevgiliye söyle; beni oklasın da onun eliyle, onun koliyle öleyim bari!

Âlem derdi beni elden, ayaktan düşürürse kadehten başka kim elimi tutar ki?

Ey ümit sabahının güneşi, doğ, doğ ki ayrılık gecesinin elinde esir kaldım ben.

Harabat Pîri feryadıma yetiş, ihtiyarım. Bir yudum şarapla beni gençleştir!

Dün gece ayağından başımı kaldırmayacağıma dair zülfüne andiçtim.

Ben o kuşum ki her sabah, her akşam nağmelerim, arşın yücesinden duyulmaktadır.

Hafız, şu takva hırkasını yak, yandır da ateş haline gelince onu yakmayayım; yoksa sonra sen de yanarsın!

Betiğem ger kuşed desteş neglrem

Ve ger tirem zened minnet pezırem

331‏

 

به تيغم گر کشد دستش نگيرم

وگر تيرم زند منت پذيرم

 

کمان ابرويت را گو بزن تير

که پيش دست و بازويت بميرم

 

غم گيتی گر از پايم درآرد

بجز ساغر که باشد دستگيرم

 

برآی ای آفتاب صبح اميد

که در دست شب هجران اسيرم

 

به فريادم رس ای پير خرابات

به يک جرعه جوانم کن که پيرم

 

به گيسوی تو خوردم دوش سوگند

که من از پای تو سر بر نگيرم

بسوز اين خرقه تقوا تو حافظ

که گر آتش شوم در وی نگيرم

**

SEVGİLİ, BANA “KULUM” DERSEN MAHABBETİNLE KEVNÜ MEKÂN EFENDİLİĞİNDEN VAZGEÇERİM.

 

380. t

Vuslatının müjdesini ver de candan geçeyim.. kutsi bir kuşum ben, bu cihan tuzağından sıçrayıp çıkayım.

Sevgili, bana “kulum” dersen mahabbetinle kevnü mekân efendiliğinden vazgeçerim.

Yarabbi, beni ortadan kaldırmadan lütfet, hidayet bulutundan bir rahmet yolla.

Mezarımızın başında şarapsız, çalgısız oturma da seni görmek ‘ümidiyle, senin kokunla mezarımdan raksederek kalkayım.

Ey salmışı tatlı güzelim, kalk, yüce boyunu göster de Hafız gibi candan da geçeyim, cihandan da!

İhtiyarım ama bir gece sen beni adam akıllı bir sar da seher çağında koynundan genç olarak çıkayım.

Mujdei vaslı tu dih kez seri can berhizem

Tayiri kudsemu ez damı cihan berhlzem

336‏

 

مژده وصل تو کو کز سر جان برخيزم

طاير قدسم و از دام جهان برخيزم

 

به ولای تو که گر بنده خويشم خوانی

از سر خواجگی کون و مکان برخيزم

يا رب از ابر هدايت برسان بارانی

پيشتر زان که چو گردی ز ميان برخيزم

بر سر تربت من با می و مطرب بنشين

تا به بويت ز لحد رقص کنان برخيزم

 

خيز و بالا بنما ای بت شيرين حرکات

کز سر جان و جهان دست فشان برخيزم

 

گر چه پيرم تو شبی تنگ در آغوشم کش

تا سحرگه ز کنار تو جوان برخيزم

 

روز مرگم نفسی مهلت ديدار بده

تا چو حافظ ز سر جان و جهان برخيزم

 

**

RİYA VE TEZVİR, BİZDE YOK. BİZ KIZIL ARSLANLARIZ, KARA YILANLARIZ.

 

381. t

Gerçi padişah kullarıyız ama sabah çağı ülkesinin de padişahlarıyız.

Hazine koynumuzda, kesemiz bomboş.. fakat dünyayı gösteren kadehimiz, yolların toprağı!

Huzur ayıklarıyız, gurur sarhoşları., tevhit deniziyiz, günaha gark olmuşuz.

Baht güzeli cilvelenirse biz ona yüzü ay gibi apaydın bir aynayız.

Her gece uyanık baht padişahının tacım, külâhını gözetmekte, korumaktayız.

Sevgiliye, himmetimizi ganimet bil., çünkü sen uykudasın, uyanık olan biziz, gözcülük eden biziz de!

Gah Mansur, bilir ki biz himmet yüzümüzü nereye koysak,

Düşmanları kandan kefenlere sarar, dostlara da fütuhat elbiseleri hazırlarız.

Riya ve tezvir, bizde yok. Biz kızıl arslanlarız, kara yılanlarız.

Söyle de Hafız’ın borcunu versinler. Vereceğini itiraf etmişsin, biz de şahidiz.

Gerçi mâ bendegânı Pâdşehim

Pâdşâhân ı mülki subhgehim

381‏

 

گر چه ما بندگان پادشهيم

پادشاهان ملک صبحگهيم

 

گنج در آستين و کيسه تهی

جام گيتی نما و خاک رهيم

هوشيار حضور و مست غرور

بحر توحيد و غرقه گنهيم

 

شاهد بخت چون کرشمه کند

ماش آيينه رخ چو مهيم

 

شاه بيدار بخت را هر شب

ما نگهبان افسر و کلهيم

 

گو غنيمت شمار صحبت ما

که تو در خواب و ما به ديده گهيم

 

شاه منصور واقف است که ما

روی همت به هر کجا که نهيم

دشمنان را ز خون کفن سازيم

دوستان را قبای فتح دهيم

رنگ تزوير پيش ما نبود

شير سرخيم و افعی سيهيم

وام حافظ بگو که بازدهند

کرده‌ای اعتراف و ما گوهيم

**

ŞAHİN GİBİ, PADİŞAHIN ELİNDEN LOKMA YEDİM; GAYRİ GÜVERCİN AVLAMAYA TENEZZÜL MÜ EDERİM ?

 

382. t

Seher çağında cevza burcu, hamailini önüme koydu da dedi ki: Padişahın kuluyum, buna and içiyorum.

Sâki, gel., yaver talihimden ne murat istediysem Tanrı müyesser etti.

Bir kadeh ver de padişahın aşkına içeyim. Yine ihtiyar başımda gençlik ateşi var!

Hızır’ın abıhayatını anıp yolumu kesme.

Ben, padişahın kadehinden Kevser havuzunun şarabını içmekteyim.

Padişahım, fazilet ve hüner tahtını göklere yüceltsem yine bu tapının kuluyum, yine bu kapının yoksulu!

Yıllarca meclisinde şarap içtim. Ona alışan tabiatımın bu huyunu terketmesine, bundan vazgeçmesine imkân mı var?           

 Eğer bu sözüme inanmazsan Kemali Isfahânî’nin sözünden bir delil getireyim; o der ki:

“Gönlümü senden alır, sevgini terkedersem kimi seveyim, o gönlü nereye götüreyim, ne yapayım?”

Hamailim, Muhammed oğlu Gazi Mansur’dur! Bu kutlu adla düşmanlara muzafferim ben.  

Elest gününde Padişahın aşkına düştüm., ömrümce de bu ahde vefa edecek, bu sevgiyle geçip gideceğim.

* Felek, Süreyya dizisini padişahın adına dizmişse ben inci gibi şiirlerimle onu neden methetmeyeyim, kimden aşağıyım, kimden küçüğüm ki?         

Şahin gibi, Padişahın elinden lokma yedim; gayri güvercin avlamaya tenezzül mü ederim ?

Ey arslanlar tutan, arslanlara galip gelen Padişahım, sayende huzur ve istirahat ülkesine yerleşsem nem eksilir ki?

Kolum, kanadım yok, böyle olduğu halde şaşılacak şey şu: Başımda Simurgun konağına ulaşmaktan başka bir hava yok.

Şiirim, senin methinin bereketiyle yüzlerce gönül ülkesi zaptetti, sanki bu hünerli dilim, senin kılıcın.

Sabah rüzgârı gibi bir gül bahçesinden geçtiysem selviye âşık olduğumdan, çama müştak bulunduğumdan geçmedim.

Senin kokunu duymuştum, neşe meclisindeki sâkiler de yüzünü hatırlatıp bana bir iki kadeh şarap sundular.

Fakat ben, bir iki üzümün suyu ile sarhoş olmam ki., meyhanede yetişmiş kart bir adamım ben!

Feleğin dönüşüyle birçok dâvalarım var. Bu hususta Padişahın insaf ve adaleti hüküm versin!

Tanrı’ya şükrolsun yine bu tapının yücesindeyim ; yine arş tavusu, iri kanatlarımın sesini duymada.

Sevginden başka bir şeyle uğraşırsam adım âşıklar divanından silinsin.

Arslan yavrusu, gönlümü kapmak için üstüme saldırdı; fakat ben zayıf olsam da, olmasam da zaten bir kere arslana avlanmışım, onun avıyım.

Padişahım, yüzüne âşık olanlar, zerrelerden çok., ben nerden vuslatına erişeceğim. Zerreden de aşağıyım ben!

Güzelliğini inkâr eden kim? Göster bana., göster de gözünü bıçakla oyayım!

Bana saltanat güneşinin gölgesi vurdu.. artık doğu güneşiyle işim yok.

Bu sözlerden maksat, alışverişi kızıştırmak değil ha., ne cilve satmaktayım, ne işve almakta!

Hafız, Peygamber’i ve Ehlibeytini candan sever. Hüküm sahibi Padişah da buna şahittir.

Cevza seher nihâd hemayil berâberem

Yani ğulâmı Şâh’emu sovkend hurem

329‏

 

جوزا سحر نهاد حمايل برابرم

يعنی غلام شاهم و سوگند می‌خورم

ساقی بيا که از مدد بخت کارساز

کامی که خواستم ز خدا شد ميسرم

جامی بده که باز به شادی روی شاه

پيرانه سر هوای جوانيست در سرم

 

راهم مزن به وصف زلال خضر که من

از جام شاه جرعه کش حوض کوثرم

 

شاها اگر به عرش رسانم سرير فضل

مملوک اين جنابم و مسکين اين درم

 

من جرعه نوش بزم تو بودم هزار سال

کی ترک آبخورد کند طبع خوگرم

ور باورت نمی‌کند از بنده اين حديث

از گفته کمال دليلی بياورم

 

گر برکنم دل از تو و بردارم از تو مهر

آن مهر بر که افکنم آن دل کجا برم

 

منصور بن مظفر غازيست حرز من

و از اين خجسته نام بر اعدا مظفرم

 

عهد الست من همه با عشق شاه بود

و از شاهراه عمر بدين عهد بگذرم

 

گردون چو کرد نظم ثريا به نام شاه

من نظم در چرا نکنم از که کمترم

 

شاهين صفت چو طعمه چشيدم ز دست شاه

کی باشد التفات به صيد کبوترم

ای شاه شيرگير چه کم گردد ار شود

در سايه تو ملک فراغت ميسرم

 

شعرم به يمن مدح تو صد ملک دل گشاد

گويی که تيغ توست زبان سخنورم

بر گلشنی اگر بگذشتم چو باد صبح

نی عشق سرو بود و نه شوق صنوبرم

 

بوی تو می‌شنيدم و بر ياد روی تو

دادند ساقيان طرب يک دو ساغرم

 

مستی به آب يک دو عنب وضع بنده نيست

من سالخورده پير خرابات پرورم

 

با سير اختر فلکم داوری بسيست

انصاف شاه باد در اين قصه ياورم

 

شکر خدا که باز در اين اوج بارگاه

طاووس عرش می‌شنود صيت شهپرم

نامم ز کارخانه عشاق محو باد

گر جز محبت تو بود شغل ديگرم

 

شبل الاسد به صيد دلم حمله کرد و من

گر لاغرم وگرنه شکار غضنفرم

 

ای عاشقان روی تو از ذره بيشتر

من کی رسم به وصل تو کز ذره کمترم

بنما به من که منکر حسن رخ تو کيست

تا ديده‌اش به گزلک غيرت برآورم

 

بر من فتاد سايه خورشيد سلطنت

و اکنون فراغت است ز خورشيد خاورم

 

مقصود از اين معامله بازارتيزی است

نی جلوه می‌فروشم و نی عشوه می‌خرم

**

DEFALARCA SÖYLEDİM, YİNE DE SÖYLÜYORUM: BEN ÂŞIKIM, FAKAT BU YOLA KENDİLİĞİMDEN KOŞMUYORUM Kİ, TANRI TAKDİRİ BU!

 

383. t

Defalarca söyledim, yine de söylüyorum: Ben âşıkım, fakat bu yola kendiliğimden koşmuyorum ki, Tanrı takdiri bu!

Dudu gibi beni aynanın önüne koydular. Aynanın ardındaki ezel üstadı neyi söylediyorsa onu söylüyorum.

İster diken olayım, ister gül., yeşilliği bezeyen birisi var, o beni nasıl yetiştiriyorsa öyle bitmekteyim.

Dostlar, hayran bir âşıkım.. ayıplamayın, bir incim var, değer bilen bir müşteri arıyorum.

Gerçi şaraba bulanmış hırka giymem ve şarap içmem ayıptır ama yine siz tayip etmeyin, şarapla hırkamdaki kiri, riyayı yıkamaktayım.

Âşıkların gülmesi de başka bir yerdendir, ağlaması da. Geceleri terennüm etmekteyim, seher çağlan mersiye okuyup ağlamakta.

Hafız, bana meyhane kapısının toprağını koklama dedi. Ona de ki: Ayıplama, ben o topraktan Huten miskinin kokusunu almaktayım.

Bârhâ gufteemu bâri diğer migüyem

Ki men i dilşude in reh ne behod mipuyem

380‏

 

بارها گفته‌ام و بار دگر می‌گويم

که من دلشده اين ره نه به خود می‌پويم

در پس آينه طوطی صفتم داشته‌اند

آن چه استاد ازل گفت بگو می‌گويم

 

من اگر خارم و گر گل چمن آرايی هست

که از آن دست که او می‌کشدم می‌رويم

دوستان عيب من بی‌دل حيران مکنيد

گوهری دارم و صاحب نظری می‌جويم

گر چه با دلق ملمع می گلگون عيب است

مکنم عيب کز او رنگ ريا می‌شويم

خنده و گريه عشاق ز جايی دگر است

می‌سرايم به شب و وقت سحر می‌مويم

حافظم گفت که خاک در ميخانه مبوی

گو مکن عيب که من مشک ختن می‌بويم

**

VAİZ, YANIMDAN UZAKLAŞ, BEYHUDE SÖZLER SÖYLEME., BEN ARTIK TEZVİRLERE KULAK ASACAK ADAM DEĞİLİM.

 

384. t

Güzelim, aşkının derdine ne çare bulayım? Ne vakte kadar derdinle geceleri feryat edip duracağım?

Divane gönül, nasihat duyacak, öğüt alacak dereceyi aştı. Saçlarını zincir yapar da bağlarsam belki uslanır.

Ayrılık zamanında neler çektiğimi bir mektupta yazmak imkânı yok, heyhat!

Saçlarının yüzünden ne perişan oldum., nerde o mecal ki bunların hepsini anlatayım?

Canı görmek arzusuna düştüm mü gözümde senin güzel yüzünü tasvir eder, nakşeylerim.

Vuslatına bu suretle erişeceğimi bilsem yolunda dini de oynar, gönlü de oynar, vuslatına erişirdim.

Vaiz, yanımdan uzaklaş, beyhude sözler söyleme., ben artık tezvirlere kulak asacak adam değilim.

Hafız’ın bu bozuk düzen halden kurtulmasına, ıslah olmasına imkân yok. Mademki takdir böyle, ne tedbirde bulunabilirim ki?

Sanemâ bâ ğamı ‘ışkı tu çi tedbir kunem

Tâ bekey derğamı tu nâleı şebğir kunem

347‏

 

صنما با غم عشق تو چه تدبير کنم

تا به کی در غم تو ناله شبگير کنم

 

دل ديوانه از آن شد که نصيحت شنود

مگرش هم ز سر زلف تو زنجير کنم

 

آن چه در مدت هجر تو کشيدم هيهات

در يکی نامه محال است که تحرير کنم

با سر زلف تو مجموع پريشانی خود

کو مجالی که سراسر همه تقرير کنم

آن زمان کرزوی ديدن جانم باشد

در نظر نقش رخ خوب تو تصوير کنم

 

گر بدانم که وصال تو بدين دست دهد

دين و دل را همه دربازم و توفير کنم

 

دور شو از برم ای واعظ و بيهوده مگوی

من نه آنم که دگر گوش به تزوير کنم

 

نيست اميد صلاحی ز فساد حافظ

چون که تقدير چنين است چه تدبير کنم

 

**

HER AN YÜZÜNÜN BAŞKA BİR NAKŞI, BAŞKA BİR TECELLİSİ HAYALİMİN YOLUNU VURMAKTA., SENİ GÖRÜNCE AKLIM, HAYALİM DAĞILMAKTA. BU PERDEDE NELER GÖRÜYORUM, KİME SÖYLEYEYİM?

 

385. •

Muğların meyhanesinde Tanrı nurunu görüyorum. Ne şaşılacak şey, bir bak, nerden nasıl bir nur görmekteyim.

Ey emîri hac, bana cilvelenme, övünme. Çünkü sen evi görüyorsun, ben ev sahibini görüyorum!

Güzellerin saçlarından misk elde etmek ümidindeyim, ne olmayacak şey, ne abes düşünce! Mutlaka yanlış görüyorum.

Gönül yanışı, akıp duran göz yaşı, seher çağındaki ah, geceleyin feryat.. bütün bunları sizin lûtfunuzla görmekteyim.

Her an yüzünün başka bir nakşı, başka bir tecellisi hayalimin yolunu vurmakta., seni görünce aklım, hayalim dağılmakta. Bu perdede neler görüyorum, kime söyleyeyim?

Her seher çağı sabah rüzgârından gördüklerimi kimse, ne Huten miskinden gördük ne Çin nafesinden!

Dostlar, Hafız’ın size baktığını ayıplamayın; ben görüyorum ki o, sizin dostlarınızdan, âşıklarınızdan!

Derherâbat ı muğan nürı Huda mibinem

İn ‘aceb bin ki çi nüri zi kucâ mıbınem

357‏

 

در خرابات مغان نور خدا می‌بينم

اين عجب بين که چه نوری ز کجا می‌بينم

جلوه بر من مفروش ای ملک الحاج که تو

خانه می‌بينی و من خانه خدا می‌بينم

خواهم از زلف بتان نافه گشايی کردن

فکر دور است همانا که خطا می‌بينم

سوز دل اشک روان آه سحر ناله شب

اين همه از نظر لطف شما می‌بينم

هر دم از روی تو نقشی زندم راه خيال

با که گويم که در اين پرده چه‌ها می‌بينم

کس نديده‌ست ز مشک ختن و نافه چين

آن چه من هر سحر از باد صبا می‌بينم

دوستان عيب نظربازی حافظ مکنيد

که من او را ز محبان شما می‌بينم

 

**

RİYA HIRKASIYLE AŞKIMI GİZLEYEYİM DEDİM AMA GÖZ YAŞLARI GAMMAZ., NİHAYET SIRRIMI FAŞ ETTİ GİTTİ!

 

386.

Benim uzun boylu işveci, hilebaz sevgilim, uzayıp giden zahitlik hikâyemi kısalttı, beni zahitlikten vazgeçiriverdi!

Gönül, gördün mü? Bu kadar yaş yaşadıktan, zahitlik ettikten, ilim öğrendikten sonra sevgiliyi gören gözün, bana neler etti, başıma ne işler açtı?

Riya hırkasıyle aşkımı gizleyeyim dedim ama göz yaşları gammaz., nihayet sırrımı faş etti gitti!

Sevgili sarhoş, âşıkları anmıyor bile., yoksullara iltifat eden sâkimin kulakları çınlasın. Allah ona hayırlar versin!

Yarabbi, nefhasıyle kerem kokusunu getirecek, işlerimi düzene koyacak olan o seher rüzgârı ne vakit esecek ki?

İmanın da harap olacağından korkuyorum., nihayet kaşların, namazımın huzurunu bozmakta.

*’ Zahit, senin niyazın da bir işe yaramıyor, benim geceleri sarhoşluğum ve yana yakıla niyaz edişim de!

Hafız, ağlamadan yandı. Ey seher yeli, halini, dostları görüp gözeten, düşmanları yakıp yandıran padişahıma arz et!

Kendime mum gibi gülerek ağlıyorum. Bakalım taş yürekli sevgili, bu yanıp yakılmam sana neler edecek?

Bâlâ bulend i ışvegeri nakşbâzı men

Kütâh kerd kıssai zuhdi dırâzı men

400‏

 

بالابلند عشوه گر نقش باز من

کوتاه کرد قصه زهد دراز من

 

ديدی دلا که آخر پيری و زهد و علم

با من چه کرد ديده معشوقه باز من

 

می‌ترسم از خرابی ايمان که می‌برد

محراب ابروی تو حضور نماز من

گفتم به دلق زرق بپوشم نشان عشق

غماز بود اشک و عيان کرد راز من

 

مست است يار و ياد حريفان نمی‌کند

ذکرش به خير ساقی مسکين نواز من

يا رب کی آن صبا بوزد کز نسيم آن

گردد شمامه کرمش کارساز من

 

نقشی بر آب می‌زنم از گريه حاليا

تا کی شود قرين حقيقت مجاز من

بر خود چو شمع خنده زنان گريه می‌کنم

تا با تو سنگ دل چه کند سوز و ساز من

 

زاهد چو از نماز تو کاری نمی‌رود

هم مستی شبانه و راز و نياز من

حافظ ز گريه سوخت بگو حالش ای صبا

با شاه دوست پرور دشمن گداز من

**

ÂLEMİN BAŞINI, SARIĞINI YELE VER, DİLBERLİK USULÜNCE KÜLÂHININ KÖŞESİNİ BİR YIK HELE!

 

387. t

Bir cilveden de sihirbazların alışverişini kesada ver.. bir göz ucıyle bak da Samirî pazarının parlaklığını söndür!

Âlemin başını, sarığını yele ver, dilberlik usulünce külâhının köşesini bir yık hele!

Zülfüne söyle, âdeti olan serkeşliği bıraksın; bakışına söyle, sitemkârlığın kalbini kırsın!

Dışarı çık, salına salına yürü de güzellik topunu kap, kimseye bırakma., hurilere, müstahak oldukları şeyi ver, perilerin güzelliğini hiçe indir.

Ceylân bakışlarınla güneş arslanını teshir et., iki büklüm kaşlarınla müşterinin yayını kır!

Rüzgârın nefesiyle sümbülün zülüfleri koku salarsa sen, amber kokulu saçlarınla ona lâyık olduğu değeri veriver!

Hafız, bülbül fesahattan dem vurursa Farsça şiirlerinle haddini bildiriver!

Kirîşmei kunu bâzârı sâhiri bişiken

Beğamze revnakı bâzârı Sâmiri bişiken

غزل  399‏

 

کرشمه‌ای کن و بازار ساحری بشکن

به غمزه رونق و ناموس سامری بشکن

به باد ده سر و دستار عالمی يعنی

کلاه گوشه به آيين سروری بشکن

به زلف گوی که آيين دلبری بگذار

به غمزه گوی که قلب ستمگری بشکن

برون خرام و ببر گوی خوبی از همه کس

سزای حور بده رونق پری بشکن

به آهوان نظر شير آفتاب بگير

به ابروان دوتا قوس مشتری بشکن

چو عطرسای شود زلف سنبل از دم باد

تو قيمتش به سر زلف عنبری بشکن

چو عندليب فصاحت فروشد ای حافظ

تو قدر او به سخن گفتن دری بشکن

**

ÖĞÜTÇÜ BANA DEDİ Kİ: AŞKIN GAMDAN BAŞKA NE HÜNERİ VAR? YÜRÜ BE AKILLI HOCAM, SENİN BUNDAN DAHA ÂLÂ BİR HÜNERİN VAR MI Kİ?

 

388. t

Rintlere bundan daha iyi bir bakışla bak., meyhane kapısına bundan daha iyi bir tarzda uğra!

Dudaklarının hakkımda şu lütfu pek, ama pek güzel… fakat bundan biraz daha güzelini, biraz daha iyisini bekliyorum.

Sihriyle cihan işlerinin düğümünü çözen sevgiliye de ki: Bu mühim ve ince işe Diraz daha iyi bak, hele bir parça daha himmet et!

O güzele gönül vermeyeyim de ne yapayım? Zaman anası bundan daha iyi, bundan daha güzel bir oğul doğuramaz ki!

Öğütçü bana dedi ki: Aşkın gamdan başka ne hüneri var? Yürü be akıllı hocam, senin bundan daha âlâ bir hünerin var mı ki?

Sana kadehi eline al, sâkinin dudağını öp diyorum ya., canım, efendim, dinle., başka kimse bundan daha iyi bir söz söyleyemez.

Hafız’ın kalemi, şeker gibi meyvalar veren bir nebattır, bu meyvaları da devşirmeye bak., çünkü bu bahçede bundan daha iyi meyva yok!

Mifuken bersafı rindan nazeri bihter ezin

Berderi meykede mikun guzeri bihter ezin

404‏

 

می‌فکن بر صف رندان نظری بهتر از اين

بر در ميکده می کن گذری بهتر از اين

در حق من لبت اين لطف که می‌فرمايد

سخت خوب است وليکن قدری بهتر از اين

آن که فکرش گره از کار جهان بگشايد

گو در اين کار بفرما نظری بهتر از اين

ناصحم گفت که جز غم چه هنر دارد عشق

برو ای خواجه عاقل هنری بهتر از اين

دل بدان رود گرامی چه کنم گر ندهم

مادر دهر ندارد پسری بهتر از اين

من چو گويم که قدح نوش و لب ساقی بوس

بشنو از من که نگويد دگری بهتر از اين

کلک حافظ شکرين ميوه نباتيست به چين

که در اين باغ نبينی ثمری بهتر از اين

**

DOSTLAR, AĞZINDAN BİR ÖPÜCÜK ALMAK İÇİN CAN VERDİM, FAKAT RAZI OLMUYOR. BAKIN, CÜZİ BİR ŞEY İÇİN BU ALIŞVERİŞTE NASIL GERİ KALIYOR!

 

389. t

Yolunun toprağı olsam benden eteğini silker, gönlünü ver bana desem yüzünü çevirir.

Rengin yüzünü gül gibi herkese gösterir; ört, saklan desem benden örtünür, benden saklanır.

Gözüme “Bir an doya doya bak artık” dedim, dedi ki: Benden kanlı ırmaklar mı akıtmak istiyorsun ?

O kanıma susamış, ben dudağa susuzum. Bakalım sonu neye varacak? Ya o benden maksadına erişir, ya ben ondan!

Ferhat gibi acılıkla, elemle can versem de korkum yok. Benden birçok şirin hikâyeler kalacak ya!

Huzurunda mum gibi eriyip can versem sabah gibi elemime güler; bu halinden alınıp incinsem nazik hatırı incinir.

* Dostlar, ağzından bir öpücük almak için can verdim, fakat razı olmuyor. Bakın, cüzi bir şey için bu alışverişte nasıl geri kalıyor!

Hafız, sabret, eğer gam dersini bu çeşit alırsam aşk, her köşede, her bucakta benden efsaneler söyleyip duracak, beni âleme destan edecek.

Çün şevem hâki reheş dâmen biyefşâned zimen

Ver bigüyem dil bigerdan rü bigerdâned zimen

 

غزل  401‏

 

چون شوم خاک رهش دامن بيفشاند ز من

ور بگويم دل بگردان رو بگرداند ز من

 

روی رنگين را به هر کس می‌نمايد همچو گل

ور بگويم بازپوشان بازپوشاند ز من

 

چشم خود را گفتم آخر يک نظر سيرش ببين

گفت می‌خواهی مگر تا جوی خون راند ز من

او به خونم تشنه و من بر لبش تا چون شود

کام بستانم از او يا داد بستاند ز من

 

گر چو فرهادم به تلخی جان برآيد باک نيست

بس حکايت‌های شيرين باز می‌ماند ز من

گر چو شمعش پيش ميرم بر غمم خندان شود

ور برنجم خاطر نازک برنجاند ز من

 

دوستان جان داده‌ام بهر دهانش بنگريد

کو به چيزی مختصر چون باز می‌ماند ز من

صبر کن حافظ که گر زين دست باشد درس غم

عشق در هر گوشه‌ای افسانه‌ای خواند ز من

**

ŞU YENLERİ KISA SOFİLERİN EL UZUNLUĞUNA BİR BAK HELE., BULAŞIK HARFLERİNİN ALTINDA ADAM AVLAMAK İÇİN NÜKTELERİ VAR!

 

390. t

Lâl renkli şarabı çek, ay alınlı güzellerin yüzüne bak., şu zahitlerin mezhebine aykırı hareket et, bu güzellerin güzelliklerini seyret!

Şu yenleri kısa sofilerin el uzunluğuna bir bak hele., bulaşık harflerinin altında adam avlamak için nükteleri var!

İki cihanın harmanına da baş eğmiyorlar. Yoksulların başak devşirenlerin ululuğuna bak!

Sevgili, misk gibi siyah ve kokulu kaşlarını çatmış, o kaş çatılışı bir türlü düzelmiyor.. gönül ehlinin niyazına bak, nazeninlerin nazını seyret!

Vefaya dair kimseden bir söz duymuyorum. Dostların, hemdemlerin sohbetindeki vefakârlıklarına bak hele!

Benim için kurtuluş çaresi aşka esir olmaktır. işin önünü görenlerin sonunu görüp gözetmemelerine bak!

Aşk cilâsı, Hafız’ın hatırındaki tozu, pası giderdi. Temiz dinlilerin ve temiz kişilerin niyetlerindeki temizliği seyret!

Şerâbı la’l keşu rüyı mehcebinan bin

Hilâfi mezhebi inan cemâli anan bin

403‏

 

شراب لعل کش و روی مه جبينان بين

خلاف مذهب آنان جمال اينان بين

 

به زير دلق ملمع کمندها دارند

درازدستی اين کوته آستينان بين

به خرمن دو جهان سر فرو نمی‌آرند

دماغ و کبر گدايان و خوشه چينان بين

 

بهای نيم کرشمه هزار جان طلبند

نياز اهل دل و ناز نازنينان بين

 

حقوق صحبت ما را به باد داد و برفت

وفای صحبت ياران و همنشينان بين

 

اسير عشق شدن چاره خلاص من است

ضمير عاقبت انديش پيش بينان بين

 

کدورت از دل حافظ ببرد صحبت دوست

صفای همت پاکان و پاکدينان بين

**

ALLAH İÇİN OLSUN HIRKA GİYEN ZÂHİTLERLE AZ OTUR; VARINI YOĞUNU ELDEN ALDIRMIŞ RİNTLERDEN YÜZÜNÜ GİZLEME!

 

391. t

Allah için olsun hırka giyen zâhitlerle az otur; varını yoğunu elden aldırmış rintlerden yüzünü gizleme!

O hırkada ne kirler var, ne kirler! Ne hoştur, ne mübarektir şarap satanların elbiseleri !

Tabiatın nazik; hırka giyenlerin kabalıklarına tahammül edemezsin sen!

Gel de şu mürayilerin hilesine bak. Sürahinin gönlü kan kesildi; çenk coştu, kükredi!

Mademki beni sarhoş ettin, çekingen durma, mademki bana ballar, şerbetler sundun, zehir içirme!

Ben, sofiye benzeyen şu adamlarda bir dert bile görmedim. Tortulu şarap içenlerin işretleri sâf olsun!

Hafız’ın yüreğinin yanıklığından çekin, kaynayan bir çömlek gibi göğsü var!

Hudârâ kem nişin hâhırkapüşan

Rahı ezrindânı bisâman mepüşan

غزل  386‏

 

خدا را کم نشين با خرقه پوشان

رخ از رندان بی‌سامان مپوشان

 

در اين خرقه بسی آلودگی هست

خوشا وقت قبای می فروشان

در اين صوفی وشان دردی نديدم

که صافی باد عيش دردنوشان

تو نازک طبعی و طاقت نياری

گرانی‌های مشتی دلق پوشان

چو مستم کرده‌ای مستور منشين

چو نوشم داده‌ای زهرم منوشان

بيا و از غبن اين سالوسيان بين

صراحی خون دل و بربط خروشان

 

ز دلگرمی حافظ بر حذر باش

که دارد سينه‌ای چون ديگ جوشان

 

**

MEYHANE PÎRİNE “KURTULUŞ YOLU NEDİR?” DİYE SORDUM. ŞARAP KADEHİNİ İSTEDİ, “SIR ÖRTMEK” DEDİ.

 

392. t

Aşk uğrunda uğraşmakla şehirde şöhret buldum, kimsenin kötülüğünü görmekle gözümü bulaştırmadım.

Kendime tapma suretini yıkmak için şaraba taparak varlığımı su üstündeki suret gibi sebatsız ve kararsız bir hale getirdim.

Vefakârlıkta bulunalım, halkın kınamasını hoş görelim, hoş olalım. Çünkü yolumuzda incinmek kâfirliktir.

Meyhane Pîrine “Kurtuluş yolu nedir?” diye sordum. Şarap kadehini istedi, “Sır örtmek” dedi.

Güzel yüze sevgiyi, sevgilinin hattından öğren. Güzellerin yanakları etrafında dönüp dolaşmak ne hoş!

Bu meclisi bırakacak, meyhaneyi tavaf edeceğim. Çünkü amelsizlerin vaizim işitmemek vaciptir.

Hafız, sâkinin dudağıyle şarap kadehinden başka bir şey öpme. Zâhitlik satanların ellerini öpmek hatadır.

Gönlün âlem bağını dilemekten maksadı ne? Göz bebeği eliyle yüzünden gül dermek.

Menem ki şöhrei ‘ışkem be’ışk verziden

Menem ki dide neyâlüdeem bebed diden

393‏

 

منم که شهره شهرم به عشق ورزيدن

منم که ديده نيالودم به بد ديدن

 

وفا کنيم و ملامت کشيم و خوش باشيم

که در طريقت ما کافريست رنجيدن

به پير ميکده گفتم که چيست راه نجات

بخواست جام می و گفت عيب پوشيدن

مراد دل ز تماشای باغ عالم چيست

به دست مردم چشم از رخ تو گل چيدن

 

به می پرستی از آن نقش خود زدم بر آب

که تا خراب کنم نقش خود پرستيدن

 

به رحمت سر زلف تو واثقم ور نه

کشش چو نبود از آن سو چه سود کوشيدن

 

عنان به ميکده خواهيم تافت زين مجلس

که وعظ بی عملان واجب است نشنيدن

ز خط يار بياموز مهر با رخ خوب

که گرد عارض خوبان خوش است گرديدن

 

مبوس جز لب ساقی و جام می حافظ

که دست زهدفروشان خطاست بوسيدن

 

**

EY KUTLU KUŞ, GÖRDÜN YA HALİMİ; LÜTFET, O ANKAYA BU KUZGUNUN, BU KARGANIN HALİNİ SÖYLE!

 

393. t

Yarabbi, o miskler kokan ceylânı yine Hutun’e getir . . o usul boylu ve salına salma gezen selviyi yine çimenliğe ulaştır.

Pörsümüş, perişan olmuş bahtımızı bir rüzgârla okşa, yani o tenden çıkıp gitmiş olan cam yine tenimize ver!

Ayla güneş bile konak yerine senin emrinle erişir .Ay yüzlü sevgilimi de yine bana eriştir.

Taşla kil, gözyaşlarımın tesiriyle akik haline geldi Yârabbi o kutlu yıldızı yine Yemen diyarına getir!

Ey kutlu kuş, gördün ya halimi; lütfet, o ankaya bu kuzgunun, bu karganın halini söyle!

Söz bundan ibaret: Sensiz yaşamayı iste miyoruz. Ey haberler getirip götüren rüzgar,, bunu duy da sevgiliye arzet!

Onun vatanı, Hafız’ın göğsüydü. Yâ Rabbi, gariplikten kurtar, muradına eriştir de yine vatanına ulaştır!

Yâ Rab an âhüyı muşkin be Huten bâz resan

Van sehi servi Hırâman beçemen bâz resan

385‏

 

يا رب آن آهوی مشکين به ختن بازرسان

وان سهی سرو خرامان به چمن بازرسان

دل آزرده ما را به نسيمی بنواز

يعنی آن جان ز تن رفته به تن بازرسان

ماه و خورشيد به منزل چو به امر تو رسند

يار مه روی مرا نيز به من بازرسان

ديده‌ها در طلب لعل يمانی خون شد

يا رب آن کوکب رخشان به يمن بازرسان

 

برو ای طاير ميمون همايون آثار

پيش عنقا سخن زاغ و زغن بازرسان

 

سخن اين است که ما بی تو نخواهيم حيات

بشنو ای پيک خبرگير و سخن بازرسان

آن که بودی وطنش ديده حافظ يا رب

به مرادش ز غريبی به وطن بازرسان

**

ÂLEME DAYANMA, BİR KADEH ŞARABIN VARSA ZÜHRE ALINLI, NAZİK BEDENLİ GÜZELLERİN AŞKINA ÇEK!

 

394. t

Şimşir boyluların, şirin ağızlıların husrevi, tersine kıvrılmış kirpikleriyle saflar bozanların kalplerini kıran sevgili,

Sarhoş bir halde geçti. Geçerken bu yoksula bir baktı da dedi ki: Ey bütün tatlı sözlü şairlerin gözü, gözlerinin nuru,

Ne vakte dek kesende altın, gümüş bulunmayacak? Benim kulum ol da bütün gümüş bedenli güzeller, sana muti olsunlar!

Zerreden de aşağı değilsin ya,  alçalma, sevgiyle uğraş da çarh vurarak güneşin halvet yurduna eriş!

Âleme dayanma, bir kadeh şarabın varsa zühre alınlı, nazik bedenli güzellerin aşkına çek!

Ruhu şâd olsun, benim sarhoş Pîrim dedi ki: Ahdinde durmayanların sohbetlerinden çekin!

Seher çağı, sabah rüzgârına lâlenin gönlündeki derdi söylüyordum. “Bu kanlı kefenliler, kimin şehitleri?” diye sordum.

Dedi ki: Hafız, sen ve ben, bu sırrın mahremi değiliz. Lâl renkli şarapla ağızları tatlı güzellere kani ol!

Sevgilinin eteğini eline geçir, düşmanlıktan vaz geç. Tanrı eri ol, şeytanları bırak!

Şâh ı şimşâdi adan husrevi şirindehenan

Ki bemujgân şikened kalb i heme safşikenan

387‏

 

شاه شمشادقدان خسرو شيرين دهنان

که به مژگان شکند قلب همه صف شکنان

 

مست بگذشت و نظر بر من درويش انداخت

گفت ای چشم و چراغ همه شيرين سخنان

تا کی از سيم و زرت کيسه تهی خواهد بود

بنده من شو و برخور ز همه سيمتنان

 

کمتر از ذره نه‌ای پست مشو مهر بورز

تا به خلوتگه خورشيد رسی چرخ زنان

بر جهان تکيه مکن ور قدحی می داری

شادی زهره جبينان خور و نازک بدنان

پير پيمانه کش من که روانش خوش باد

گفت پرهيز کن از صحبت پيمان شکنان

 

دامن دوست به دست آر و ز دشمن بگسل

مرد يزدان شو و فارغ گذر از اهرمنان

 

با صبا در چمن لاله سحر می‌گفتم

که شهيدان که‌اند اين همه خونين کفنان

 

گفت حافظ من و تو محرم اين راز نه‌ايم

از می لعل حکايت کن و شيرين دهنان

**

SENİN ÂŞIKTAN ÖLDÜRMEK ÂDETİNDİR, ÂDETİNE BAŞLA DA DÜŞMANLARLA ŞARAP İÇ, BİZİ DE AZARLA!

 

395.

Gül yaprağına misk kokulu sümbülden lâkap ört, yani yüzünü saçlarınla gizle de bütün âlemi harap et.

Uykulu sarhoş nergisleri işvelerle aç, güzel nergisin gözlerini hasedinden kapat.

Yüzündeki terleri saç, bahçenin her yanını göz çanaklarımız gibi gül suyuyle doldur,

Gül mevsimi ömür gibi gelip geçmekte . . sâki, gül renkli şarabı döndürmede acele et.

Menekşenin kokusunu duy, sevgilinin saçlarına sarıl, lâlenin rengine bak, şarap içmeye koyul!

* Senin âşıktan öldürmek âdetindir, âdetine başla da düşmanlarla şarap iç, bizi de azarla!

Hafız dualarla vuslat istemekte., Yâ Rabbi, hasta gönüllü âşıkların duasını müstecab et.

Habbeler gibi gözünü kadehe aç; bu yıkık dünyayı habbeye benzet, âlemin yokluğu, geçiciliği hususunda onlardan ibret al!

Gul berkrâ zisunbuli muşkinnikâb kun

Ya’ni ki ruhü bipûu cihani herab kun

395‏

 

گلبرگ را ز سنبل مشکين نقاب کن

يعنی که رخ بپوش و جهانی خراب کن

بفشان عرق ز چهره و اطراف باغ را

چون شيشه‌های ديده ما پرگلاب کن

ايام گل چو عمر به رفتن شتاب کرد

ساقی به دور باده گلگون شتاب کن

بگشا به شيوه نرگس پرخواب مست را

و از رشک چشم نرگس رعنا به خواب کن

 

بوی بنفشه بشنو و زلف نگار گير

بنگر به رنگ لاله و عزم شراب کن

 

زان جا که رسم و عادت عاشق‌کشی توست

با دشمنان قدح کش و با ما عتاب کن

 

همچون حباب ديده به روی قدح گشای

وين خانه را قياس اساس از حباب کن

 

حافظ وصال می‌طلبد از ره دعا

يا رب دعای خسته دلان مستجاب کن

**

BOŞBOĞAZ NEFİS ÇOK HİKÂYE BİLİR, SÖYLER DURUR, SONU GELMEZ Kİ. SÂKİ, SEN İŞİNİ BOŞLAMA, KADEHE ŞARAP DOLDUR.

 

396. t

Gönlümü, canımı sevgilinin gözüne, kaşına verdim. Gel gel de kemere bak, pencereyi seyret.

Ayrılık gecesi yıldızı, nur saçmamakta. Köşkün üstüne çık, yolu aydınlat.

Cennet haznedarına de ki: Bu meclisin toprağını al, firdevs buhurdanlığına ödağacı olarak hediye götür.

Boşboğaz nefis çok hikâye bilir, söyler durur, sonu gelmez ki. Sâki, sen işini boşlama, kadehe şarap doldur.

Fakih, nasihat eder, aşkla oynama derse ona bir kadeh sun da aklı başına gelsin.

Yeşillikteki güzellerin hepsi, senin güzelliğine meftundur. Yasemine işveler sat, çama cilveler göster.

Bu taçtan, bu hırkadan canım sıkılıyor. Sofiyane bir işveyle artık beni kalender et.

*          Güzellik şuaı, anlayış gözüne perde çekti. Gel de güneş otağını nurlandır!

*          Senin vuslat şekerine tamah etmek haddimiz değil. Bari bizi şeker gibi lâline havale et.

* Kadehin dudağını öp de sonra sarhoşlara ver ve bu nazikâne hareketle seninle konuşup görüşenleri neşelendir.

İşrete ve ay yüzlülerin aşkına düştükten sonra yapacağın işlerden biri de şu olmalı: Hafız’ın şiirini ezberlemek.

Zider derâ vu şebistanı mâ münevver kun

Hevâyı meclis i rühâniyan mu’attar kun

397‏

 

ز در درآ و شبستان ما منور کن

هوای مجلس روحانيان معطر کن

اگر فقيه نصيحت کند که عشق مباز

پياله‌ای بدهش گو دماغ را تر کن

به چشم و ابروی جانان سپرده‌ام دل و جان

بيا بيا و تماشای طاق و منظر کن

ستاره شب هجران نمی‌فشاند نور

به بام قصر برآ و چراغ مه برکن

 

بگو به خازن جنت که خاک اين مجلس

به تحفه بر سوی فردوس و عود مجمر کن

از اين مزوجه و خرقه نيک در تنگم

به يک کرشمه صوفی وشم قلندر کن

 

چو شاهدان چمن زيردست حسن تواند

کرشمه بر سمن و جلوه بر صنوبر کن

 

فضول نفس حکايت بسی کند ساقی

تو کار خود مده از دست و می به ساغر کن

حجاب ديده ادراک شد شعاع جمال

بيا و خرگه خورشيد را منور کن

 

طمع به قند وصال تو حد ما نبود

حوالتم به لب لعل همچو شکر کن

 

لب پياله ببوس آنگهی به مستان ده

بدين دقيقه دماغ معاشران تر کن

 

پس از ملازمت عيش و عشق مه رويان

ز کارها که کنی شعر حافظ از بر کن

 

**

MERAK ETME, AŞK AKILLI KİŞİYE NASİB OLMAZ.. SEVGİLİNİN ZÜLFÜNÜ ELDE ETMEK İSTİYORSAN AKILDAN VAZ GEÇ, BIRAK AKLI!

 

397. t

Gözümün nuru, bir sözüm var, dinle: Kadehin doluysa durma, içir, iç!

İhtiyarlar, sözü tecrübelerine dayanırlar da söylerler. İşte ben de söylüyorum: Oğul, kendine gel, öğüt dinle, sen de bir gün olur, ihtiyarlarsın.

Merak etme, aşk akıllı kişiye nasib olmaz.. Sevgilinin zülfünü elde etmek istiyorsan akıldan vaz geç, bırak aklı!

Tespihle hırka sarhoşluk lezzetini vermez sana., bu işte şarap satanın himmetini dinle!

Musiki esbabı perişan oldu, saz ve çalgı kalmadı, ey çenk, feryat et, ey def, coş!

Aşk yolunda Şeytan vesvesesi çoktur. Beri gel de gönül kuiağın meleğe ver!

* Dostlara ömrünü, malım bağışlamaktan çekinme, bunlardan ne çıkar ki? öğüt dinliyen sevgiliye yüzlerce can feda et!

•Sâki, kadehin boş kalmasın, hep saf şarapla dolsun., bu tortulu şarabı içene de inayet göziyle bir bak!

Altınlarla dokunmuş elbiseler giyerek sarhoşça geçip giderken şu yün hırkaya bürünmüş olan Hafız’a da bir öpücük nezret!

Ey nürı çeşmii men suhani hest güş kun

Çün sağarat purest binüşânu nüş kun

398‏

 

ای نور چشم من سخنی هست گوش کن

چون ساغرت پر است بنوشان و نوش کن

 

در راه عشق وسوسه اهرمن بسيست

پيش آی و گوش دل به پيام سروش کن

 

برگ نوا تبه شد و ساز طرب نماند

ای چنگ ناله برکش و ای دف خروش کن

تسبيح و خرقه لذت مستی نبخشدت

همت در اين عمل طلب از می فروش کن

پيران سخن ز تجربه گويند گفتمت

هان ای پسر که پير شوی پند گوش کن

بر هوشمند سلسله ننهاد دست عشق

خواهی که زلف يار کشی ترک هوش کن

 

با دوستان مضايقه در عمر و مال نيست

صد جان فدای يار نصيحت نيوش کن

ساقی که جامت از می صافی تهی مباد

چشم عنايتی به من دردنوش کن

سرمست در قبای زرافشان چو بگذری

يک بوسه نذر حافظ پشمينه پوش کن

 

**

EY KIZIL GÖZYAŞLARI, GÖZDEN KAN GİBİ AK., GÖNÜLDEKİ ATEŞ, ZATEN HALKA MALÛM OLDU ARTIK!

 

398. t

Sana nail olurum ümidiyle her zaman bedenimdeki elbiseyi gül gibi yakamdan tâ eteğime kadar yırtarım.

Gül, sanki gülşende tenini gördü de sarhoşlar gibi üstündeki elbiseyi yırtıverdi.

Ben derdinden canımı güç kurtarıyorum ama sen, gönlümü ne kolay da aldın!

Düşmanların sözüyle dosttan yüz çevirdin. Halbuki hiç kimse dosta düşman olmaz.

Elbise içinde vücudun, kadehteki şaraba benziyor. Göğsündeki gönül de gümüş içindeki demir gibi!

Ey kızıl gözyaşları, gözden kan gibi ak., gönüldeki ateş, zaten halka malûm oldu artık!

Yapma., sonra ciğerler yakan ah, bacadan duman çıkar gibi göğsümden çıkar!

Gönlümü kırıp ayaklar altına atma.. O, senin saçlarında yurt tutmuş.

Hafız, gönlünü saçlarına bağışlamıştır. Onu kırıp da ayaklar altına atma sakın!

Çu gul her dem bebüyet câme derten

Kunem çak ez giriban tâ bedâmen

389‏

 

چو گل هر دم به بويت جامه در تن

کنم چاک از گريبان تا به دامن

 

تنت را ديد گل گويی که در باغ

چو مستان جامه را بدريد بر تن

 

من از دست غمت مشکل برم جان

ولی دل را تو آسان بردی از من

به قول دشمنان برگشتی از دوست

نگردد هيچ کس دوست دشمن

 

تنت در جامه چون در جام باده

دلت در سينه چون در سيم آهن

 

ببار ای شمع اشک از چشم خونين

که شد سوز دلت بر خلق روشن

 

مکن کز سينه‌ام آه جگرسوز

برآيد همچو دود از راه روزن

 

دلم را مشکن و در پا مينداز

که دارد در سر زلف تو مسکن

 

چو دل در زلف تو بسته‌ست حافظ

بدين سان کار او در پا ميفکن

 

 

**

SÜLEYMAN HATEMİNE ÂKİBETİNİN HAYROLDUĞUNU MÜJDELE. İSMİ ÂZAM, ONU ŞEYTAN’IN ELİNDEN KURTARDI.

 

399. t

Gül padişahının bayrağı, çimenlikten göründü. Yarabbi, kudumu selviye de mübarek olsun, yasemine de!

Bu tahta oturuş, hakikaten hoş, hakikaten tam yerinde, artık bu suretle herkes de yerine oturur, yerleşir, haddini bilir.

 Süleyman hatemine âkibetinin hayrolduğunu müjdele. İsmi âzam, onu Şeytan’ın elinden  kurtardı.

Bu ev ebediyen mâmur olsun.. Kapısının. toprağından her an rahmani kokusiyle Yemen rüzgârı esip durmakta.

Peşengoğlu’nun şevketi ve dünyayı teshir eden kılıcı, bütün şehnamelere yazıldı, meclislerin hikâyesi oldu.. Yağız felek atı, üzenginin altında sana  râm oldu, ey tek binici, meydana ne hoş da geldin; çevgânınla vur, çel topu!

Kılıcın ülke ırmağına akan sudur. Adalet ağacını dik, kötü isteklilerin kökünü sök! 

Bundan sonra senin güzel kokulu huyun yüzünden Huten miski, Irec ovasında meydana    gelse hiç de şaşılmaz.

Halvettekiler, senin güzel cilveni bekliyorlar. Külâhının kenarını yık, yüzündeki nikabı. kaldır, kendini göster! Akılla meşverette bulundum, dedi ki:

Hafız, şerap iç. Sâki, emin meşveretçinin sözüne uy da sun kadehi!

Râyeti sultanı gul peyda şud eztarfı çemen Makdemeş yâ Rab mübarek bâd berservu semen

390‏

 

افسر سلطان گل پيدا شد از طرف چمن

مقدمش يا رب مبارک باد بر سرو و سمن

 

خوش به جای خويشتن بود اين نشست خسروی

تا نشيند هر کسی اکنون به جای خويشتن

خاتم جم را بشارت ده به حسن خاتمت

کاسم اعظم کرد از او کوتاه دست اهرمن

 

تا ابد معمور باد اين خانه کز خاک درش

هر نفس با بوی رحمان می‌وزد باد يمن

شوکت پور پشنگ و تيغ عالمگير او

در همه شهنامه‌ها شد داستان انجمن

 

خنگ چوگانی چرخت رام شد در زير زين

شهسوارا چون به ميدان آمدی گويی بزن

جويبار ملک را آب روان شمشير توست

تو درخت عدل بنشان بيخ بدخواهان بکن

 

بعد از اين نشکفت اگر با نکهت خلق خوشت

خيزد از صحرای ايذج نافه مشک ختن

گوشه گيران انتظار جلوه خوش می‌کنند

برشکن طرف کلاه و برقع از رخ برفکن

 

مشورت با عقل کردم گفت حافظ می بنوش

ساقيا می ده به قول مستشار متمن

ای صبا بر ساقی بزم اتابک عرضه دار

تا از آن جام زرافشان جرعه‌ای بخشد به من

 

**

SEVGİLİNİN DUDAĞINI ÖPME FIRSATI ELİNDEYKEN FEVT ETME. YOKSA SONRA PİŞMAN OLUR, ELİNİ DUDAĞINI ISIRIR, DURURSUN.

 

400. t

Bilir misin devlet nedir? Sevgiliyi görmek, onun civarında yoksulluğu padişahlıktan üstün tutmak!

Cana tamah etmemek kolaydır ama can dostlarından ayrılmak güç.

Gonca gibi bu daralmış gönülle bağa gitmek, orada iyi bir ad san kazanmak için gömleğimi paralamak istiyorum.

Orada gâh rüzgâr gibi gülle gizlice konuşmak, gâh sevda sırlarını bülbüllerden duymak arzusundayım.

Sevgilinin dudağını öpme fırsatı elindeyken fevt etme. Yoksa sonra pişman olur, elini dudağını ısırır, durursun.

Sohbeti gantimet bil. Çünkü bu iki konaklık duraktan geçip gittin mi bir daha buluşmamıza imkân yok!

Hafız, Mansur Padişahın hatırından çıkmışa benzer. Yârabbi, ona yoksullan görüp gözetmeyi sen hatırlat!

Dâni ki çist devlet didâr-ı yâr diden
Derküy-ı o gedâyi berhusrevi güziden

 

غزل  392‏

 

دانی که چيست دولت ديدار يار ديدن

در کوی او گدايی بر خسروی گزيدن

از جان طمع بريدن آسان بود وليکن

از دوستان جانی مشکل توان بريدن

خواهم شدن به بستان چون غنچه با دل تنگ

وان جا به نيک نامی پيراهنی دريدن

گه چون نسيم با گل راز نهفته گفتن

گه سر عشقبازی از بلبلان شنيدن

بوسيدن لب يار اول ز دست مگذار

کخر ملول گردی از دست و لب گزيدن

فرصت شمار صحبت کز اين دوراهه منزل

چون بگذريم ديگر نتوان به هم رسيدن

 

گويی برفت حافظ از ياد شاه يحيی

يا رب به يادش آور درويش پروريدن

 

Kaynak: HÂFIZ DİVÂNI ŞİRÂZÎ Çeviren: ABDÜLBÂKIY GÖLPINARLI, MEB, 1992, İstanbul

BAŞA DÖN

 

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s