HÂFIZ DİVÂNI ŞİRÂZÎ- GAZELLER 451-499

 

**

GÜL GİBİ SEN DE ALTIN KIRINTILARINA MALİKSEN HİÇ DURMA, ALLAH İÇİN OLSUN İŞRETE HARCET.. ÇÜNKÜ ALTIN KAZANMA SEVDASI KARUN’U YANILTTI, PERİŞAN ETTİ!

 

451. t

Nevruz rüzgârı, sevgilinin civarından esip gelmekte., eğer bu rüzgâradan yardım dilersen gönül çırağını aydınlatır, parlatırsın!

Gül gibi sen de altın kırıntılarına maliksen hiç durma, Allah için olsun işrete harcet.. çünkü altın kazanma sevdası Karun’u yanılttı, perişan etti!

Sana gizlice bir nasihattir ediyorum; gonca gibi kendinden geç, ululuğu bırak., çünkü Nevruzu sultanînin hükmü beş günden fazla bir müddet sürmez!

Can gibi saf bir şarabım varken sofi bahane bulup durur. Yarabbi, dilerim hiç bir akıllı uslu kişiye kötü baht nasip olmasın!

Murat vermenin yolu nedir? Muradını terketmek. Asıl serverlik külahı, dünya ile ahireti bırakma terkilerinden dikip giydiğin külâhtır.

Bilmem ki kumru, ırmakların kıyısında neden feryat edip durur? Acaba o da benim gibi gece gündüz dertli mi ki?

Tatlı dilli güzel sevgilim benden ayrıldı., ey mum, artık yalnız oturadur! İster yan, ister yakıl, feleğin hükmü bu!

Gül bahçesine git de bülbülden aşk remizlerini belle., meclise gel de Hâfız’dan gazel söylemeyi öğren!

Zi küyi yâr miyâyed nesimı bâdı nevrüzi
Ezin bâd er meded hâhi çerâğı dil berefrüzi

454‏

 

ز کوی يار می‌آيد نسيم باد نوروزی

از اين باد ار مدد خواهی چراغ دل برافروزی

 

چو گل گر خرده‌ای داری خدا را صرف عشرت کن

که قارون را غلط‌ها داد سودای زراندوزی

 

ز جام گل دگر بلبل چنان مست می لعل است

که زد بر چرخ فيروزه صفير تخت فيروزی

 

به صحرا رو که از دامن غبار غم بيفشانی

به گلزار آی کز بلبل غزل گفتن بياموزی

 

چو امکان خلود ای دل در اين فيروزه ايوان نيست

مجال عيش فرصت دان به فيروزی و بهروزی

 

طريق کام بخشی چيست ترک کام خود کردن

کلاه سروری آن است کز اين ترک بردوزی

 

سخن در پرده می‌گويم چو گل از غنچه بيرون آی

که بيش از پنج روزی نيست حکم مير نوروزی

 

ندانم نوحه قمری به طرف جويباران چيست

مگر او نيز همچون من غمی دارد شبانروزی

 

می‌ای دارم چو جان صافی و صوفی می‌کند عيبش

خدايا هيچ عاقل را مبادا بخت بد روزی

 

جدا شد يار شيرينت کنون تنها نشين ای شمع

که حکم آسمان اين است اگر سازی و گر سوزی

 

به عجب علم نتوان شد ز اسباب طرب محروم

بيا ساقی که جاهل را هنيتر می‌رسد روزی

 

می اندر مجلس آصف به نوروز جلالی نوش

که بخشد جرعه جامت جهان را ساز نوروزی

 

نه حافظ می‌کند تنها دعای خواجه تورانشاه

ز مدح آصفی خواهد جهان عيدی و نوروزی

 

جنابش پارسايان راست محراب دل و ديده

جبينش صبح خيزان راست روز فتح و فيروزی

 

**

EY DAİMA KENDİSİNİ BEĞENEN, MAĞRUR OLUP DURAN KİŞİ, SENDE AŞK YOKSA MAZURSUN.

 

452. t

Ey daima kendisini beğenen, mağrur olup duran kişi, sende aşk yoksa mazursun.

Aşk delilerinin etrafında dönüp dolaşma, sen şerefli bir akılla şöhret bulmuş kişisin.

Sende aşk sarhoşluğu yok; şarap sarhoşusun sen!

Âşıkların hastalığına alâmet sapsan bir yüzle dertli dertli ah ediştir.

Hâfız, addan sandan geç, şarap kadehini iste, çünkü sen mahmursun, mahmur!

Ey ki dâyim behiş mağrüri
Ger tura cışk nist ma’züri

453‏

 

ای که دايم به خويش مغروری

گر تو را عشق نيست معذوری

 

گرد ديوانگان عشق مگرد

که به عقل عقيله مشهوری

 

مستی عشق نيست در سر تو

رو که تو مست آب انگوری

 

روی زرد است و آه دردآلود

عاشقان را دوای رنجوری

 

بگذر از نام و ننگ خود حافظ

ساغر می‌طلب که مخموری

 

 

**

TARİKAT MEZHEBİNDE HAMLIK, KÂFİRLİK ALÂMETİDİR. EVET, DEVLET YOLU ÇEVİKLİKTİR, ÇABUKLUKTUR.

 

453. t

Aşk ve sarhoşluk sırlarını davacı kişiye söylemeyin de kendine tapma derdinden kurtulmasın, aşktan, sarhoşluktan haber almadan ölüp gitsin!

Rüzgâra benzer, zayıflığı, kudretsizliği hoş gör. Bu yolda hastalık, sağlıktan yeğdir.

Faziletini, aklını gördükçe marifetten mahrumsun, irfanın yok, öylece otur dur., bak, sana bir nükte söyleyeyim: Kendini görmedin mi kurtuldun gitti!

Sevgilinin eşiğindeyken kökü düşünme, yoksa yüceliğin en yücesinden alçaklık toprağına düştüğün gündür.

Âşık olmaya bak, çünkü cihan, günün birinde varlık iş yurdunda maksat nakşı okunmadan sona eriverir!

Tarikat mezhebinde hamlık, kâfirlik alâmetidir. Evet, devlet yolu çevikliktir, çabukluktur.

Selâmet bucağında gizlice oturmaya imkân mı var? Nergislerin, bize aşk remizlerini söyleyip duruyor.

Serkeşlikten bizimle bir zamancağız bile oturmamıştın hani , işte biz, daha o gün bu fitnelerin koptuğunu görmüştük!

Diken canı üzer, insana elem verir ama gül, bu eleme karşılık özür diler, insanı neşelendirir.. sarhoşluğun zevkine karşılık şarabın acılığının ehemmiyeti yoktur.

Hâfız, sarhoş saçlarını gözleriyle gördü de o kadar yüceliğiyle beraber alçaklık ayağına düştü, ayaklar altında kaldı!

Sofi kadehle şarap içmede, ibadet eden sürahiyle, ey yenleri kısa zahitler, ne vaktedek sürecek bu uzun ellilik.

Bâ mudde’i megüyid esrârı ışku mesti
Tâ bihaber bimıred derderdi hod peresti

435‏

 

با مدعی مگوييد اسرار عشق و مستی

تا بی‌خبر بميرد در درد خودپرستی

 

عاشق شو ار نه روزی کار جهان سر آيد

ناخوانده نقش مقصود از کارگاه هستی

 

دوش آن صنم چه خوش گفت در مجلس مغانم

با کافران چه کارت گر بت نمی‌پرستی

 

سلطان من خدا را زلفت شکست ما را

تا کی کند سياهی چندين درازدستی

 

در گوشه سلامت مستور چون توان بود

تا نرگس تو با ما گويد رموز مستی

 

آن روز ديده بودم اين فتنه‌ها که برخاست

کز سرکشی زمانی با ما نمی‌نشستی

 

عشقت به دست طوفان خواهد سپرد حافظ

چون برق از اين کشاکش پنداشتی که جستی

 

**

MADEMKİ NİHAYET TESTİCİLERE TOPRAK OLACAKSIN, BARİ ŞİMDİ TESTİYİ ŞARAPLA DOLDURMAYA BAK!

 

454. t

Şu nükteyi duy da kendini gamdan kurtar: Sana ait olmayan, senin nasibin bulunmayan rızkı istersen kanlar içmiş olursun!

Mademki nihayet testicilere toprak olacaksın, bari şimdi testiyi şarapla doldurmaya bak!

Cennet isteyen adamlardansan periden doğmuş gibi güzel birkaç kişiyle işret et!

Ulular makamına lâfla dayanılmaz. Meğer ki bütün ululuk sebeplerini hazırlamış, elde etmiş olasın.

Ey şirin ağızların Husrev’i, bu sana gönül veren Ferhad’a bir baksan sevaba girersin.

Gönlün, feyiz yazısını ne vakit kabul edecek? Heyhat! Meğer ki karmakarışık nakışlardan arınsın.

Hâfız, işini Tanrı keremine bırakırsan Tanrı vergisi olan bahtla nice işretlerde bulunursun.

** Ey seher yeli, Hace Celâleddin’in kulluğunda bulun, ona hürmet et de âlemi yaseminler, hür süsenlerle doldur.

Bişnov in nükte ki hodrâ z gam azade kuni
Hun hori ger talebi rüzii nenhâde kuni

481‏

 

بشنو اين نکته که خود را ز غم آزاده کنی

خون خوری گر طلب روزی ننهاده کنی

 

آخرالامر گل کوزه گران خواهی شد

حاليا فکر سبو کن که پر از باده کنی

 

گر از آن آدميانی که بهشتت هوس است

عيش با آدمی ای چند پری زاده کنی

 

تکيه بر جای بزرگان نتوان زد به گزاف

مگر اسباب بزرگی همه آماده کنی

 

اجرها باشدت ای خسرو شيرين دهنان

گر نگاهی سوی فرهاد دل افتاده کنی

 

خاطرت کی رقم فيض پذيرد هيهات

مگر از نقش پراگنده ورق ساده کنی

 

کار خود گر به کرم بازگذاری حافظ

ای بسا عيش که با بخت خداداده کنی

 

ای صبا بندگی خواجه جلال الدين کن

که جهان پرسمن و سوسن آزاده کنی

 

**

ULULUK SAHİBİ TANRI’NIN YOLUNDA BAŞSIZ, AYAKSIZ BİR HALE GELDİN Mİ BAŞTAN AYAĞA KADAR TANRI NURU OLURSUN!

 

455. t

Ey hiç bir şeyden haberi olmayan, çalış çabala da aşktan haberdar ol., yolcu olmadıkça nerde kılavuz olacaksın sen?

Oğul, kendine gel de çalış, hakikatler mektebinde bugün aşk edibi olasın!

Yol erleri gibi varlık bakırından elini yıka, arın da aşk kimyasını bulup altın haline gel!

Uykun, yemeğin., huzur ve istirahatin, seni kendi mertebenden uzaklaştırdı gitti!

Huzurunu, istirahatini terk edersen kendine gelir, mertebeni bulursun.

Tanrı aşkının nuru gönlünle canına aksederse Tanrı’ya andolsun, gökyüzündeki güneşten daha parlak, daha güzel bir hale gelirsin!

Bir an Tanrı denizine dal, yedi denizin, suyu, bir tek kılını bile ıslatır sanma!

Ululuk sahibi Tanrı’nın yolunda başsız, ayaksız bir hale geldin mi baştan ayağa kadar Tanrı nuru olursun!

* Her bakışta Tanrı cemalini görürsen gayri hiç şüphe etme, nazar sahibi oldun gitti.

Varlığının yapısı, mevhum varlığın, benliğin alt üst olursa ben de alt üst olur, yıkılır, mahvolurum sanma, gönlüne böyle bir şüphe getirme sakın!

Hâfız, başında vuslat havası varsa hüner ehlinin kapısına toprak olman gerek!

Ey bihaber bigüş ki şâhib haber şevi
Tâ râhrev nebâşiyi key râhber şevi

487‏

 

ای بی‌خبر بکوش که صاحب خبر شوی

تا راهرو نباشی کی راهبر شوی

 

در مکتب حقايق پيش اديب عشق

هان ای پسر بکوش که روزی پدر شوی

 

دست از مس وجود چو مردان ره بشوی

تا کيميای عشق بيابی و زر شوی

 

خواب و خورت ز مرتبه خويش دور کرد

آن گه رسی به خويش که بی خواب و خور شوی

 

گر نور عشق حق به دل و جانت اوفتد

بالله کز آفتاب فلک خوبتر شوی

 

يک دم غريق بحر خدا شو گمان مبر

کز آب هفت بحر به يک موی تر شوی

 

از پای تا سرت همه نور خدا شود

در راه ذوالجلال چو بی پا و سر شوی

 

وجه خدا اگر شودت منظر نظر

زين پس شکی نماند که صاحب نظر شوی

 

بنياد هستی تو چو زير و زبر شود

در دل مدار هيچ که زير و زبر شوی

 

گر در سرت هوای وصال است حافظا‏

بايد که خاک درگه اهل هنر شوی

**

LÂTİF VE ŞARAPLA DOLU KADEHİN VAR, ŞARABI TOPRAĞA DÖKÜYORSUN, MAHMURLUK BELÂSINI DÜŞÜNMÜYORSUN BİLE!

 

456. t

Gönül, aşk civarında bir kere bile uğramıyorsun; bütün sebepler elinde, fakat hiç bir işe girmiyorsun.

Bu kadar güzel bir meydanın var da bir top bile çelmiyorsun, böyle bir doğan elinde de bir av bile avlamıyorsun!

Lâtif ve şarapla dolu kadehin var, şarabı toprağa döküyorsun, mahmurluk belâsını düşünmüyorsun bile!

Senin maksat yeninde yüzlerce misk gizli.. fakat sen onu bir sevgilinin saçlarına feda etmiyorsun ki!

Ciğerindeki bu kan dalgalanıp durmakta, öyle olduğu halde onu bir sevgilinin yüzünü boyamaya sarfetmiyorsun.

Sabah rüzgârı gibi bir dostun civarından geçmiyorsun ki., onun için huyun misk gibi kokmadı gitti.

Korkarım bu gül bahçesinde bir gül bile dermiyeceksin.. sevgilinin bağındaki bir dikene bile tahammül etmiyorsun, ne yapayım?

Yürü be Hâfız, sevgilinin kapısında bütün âşıklar kulluk ediyorlar da sen etmeyeceksin ha!

Ey dil beküyı ışk guzâri nemikuni
Esbâb cem’ dâriyu kâri nemiküni

482‏

 

ای دل به کوی عشق گذاری نمی‌کنی

اسباب جمع داری و کاری نمی‌کنی

 

چوگان حکم در کف و گويی نمی‌زنی

باز ظفر به دست و شکاری نمی‌کنی

 

اين خون که موج می‌زند اندر جگر تو را

در کار رنگ و بوی نگاری نمی‌کنی

 

مشکين از آن نشد دم خلقت که چون صبا

بر خاک کوی دوست گذاری نمی‌کنی

 

ترسم کز اين چمن نبری آستين گل

کز گلشنش تحمل خاری نمی‌کنی

 

در آستين جان تو صد نافه مدرج است

وان را فدای طره ياری نمی‌کنی

 

ساغر لطيف و دلکش و می افکنی به خاک

و انديشه از بلای خماری نمی‌کنی

 

حافظ برو که بندگی پادشاه وقت

گر جمله می‌کنند تو باری نمی‌کنی

 

 

**

AŞK KADEHİNİN MAHMURUYUM, SÂKİ BİR ŞARAP SUN., KADEHİ DOLDUR; RİNTLER MECLİSİNİN ŞARAPSIZ BİR PARLAKLIĞI BİR NEŞESİ YOK!

 

457. t

Aşk kadehinin mahmuruyum, Sâki bir şarap sun., kadehi doldur; rintler meclisinin şarapsız bir parlaklığı bir neşesi yok!

Ay gibi yüzüne perde ardından âşık olmak yakışmıyor, onu gizlice sevmek hoş değil. Çalgıcı, bir şey çal, sâki, bir şarap sun!

• Boyum halka şekline girdi; bundan böyle engel, beni başka bir kapıya sürmez elbette !

Bekliyoruz, ümidimiz var, bir gün elbette yüzünü göreceğiz… vuslatına da elbette bir gece düşümüzde olsun erişeceğiz.

O iki gözün mahmuruyum ben, bu mahmurluğum nihayet bir kadehe de değmez mi?

O iki lâl dudağın hastasıyım ben, hastalığım nihayet bir cevaba da değmez mi?

* Hâfız, güzellerin hayaline neden gönül verirsin ki? Susuzun bir serap ışıltısıyle suya kandığı nerde görülmüş?

Mahmürı câmı cışkem sâki bidih şerâbi
Purkun kadeh ki bimey meclis nedâred âbi

432‏

 

مخمور جام عشقم ساقی بده شرابی

پر کن قدح که بی می مجلس ندارد آبی

 

وصف رخ چو ماهش در پرده راست نايد

مطرب بزن نوايی ساقی بده شرابی

 

شد حلقه قامت من تا بعد از اين رقيبت

زين در دگر نراند ما را به هيچ بابی

 

در انتظار رويت ما و اميدواری

در عشوه وصالت ما و خيال و خوابی

 

مخمور آن دو چشمم آيا کجاست جامی

بيمار آن دو لعلم آخر کم از جوابی

 

حافظ چه می‌نهی دل تو در خيال خوبان

کی تشنه سير گردد از لمعه سرابی

 

 

**

BU TERSİNE DÖNMÜŞ BAHTTAN ŞU ACAYİP HİKÂYEYİ DUY: SEVGİLİ, BİZİ İSA NEFESLERİYLE ÖLDÜRDÜ !

 

458. t

Bülbül, dün gece selvi dalından Pehlevî gülbangiyle mana makamlarının dersini vermekte,

“Gül, tevhit nüktesini ağaçtan duyman için Musa ateşini gösterdi” demekteydi.

Bahçedeki kuşlar; vezir, Farsça gazeller dinleyerek şarap içsin diye kafiyeli nağmeler okuyorlar, lâtifeler ediyorlardı.

Gözün, bir bakışla halkın evini, barkım yıktı. Mahmurlaşma, ayılma. Sarhoşluğun daha hoş.

Koca köylü, çocuğa ne güzel de dedi: Gözümün nuru, ektiğinden başka bir şey biçemezsin ki.

Bu tersine dönmüş bahttan şu acayip hikâyeyi duy: Sevgili, bizi İsa nefesleriyle öldürdü !

Cemşid bile dünyadan bir kadeh hikâyesinden başka bir şey götürmedi. Sakın, sakın dünyaya gönül verme!

Bir hasır, yoksulluğum ve emin olarak uyumam ne de hoş, ne de güzel. Bu çeşit yaşayış, padişahların harcı değil!

Sâki, galiba Hâfız’a fazla şarap sundu ki başındaki molla sarığının ucu yine perişan oldu!

Bülbül zi şâhı serv begulbang ı Pehlevi
Mihand düş dersi makâmât ma’nevi

486‏

 

بلبل ز شاخ سرو به گلبانگ پهلوی

می‌خواند دوش درس مقامات معنوی

 

يعنی بيا که آتش موسی نمود گل

تا از درخت نکته توحيد بشنوی

 

مرغان باغ قافيه سنجند و بذله گوی

تا خواجه می خورد به غزل‌های پهلوی

 

جمشيد جز حکايت جام از جهان نبرد

زنهار دل مبند بر اسباب دنيوی

 

اين قصه عجب شنو از بخت واژگون

ما را بکشت يار به انفاس عيسوی

 

خوش وقت بوريا و گدايی و خواب امن

کاين عيش نيست درخور اورنگ خسروی

 

چشمت به غمزه خانه مردم خراب کرد

مخموريت مباد که خوش مست می‌روی

 

دهقان سالخورده چه خوش گفت با پسر

کای نور چشم من بجز از کشته ندروی

 

ساقی مگر وظيفه حافظ زياده داد

کشفته گشت طره دستار مولوی

 

**

ATEŞLER İÇİNDE YÜZÜNÜN HAYALİ GELECEKSE SUN SÂKİ KADEHİ, CEHENNEMDEN BİR ŞİKÂYETİMİZ YOK!

 

459. t

Güzelim, cennet, senin civarından bir hikâye. Hurilerin güzelliğini övüp, anlatış, yüzünden bir rivayettir.

İsa’nın ölüleri dirilten nefesleri, lâl dudaklarına mahsus bir huy, Hızır’ın içtiği Abıhayat, tatlı dudağından bir hikâyedir.

Gönlümün her parçası bir dert, bir gam hikâyesidir; huylarından her satır, rahmetten bir ayettir.

Gülü senin güzel kokun yetiştirmeseydi, gül senin kokunla kokmasaydı ruhaniler meclisine nerden koku salardı?

Sevgilinin kapısının toprağı isteğiyle yandım yakıldım da ey seher yeli, beni korumadın, bunu unutma sen!

Gönül, ömrün ve bilgin saçma sapan şeylere sarfoldu gitti., yüzlerce hünerin vardı, fakat hiç biriyle muradına naL olamadın vesselâm!

* Yanmış, kebap olmuş gönlümün kokusu bütün dünyayı tuttu. Gönlümün bu ateşi de elbette âleme sirayet edecek.

* Ateşler içinde yüzünün hayali gelecekse sun sâki kadehi, cehennemden bir şikâyetimiz yok!

Hâfız’ın bu dert ve mihnet dersinden maksadı nedir, bilir misin? Senden, bir naz, bir işve, padişahtan da bir lütuf, bir ihsan elde etmek!

Ey kıssai behişt zi küyet hikiyeti
Şerhi cemali hür zi rüyet rivayeti

437‏

 

ای قصه بهشت ز کويت حکايتی

شرح جمال حور ز رويت روايتی

 

انفاس عيسی از لب لعلت لطيفه‌ای

آب خضر ز نوش لبانت کنايتی

 

هر پاره از دل من و از غصه قصه‌ای

هر سطری از خصال تو و از رحمت آيتی

 

کی عطرسای مجلس روحانيان شدی

گل را اگر نه بوی تو کردی رعايتی

 

در آرزوی خاک در يار سوختيم

ياد آور ای صبا که نکردی حمايتی

 

ای دل به هرزه دانش و عمرت به باد رفت

صد مايه داشتی و نکردی کفايتی

 

بوی دل کباب من آفاق را گرفت

اين آتش درون بکند هم سرايتی

 

در آتش ار خيال رخش دست می‌دهد

ساقی بيا که نيست ز دوزخ شکايتی

 

دانی مراد حافظ از اين درد و غصه چيست

از تو کرشمه‌ای و ز خسرو عنايتی

 

 

**

GÖNÜL KÂBESİNİ PUTHANE HALİNE SOKAN YALNIZ BEN DEĞİLİM YA., HER ADIM BAŞINDA BİR TEKKE, BİR KİLİSE VAR!

 

460. t

O yüzündeki ayva tüyleri miske benzeyen, güzel, bize bir mektup yazsaydı felek, varlık bayrağımızı dürüp bükmez, bizi mahvetmezdi!

Ayrılık, vuslat meyvası verir; verir ama ne olurdu âlem ekincisi, bu tohumu biç ekmeseydi!

Birisinin bu dünyada huri gibi bir sevgilisi, cennete benzer bir sarayı var mı, veresiye olmayan peşin yarlıganmayı buldu gitti!

Gönül kâbesini puthane haline sokan yalnız ben değilim ya., her adım başında bir tekke, bir kilise var!

Aşk meyhanesinde zevk etmenin imkânı yok., altınlarla bezenmiş yastık yoksa ne yapalım? Bir kerpiç parçasını yastık ediniriz, olur gider.

Bir şişe şarapla tatlı dudaklı bir sevgiliyi ve çayır, çimeni İrem bağıyla Şeddad’ın gururuna bile satma!

Ey akıllı, bilgili gönül, bu alçak dünyanın derdi ne vaktedek sürecek? Bir güzelin çirkin birisine âşık olması yazık doğrusu!

Hırkanın kötülüklere bulanması, cihanın yıkılmasına sebeptir. Nerde bir yol eri, bir gönül ehli, bir temiz yaratılıştı?

Hâfız, elinden senin saçlarını yine bıraktı, bilir misin? Takdir böyleydi, bırakmasın da ne yapsın?

An ğâliye hat ger beri mâ nâme nuvişti
Gerdun varakı hestii mâ der nenuvişti

436‏

 

آن غاليه خط گر سوی ما نامه نوشتی

گردون ورق هستی ما درننوشتی

 

هر چند که هجران ثمر وصل برآرد

دهقان جهان کاش که اين تخم نکشتی

 

آمرزش نقد است کسی را که در اين جا‏

ياريست چو حوری و سرايی چو بهشتی

 

در مصطبه عشق تنعم نتوان کرد

چون بالش زر نيست بسازيم به خشتی

 

مفروش به باغ ارم و نخوت شداد

يک شيشه می و نوش لبی و لب کشتی

 

تا کی غم دنيای دنی ای دل دانا

حيف است ز خوبی که شود عاشق زشتی

 

آلودگی خرقه خرابی جهان است

کو راهروی اهل دلی پاک سرشتی

 

از دست چرا هشت سر زلف تو حافظ

تقدير چنين بود چه کردی که نهشتی

 

**

HÂFIZ, ŞARAP İÇİYORSUN, SEVGİLİNİN SAÇLARINI ÇEKİP OKŞUYORSUN, DÜNYADA BUNDAN BAŞKA NE ZEVK, NE NİMET İSTERSİN Kİ?

 

461. t

Sevgili, güle benzeyen yanağına çektiğin bu güzel yazı yok mu, onunla güle de butlan çizgisi çekmektesin, gül bahçesine de!

Göz evimin hareminde gizlice oturmakta olan göz yaşlarımı o yedi kat perdeden pazarlara çekmekte, onu da, beni’de rüsvay etmektesin !

Sabah rüzgârı gibi aheste aheste yürüyüp gidenleri, saçlarının kokusuyla tatlı bir surette zincirlere bağlayıp yavaş yavaş çekmekte, yürütmektesin !

Her an o şarap renkli dudakların, o sarhoş gözlerin yadıyle beni halvet bucağından meyhaneye çekiyorsun!

Başının, terkimizde olması gerek dedin., bu gayet kolay, eğer bu yükü çekmek zahmetine katlanırsan pekâlâ!

Gözüne, kaşına karşı ne tedbirde bulunayım, bilmem ki? Bu hastaya çektiğin şu yaydan eyvah eyvah!

Ey terü taze gül, bu dikenden eteğini çekiyorsun, fakat gel, gel de yüzünden kötü gözlerin mazarratını defedeyim, sana nazar ıs           değmesin!

Hâfız, şarap içiyorsun, sevgilinin saçlarını çekip okşuyorsun, dünyada bundan başka ne zevk, ne nimet istersin ki?

İn hoşrakam ki bergul i ruhsar mikeşi
Hat bersahifei gulu gulzâr mikeşi

459‏

 

زين خوش رقم که بر گل رخسار می‌کشی

خط بر صحيفه گل و گلزار می‌کشی

 

اشک حرم نشين نهانخانه مرا

زان سوی هفت پرده به بازار می‌کشی

 

کاهل روی چو باد صبا را به بوی زلف

هر دم به قيد سلسله در کار می‌کشی

 

هر دم به ياد آن لب ميگون و چشم مست

از خلوتم به خانه خمار می‌کشی

 

گفتی سر تو بسته فتراک ما شود

سهل است اگر تو زحمت اين بار می‌کشی

 

با چشم و ابروی تو چه تدبير دل کنم

وه زين کمان که بر من بيمار می‌کشی

 

بازآ که چشم بد ز رخت دفع می‌کند

ای تازه گل که دامن از اين خار می‌کشی

 

حافظ دگر چه می‌طلبی از نعيم دهر

می می‌خوری و طره دلدار می‌کشی

**

DÜN GECE KAPISININ KÖLELERİ ARASINA KATILMIŞ, GİDİYORDUM. BENİ GÖRDÜ DE DEDİ Kİ: A BİÇARE ÂŞIK, HELE SEN KİMSİN, KİM OLUYORSUN?

            .

462. t

Ömür, hiç bir şey elde etmeden hava ve hevesle geçti gitti. Oğul, şarap kadehini sun, dilerim ömrün uzun olsun, ihtiyar olasın.

Bu şehirde ne şekerler var ki tarikat doğanları bile sinek avlamaya razı oldular, bununla kanaat ettiler!

* Dün gece kapısının köleleri arasına katılmış, gidiyordum. Beni gördü de dedi ki: A biçare âşık, hele sen kimsin, kim oluyorsun?     

Âlemde misk nefesli olmakla, bilgi, hüner ve faziletle şöhret kazanan kişinin, nafe gibi kan kesilmiş bir gönle sahip olması, kanlar yutup ıstıraplara tahammül etmesi, bunu hoş görmesi lâzım!          

Kanadını aç, Tuba ağacında öt., senin gibi bir kuşun kafeste esir olması ne yazık!

Kervan gitti, sen hâlâ pusu yerinde uyuyup duruyorsun! Vah yazıklar olsun, bunca çan sesinden haberin bile yok!

Tur dağından bir şimşektir parladı, ben gördüm., gideyim de sana bir yanar ateş parçası getireyim!

* Güzel kokmak ve buhurdan gibi bir an olsun sevgilinin eteğini tutmak için canımızı ateşlere attık!

Hâfız, senin havanla niceye bir her yana koşup duracak? Ey maksadım, ey meramım sevgili, Tanrı bana, sana ulaşacak bir yol müyesser etsin!

Ûmr bugzeşt bebihasıli vu bulhevesı
Ey puser câmı meyem dih kı be Pîri biresi

 

غزل  455‏

 

عمر بگذشت به بی‌حاصلی و بوالهوسی

ای پسر جام می‌ام ده که به پيری برسی

 

چه شکرهاست در اين شهر که قانع شده‌اند

شاهبازان طريقت به مقام مگسی

 

دوش در خيل غلامان درش می‌رفتم

گفت ای عاشق بيچاره تو باری چه کسی

 

با دل خون شده چون نافه خوشش بايد بود

هر که مشهور جهان گشت به مشکين نفسی

 

لمع البرق من الطور و آنست به

فلعلی لک آت بشهاب قبس

کاروان رفت و تو در خواب و بيابان در پيش

وه که بس بی‌خبر از غلغل چندين جرسی

 

بال بگشا و صفير از شجر طوبی زن

حيف باشد چو تو مرغی که اسير قفسی

 

تا چو مجمر نفسی دامن جانان گيرم

جان نهاديم بر آتش ز پی خوش نفسی

 

چند پويد به هوای تو ز هر سو حافظ

يسر الله طريقا بک يا ملتمسی

 

 

**

BEN, ŞU İKİ HARFİ ÖYLE YAZDIM Kİ SENDEN BAŞKA KİMSE BİLMİYOR. SEN DE KEREM ET DE ÖYLE OKU Kİ KİMSE DUYMASIN!

 

463. t

Ey kutluluk sabahının rüzgârı, bildiğin tarzda, münasip gördüğün bir zamanda sevgilinin civanna uğra!

Sen sır habercisisin, gözümüz yolunda. Erlikle, buyrukla değil de bildiğin gibi var da

Sevgiliye tarafımdan de ki: Zayıf .canım elden gitti. Tanrı hakkıyçin cana can katan lâl dudaklarından bildiğin tarzda bir lütfet!

Ben, şu iki harfi öyle yazdım ki senden başka kimse bilmiyor. Sen de kerem et de öyle oku ki kimse duymasın!

* Sevgili kılıcının hayali, bize susuzla su gibi., kılıca o kadar iştiyakımız var. Sen, kendi esirini tuttun, bildiğin gibi öldür!

Altınlarla bezenmiş kemerine nasıl ümidimi ba tayayım? O arada bir ince hayal var sevgili ki onu ancak sen bilirsin, belin o kadar ince senin!

Hâfız, bu aşk alışverişinde, bu aşk dilinde Türkçe de bir, Arapça da.. bildiğin dille şu sözünü anlatmana bak!

Nesimi subhı se’âdet bedan neşan ki tu dâni
Guzer beküyı futan kun deran zeman ki dâni

476‏

 

نسيم صبح سعادت بدان نشان که تو دانی

گذر به کوی فلان کن در آن زمان که تو دانی

 

تو پيک خلوت رازی و ديده بر سر راهت

به مردمی نه به فرمان چنان بران که تو دانی

 

بگو که جان عزيزم ز دست رفت خدا را

ز لعل روح فزايش ببخش آن که تو دانی

 

من اين حروف نوشتم چنان که غير ندانست

تو هم ز روی کرامت چنان بخوان که تو دانی

 

خيال تيغ تو با ما حديث تشنه و آب است

اسير خويش گرفتی بکش چنان که تو دانی

 

اميد در کمر زرکشت چگونه ببندم

دقيقه‌ايست نگارا در آن ميان که تو دانی

 

يکيست ترکی و تازی در اين معامله حافظ

حديث عشق بيان کن بدان زبان که تو دانی

 

**

LEYLÂ KONAĞININ YOLUNDA NİCE TEHLİKELER VAR., DAHA İLK ADIMDA MECNUN OLMAN ŞART!

 

464. t

Gönül, gül renkli şaraptan harap oldun mu paran, pulun, malın, hâzinen olmadığı halde Karun’dan yüzlerce mertebe daha ulu bir makama erersin!

Yoksullara sadaret bağışlayan yerde mertebe bakımından herkesten üstün olmanı ummakta, bunu gözetmekteyim.

Leylâ konağının yolunda nice tehlikeler var., daha ilk adımda Mecnun olman şart!

Sana aşk noktasını gösterdim, aklını başına al, şaşırma., yoksa dikkat edersen daireden çıktı mı görürsün.

Kervan gitti, sen uykudasın, önde de bir çöl var. Nasıl gideceğini, ne yapacağım, ne edeceğini kime soracaksın?

Padişahlık tacını istiyorsan içindeki cevheri göster! Yoksa ister Cemşid’in soyundan ol, ister Feridun’un., para etmez.

Bir kadeh iç, bir yudumcuk da feleklere saç! Ne vakte kadar zamanın gamından, gussasından ciğerinin kanını içip duracaksın?

Hâfız, yokluktan feryat etme. Eğer şiir, bu feryattan ibaretse hiç bir iyi kalpli, senin mahzun olmanı istemez.

Ey dil an dem ki herâb ezmeyi gulgun bâsi
Bizeru gene beşed haşmetı Karun bâşi

458‏

 

ای دل آن دم که خراب از می گلگون باشی

بی زر و گنج به صد حشمت قارون باشی

 

در مقامی که صدارت به فقيران بخشند

چشم دارم که به جاه از همه افزون باشی

 

در ره منزل ليلی که خطرهاست در آن

شرط اول قدم آن است که مجنون باشی

 

نقطه عشق نمودم به تو هان سهو مکن

ور نه چون بنگری از دايره بيرون باشی

 

کاروان رفت و تو در خواب و بيابان در پيش

کی روی ره ز که پرسی چه کنی چون باشی

 

تاج شاهی طلبی گوهر ذاتی بنمای

ور خود از تخمه جمشيد و فريدون باشی

 

ساغری نوش کن و جرعه بر افلاک فشان

چند و چند از غم ايام جگرخون باشی

 

حافظ از فقر مکن ناله که گر شعر اين است

هيچ خوشدل نپسندد که تو محزون باشی

 

**

BU ZAMANDA KİMİNLE OTURMALISIN, NE İÇMELİSİN, BUNU BEN SÖYLEMİYORUM. EĞER AKILLIYSAN, ANLAYIŞIN VARSA KENDİN BİLİR, ANLARSIN!

 

465. t

İlkbahar geldi, gönlünü hoş etmeye çalış. Çünkü daha nice güller açılır, fakat sen toprak altında olursun.

Çenk de nağmeleriyle sana bu nasihati verip duruyor ama vaiz, eğer kabiliyetin vatsa fayda verir!

Bu zamanda kiminle oturmalısın, ne içmelisin, bunu ben söylemiyorum. Eğer akıllıysan, anlayışın varsa kendin bilir, anlarsın!

Yeşillikte her yaprak, Tanrı’nın kudretini anlatan bir defterdir. Hepsinde de gafil olursan yazık doğrusu!

Bizim yerimizden sevgiliye kadar korkularla, tehlikelerle dolu bir yol var. Fakat konaklan bilirsen gitmesi kolay!

Gece gündüz dünya derdine kapılırsan bu dert, ömrünü beyhude şeylerle heder edip gider!

Hâfız, yüce bahtın yardım ederse o ahlâkı güzel güzeli avlarsın elbette!

Nevbehârest deran güş ki hoşdil bâşi
Ki besi gul bidemed bâzu tu dergil bâşi

456‏

 

نوبهار است در آن کوش که خوشدل باشی

که بسی گل بدمد باز و تو در گل باشی

 

من نگويم که کنون با که نشين و چه بنوش

که تو خود دانی اگر زيرک و عاقل باشی

 

چنگ در پرده همين می‌دهدت پند ولی

وعظت آن گاه کند سود که قابل باشی

 

در چمن هر ورقی دفتر حالی دگر است

حيف باشد که ز کار همه غافل باشی

 

نقد عمرت ببرد غصه دنيا به گزاف

گر شب و روز در اين قصه مشکل باشی

 

گر چه راهيست پر از بيم ز ما تا بر دوست

رفتن آسان بود ار واقف منزل باشی

 

حافظا گر مدد از بخت بلندت باشد

صيد آن شاهد مطبوع شمايل باشی

**

İŞVESİNDEN GÖNLÜMÜN KAN KESİLDİĞİ O AKİK DUDAKLARDAN ŞİKÂYET EDERSEM SIRDAŞIM OLASIN!

 

466.

Binlerce ceht ettim ki benim sevgilim olasın, kararsız gönlümün muradını veresin!

Geceleri uyumayan gözlerinin ışığı, seni arzulayan hatırıma enis olmanı umdum durdum.

İstedim ki güzellik ve alım padişahları, kullarına nazlanırsa sen, onların içinde benim efendim, benim padişahım olasın!

Âşıklar, güzellerin ellerini tuttukları çimenlikte elinden gelirse sen de benim elimi tutasın!

* Bir gececik olsun âşıkların külbeiahzanına gelesin, bir an olsun yaslı gönlüme yar olasın.

İşvesinden gönlümün kan kesildiği o akik dudaklardan şikâyet edersem sırdaşım olasın!

Senin gibi bir ahuyu bir an bile olsa avlarsam güneş ceylânı bile benim adi bir avım olur.

iki dudağından üç öpücük vermeyi kararlaştırmışsın, bak, eda etmezsen borçlum olursun.

* Bir gece yarısı hiç olmazsa rüyada görecek miyim? Akan göz yaşlarım yerine kucağıma sen gelmiş oturmuşsun!

Hezâr cehd bikerdm ki yârı men bâşi
Murâdbahşı dili bikarârı men bâşi

457‏

 

هزار جهد بکردم که يار من باشی

مرادبخش دل بی‌قرار من باشی

 

چراغ ديده شب زنده دار من گردی

انيس خاطر اميدوار من باشی

 

چو خسروان ملاحت به بندگان نازند

تو در ميانه خداوندگار من باشی

 

از آن عقيق که خونين دلم ز عشوه او

اگر کنم گله‌ای غمگسار من باشی

 

در آن چمن که بتان دست عاشقان گيرند

گرت ز دست برآيد نگار من باشی

 

شبی به کلبه احزان عاشقان آيی

دمی انيس دل سوکوار من باشی

 

شود غزاله خورشيد صيد لاغر من

گر آهويی چو تو يک دم شکار من باشی

 

سه بوسه کز دو لبت کرده‌ای وظيفه من

اگر ادا نکنی قرض دار من باشی

 

من اين مراد ببينم به خود که نيم شبی

به جای اشک روان در کنار من باشی

 

من ار چه حافظ شهرم جوی نمی‌ارزم

مگر تو از کرم خويش يار من باشی

 

 

**

PİŞMAN ZAHİDİ ŞARAP ZEVKİ ÖLDÜRECEK. EY AKILLI KİŞİ, SONU PİŞMANLIK OLACAK BİR İŞ İŞLEME!

 

467. t

Kudretin yettikçe vakti ganimet bil… canım, efendim; eğer anlarsan hayattan maksat bu fırsat, bu sıhhat anından ibarettir.

Felek, birisine muradını verdi mi karşılığında ömrünü alır. Cehdet de devletten zevk al.

Âşıkların öğüdünü duy da neşe kapısından gir. Çünkü bütün bu devlet fani dünyanın, zahmetine değmez!

Zahidin yanında rintlikten dem vurma., namahrem doktora gizli derdin hali söylenilmez.

Ey bahçıvan, ben, bu âlemden geçince toprağıma sevgiliye benzer bir selviden başka bir şey dikersen haram olsun!

• Pişman zahidi şarap zevki öldürecek. Ey akıllı kişi, sonu pişmanlık olacak bir iş işleme!

Ey şeker ağızlı sevgili, inat etme de geceleri uyumayan âşıkların duasını al.. Süleyman Peygamber’in hatemi bile bir ismin penahındadır.

Aziz Yusuf’um gitti. Kardeşler, bir merhamet edin, Kenan Pirinin halini pek perişan gördüm.

Küpleri kıran muhtesib bilmez ki sofinin evde çekilmiş kıpkızıl şarabı var.

Sevgili, sen gidiyorsun ama kirpiklerin halkın kanını döküyor. Pek hızlı gidiyorsun. Korkarım yorulup kalacaksın.

Gönlümü gözünün okundan sakladım, fakat okçu kaşların onu alıp gözlerinin önüne getiriyor!

Perişan Hâfız’ı ihsanınla derle, topla ey saçlarının büklümleri perişanlığın toplantı yeri olan sevgili!

Vaktrâ ğanimet dan an kader ki bitvâni
Hasılı heyât ey can ın demest tâ dan!

473‏

 

وقت را غنيمت دان آن قدر که بتوانی

حاصل از حيات ای جان اين دم است تا دانی

 

کام بخشی گردون عمر در عوض دارد

جهد کن که از دولت داد عيش بستانی

 

باغبان چو من زين جا بگذرم حرامت باد

گر به جای من سروی غير دوست بنشانی

 

زاهد پشيمان را ذوق باده خواهد کشت

عاقلا مکن کاری کورد پشيمانی

 

محتسب نمی‌داند اين قدر که صوفی را

جنس خانگی باشد همچو لعل رمانی

 

با دعای شبخيزان ای شکردهان مستيز

در پناه يک اسم است خاتم سليمانی

 

پند عاشقان بشنو و از در طرب بازآ

کاين همه نمی‌ارزد شغل عالم فانی

 

يوسف عزيزم رفت ای برادران رحمی

کز غمش عجب بينم حال پير کنعانی

 

پيش زاهد از رندی دم مزن که نتوان گفت

با طبيب نامحرم حال درد پنهانی

 

می‌روی و مژگانت خون خلق می‌ريزد

تيز می‌روی جانا ترسمت فرومانی

 

دل ز ناوک چشمت گوش داشتم ليکن

ابروی کماندارت می‌برد به پيشانی

 

جمع کن به احسانی حافظ پريشان را

ای شکنج گيسويت مجمع پريشانی

 

گر تو فارغی از ما ای نگار سنگين دل

حال خود بخواهم گفت پيش آصف ثانی

 

**

SOFİ, ŞARAP ŞİŞEDE BİR ERBAİN ÇIKARDI MI SÂF OLUR.

 

468. t

Seher çağı bir yolcu, bir yerde yoldaşın birine bu muammayı söyleyip duruyordu:

Sofi, şarap şişede bir erbain çıkardı mı sâf olur.

Süleyman Peygamber’in parmağı onun olmadıkça yüzük kaşının ne haysiyeti olur ki?

Tanrı, yeninde yüzlerce put bulunan hırkadan yüzlerce defa bizardır.

Mürüvvet gerçi ismi var, cismi yok bir şeydir. Fakat ister kabul etsin, ister etmesin, sen bir nazenine niyaz edegör!

Ey harman sahibi, bir başak devşirene merhamet edersen sevaba girersin.

Gönüller karardı, belki halvette oturan birisi gayb âleminden bir çerağ uyarır.

Ne kimsede yücelme ümidi var, ne dertli bir gönülde derman, ne de birisinde din derdi!

Gerçi güzellerin âdeti kötü huyluluktur, fakat sevgili, bir dertli âşıka iltifat etsen ne çıkar ki?

• Meyhane yolunu göster de sonum ne olacak, akibeti gören birisinden sorayım!

Ne Hâfız’da ders ve halvet için bir huzur kaldı, ne âlimde yakın bilgisi!

Sehergeh rehrevi derserzemini
Hemiguft in mu’ammâ bâkarini

483‏

 

سحرگه ره روی در سرزمينی

همی‌گفت اين معما با قرينی

 

که ای صوفی شراب آن گه شود صاف

که در شيشه برآرد اربعينی

 

خدا زان خرقه بيزار است صد بار

که صد بت باشدش در آستينی

 

مروت گر چه نامی بی‌نشان است

نيازی عرضه کن بر نازنينی

 

ثوابت باشد ای دارای خرمن

اگر رحمی کنی بر خوشه چينی

 

نمی‌بينم نشاط عيش در کس

نه درمان دلی نه درد دينی

 

درون‌ها تيره شد باشد که از غيب

چراغی برکند خلوت نشينی

 

گر انگشت سليمانی نباشد

چه خاصيت دهد نقش نگينی

 

اگر چه رسم خوبان تندخوييست

چه باشد گر بسازد با غمينی

 

ره ميخانه بنما تا بپرسم

مال خويش را از پيش بينی

 

نه حافظ را حضور درس خلوت

نه دانشمند را علم اليقينی

 

**

ZAHİDİN HALİNİ HALKA SÖYLEMEM. BU HİKÂYEYİ NAKLETSEM BİLE ÇENK VE REBAPLA NAKLETMEM DAHA YERİNDE.

 

469. t

Hırkamın şaraba rehin olması daha doğru.. bu manasız defterin halis şaraba garkolmuş bulunması daha hoş!

Zaten hayatımı heder ettim gitti. Gayri anladım: Hiç olmazsa kalan ömrümü meyhane bucağında geçireyim. Orada harap olup yıkılmak daha iyi!

Mademki iş güç düşüncesi dervişlikten uzak. Hem gönül ateşlerle dopdolu, hem göz, yaşlarla., bu daha hoş!

Zahidin halini halka söylemem. Bu hikâyeyi nakletsem bile çenk ve rebapla nakletmem daha yerinde.

Feleğin ahvali, şimdiki gibi böyle başsız ayaksız oldukça başta sâkinin hevesi bulunması, elde de şarap olması yeğ!

Evet, senin gibi bir sevgiliden el çekemem. Mademki naza katlanıyorum, o büklüm büklüm ve parlak zülfün nazını çekmem daha münasip!

Hâfız, mademki ihtiyarladın, meyhaneden çık. Rintlik, nevheveslik çağına daha uygun.

İn hırka ki men dârem derrehni şerâb evli
Vin defteri bima’ni ğarkı meyi nâb evli

466‏

 

اين خرقه که من دارم در رهن شراب اولی

وين دفتر بی‌معنی غرق می ناب اولی

 

چون عمر تبه کردم چندان که نگه کردم

در کنج خراباتی افتاده خراب اولی

 

چون مصلحت انديشی دور است ز درويشی

هم سينه پر از آتش هم ديده پرآب اولی

 

من حالت زاهد را با خلق نخواهم گفت

اين قصه اگر گويم با چنگ و رباب اولی

 

تا بی سر و پا باشد اوضاع فلک زين دست

در سر هوس ساقی در دست شراب اولی

 

از همچو تو دلداری دل برنکنم آری

چون تاب کشم باری زان زلف به تاب اولی

 

چون پير شدی حافظ از ميکده بيرون آی

رندی و هوسناکی در عهد شباب اولی

**

GÜNEŞLE AYNI YERDE OTURMAK, HER ŞEYDEN MÜCERRET OLAN MESİH’E YARAŞIR.

 

470. t

Selmacık Irak’a konalı uğrayacağım, dertlere, zahmetlere uğrar dururum!

Ey sevgilinin yükünü taşıyan sarban, develerinize binenlere iştiyakım arttı!

Irak gençlerinin nağmeleriyle aklını Zinderud’a at, şarap iç!

Sâki, yarım batmanlık kadehimi ver, Tanrı seni şarapla dolu kadehle suvarsın!

Çenk sesiyle sâkinin ellerini çırparak usul tutuşu, yine bana gençliğimi hatırlatıyor.

Şu kalan şarabı ver de sarhoş olup kendimden geçeyim; geri kalan ömrümü dostlara feda edeyim!

Sevgiliyi göremediğimden içim kan kesildi; dilerim ayrılık günleri mahvolsun!

Bir zamancağız dostlara uy, bu uygunluğu ganimet bil!

*          Ey güzel sesli çalgıcı, farsça şiiri Irak nağmesiyle bir güzelce oku!

•          Ey üzüm kızı, sen pek güzel bir gelinsin; fakat arada bir de boşanmaya lâyıksın.

* Güneşle aynı yerde oturmak, her şeyden mücerret olan Mesih’e yaraşır.

Vuslat zamanı gelip geçti de haberimiz bile olmadı; Hâfız, gayri ayrılık gazelleri söyle!

Göz yaşlarım, ardınızdan akıp gidiyor, onları hor görmeyin, azımsamayın, ırmaklardan nice denizler meydana gelir.

Suleyma munzu hallet bil Irâki
Ulak i minhevâhâ mâ ulâki

 

غزل  460‏

 

سليمی منذ حلت بالعراق

الاقی من نواها ما الاقی

 

الا ای ساروان منزل دوست

الی رکبانکم طال اشتياقی

 

خرد در زنده رود انداز و می نوش

به گلبانگ جوانان عراقی

 

ربيع العمر فی مرعی حماکم

حماک الله يا عهد التلاقی

 

بيا ساقی بده رطل گرانم

سقاک الله من کاس دهاق

 

جوانی باز می‌آرد به يادم

سماع چنگ و دست افشان ساقی

 

می باقی بده تا مست و خوشدل

به ياران برفشانم عمر باقی

 

درونم خون شد از ناديدن دوست

الا تعسا لايام الفراق

 

دموعی بعدکم لا تحقروها

فکم بحر عميق من سواقی

 

دمی با نيکخواهان متفق باش

غنيمت دان امور اتفاقی

 

بساز ای مطرب خوشخوان خوشگو

به شعر فارسی صوت عراقی

 

عروسی بس خوشی ای دختر رز

ولی گه گه سزاوار طلاقی

 

مسيحای مجرد را برازد

که با خورشيد سازد هم وثاقی

 

وصال دوستان روزی ما نيست

بخوان حافظ غزل‌های فراقی

**

ÇOK ZAMANLAR GÖZLERİME “EY SELMA’NIN KONAK YERLERİ. SELMANIZ NEREDE?” DEDİM.

 

471. t

Gözlerimden yaşlar akarak iştiyakımı yazdım. Gel, gel ki sensiz gamdan ölmek üzereyim ben.

Çok zamanlar gözlerime “Ey Selma’nın konak yerleri. Selmanız nerede?” dedim.

 Ne şaşılacak vak’a, ne garip hadise: Ben öldürüldüğümden çabalayacağım, muztarip olacağım yerde sabır ediyorum da katilim şikâyette bulunuyor!

Seni kim tayip edebilir? Gül yaprağına  damlayan çiğ tanesi gibi tertemizsin.

Tanrı’nın sanat kalemi, suya, toprağa mensup olanları meydana getirince lâleyle güle de senin ayağının toprağından şeref verdi.

Sabah rüzgârı amberler saçıyor. Sâki, kalk da temiz ve güzel kokulu üzüm şarabım getir!

Uyuşukluğu bırak, fırsatı ganimet bil. Yolcuların azığı çevikliktir diye bir atalar sözü vardır.

 Senin yüzünü görmezsem benden eser kalmaz. Evet.. Hayatta olduğumu yüzünden anlamaktayım.

Hâfız, senin güzelliğini nasıl tavsif edebilir? Tanrı sanatı gibi idrakten ötesin.

Ketabetu kıssatı şevki ve madma’i baki
Biyâ ki bitu becan âmedem ziğamnâki

461‏

 

کتبت قصه شوقی و مدمعی باکی

بيا که بی تو به جان آمدم ز غمناکی

 

بسا که گفته‌ام از شوق با دو ديده خود

ايا منازل سلمی فاين سلماک

 

عجيب واقعه‌ای و غريب حادثه‌ای

انا اصطبرت قتيلا و قاتلی شاکی

 

که را رسد که کند عيب دامن پاکت

که همچو قطره که بر برگ گل چکد پاکی

 

ز خاک پای تو داد آب روی لاله و گل

چو کلک صنع رقم زد به آبی و خاکی

 

صبا عبيرفشان گشت ساقيا برخيز

و هات شمسه کرم مطيب زاکی

 

دع التکاسل تغنم فقد جری مثل

که زاد راهروان چستی است و چالاکی

 

اثر نماند ز من بی شمايلت آری

اری مثر محيای من محياک

ز وصف حسن تو حافظ چگونه نطق زند

که همچو صنع خدايی ورای ادراکی

 

 

**

ŞARAP SUN, ÂLEMİN EN GÜNAHKÂRI OLDUM AMA TANRI’NIN EZELÎ LÛTFUNDAN ÜMİT KESİLİR Mİ HİÇ?

 

472. t

Ey incilerle dolu bir hokkayı andıran tebessüm yeri, ey ağız. Etrafını çeviren ve hilâle benzeyen hat ne de yaraşmış, aman yarabbi!

Şimdilik vuslat hayali., pek hoş geliyor bu hayal, sonunda bakalım bize ne işler edecek?

Gönül, elden gitti, göz kanlara bulandı, ten mecruh oldu, can zebun., aşk yolunda birbirinin ardınca gelen ne şaşılacak şeyler var, ne şaşılacak şeyler!

Şarap sun, âlemin en günahkârı oldum ama Tanrı’nın ezelî lûtfundan ümit kesilir mi hiç?

Sâki bir kadeh sun da beni halvet bucağımdan çıkar, âlemi rint ve pervasız gezip dolaşayım hele!

Âlemin hali madem ki bir kararda durmaz… Hâfız, şikâyet etme de şimdilik şarap içmeye koyulalım.

Zamanın Asaf’ının devrinde hatır kadehi sâf, gönlümüzde keder yok., kalk sâki, beni an duru ve sudan sâf cennet şarabiyle suvar!

* Ülke, onun devletiyle, onun iştiyakıyle övünmektedir. Yarabbi, bu ululuktan ebedi kıl!

O Asaf, devlet tahtına ışıklar veren, ululuk ve heybet madeni olan mülk ve milletin Burhanı Ebülmeâli oğlu Ebû Nasr’dır.

Yâ mebsemen yuhâki dercen minelle’âli
Yâ Rab çi derhor âmed gerdi hat hilâli

462‏

 

يا مبسما يحاکی درجا من اللالی

يا رب چه درخور آمد گردش خط هلالی

 

حالی خيال وصلت خوش می‌دهد فريبم

تا خود چه نقش بازد اين صورت خيالی

 

می ده که گر چه گشتم نامه سياه عالم

نوميد کی توان بود از لطف لايزالی

 

ساقی بيار جامی و از خلوتم برون کش

تا در به در بگردم قلاش و لاابالی

 

از چار چيز مگذر گر عاقلی و زيرک

امن و شراب بی‌غش معشوق و جای خالی

 

چون نيست نقش دوران در هيچ حال ثابت

حافظ مکن شکايت تا می خوريم حالی

 

صافيست جام خاطر در دور آصف عهد

قم فاسقنی رحيقا اصفی من الزلال

الملک قد تباهی من جده و جده

يا رب که جاودان باد اين قدر و اين معالی

 

مسندفروز دولت کان شکوه و شوکت

برهان ملک و ملت بونصر بوالمعالی

**

BEN, CİHANDAKİ GARİPLERE DUACIYIM; DURMADAN, DİNLENMEDEN BİTEVİYE ONLARA DUA EDİP DURURUM.

 

473. t

Geceler gelip geçtikçe, iki telli, üç telli sazlar çalındıkça Tanrı’nın selâmı.

Erâk vadisine, o vadide olana, kum yığınlarının yukarı tarafında bulunan Liva vadisindeki eve olsun!

Ben, cihandaki gariplere duacıyım; durmadan, dinlenmeden biteviye onlara dua edip dururum.

Gönül, onun saçlarının zincirine düştüm diye ağlama, inleme! Çünkü oradaki perişanlık, topluluğun ta kendisidir.

İştiyakımdan ölüyorum, bir müjdeci, vuslat haberini ne vakit getirecek? Bilseydim!

Yarabbi, hangi durağa yüz tutarsa onu daimî fazıl ve ihsanınla koru, gözet!

Her an sevgin rahatımdır… Her halimde zikrin munisimdir.

Hattından aslî güzelliğinden başka daha yüzlerce güzellik meydana geldi. Yüzlerce yıl yaşa!

Kalbimin süveydası, kıyamete kadar sevdandan, iştiyakından hali kalmaz!

O kudret nakkaşına aferin! Ay gibi yüzünün çevresine hilâli bir hat çekti.

Senin gibi bir padişahın vuslatını nerde bulacağım? Ben, adı kötüye çıkmış lâübali bir rindim!

Hâfız, senden ne istiyor, maksadı ne? Tanrı bilir, Tanrı bilirken dilememe ne hacet?

Selâmullâhı mâ kerrel leyâli
Ve câvebetil masâni vel mesâli

463‏

 

سلام الله ما کر الليالی

و جاوبت المثانی و المثالی

 

علی وادی الاراک و من عليها

و دار باللوی فوق الرمال

دعاگوی غريبان جهانم

و ادعو بالتواتر و التوالی

 

به هر منزل که رو آرد خدا را

نگه دارش به لطف لايزالی

 

منال ای دل که در زنجير زلفش

همه جمعيت است آشفته حالی

 

ز خطت صد جمال ديگر افزود

که عمرت باد صد سال جلالی

 

تو می‌بايد که باشی ور نه سهل است

زيان مايه جاهی و مالی

 

بر آن نقاش قدرت آفرين باد

که گرد مه کشد خط هلالی

 

فحبک راحتی فی کل حين

و ذکرک مونسی فی کل حال

سويدای دل من تا قيامت

مباد از شوق و سودای تو خالی

 

کجا يابم وصال چون تو شاهی

من بدنام رند لاابالی

 

خدا داند که حافظ را غرض چيست

و علم الله حسبی من سالی

 

**

SEVGİLİ, YÜZÜNÜN HAYALİNİ NASIL OLUR DA UYKUDA GÖREBİLİRİM? GÖZÜME UYKU GİRMİYOR Kİ? BEN, ANCAK UYKUNUN HAYALİNİ GÖRMEKTEYİM!

 

474. t

Güzelliğin, aşkın gibi kemal buldu… Gönlünü hoş tut, hiç kaygılanma; çünkü hu güzelliğe zeval olamaz!

Akıl, bundan daha güzel bir güzellik tasavvur edebilsin? imkânı yok, bu benim vehmime sığmıyor!

Bütün ömrümde bir günceğiz olsun vuslatına erişirsem bütün ömrümden haz aldım demektir.

Seninle olduğum zaman bir yıl, bana bir gün gibi gelir., fakat sensiz olursam bir an, bir yıl oluyor!

Sevgili, yüzünün hayalini nasıl olur da uykuda görebilirim? Gözüme uyku girmiyor ki? Ben, ancak uykunun hayalini görmekteyim!

Gönlüme acı, güzel yüzünün sevgisiyle zayıf bedenim bir hilâl gibi inceldi!

Hâfız, şikâyet etme. Sevgilinin vuslatını istiyorsan ayrılığa bundan fazla tahammül etmen gerek!

Bigrift kârı husnet çün cışkt men kemâli
Hoş baş ezan ki nebved in husnrâ zevali

464‏

 

بگرفت کار حسنت چون عشق من کمالی

خوش باش زان که نبود اين هر دو را زوالی

 

در وهم می‌نگنجد کاندر تصور عقل

آيد به هيچ معنی زين خوبتر مثالی

 

شد حظ عمر حاصل گر زان که با تو ما را

هرگز به عمر روزی روزی شود وصالی

 

آن دم که با تو باشم يک سال هست روزی

وان دم که بی تو باشم يک لحظه هست سالی

 

چون من خيال رويت جانا به خواب بينم

کز خواب می‌نبيند چشمم بجز خيالی

 

رحم آر بر دل من کز مهر روی خوبت

شد شخص ناتوانم باريک چون هلالی

 

حافظ مکن شکايت گر وصل دوست خواهی

زين بيشتر ببايد بر هجرت احتمالی

**

KAMIŞ KALEMİNDEN ŞEKERLER SAÇIP DURAN BİR ŞAİRİ, NEDEN BİR ŞEKER KAMIŞINA BİLE ALMAZLAR BİLMEM Kİ?

 

475. t

Sevgilimden kim bana bir kalem iltifatı, bir mektup getirecek ki ? Nerde sabah rüzgârı? Yine bir kerem ederse o eder.

Şöyle bir mukayesede bulundum, aşk yolunda aklın tedbiri, ancak deniz üstündeki çiğ’ tanesi gibi!

Gel, gel., hırkan meyhanelere vakfolmuş ama bende vakıf malından bir akça bile bulamazsın!

Kamış kaleminden şekerler saçıp duran bir şairi, neden bir şeker kamışına bile almazlar bilmem ki?

Gönlüm, riyadan kilim altında davul çalmaktan usandı artık., böyle gizli ve riyakârane işten meyhane kapısına bayrak dikmem daha yeğ!

Gel, zevk zamanının kadrini bilenler, iki âlemi bile bir kadeh şarapla bir güzellik sohbetine satmazlar!

Sürüp giden zevku safa, aşk âdeti değildir, aşk böyle bir şey olamaz. Eğer bize uygun bir yoldaşsan dert ve mihnet çekmen gerek!

Yollarda oturup halkı tedaviye kalkışan doktor, aşk sırrını anlayamaz. Yürü ey gönlü ölmüş kişi, bir Mesih nefesli kâmili ele geçir!

Şikâyet etmiyorum ama sevgilinin merhamet bulutundan ciğeri yanmışların tarlasına bir katra bile damlamadı gitti!

Nasıl, niçin sözleri baş ağrısı verir, gönül, şarap kadehini ele al da ömründen kâm al,, bir an olsun zevk ve huzura eriş!

Padişahım, Hâfız’ın elinde geceleri yalvarış, sabah çağlan dua edişten başka sana lâyık hiç bir şey yok ki!

Zidilberem ki resâned nevâzişi kalemi
Kucâst peyki şabâ ger hemikuned keremi

471‏

 

ز دلبرم که رساند نوازش قلمی

کجاست پيک صبا گر همی‌کند کرمی

 

قياس کردم و تدبير عقل در ره عشق

چو شبنمی است که بر بحر می‌کشد رقمی

 

بيا که خرقه من گر چه رهن ميکده‌هاست

ز مال وقف نبينی به نام من درمی

 

حديث چون و چرا درد سر دهد ای دل

پياله گير و بياسا ز عمر خويش دمی

 

طبيب راه نشين درد عشق نشناسد

برو به دست کن ای مرده دل مسيح دمی

 

دلم گرفت ز سالوس و طبل زير گليم

به آن که بر در ميخانه برکشم علمی

 

بيا که وقت شناسان دو کون بفروشند

به يک پياله می صاف و صحبت صنمی

 

دوام عيش و تنعم نه شيوه عشق است

اگر معاشر مايی بنوش نيش غمی

 

نمی‌کنم گله‌ای ليک ابر رحمت دوست

به کشته زار جگرتشنگان نداد نمی

 

چرا به يک نی قندش نمی‌خرند آن کس

که کرد صد شکرافشانی از نی قلمی

 

سزای قدر تو شاها به دست حافظ نيست

جز از دعای شبی و نياز صبحدمی

**

MURADINI VERİRİM AMA CANINI ALIRIM DERSİN.. KORKARIM MURADIMI VERMEZ, CANIMI ALIRSIN!

 

476. t

Halk, sana “İkinci Yusuf’sun” dedi. Fakat ben iyice dikkat ettim, gördüm ki Yusuf’tan da güzelsin.

Ey güzeller Husrevi, sana zamanın Şirin’i diyorlar ya., o tatlı gülümsemeyle, ne diyeyim? Ondan da şirinsin sen!

Ağzını goncaya benzetmenin imkânı yok. Gonca asla bu derecede dar, bu kadar küçük değildir.

Yüz kere o ağızdan muradını veririm dedin, fakat niçin süsen gibi baştanbaşa dilden ibaretsin, niçin yalnız söz verir, fakat sözünü tutmazsın?

Muradını veririm ama canını alırım dersin.. korkarım muradımı vermez, canımı alırsın!

Gözün attığı oku can siperinden bile geçirmekte.. kim bu derecede kuvvetli yay çeken bir basta görmüş ki?

Bir an gözden düşürdüğün kişiyi balkın gözünden de göz yaşı gibi akıtır, halkın gözünden de düşürürsün!

Hâfız, yolunda kalem gibi başıyle yürür, sen neden lütfedip de bir kerecik olsun onu mektup gibi okumazsın?

Guftend halayık ki tuyi Yûsufı sâni
Çün nik bididem behakikai bih ezâni

475‏

 

گفتند خلايق که تويی يوسف ثانی

چون نيک بديدم به حقيقت به از آنی

 

شيرينتر از آنی به شکرخنده که گويم

ای خسرو خوبان که تو شيرين زمانی

 

تشبيه دهانت نتوان کرد به غنچه

هرگز نبود غنچه بدين تنگ دهانی

 

صد بار بگفتی که دهم زان دهنت کام

چون سوسن آزاده چرا جمله زبانی

 

گويی بدهم کامت و جانت بستانم

ترسم ندهی کامم و جانم بستانی

 

چشم تو خدنگ از سپر جان گذراند

بيمار که ديده‌ست بدين سخت کمانی

 

چون اشک بيندازيش از ديده مردم

آن را که دمی از نظر خويش برانی

 

**

DEDİM Kİ NOKTA GİBİ AŞK DAİRESİNİN NOKTASINA GEL; GÜLDÜ DE DEDİ Kİ: HÂFIZ, BU NE BAŞ DÖNMESİ Kİ?

 

477. t

Selvi gibi gül bahçesine salına salına geldin mi güller, yüzünü kıskanır da her birinin, bağrına bir diken saplanır!

Saçlarının küfrünün her halkasında bir fitne var, gözünün sihri yüzünden de her bucakta bir hasta!

Ey sevgilinin sarhoş gözü, bahtın gibi uykuya dalma., her yanda ardından bir uyanık âşıkın ahi gelmede!

Geçer akçanın sence hiç bir değeri yok, yok ama yine can nakdim, yolunun toprağına feda olsun!

Gönül, daima güzellerin saçlarım düşünüp durma Kara düşüncelere, olmaz tedbirlere daldın mı nerde bir daha işin düzelecek?

Başım gitti de bir zaman gelip bu iş başa çıkmadı. Gönlüm elden çıktı da gönlümün derdiyle mukayyet olmadın!

Dedim ki nokta gibi aşk dairesinin noktasına gel; güldü de dedi ki: Hâfız, bu ne baş dönmesi ki?

Çü serv eğer bihırâmi demi be gulzâri
Hored zi ğayretı rûyi tu her guli hari

443‏

 

چو سرو اگر بخرامی دمی به گلزاری

خورد ز غيرت روی تو هر گلی خاری

 

ز کفر زلف تو هر حلقه‌ای و آشوبی

ز سحر چشم تو هر گوشه‌ای و بيماری

 

مرو چو بخت من ای چشم مست يار به خواب

که در پی است ز هر سويت آه بيداری

 

نثار خاک رهت نقد جان من هر چند

که نيست نقد روان را بر تو مقداری

 

دلا هميشه مزن لاف زلف دلبندان

چو تيره رای شوی کی گشايدت کاری

 

سرم برفت و زمانی به سر نرفت اين کار

دلم گرفت و نبودت غم گرفتاری

 

چو نقطه گفتمش اندر ميان دايره آی

به خنده گفت که ای حافظ اين چه پرگاری

 

**

SANA İKİ NASİHAT VEREYİM DE DİNLE, YÜZ HAZİNE ELDE ET: ZEVK VE İŞRET KAPISINDAN GİR, KİMSEYİ, AYIPLAMA PEŞİNDEN KOŞUP DURMA!

 

478. t

Ey sâki, bulut gölgesi, bahar, ırmak kıyısı.. artık ben ne yapmam gerek, söylemeyeyim de gönül ehliysen sen söyle!

Bu suretten birlik ve ihlâs kokusu gelmiyor; sofinin bulaşık hırkasını halis şarapla yıka.

Dünya, aşağılık tabiatlıdır, keremine dayanma.. ey dünyayı görmüş, anlamış tecrübeli kişi, aşağılık adamdan vefa ve sebat umma!

Kulağını aç, bak, bülbül feryat ederek ne diyor: Hocam, tevfik gülünü kokla, ihmal etme!

Eğer sevgilinin yüzünü görmek istiyorsan gönül aynasını cilâla. Yoksa demirden, tunçtan asla ne gül biter, ne nesrin!

*          Sana iki nasihat vereyim de dinle, yüz hazine elde et: Zevk ve işret kapısından gir, kimseyi, ayıplama peşinden koşup durma!

*          Bak, yine bahara eriştin, buna şükrane olarak iyilik fidanını dik, tevfik gülünü kok!

Hâfız’ımızdan riya kokusu geliyor dedin., aferin nefesine, ne de güzel koku aldın!

Sâkiyi sâyei ebrestu beharu lebi cüy
Men negüyem çi kun er ehli dili hod tu bigüy

485‏

 

ساقيا سايه ابر است و بهار و لب جوی

من نگويم چه کن ار اهل دلی خود تو بگوی

 

بوی يک رنگی از اين نقش نمی‌آيد خيز

دلق آلوده صوفی به می ناب بشوی

 

سفله طبع است جهان بر کرمش تکيه مکن

ای جهان ديده ثبات قدم از سفله مجوی

 

دو نصيحت کنمت بشنو و صد گنج ببر

از در عيش درآ و به ره عيب مپوی

 

شکر آن را که دگربار رسيدی به بهار

بيخ نيکی بنشان و ره تحقيق بجوی

 

روی جانان طلبی آينه را قابل ساز

ور نه هرگز گل و نسرين ندمد ز آهن و روی

 

گوش بگشای که بلبل به فغان می‌گويد

خواجه تقصير مفرما گل توفيق ببوی

 

گفتی از حافظ ما بوی ريا می‌آيد

آفرين بر نفست باد که خوش بردی بوی

 

**

AŞAĞILIK KİŞİDEN MÜRÜVVET UMMA, ONUN VERECEĞİ ŞEY DE HİÇBİR ŞEY DEĞİLDİR.

 

479. t

Bülbül ve kumru sesiyle şarap içmezsen seni nasıl tedavi edebilirim ki? İlâcın sonu dağlamadır, en son ilâç budur!

Bahar mevsiminin renginden, kokusundan bir azık sakla. Çünkü ardında kış haramileri var, hemen gelip çatarlar!

Gül nikabını kaldırıp bülbül hu hu demeye başladı mı elden şarap kadehini bırakma, hey gidi hey, ne yapıyorsun ki?

Çalgıcıyle sâkinin sözüne, defle neyin fetvasına göre mirasçılara hazinedarlık etmek  küfürdür!

* Saltanat ve güzellik azametinin sebatı ne zaman görülmüş ki? Süleyman’ın tahtıyle Key’in tacından kalan ancak bir sözden ibarettir !

Elde Abıhayatın var mı, susuz ölme., sana demedim mi? Her şey sudan dirilir, her şeyin hayatı sudandır!

Zamane hiç bir şey bağışlamamıştır ki sonradan onu almasın. Aşağılık kişiden mürüvvet umma, onun vereceği şey de hiçbir şey değildir.

Sığınılacak bir yer olan cennet sayvanına “kim dünya işvesine aldanır kalırsa vay haline” diye yazılmıştır.

Sâki, cömertlik kalmadı., sözü keselim, gel Hâtemi Tayy’ın ruhu şad olsun, onun ruhu için şarap sun!

Hâfız, nekes kişi, Tanrı’nın kokusunu bile duymaz. Sen kadehi al, kerem yoluna koyul, ihsan et, Tanrı suçları affeder, ben kefilim buna!

Besavtı bulbulu kumri eğer nenüşi mey
’İlâç key kunemet âhıruddevâ elkey

430‏

 

به صوت بلبل و قمری اگر ننوشی می

علاج کی کنمت آخرالدو‏ا الکی ا‏

 

ذخيره‌ای بنه از رنگ و بوی فصل بهار

که می‌رسند ز پی رهزنان بهمن و دی

 

چو گل نقاب برافکند و مرغ زد هوهو

منه ز دست پياله چه می‌کنی هی هی

 

شکوه سلطنت و حسن کی ثباتی داد

ز تخت جم سخنی مانده است و افسر کی

 

خزينه داری ميراث خوارگان کفر است

به قول مطرب و ساقی به فتوی دف و نی

 

زمانه هيچ نبخشد که بازنستاند

مجو ز سفله مروت که شيه لا شی

 

نوشته‌اند بر ايوان جنه الماوی

که هر که عشوه دنيی خريد وای به وی

 

سخا نماند سخن طی کنم شراب کجاست

بده به شادی روح و روان حاتم طی

 

بخيل بوی خدا نشنود بيا حافظ

پياله گير و کرم ورز و الضمان علی

 

**

GÖNÜL, SABRET.. TANRI BÖYLE DEĞERLİ BİR YÜZÜĞÜ ŞEYTAN ELİNDE BIRAKAMAZ ELBETTE!

 

480. t

Halden anlar iki dostla iki batman eski şarap., herkesle ve her şeyle alışverişi kesmek… Bir kitap ve bir yeşillik bucağı.

Her an bir bölük halk beni kınasa da sözümden dönmem:    Bu durağı dünyaya da değişmem, ahirete de!

Kanaat köşesini dünya hâzinesine değişen, Mısır Yusuf’unu ucuz bir fiyatla satmış demektir.

Gel, bu iş yurdunun parlaklığı ne senin gibi bir zahidin zahitliğiyle eksilir, ne benim gibi bir fasıkın fasıklığiyle.

Gayp nakışlarıyle bezenmiş kadeh aynasından seyret: Hiç kimse böyle şaşılacak zamanı hatırına bile getirmez.

Hadiseler kasırgasından bu çimenlikte bir gül mü kaldı, bir yasemin mi? Görülmüyor ki.

Gül bahçesinden esip geçen sam yelinden sonra bir gül kokusu kalır, bir nesteren rengi görülürse şaşarım doğrusu!

Gönül, sabret.. Tanrı böyle değerli bir yüzüğü Şeytan elinde bırakamaz elbette!

Hâfız, bu belâ yüzünden zamanın mizacı bozuldu. Nerde bir hakimin fikri, nerde bir berehmenin tedbiri!

Du yârı zireku ez bâdei kuhen du meni
 Ferâğatiyyu kitâbiyyu güşei çemeni

477‏

 

دو يار زيرک و از باده کهن دومنی

فراغتی و کتابی و گوشه چمنی

 

من اين مقام به دنيا و آخرت ندهم

اگر چه در پی ام افتند هر دم انجمنی

 

هر آن که کنج قناعت به گنج دنيا داد

فروخت يوسف مصری به کمترين ثمنی

 

بيا که رونق اين کارخانه کم نشود

به زهد همچو تويی يا به فسق همچو منی

 

ز تندباد حوادث نمی‌توان ديدن

در اين چمن که گلی بوده است يا سمنی

 

ببين در آينه جام نقش بندی غيب

که کس به ياد ندارد چنين عجب زمنی

 

از اين سموم که بر طرف بوستان بگذشت

عجب که بوی گلی هست و رنگ نسترنی

 

به صبر کوش تو ای دل که حق رها نکند

چنين عزيز نگينی به دست اهرمنی

 

مزاج دهر تبه شد در اين بلا حافظ

کجاست فکر حکيمی و رای برهمنی

**

KİRPİK OKLARINI AT, HÂFIZ’IN KANINI DÖK., BÖYLE BİR KATİLDEN KİMSE ÖÇ ALMAZ ZATEN!

 

481.

Bu yoksuldan padişahlar’ meclisine kim şu haberi götürür: Şarap içenler mahallesinde öyle erler var ki iki bin Cem’i bir kadeh şaraba bile almazlar!

O şarap ham da bu şarap içen olgunsa bir ham, binlerce olgundan bin kere yeğdir!

Ey Pîr, beni tespih taneleriyle yolumdan alıkoyma., ben, halis şarap içtim, bende ne ar kaldı, ne ad san kaygısı!

Harap oldum. Adım kötüye çıktı… fakat hâlâ ümidim var, azizler himmetiyle iyi bir ada sana ulaşırım elbet.

Sen kimya satmaktasın, bizim kalp akçamıza da bir bak… Çünkü elimizde bir hüner, bir sermaye yok, ancak bir tuzak kurmuşuz, o kadar!

Nereye gidip de şikâyetleneyim, bu hali kime hikâye edeyim? Dudağın bizim hayatımızdı ama dudağım tez aldın, birteviye bize vermedin ki!

Sevgilinin vefasına hayretteyim; bizi ne bir mektupta selâmla andı, ne bir yazıda haber göndererek yâd etti!

Sana hizmet etmek, sana kulluk eylemek isterim, lütfet, beni satın al, satma sakın., çünkü bu kutlulukta bir kul nadir düşer!

Kirpik oklarını at, Hâfız’ın kanını dök., böyle bir katilden kimse öç almaz zaten!

Ki bered be bezmi şâhan zimeni gedâ peyâmi
 Ki beküyı bâdenüşan du hezâr Cem becâmı

468‏

 

که برد به نزد شاهان ز من گدا پيامی

که به کوی می فروشان دو هزار جم به جامی

 

شده‌ام خراب و بدنام و هنوز اميدوارم

که به همت عزيزان برسم به نيک نامی

 

تو که کيميافروشی نظری به قلب ما کن

که بضاعتی نداريم و فکنده‌ايم دامی

 

عجب از وفای جانان که عنايتی نفرمود

نه به نامه پيامی نه به خامه سلامی

 

اگر اين شراب خام است اگر آن حريف پخته

به هزار بار بهتر ز هزار پخته خامی

 

ز رهم ميفکن ای شيخ به دانه‌های تسبيح

که چو مرغ زيرک افتد نفتد به هيچ دامی

 

سر خدمت تو دارم بخرم به لطف و مفروش

که چو بنده کمتر افتد به مبارکی غلامی

 

به کجا برم شکايت به که گويم اين حکايت

که لبت حيات ما بود و نداشتی دوامی

 

بگشای تير مژگان و بريز خون حافظ

که چنان کشنده‌ای را نکند کس انتقامی **

**

GÖĞÜS, AĞZINA KADAR DERTLE DOLU.. YAZIK, BİR MERHEM OLSA BARİ. GÖNÜL, YALNIZLIKTAN ÖLÜM HALİNE GELDİ, YARABBİ BİR HEMDEM!

 

 

482. t

Göğüs, ağzına kadar dertle dolu.. Yazık, bir merhem olsa bari. Gönül, yalnızlıktan ölüm haline geldi, Yarabbi bir hemdem!

Bu çabucak gelip geçen kâinattan emniyet ve istirahate kavuşmayı kim umabilir? Sâki, bir kadehçik sun da bir an olsun rahata kavuşayım!

Kalk da rüzgârından huriler huyunun kokusu gelip duran şu Semerkand güzeline gönül verelim.

Anlayışlı birisine “şu ahvale bak” dedim; güldü de dedi ki: “Pek güç bir gün, çok şaşılacak bir iş ve perişan bir âlem!”

Çigil güzeli için sabır kuyusunda yandım yakıldım da Türklerin padişahı halimi bilmiyor. Nerde bir Rüstem ?

Âşıklık yolunda emniyet ve istirahat, bir belâdır. Senin derdine düşüp derman arayan         gönül büsbütün yaralansın!

Kendi emelleri için çalışanlarla, naz ehli olanlara rintlik civarına yol yok. Bu yola öyle bir yolcu gerek ki cihanı yaksın yandırsın.. ham ve gamsız kişi değil!

• Topraktan yaratılan bu âlemde bir tek adam bile ele geçmiyor. Başka bir âlem yaratmak, yeniden bir insan halketmek lâzım!

Aşk istiğnasına karşı Hâfız’ın tövbesinin ne değeri var ki’ Bu deniz, öyle bir deniz ki, burada yedi derya bile çiğ tanesi gibi ehemmiyetsiz görünmekte!

Sine mâlâmâli derdest ey driğâ merhemi
Dil zitenhâyi becan âmed Hudarâ hemdemi

470‏

 

سينه مالامال درد است ای دريغا مرهمی

دل ز تنهايی به جان آمد خدا را همدمی

 

چشم آسايش که دارد از سپهر تيزرو

ساقيا جامی به من ده تا بياسايم دمی

 

زيرکی را گفتم اين احوال بين خنديد و گفت

صعب روزی بوالعجب کاری پريشان عالمی

 

سوختم در چاه صبر از بهر آن شمع چگل

شاه ترکان فارغ است از حال ما کو رستمی

 

در طريق عشقبازی امن و آسايش بلاست

ريش باد آن دل که با درد تو خواهد مرهمی

 

اهل کام و ناز را در کوی رندی راه نيست

ره روی بايد جهان سوزی نه خامی بی‌غمی

 

آدمی در عالم خاکی نمی‌آيد به دست

عالمی ديگر ببايد ساخت و از نو آدمی

 

خيز تا خاطر بدان ترک سمرقندی دهيم

کز نسيمش بوی جوی موليان آيد همی

 

گريه حافظ چه سنجد پيش استغنای عشق

کاندر اين دريا نمايد هفت دريا شبنمی

 

                       

**

SEN, SELMA’YA OLAN AŞKIMI İNKÂR EDİYOR, HOŞ GÖRMÜYORSUN HA! SEN DE EVVEL EMİRDE BİR SEVGİLİYE KAPILSAYDIN,

 

 

483. t

Selma, iki zülfiyle gönlümü esir etti. Ruhumsa ona her gün şikâyet edip durmada!

Tanrı için olsun sevgili, bu âşıkın suçunu bağışla, düşmanlara rağmen beni kendine ulaştır!

Sen, Selma’ya olan aşkımı inkâr ediyor, hoş görmüyorsun ha! Sen de evvel emirde bir sevgiliye kapılsaydın,

Benim gibi gönlün sevgi denizinde aşka gark olsaydı o vakit halimi anlardın!

Sevgili, yüzünün sevdasına düştük. Derdinden kulların Rabbine dayandık!

Hâfız’ın gönlü, zülfünün büklümlerinde kayboldu gitti. Karanlık gecede kılavuz ancak Tanrı’dır!

Eğer bizden edebe uygun olmayan bir hareket gördüysen karşılık olarak canımızı ayağına feda edelim sevgili!

Sebet Selmâ bişudğeyhâ fu’âdi
Ve rühi külle yemin li yunâdi

438‏

 

سبت سلمی بصدغيها فادی

و روحی کل يوم لی ينادی

 

نگارا بر من بی‌دل ببخشای

و واصلنی علی رغم الاعادی

 

حبيبا در غم سودای عشقت

توکلنا علی رب العباد

امن انکرتنی عن عشق سلمی

تزاول آن روی نهکو بوادی

 

که همچون مت به بوتن دل و ای ره

غريق العشق فی بحر الوداد

به پی ماچان غرامت بسپريمن

غرت يک وی روشتی از امادی

 

غم اين دل بواتت خورد ناچار

و غر نه او بنی آنچت نشادی

 

دل حافظ شد اندر چين زلفت

بليل مظلم و الله هادی

 

**

İSM-İ ÂZAMIN NURLARI ŞEYTAN’DA ZUHUR ETMEZ. ÜLKE DE SENİNDİR, HÂTEM DE DİLEDİĞİNİ BUYUR!

 

484. t

Ey yüzünde padişahlık nurlan görünüp duran padişahım, fikrinde yüzlerce Tanrı hikmeti gizli!

Allah mübarek etsin, nazar değmesin; kalemin, bir katra kara mürekkepten din ülkesine yüzlerce Abıhayat kaynağı akıttı.

İsm-i âzamın nurlan Şeytan’da zuhur etmez. Ülke de senindir, hâtem de dilediğini buyur!

Süleyman’ın ululuğuna şüphe edenin aklına, irfanına kuş da güler, balık da!

Doğan, arada bir, başına bir külâhtır koyar ama padişahlık usulünü yine Kafdağındaki kuşlar bilir!

Gökyüzünün, kendi feyziyle suvardığı kılıç, askere minnet çekmeden yalnız başına bütün dünyayı zaptedebilir.

Kalemin, yâr ü ağyar hakkında cana canlar katan muskayı da güzelce yazar, ömür eksilten, insanı helak eden afsunu da!

Ey şeref ve ululuk kimyasından halk edilmiş olan, ey devleti zeval sademesinden emin bulunan padişahım,

Kılıcının ışığından bir parıltı madene düşse kızıl benizli yakuta saman sarılığı verir.

Bir ömürdür kadehimde şarap yok., ben şu davada bulunuyorum ya, işte muhtesip de şahidimdir.

Bilirim, halimi sabah çağından sorarsan gönlün, geceleri uyumayanların aczine mutlaka i6o          merhamet eder.

Sâki, meyhane çeşmesinden su getir de hırkalarımızı tekke riyasından yıkayalım.

İsyan şimşeği Âdem Safî’yi bile yakarsa gayri bize nasıl olur da günahsızlık davası yaraşır ki?

* Hâfız, padişahın, senin adını arada bir anıyor ya, gayri bahtından şikâyet etme de özür dilemeye gel!

Ey derruhi tu peyda envârı Pâdşâhi
Derfikreti tu pinhan şed hikmeti İlâhi

489‏

 

ای در رخ تو پيدا انوار پادشاهی

در فکرت تو پنهان صد حکمت الهی

 

کلک تو بارک الله بر ملک و دين گشاده

صد چشمه آب حيوان از قطره سياهی

 

بر اهرمن نتابد انوار اسم اعظم

ملک آن توست و خاتم فرمای هر چه خواهی

 

در حکمت سليمان هر کس که شک نمايد

بر عقل و دانش او خندند مرغ و ماهی

 

باز ار چه گاه گاهی بر سر نهد کلاهی

مرغان قاف دانند آيين پادشاهی

 

تيغی که آسمانش از فيض خود دهد آب

تنها جهان بگيرد بی منت سپاهی

 

کلک تو خوش نويسد در شان يار و اغيار

تعويذ جان فزايی افسون عمر کاهی

 

ای عنصر تو مخلوق از کيميای عزت

و ای دولت تو ايمن از وصمت تباهی

 

ساقی بيار آبی از چشمه خرابات

تا خرقه‌ها بشوييم از عجب خانقاهی

 

عمريست پادشاها کز می تهيست جامم

اينک ز بنده دعوی و از محتسب گواهی

 

گر پرتوی ز تيغت بر کان و معدن افتد

ياقوت سرخ رو را بخشند رنگ کاهی

 

دانم دلت ببخشد بر عجز شب نشينان

گر حال بنده پرسی از باد صبحگاهی

 

جايی که برق عصيان بر آدم صفی زد

ما را چگونه زيبد دعوی بی‌گناهی

 

حافظ چو پادشاهت گه گاه می‌برد نام

رنجش ز بخت منما بازآ به عذرخواهی

 

**

SENDEN UZAĞIZ AMA YİNE YADINLA KADEHİ ELE ALMAKTAYIZ. RUHANÎ SEFERDE KONAK UZAKLIĞI OLAMAZ.

 

485.

Dhâniler’den Hasan oğlu Şeyh Üveys’in oğlu Sultan Ahmed’in adaleti yüzünden Tanrı’ya hamd etmekteyim.

Han oğlu han, esasen padişah olarak yaratılmış padişahlar padişahı.. Ona cihanın canı desen yaraşır.

Göz senin ikbalini görmeden iman getirdi.

Tanrı’nın bunca lûtuflarına mazhar padişah kutlu olsun!

Ay, sen olmadıkça doğarsa Ahmed’in devletiyle Tanrı’nın mucizesi, onu ikiye böler.

Bahtının cilvesi, padişahın da gönlünü almaktadır, yoksulun da.. Nazar değmesin, hem cansın, hem canan!

Kâhküllerini Türkler gibi kıvır! Talihinde hem hakanlık ihsanı var, hem Cengiz Han’ın gayreti!

Senden uzağız ama yine yadınla kadehi ele almaktayız. Ruhanî seferde konak uzaklığı olamaz.

Fars toprağında işret bahçem açılmadı gitti. Ne mutlu Bağdat’taki Dicle’yle reyhanı şarap!

Âşıkın başı, maşukun kapısına toprak olamazsa avarelik mihnetinden nasıl halâs bulur?

Ey seher rüzgârı; sevgilinin kapısının toprağını getir de Hâfız, onunla gönül gözünü nurlandırsın!

Ahmedullâhi alâ ma’deletis sultânı
Ahmedi Şeyh ’Uveysî Hasenî lhânı

472‏

 

احمد الله علی معدله السلطان

احمد شيخ اويس حسن ايلخانی

 

خان بن خان و شهنشاه شهنشاه نژاد

آن که می‌زيبد اگر جان جهانش خوانی

 

ديده ناديده به اقبال تو ايمان آورد

مرحبا ای به چنين لطف خدا ارزانی

 

ماه اگر بی تو برآيد به دو نيمش بزنند

دولت احمدی و معجزه سبحانی

 

جلوه بخت تو دل می‌برد از شاه و گدا

چشم بد دور که هم جانی و هم جانانی

 

برشکن کاکل ترکانه که در طالع توست

بخشش و کوشش خاقانی و چنگزخانی

 

گر چه دوريم به ياد تو قدح می‌گيريم

بعد منزل نبود در سفر روحانی

 

از گل پارسيم غنچه عيشی نشکفت

حبذا دجله بغداد و می ريحانی

 

سر عاشق که نه خاک در معشوق بود

کی خلاصش بود از محنت سرگردانی

 

ای نسيم سحری خاک در يار بيار

که کند حافظ از او ديده دل نورانی

 

**

BU KULUN CANINI DA İSTE, GÖNLÜNÜ DE., HEM DE HİÇ DURMADAN ALIVER. ÇÜNKÜ ÂŞIKLARA BUYRUĞUN YÜRÜR!

 

486.

Dünyada ne muradın varsa hepsini elde ettin., artık kudretsiz zayıf âşıkların halinden sana ne., elbette onların derdiyle dertlenmez, elbette onlara aldırış bile etmezsin.

Bu kulun canını da iste, gönlünü de., hem de hiç durmadan alıver. Çünkü âşıklara buyruğun yürür!

Miyanın (belin) olmadığı halde şuna şaştım ki her güzeller topluluğunda miyancılık eder, durursun!

Yüzüne nakış lâyık değil., çünkü erguvan gibi yanağında misklere benzer siyah hattın bir kudret nakşı!

Sen hafif ruhlu, lâtif bir güzelsin, daima şarap iç; hele şimdi büsbütün şarap içmeye koyul., çünkü mahmurluğun var!

Gayri bizi bundan fazla incitme, gönlümüze bundan fazla cevretme.. her dilediğini yapabilirsin., bu, sana lâyıktır da, fakat yapma!

Bu hasta âşıkın canına kastedip yayına bu niyetle yüz binlerce cefa okunu korsan elindedir, dilersen oklarsın, dilersen bağışlarsın!

Sevgilin merhametliyse rakiplerin cefasını da çek, hasetçinin de., çünkü bu, dost merhametli olunca kolay gelir!

Bir an bile olsa sevgilinin vuslatına eriştin mi yürü, var., cihanda bundan muradını elde ettin demektir.

Hâfız, bu bahçeden eteklerle gül devşirmedesin.. artık bahçıvanın feryad ü figanından sana ne gam?

Tura ki her çi murâdest dercihan dâri
Çi gam zihâli meni zârı nâtevan dâri

445‏

 

تو را که هر چه مراد است در جهان داری

چه غم ز حال ضعيفان ناتوان داری

 

بخواه جان و دل از بنده و روان بستان

که حکم بر سر آزادگان روان داری

 

ميان نداری و دارم عجب که هر ساعت

ميان مجمع خوبان کنی ميانداری

 

بياض روی تو را نيست نقش درخور از آنک

سوادی از خط مشکين بر ارغوان داری

 

بنوش می که سبکروحی و لطيف مدام

علی الخصوص در آن دم که سر گران داری

 

مکن عتاب از اين بيش و جور بر دل ما

مکن هر آن چه توانی که جای آن داری

 

به اختيارت اگر صد هزار تير جفاست

به قصد جان من خسته در کمان داری

 

بکش جفای رقيبان مدام و جور حسود

که سهل باشد اگر يار مهربان داری

 

به وصل دوست گرت دست می‌دهد يک دم

برو که هر چه مراد است در جهان داری

 

چو گل به دامن از اين باغ می‌بری حافظ

چه غم ز ناله و فرياد باغبان داری

**

SABAH YELİ GENÇLİK ÇAĞINI HATIRLATIYOR. YAVRUM GAMIMIZI UNUTTURAN O CAN İLÂCINI SUN!

 

487. •

Sâki, gel! Lâlenin kadehi şarapla doldu., sofi âdetleri niceyedek sürecek, gece masalları ne vakte kadar söylenip duracak?

Kibri bırak, nazdan vazgeç., zaman Kayser’in elbisesinin dürüldüğünü de görmüştür, Reylerin külahının terkedilişini de!

Ayıl, aklını başına al; bülbül sarhoş oldu., kendine gel, uyan; yokluk uykusu ardımızdadır!

Ey ilkbahar dâlı, ne de nazikçe, ne de hoş sallanmadasın., dilerim, kış rüzgârları sana zarar vermesin!

Feleğin sevgisine de güvenilmez; nazına da., vay onun hilesinden emin olana!

Yarın kevser şarabiyle huriler bizim, bu :gün de ay yüzlü sâkiyle şarap kadehi!

Sabah yeli gençlik çağını hatırlatıyor. Yavrum gamımızı unutturan o can ilâcını sun!

Gülün ululanmasına, saltanatına bakma., zamanı tez gelip geçer; rüzgâr, onun her yaprağım ayaklar altına döşeyip gider.

Sun sâki, Hâtemi Tayy’ın hatırasıyle bir batmanlık kadehi., sun da nekeslerin kara defterlerini dürelim!

Sun, erguvana güzellik ve letafet veren şarabı., sun, erguvanın mizacındaki letafet yüzünden terlerle yanağından o rengi, o güzelliği izhar eden şarabı sun!

Bahçeye git, orada otur, yaslan., selvi kullar gibi ayak üstünde bekliyor. Kamış, beline kulluk kemerini bağlamış!

Hâfız, senin sihri bile aldatan güzel şiirlerinin şöhreti, Mısır ve Çin sınırlarına, Rumi ve Rey uçlarına kadar vardı, her tarafa yayıldı!

Sakı biyâ ki şud kadeh i lâle pur zimey
Tâmât tâ beçendu burâfât tâ bekey

429‏

 

ساقی بيا که شد قدح لاله پر ز می

طامات تا به چند و خرافات تا به کی

 

بگذر ز کبر و ناز که ديده‌ست روزگار

چين قبای قيصر و طرف کلاه کی

 

هشيار شو که مرغ چمن مست گشت هان

بيدار شو که خواب عدم در پی است هی

 

خوش نازکانه می‌چمی ای شاخ نوبهار

کشفتگی مبادت از آشوب باد دی

 

بر مهر چرخ و شيوه او اعتماد نيست

ای وای بر کسی که شد ايمن ز مکر وی

 

فردا شراب کوثر و حور از برای ماست

و امروز نيز ساقی مه روی و جام می

 

باد صبا ز عهد صبی ياد می‌دهد

جان دارويی که غم ببرد درده ای صبی

 

حشمت مبين و سلطنت گل که بسپرد

فراش باد هر ورقش را به زير پی

 

درده به ياد حاتم طی جام يک منی

تا نامه سياه بخيلان کنيم طی

 

زان می که داد حسن و لطافت به ارغوان

بيرون فکند لطف مزاج از رخش به خوی

 

مسند به باغ بر که به خدمت چو بندگان

استاده است سرو و کمر بسته است نی

 

حافظ حديث سحرفريب خوشت رسيد

تا حد مصر و چين و به اطراف روم و ری

 

**

GECE GÜNDÜZ KENDİSİ SÂF ŞARAP İÇMEDE.. BU TORTULU ŞARABI İÇENİ DE BİR ANSA, BİR HATIRIASA OLMAZ MI Kİ?

 

488. •

Sâki, ramazan içinde de olsak aldırma; her ham kişiyi olgunlaştıran şaraptan bir kadeh sun!

Nice günler gelip geçti de bu yoksul âşıkın eli, ne bir şimşir boylu güzelin saçlarını tuttu, ne bir gümüş endamlı dilberin bileğini!

Oruç, aziz bir konuktur ama gelişini Tanrı vergisi bil, gidişini de Tanrı ihsanı!

Akıllı, anlayışlı kuş, bu zamanlarda tekke kapısında uçmaz. Çünkü her vaiz meclisinde bir tuzak kurulmuştur.

Kötü huylu zahitten şikâyet etmeme mahal yok., âdet budur, her sabahın ardından bir akşam gelir!

Sevgilim, çayırlığa, çimenliğe seyre çıkınca, ey seher yeli, benden ona şu haberi ulaştır:

Gece gündüz kendisi sâf şarap içmede.. Bu tortulu şarabı içeni de bir ansa, bir hatırIasa olmaz mı ki?

Hâfız, gönlünün muradını zamanın veziri vermezse sen istediğin kadar uğraş, muradım güç elde edersin!

Zan meyi ‘ışk kezo puhte şevet her hami
Gerçi mâhı ramazanest biyâver cami

467‏

 

زان می عشق کز او پخته شود هر خامی

گر چه ماه رمضان است بياور جامی

 

روزها رفت که دست من مسکين نگرفت

زلف شمشادقدی ساعد سيم اندامی

 

روزه هر چند که مهمان عزيز است ای دل

صحبتش موهبتی دان و شدن انعامی

 

مرغ زيرک به در خانقه اکنون نپرد

که نهاده‌ست به هر مجلس وعظی دامی

 

گله از زاهد بدخو نکنم رسم اين است

که چو صبحی بدمد در پی اش افتد شامی

 

يار من چون بخرامد به تماشای چمن

برسانش ز من ای پيک صبا پيغامی

 

آن حريفی که شب و روز می صاف کشد

بود آيا که کند ياد ز دردآشامی

 

حافظا گر ندهد داد دلت آصف عهد

کام دشوار به دست آوری از خودکامی

 

**

HER KILIMIN UCUNDA BİNLERCE CANIM OLSAYDI SEVGİLİMİN SAÇLARINDAKİ KOKUNUN DEĞERİ NEDİR, O ZAMAN SÖYLERDİM SANA!

 

489.

Ne olurdu o ay yüzlü güzelin gönlünde merhamet olsaydı.. Öyle olsaydı halimiz böyle olmadı ya!

Her kılımın ucunda binlerce canım olsaydı sevgilimin saçlarındaki kokunun değeri nedir, o zaman söylerdim sana!

Gönlümüzün zevku safası daimî olsaydı, bu neşeye zemanenin kötülüklerinden bir zarar dokunmasaydı ne eksilirdi ki, ne ziyan olurdu ki yarabbi!

Felek beni yüceltmek, ağırlamak isteseydi     yücelik tahtını, sevgilinin eşiğindeki toprak olurdu!

Keşke sevgili, gözyaşı katraları gibi perdeden çıkıp görünseydi de iki gözlerimize hükmü yürüseydi!

Aşk dairesi yolumuzu bağlamasaydı, bize bu daireden çıkmaya müsaade etseydi Hâfız, bu dairenin ortasında nokta gibi dönmez, halâs olur giderdi !

Çi büdi er dili an mah mihriban büdi
Ki hali ma ne çunin büdi er çunan büdi

441‏

 

چه بودی ار دل آن ماه مهربان بودی

که حال ما نه چنين بودی ار چنان بودی

 

بگفتمی که چه ارزد نسيم طره دوست

گرم به هر سر مويی هزار جان بودی

 

برات خوشدلی ما چه کم شدی يا رب

گرش نشان امان از بد زمان بودی

 

گرم زمانه سرافراز داشتی و عزيز

سرير عزتم آن خاک آستان بودی

 

ز پرده کاش برون آمدی چو قطره اشک

که بر دو ديده ما حکم او روان بودی

 

اگر نه دايره عشق راه بربستی

چو نقطه حافظ سرگشته در ميان بودی

 

**

BİR HIRKA GİYMİŞ KİŞİYİ GÖRÜRSEN ALDANMA, İŞİNE BAK. HANGİ KIBLEYİ GÖRÜRSEN GÖR, HANGİSİNE TAPARSAN TAP. ÇÜNKÜ BİR KIBLEYE TAPMAK, KENDİNE TAPMAKTAN YEĞDİR.

 

490. •

Gönül, bir an bile aşktan ve sarhoşluktan geri kalma. Ondan sonra yürü., yokluktan da kurtuldun demektir, varlıktan da!

Bir hırka giymiş kişiyi görürsen aldanma, işine bak. Hangi kıbleyi görürsen gör, hangisine taparsan tap. Çünkü bir kıbleye tapmak, kendine tapmaktan yeğdir.

Padişahım, Allah için olsun medet et, saçlarının sevdası, beni perişan etti. Bir kara kul, ne vakte kadar bu uzun ellilikte bulunacak?

Aşkın, Hâfız’ı tufanlara gark edecek. Halbuki sen, bu kargaşalıktan şimşek gibi bir çaktın mı kurtuldun sandın ha !

Ey dil mebâş yek dem hâli zi’ışku mesti
Vangeh birov ki resti ez nişti vu hestı

434‏

 

ای دل مباش يک دم خالی ز عشق و مستی

وان گه برو که رستی از نيستی و هستی

 

گر جان به تن ببينی مشغول کار او شو

هر قبله‌ای که بينی بهتر ز خودپرستی

 

با ضعف و ناتوانی همچون نسيم خوش باش

بيماری اندر اين ره بهتر ز تندرستی

 

در مذهب طريقت خامی نشان کفر است

آری طريق دولت چالاکی است و چستی

 

تا فضل و عقل بينی بی‌معرفت نشينی

يک نکته‌ات بگويم خود را مبين که رستی

 

در آستان جانان از آسمان مينديش

کز اوج سربلندی افتی به خاک پستی

 

خار ار چه جان بکاهد گل عذر آن بخواهد

سهل است تلخی می در جنب ذوق مستی

 

صوفی پياله پيما حافظ قرابه پرهيز

ای کوته آستينان تا کی درازدستی

 

**

SEVGİLİNİN AYRILIK GÜNLERİNİN BİTMESİNE ÇOK BİR ZAMAN KALMADI. KORULUKTAKİ TEPELERDE ÇADIRLARIN KUBBELERİNİ GÖRDÜM.

 

491. •

Korudaki ödağacının kokulan geldi, aşkımı arttırdı. Aziz can, sevgilinin kapısındaki toprağa feda olsun!

Sevgilinin haberini duymak saadettir. Kim selâmımı Suad’a ulaştıracak?

Şam ı garibana gel de göz yaşlarımı gör. Şam’da yapılma sırça şişedeki sâf şaraba benziyor.

Misvak ağaçlarının bulunduğu yerden bir yomlu kuş uçup yaklaştı mı, Suad’ın bahçelerindeki güvercinler bile ötmez, dikkat kesilirler.

Sevgilinin ayrılık günlerinin bitmesine çok bir zaman kalmadı. Koruluktaki tepelerde çadırların kubbelerini gördüm.

Ne hoştur o gün ki gelesin de sana “Selâmetle geldin, safalar getirdin; kademin ne hayırlı kadem, ne de hayırlı bir konağa kondun” diyeyim!

Senden ayrıldım da ay gibi yüzünü tamamıyle göremediğimden eridim, hilâle döndüm!

Necid’de benden ayrıldın, ahdini bozdun, vefasızlık ettin de o andanberi ne uykumda bir huzur kaldı, ne yattığım yerde bir zevk!

Ümidim var, bahtım yaver olur da seni yakında görürüm., sen bana buyruk yürütür, neşelenirsin, ben de kullukla iftihar ederim!

Hâfız, şiirin lâtif bir inci dizisine benzemekte. Letafet saçmaya başladı mı öndülü, Nizamî’nin şiirinden bile alıyor.

Enet revâyihu rend el hımâ ve zâde garâmi
Fedâı hâki deri dost bâd cânı gerâmi

469‏

 

انت رواح رند الحمی و زاد غرامی

فدای خاک در دوست باد جان گرامی

 

پيام دوست شنيدن سعادت است و سلامت

من المبلغ عنی الی سعاد سلامی

 

بيا به شام غريبان و آب ديده من بين

به سان باده صافی در آبگينه شامی

 

اذا تغرد عن ذی الاراک طار خير

فلا تفرد عن روضها انين حمامی

 

بسی نماند که روز فراق يار سر آيد

رايت من هضبات الحمی قباب خيام

خوشا دمی که درآيی و گويمت به سلامت

قدمت خير قدوم نزلت خير مقام

 

بعدت منک و قد صرت ذابا کهلال

اگر چه روی چو ماهت نديده‌ام به تمامی

 

و ان دعيت بخلد و صرت ناقض عهد

فما تطيب نفسی و ما استطاب منامی

 

اميد هست که زودت به بخت نيک ببينم

تو شاد گشته به فرماندهی و من به غلامی

 

چو سلک در خوشاب است شعر نغز تو حافظ

که گاه لطف سبق می‌برد ز نظم نظامی

 

 

**

HAM TAMAHA DÜŞMÜŞ HÂFIZ, ŞU İŞTEN UTAN! AMELİN NEDİR Kİ ONA KARŞILIK CENNET İSTEMEKTESİN?

 

492. *

Seher çağı meyhane hatifi, iyiliğimi isteyerek dedi ki: Beri gel, sen bu kapının eski kulusun!

Cem gibi cür’amızı iç de cihanı gösteren kadeh, seni iki cihanın sırrından agâh etsin.

Meyhane kapısında öyle kalenderler var ki padişahlık tacını alırlar da, verirler de!

Başlarının altında kerpiç var ama ayakları, yedi yıldızın da üstünde., kudret elini gör, rütbe ve makamı seyret!

Başımız meyhane kapısında. Çünkü meyhanenin damı, duvarı bu alçaklığıyla beraber feleğin bile üstünde!

Hızır kılavuz olmadıkça bu konağı aşmaya kalkışma, çünkü kapkaranlık bir yol yol yitirmeden kork!

Gönül, sana yokluk saltanatım bağışlarlarsa o saltanatın en ehemmiyetsiz hududu aydan balığa kadardır.

Yolun karanlıklar diyarına gitmekte; bir Hızır bul. Çünkü bu yolda yolsuzlar çoktur.

Mademki yokluktan bahsetmeyi bilmiyorsun.. bari Vezirlik mesnediyle Turanşah’ın makamım elden bırakma, Vezir’in mülâzemetini terk etme.

Ham tamaha düşmüş Hâfız, şu işten utan! Amelin nedir ki ona karşılık cennet istemektesin?

Seherem hatifi meyhane bedovlethâhi
Guft bâz ây ki dirinei in dergâhı

488‏

 

سحرم هاتف ميخانه به دولتخواهی

گفت بازآی که ديرينه اين درگاهی

 

همچو جم جرعه ما کش که ز سر دو جهان

پرتو جام جهان بين دهدت آگاهی

 

بر در ميکده رندان قلندر باشند

که ستانند و دهند افسر شاهنشاهی

 

خشت زير سر و بر تارک هفت اختر پای

دست قدرت نگر و منصب صاحب جاهی

 

سر ما و در ميخانه که طرف بامش

به فلک بر شد و ديوار بدين کوتاهی

 

قطع اين مرحله بی همرهی خضر مکن

ظلمات است بترس از خطر گمراهی

 

اگرت سلطنت فقر ببخشند ای دل

کمترين ملک تو از ماه بود تا ماهی

 

تو دم فقر ندانی زدن از دست مده

مسند خواجگی و مجلس تورانشاهی

 

حافظ خام طمع شرمی از اين قصه بدار

عملت چيست که فردوس برين می‌خواهی

 

**

DUDAĞINI ÖPMEKTE VE ŞARAP İÇMEKTEYİM. ÂDETA ABIHAYATA YOL BULMUŞ, ABIHAYATI ELDE ETMİŞİM!

 

493. •

Dudağını öpmekte ve şarap içmekteyim. Âdeta Abıhayata yol bulmuş, Abıhayatı elde etmişim!

Ne sırrını kimseye söyleyebilirim, ne onunla birisini görmeye tahammülüm var!

Kadeh, dudağını öpüp kanlar içmekte., gül, yüzünü görüp terlemekte!

Sâki, şarap kadehini sun, Cem’i hatırlama. Kim bilir, Cem ne oldu?

Ey ay yüzlü çalgıcı, çengi çal, perdelerine’ dokun da feryadından coşayım!

Gül, halvetten çıktı, tahtım bahçeye kurdu.. sen de zahitlik yaygısını gonca gibi dur artık!

Sâki, sarhoşu, sevgilinin gözleri gibi mahmur bırakma., onun dudaklarını an da şarap sun!

Kadehin kanı, iliğinde damarında olan tenden can, ayrılmak istemez.

Hâfız, bir zaman dilini tut da neyden dilsîzlerin dilini işit!

Lebeş mibüsmu dermikeşem mey
Be Abızindegâni burdeem pey

431‏

 

لبش می‌بوسم و در می‌کشم می

به آب زندگانی برده‌ام پی

 

نه رازش می‌توانم گفت با کس

نه کس را می‌توانم ديد با وی

 

لبش می‌بوسد و خون می‌خورد جام

رخش می‌بيند و گل می‌کند خوی

 

بده جام می و از جم مکن ياد

که می‌داند که جم کی بود و کی کی

 

بزن در پرده چنگ ای ماه مطرب

رگش بخراش تا بخروشم از وی

 

گل از خلوت به باغ آورد مسند

بساط زهد همچون غنچه کن طی

 

چو چشمش مست را مخمور مگذار

به ياد لعلش ای ساقی بده می

 

نجويد جان از آن قالب جدايی

که باشد خون جامش در رگ و پی

 

زبانت درکش ای حافظ زمانی

حديث بی زبانان بشنو از نی

 

**

EZELÎ FEYİZ, ZORLA VE ALTINLA ELDE EDİLSEYDİ ABIHAYAT, İSKENDER’E DE NASİP OLURDU!

 

494. •

Dün gece rüyada gördüm, bir ay doğuyordu. Yüzünün aksiyle hicran gecesi sona erişmekteydi.

Tabii’ ettim de sefere giden sevgili geliyor dedim. Daha pek tez, pek erken ama ah ne olur kapıdan giriverse!

Allah selâmetler versin, benim kutlu sâkim daima kapıdan kadehle, şarapla gelirdi!

Ne hoş olurdu, rüyada diyarım görseydi de bizimle sohbet ettiği demleri hatırlasaydı ve bu hatırlayış onun bu tarafa gelmesine kılavuz olsaydı!

Ezelî feyiz, zorla ve altınla elde edilseydi Abıhayat, İskender’e de nasip olurdu!

Anılsın o demler ki kapımdan, bacamdan her an sevgilinin haberi, güzelimin mektubu gelirdi!

Mazlumun biri bir gece âdil padişahın kapısına baş vursaydı rakibin, bu kadar zulmetmeye nerden mecal bulurdu?

Yola düşmemiş hamlar, aşk zevkini ne bilsinler? Sen bir deniz gibi geniş ve tahammüllü gönül sahibi, bir er, bir yiğit ara!

Sana taş yüreklilikte kılavuzluk edenin de ne olurdu, ayağı bir taşa dokunaydı!

Başka bir şair de Hâfız gibi şiirler söyleseydi elbette hüner ehlini koruyup yetiştiren padişahın makbulü olurdu!

Didem behâb düş ki mâhi berâmedı
Kez caksi rüyi o şebi hicran serâmedi

439‏

 

ديدم به خواب دوش که ماهی برآمدی

کز عکس روی او شب هجران سر آمدی

 

تعبير رفت يار سفرکرده می‌رسد

ای کاج هر چه زودتر از در درآمدی

 

ذکرش به خير ساقی فرخنده فال من

کز در مدام با قدح و ساغر آمدی

 

خوش بودی ار به خواب بديدی ديار خويش

تا ياد صحبتش سوی ما رهبر آمدی

 

فيض ازل به زور و زر ار آمدی به دست

آب خضر نصيبه اسکندر آمدی

 

آن عهد ياد باد که از بام و در مرا

هر دم پيام يار و خط دلبر آمدی

 

کی يافتی رقيب تو چندين مجال ظلم

مظلومی ار شبی به در داور آمدی

 

خامان ره نرفته چه دانند ذوق عشق

دريادلی بجوی دليری سرآمدی

 

آن کو تو را به سنگ دلی کرد رهنمون

ای کاشکی که پاش به سنگی برآمدی

 

گر ديگری به شيوه حافظ زدی رقم

مقبول طبع شاه هنرپرور آمدی

**

TAŞ GİBİ AYAKLAR ALTINDA KAL, SU GİBİ RENKTEN RENGE GİRİP ETEĞİNİ ISLATMA!

 

495. •

Bir batmanlık şarap kadehini iç de gönlündeki gamı kökünden söküp çıkar!

Şarap kadehi gibi gönlü açık, neşeli ol. Ne vakte kadar dibi dar küp gibi üstü kapalı, bağlı., dert ve mihnete düşmüş bir halde kalacaksın?

Kendinden geçme küpünden bir batmanlık kadehi çektin mi artık benlik lâfından az dem vurursun!

Taş gibi ayaklar altında kal, su gibi renkten renge girip eteğini ıslatma!

Gönlünü bize ver ki ercesine riyanın da boynunu kırasın, takvanın da!

Kalk, Hâfız gibi bir cehdet.. belki kendini sevgilinin ayakları altına atarsın!

Nüş kun câmı şerâb ı yek meni
Tâ bedan bih i gam ezdil berkeni

478‏

 

نوش کن جام شراب يک منی

تا بدان بيخ غم از دل برکنی

 

دل گشاده دار چون جام شراب

سر گرفته چند چون خم دنی

 

چون ز جام بيخودی رطلی کشی

کم زنی از خويشتن لاف منی

 

سنگسان شو در قدم نی همچو آب

جمله رنگ آميزی و تردامنی

 

دل به می دربند تا مردانه وار

گردن سالوس و تقوا بشکنی

 

خيز و جهدی کن چو حافظ تا مگر

خويشتن در پای معشوق افکنی **

**

EY BİZİ ÖLDÜRMEDE MÜDARASI OLMAYAN SEVGİLİ, BİZİM KÂRIMIZI, SERMAYEMİZİ YAKIYOR DA PERVA BİLE ETMİYORSUN.

 

 

496. •

Ey bizi öldürmede müdarası olmayan sevgili, bizim kârımızı, sermayemizi yakıyor da perva bile etmiyorsun.

Belâya düşmüş dertliler aşkın öldürücü zehrine sahiptirler., bu kavme kastetmek hatadır, kendine gel, bu niyete düşme sakın!

Bir göz ucayla derdimize deva etmene imkân varken tedavi etmezsen bu insafa sığmaz doğrusu!

Gözümüz, seni görmek ümidiyle deniz kesildi., niçin gezmeye çıkmaz, deniz kıyısına gelmezsin ?

Senin kerim huyuna ait birçok cevrü cefalar hikâye ettiler ama bu sözler garezkârlann sözleri olacak, sen yapmazsın bu işleri!

Zahit, güzelimiz sana bir cilvelense sen de Tanrı’dan şarapla sevgiliden başka bir şey istemezsin!

Hâfız, mihraba benzeyen kaşlarına secde et., çünkü oradan başka bir yerde gönül doğruluğuyla dua edemezsin sen!

Ey ki derkuşteni ma hiç mudârâ nekunı
Südu sermâye bisüzî ve musaba nekunı

480‏

 

ای که در کشتن ما هيچ مدارا نکنی

سود و سرمايه بسوزی و محابا نکنی

 

دردمندان بلا زهر هلاهل دارند

قصد اين قوم خطا باشد هان تا نکنی

 

رنج ما را که توان برد به يک گوشه چشم

شرط انصاف نباشد که مداوا نکنی

 

ديده ما چو به اميد تو درياست چرا

به تفرج گذری بر لب دريا نکنی

 

نقل هر جور که از خلق کريمت کردند

قول صاحب غرضان است تو آن‌ها نکنی

 

بر تو گر جلوه کند شاهد ما ای زاهد

از خدا جز می و معشوق تمنا نکنی

 

حافظا سجده به ابروی چو محرابش بر

که دعايی ز سر صدق جز آن جا نکنی

**

İŞTİYAK VE AYRILIK BENİ SENSİZ ÖYLE BİR HALE GETİRDİ Kİ ELİMDEN SABIR DA GİTTİ, TAKAT DA!

 

497. •

Ey güzeller padişahı, medet yalnızlıktan, medet. Gönül sensiz cana geldi. Artık geri gelmenin zamanı.

Bu gül bahçesinin gülü daima taze kalmaz. Kudretin varken yoksullara yardım etmeye bak!

Dün gece rüzgâra zülfünden şikâyet ediyordum. Dedi ki: Yanlışın var, sen bu malihulyadan vazgeç!

Yüzlerce sabah rüzgârı bile zincirlere vurulmuş, raksedip durmada. Gönül, sevgili işte bu. Kendine gel de beyhude havalara düşme!

İştiyak ve ayrılık beni sensiz öyle bir hale getirdi ki elimden sabır da gitti, takat da!

Yarabbi, bu nükteyi âlemde kime söylemeli: O hercayı güzel, hem hercayi, hem de yüzünü kimseye göstermedi gitti.

Sâki, yeşillikte açılan gülün sen olmadıkça bir rengi yok. Şimşat boyunla sahna salına gel ki gülüstanı bezeyesin.

Ey hastalık döşeğinde derdi, dermanım., ey yalnızlık bucağında yâdı munisim olan sevgili!

Biz, kısmet dairesinde, teslim noktasıyız, sana tabiiz. Lütuf, ne düşündüysen odur; hüküm, ne buyurursan o!

Kendini düşünmek, reyini söylemek, rintlik âleminde olamaz. Bu yolda kendini görmek, reyini söylemek küfürdür.

Bu mavi daire yüzünden ciğerim kanlı., şarap ver de bu müşkülü yine kadehle halledeyim.

Hâfız, ayrılık gecesi geçti, vuslatın güzel kokusu geliyor. Neşen mübarek olsun ey şeydalığa âşık!

Ey pâdşehi hüban dâd ezğamı tenhâyi
Dil bitu be can âmed vaktest ki bâz âyi

493‏

 

ای پادشه خوبان داد از غم تنهايی

دل بی تو به جان آمد وقت است که بازآيی

 

دايم گل اين بستان شاداب نمی‌ماند

درياب ضعيفان را در وقت توانايی

 

ديشب گله زلفش با باد همی‌کردم

گفتا غلطی بگذر زين فکرت سودايی

 

صد باد صبا اين جا با سلسله می‌رقصند

اين است حريف ای دل تا باد نپيمايی

 

مشتاقی و مهجوری دور از تو چنانم کرد

کز دست بخواهد شد پاياب شکيبايی

 

يا رب به که شايد گفت اين نکته که در عالم

رخساره به کس ننمود آن شاهد هرجايی

 

ساقی چمن گل را بی روی تو رنگی نيست

شمشاد خرامان کن تا باغ بيارايی

 

ای درد توام درمان در بستر ناکامی

و ای ياد توام مونس در گوشه تنهايی

 

در دايره قسمت ما نقطه تسليميم

لطف آن چه تو انديشی حکم آن چه تو فرمايی

 

فکر خود و رای خود در عالم رندی نيست

کفر است در اين مذهب خودبينی و خودرايی

 

زين دايره مينا خونين جگرم می ده

تا حل کنم اين مشکل در ساغر مينايی

 

حافظ شب هجران شد بوی خوش وصل آمد

شاديت مبارک باد ای عاشق شيدايی

 

**

BÜLBÜLÜN SESİ, GÖNLÜME ÖYLE BİR TESİR ETTİ Kİ TAHAMMÜLÜM KALMADI.

 

498. •

Bir seher çağı, gül dermek için gül bağına gittim; ansızın kulağıma bir bülbül sesi geldi.

Zavallı, benim gibi bir gülün aşkına düşmüş çimenliği feryadü figanla doldurmuş.

O bağda, o yeşillikte hem gezer, hem de zaman zaman o gülle bülbülün halini düşünürdüm.

‘           Gül. güzelliğin dostu olmuş, bülbül aşkın dostu., ne bunda bir fazlalık var, ne onda bir değişiklik!

Bülbülün sesi, gönlüme öyle bir tesir etti ki tahammülüm kalmadı.

Bu bağda nice güller açılır., fakat hiç kimse diken cefasını çekmeden bir gül bile koparamaz!

Hâfız, feleğin dönüşünden ferah umma., bin aybı vardır da bir ihsanı bile yok!

Reftem bebâğ ta ki biçimen seher guli
Âmed begüş nagehem âvâzı bulbuli

465‏

 

رفتم به باغ صبحدمی تا چنم گلی

آمد به گوش ناگهم آواز بلبلی

 

مسکين چو من به عشق گلی گشته مبتلا

و اندر چمن فکنده ز فرياد غلغلی

 

می‌گشتم اندر آن چمن و باغ دم به دم

می‌کردم اندر آن گل و بلبل تاملی

 

گل يار حسن گشته و بلبل قرين عشق

آن را تفضلی نه و اين را تبدلی

 

چون کرد در دلم اثر آواز عندليب

گشتم چنان که هيچ نماندم تحملی

 

بس گل شکفته می‌شود اين باغ را ولی

کس بی بلای خار نچيده‌ست از او گلی

 

حافظ مدار اميد فرج از مدار چرخ

دارد هزار عيب و ندارد تفضلی

 

 

**

KADEHİN KANINI İÇ, ONUN KANI HELÂLDİR. KENDİ İŞİNE BAK, YAPILACAK İŞ BUNDAN İBARETTİR.

HÂFIZ, RİNTLERİN RİYAZSIZLIĞI HAKKİYÇİN ŞARAP VER DE MUGANNİDEN “TANRI GANÎDİR” SESİNİ DUY!

 

499. •

Sabah çağı., ikincikânun [ocak ayı] bulutundan kırağı taneleri damlamakta. Tam içki zamanı., sabah şarabını içmeye hazırlan, bir batmanlık kadehi sun!

Bizlik, benlik denizine düşmüşüm. Şarap getir de bu bizlik, benlik denizinden, bu varlıktan kendimi kurtarayım.

Kadehin kanını iç, onun kanı helâldir. Kendi işine bak, yapılacak iş bundan ibarettir.

Sâki, çabuk ol, şarap sun., gam pusuda. Çalgıcı, vurmakta olduğun perdeyi göster, bırakma.

Şarap ver, çünkü çenk, başını kulağıma eğdi de dedi ki: Vaktini hoş geçir. Bu beli bükülmüş ihtiyarın nasihatini dinle.

Hâfız, rintlerin riyazsızlığı hakkiyçin şarap ver de muganniden “Tanrı ganîdir” sesini duy!

Subhestu jale miçeked ez ebri behmeni
Berki sabüh sâzu bidih câmı yek meni

479‏

 

صبح است و ژاله می‌چکد از ابر بهمنی

برگ صبوح ساز و بده جام يک منی

 

در بحر مايی و منی افتاده‌ام بيار

می تا خلاص بخشدم از مايی و منی

 

خون پياله خور که حلال است خون او

در کار يار باش که کاريست کردنی

 

ساقی به دست باش که غم در کمين ماست

مطرب نگاه دار همين ره که می‌زنی

 

می ده که سر به گوش من آورد چنگ و گفت

خوش بگذران و بشنو از اين پير منحنی

 

ساقی به بی‌نيازی رندان که می بده

تا بشنوی ز صوت مغنی هوالغنی

 

GAZELLER BİTTİ

Kaynak: HÂFIZ DİVÂNI ŞİRÂZÎ Çeviren: ABDÜLBÂKIY GÖLPINARLI, MEB, 1992, İstanbul

BAŞA DÖN

 

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s