HÂFIZ DİVÂNI ŞİRÂZÎ- GAZELLER 401-450

 

**

GİZLİ DERDİMİZİ SEVGİLİYE SÖYLEDİK, ZATEN DERD, DOKTORLARDAN GİZLENEMEZ Kİ!

 

401. t

Derdimi doktorlara ne kadar söylediysem de yoksul garipler, bir derman bile edemediler.

Mahabbet hokkası, eskisi gibi eski mührüyle, eski nişaniyle durmuyor. Aman Yâ Rabbî, rakiplerin muradı hasıl olmasın!

Her an, rüzgârın elinde bulunan güle “Yapma, bülbüllerden utan” de!

** Gizli derdimizi sevgiliye söyledik, zaten derd, doktorlardan gizlenemez ki!

Yarabbi, ecelden aman ver de âşıkların gözleri yine sevgililerin yüzünü görsün.

Ey ihsan sahibi, niceyedek lütuf sofranda nasipsizlerden olacağız biz?

Hâfız, edepli kişilerin öğütlerini dinleseydin sen de âlemin divanesi olmazdın?

Çendan ki güftem ğam bâ tebiban
Derman nekerdend miskin ğeriban

 

غزل  383‏

 

چندان که گفتم غم با طبيبان

درمان نکردند مسکين غريبان

 

آن گل که هر دم در دست باديست

گو شرم بادش از عندليبان

 

يا رب امان ده تا بازبيند

چشم محبان روی حبيبان

درج محبت بر مهر خود نيست

يا رب مبادا کام رقيبان

 

ای منعم آخر بر خوان جودت

تا چند باشيم از بی نصيبان

حافظ نگشتی شيدای گيتی

گر می‌شنيدی پند اديبان

**

AYRILIĞINDAN YANIYORUM, ARTIK YÜZÜNÜ CEFADAN ÇEVİR., AYRILIK BİZE BİR BELÂ OLDU; YÂ RABBÎ, BELÂYI SEN DEFET,

 

 

402. t

Ayrılığından yanıyorum, artık yüzünü cefadan çevir., ayrılık bize bir belâ oldu; Yâ Rabbî, belâyı sen defet,

Ay, yağız felek atma binmiş, cilvelenmekte; atına bin de ay, tepetaklak gelsin!

Bir gece külâhını yık, kaftanının bir düğmesini ilikleyip kollarını giymeden şöyle bir sırtına at, salına salına yürü de aklı da yağmala, dini de!

Sümbülün inadına halka halka saçlarını dök. Çayırlığın çevresini sabah rüzgârı gibi bir tütsüle, kokulara boğ!

Ey sarhoşların gözlerinin nuru güzel, bekliyorum işte. Hadi, ya güzel bir cenk nağmesi çal, yahut şarap kadehini doldur!

Felek, yanağına ne güzel bir yazı yazmakta. Yarabbi, sen sevgilimize kötü yazı yazma, yazdınsa da boz!

Hâfız, güzel yüzlülerden nasibin ancak bu kadar. Razı değilsen kaza ve kaderin hükmünü değiştir!

Misüzem ezfirâket rüy ezcefâ bigerdan
Hicran belâ-yı mâ şud yâ Rab belâ bigerdan

 

غزل  384‏

 

می‌سوزم از فراقت روی از جفا بگردان

هجران بلای ما شد يا رب بلا بگردان

مه جلوه می‌نمايد بر سبز خنگ گردون

تا او به سر درآيد بر رخش پا بگردان

 

مر غول را برافشان يعنی به رغم سنبل

گرد چمن بخوری همچون صبا بگردان

يغمای عقل و دين را بيرون خرام سرمست

در سر کلاه بشکن در بر قبا بگردان

 

ای نور چشم مستان در عين انتظارم

چنگ حزين و جامی بنواز يا بگردان

دوران همی‌نويسد بر عارضش خطی خوش

يا رب نوشته بد از يار ما بگردان

 

حافظ ز خوبرويان بختت جز اين قدر نيست

گر نيستت رضايی حکم قضا بگردان

**

GÜNEŞE TAPANLARIN SEVGİLİMİZDEN HABERLERİ BİLE YOK. EY BİZİ KINAYAN, ALLAH AŞKINA GİT DE BİR O YÜZÜ SEYRET!

 

403. t

Sana gönüller alan bir nükte söyliyeyim; O ay yüzlü güzelin benine bak; o zincir gibi saçlara bağlanmış olan aklı, canı gör!

Gönlü ayıpladım da dedim ki: Vahşiye benzeme, sahralara düşme. Dedi ki: O ceylânın, aslanları bile teshir eden gözlerine, işvesine bak da bu sözü sonra söyle!

Saçlarının halkası sabah rüzgârının seyran yeri. Bir bak, gönül sahiplerinin canlan, orada bir tek tele bağlanmış!

Güneşe tapanların sevgilimizden haberleri bile yok. Ey bizi kınayan, Allah aşkına git de bir o yüzü seyret!

Gönül çalan saçlan, sabah rüzgârının bile boynunu bağladı. O Hintlinin, onu seven yolcuya yaptığı hiyleye bak hele!

Onu araştıra araştıra kendimden geçtim. Benzerini ne kimse görmüştür, ne de görür; hele bir iyice seyret!

Hâfız, mihrap bucağında ağlayıp inlese yeri var. Ey kınayan, Allah aşkına o mukavves kaşlara bak!

Felek, Şah Mansur’un muradından baş kaldırma. Kılıcının keskinliğine bak, kolunun kuvvetini gör!

Nukte-i dil-keş bigüyem hâl-i an meh-rü bibin
 ‘Akl-u canrâ haste-i zencir-i an giysü bibin

 

غزل  402‏

 

نکته‌ای دلکش بگويم خال آن مه رو ببين

عقل و جان را بسته زنجير آن گيسو ببين

 

عيب دل کردم که وحشی وضع و هرجايی مباش

گفت چشم شيرگير و غنج آن آهو ببين

 

حلقه زلفش تماشاخانه باد صباست

جان صد صاحب دل آن جا بسته يک مو ببين

 

عابدان آفتاب از دلبر ما غافلند

ای ملامتگو خدا را رو مبين آن رو ببين

زلف دل دزدش صبا را بند بر گردن نهاد

با هواداران ره رو حيله هندو ببين

 

اين که من در جست و جوی او ز خود فارغ شدم

کس نديده‌ست و نبيند مثلش از هر سو ببين

 

حافظ ار در گوشه محراب می‌نالد رواست

ای نصيحتگو خدا را آن خم ابرو ببين

از مراد شاه منصور ای فلک سر برمتاب

تيزی شمشير بنگر قوت بازو ببين

**

ŞARAP İÇ, GAM YEME, MUKALLİDİN ÖĞÜDÜNÜ DİNLEME. AVAM SÖZÜNÜN NE DEĞERİ OLABİLİR?

 

404. t

Şarap ve kadeh düşüncesinden daha hoş ne düşünce olabilir ki? Bakalım, bu işin sonu neye varacak hele!

Anlayışı dar, düşünüşü kıt kuşa de ki: Yürü, kendi derdine düş., tuzak kuran adamın merhameti ne olabilir ki?

Gönül derdi, ne vaktedek sürecek, bu derdi ne zamana kadar çekeceğiz? Zevkimiz, huzurumuz kalmadı. Ne gönül olsun de, ne ömür., ne olacak ki?

Şarap iç, gam yeme, mukallidin öğüdünü dinleme. Avam sözünün ne değeri olabilir?

Elinin emeğini meramına sarfetmek daha iyi. Sonunda ister istemez, ne olacak; bilirsin ya!

Meyhane Pîri, dün gece kadehin yazasın dan âkibetin ne olacağına dair bir muamma okuyup duruyordu.

Hâfız’ın gönlünü defle, çenkle yoldan çıkardım. Acaba cezam nedir, ne mücazata uğrayacağım ki?

Hoşter ezfikr-i mey-u cam çi hâhedbüden
Tâ bibinem ki serencâm çi hâhedbüden

 

غزل  391‏

 

خوشتر از فکر می و جام چه خواهد بودن

تا ببينم که سرانجام چه خواهد بودن

غم دل چند توان خورد که ايام نماند

گو نه دل باش و نه ايام چه خواهد بودن

 

مرغ کم حوصله را گو غم خود خور که بر او

رحم آن کس که نهد دام چه خواهد بودن

 

باده خور غم مخور و پند مقلد منيوش

اعتبار سخن عام چه خواهد بودن

 

دست رنج تو همان به که شود صرف به کام

دانی آخر که به ناکام چه خواهد بودن

پير ميخانه همی‌خواند معمايی دوش

از خط جام که فرجام چه خواهد بودن

 

بردم از ره دل حافظ به دف و چنگ و غزل

تا جزای من بدنام چه خواهد بودن

**

BİZ. ZAHİTLİK, TÖVBE VE UYDURMA ŞEYLERİN EHLİ DEĞİLİZ. BİZE SAF ŞARAP KADEHİNDEN HABER VER!

 

405. t

Sabah çağı., sâki, kadehi şarapla doldur. Çabuk ol, felek durmuyor.

Fâni âlem harap olmadan bizi gül renkli şarap kadehile harap et.

Şarap güneşi, kadeh meşrıkından doğdu. Eğer biraz zevk ve huzur diliyorsan uykuyu bırak.

Bir gün felek toprağımızdan testler yapacak. O günden önce sen kafamızı şarapla doldur, bizi sarhoş et!

Biz. zahitlik, tövbe ve uydurma şeylerin ehli değiliz. Bize saf şarap kadehinden haber ver!

Hâfız, doğru iş şaraba tapmadır. Kalk, doğru işe sağlam bir yürekle sarıl!

Subhest sâkiyâ kadehi pur şerâb kun
Devr-i felek direng nedâred şitâb kun

 

غزل  396‏

 

صبح است ساقيا قدحی پرشراب کن

دور فلک درنگ ندارد شتاب کن

 

زان پيشتر که عالم فانی شود خراب

ما را ز جام باده گلگون خراب کن

 

خورشيد می ز مشرق ساغر طلوع کرد

گر برگ عيش می‌طلبی ترک خواب کن

روزی که چرخ از گل ما کوزه‌ها کند

زنهار کاسه سر ما پرشراب کن

 

ما مرد زهد و توبه و طامات نيستيم

با ما به جام باده صافی خطاب کن

کار صواب باده پرستيست حافظا

برخيز و عزم جزم به کار صواب کن

 

 

**

ÂŞIK BÜLBÜLÜN BEYTİHAZENDEN DUYULAN FERYAT VE FİGANI, HEP GÜLÜN VUSLATINA ERİŞMEK İÇİNDİR.

 

406.*

Bahar mevsimi geldi. GUI insana neşe vermekte, adeta şarabın parlaklığım gidermekte. Gülün yüzüne bakıp neşelen, gönülde gamı kökünden sök, çıkar!

Sabah rüzgârı esmeye başladı; gonca havalandı, kendisinden geçti, elbisesini yırttı, açıldı.

Gönlü saf sudan doğruluk yolunu öğren., hürriyeti de saf bir gönülle selviden iste!

Sabah rüzgârının yüzünden sevgilinin gül gibi cemalinin etrafındaki halka halka dağınık saçlara bak., yasemin gibi yüzüne dökülen sümbül saçları seyret!

Kutlu bir talihle gonca gelini haremden çıkıp geldi., bu güzellikle şüphe yok, gönlü de alır, dini de!

Âşık bülbülün Beytihazenden duyulan feryat ve figanı, hep gülün vuslatına erişmek içindir.

Hâfız’ın sözüne uyup hüner sahibi ihtiyarın fetvasile güzellerden ve şarap kadehinden bahset!

Behâr-u gul tareb-engîz keşt u bâdeşiken
Beşâdi-ı ruh-i gui bih-i gam zidil berken

 

غزل  388‏

 

بهار و گل طرب انگيز گشت و توبه شکن

به شادی رخ گل بيخ غم ز دل برکن

رسيد باد صبا غنچه در هواداری

ز خود برون شد و بر خود دريد پيراهن

 

طريق صدق بياموز از آب صافی دل

به راستی طلب آزادگی ز سرو چمن

ز دستبرد صبا گرد گل کلاله نگر

شکنج گيسوی سنبل ببين به روی سمن

عروس غنچه رسيد از حرم به طالع سعد

به عينه دل و دين می‌برد به وجه حسن

صفير بلبل شوريده و نفير هزار

برای وصل گل آمد برون ز بيت حزن

حديث صحبت خوبان و جام باده بگو

به قول حافظ و فتوی پير صاحب فن

**

GÖNÜL ALICILIĞIN HÜKÜM SÜRDÜĞÜ DEVİR, ATIMINLA NEŞELENDİ. GÜZELLİK ZAMANI, GÜZELLİĞİNLE KUTLULANDI.

 

407.*

Sevgili ay gibi parlak yüzün, güzellik ilkbaharıdır. Benin güzelliğin merkezi, hattın güzelliğin medarıdır.

Mahmur gözlerinde sihir afsunu gizli., kararsız saçlarında güzellik karar etmede.

Güzellik burcundan senin gibi bir ay doğmadı. Güzellik ırmağının kıyısında boyun gibi bir selvi serpilip yüselmedi.

Gönül alıcılığın hüküm sürdüğü devir, atımınla neşelendi. Güzellik zamanı, güzelliğinle kutlulandı.

Cihanda, saçının tuzağıyle beninin tanesi yüzünden güzelliğe avlanmayan bir tek gönül kuşu bile kalmadı.

Tabiat vadisi, seni daima canla, gönülle güzellik kucağında büyütür, nazü naimle besler, yetiştirir.

Dudağının çevresindeki menekşe, güzellik kaynağından Abıhayat içmiştir; bu yüzden de zaten ter ü tazedir.

Hâfız, benzerini görmekten ümidini kesti. Güzellik ülkesinde senden başka hiç bir kimse yok!

Ey rüv-ı mâh-ı manzar-ı tu nevbehar-ı husn
Hâl-u hat-ı tu merkez-i husn-u medar ı husn

 

غزل  394‏

 

ای روی ماه منظر تو نوبهار حسن

خال و خط تو مرکز حسن و مدار حسن

 

در چشم پرخمار تو پنهان فسون سحر

در زلف بی‌قرار تو پيدا قرار حسن

ماهی نتافت همچو تو از برج نيکويی

سروی نخاست چون قدت از جويبار حسن

خرم شد از ملاحت تو عهد دلبری

فرخ شد از لطافت تو روزگار حسن

 

از دام زلف و دانه خال تو در جهان

يک مرغ دل نماند نگشته شکار حسن

 

دايم به لطف دايه طبع از ميان جان

می‌پرورد به ناز تو را در کنار حسن

گرد لبت بنفشه از آن تازه و تر است

کب حيات می‌خورد از جويبار حسن

حافظ طمع بريد که بيند نظير تو

ديار نيست جز رخت اندر ديار حسن

**

MADEMKİ GELDİN, HASTANIN BAŞ UCUNDA BİR FATİHA OKU., DUDAKLARINI AÇ, LÂL DUDAKLARIN ÖLÜYE BİLE CAN BAĞIŞLAMAKTA.

 

408.*

Mademki geldin, hastanın baş ucunda bir fatiha oku., dudaklarını aç, lâl dudakların ölüye bile can bağışlamakta.

Hal hatır sormıya gelip Fatiha okuyarak giden dosta söyle, bir nefesçik sabretsin de ardından ruhumu da yollayayım!

Ey hastaya doktorluk eden sevgili, dilime bir bak., göğsümden çıkan duman, dilime bir gönül yükü kesilmiş (o kadar halsizim ki o duman bile bana yük olmada)!

Sıtma, kemiklerimi güneşten daha hararetli bir hale getirip gitti ama kemiklerime kadar işlemiş olan sevgi ateşi sıtma gibi beni bırakıp gitmiyor ki!

Gönlümün hali de, benim gibi., o da ateşte vatan tutmuş., onun yüzünden gözlerim, gözlerin gibi hasta ve halsiz bir hale gelmiş!

Hararetimi göz yaşlarıyla söndür, nabzıma da bir bak, hiç hayattan eser var mı ki?

Bana daima işret etmem için bir şişe veren, şimdi neden şişemi her an doktora göstermekte acaba?

Hâfız, şiirin bana Abıhayat içirdi. Gel, doktoru bırak da benim şiirimi oku!

Fâtihaı çü âmedi berser-i hasteı bihan
Leb biguşâ ki midehed lâ’l-i lebet bemurde can

 

غزل  382‏

 

فاتحه‌ای چو آمدی بر سر خسته‌ای بخوان

لب بگشا که می‌دهد لعل لبت به مرده جان

آن که به پرسش آمد و فاتحه خواند و می‌رود

گو نفسی که روح را می‌کنم از پی اش روان

ای که طبيب خسته‌ای روی زبان من ببين

کاين دم و دود سينه‌ام بار دل است بر زبان

 

گر چه تب استخوان من کرد ز مهر گرم و رفت

همچو تبم نمی‌رود آتش مهر از استخوان

حال دلم ز خال تو هست در آتشش وطن

چشمم از آن دو چشم تو خسته شده‌ست و ناتوان

 

بازنشان حرارتم ز آب دو ديده و ببين

نبض مرا که می‌دهد هيچ ز زندگی نشان

آن که مدام شيشه‌ام از پی عيش داده است

شيشه‌ام از چه می‌برد پيش طبيب هر زمان

حافظ از آب زندگی شعر تو داد شربتم

ترک طبيب کن بيا نسخه شربتم بخوان

 

**

— V —

 

**

SÂKİ, AMEL DEFTERİMİZE BİR SU SERP, BU SURETLE BELKİ ONDAKİ GÜNAH HARFLERİNİ ARITIRIZ.

 

409.

Sevgilinin yanağını kaplayan ve ayın tutulmasına sebep olan hat, hoş bir halka ama ondan kimseye yol yok!

Kaşı devlet mihrabı., oraya yüz sür, ondan hacetini iste!

Ey Cem meclisinde şarap içen, gönlünü temiz tut., çünkü o kadeh, cihanı gösteren öyle bir ayna ki ah onun elinden!

Gam padişahı, elinden ne geliyorsa yaptı, fakat benim korkum yok., çünkü şarap satanlara sığınmışım ben!

Sofi beni aşk yolundan çıkardı da meyhane yoluna soktu., şu dumana bak, amel defterim bu yüzden kapkara bir hale geldi,

Sâki, şarap çırağını güneş yoluna tut da de ki: Hadi, sabah çağı şulesini bununla nurlandır.

Sâki, amel defterimize bir su serp, bu suretle belki ondaki günah harflerini arıtırız.

Hâfız, uşşak meclisinin sazım rastetti (âşıklar meclisine ne lâzımsa hepsini düzdü, koştu); dilerim bu meclis sahasından eksik olmasın, hep bu hizmette bulunsun dursun!

Şehir yoksulu, bu hayali kurup duruyor, fakat bilmem bir gün olur da padişah onu hatırlar, anar mı?

Hatt-i izâr-i yâr ki bigrift mâh ezo
Hoş halkaıst ieyk beder nist rah ezo

 

غزل  413‏

 

خط عذار يار که بگرفت ماه از او

خوش حلقه‌ايست ليک به در نيست راه از او

 

ابروی دوست گوشه محراب دولت است

آن جا بمال چهره و حاجت بخواه از او

 

ای جرعه نوش مجلس جم سينه پاک دار

کيينه‌ايست جام جهان بين که آه از او

 

کردار اهل صومعه‌ام کرد می پرست

اين دود بين که نامه من شد سياه از او

 

سلطان غم هر آن چه تواند بگو بکن

من برده‌ام به باده فروشان پناه از او

 

ساقی چراغ می به ره آفتاب دار

گو برفروز مشعله صبحگاه از او

 

آبی به روزنامه اعمال ما فشان

باشد توان سترد حروف گناه از او

حافظ که ساز مطرب عشاق ساز کرد

خالی مباد عرصه اين بزمگاه از او

آيا در اين خيال که دارد گدای شهر

روزی بود که ياد کند پادشاه از او

**

MEYHANE KAPISINDA BİR BAŞ GÖRDÜN MÜ, SAKIN AYAĞINLA BASMA. NİYETİ NEDİR, BİLİNMEZ Kİ!

 

410.

Harabat Pîrinin canına ve onun üzerimizdeki nimeti hakkına andolsun ki başımda ona hizmet etmek havasından başka bir şey yok!

Cennet, suçluların yeri değil., doğru, doğru ama sen getir şarabı, yine onun lûtfuna güvenmekteyim ben!

Bu bulutun yıldırım çırağı aydın olsun Harmanıma onun sevgi ateşini saldı, beni ye kıp yandırdı!

Şarap sun., dün gece gayıp âleminin meleği müjde verdi: Onun rahmetindeki feyiz, umumîdir.

Meyhane kapısında bir baş gördün mü, sakın ayağınla basma. Niyeti nedir, bilinmez ki!

Ben sarhoşum, fakat yine hor bakma. Çünkü günah da onun dileği olmadıkça yapılamaz, zâhitlik de!

• Gönlüm, bir ’türlü zabitliğe, tövbeye akmıyor ama yine Hâce’nin kutlu adiyle, onun devletindeki kuvvete sığınarak hele bir çalışalım, gayret edelim bakalım!

Hâfız’ın hırkası, daima şarap için rehinde.. mayası meyhane toprağıyla mi yoğurulmuş yoksa?

Becân-ı Pîr-i herâbât-u hakk-ı ni’met-i o
Ki nist der ser-i men cuz hevâ yı hidmet-i o

 

غزل  405‏

 

به جان پير خرابات و حق صحبت او

که نيست در سر من جز هوای خدمت او

بهشت اگر چه نه جای گناهکاران است

بيار باده که مستظهرم به همت او

 

چراغ صاعقه آن سحاب روشن باد

که زد به خرمن ما آتش محبت او

 

بر آستانه ميخانه گر سری بينی

مزن به پای که معلوم نيست نيت او

بيا که دوش به مستی سروش عالم غيب

نويد داد که عام است فيض رحمت او

 

مکن به چشم حقارت نگاه در من مست

که نيست معصيت و زهد بی مشيت او

نمی‌کند دل من ميل زهد و توبه ولی

به نام خواجه بکوشيم و فر دولت او

 

مدام خرقه حافظ به باده در گرو است

مگر ز خاک خرابات بود فطرت او

 

**

YOLDAŞLARIMIZIN HABERLERİ BİLE YOK., HALBUKİ BİZE O GÖZLERDEN, O ALINDAN HER AN BİNLERCE HABER GELMEKTE, ARADAKİ VASITA DA KAŞLARI!

 

411.

O yay kaşlı güzelin elinden gözlerimden kanlar akmakta., bu gözlerin, o kaşların yüzünden cihan, baştan başa fitnelerle dolacak!

O güzelin gözlerine köleyim ki gülşeni, güzelim sarhoşluk uykusu ile bezenen yüzü, miskler saçan sayvanı da kaşları!

Onun tuğra gibi kaşları varken ay, kim oluyor ki gök kubbeden kaşını göstermekte? Bu dertle vücudum hilâl haline geldi!

Yoldaşlarımızın haberleri bile yok., halbuki bize o gözlerden, o alından her an binlerce haber gelmekte, aradaki vasıta da kaşları!

Bir bucağa çekilip halktan kesilenlerin canlarına, sevgilinin alnı, ne de tuhaf bir gül bahçesi! Kaşlan, çayırlığa benziyen hattına doğru salınıp durmada!

Artık bunun güzelliği şöyle, şunun kaşı böyle diye hiç kimse huriyi, periyi öğmez, söylemez.

• Ah kâfir gönüllü sevgili, saçlarının nikabını örtmüyorsun: korkuyorum, o gönüller alan  mukavves kaş, benim kıblemi, mihrabımı döndürecek!

Hâfız, sevgide akıllı, uslu bir kuştu ama o yay kaşlı güzelin ok bakışları, onu avladı gitti!

Mera çeşmist hun-efşan zidest-i on keman ebru
Cihan pur fitne hâhedşud ezin çeşm-u ezon ebru

 

غزل  412‏

 

مرا چشميست خون افشان ز دست آن کمان ابرو

جهان بس فتنه خواهد ديد از آن چشم و از آن ابرو

غلام چشم آن ترکم که در خواب خوش مستی

نگارين گلشنش روی است و مشکين سايبان ابرو

هلالی شد تنم زين غم که با طغرای ابرويش

که باشد مه که بنمايد ز طاق آسمان ابرو

 

رقيبان غافل و ما را از آن چشم و جبين هر دم

هزاران گونه پيغام است و حاجب در ميان ابرو

 

روان گوشه گيران را جبينش طرفه گلزاريست

که بر طرف سمن زارش همی‌گردد چمان ابرو

دگر حور و پری را کس نگويد با چنين حسنی

که اين را اين چنين چشم است و آن را آن چنان ابرو

 

تو کافردل نمی‌بندی نقاب زلف و می‌ترسم

که محرابم بگرداند خم آن دلستان ابرو

 

اگر چه مرغ زيرک بود حافظ در هواداری

به تير غمزه صيدش کرد چشم آن کمان ابرو

 

 

**

ŞERİAT VE HİKMET KAİDELERİNDE BİNLERCE İHTİLÂF OLDUĞU HALDE SENİN BİLGİLİ GÖNLÜNDEN BİR NÜKTESİ BİLE FEVT OLMADI, HEPSİNİ DE BİLİYORSUN.

 

412.

Padişahım, padişahlık tam senin hakkın., sultanlık elbisesi, boyuna, posuna göre biçilmiş.. padişahlık tacı, senin eşsiz bir inciye benzeyen zatından ziyalanmakta!

Ay gibi yüzün, padişahlık külâhından görünerek fütuhat güneşine her an yeni bir tulü bahşetmede.

Gökyüzündeki güneş, âlemin gözü ve çırağı ama onun gözünü ışıklandıran da senin ayağının toprağı!

Feleğe benziyen Anka çadırın, nereye gölge salarsa orasını devlet kuşunun cilvegâhı yapar!

Şeriat ve hikmet kaidelerinde binlerce ihtilâf olduğu halde senin bilgili gönlünden bir nüktesi bile fevt olmadı, hepsini de biliyorsun.

* Güzel ve tatlı sözlü dudunun, yani senin şekerler çiğneyen kaleminin belâgat gagasından abıhayat damlamakta.

• İskender’in istediği, fakat feleğin vermediği abıhayat yok mu? Senin canlara can katan kadehindeki şaraptan bir yudumdu o!

Padişahım, Hâfız bu kocalıkta senin suçları bağışlayan ve insana canlar veren affını umarak gençliğe, gençlik işlerine koyuldu!

Ey kabâ-yi pâdşâhi rast berbâla-yı tu
Tâc-ı şâhırâ furüg ez lu’lu-i lâlâ-yı tu

410‏

 

ای قبای پادشاهی راست بر بالای تو

زينت تاج و نگين از گوهر والای تو

آفتاب فتح را هر دم طلوعی می‌دهد

از کلاه خسروی رخسار مه سيمای تو

جلوه گاه طاير اقبال باشد هر کجا

سايه‌اندازد همای چتر گردون سای تو

از رسوم شرع و حکمت با هزاران اختلاف

نکته‌ای هرگز نشد فوت از دل دانای تو

آب حيوانش ز منقار بلاغت می‌چکد

طوطی خوش لهجه يعنی کلک شکرخای تو

گر چه خورشيد فلک چشم و چراغ عالم است

روشنايی بخش چشم اوست خاک پای تو

آن چه اسکندر طلب کرد و ندادش روزگار

جرعه‌ای بود از زلال جام جان افزای تو

عرض حاجت در حريم حضرتت محتاج نيست

راز کس مخفی نماند با فروغ رای تو

خسروا پيرانه سر حافظ جوانی می‌کند

بر اميد عفو جان بخش گنه فرسای تو

**

GÖZ EVİMİ YIKADIM, ARITTIM AMA NE FAYDA., BU BUCAK, HAYALİNE LÂYIK BİR YER DEĞİL Kİ!

 

413. t

Ey güneş, yüzüne bir ayna olan sevgili, siyah misk, senin benine buhurdan tutmakta!

Göz evimi yıkadım, arıttım ama ne fayda., bu bucak, hayaline lâyık bir yer değil ki!

Ey güzellik güneşi, nazü naimin en yüce makamına erişmişsin., dilerim Tanrı’dan, kıyamete kadar zeval bulma!

Ey dertli gönül, sabah rüzgârı, halinin pek perişan olduğunu anlattı! Sevgilinin saçlarının büklümlerinde ne haldesin, ne âlemdesin?

Gül kokusu yayıldı, bahar geldi., sen de artık barış kapısından gir! Bizim baharımız, senin kutlu yüzün!

*          Nerde hilâle benziyen kaşlarının bir işvesi ki gökyüzü, kulağı küpeli kullarımızdan olsun!

*          Nerde vuslatının bayramına ait bir müjde ki bahtımı tebrike gideyim!

* Nura merkez olan bu siyah gözbebeğim yok mu? Görüş bahçesinde beninin bir aksinden ibaret!

Hâce’ye hangi sevri, hangi cefayı arzedeyim? Benim niyazımı mı, senin küskünlüğünü mü?

Hâfız, bu aşk kemendinde nice serkeşlerin başlan var. Ham sevdaya kapılma; bu aşk, senin harcın değil!

Ey aftab ayi ne dar-i cemal-i tu
Muşk-i siyah mehcur”‘-gerdan-ı hal-i tu

 

غزل  408‏

 

ای آفتاب آينه دار جمال تو

مشک سياه مجمره گردان خال تو

 

صحن سرای ديده بشستم ولی چه سود

کاين گوشه نيست درخور خيل خيال تو

در اوج ناز و نعمتی ای پادشاه حسن

يا رب مباد تا به قيامت زوال تو

 

مطبوعتر ز نقش تو صورت نبست باز

طغرانويس ابروی مشکين مثال تو

در چين زلفش ای دل مسکين چگونه‌ای

کشفته گفت باد صبا شرح حال تو

 

برخاست بوی گل ز در آشتی درآی

ای نوبهار ما رخ فرخنده فال تو

تا آسمان ز حلقه به گوشان ما شود

کو عشوه‌ای ز ابروی همچون هلال تو

تا پيش بخت بازروم تهنيت کنان

کو مژده‌ای ز مقدم عيد وصال تو

اين نقطه سياه که آمد مدار نور

عکسيست در حديقه بينش ز خال تو

 

در پيش شاه عرض کدامين جفا کنم

شرح نيازمندی خود يا ملال تو

حافظ در اين کمند سر سرکشان بسيست

سودای کج مپز که نباشد مجال تو

**

AŞK DEVLETİNE BAK Kİ SENİN YOKSULUN, YOKLUK VE ULULUK DEVLETİYLE SALTANAT TACINA BİLE EHEMMİYET VERMEMEKTE, ONU BİLE YERLERE ÇALIP KIRMAKTA!

 

414. t

Miske benzeyen saçların menekşeyi hasedinden kıvram kıvram kıvrandırır… gönüller açan gülüşün, goncanın perdesini yırtar, şerefini giderir!

Güzel kokulu gülüm, bülbülünü yakıp yandırma.. sâf bir gönülle her gece sabahlara kadar sana dua edip durmakta.

•• Meleklerin nefeslerinden bile usanmış olduğum halde senin uğrunda bütün âlemin dedikodusunu çekmekteyim.

** Yüzüne olan aşkım, vücudumun mayası.. kapının toprağı cennetim., aşkın başımın yazısı, rahatım da rızanı tahsilden ibaret!

•• Aşk yoksulunun hırkasının yeninde hazine vardır. Kim, senin yoksulun olursa tez saltanata erişir.

Gözümün şahnesi, hayalinin kurulup yaslandığı yer., orası, bir dua yeri, senin yerin., dilerim, sensiz kalmasın!

Başımdaki şarap kavgasıyle aşk ateşi, ancak bu heveslerle dolu kafam, sarayının kapısına toprak olursa gider!

• Aşk devletine bak ki senin yoksulun, yokluk ve ululuk devletiyle saltanat tacına bile ehemmiyet vermemekte, onu bile yerlere çalıp kırmakta!

* Zahitlik hırkasıyle şarap kadehi, birbirine hiç de uygun değil., değil ama bütün bunları seni razı etmek için yapmaktayım.

Yanağın ne de güzel bir çimenlik., hele güzellik baharında olursa. Güzel sözlü Hâfız da bülbülün olmuş!

Tab-ı benefşe midehed turra-i muşk-sây ı tu
Perde i gönce midered hande-ı dil-guşây-ı tu

 

غزل  411‏

 

تاب بنفشه می‌دهد طره مشک سای تو

پرده غنچه می‌درد خنده دلگشای تو

ای گل خوش نسيم من بلبل خويش را مسوز

کز سر صدق می‌کند شب همه شب دعای تو

من که ملول گشتمی از نفس فرشتگان

قال و مقال عالمی می‌کشم از برای تو

دولت عشق بين که چون از سر فقر و افتخار

گوشه تاج سلطنت می‌شکند گدای تو

خرقه زهد و جام می گر چه نه درخور همند

اين همه نقش می‌زنم از جهت رضای تو

شور شراب عشق تو آن نفسم رود ز سر

کاين سر پرهوس شود خاک در سرای تو

شاهنشين چشم من تکيه گه خيال توست

جای دعاست شاه من بی تو مباد جای تو

خوش چمنيست عارضت خاصه که در بهار حسن

حافظ خوش کلام شد مرغ سخنسرای تو

 

**

CİHAN HALKININ HUZURUNA DA SEBEP SENSİN, RAHATÇA UYUMASINA DA., ONUN İÇİN DE GÖZLE GÖNÜL, SENİN DAYANIP YASLANDIĞIN YERDİR.

 

415. t

Sevgili, Çin nafesinin kan diyeti, senin yolunun toprağı., güneş, külâhının köşesinin gölgesinden gelişip yetişmede.

Nergis, niyaz ve işvede hadden aştı; çık, bir salın ey kara gözlerinin işvesine canlar feda olasıca güzel!

Kanımı iç., çünkü sende bu güzellik varken hiç bir meleğin gönlünden sana günah yazmak gelmez!

Cihan halkının huzuruna da sebep sensin, rahatça uyumasına da., onun için de gözle gönül, senin dayanıp yaslandığın yerdir.

Ay gibi yüzünün aydınlığına hasretim, bu yüzden her gece, yıldızlarla işim, gücüm alışım verişim var.

* Beraber oturup kalkan dostların hepsi nihayet birbirlerinden ayrıldılar. Fakat biz, ikbal ve devletin bile sığındığı eşiğinden bir türlü ayrılmadık gitti!

Hâfız, ümidini kesme., nihayet ahinin dumanı, günün birinde gam harmanım ateşler elbette!

Ey hun-beha-yı nafe-i Çin hak-i rah-ı tu
Horşid sâye-perver-i tarf-ı kulâh-ı tu

409‏

 

ای خونبهای نافه چين خاک راه تو

خورشيد سايه پرور طرف کلاه تو

 

نرگس کرشمه می‌برد از حد برون خرام

ای من فدای شيوه چشم سياه تو

خونم بخور که هيچ ملک با چنان جمال

از دل نيايدش که نويسد گناه تو

 

آرام و خواب خلق جهان را سبب تويی

زان شد کنار ديده و دل تکيه گاه تو

 

با هر ستاره‌ای سر و کار است هر شبم

از حسرت فروغ رخ همچو ماه تو

 

ياران همنشين همه از هم جدا شدند

ماييم و آستانه دولت پناه تو

 

حافظ طمع مبر ز عنايت که عاقبت

آتش زند به خرمن غم دود آه تو

**

SEVGİLİ “LÂLİMDEN ÖPMEK İSTEMEZ MİSİN?” DEDİ. BU İSTEKLE ÖLDÜM AMA KUDRET NERDE, İHTİYAR HANİ?

 

416. t

İşretin gül fidanı yeşerip yetişmekte, gül yanaklı sâki hani? Bahar yeli esmekte, lezzetli, zevkli şarap nerde?

Her yeni gül, bir gül yüzlüyü andırıp duruyor.. fakat söz duyan kulak nerde, kimde ibret gözü var?

İşret meclisinin galiyesi yok, ey nefesi hoş sabah rüzgârı, sevgilinin misk kokulu zülfü nerde?

Sabah rüzgârı, gülün güzellik çalımına tahammülüm yok; gönül kanma el bandun. Tanrı hakkıyçin nigâr ne yanda?

Seher mumu, bazan yanağından dem vuruyor; dili uzadı. Cevheri has hançer nerde?

Sevgili “Lâlimden öpmek istemez misin?” dedi. Bu istekle öldüm ama kudret nerde, ihtiyar hani?

Hâfız, şirinlik bakımından hikmet hâzinesinin hazinedarıysa da aşağılık zamanenin gamından şiir söyleme kabiliyeti nerde ki?

Gulbun-i ayş midemed sâki-i gul ‘izâr kü
Bâd-ı behâr mizeved bâde-i hoş-guvâr kü

414‏

 

گلبن عيش می‌دمد ساقی گلعذار کو

باد بهار می‌وزد باده خوشگوار کو

هر گل نو ز گلرخی ياد همی‌کند ولی

گوش سخن شنو کجا ديده اعتبار کو

 

مجلس بزم عيش را غاليه مراد نيست

ای دم صبح خوش نفس نافه زلف يار کو

حسن فروشی گلم نيست تحمل ای صبا

دست زدم به خون دل بهر خدا نگار کو

 

شمع سحرگهی اگر لاف ز عارض تو زد

خصم زبان دراز شد خنجر آبدار کو

 

گفت مگر ز لعل من بوسه نداری آرزو

مردم از اين هوس ولی قدرت و اختيار کو

حافظ اگر چه در سخن خازن گنج حکمت است

از غم روزگار دون طبع سخن گزار کو

**

DE Kİ: EY GÖKYÜZÜ, ULULUK SATMA Kİ AŞK MEYDANINDA AYIN HARMANI BİR ARPAYA, PERVİNİN SALKIMI İKİ ARPAYA!

 

417. t

Feleğin yemyeşil tarlasıyle hilâl orağım gördüğüm zaman hatırıma kendi ektiğim geldi.. devşirme zamanını düşündüm!

Oğru gece yıldızına dayanma ki bu ayyar,. Kâvus’un tacını da çaldı, Keyhusrev’in kemerini de!

Eledim ki: Ey baht, uyumaktasın. Halbuki gün doğdu. Dedi ki: Bütün bunlarla beraber Tanrı’nın ezelî rahmetinden ümit kesme!

Gök gecesi Mesih gibi pak ve mücerret olarak dünyadan gidersen çırağından güneşe bile yüzlerce ışık erişir.

De ki: Ey gökyüzü, ululuk satma ki aşk meydanında ayın harmanı bir arpaya, Pervinin salkımı iki arpaya!

Altın ve lâl küpe kulağa ağırlık verirse de sen yine bu nasihati kulağına küpe et: Fırsatı kaçırma, güzellik çağı geçicidir.

Yanağındaki benden kem göz uzak olsun; güzellik sahasında öyle bir beydak sürdü ki aydan da öndülü aldı, günden de!

Zahitlik ve riya ateşi din harmanını yakacak.. Hâfız, şu yün hırkayı at da yürü!

Mezrac-i sebz-i felek didem-u dâs-ı meh-i nov
Yâdem ezkışte-i hış âmed-u bengâm-ı dırov

407‏

 

مزرع سبز فلک ديدم و داس مه نو

يادم از کشته خويش آمد و هنگام درو

 

گفتم ای بخت بخفتيدی و خورشيد دميد

گفت با اين همه از سابقه نوميد مشو

 

گر روی پاک و مجرد چو مسيحا به فلک

از چراغ تو به خورشيد رسد صد پرتو

 

تکيه بر اختر شب دزد مکن کاين عيار

تاج کاووس ببرد و کمر کيخسرو

 

گوشوار زر و لعل ار چه گران دارد گوش

دور خوبی گذران است نصيحت بشنو

چشم بد دور ز خال تو که در عرصه حسن

بيدقی راند که برد از مه و خورشيد گرو

آسمان گو مفروش اين عظمت کاندر عشق

خرمن مه به جوی خوشه پروين به دو جو

آتش زهد و ريا خرمن دين خواهد سوخت

حافظ اين خرقه پشمينه بينداز و برو

 

  

**

SİYAH SAÇLARIMIZA AKIL KOKUSUNU SATMAYA KALKMA. ORADA BİNLERCE MİSK NAFESİ YARIM ARPAYA!

 

418. t

Sevgilim dedi ki: Yeni ay görmeye dışarı çıktın ha… ay kaşlarımdan utan, hadi git!

Bir ömürdür gönlün ülkemizde esir., dostlarının halini, hatırını görüp gözetmekte gaflet etme!

Siyah saçlarımıza akıl kokusunu satmaya kalkma. Orada binlerce misk nafesi yarım arpaya!

Bu çok eski tarlada vefa ve sevgi tohumunun değeri, hasat zamanı gelince belli olur.

Sâki, şarap sun da sana yıldızların seyrine, ayın gedilip yenilenmesine dair bir remiz söyleyeyim!

Her ay başında hilâlin şekli, Siyâmek’in tacından, Zev’in külâhının parçalarından nişan vermektedir.

Hâfız, Pîr-i Mugânın tapısı, vefa ve aman yurdudur. Aşk sözünün dersini ondan oku, ondan duy!

Guftâ birun şudi betemâşâ-yı mâh-ı nov
Ezmâh-ı ebruvân-ı menet şerm dar rov

406‏

 

گفتا برون شدی به تماشای ماه نو

از ماه ابروان منت شرم باد رو

 

عمريست تا دلت ز اسيران زلف ماست

غافل ز حفظ جانب ياران خود مشو

 

مفروش عطر عقل به هندوی زلف ما

کان جا هزار نافه مشکين به نيم جو

 

تخم وفا و مهر در اين کهنه کشته زار

آن گه عيان شود که بود موسم درو

 

ساقی بيار باده که رمزی بگويمت

از سر اختران کهن سير و ماه نو

 

شکل هلال هر سر مه می‌دهد نشان

از افسر سيامک و ترک کلاه زو

 

حافظ جناب پير مغان مامن وفاست

درس حديث عشق بر او خوان و ز او شنو

**

BİZ, ELEST SESİNİN MAHREMLERİYİZ., ÂŞİNÂ DOSTA ÂŞİNÂ SÖZÜNÜ ARZ ET!

 

419. t

Ey doğrular habercisi, selvimizden haber ver; gülün ahvalini şakıyan bülbüle söyle!

Bu yoksula o varlık sahibinin hikâyesini oku; bu dilenciye o padişahın hikâyesini söyle!

Biz, elest sesinin mahremleriyiz., âşinâ dosta âşinâ sözünü arz et!

• Sevgili, o ikiye ayrılmış miskler saçan saçlarını dökünce söyle, bize neler etmek istedi?

Kim, onun yolundaki toprak tutya değildir derse ona de ki: Gel de bu sözü yüzümüze, gözümüze karşı söyle bakalım!

*          Bizi meyhaneden menedene de ki: Gel de bu macerayı Pîrimin huzurunda söyle!

** Bülbül, dün gece gözümün önünde ağlayıp duruyordu. Ey seher yeli, bilmiyor musun ki., başından neler geçti acaba, bir söyleyiver!

Bir kere daha o devlet kapısına yol bulur, uğrarsan selâmımızı, dualarımızı arzet de de ki:

* Biz kötüysek de kötülüğümüze karşı mücazatta bulunma; yoksulun suçunu söylersen bile padişahçasına söyle!

** Aşk yolunda zenginle fakirin arasında bir fark yoktur; ey güzellik padişahı, yoksullarla da konuş!

*          Zülfünün tuzağından canlan silkip de azat edince acaba o garip gönlümüzün başına neler geldi? Söyle ey seher yeli, söyle!

*          Marifet erbabının hikâyesi canlara can katar. Var, bir remiz sor., gel bir söz söyle!

** Testideyken işvelenip sofinin gönlünü kapan şarap, ey sâki, söyle… ne zaman kadehte cilvelenecek!

Hâfız, eğer onun meclisine varmak için sana müsaade ederlerse Allah için olsun şarap iç, riyayı bıraktım artık de!

Ey peyk-i rastan haber-î serv-i ma bigü
 Ahval-i gul bebulbul-i destan-serâ bigü

 

غزل  415‏

 

ای پيک راستان خبر يار ما بگو

احوال گل به بلبل دستان سرا بگو

 

ما محرمان خلوت انسيم غم مخور

با يار آشنا سخن آشنا بگو

 

برهم چو می‌زد آن سر زلفين مشکبار

با ما سر چه داشت ز بهر خدا بگو

 

هر کس که گفت خاک در دوست توتياست

گو اين سخن معاينه در چشم ما بگو

 

آن کس که منع ما ز خرابات می‌کند

گو در حضور پير من اين ماجرا بگو

 

گر ديگرت بر آن در دولت گذر بود

بعد از ادای خدمت و عرض دعا بگو

 

هر چند ما بديم تو ما را بدان مگير

شاهانه ماجرای گناه گدا بگو

بر اين فقير نامه آن محتشم بخوان

با اين گدا حکايت آن پادشا بگو

 

جان‌ها ز دام زلف چو بر خاک می‌فشاند

بر آن غريب ما چه گذشت ای صبا بگو

جان پرور است قصه ارباب معرفت

رمزی برو بپرس حديثی بيا بگو

حافظ گرت به مجلس او راه می‌دهند

می نوش و ترک زرق ز بهر خدا بگو

**

— H —

**

EĞER MÜBAREK HATIRIN HÂFIZ’DAN İNCİNDİYSE LÜTFET, SÖYLEDİKLERİMİZE, DUYDUKLARIMIZA TÖVBE ETTİK, YİNE GEL!

 

420.

İnce keten libaslar giyinip eteğini çekerek gitti. Yüzlerce ay yüzlü güzel, hasedinden keten gömleklerinin yenini, yakasım yırttı!

Şarabın verdiği hararetle yanağındaki ter taneleri, gül yaprağına damlamış çiğ taneleri* ne benziyordu.

Yakut gibi cana can katan dudakları, letafet suyundan doğmuş., güzel ve salına salına yürüyen şimşir boyu, nazü naimle beslenip yetişmiş!

Fasih ve tatlı bir söz, yüce ve usul bir boy, lâtif ve gönüller çekici bir yüz, süzgün gözler…

Bir o gönüller çeken lâl dudaklarına bak; bir o gönüllere ıstıraplar veren gülüşü seyret., güzel yürüyüşünü gör, o mevzun adımlara bak!

O, kara gözlü ceylân, tuzağımızdan gitti., dostlar, bu ürküp kaçan gönüle ne çare edelim?

Elinden geldikçe nazar ehlini incitme sakın ey seçilmiş sevgili., dünyanın vefası yoktur.

O gönül aldatan gözünün azarım niceye bir çekeyim? Ne olur ey iki gözümün nuru, bir gün de bir göz ucuyle, bir işveyle bakıver!

Eğer mübarek hatırın Hâfız’dan incindiyse lütfet, söylediklerimize, duyduklarımıza tövbe ettik, yine gel!

Dâmen keşan hemıreft derşerb-i zer-keşide
 Şed mâh-rü zireşkeş ceyb-i kasab deride

425‏

 

دامن کشان همی‌شد در شرب زرکشيده

صد ماه رو ز رشکش جيب قصب دريده

 

از تاب آتش می بر گرد عارضش خوی

چون قطره‌های شبنم بر برگ گل چکيده

لفظی فصيح شيرين قدی بلند چابک

رويی لطيف زيبا چشمی خوش کشيده

ياقوت جان فزايش از آب لطف زاده

شمشاد خوش خرامش در ناز پروريده

 

آن لعل دلکشش بين وان خنده دل آشوب

وان رفتن خوشش بين وان گام آرميده

 

آن آهوی سيه چشم از دام ما برون شد

ياران چه چاره سازم با اين دل رميده

 

زنهار تا توانی اهل نظر ميازار

دنيا وفا ندارد ای نور هر دو ديده

تا کی کشم عتيبت از چشم دلفريبت

روزی کرشمه‌ای کن ای يار برگزيده

 

گر خاطر شريفت رنجيده شد ز حافظ

بازآ که توبه کرديم از گفته و شنيده

 

بس شکر بازگويم در بندگی خواجه

گر اوفتد به دستم آن ميوه رسيده

**

EY GENÇ SEVGİLİ, İHTİYARLARIN ÖĞÜDÜNDEN  BAŞ ÇEVİRME. İHTİYARLARIN TEDBİRİ, GENCİN BAHTINDAN DAHA İYİDİR.

 

421. t

Vuslatı ebedî ömürden daha iyi.. Yarabbi, hakkımda hayırlısı neyse onu ver!

Beni kılıçladı da yine kimseye bir şey söylemedim. Dostun sırrının düşmandan gizli tutulması iyidir.

Bir gece, “Kulağımdaki inci küpeden daha iyi bir inciyi âlemde kimse görmemiştir” diyordu.

Gönül, devletin ebedîsi iyidir mazmununca daima sen de onun civarının yoksulu ol!

Zahit, beni cennete çağırma, bu elma gibi çene topağı, o bahçeden daha güzel bence!

Bu yurtta kulluk dağıyle ölmek, sevgilinin canına andolsun, cihan mülküne sahip olmadan yeğ!

Selvi boylumuzun ayağıyle ezilen gülün toprağı bile erguvanın kanından iyi.

Allah için doktorumuza sorun: Bu hasta ne vakit iyi olacak ki?

Ey genç sevgili, ihtiyarların öğüdünden  baş çevirme. İhtiyarların tedbiri, gencin bahtından daha iyidir.

* Zinderûd. abıhayattır ama bizim Şiraz’ımız, İsfahan’dan da güzel!

Söz sevgilinin ağzında incidir ama Hâfız’ın şiirleri ondan da hoş!

Visal-i o zi ömr-i cavidan bih
Hudavenda mera an dih ki an bih

419‏

 

وصال او ز عمر جاودان به

خداوندا مرا آن ده که آن به

 

به شمشيرم زد و با کس نگفتم

که راز دوست از دشمن نهان به

 

به داغ بندگی مردن بر اين در

به جان او که از ملک جهان به

 

خدا را از طبيب من بپرسيد

که آخر کی شود اين ناتوان به

گلی کان پايمال سرو ما گشت

بود خاکش ز خون ارغوان به

 

به خلدم دعوت ای زاهد مفرما

که اين سيب زنخ زان بوستان به

 

دلا دايم گدای کوی او باش

به حکم آن که دولت جاودان به

 

جوانا سر متاب از پند پيران

که رای پير از بخت جوان به

شبی می‌گفت چشم کس نديده‌ست

ز مرواريد گوشم در جهان به

 

اگر چه زنده رود آب حيات است

ولی شيراز ما از اصفهان به

سخن اندر دهان دوست شکر

وليکن گفته حافظ از آن به

 

 

**

HÂFIZ, MEYHANEYE GEL DE SANA DUALARI KABUL EDİLMİŞLERDEN YÜZLERCE SAF GÖSTEREYİM!

 

422. t

Muğların sarayının kapısı silinmiş, süpürülmüş, sulanmış., oraya bir pır oturmuş; ihtiyarı, genci çağırmaktaydı.

Testi taşıyanların hepsi, kulluk kemerini bağlanmışlar, hepsi ona kul olmuşlardı., fakat Pîr-i Mugânın külahının dilimi buluta çadır kurmuştu. onun kadri gökler kadar yüceydi

Kadehin, sürahinin ziyası, ayın yüzünü örtmüş; muğbeçelerin yanakları güneşin yolunu kesmişti

* Rahmet meleği işret kadehini eline almış. hurilerle perilerin yüzlerine şarap katralarından gülsüyü serpmişti

** Baht gelini, o gelin odasında binlerce nazü eda ile perçemlerini kesmiş, gül yaprağına gülsuları saçmıştı.

Edalı güzellerin kopardıkları kavgadan, kıyametten şeker kırılmış, yasemin dökülmüş, rebap çalınmıştı.

Selâm verdim, bana güler bir yüzle dedi ki: Ey şaraba düşkün müflis mahmur!

Himmetin de zayıf, tedbirin de., bu yüzden senin şu yaptığın işi kim yapar? Onun bucağından çıktın da harap bir yazıya çadır kurdun!

* * Beni bir yudum şarapla neşelendirdi de sonra dedi ki:

Uykulara dalmış bahtın kucağında ne uyuyorsun ?

Felek, Şah Nusretüddin’in yedekçisidir. Gel, bak da gör; felek, nasıl atının özengisini tutmakta.

Aklı bile gayıp âleminden ilham aldığı halde şeref bulmak için arşın yücesinden onun eşiğini yüzlerce defa öpmekte.

Hâfız, meyhaneye gel de sana duaları kabul edilmişlerden yüzlerce saf göstereyim!

Der-i serây-ı muğan ruftebüd-u ab zede
Nişeste Pîr-u selâyi beşeyh-u şâb zede

 

غزل  421‏

 

در سرای مغان رفته بود و آب زده

نشسته پير و صلايی به شيخ و شاب زده

سبوکشان همه در بندگيش بسته کمر

ولی ز ترک کله چتر بر سحاب زده

شعاع جام و قدح نور ماه پوشيده

عذار مغبچگان راه آفتاب زده

 

عروس بخت در آن حجله با هزاران ناز

شکسته کسمه و بر برگ گل گلاب زده

 

گرفته ساغر عشرت فرشته رحمت

ز جرعه بر رخ حور و پری گلاب زده

ز شور و عربده شاهدان شيرين کار

شکر شکسته سمن ريخته رباب زده

 

سلام کردم و با من به روی خندان گفت

که ای خمارکش مفلس شراب زده

که اين کند که تو کردی به ضعف همت و رای

ز گنج خانه شده خيمه بر خراب زده

 

وصال دولت بيدار ترسمت ندهند

که خفته‌ای تو در آغوش بخت خواب زده

بيا به ميکده حافظ که بر تو عرضه کنم

هزار صف ز دعاهای مستجاب زده

فلک جنيبه کش شاه نصره الدين است

بيا ببين ملکش دست در رکاب زده

 

خرد که ملهم غيب است بهر کسب شرف

ز بام عرش صدش بوسه بر جناب زده

**

 “EY CİHANIN CANI, BAHAR MEVSİMİNDE GÜL DEFTERİ HALİS ŞARAPLA ISLANSA, BERRAK ŞARABA BULANSA AYIPLANMAZ.

 

423. t

Dün gece yan uykulu. mahmur – hırkayla seccade ıslak ve şaraba bulanmış bir halde meyhane kapısına gittim.

Şarap satan muğbeçe hayıflanarak geldi, dedi ki: Ey uyuklayarak yola giden, uyan!

Bir yıkan, arın da ondan sonra salma salına meyhaneye gel ki bu harap tekke senin yüzünden pislenmesin.

Niceyedek dudakları tatlı dilberlerin havasına uyacaksın; niceyedek ruh cevherini enmiş yakuta bulayacaksın ?

ihtiyarlık konağından tertemiz geç, kocalık elbisesini de gençlik elbisesi gibi bulaştırma.

Aşk yolunun yüzgeçleri, bu derin denize garkoldular da yine suya bulanmadılar, yine ıslanmadılar.

Temizlen, arın, tabiat kuyusundan çık. Çünkü toprakla su berrak görünmez, neşe vermez.

Dedim ki: “Ey cihanın canı, bahar mevsiminde gül defteri halis şarapla ıslansa, berrak şaraba bulansa ayıplanmaz.

Dedi ki: Hâfız, dostlara muamma satmaya, nükte yapmaya kalkışma. Ah bu çeşit itaplarla bulanık lütuf tan!

Düş reltem beder-i meykede hâb-âlüde
Hırka ter damen-u seccade şerâb âlüde

423‏

 

دوش رفتم به در ميکده خواب آلوده

خرقه تردامن و سجاده شراب آلوده

 

آمد افسوس کنان مغبچه باده فروش

گفت بيدار شو ای ره رو خواب آلوده

شست و شويی کن و آن گه به خرابات خرام

تا نگردد ز تو اين دير خراب آلوده

 

به هوای لب شيرين پسران چند کنی

جوهر روح به ياقوت مذاب آلوده

 

به طهارت گذران منزل پيری و مکن

خلعت شيب چو تشريف شباب آلوده

 

پاک و صافی شو و از چاه طبيعت به درآی

که صفايی ندهد آب تراب آلوده

گفتم ای جان جهان دفتر گل عيبی نيست

که شود فصل بهار از می ناب آلوده

آشنايان ره عشق در اين بحر عميق

غرقه گشتند و نگشتند به آب آلوده

 

گفت حافظ لغز و نکته به ياران مفروش

آه از اين لطف به انواع عتاب آلوده

 

**

EY ZEMANE MÜFTÜSÜ, ONU SEVME DİYE BENİ MENEDİYORSUN, SENİ MAZUR TUTARIM, ÇÜNKÜ GÖRMEDİN ONU!

 

424. t

Benden ayrılma, çünkü gözümün nurusun, canımın sevgilisi, ürkmüş kalbimin munisisin.

Âşıklar senin eteğinden el çekmezler. Onların sabır gömleklerini yırttın sen!

Kem gözlerden zarar gelmesin, nazar değmesin sana. Çünkü güzelliğin son haddine varmışsın.

Ey zemane müftüsü, onu sevme diye beni menediyorsun, seni mazur tutarım, çünkü görmedin onu!

Hâfız, dostun sana ettiği serzenişler ne? Yoksa ayağını yorganına göre uzatmadın mı ki?

Ezmen cudâ meşov ki tuem nur-ı didei
Mahbüb-ı cân-u münis-i kalb-i remidei

 

غزل  424‏

 

از من جدا مشو که توام نور ديده‌ای

آرام جان و مونس قلب رميده‌ای

 

از دامن تو دست ندارند عاشقان

پيراهن صبوری ايشان دريده‌ای

 

از چشم بخت خويش مبادت گزند از آنک

در دلبری به غايت خوبی رسيده‌ای

 

منعم مکن ز عشق وی ای مفتی زمان

معذور دارمت که تو او را نديده‌ای

 

آن سرزنش که کرد تو را دوست حافظا

بيش از گليم خويش مگر پا کشيده‌ای

 

**

SAÇLARINI EVVELCE SEN, BENİM ETİME VERMEDİN Mİ? SONRA NEDEN BENİ AYAKLAR ALTINA DÜŞÜRÜYORSUN, NE İSTİYORSUN Kİ?

 

425. t

Ansızın perdeden çıktın; ân, hayayı bıraktın… yani ne yapmak istiyorsun? Sarhoş olup evden dışarı fırladın, meramın ne?

Saçlarını sabah rüzgârının eline vermiş, kulağını engelin sözüne asmışsın., böylece herkesle görüşmekte, öpüşmektesin, maksadın ne yani?

Güzeller padişahısın, yoksullarla düşüp kalkıyorsun. Mertebenin kadrini anlamadın mı yoksa ki?

Saçlarını evvelce sen, benim etime vermedin mi? Sonra neden beni ayaklar altına düşürüyorsun, ne istiyorsun ki?

Sözün, ağzının varlığını.. kemerin, belinin mevcudiyetini bildirdi. Sense bana kılıç çekmişsin; ben ne yaptım sana?

Herkes, güneş yüzünün bir çeşit nakşıyle meşgul., nihayet herkese bir yaman oyun oynamışsın, meramın ne yani?

Hâfız, sevgili, senin dar gölüne gelip kondu. Halbuki sen, evden ağyarı silip süpürmemişsin, yani bu ne?

Nâgehan perde berendâhtei y’ni çi
Mest ezhâne birun tâhtei ya’nî çi

420‏

 

ناگهان پرده برانداخته‌ای يعنی چه

مست از خانه برون تاخته‌ای يعنی چه

زلف در دست صبا گوش به فرمان رقيب

اين چنين با همه درساخته‌ای يعنی چه

شاه خوبانی و منظور گدايان شده‌ای

قدر اين مرتبه نشناخته‌ای يعنی چه

نه سر زلف خود اول تو به دستم دادی

بازم از پای درانداخته‌ای يعنی چه

سخنت رمز دهان گفت و کمر سر ميان

و از ميان تيغ به ما آخته‌ای يعنی چه

هر کس از مهره مهر تو به نقشی مشغول

عاقبت با همه کج باخته‌ای يعنی چه

حافظا در دل تنگت چو فرود آمد يار

خانه از غير نپرداخته‌ای يعنی چه

**

CAHİL PÎRLERLE SAPIK ŞEYHLER, BİZİ KINAYA KINAYA EFSANE ETTİLER GİTTİ!

 

426. t

Sevgilinin, gönlümün dilediği lâl dudakla-rından kâm almaktayım., işretim, neşem daimî.. Tanrı’ya hamdolsun, işim muradımca!

Ey serkeş bahtım, sevgiliyi sıkıca sar., gâh şarap kadehini çek, gâh gönlün dilediği lâl dudaktan em!

Cahil Pîrlerle sapık şeyhler, bizi kınaya kınaya efsane ettiler gitti!

* Zahidin sözlerini tutmaya tövbeler olsun, ibadet edenin işlerini işlemeye de estağfirullah!

Sevgili, ayrılığını nasıl anlatayım? Bir göz, yüzlerce göz yaşı., bir can, yüzlerce ahu feryat!

Dudağının iştiyakı, Hâfız’ın aklından gece virdini de çıkardı, seher çağındaki dersi de!

‘Ayşem mudâmest elhamdülillah
Karem bekämest elhamdülillah

17‏

 

عيشم مدام است از لعل دلخواه

کارم به کام است الحمدلله

 

ای بخت سرکش تنگش به بر کش

گه جام زر کش گه لعل دلخواه

 

ما را به رندی افسانه کردند

پيران جاهل شيخان گمراه

 

از دست زاهد کرديم توبه

و از فعل عابد استغفرالله

 

جانا چه گويم شرح فراقت

چشمی و صد نم جانی و صد آه

کافر مبيناد اين غم که ديده‌ست

از قامتت سرو از عارضت ماه

 

شوق لبت برد از ياد حافظ

درس شبانه ورد سحرگاه

**

BEN RİNT VE ÂŞIK OLAYIM, SONRA DA TÖVBE EDEYİM HA? ESTAĞFİRULLAH, ESTAĞFİRULLAH’

 

427. t

O ay yüzlünün civarında gökten kılıçlar yağsa yine boynumuzu koymuş, teslim olmuşuz.. hüküm Tanrı’nındır.

Takva yolunu, yordamını, ben de bilirim ama sapık bahtla başa çıkamıyorum, elde ne çarem var ki?

Ben rint ve âşık olayım, sonra da tövbe edeyim ha? Estağfirullah, estağfirullah’

Biz, şeyhi, vaizi pek az tanırız. Ya şarap kadehi sun, ya hikâyeyi kısa kes!

Sabır acı, ömür de fani. Ah ona kavuşmak nasıl mümkün olacak? Bunu bilseydim!

Sevginden bize bir akis bile düşmüyor, ey ayna yüzlü sevgili, ah elinden, ah!

* Hâfız, ne ağlayıp inliyorsun? Eğer vuslat istiyorsan her an kan yutman gerek!

Ger tiyğ bäred derküy-ı an mäh
Gerden nihädim ellıukmu lilläh

418‏

 

گر تيغ بارد در کوی آن ماه

گردن نهاديم الحکم لله

 

آيين تقوا ما نيز دانيم

ليکن چه چاره با بخت گمراه

 

ما شيخ و واعظ کمتر شناسيم

يا جام باده يا قصه کوتاه

 

من رند و عاشق در موسم گل

آن گاه توبه استغفرالله

 

مهر تو عکسی بر ما نيفکند

آيينه رويا آه از دلت آه

 

الصبر مر و العمر فان

يا ليت شعری حتام القاه

حافظ چه نالی گر وصل خواهی

خون بايدت خورد در گاه و بی‌گاه

 

 

**

NE TÜRLÜ SINADIMSA ÇARESİ OLMADI, BİR FAYDA ELDE EDEMEDİM. ZATEN SINANMIŞ ŞEYİ SINAYAN, ANCAK NADİM OLUR.

 

428. t

Sevgiliye yüreğimin kanıyla mektup yazdım, dedim ki: Sevgili, ayrılığınla dünyayı bir kıyamet gördüm.

Ne türlü sınadımsa çaresi olmadı, bir fayda elde edemedim. Zaten sınanmış şeyi sınayan, ancak nadim olur.

Bir doktordan sevgilinin ahvalini sordum, dedi ki: Yakınlığında azap vardır, uzaklığında pişmanlık!

Ayrılığınla gözümde yüzlerce alâmet var; aşkıma alâmet, sade bu akıp duran göz yaşlarım değil ki!

Dedim ki:

Civarında dönüp dolaşsam beni kınıyorlar.

Dedi ki:

Vallahi zaten biz, kınanmadık bir sevgi görmedik ki.

Hâfız mademki seni istiyor, sevgili, tatlı canın için ona bir kadeh sun da ihsanından tatsın.

Ezhün-ı dil nubiştem nezdiyk-i yâr nâme
 Inni ra’eytu dehren min hecrikel kıyâme

426‏

 

از خون دل نوشتم نزديک دوست نامه

انی رايت دهرا من هجرک القيامه

دارم من از فراقش در ديده صد علامت

ليست دموع عينی هذا لنا العلامه

هر چند کزمودم از وی نبود سودم

من جرب المجرب حلت به الندامه

 

پرسيدم از طبيبی احوال دوست گفتا

فی بعدها عذاب فی قربها السلامه

گفتم ملامت آيد گر گرد دوست گردم

و الله ما راينا حبا بلا ملامه

 

حافظ چو طالب آمد جامی به جان شيرين

حتی يذوق منه کاسا من الکرامه

 

 

**

AKLA ŞARAPTAN YOL AZIĞI VERDİM, ONU VARLIK ŞEHRİNDEN YOLA SALDIM.

 

429. t

Bir seher çağı, gecenin sarhoşluğundan mahmur bir halde çeng ve çegane nağmeleriyle şarap kadehini ele aldım.

Akla şaraptan yol azığı verdim, onu varlık şehrinden yola saldım.

Şarap satan sevgilim bana öyle bir yudum şarap verdi ki zemanenin hilesinden emin oldum.

Yay kaşlı sâkiden duydum, dedi ki: Ey melâmet okuna hedef olan,

Eğer arada kendini görürsen kuşak gibi sevgilinin beline sarılsan bile bir fayda elde edemezsin!

Yürü, bu tuzağı, başka bir kuşu avlamak için kur. Çünkü ankanın yuvası çok yüksekte!

Nedim, çalgıcı, sâki., hepsi o. Su, toprak hayali, yolda bir bahaneden ibaret!

Şarap gemisini ver de bu kenarı görünmeyen denizden kurtulalım.

Hâfız, varlığımız bir muammadan ibaret. Hakikati de ancak afsun ve efsane!

Sehergâhi ki mahmür-ı şebâne
Girıftem bade bâçeng-u çeğâne

428‏

 

سحرگاهان که مخمور شبانه

گرفتم باده با چنگ و چغانه

 

نهادم عقل را ره توشه از می

ز شهر هستيش کردم روانه

 

نگار می فروشم عشوه‌ای داد

که ايمن گشتم از مکر زمانه

 

ز ساقی کمان ابرو شنيدم

که ای تير ملامت را نشانه

نبندی زان ميان طرفی کمروار

اگر خود را ببينی در ميانه

برو اين دام بر مرغی دگر نه

که عنقا را بلند است آشيانه

 

که بندد طرف وصل از حسن شاهی

که با خود عشق بازد جاودانه

 

نديم و مطرب و ساقی همه اوست

خيال آب و گل در ره بهانه

بده کشتی می تا خوش برانيم

از اين دريای ناپيداکرانه

وجود ما معماييست حافظ

که تحقيقش فسون است و فسانه

 

**

YÜZÜNÜN AŞKIYLE BİR GÜN ÂLEMDEN GİDERSEM TOPRAĞIMDAN YEŞİL OT YERİNE KIZIL GÜLLER BİTER.

 

430. t

Ne kutludur gönlün dilediği amber kokulu rüzgâr ki senin havanla seher çağı erkenden esip tozdu.

Ey vuslatı mübarek kuş, yola kılavuz ol. O kapının toprağına iştiyakımdan gözlerim eridi, su oldu.

Gönül kanma garkolan bu zayıfı hatırlayarak ufuktaki hilâle bakın!

Sensiz yaşıyorum, bu ne utanılacak şey. Meğer ki sen affedesin, yoksa bu günahın özrü ne olabilir?

Sabah rüzgârı seher çağında aşka düşerek kara elbisesini yırtıp atmayı âşıklarından öğrendi.

Yüzünün aşkıyle bir gün âlemden gidersem toprağımdan yeşil ot yerine kızıl güller biter.

Senden uzağım. Bundan dolayı şikâyet etmekteyim, nazik hatırın incinmesin. Dur bakalım, Hâfız’ın şikâyete daha yeni başladı.

Hunuk nesim-i mu’anber şemâme-i dilhâh
 Ki derhevâ-yı tu berhâst bâmdâd begâh

416‏

 

خنک نسيم معنبر شمامه‌ای دلخواه

که در هوای تو برخاست بامداد پگاه

دليل راه شو ای طاير خجسته لقا

که ديده آب شد از شوق خاک آن درگاه

 

به ياد شخص نزارم که غرق خون دل است

هلال را ز کنار افق کنيد نگاه

منم که بی تو نفس می‌کشم زهی خجلت

مگر تو عفو کنی ور نه چيست عذر گناه

ز دوستان تو آموخت در طريقت مهر

سپيده دم که صبا چاک زد شعار سياه

 

به عشق روی تو روزی که از جهان بروم

ز تربتم بدمد سرخ گل به جای گياه

مده به خاطر نازک ملالت از من زود

که حافظ تو خود اين لحظه گفت بسم الله

 

 

**

AKIL, AŞK DELİLERİNİN BAĞLANMASINI EMREDERKEN SAÇININ HALKASINA DÜŞMEK ÜMİDİYLE DELİ DİVANE OLDU!

 

431. t

Yüzünün çırağına mum bile pervane kesildi, yanağındaki ben, beni benden aldı!

Akıl, aşk delilerinin bağlanmasını emrederken saçının halkasına düşmek ümidiyle deli divane oldu!

Pervane, yüzünün çırağından haber getirince mum, muştuluk olarak hemencecik camnı, sabah rüzgârına veriverdi.

Saçının ümidiyle can, yele giderse ne çıkar? Sevgiliye binlerce aziz can feda olsun!

Ateşe benzeyen yüzünde, o güzele nazar değmesin diye üzerlik yerine siyah beninden başka daha iyi bir şey yakıldığını kim gördü ki ?

Dün gece sevgilimi yabancının elinde görünce kıskançlığımdan elden ayaktan düştüm, yerlere yıkıldım!

Ne oyunlar yaptım ama fayda vermedi gitti; afsunumuz ona efsane geldi!

Sevgilinin dudağının hüküm sürdüğü zamanda sevgiliyle ahdim var: Ağzıma kadeh sözünden başka bir söz almayacağım!

Medreseden, tekkeden bahsetme… Hâfız’ın başına yine meyhane havası düştü!

Çerağ-ı rüy-ı tura şem’ keşt pervane
Mera zihâl-i tu bâhâl-i hiç pervane

 

غزل  427‏

 

چراغ روی تو را شمع گشت پروانه

مرا ز حال تو با حال خويش پروا نه

 

خرد که قيد مجانين عشق می‌فرمود

به بوی سنبل زلف تو گشت ديوانه

به بوی زلف تو گر جان به باد رفت چه شد

هزار جان گرامی فدای جانانه

من رميده ز غيرت ز پا فتادم دوش

نگار خويش چو ديدم به دست بيگانه

 

چه نقشه‌ها که برانگيختيم و سود نداشت

فسون ما بر او گشته است افسانه

 

بر آتش رخ زيبای او به جای سپند

به غير خال سياهش که ديد به دانه

 

به مژده جان به صبا داد شمع در نفسی

ز شمع روی تواش چون رسيد پروانه

مرا به دور لب دوست هست پيمانی

که بر زبان نبرم جز حديث پيمانه

 

حديث مدرسه و خانقه مگوی که باز

فتاد در سر حافظ هوای ميخانه

**

— Y —

 

AFERİN MERHAMETLİ YÜZÜNE, SEVABA NAİL OLMAK İÇİN BAKIŞLARINLA ÖLDÜRDÜĞÜN ÂŞIKA NAMAZ KILMAYA GELMİŞSİN!

 

 

432.

Ey uzun saçlarının zinciriyle gelen sevgili, dilerim, fırsatın fevt olmasın., çünkü belli ki divaneyi okşamaya, halini hatırını sormaya gelmişsin!

Mademki niyaz ehlini görmeye, gözetmeye, hatırını sormaya geldin, bir an olsun âdetini terket, nazı bırak!

İster barış, ister savaş, herhalde senin uzun boyuna kurban olayım. Sana barışta da naz yaraşıyor, savaşta da!

Lâl dudaklarında su ile ateşi birbirine katmışsın., kem göz değmesin, ne güzel hokkabazlıkların, ne hoş oyunların var!

Aferin merhametli yüzüne, sevaba nail olmak için bakışlarınla öldürdüğün âşıka namaz kılmaya gelmişsin!

Sana karşı zahitliğimin ne ehemmiyeti olabilir ki? Gönlümü yağma etmek için o halvet yurduna sarhoş, perişan bir halde geliyorsun.

Sevgili dedi ki: Hâfız, yine hırkan şaraba bulanmış., yoksa sofiler mezhebinden çıktın mı ki?

Ey ki bâ silsile-ı zulf-i diraz âmedei
Fırsatet bâd ki divâne-nevâz âmedei

 

غزل  422‏

 

ای که با سلسله زلف دراز آمده‌ای

فرصتت باد که ديوانه نواز آمده‌ای

 

ساعتی ناز مفرما و بگردان عادت

چون به پرسيدن ارباب نياز آمده‌ای

 

پيش بالای تو ميرم چه به صلح و چه به جنگ

چون به هر حال برازنده ناز آمده‌ای

 

آب و آتش به هم آميخته‌ای از لب لعل

چشم بد دور که بس شعبده بازآمده‌ای

 

آفرين بر دل نرم تو که از بهر ثواب

کشته غمزه خود را به نماز آمده‌ای

 

زهد من با تو چه سنجد که به يغمای دلم

مست و آشفته به خلوتگه راز آمده‌ای

 

گفت حافظ دگرت خرقه شراب آلوده‌ست

مگر از مذهب اين طايفه بازآمده‌ای

 

**

ÂLEMİ AYDINLATAN GÜNEŞ GİBİ BELKİ EVİNDEN ÇIKARSIN DİYE HASRETİNLE SABAH GİBİ CAN VERMEKTEYİM.

 

433.

Gönül, sevgilinin kuyuya benzeyen çene çukurundan çıkarsan nereye gidersen git, pek tez pişman olur çıkarsın!

Aklım başına al. Eğer nefis vesvesesine kulak asarsan Âdem gibi cennet bahçesini terketmek mecburiyetinde kalırsın.

Abıhayat çeşmesinden susuz çıkarsan felek, sana bir katra su bile vermese yeri var!

* Âlemi aydınlatan güneş gibi belki evinden çıkarsın diye hasretinle sabah gibi can vermekteyim.

Goncanın açılıp gül haline gelmesi gibi sen de açılasın diye seher yeli gibi sana ne vaktedek himmet nefesini yollayıp duracağım?

Ayrılığının karanlık gecesinde canım dudağıma geldi. Parlak ay gibi doğmanın tam zamanı artık!

Salma salına yürüyen selvi gibi belki çıkarsın diye kapının toprağına göz yaşlarımdan iki yüz ırmak akıttım.

Hâfız, gam yeme., ay yüzlü Yusuf, elbette yine gelir ve sen de de elbette Külbeiahzanından çıkar, kurtulursun!

Ey dil ger ezan çâh-ı zenehdan bederâyi
Her câ ki revi zöd peşiman bederâyi

494‏

 

ای دل گر از آن چاه زنخدان به درآيی

هر جا که روی زود پشيمان به درآيی

 

هش دار که گر وسوسه عقل کنی گوش

آدم صفت از روضه رضوان به درآيی

 

شايد که به آبی فلکت دست نگيرد

گر تشنه لب از چشمه حيوان به درآيی

 

جان می‌دهم از حسرت ديدار تو چون صبح

باشد که چو خورشيد درخشان به درآيی

 

چندان چو صبا بر تو گمارم دم همت

کز غنچه چو گل خرم و خندان به درآيی

 

در تيره شب هجر تو جانم به لب آمد

وقت است که همچون مه تابان به درآيی

 

بر رهگذرت بسته‌ام از ديده دو صد جوی

تا بو که تو چون سرو خرامان به درآيی

 

حافظ مکن انديشه که آن يوسف مه رو

بازآيد و از کلبه احزان به درآيی

**

KALEMDE, AŞK SIRRINI İZHAR EDEBİLECECEK DİL NE GEZER? İŞTİYAK SÖZÜ, ANLAŞILAMAZ Kİ. O SÖZ, ANLATILMADAN DA ÖTEDİR!

 

434.

Seher çağında sevgiliye olan iştiyakımı rüzgâra söylüyordum. “Tanrı’nın lûtuflarına emin ol” diye hitab geldi.

Sabah zamanı edilen dua ile geceleri çekilen ah, maksat hâzinesinin anahtarıdır. Bu yolda böyle yürü de sevgiliye kavuş!

Kalemde, aşk sırrını izhar edebilececek dil ne gezer? iştiyak sözü, anlaşılamaz ki. O söz, anlatılmadan da ötedir!

Ey Mısır Yusuf’u, seni saltanat işleri meşgul etti. Oğul sevgisi, seni ne hale getirdi diye ne olur., babanın halini de bir sor!

İki yüzlü kati cihanın yaratılışında merhamet yoktur. Onu sevmekten ne istiyor, ne umuyorsun ki? Neye ona düşüyor, neye ona bağlanıyorsun ki ?

Senin gibi himmeti yüce devlet kuşu, ne vaktedek kemik hırsına düşecek? Ehil olmayanların üstüne saldığın devlet gölgesine yazık!

Bu dünya pazarında bir fayda varsa yine kanaatkâr derviş elde eder. Yarabbi, sen bana nimet olarak dervişliği, kanaati ihsan et! 

Hâfız, güzellere gönül verme, Semerkand Türklerinin Harezmlilere yaptıkları vefasızlıkları gör de ibret al!

Seher bâbâd migultem hadiş-ı arzümendî
Hitâb âmed ki vâşık şov beeltâf-ı Hudâvendı

 

غزل  440‏

 

سحر با باد می‌گفتم حديث آرزومندی

خطاب آمد که واثق شو به الطاف خداوندی

 

دعای صبح و آه شب کليد گنج مقصود است

بدين راه و روش می‌رو که با دلدار پيوندی

 

قلم را آن زبان نبود که سر عشق گويد باز

ورای حد تقرير است شرح آرزومندی

 

الا ای يوسف مصری که کردت سلطنت مغرور

پدر را بازپرس آخر کجا شد مهر فرزندی

 

جهان پير رعنا را ترحم در جبلت نيست

ز مهر او چه می‌پرسی در او همت چه می‌بندی

 

همايی چون تو عالی قدر حرص استخوان تا کی

دريغ آن سايه همت که بر نااهل افکندی

 

در اين بازار اگر سوديست با درويش خرسند است

خدايا منعمم گردان به درويشی و خرسندی

 

به شعر حافظ شيراز می‌رقصند و می‌نازند

سيه چشمان کشميری و ترکان سمرقندی

 

**

GÖNLÜMÜN DİZGİNİNİ ÖYLE BİRİSİNE VERDİM Kİ NE TAÇ İÇİN KİMSEYE RAĞBETİ VAR, NE TAHT İÇİN!

 

435.

Bir ay yüzlü güzelin kaşıyle yanağında yeni biten tüylerinin hayaline düştüm, yine yeniden bir genç sevdim.

Gönlümün dizginini öyle birisine verdim ki ne taç için kimseye rağbeti var, ne taht için!

Meclisleri bezeyen bir güzelin başıyle gözü arzusuna düştüm de başım elimden gitti, gözlerim de beklemeden yandı yakıldı.

Güzelleri sevme fermanım o yay kaşlının tasdikine mazhar olur diye ummaktayım; bu ne hayâl!

Gönül gamlandı. Hırkamı ateşlere atacağım. Gel de gör., çünkü bu, seyre değer!

ölüm günümde tabutumu selvi ağacından yapın. Çünkü bir yüce boylunun dağıyle gitmekteyim !

Güzellerin bakış kılıçlarını çektikleri yerde bir başın ayaklar altına düşmesine şaşma!

* Geceleyin yüzü, bana ay olurken yıldızın aydınlığına ihtiyacım mı olur?

Ayrılık nedir, buluşma ne? Sen sevgilinin rızasını iste., zira ondan, kendisinden başka i     bir şey dilemek yazıktır!

Hâfız’ın cöngü bir denize düşse, balıklar, şevklerinden o şiirlere saçmak için inciler çıkarırlar.

Beçeşm kendeem ebrüyı mâhsimâyi
Heyâli sebzhati nakş besteem câyî

491‏

 

به چشم کرده‌ام ابروی ماه سيمايی

خيال سبزخطی نقش بسته‌ام جايی

 

اميد هست که منشور عشقبازی من

از آن کمانچه ابرو رسد به طغرايی

 

سرم ز دست بشد چشم از انتظار بسوخت

در آرزوی سر و چشم مجلس آرايی

 

مکدر است دل آتش به خرقه خواهم زد

بيا ببين که که را می‌کند تماشايی

 

به روز واقعه تابوت ما ز سرو کنيد

که می‌رويم به داغ بلندبالايی

 

زمام دل به کسی داده‌ام من درويش

که نيستش به کس از تاج و تخت پروايی

 

در آن مقام که خوبان ز غمزه تيغ زنند

عجب مدار سری اوفتاده در پايی

 

مرا که از رخ او ماه در شبستان است

کجا بود به فروغ ستاره پروايی

 

فراق و وصل چه باشد رضای دوست طلب

که حيف باشد از او غير او تمنايی

 

درر ز شوق برآرند ماهيان به نثار

اگر سفينه حافظ رسد به دريايی

 

 

**

BİR DAHA MECLİSİ BEZEYEN BİR GÜZEL OLMADIKÇA ŞARAP İÇMEMEYE ŞARAP SATAN DİLBERİN HUZURUNDA TÖVBE ETTİM.

 

436. t

Bütün muğ mabetlerinde benim gibi bir şeydâ yok:   Hırka bir tarafta şeraba rehin olmuş, defter bir yanda!

Gönül, padişahın aynası ama tozlanmış. Tanrı’dan tedbiri isabetli ve aydın birisiyle arkadaşlık etmek istiyorum.

Bir daha meclisi bezeyen bir güzel olmadıkça şarap içmemeye şarap satan dilberin huzurunda tövbe ettim.

Eteğime, gözümden dereler, ırmaklar akıttım. Belki kucağıma bir suna boylu selvi dikerler!

Getir şarap gemisini., sevgilinin yüzü olmadıkça gözümün her köşesi, gönül gamından bir deniz kesildi.

Bu hikâyeyi belki mum. dile getirir. Yoksa pervanenin söz söylemeye meyli yok!

Nergis, gözünün şivesinden bahsettiyse incinme. Nazar ehli, bir körün ardına düşmez ya.

Seher çağı meyhane kapısında bir Hristiyan’ın defle, neyle söylediği şu söz ne kadar hoşuma gitti:

Eğer müslümanlık, Hâfız’ın müslümanlığı ise vay bugünün ardında bir yarın varsa vay!

Derheme deyri muğan nist çü men şeydâyi
Hırka câyi girovi bade vu defter câyi

490‏

 

در همه دير مغان نيست چو من شيدايی

خرقه جايی گرو باده و دفتر جايی

 

دل که آيينه شاهيست غباری دارد

از خدا می‌طلبم صحبت روشن رايی

 

کرده‌ام توبه به دست صنم باده فروش

که دگر می نخورم بی رخ بزم آرايی

 

نرگس ار لاف زد از شيوه چشم تو مرنج

نروند اهل نظر از پی نابينايی

 

شرح اين قصه مگر شمع برآرد به زبان

ور نه پروانه ندارد به سخن پروايی

 

جوی‌ها بسته‌ام از ديده به دامان که مگر

در کنارم بنشانند سهی بالايی

 

کشتی باده بياور که مرا بی رخ دوست

گشت هر گوشه چشم از غم دل دريايی

 

سخن غير مگو با من معشوقه پرست

کز وی و جام می‌ام نيست به کس پروايی

 

اين حديثم چه خوش آمد که سحرگه می‌گفت

بر در ميکده‌ای با دف و نی ترسايی

 

گر مسلمانی از اين است که حافظ دارد

آه اگر از پی امروز بود فردايی

 

 

**

SEN GÖNLÜ PAK, TABİATİ PAK BİR ZAHİTSİN, KÖTÜ KİŞİLERLE OTURMAMAN DAHA İYİ.

 

437. t

Sen bir su kıyısında heva ve hevesine uyup oturmaya gör, yoksa suda ne görürsen kendini görürsün; her gördüğün, yaptığının aksidir.

Sen Tanrı’nın seçilmiş kulusun, kullar arasından seni seçen Tanrı hakkıyçin sen de bu eski kulun üstüne kimseyi seçme!

Edep ve haya, seni ay yüzlülerin padişahı yaptı. Aferin sana, sen bunun gibi daha yüzlerce mertebelere lâyıksın.

Rakibin cefasına sabretmeyeyim de ne yapayım? Âşıklara sabırdan, tahammülden başka çare yok ki!

Ne şaşılacak şey, sen bir gül olduğun halde dikenle oturmaktasın. Olsa olsa bunu zamana uygun görüyorsun da ondan!

Emaneti, iman selâmeti ile verirsen kayırmam. Ardında dinsizlik olmazsa âşıklık kolay!

Bu ihlas sahibi kuldan garezsiz bir söz işit; çünkü sen hakikati gören büyüklerin makbulü bir güzelsin.

Sen gülden daha hoş, nesrinden daha tazesin. Böyle olduğu halde seyr için bahçeye salına salma gidişine hayıflanıyorum doğrusu.

Bu seyrangâhta bir an oturursan sağdan, soldan göz yaşlarımın nasıl habbelerle oynadığını görürsün.

Sen gönlü pak, tabiati pak bir zahitsin, kötü kişilerle oturmaman daha iyi.

Bu akan göz yaşı seli Hâfız’ın gönlündeki sabrı alıp götürdü. Takatim kalmadı gayri, ey göz bebeğim, ayrıl benden!

Ey, Çigil güzeli, sen bu naziklikle, bu güzellikle Hâce Celâleddin’in meclisine lâyıksın

Tu meğer derlebi abi beheves binşini
Verne her fitne ki bini heme ezhod bini

484‏

 

تو مگر بر لب آبی به هوس بنشينی

ور نه هر فتنه که بينی همه از خود بينی

 

به خدايی که تويی بنده بگزيده او

که بر اين چاکر ديرينه کسی نگزينی

 

گر امانت به سلامت ببرم باکی نيست

بی دلی سهل بود گر نبود بی‌دينی

 

ادب و شرم تو را خسرو مه رويان کرد

آفرين بر تو که شايسته صد چندينی

 

عجب از لطف تو ای گل که نشستی با خار

ظاهرا مصلحت وقت در آن می‌بينی

 

صبر بر جور رقيبت چه کنم گر نکنم

عاشقان را نبود چاره بجز مسکينی

 

باد صبحی به هوايت ز گلستان برخاست

که تو خوشتر ز گل و تازه‌تر از نسرينی

 

شيشه بازی سرشکم نگری از چپ و راست

گر بر اين منظر بينش نفسی بنشينی

 

سخنی بی‌غرض از بنده مخلص بشنو

ای که منظور بزرگان حقيقت بينی

 

نازنينی چو تو پاکيزه دل و پاک نهاد

بهتر آن است که با مردم بد ننشينی

 

سيل اين اشک روان صبر و دل حافظ برد

بلغ الطاقه يا مقله عينی بينی

 

تو بدين نازکی و سرکشی ای شمع چگل

لايق بندگی خواجه جلال الدينی

**

MELEK, ÂDEM’E SECDE EDEREK SENİN TAPINI ÖPMEYİ, SANA TAZİMDE BULUNMAYI NİYET ETTİ.

 

438. t

Sevgili, senin âşıkınım, seni istemekteyim.. biliyorum ki bunu bilirsin. Zira öyle zekisin ki hem görülmedik şeyleri görmekte, hem yazılmadık şeyleri okumaktasın!

Aşıkları kınayan, âşıkla mâşuk arasında ne var, ne bilir ki? Görmeyen göz, bir şey göremez ya, hele gizli sırlan hiç göremez!

Saçlarını döküp gel de sofiyi raksa sok., hırkasının her parçasından binlerce put dök!

• İştiyak çekenlerin işleri o gönüller bağlayan kaşların yüzünden açılır, düzene girer. Allah için olsun bir nefes otur, kaşlarını çatma, ne olur ki!

Melek, Âdem’e secde ederek senin tapını öpmeyi, sana tazimde bulunmayı niyet etti.

Çünkü senin güzelliğine insanlıktan da öte ve hiç bir insanda bulunmaz bir şey buldu.

Gözümüzün ışığı, sevgilinin saçlarından esip gelen rüzgârla aydınlanmakta. Yarabbi, dilerim bu topluluk, dağınık rüzgârından gam görmesin!

Yazıklar olsun., gece işreti, seher yeli gibi gelip geçti. Gönül, ayrılışa düşersen, o zaman vuslatın kadrini bilir, anlarsın.

Yoldaşlardan usanmak iş bilirlik değildir. Kolaylık zamanını düşünerek yol zahmetlerini çek!

Hâfız, sevgilinin saçlarının halkası seni aldatmakta., sakın ha olmayacak ikbal halkasını harekete getirme!

Hevâhahı tuem cânâ vu mıdânem ki midâni
Ki hem nâdide mîbîniyyu hem nenvişte mihâni

474‏

 

هواخواه توام جانا و می‌دانم که می‌دانی

که هم ناديده می‌بينی و هم ننوشته می‌خوانی

 

ملامتگو چه دريابد ميان عاشق و معشوق

نبيند چشم نابينا خصوص اسرار پنهانی

 

بيفشان زلف و صوفی را به پابازی و رقص آور

که از هر رقعه دلقش هزاران بت بيفشانی

 

گشاد کار مشتاقان در آن ابروی دلبند است

خدا را يک نفس بنشين گره بگشا ز پيشانی

 

ملک در سجده آدم زمين بوس تو نيت کرد

که در حسن تو لطفی ديد بيش از حد انسانی

 

چراغ افروز چشم ما نسيم زلف جانان است

مباد اين جمع را يا رب غم از باد پريشانی

 

دريغا عيش شبگيری که در خواب سحر بگذشت

ندانی قدر وقت ای دل مگر وقتی که درمانی

 

ملول از همرهان بودن طريق کاردانی نيست

بکش دشواری منزل به ياد عهد آسانی

 

خيال چنبر زلفش فريبت می‌دهد حافظ

نگر تا حلقه اقبال ناممکن نجنبانی

 

**

EY GÜLÜ RÂNÂ FİDANI, BAKALIM, GÜLÜMSEYEN GONCAN KİMİ DEVLETE ERDİRECEK; KİMİN İÇİN BOY ATMAKTA, KİMİN İÇİN YETİŞİP GELİŞMEDESİN!

 

439. t

Gül, seher çağı şu sözleri söyledi: Şarap iste, gülleri saç, felekten ne şikâyet edip durur, ne istersin? Ey bülbül, sen ne diyorsun?

Gül bahçesine git, orada otur da güzelin dudağını em, sâkinin yanağını öp, şarap iç, gül kokla!

Sevgili, şimşad boyunla salın, gül bahçesine doğru yürü de selvi, boyundan gönül alma tarzını öğrensin!

Ey gülü rânâ fidanı, bakalım, gülümseyen goncan kimi devlete erdirecek; kimin için boy atmakta, kimin için yetişip gelişmedesin!

Güzellik mumu, rüzgâr uğrağı olan bir yerdedir, bir nefeste sönüp gider. Kendine gel de iyilik sermayesiyle bir hüner elde et!

Bugün alışveriş pazarın revaçta, alıcılar kaynaşıp duruyor., ticaret etmeye bak, iyilik sermayesiyle bir hazine elde et!

Her büklümü yüzlerce Çin miskine değen o saçların güzel huydan da bir nasibi olsaydı ne hoş olurdu!

Her kuş padişahın gülşenine bir nağmeyle geldi: Bülbül şakıyarak, Hâfız dualar ederek!.

Mey hâhu gul efşan kun ezdehr çi micüyi
İn guft sehergeh gul bülbül tu çi migûyi

495‏

 

می خواه و گل افشان کن از دهر چه می‌جويی

اين گفت سحرگه گل بلبل تو چه می‌گويی

 

مسند به گلستان بر تا شاهد و ساقی را

لب گيری و رخ بوسی می نوشی و گل بويی

 

شمشاد خرامان کن و آهنگ گلستان کن

تا سرو بياموزد از قد تو دلجويی

 

تا غنچه خندانت دولت به که خواهد داد

ای شاخ گل رعنا از بهر که می‌رويی

 

امروز که بازارت پرجوش خريدار است

درياب و بنه گنجی از مايه نيکويی

 

چون شمع نکورويی در رهگذر باد است

طرف هنری بربند از شمع نکورويی

 

آن طره که هر جعدش صد نافه چين ارزد

خوش بودی اگر بودی بوييش ز خوش خويی

 

هر مرغ به دستانی در گلشن شاه آمد

بلبل به نواسازی حافظ به غزل گويی **

**

PÎR-İ MUGÂNIN CİVARINDAN YÜZ ÇEVİRME, MÜŞKÜLLERİ AÇMA ANAHTARINI ORADA SATARLAR, ORADA!

 

440. t

O aydın ve parlak göz bebeğine, o gözümüzün bebeği dilbere güzel âşinalık yeli gibi selâm!

O zahitlik halvetinin mumuna zahitler gönlünün nuru gibi dua!

Bizimle düşüp kalkanların hiç birisini yerinde görmüyorum; hepsi de bizi bırakıp gitmiş., sâki, nerdesin? Gönlüm dertten kan kesildi!

Pîr-i Mugânın civarından yüz çevirme, müşkülleri açma anahtarını orada satarlar, orada!

Gösterin, sofiyi yere yıkan şarabı nerde satıyorlar? Riyakârane zahitliğin elinden ıstıraplara düştüm.

Yoldaşlar, sohbet hukukunu öyle bozdular ki hiç bizimle bildik değillermiş sanki!

Âlem gelini tam güzel, her şey yerinde ama vefasızlığı hadden aşın!

Hasta gönlümün bir himmeti varsa o da şu: Taş yüreklilerden hiç mumya dilemez!

Ey tamahkâr nefis, beni bırakırsan şu yoksulluğumda bile çok padişahlık ederim ben!

Sana kutluluk kimyasını öğreteyim: Kötü arkadaştan ayrılık, ayrılık!

Hâfız, feleğin cefasından şikâyet etme. A kul, Tanrı işini ne bilirsin sen?

Selâmi çü bâd.ı hoşı âşinâyi
Bedan merdumi didei rüşenâyi

492‏

 

سلامی چو بوی خوش آشنايی

بدان مردم ديده روشنايی

 

درودی چو نور دل پارسايان

بدان شمع خلوتگه پارسايی

 

نمی‌بينم از همدمان هيچ بر جای

دلم خون شد از غصه ساقی کجايی

 

ز کوی مغان رخ مگردان که آن جا

فروشند مفتاح مشکل گشايی

 

عروس جهان گر چه در حد حسن است

ز حد می‌برد شيوه بی‌وفايی

 

دل خسته من گرش همتی هست

نخواهد ز سنگين دلان موميايی

 

می صوفی افکن کجا می‌فروشند

که در تابم از دست زهد ريايی

 

رفيقان چنان عهد صحبت شکستند

که گويی نبوده‌ست خود آشنايی

 

مرا گر تو بگذاری ای نفس طامع

بسی پادشايی کنم در گدايی

 

بياموزمت کيميای سعادت

ز همصحبت بد جدايی جدايی

 

مکن حافظ از جور دوران شکايت

چه دانی تو ای بنده کار خدايی

 

**

EY ŞEYH, RİNTLERİN KÖTÜLÜĞÜNÜ SÖYLEME, AKLINI BAŞINA AL.. ÇÜNKÜ TANRI DOSTUNA KİN GÜDÜYORSUN!

 

441. t

Gel, bize bu kin güdüşü bırak., aramızda eski bir sohbet hakkı var.

Öğüt dinle, bu inci, hâzinendeki mücevherattan çok iyidir.

Müflisler mahmur. Allah için olsun eğer dün geceden kalma şarabın varsa, feryatlarına yetiş!

Fakat sen rintlere nasıl olur da görünürsün ki? Ayla güneş bile senin aynaların!

Ey şeyh, rintlerin kötülüğünü söyleme, aklını başına al.. Çünkü Tanrı dostuna kin güdüyorsun!

Ateşli ahımdan korkmuyor musun? Bilmiyormusun ki yün hırkan var!

Hâfız, göğsündeki Kur’an’a andolsun, senin şiirinden daha hoş bir şey görmedim ben!

Biyâ bama mekun in kinedâri
Kı Hakkı sohbeti dirine dâri

447‏

 

بيا با ما مورز اين کينه داری

که حق صحبت ديرينه داری

 

نصيحت گوش کن کاين در بسی به

از آن گوهر که در گنجينه داری

 

وليکن کی نمايی رخ به رندان

تو کز خورشيد و مه آيينه داری

 

بد رندان مگو ای شيخ و هش دار

که با حکم خدايی کينه داری

 

نمی‌ترسی ز آه آتشينم

تو دانی خرقه پشمينه داری

 

به فرياد خمار مفلسان رس

خدا را گر می‌دوشينه داری

 

نديدم خوشتر از شعر تو حافظ

به قرآنی که اندر سينه داری

**

EY GÖZÜM, EY GÖZÜMÜN IŞIĞI, NAZAR BAHÇESİNİN NERGİSİ SENSİN.

 

442. t

Hayli zamandır bizi bekletiyorsun, sana ihlâsı olanlara, başkalarına yaptığın muameleyi yapmıyorsun!

Bana, hoşnutluk gözünün ucuyla bile bakmadın.. nazar sahibi âşıklara iltifatın böyle mi senin?

Mademki elini hüner sahiplerinin gönül kanlarıyla kınaladın, kimse görmesin, bileğini örtmek daha doğru!

Seher yeli, gülle bülbüle güzelliğinden bir yaprak okudu, ondan itibaren hepsinin elbiselerini yırttırdın; hepsini feryadü figana getirdin !

Gönül, sen tecrübe babasısın, öyle olduğu halde niçin bu oğlanlardan sevgi ve vefa tamahına düşüyorsun?

Gerçi rintlik ve yıkıklık bizim suçumuz Suçumuz ama bir âşıktan duydum: Kulu rint eden de şenmişsin, yıkıp harap eden de!

Ey gözüm, ey gözümün ışığı, nazar bahçesinin nergisi sensin.

Öyle olduğu halde bu gönlü hasta âşıka neden iltifat etmiyorsun?

Riya ile bulaşmış hırka giyenlerden huzur zevki istiyorsun ha., acayip şey, haberi olmayanlardan bir sır ummaktasın!

Cem kadehinin aslı, başka bir âlemin, madenindendir. Halbuki sen, onu testiciler çamurunda sarıyorsun!

* Mademki gümüş bedenlilerden vuslat tamahındasın, altın ve gümüş kesesini tertemiz etmelisin!

Hâfız selâmet gününü melâmetle geçirme, kendini zahmetlere sokma. Bu gelip geçen felekten ne umuyor, ne bekliyorsun ki?

Rüzgârist ki mârâ nigeran midâri
Muhlisanrâ ne bevaz‘ı digeran midâri

450‏

 

روزگاريست که ما را نگران می‌داری

مخلصان را نه به وضع دگران می‌داری

 

گوشه چشم رضايی به منت باز نشد

اين چنين عزت صاحب نظران می‌داری

 

ساعد آن به که بپوشی تو چو از بهر نگار

دست در خون دل پرهنران می‌داری

 

نه گل از دست غمت رست و نه بلبل در باغ

همه را نعره زنان جامه دران می‌داری

 

ای که در دلق ملمع طلبی نقد حضور

چشم سری عجب از بی‌خبران می‌داری

 

چون تويی نرگس باغ نظر ای چشم و چراغ

سر چرا بر من دلخسته گران می‌داری

 

گوهر جام جم از کان جهانی دگر است

تو تمنا ز گل کوزه گران می‌داری

 

پدر تجربه ای دل تويی آخر ز چه روی

طمع مهر و وفا زين پسران می‌داری

 

کيسه سيم و زرت پاک ببايد پرداخت

اين طمع‌ها که تو از سيمبران می‌داری

 

گر چه رندی و خرابی گنه ماست ولی

عاشقی گفت که تو بنده بر آن می‌داری

 

مگذران روز سلامت به ملامت حافظ

چه توقع ز جهان گذران می‌داری

 

**

EY GÜL, CAN KULAĞINI SAÇMA SAPAN SÖZLER SÖYLEYEN KUŞLARA VERMİŞSİN, BÜLBÜLÜN NAĞMELERİNİ NERDEN BEĞENECEKSİN SEN?

 

443. t

Ey seher yeli, sende o misk kokulu saçların kokusu var, o sevgilinin kokusunu getiriyorsun. Dilerim bir armağan olarak ebedî ol, zeval bulma!

Güzellik ve aşk sırlarının incisi gönlümde. Hoş tutarsan eline teslim edebilirim.

Boyuna bosuna, kaşına gözüne, huyuna huşuna hiç bir şey demeye imkân yok. Yalnız şu kadar var: Arkadaşların kaba huylu!

Ey gül, can kulağını saçma sapan sözler söyleyen kuşlara vermişsin, bülbülün nağmelerini nerden beğeneceksin sen?

Bir yudumuyla sarhoş oldum, afiyetler olsun, testindeki bu şarap hangi küpten böyle?

Ey ırmak kıyısındaki selvi, serkeşliğine nazlanıp durma., ona rastlarsan utancından başın aşağı iner.

*          Güneş gibi, güzellik ülkelerinden dem vurmak sana düşer. Ay yüzlü kölelerin var senin!

*          Güzellik satma elbisesi ancak sana yaraşır; gül gibi tamamıyla renkten, kokudan ibaretsin.

Hâfız, aşk incisini tekke bucağında arama… arama fikrindeysen dışarıya ayak at!

Sabâ tu nukheti an zulfi muşkbü dâri
Beyâdgâr bimâni ki büyı o dâri

446‏

 

صبا تو نکهت آن زلف مشک بو داری

به يادگار بمانی که بوی او داری

 

دلم که گوهر اسرار حسن و عشق در اوست

توان به دست تو دادن گرش نکو داری

 

در آن شمايل مطبوع هيچ نتوان گفت

جز اين قدر که رقيبان تندخو داری

 

نوای بلبلت ای گل کجا پسند افتد

که گوش و هوش به مرغان هرزه گو داری

 

به جرعه تو سرم مست گشت نوشت باد

خود از کدام خم است اين که در سبو داری

 

به سرکشی خود ای سرو جويبار مناز

که گر بدو رسی از شرم سر فروداری

 

دم از ممالک خوبی چو آفتاب زدن

تو را رسد که غلامان ماه رو داری

 

قبای حسن فروشی تو را برازد و بس

که همچو گل همه آيين رنگ و بو داری

 

ز کنج صومعه حافظ مجوی گوهر عشق

قدم برون نه اگر ميل جست و جو داری

**

KADEHİMİZDEN, BAŞKALARI İÇİP DURUYOR. REVA GÖRÜYORSAN NE YAPALIM, HOŞ, TAHAMMÜL EDERİZ BİZ!

 

444. t

Ey âşıkların hicrana düşmesini reva gören sevgili, sen onları daima kendinden ayrı tutmaktasın.

Bu yolda Tanrı’dan lütuf ummaktasın ya. O lûtuflar için olsun sen de lütfet de aşk çölündeki susuzları vuslat suyunla kandır!

Gönlümü aldın, götürdün., canım, güzelim, helâl ettim ama onu, beni görüp gözettiğinden daha iyi gör gözet, benden daha hoş tut!

Kadehimizden, başkaları içip duruyor. Reva görüyorsan ne yapalım, hoş, tahammül ederiz biz!

Ey sinek, Simurgun tapısı senin uçup dolaşacağın yer değil. Hem kendi namusunu berbat etmektesin, hem bize zahmet vermekte.

Sen, bu kapıdan kendi kusurun yüzünden mahrum kaldın, kimden ağlıyor, neden feryat ediyorsun ?

Hâfız, padişahlardan hizmet karşılığı rütbe isterler. Çalışmadan, bir iş yapmadan ne ihsan ummaktasın ki?

Ey ki mehcüriı uşşak reva midâri
Aşıkanrâ ziberi hiş cüda midâri

449‏

 

ای که مهجوری عشاق روا می‌داری

عاشقان را ز بر خويش جدا می‌داری

 

تشنه باديه را هم به زلالی درياب

به اميدی که در اين ره به خدا می‌داری

 

دل ببردی و بحل کردمت ای جان ليکن

به از اين دار نگاهش که مرا می‌داری

 

ساغر ما که حريفان دگر می‌نوشند

ما تحمل نکنيم ار تو روا می‌داری

 

ای مگس حضرت سيمرغ نه جولانگه توست

عرض خود می‌بری و زحمت ما می‌داری

 

تو به تقصير خود افتادی از اين در محروم

از که می‌نالی و فرياد چرا می‌داری

 

حافظ از پادشهان پايه به خدمت طلبند

سعی نابرده چه اميد عطا می‌داری

 

**

HÂFIZ GİBİ GECELERİ UYUMAYAN BİR KULUN VAR, BİRÇOK SEHER DUALARI CANINA MUNİS OLACAK ELBETTE.

 

445.t

Ey meyhanede konak tutan, elinde bir kadeh var mı, zamanının Cem’isin!

Geceyi, gündüzü, sevgilinin saçıyle, yüzüyle geçiren! Fırsatın fevt olmasın, ne hoş bir sabahın, ne güzel akşamın var!

Ey seher yeli, gönlü yanmış âşıklar yol üstünde beklemekteler., eğer o sefer eden sevgiliden bir haberin varsa lütfet!

•          Yeşil ve terütaze benin ne de hoş bir işret tohumu; fakat yazıklar olsun, çimenliğinin kenarında ne tuhaf bir tuzağın var!

Kadehin gülümseyen dudağından can kokusunu alıyorum, koku alacak burnun varsa sen de duy hocam!

*          Bir garip de senden adını sorarsa ne olur ki? Bugün bu şehirde zaten ad san sahibi yalnız sensin!

Hâfız gibi geceleri uyumayan bir kulun var, birçok seher duaları canına munis olacak elbette.

Ey ki derküvı herâbât makâmi dâri
Cemi vakti hodı er dest becâmi dâri

 

غزل  448‏

 

ای که در کوی خرابات مقامی داری

جم وقت خودی ار دست به جامی داری

 

ای که با زلف و رخ يار گذاری شب و روز

فرصتت باد که خوش صبحی و شامی داری

 

ای صبا سوختگان بر سر ره منتظرند

گر از آن يار سفرکرده پيامی داری

 

خال سرسبز تو خوش دانه عيشيست ولی

بر کنار چمنش وه که چه دامی داری

 

بوی جان از لب خندان قدح می‌شنوم

بشنو ای خواجه اگر زان که مشامی داری

 

چون به هنگام وفا هيچ ثباتيت نبود

می‌کنم شکر که بر جور دوامی داری

 

نام نيک ار طلبد از تو غريبی چه شود

تويی امروز در اين شهر که نامی داری

 

بس دعای سحرت مونس جان خواهد بود

تو که چون حافظ شبخيز غلامی داری

 

 

**

AŞK DİYARINDA PADİŞAHLIK ŞEVKETİNİ SATIN ALMAZLAR! KULLUK GÖSTER, KÖLELİK İZHAR ET!

 

446. t

Savaş günü, felek sana, ne güzel de yardım, etti. Bakalım, nasıl şükredecek, ne şükrane vereceksin?

Aşk diyarında padişahlık şevketini satın almazlar! Kulluk göster, kölelik izhar et!

Tevazu gösteren kişinin elini Tanrı tutar. Bu çeşit adama de ki: Senin de düşkünlerin gamını yemen, senin de onlara acıman lâzım!

Sâki, işret müjdesiyle kapıdan gir de bir an olsun gönlümden dünya gamını gider!

Ululuk ve rütbe caddesinde tehlikeler çoktur. Bu belden, yükü hafif olarak geçmen daha iyi!

Sultanda asker düşüncesi, taç ve hazine sevdası. Dervişteyse gönül istirahati ve kalenderlik bucağı!

Müsaade edersen sana sofice bir söz söyleyeyim: Gözümün nuru, barış, padişahlık kavgasından iyidir.

Murada erişme, fikir ve himmete göredir. Padişahtan hayırlı nezirde bulunmak, Tanrı’dan da muvaffakiyet!

Hâfız, yüzünden yoksulluk ve kanaat tozunu yıkama. Çünkü bu toprak, kimyagerlikten de daha iyi.

Hoş kerd yaveri feleket rüzı dâveri
Tâ şukr çun kuniyyu çi şukrâne âveri

 

غزل  451‏

 

خوش کرد ياوری فلکت روز داوری

تا شکر چون کنی و چه شکرانه آوری

 

آن کس که اوفتاد خدايش گرفت دست

گو بر تو باد تا غم افتادگان خوری

 

در کوی عشق شوکت شاهی نمی‌خرند

اقرار بندگی کن و اظهار چاکری

 

ساقی به مژدگانی عيش از درم درآی

تا يک دم از دلم غم دنيا به دربری

 

در شاهراه جاه و بزرگی خطر بسيست

آن به کز اين گريوه سبکبار بگذری

 

سلطان و فکر لشکر و سودای تاج و گنج

درويش و امن خاطر و کنج قلندری

 

يک حرف صوفيانه بگويم اجازت است

ای نور ديده صلح به از جنگ و داوری

 

نيل مراد بر حسب فکر و همت است

از شاه نذر خير و ز توفيق ياوری

 

حافظ غبار فقر و قناعت ز رخ مشوی

کاين خاک بهتر از عمل کيمياگری

**

HÂFIZ’IN HİMMETİ BEREKETİYLE ÜMİDİM VAR, ELBETTE YİNE BİR MEHTAPLI GECEDE LEYLÂMI GÖRÜR, SEVGİLİME KAVUŞURUM!

 

447. t

İnsan da aşka tabidir, peri de. Sen de iradeni aşka ver de saadete nail ol!

Nazara istidadın yoksa vuslat arama. Çünkü körlük zamanında Cem kadehi fayda vermez!

Hocam, çalış, aşktan nasipsiz kalına. Çünkü bir kulda hünersizlik ayıbı olursa o kulu kimse satın almaz.

Sabah şarabı içmek ve seher çağının şeker gibi tatlı uykusuna dalmak ne vakte dek sürecek? Gece yansı tövbe edip suçlarının özrünü serdetmeye, seher vakitleri ağlamaya koyul!

Gel de bizden güzellik sermayesiyle saltanat al, bu alışverişten gaflet etme, sonra nedamet eder, vah yazıklar olsun der durursun!

Halvettekilerin duaları belâyı defeder. Neden bize bir göz ucuyle olsun bakmıyorsun ki?

Hicranına da şaşıyorum, vuslatına da, bilmem ne çareye baş vurayım? Ne göz önündesin, ne gözden gaipsin?

Her sabah, her akşam başka birisinin meclisine mum olmakta, başka bir yabancının meclisini aydınlatmadasın, bu kıskançlıkla binlerce mukaddes can yandı, yakıldı!

* Asaf’ın tapısına benden kim haber götürür de der: Benim Fars diliyle söylediğim şu iki mısraı duy ve ezberle!

*. Aşka dair duyduğum her haberin kapısı, hayrete açılmakta… Mademki hiç bir şeyden haberim olmayacak, gayri bundan böyle sarhoşluğa vurayım da hiç haberin olmasın bari!

Gel., cihanın vaziyetini sen de benim gibi görür, sen de benim gibi sınarsan şarap içer, gam yemezsin!

Güzellik başındaki ululuk külahın hiç eğrilmesin… Çünkü talihin ziynetisin, tahta ve altın taca lâyıksın.

* Sabah galiye ezerek, gül salınıp kendisini göstererek gelir gider ama ancak saçını görmek, ancak yüzünü seyretme için.

* Aşk yolu, son derecede tehlikeli bir yoldur. Bir emin yere varamazsan eyvahlar olsun!

Hâfız’ın himmeti bereketiyle ümidim var, elbette yine bir mehtaplı gecede Leylâmı görür, sevgilime kavuşurum!

Tufeyli hestii ‘ışkend ademiyyu peri
İrâdeti binema tâ se’adeti biberi

452‏

 

طفيل هستی عشقند آدمی و پری

ارادتی بنما تا سعادتی ببری

 

بکوش خواجه و از عشق بی‌نصيب مباش

که بنده را نخرد کس به عيب بی‌هنری

 

می صبوح و شکرخواب صبحدم تا چند

به عذر نيم شبی کوش و گريه سحری

 

تو خود چه لعبتی ای شهسوار شيرين کار

که در برابر چشمی و غايب از نظری

 

هزار جان مقدس بسوخت زين غيرت

که هر صباح و مسا شمع مجلس دگری

 

ز من به حضرت آصف که می‌برد پيغام

که ياد گير دو مصرع ز من به نظم دری

 

بيا که وضع جهان را چنان که من ديدم

گر امتحان بکنی می خوری و غم نخوری

 

کلاه سروريت کج مباد بر سر حسن

که زيب بخت و سزاوار ملک و تاج سری

 

به بوی زلف و رخت می‌روند و می‌آيند

صبا به غاليه سايی و گل به جلوه گری

 

چو مستعد نظر نيستی وصال مجوی

که جام جم نکند سود وقت بی‌بصری

 

دعای گوشه نشينان بلا بگرداند

چرا به گوشه چشمی به ما نمی‌نگری

 

بيا و سلطنت از ما بخر به مايه حسن

و از اين معامله غافل مشو که حيف خوری

 

طريق عشق طريقی عجب خطرناک است

نعوذبالله اگر ره به مقصدی نبری

 

به يمن همت حافظ اميد هست که باز

اری اسامر ليلای ليله القمر

**

YÜZÜNÜ RÜYADA BİLE KİMSE GÖRMESİN DİYE UYANIKLARIN UYKUSUNU ALDIN DA SONRA KABAHATİ UYKU ASKERLERİNİN ÜSTÜNE ATTIN!

 

448. t

Misk gibi siyah ve kokulu hattiyle ay gibi yüzüne nikab salan güzel, lûttettin, güneşe bir gölgedir saldın!

Bakalım, yanağının parlaklığı ve rengi ileride bize neler edecek? Daha yeni güzelleşmeye başladın!

Hallûh güzellerinden güzellik topunu çeldin, şad ol! Keyhusrev kadehini iste gayri. Efrasyab’ı alt ettin!

Yanağının mumuyla herkes bir çeşit aşk oyununa girişti; fakat onlardan yalnız pervaneyi yaktın, yandırdın.

Sarhoşluktan harabım ama yine ibadetimi reddetme., çünkü beni sevap ümidiyle bu aşka giriftar ettin!

*          Aşk hâzineni yıkık gönlümüze kodun; bu yıkık bucağa devlet gölgesi saldın.

*          Kılıcının suyundan el-aman; onunla aslanları susuz öldürdün, yiğitleri suya attın!

*          Yüzünü rüyada bile kimse görmesin diye uyanıkların uykusunu aldın da sonra kabahati uyku askerlerinin üstüne attın!

* Bir cilvelendin, yüzünden nikahını attın…hurilerle perileri utançlarından hicaplara düşürdün !

Süleyman tahtına kurulmuş, maksat güzelinin yüzündeki nikabı açmış, ona erişmişsin; gayri âlemleri gören kadehle şarap içmene bak!

Mahmur nergislerinle ve şaraba tapan lâlinin hileleriyle halvet bucağında olan Hâfız’ı şaraba düşkün bir hale getirdin sen!

*          Gönlümü avlamak için tebaasının hâkimi olan padişahlar gibi saçlarının zincirini boynuma saldın!

*          Dârâ şevketine sahip olan padişah, ululuğunu bildirmek için güneşin tacını kapının toprağına attın!

Ey Nusretüdin Şah Yahya, mülk ve saltanatının düşmanını ateş gibi kılıcın hararatiyle sulara atıp garkettın:

Ey ki bermâh ezhatı muşkin nikâb endâhti
Lütf kerdi sâyei berâftab endâhti

433‏

 

ای که بر ماه از خط مشکين نقاب انداختی

لطف کردی سايه‌ای بر آفتاب انداختی

 

تا چه خواهد کرد با ما آب و رنگ عارضت

حاليا نيرنگ نقشی خوش بر آب انداختی

 

گوی خوبی بردی از خوبان خلخ شاد باش

جام کيخسرو طلب کافراسياب انداختی

 

هر کسی با شمع رخسارت به وجهی عشق باخت

زان ميان پروانه را در اضطراب انداختی

 

گنج عشق خود نهادی در دل ويران ما

سايه دولت بر اين کنج خراب انداختی

 

زينهار از آب آن عارض که شيران را از آن

تشنه لب کردی و گردان را در آب انداختی

 

خواب بيداران ببستی وان گه از نقش خيال

تهمتی بر شب روان خيل خواب انداختی

 

پرده از رخ برفکندی يک نظر در جلوه گاه

و از حيا حور و پری را در حجاب انداختی

 

باده نوش از جام عالم بين که بر اورنگ جم

شاهد مقصود را از رخ نقاب انداختی

 

از فريب نرگس مخمور و لعل می پرست

حافظ خلوت نشين را در شراب انداختی

 

و از برای صيد دل در گردنم زنجير زلف

چون کمند خسرو مالک رقاب انداختی

 

داور دارا شکوه‌ای آن که تاج آفتاب

از سر تعظيم بر خاک جناب انداختی

 

نصره الدين شاه يحيی آن که خصم ملک را

از دم شمشير چون آتش در آب انداختی

 

 

**

SAÇLARI, GÖNLÜMÜN, AYAĞINI BAĞLAMASAYDI BU KAPKARA TOPRAK YURDUNDA KARAR MI EDERDİM?

 

449. t

Sevgilinin canına ahdolsun, eğer canımı vermeye imkân bulsaydım, eğer canım elimde olsaydı can bile, kullarına en adi bir peşkeş olurdu.

Saçları, gönlümün, ayağını bağlamasaydı bu kapkara toprak yurdunda karar mı ederdim?

Güzellikte yüzü, gökyüzündeki güneş gibi benzersiz, bir tane., fakat ne yazık, keşke gönlündeki bir zerre sevgi olsaydı!

Değeri bulunmaz ömür, ebedî olsaydı ayağının toprağının pahası nedir, söylerdim!

Ne olurdu, nur ışığı gibi kapımdan girseydi de gözlerime hükmü yürüseydi!

Hür süsen gibi selvinin de dili olsaydı boyuna bosuna kul olduğunu itiraf ederdi!

Seher çağında şakıyan bülbüllere hemdem olmasaydı Hâfız’ın feryadı perdeden dışarı mı çıkar, âleme mi yayılırdı?

Vuslat nerde? Ondan vazgeçtik, hayalini rüyada bile göremiyorum., vuslatı nasip olmuyor, bari hayalini görmek nasip olsaydı!

Becânı o ki gerem destres becan büdi
Kemine pişkeşi bendegâneş an büdi

 

غزل  442‏

 

به جان او که گرم دسترس به جان بودی

کمينه پيشکش بندگانش آن بودی

 

بگفتمی که بها چيست خاک پايش را

اگر حيات گران مايه جاودان بودی

 

به بندگی قدش سرو معترف گشتی

گرش چو سوسن آزاده ده زبان بودی

 

به خواب نيز نمی‌بينمش چه جای وصال

چو اين نبود و نديديم باری آن بودی

 

اگر دلم نشدی پايبند طره او

کی اش قرار در اين تيره خاکدان بودی

 

به رخ چو مهر فلک بی‌نظير آفاق است

به دل دريغ که يک ذره مهربان بودی

 

درآمدی ز درم کاشکی چو لمعه نور

که بر دو ديده ما حکم او روان بودی

 

ز پرده ناله حافظ برون کی افتادی

اگر نه همدم مرغان صبح خوان بودی

 

**

BU DÜĞÜMÜ NASIL ÇÖZEYİM; BU SIRRI NASIL AÇAYIM? BU BİR DERT AMA PEK YAMAN BİR DERT., BİR İŞ AMA PEK GÜÇ BİR İŞ!

 

450. t

Sevgililerle dolu bir şehir, her tarafta bir dilber. Dostlar, âşık olacaksınız aşka salâ!

Feleğin gözü bundan daha güzel bir genç göremez, kimsenin eline bundan daha güzel bir sevgili düşemez.

Kim candan terekküp etmiş bir cisim görmüştür ki? Dilerim, eteğine bu topraktakilerin tozu konmasın!

Benim gibi bir düşkünü neye huzurundan sürüyorsun? Nihayet dileğim bir öpüş, yahut bir kucaklama!

Şarap sâf, hemen içe gör. Hoş bir vakitteyiz, acele et. Başka bir yıl bir bahara daha erişme ümidi kimde var?

Gül bahçesindeki erlerin her bireri, sevgilinin yüzünü hatırlayarak lâle ve gül gibi ellerine birer kadeh almışlar.

Bu düğümü nasıl çözeyim; bu sırrı nasıl açayım? Bu bir dert ama pek yaman bir dert., bir iş ama pek güç bir iş!

Hâfız’ın saçlarının her teli, bir şuh zülfünün elinde., böyle bir diyarda oturabilmek müşkül!

Şehrist pur harifan vezber taraf nigâri
Yaran selâyı ‘ışkest ger mikunid kari

444‏

 

شهريست پرظريفان و از هر طرف نگاری

ياران صلای عشق است گر می‌کنيد کاری

 

چشم فلک نبيند زين طرفه‌تر جوانی

در دست کس نيفتد زين خوبتر نگاری

 

هرگز که ديده باشد جسمی ز جان مرکب

بر دامنش مبادا زين خاکيان غباری

 

چون من شکسته‌ای را از پيش خود چه رانی

کم غايت توقع بوسيست يا کناری

 

می بی‌غش است درياب وقتی خوش است بشتاب

سال دگر که دارد اميد نوبهاری

 

در بوستان حريفان مانند لاله و گل

هر يک گرفته جامی بر ياد روی ياری

 

چون اين گره گشايم وين راز چون نمايم

دردی و سخت دردی کاری و صعب کاری

 

هر تار موی حافظ در دست زلف شوخی

مشکل توان نشستن در اين چنين دياری

 

**

Kaynak: HÂFIZ DİVÂNI ŞİRÂZÎ Çeviren: ABDÜLBÂKIY GÖLPINARLI, MEB, 1992, İstanbul

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s