HÂFIZ DİVÂNI ŞİRÂZΠ-TERKİPLER

            TERKİBİ BENT

Öyle bir padişahtır ki saltanat da ona dayanır, ona sığınır, din  de. Binlerce takdire, tahsine lâyıktır.

Saltanat hanedanının yeni yetişmiş fidanıdır, din bostanının bir deste gülü.

Hem zamanın padişahlar padişahının soyundandır, hem yeryüzü halifesinin cam, ruhudur.

Kutluluk eserleri, mutluluk delilleri, yüzünün nuru gibi alnında parlayıp durur.

Cihan mülkünde adalet ve insafın padişahlık ziyasıyle yakıyn yıldızı gibi parlamaktadır.

Felek firuzesi, onun yüce kadrinin yüzüğünde bir yüzük taşına benzer.

Kılıcı, kâfirlikle müslümanlık arasında bir settir ama demirden bir seti

Kalem, onun elinde inciler saçar, kılıç da ancak koluna lâyıktır.

***

Ey Tanrı rahmetinin gölgesi, ey padişahlık bahçesinin goncası!

Padişahlık bağında senin ahlâkına malik bir selvi asla yetişmemiştir.

Hem güzellik gökünün güneşisin, hem ululuk burcunun ayı.

Sabah çağlarında hikmetinden sual edilmeyen Tanrı’dan senin devlet ve ikbalin niyaz edilmektedir.

Felek, emir ve nehiyler fermanını senin adınla mühürlemektedir.

Saltanatına, temkinin, tekellüfsüz bir surette şahadet etmektedir.

Şüphe yok ki aydan balığa kadar her şey senin adını anmaktadır.

Felek, birçok güzel şeyler meydana getirdiği halde sedefinde senin gibi bir inci yoktur.

***

Ey saltanat elbisesi, zatiyle bezenen, ey devletinin nuranî yüzü parlayıp duran Padişah!

Devlet gelini, senin güzelliğine, senin ahlâkına çılgınca âşıktır.

Padişahlık ululuğundaki nurlar, mübarek yüzünde görünüyor.

Bu yüce ve mavi atlas, senin ululuk boyuna posuna kısa gelir.

Adaletinin şöhreti, gök kubbenin dokuzuncu katını da aşmıştır.

Güneş, meclisindeki neşeyle her an şarap kadehini çekip durmakta.

Nergis, kutlu yüzünü görmek için tamamıyle göz kesilmekte,

İnci, senin tarafından kabul edilmesi için kulak yumuşağında lâtif bir hale gelmektedir.

Felek, kasrında bir kapıcı; zuhal yıldızı,         kapında bir bekçidir.

Tanrı, sana daima yardımcı olsun, zevku safadan, ayşu işretten başka bir işin gücün olmasın!

***

Gönlünde ne istek varsa zaman, kucağına getirmiştir.

Muvaffakiyet, sağ yanında yoldaşın, Tanrı’nın kuvvet ve yardımı,sol yanında nediminimdir.

Tanrı yardımı daima seninle olsun. Serinledir de; hattâ savaşlarda aşağılık bir hizmetçindir senin!

Abıdar kılıcının gayretiyle âlem cennet gibi bezenmiştir.

Dünya durdukça devir, senin  devrin., zaman durdukça hüküm, senin hükmün olsun!

Makamın, yüceliğin ebedî ve her şey muradınca hâsıl olsun.

Halk, umumiyetle        Hâfız gibi,       senin meramına erişen bahtının sayesinde emniyet ve istirahattedir.

İşin, daima ülkeyi ve dini korumak olsun., dünya durdukça bu tarzda ebedi ol, yaşa!

***

Gökyüzünde senin gibi bir ay, bağda, bahçede senin gibi bir selvi yoktur.

Yüzünle güneşi mukayese ettim de baktım, gördüm ki güneş de hoş ama yüzün kadar alımı yok!

Güzelliğinden nasıl bahsedeyim? Hiç bir noksanı yok ki!

Şaşırdım kaldım doğrusu, hiç bir övüş, yüzüne lâyık değil senin.

Senin civarına uçan kuş, gayri yuvasına dönmeyi istemez.

Seni candan sevmeyen gönül, şüphesiz bil ki cansızdır.

Kaşlarının yayında durmayan binlerce ok var ki hepsi de gönlüm için!

Gözün bize bir kerecik olsun bakmadı gitti., ne yapalım, sarhoş., bütün cihana bakmaya tenezzül etmiyor!

Padişahın nazlısı, nazenini, naz ü edası yüzünden âcizlere, biçarelere aldırış etmemekte !

Zamanın sultanı Nâsirüddin, yücelikle, temkinle âleme buyruk vermekte!

***

Sâki, eğer bizimle yâr olma sevdasındaysan bize şaraptan başka bir şey sunma!

*          Seccadeyle hırkayı meyhanede sat da bir katra şarap getir!

*          Gönlün uyanıksa can gülşeninde sarhoşlardan yahey sesini işit!

* Derman ümidiyle derde katlan., iki âlemi de aşka karşı hiç bir şeyden ibaret gör!

* Rebap sesiyle ney feryadı, aşk yolunda gönül esrarından haber verir!

Aşk yolunda her şeyini vermiş, tertemiz olmuş bir müflis, binlerce Hâtemi Tay’dan yeğdir.

O güzel yüzlü sevgili, sultanlar gibi gelmekte, şehir halkı da ardına düşmüş!

Halk, güzel yüzüne hayran hayran bakmakta, onun da hicabından yanakları terlemiş!

Hâfız, senin derdinden niceyedek feryat edecek; gönlüm niceye bir kırık kalacak?

** Oturursam bile derdinle uğraşır, canla, başla canımla, başımla oynar, aşk oyununa girişirim.

Şahi ki penahı milku dınest
Derhordı hezâr âfırinest

TERCİ-İ BENT

Ey dostluğu, sevgiyi yele veren sevgili, burnuydu vefa, burnuydu ahdinde durma?

Nihayet dertli ve mecruh gönlümü ne vakte kadar gam eliyle horlayacaksın?

Zülfünden, perişanlıktan, kararsızlıktan başka hiç bir şey elde etmedim.

Ey aziz can, zayıflara niceyedek cevr ü cefa edeceksin ki?

Belki acırsın, merhamete gelirsin de sitemden, cefadan el çekersin dedim,

Sen, beni cevr ü cefa ile yaktıkça ben sana düştüm, vefakârlıkta bulundum.

Mademki bitkin âşıka acıyacağın bir gün gelmeyecek, mademki böyle bir şey ummaya imkân yok!

Sabırdan yüz çevirmemem daha iyi., olur ya, belki gönlümün muradını elde ederim!

** *

Sâki, a geceden kalma şaraptan iki üç âşıkane dolu sun!

Başımda bir parçacık akıl varken muğların şarabını elden bırakma!

Çayırlıktaki kuşlar, yuvalarından davudî seslerini yücelttiler, ötüşüp şakımaya başladılar.

Çalgıcımız, sen de bir nefes bile elinden defi, çengi atma!

Sevgilinin vuslatını anarak ödağacı gibi gönül yanıklığıyle terennüm et!

Hâfız, neşeyle şarap iç, ne vakte kadar zemanenin gamını yiyeceksin ki?

Nice zamandır gönül derdinin ateşi göğüste alev alev yanmada!

Mademki ayrılık denizinin ne ucu var, ne       kıyısı..

Sabırdan yüz çevirmemem daha iyi., olur ya, belki gönlümün muradını elde ederim!

***

Aşkın cevr ü cefasiyle, aşkın elem ve zahmetiyle ölsem bile yine gamından vazgeçmem, yine gönlüm aşkından vazgeçmez.

Feryadım gökyüzüne erişirse şüphe yok ayın da gönlünü elemlendirir, günün de!

Yay kaşları, bakışlarla beni oklayıp durmadadır.

Kâtibim, ihtiyar felek olsa yine aşk ve iştiyakımı kalemle ifadeye imkân yok.

Çocuğum ama aşk derdiyle ihtiyarım. İhtiyarım ama aşk derdiyle çocuk!

Sadi gibi oturup sabretmeyi kuruyorum.

Mademki sitemkâr zaman beni, senden uzaklarda gam bağına bağladı, esir etti..

Sabırdan yüz çevirmemem daha iyi., olur ya, belki gönlümün muradını elde ederim!

***

Ey işveli, edalı güzellerin hasedini çeken sevgili, ay gibi yüzünden peçeyi kaldır.

Da bütün cihandan geçeyim, yine tövbemi bozayım!

Sevgili, sırrını, göz uğrağı olan yollardan faş oldu, surun göz yaşlarımla halka yayıldı gitti!

Aşkta ayrılık zamanı geldi çattı, bilmem sonum nereye varacak?

Gamınla eş olan herkes, ömrünün sermayesini yele verdi!

Aşk ateşiyle gam buhurdanında ödağacı gibi yan yakıl ey gönül!

Mademki o yüce boylunun ayağını öpmek için elime bir fırsat düşmüyor;

Sabırdan yüz çevirmemem daha iyi., olur ya, belki gönlümün muradını elde ederim!

***

Ey yasemin bedenli, gül endamlı sevgili, akşam güneşi, senin yüzünü görüp utanmada.

Yine gel ki canlar yakan ayrılık, gönlümden karan da aldı, huzuru da.

Tane gibi olan beninle tuzağa benzeyen zülfün yüzünden gönlümün kuşu tuzağa düştü!

Çalışıp çabalamayla muradımı elde edemeyince çaresiz ayrılığa razı oldum.

Şimdilik ayrılık derdiyle başbaşayız.. bilmem sonu nereye varır?

Sensiz olunca sanki âlemde nasibim, ancak mihnet ve dert!

Hâfız, sevgiliyle sohbetten, şaraptan ve kadehten başka şu varlığın ne gayesi, ne maksadı var?

Ey gönlümün huzuru sevgili, mademki şimdilik gönlümün muradına erişmem mümkün değil..

Sabırdan yüz çevirmemem daha iyi., olur ya, belki gönlümün muradını elde ederim.

***

Ey kararsız canımın rahatı, ey ümitlerle dolu gönlümün ümidi,

Gamınla şadım., her halimde gamımın yanıklığı, bana munis olmada.

Yanımdan ayrılıp gideli âdeta kendimden t(   geçmişim..

Şimdilik vuslat arzusuyla ömrümü ayrılıkta geçirmedeyim.

Bu gece, dün geceden fazla ağlamakta: göz yaşlarımı tufan gibi akıtmaktayım.

Ecel, yakamı tutmadıkça elimi eteğinden çekmem.

Bu bitkin, bu yaralı gönlümün muradı, mademki çalışmakla hasıl olmadı..

Sabırdan yüz çevirmemem daha iyi., olur ya, belki gönlümün muradım elde ederim!

***

Ey açtığı yara gönül derdine merhem., ey aşkı, gönle munis ve mahrem olan sevgili,

Zülfün, can boynuna kement., lâlin, gönül yüzüğüne taş.

Kaşın, can şahnesiydi, o da gözün gibi gönül diyarına hâkim kesildi.

O gönlümüzde, biz ateşler içinde., fakat gönlümüzün kaydında değiliz, onun derdiyle dertlenmekteyiz!

Bu ayrılık yüzünden başımı alıp bu cihandan gideceğim gün, yahut gönlümü kaybedeceğim an yaklaştı!

Hâfız, gönül âlemindeki huzurdan bir nur bulsan ne olurdu ki?

Mademki onun vuslat diyarı kolay kolay gönle müsahhar olmuyor..

Sabırdan yüz çevirmemem daha iyi., olur ya, belki gönlümün muradını elde ederim!

Ey dâde bebâd dost dari
İn bud vefa vu ahdı yâri

MESNEVİLER

1

Eyvah vahşî ceylân, nerdesin? Seninle çok aşinalığım var!

* Biz, seninle iki kimsesiz, iki perişan, iki garibiz., önümüzde de, ardımızda da yırtıcı hayvanlar ve tuzak var!

Gel de birbirimizin halini bilelim, gel de dertleşelim, mümkünse muradımızı elde etmeye uğraşalım.

Çünkü görüyorum ki bu uygunsuz çölün emin ve hoş bir çayırlığı, çimenliği yok!

Söyleyin dostlar, kimsesizlerin yoldaşı gariplerin dostu kim olacak?

Meğer kademi kutlu Hızır zuhur ede de himmeti bereketiyle bu yol tükene!

Yoksa ihsan ve mürüvvet zamanı geldimi ki? Çünkü falımda “Lâ tezernî ferden” ayeti çıktı.

Bir yolcu, günün birinde bir yerden geçiyorken yol üstünde oturmuş olan bir rint ona iltifat etti de dedi ki:

Ey salik, dağarcığında ne var? Tanen varsa gel, bir tuzak kur bakalım!

Yolcu cevap verdi:       Tuzağım var ama avun Simurg olmalı!

Rint, “İyi ama nişanını nasıl elde edeceksin? Bizce yuvasının bir nişanesi yok ki” dedi.

Bunun gibi o usul boylu selvi de mademki kervana katılıp gitti. Bir selvi daima çık da yolunu, izini gözle!

** Gitti, gitti de neşemi hüzne çevirdi. Hiç kardeş kardeşe böyle şey yapar mı?

Şarap kadehini elden bırakmalı, gül dibinden ayrılma.. fakat bu kötü sarhoş zemaneden de gafil olma!

Güneş bile onun yoluna saça saça kesesini boşaltmışken benim bu saçtığım şeyler tartıya mı gelir, değeri mi olur?

O, ayrılıp gittikten sonra teselli bulmak için artık bir kaynak başı, bir ırmak kıyısı, göz yaşları ve kendi kendine konuşup görüşme gerek!

Sevgililer, gidenlerini anarak bahar bulutlarına uymalı., bu lâzım!

Sevgili, bana ayrılık kılıcını öyle bir vurdu ki sanki benimle hiç aşinalığı yokmuş!

* Akar sular, önüne ağlayıp çağlayarak geldi mi sen de göz yaşlarınla onlara yardım et!

* O eski hemdem, bize hiç müdarada bulunmadı. Aman müslümanlar, aman.. Tanrı için merhamet edin!

Belki kademi kutlu Hızır, bu garibi o garibe ulaştırabilir.

Sen de artık inciyi gör, katır boncuğundan vazgeç; şöhreti olmayan, duyulmayan yolu bırak!

Ben balığa benzeyen kalemimle yazmaya başladım mı, bana “Nun vel kalem” ayetinin tefsirini sor!

Dostlar, birbirinizin kadrini bilin. Şerhi biliyorsunuz; metni ezbere okuyun!

Size öğüt verenin sözü bundan ibaret; ayrılık hakimi pusuda.

Ruhumu sözümle yoğurdum, ondan meydana gelen tohumu da ektim.

Ruhla sözün birleşmesinden meydana gelen bu terkip, insana ferah verir. Çünkü şiirinde mayasıdır, canın da!

Bu ümit miskinin kokusunu alın., bu kokuyla canınızı ebedî bir surette güzel kokulu bir hale getirin!

Çünkü bu misk, hurilerin yakalan Çin’inl6c   den meydana gelir, insanlardan kaçan ahudan değil!

Niçin bahtımla bu kadar uğraşıp savaşayım, neden talihimden, kaderimden kaçıp durayım ?

** Ayrılık seli başımdan aştı., artık bu halimle müdaraya imkân yok!

** Şimdi sevgilinin bulunduğu şehrin yolunu tutacağım, ölsem bile hiç olmazsa o yolda öleyim.

** Garipler, mezarımı görünce bir an olsun baş ucumda oturur, dinlenirler ya!

** Garipleri, yine garipler anar, garipler hatırlar. Çünkü onlar, birbirlerine armağandır.

** Yarabbi, çaresizlere sen çare edersin., benim çaremi de sen bilirsin, benden başka çaresizlerin çaresini de sen!

** Geceden aydın gündüzü nasıl izhar ediyorsan bu kederden de benim neşemi öyle izhar et!

** Sevgili, senin ayrılığından çok şikâyetim var; fakat bu hikâye, buraya sığmaz ki!

Bu vadide akan selin sesini duy; yüzlerce masumun yüzlerce batman gelen kanı bir arpaya!

Çocuklar, onunla ateşlerini parlatsınlar diye burada Cebrail’in bile kanadını yakarlar!

Gayri bu makamda kimin söz söylemeye mecali vardır? Aman yarabbi, bu ne istiğna?

Yürü Hâfız, bu makamdan bahsetme, sözünü kısa kes; Tanrı daha iyi bilir.

Elâ ey âhuyı vahşi kucâyî
Mera bâ tust bisyâr âşinâyı

II

SAKİNAME

Gel ey sâki, bana, insana hal veren, kerametini arttıran kemal bağışlayan şarabı sun!

Çünkü çok perişan düştüm; ne halim var, 5   ne kemalim; ikisinden de bir sermayem yok.

Sâki, o şarabı sun ki Cem’in Camı, yokluk diyarında bile onunla her şeyi gördüğünü iddik etmektedir.

Gel ey sâki, insana Karun hâzinesiyle Nuh ömrü bağışlayan o fütuhat kimyasını

Sun da murada erişme ve uzun bir ömre nail olma kapısını açsınlar.

*          Gel ey sâki, kadehten vuran aksiyle    Keyhusrev’e, Cemşid’e selâm gönderen şarabı Sun da ney sesiyle sana söyleyeyim; Cemşid nerde, Kavuş ne âlemde?

*          Sun o şarabı da kadehin feyziyle Cem gibi bütün âlem sırlarından agâh olayım.

Bu köhne kilisenin devrinden bahset, geçmiş padişahlara seslen!

Bu yıkık dünya, Efrasyab’ın sayvanım gören konaktır.

*          Onun kumandanı Piran ne oldu; Şîde, o kahraman Türk ne âlemde?

*          Yalnız sayvanı, köşkü yele gitmedi; lâhdini bile hatırlayan yok!

‘ Bu ucu bucağı olmayan çöl, Selm ve Tûr’un askerlerinin kaybolduğu çöldür.

* Sun sâki, sun kadehteki aksiyle Keyhusrev’e ve Cem’e selâm gönderen şarabı.

Cemşid, tacına, tahtına rağmen ne hoş da söylerdi: Bu iki kapıl: saray bir arpa tanesine bile değmez!

Sun şarabı ey sâki, sarhoş rintlerin mezhebinde ateşe tapanla dünyaya tapan arasında bir fark yoktur.

Sun sâki o harabatta oturan gizlenmiş sarhoş kızı!

Sun şarabı; rüsvay olmak, şarapla, kadehle yıkılmak isterim.

Gel ey sâki, düşünceyi yakıp mahveden şarabı sun., sim o şarabı ki arslan bile içse ormanı yakıp yandırır.

Sun o şarabı da gökyüzündeki arslanı bile tutayım, bu ihtiyar kurdun tuzağım parslayım, karma karışık bir hale getireyim.

*          Sâki, sun o şarabı ki cennet hurileri, meleklerin kokusunu o şarapla terbiye etti.

*          Sun da ateşe ödağacı atayım, aklın dimağını ebediyete kadar güzel kokulara bürüyeyim.

*          Sâki, insana padişahlık bağışlayan; gönül, temizliğine şahadet eden şarabı sun.

* Bana şarap sun, belki ayıplardan arınır, bu çukur yerden işret ve zevk âlemine yükselirim.

*          Yurdum, meleklerin bahçesiyken neden burada mahpus kalayım?

*          Şarap sun da devlet yüzünü seyret; beni harap et de hikmet hâzinesine bak!

*          Ben o kişiyim ki kadehi elime aldım mı âlemde ne varsa hepsini o aynada görürüm.

*          Sarhoşken padişahlıktan dem vurur, yoksulken sultanlıktan bahsederim.

Sarhoş olunca sır incileri delinebilir. Çünkü insan kendisinde olmayınca sır gizleyemez.

*          Hâfız, sarhoşça nağmeye başladı mı zühre    bile gökyüzünden onun nağmesini dinler, beğenir.

*          Hanende, ilerdesin? Rud sesiyle o husrevani nağmeyi hatırlat

*          Da        vecde geleyim, raksa gireyim, hırkamı çıkarıp atayım.

*          Kutlulukla o taca, tahta sahip olanı, o padişahlık ağacının en iyi meyvasını öveyim.

« Padişahlık tacının temkini onunla., kuşun da huzuru onun yüzünden, balığın da!

*          İkbal sahiplerinin gönülleriyle gözlerinin ziyası o. gönül erbabının candan velinimeti o.

*          Ey kutlu nazarlı hüma, ey mübarek haberler veren felek,

*          Felek sedefinde senin gibi bir inci yoktur. Feridun’la Cem’e senin gibi bir halef bulunamaz.

*          İskender’in makamında yıllarca dur. Gönül bilgisiyle ahvali keşfet

Feleğin yine bir fitneye girişmeye niyeti var. Fakat ben sarhoşluktan ve sevgilinin gözlerinin fitnesinden aynlmam ki

*          Birisi, savaş günü kılıç vurmasını bilir., felek bir başkasını da kalem sahibi eder.

Çalgıcı, o yeni nağmeye giriş, dostlara Rud sesiyle de ki:

*          Nihayet düşmana fırsat bulduk, gökyüzünden yardım müjdesi geldi,

*          Çalgıcı, saza başla, şiirle, gazelle hikâyeye giriş!

* Gam yükü, ayağımı yere dike koydu;usullü vuruşlarla yerinden kaldır!

*          Uluların ruhlarını bu suretle şâdet, Perviz’i, Barbed’i hatırlat.

* Hanende, o perdeden bir nakış çal da perde ardındaki ne diyor, bir bak, dinle!

*          Hanende, nağmelerine başla da çenk çalan Nahidi bile raksa sok!

*          Bir nağme çal ki sofi hallensin, vuslat sarhoşluğuna ulaşsın!

• Çalgıcı, defi döv, çengi çal, güzel nağmelerle şarkı söyle.

*          Cihanın hilesi apaçık bir hikâye. Bak bakalım, ne doğacak? Geceler gebedir.

*          Çalgıcı, elemliyim.. Tek Tanrı hakkiyçin iki telli, üç telli sazı., hangisi eline geçerse onu çal!

*          Feleğe hayretteyim. Bilmem sıra kimde; kimi toprak altına alacak?

*          Rint muğ bir ateş yaksa bile bilmem onun yerine kimin çırağı sönecek?

*          Bu kanlar saçan kıyamet sahasında sen, sürahiyle kadehin kanını dök bari!

* Sarhoşlara nağmelerle bir haber yolla, bir müjde ver. Geçmiş dostlara bir dua, bir selâm gönder!

Biya sâki an mey ki hâl avured
Keramet fezâyed kemâl âvured

KITALAR

1

Canlarıyle oynayan âşıklar pazarının başında tellâllar şöyle bağırmaktaydılar: Duyun ey rintler mahallesinde oturanlar, duyun!

Üzüm kızı, kendi başının kaydına düşüp gitti, nice gündür gözümüzden kayboldu. Kendinize gelin, amanın, onu bir arayıp tarayalım!

Lâl bir elbisesi, habbelerden de yarım bir tacı var. Aklı da alıp götürür, bilgiyi de. Ondan emin olup uyumayın!

Bana o acı şarabı verene helva parası olarak tatlı canımı veririm. Cehenneme gitmiş, sinmiş, gizlenmiş bile olsa aldırış etmeyin, siz de gidin!

O geceleri gezen acı, sert, gül renkli ve sarhoş bir kızdır; bulursanız tutup Hâfız’ın evine getirin!

Berseri bâzarı canbâzan munâdi mizened

2

Adalet  sahibi, deniz  avuçlu,  arslan yürekli  padişahlar padişahı, ey ululuğu bütün hünerlerle bezenmiş sultanım.

Mesut ünün, Şah Sultan diye anılan adın bütün âleme yayıldı, her an söylenip durmakta.

Herhalde gayp ilhamcısı ahvalimi sana söylemiş, aydın günümün kapkaranlık bir geceye döndüğünü anlatmıştır.

Felek, üç yılda padişahla vezirden derip devşirdiğim, kazanıp biriktirdiğim şeylerin hepsini bir anda bir çevgân oyunuyla kaptı, gitti!

Dün gece rüyada seher vakti, gizlice padişahımın ahırına gittiğimi gördüm.

Katırım orada bağlıydı, arpa yemekteydi.

Torbasını başından attı da bana dedi ki: Tamdın mı beni?

Bu rüyanın tabiri nedir? Hiç bilmiyorum. Anlayışta senin İkincin yoktur, teksin., sen tâbir buyur.

Husrevâ dâdgerâ bahrkefu şir dilâ

3.

Sana ahlâk defterinden vefa ve ihsana, ait bir ayet okuyayım:

Kim cefa eder, ciğerini tırmalarsa kerem, sahibi maden gibi ona altın bağışla.

Yere gölge salan ağaçtan aşağı olma.

Kim sana taş atar, incitirse ona ağaç gibi meyva ver!

Mülâyimlik nüktesini sedeften öğren de hatırında tut! Başım kesene inci ihsan et!

Bertu hanem zidefter-i ahlâk

4.

Ey yüce aslında, neslinde hırs ve kin bulunmayan, ey kutlu yıldızında hile ve riya olmayan !

İhsanını melekten alasın da Şeytan’a veresin.. bu, nasıl olur da büyüklüğe yaraşır?

.Ey mu’arrâ aşkı âli cevheret ezhıkdu hırs

5.

Yazıklar olsun., ne olurdu gençlik gününün elbisesi, ebedîlik süsleriyle bezenmiş olsaydı !

Fakat eyvah, ne acınacak, ne dertlenecek hal! Bu ırmaktan hayat suyu akıp gidecek!

Nihayet eşten dosttan ayrılmak gerek.. Tanrı’nın takdiri böyle!

Babanın ömrüne andolsun ki Ferkad’den başka bütün kardeşler birbirlerinden ayrılacaklar!

Dirîğâ hilcati rüzi cuvani

6.

Kendi iyiliğini, kötülüğünü kendinden sor, ‘soruştur. Sana senden başka bir sorucuya ne lüzum var? 

Tanrı, kendisinden korkan, kötülükten çekinen kişinin işine kolaylık verir, ona hesaplamadığı, ummadığı yerden rızık ihsan eder?

Tu niku bedi hod hem ezhod bipurs

7.

Ferhat’la Şirin’e ait söylenip duran hikâyeler, bizim dünyaya kavgalar salan, âlemi birbirine katan aşkımızın cüzi bir miktarından ibarettir.

O siyah saçlarla misk gibi siyah ve güzel kokulu benin yaptıklarını hiç bir uzun kirpik hiç bir sihirbaz göz yapmadı!

Sâki, şarap sun., ezeli takdire tedbir fayda vermez. Ezelde takdir edileni bozmaya imkân yoktur.

Rintlerin kırık dökük kâselerini hor görmeyin.. bu erler, cihanı gören kadehe hizmet etmişlerdir.

Güzeller mahallesinin toprağında cana canlar katan bir koku vardır. Arifler, can burunlarını orada miskle kokan bir hale getirmişlerdir.

Kargayla kuzgunun kanadı bağlanmaz; onlar. avlanmazlar ki. Bu kerameti doğanla şahine yoldaş etmişler.

Sâki, nerede nikâhı akıl akçesi olan üzüm kızını kucağına çeken, sana kaçan benim gibi bir divane?

Topraktakiler, kerem sahiplerinin içtiklerinin bir yudumuna bile nail olamıyorlar; bak şu yoksul âşıklara ettikleri zulme!

Şemme-i ez dâstânı ‘ışkı şür-engizi mâ

8.

Bülbül feryat etmekte, gülse tatlı tatlı gülmekte., sevgilinin yüzüstü ateşe attığı bir gönül, nasıl olur da yanmaz ki?

Ben, yüce hırka giyen zabitten hoşuma gitmeyen şeyler gördüm. İbrişim tele güzel güzel vurup nağmeler çıkaran çalgıcının kuluyum ben!

Kirpiklerinin okundan çekinmeden ne fayda var ki? Okçu kaşlarıyle gizli yaramı oklayıp duruyor!

Bülbül ender nâle vu gul bandei boş mizened

9.

Medrese binasına sahip olmanın, ilimden bahsetmenin, kemer ve çardağı bulunmanın ne faydası var? Sahibinde bilgili bir gönül, gören bir göz olmadıktan sonra bunlar neye yarar?

Yezd Kadısının sarayı, ilim kaynağı ama kendisinin basireti yok; bu, hiç söz götürmez!

Serayi medrese vu bahsi ilmu tâku ruvâle

10.

Sâki, kadehi doldur., çünkü meclisin sahibi dilekleri verir, sırları saklar.

Burası, elde bulunan peşin cennet., işreti, zevku safayı tazele. Zira Tanrı, kula cennette günah yazmaz.

Sevgililer, âşıkların muradına râm olmada, âşıklar edepli., baş köşede oturan ünlü kişiler, mecliste saf kuranlar hep iyi ve uygun adamlar.

Çenk, meclise uygun, meclisin sahası rakıs yeri, sevgilinin beni gönül tanesi, sâkinin saçı yol tuzağı!

Bundan iyi bir zaman olmaz; sâki, işrete koyul., bundan daha hoş bir hal olamaz;; Hâfız, şarap iste!

Sâkiyâ peymâne pur kun zan ki sâhib-mecliset

11.

Ey padişahlar padişahı, felek topu, çevgânına râm olsun., varlık ve mekân sahası, senin gezip tozmana mahsus bir meydan olsun!

Zafer hatanunun saçları, perçemine tutuldu, ebedi fetih gözü de salınıp gezmene âşık olsun!

Utaridin inşası, şevketinin sıfatıdır. Aklıkül, divanında turakeş olsun!

Tûba ağacının cilvesi, senin selvi boyuna gıpta etmekte., cennet de sarayına haset etsin!

Yalnız hayvanlar, nebatlar ve cansız şeyler değil., emir âleminde ne varsa hepsi, fermanına muti olsun!

Husreva kuyı felek derhami çevgânı tu bâd

12.

Dünyaya ve dünya sebeplerine gönül verme, güvenme, çünkü kimse ondan vefakârlık görmedi.

Bu dükkândan, arıya sokulmadan kimse bal yemedi, bu bahçeden dikenle incinmeden kimse bir taze hurma devşirmedi!

Birisi günlerce çalışıp bir çırağ yaktı mı tam parlayınca hemen bir rüzgâr çıkar, onu söndürüverir:

Ona, düşüncesiz gönül veren kişi bir baksa görür ki düşmanını besleyip büyütmektedir!

Dünyayı zapteden padişahlar padişahı Şah Gazi yok mu? Hani kılıcından kan damlardı;

Hani bazan bir saldırışta bir orduyu bozguna uğratır, bazan bir narayla bir ordunun kalbini paralar, ödünü koparırdı…

Hanı uluları sebepsiz hapseder, başlan sebepsiz kopartırdı.

Hani çöldeki aralan bile adını duydu mu korkusundan yavrusunu bırakır, kaçardı..

Nihayet Şiraz’ı, Tebriz’i, Irak’ı zaptedince vakit geldi, mukadder zuhur etti;

Gözünün ışığı olan oğlu, onun dünyayı gören gözüne mil çekti gitti!

Dil mebend berdunya vu esbabı o

13.

Ey akıllı adam, amrın, zeydin ihsanına gönül bağlama. Kimse, iyinin neden açılacağını bilmez.

Yürü, Tanrı’ya dayan., kaleminin ucu, ne nakış çizdiyse başka bir renk göründü, bilmez misin?

Şah Hürmüz., beni görmeden, ben, onu methetmeden bana yüzlerce lûtuflarda, ihsanlarda bulundu da Yezd Şahı, kendisini methettiğim halde hiç bir yay vermedi!

Hâfız, incinme, padişahların işi böyledir.

Hemen âleme rızık veren Tanrı onlara da muvaffakiyet versin, yardım etsin!

Dil mebend ey merdi behred bersafayı ‘amr u zeyd

14.

Ey vakitleri tanıyan, bilen arkadaş, sabah rüzgarının bile bulunmadığı bir halvette Hace’nin kulağına eriştir!

Önce araya bir lâtife sokuştur, bir nükteyle gönlünün rızasını ele alıp onu tatlı tatlı bir güldür de

Sonra şuncağızı arzet: Kereminden geçinecek bir aylık istersem caiz mi?

Be sem’i Hâce resan ey harifi vakt-şinâs

15.     ••

Bu manzumenin güzelliği, hakkında söz söylemeye hacet bırakmayacak bir derecede., ziyası meydanda durup dururken hiç kimse güneşe delil istemez!

Aferin o nakkaşın kalemine ki dokunulmamış mana güzeline bu kadar bir güzellik verdi.

Akıl, güzellikte eşini bulamaz; tabiat, letafette benzerini göremez.

Bu mucize mi, sihri helâl mi ? Hatif mi ilham etti, Cebrail mi vahyetti?

Kimse bu çeşit bir remiz söyleyemez, kimse bunun gibi bir inci delemez!

Husni in nazm ezbeyan mustagniyest

16.     ••

O ay yüzlü güzelin yüzü, rebiülevvel ayının altıncı cuma sabahıydı ki gözümden de kayboldu, gönlümden de.

Hicretin yedi yüz altmış dört yılında o müşkül hikâye su gibi halloldu gitti!

Hayıflanmak, dertlenmek ve acılara düşmek nerde fayda verecek? Ömür, bir oyuncakla hiç bir şey elde edemeden geçip gittikten sonra !

17.

Sarıklıların ulusu, toplulukların ışığı sahipkıran vezir Hâce Kıvameddin Hasan,

insanların hayırlısı Muhammed’in hicretinin yedi yüz elli dördüncü yılında, güneş cevza burcunda, ay da sümbüledeyken..

Rebiülâhırın altıncı cuma gününün tam zeval vaktinde Tanrı emriyle vefat etti.

Melekler âlemi yuvasının hüması olan ruhu, bu nimetler diyarından cennet bağına uçup gitti.

Serveri ehli amâyim şemci cem‘i encümen

18.     ••

Ebedî Tanrı, bu padişahın daima hayır işlediğini, hiç bir hayrı fevtetmediğini gördü ve

Bu alışverişin tarihi de “Rahmânı Lâyemût” (H. 785) olsun diye ruhunu, rahmetine eşetti.

Rahmânı Lâyemüt çü in Pâdşâhrâ

19.

Devrin âsafı, cihanın canı Turanşâh, bu dünya tarlasına hayır tohumundan başka hiç bir şey ekmedi.

Saf er [ı] ayının yirmi birinde ve haftanın tam ortasında [2] bu dumanlarla dolu külhanı bırakıp cennet bağına gitti.

Daima hak görmeye, hak söylemeye meyli vardı, vefat yılının tarihini de “Meyli be hişt” (H. 787) terkibinden bul!

Asafı ‘ahdu zeman cânı cihan Turanşâh

20.

Durağı cennet olsun, kardeşim Hâce Âdil, ömründen elli dokuz yıl geçince

Cennet bahçesine sefer etti, Tanrı işlerinden, huylarından razı olsun! 

“Halîli Âdil” (H. 775) terkibini oku da ölüm yılını asla!

Birader Hâce ‘Âdil lâbe mesvâh

21.

Gönül, gördün mü bu akıllı, bu fikirli oğul, şu renklerle bezenmiş felek kemerinden neler gördü, nelere uğradı!

Felek, kucağına gümüş bedenli bir sevgili verecekken başına bir mermer taş dikiverdi!

Dilâ didi ki in ferzâne ferzend

22.

Canım, o cennet meyvası eline geçti de niçin gönlüne ekmedin, neye elinden saldın?

Bu hikâyenin tarihini sorarlarsa “Meyvei behiştı” (H. 779) terkibini oku!

An meyvei behişti kâmed beşestet ey can

23.

Kadıların ulusu Mecdeddin İsmail’in fasih kalemi, daima şeriattan dem vururdu.

Haftanın ortasında recep ayının on yedisinde bu düzensiz, nizamsız âlemden çıkıp gitti!  

Bil ki Tanrı rahmetinin sığınılacak yeri, ona konak oldu, ölüm yılını da “Rahmeti Hak” (H. 756) terkibinden anla.

Mecdi Din serveri sultânı kuzât lsmâ’il

24.

Bu kulun can kulağına Tek Tanrı’dan bir hatif şöyle bağırdı:

Azizim, bir kimsenin nasibi horluk olursa hakikaten ne kadar çalışsa, zorlaşa rütbe ve mevki elde edemez!

Birinin baht kilimini kara dokudular mı onu zemzemle, kevserle yıkansa da ağarmaz!

Begüşi can ı rehi munhii nida derdâd

25.     •

Bugün bana bir dost selâm gönderdi; demiş ki: Ey şiirleri, basiret gözünün bebeği şair,

Baht, iki yıl sonra seni yine evine barkına döndürdü, neden vezirin evinden dışarı çıkmazsın ?

Cevap verdim de dedim ki: Beni mazur gör. Bu, ne kibrimden, ne gururumdan.

Kadının vekili elinde dava senedi olduğu halde engerek yılanı gibi yoluma pusu kurmuş.

Vezirin eşiğinden çıkar çıkmaz hemen beni yakalayıp rüsvay edecek, zindana tıkacak.

Birisi, beni borç için sıkıştırdı mı kal’am, vezirin kapısı..

Kullarının kollarındaki kuvvet yardımıyle çille, tokat, o herifin kafasını yararım.

Dilerim, o kapı, âlemde daimî olsun. Vezir, daima muradına erişsin ve bu gök kubbe,

kulluğu için kemer kuşansın!

Bemen selâm furustâd dösti imrüz

26. •

Yut o yeşil esrar hapını., kim bir arpa kadar yutarsa dalgaya düşer de Simurgu bile şişe geçirir!

Yut, o sofiyi marifet deryasına atan hapı!

Sofi, ondan bir zerrecik yer de yüzlerce sarhoşluğa düşer., bir tanecik yutar da yüzlerce Simurg tutar.

Zanhabbei hazrâ hor kez rüyı sebuk-rühı

27 •

Yılın, talihin, malın, hâlin, aslın, neslin, tahtın, bahtın padişahlıkla daimî olsun!

Yılın kutlu, talihin yaver, malın çok, hâlin hoş., asim sabit, neslin bâki, tahtın yüce, bahtın da sana râm olsun!

Sâlu falu malu hâlu aslu neslu tahtu baht

28. •

Padişahım, muvaffakiyet askeri, senin yoldaşındır. Kalk, âlemi bile zaptetmek istiyorsan yürü, zaptet!

Bu kadar yücelikle, bu kadar ululukla yine de yoksulların halini biliyor, düşkünlerin gönüllerine hizmet ediyorsun.

Bu çivit renkli gök kubbe, hileler düze dursun., sen, işini Tanrı boyasına boyamakta, Tanrı iradesine uydurmakta, ona göre hareket etmektesin.

Alışveriş ederek yedi buçuk kuruşunu on kuruş yapan, pek o kadar kâr etti sayılmaz. Tanrı sana fırsat versin, on kuruşla yedi buçuk kazan!

Pâdşâhâ leşkeri tovfik hemrâhı tuend

29.     •

Ruhül Kudüs, o kutlu melek, zebercet kubbenin üstünde

Bir seher çağı “Yarabbi, ebedî bir devletle Muhammed oğlu Muzaffer’in oğlu Mansur, padişahlık tahtında dünyalar durdukça dursun” diyordu.

Ruhui kudus an surüşı ferruh

30.     •

Sâki, hayat iksiri olan şarabı sun da şu topraktan yapılan tenimi ebedî bir yaşayış kaynağı, bir Abıhayat membaı haline getir!

Gözüm, kadehin devrinde, canım avucumda, Vezirin başına and olsun, onu vermedikçe bunu alamazsın!

Gülün, çayırlıkta rüzgârdan etek silkmesi gibi sen de benden etek silkme., çünkü ayağına canlar saçmak istiyorum.

Çalgıcı, sen de güzellikte İkincisi olmayan o ay yüzlü sevgiliyi iki telli, üç telli sazlarla neşelendir, hadi!

Sakiyâ bade ki iksiri heyalest biyâr

31      •

Seher çağı, şairlik kudretim, pek daralıp sıkıldı da perişan bir halde benden kaçıp gitmeye koyuldu.

Harzem diyarım düşünerek, Ceyhun kıyılarını hayal ederek Süleyman ülkesinden binlerce şikâyetler ede ede gidiyordu!

Sözün ruhunu anlayan bir tek kişi vardı, o da gidiyordu. Ardından bakıyordum, âdeta  benim de canım, bedenimden gitmekteydi.

“Ey benim eski dostum” dedim ama beni azarladı; kalbi kınk bir halde ağlaya ağlaya yollara düştü!

“Şimdi benimle tatlı tatlı kim konuşacak, şimdi benimle kim dertleşecek? O şeker sözlü, o güzel sesli gidiyor işte” dedim.

Pek çok yalvardım ama fayda vermedi. Çünkü artık bana padişahın merhamet nazarı kalmamıştı ki!

Padişahım, lütfet, kerem eyle de onu geriye çağır. Ne yapsın, o çaresiz âşık, pek büyük bir mahrumiyete uğradı da o yüzden gidiyor!

Kuvveti şâ’irei men seher ezfartı melâl

32.     *

Bu kapkaranlık yurtta gâh hayretten parmağımı dişleyerek, gâh ıstıraptan başımı dizime koyarak niceyedek sevgiliye ulaşırım ümidiyle oturacağım?

Ey devlet kuşu, gel., gel de bir vuslat müjdesi ver. Ümidim var, yine eski zamanlar gelecek, kavim eski birliğe dönecek elbet!

Derin zulmetserâ tâ key bebüyı dost binşinem

33. •

Ehli sünnet velcemaatın imamı ve şeyhi, hak ve dinin bahası, Bahaeddin, durağı cennet olsun..

Dünyadan göçerken fazilet ehliyle akranı arasında yücelmiş olanlara şu beyti okumaktaydı:

Tanrı’ya ibadetle yaklaşılabilir. Kudretin varsa ibadette ayak dire!

işte bu yüzden ölüm tarihini de “Kurbı tâat” (H. 782) terkibinin harflerinden hesapla !

Behâul Hakkı ved Din Çâbe mesvâh

34.     *

Yoksulun temiz bir yaratılışı olsaydı haya yüzsuyunun etrafında döner, dolaşır, dilenmekten utanırdı.

Güneş, şununla bununla alay etmeseydi altın kadehi boş mu kalırdı, tatlı şarap konmazmıydı o kadehe ?

Cihan sarayı, yıkılmak için yapılmamış olsaydı temeli bundan daha sağlam olurdu

elbette.

Zamanenin işi kalpazanlık olmasaydı ayar sahibi Vezirin eline geçerdi.

Zamanede bu azizden başka izzet sahibi l:    kimse yoktu., zamanın ona mühlet vermesi,

onun daha uzun yıllar yaşaması lâzım değilmiydi?

Gedâ eğer guheri pak dâşti der asl

35.     •

Şah Şeyh Ebû İshak zamanında Fars mülkü, beş kişi yüzünden öyle bir mamurdu ki..

Binicileri Ebû İshak gibi ülkeler bağışlayan bir padişahtı. Ömrünü zevku safa ile geçirip gitti!

Biri İslâmın mürebbisi Şeyh Mecdeddin’di.. gökyüzü, ondan daha yeğ bir kadı hatırlayamaz.

Biri de Tanrı Ebdalinin Pîri Şeyh Emineddin’di. Himmeti bereketiyle bağlı işler açılır, olmaz sanılan şeyler olurdu.

Birisi de bilgi ülkesinin padişahlar padişahı olan Adud’du ki Mevakıf’ı Ebû İshak adına yazmıştı.

Bir diğeri de Hacı Kıvam gibi deryadil bir vezirdi ki kerem ve ihsanıyle âlemde iyi bir ad san kazandı.

Benzerlerini bırakmayıp gittiler. Ulu ve yüce Tanrı hepsini de yarlıgasın!

Be’ahdı saltanatı Şâh Şeyh Ebü İshâk

36.     *

Ey adalet sahibi, felek, kadehindeki bir yudumcuk şarabı içsin., kara yürekli düşmanın, lâle gibi kanlara batsın, boğulsun!

Rütbe ve mevki köşkün o derecede yüce olsun ki vehim yolcularına bile bin yıllık yol faaline gelsin.

Ey yücelik ayı, sen, bütün âlemin gözüsün, ışığısın, benzerin yok., tortusuz zevk ve huzur şarabı, dikerim, kadehinden eksik olmasın.

Medhinin havasıyle zühre nağmelere başlayınca sana hased eden duysun da feryadü fiğana koyulsun!

Dokuz kat gökle ay ve güneş, senin kısmet sofranın alelâde çerezi olsun!

Bakir fikir kızım, medhine mahrem oldu., öyle bir gelinin nikâh akçasını vermek de sana havale edilsin!

Dâdgerâ turâ lelek cur’akeşi piyâle bâd

 

RUBAİLER

1.

Benim gibi sen de bu tuzağa tutulursan bana döner, şarapla, kadehle çok harap olursa Biz âşıkız, sarhoşuz, rindiz, âlemi yakmadayız.. bizimle oturma, yoksa senin adın da kötüye çıkar!

Ger hem çümen uftâdei in dam şevi

2.

Niyaz ederek sümbül gibi saçlarına yapıştım da, bu sevdalı âşıkın bir çaresini bul, dedim. Dedi ki: Dudağıma yapış, saçlarımı bırak.. Güzel bir geçime sarıl, uzun ömre değil!

Der sunbuleş âvihtem ezrüyı niyaz

3.

Önce vefakârlık ederek bana vuslat şarabım sundu, sarhoş oldum mu cefa kadehini vermeye başladı., gözlerim yaşlarla, gönlüm ateşle dolu bir halde yoluna toprak oldum, yele verip savurdu!

Evvel be vefa mey! visalem derdâd

4.

Gül goncası tabak gibi açılıp nergis, şarap hevesiyle kadeh haline gelince şarap habbeleri gibi şarap havasıyle canından, başından geçen kişinin gönlü, her türlü gamdan, her türlü elemden kurtulur.

Çün ğoncei gul kırâbe perdaz şeved

5.

Sevgilinin yüzüne âşık olduğumdan dolayı beni kınama. Mahmur ve gönlü mecruh rintleri hoş gör. Sofi, mademki yolcuların âdetlerini bilirsin, rintlere fazla nükte satmaya kalkışma.

Işkı ruhı yâr bermeni zar megir

6.

Tatlı ağızlı güzeller, ahidlerini sona götürmezler, sözlerinde durmazlar., güzelleri sevenler de canlarım âşıklıktan kurtaramazlar.

Sevgili, senin muradına ram oldu mu âşıklar arasında artık adını bile anmazlar senin!

Şirin dehenan ‘ahd bepâyan neberend

7

Gönlüm, her gün başka bir yükün altında Gözümde de her gün ayrılıktan ayrı bir diken var. Gözümden bu dikeni çıkarmaya çalışıp çabalamaktayım ama kaza ve kader, “Bu, senin başaramayacağın bir iş” demekte.

Her rüz dilem beziri bari digerest

8. •

Erliği, Hayber kapısını koparandan, kerem sırlarını Kanber’in efendisinden sor. Hâfız, Hak feyzini sadakatle istiyorsan kaynağını Kevser Sâkisinden sor!

Merdi zikenendei deri Hayber purs

9.        •

Şuh, şen güzelle, berbat ve neyi alıp bir bucak, kimsenin karışıp görüşmediği bir yer, bir şişecik de şarap bulduk da iliğimiz, damarımız şaraptan kızıştı mı Hâtemi Tâyy’ın ihsan ve kereminden bir arpa tanesine bile minnetimiz kalmaz.

Bâşâhedi şüh u şengu bâberbatu ney

10. •

Gözümüze suretinden başka bir şey görünmemekte; civarından başka bir yere uğrayamıyoruz. Uyku, herkese hoş gelir ama senin hüküm sürdüğün bu zamanda ne çare ki bizim gözümüze bile girmemekte!

Cuz nakşı lu dernazar neyâmed mârâ

11. *

Ne o Çigil mumunun hikâyesini söylemeye imkân var, ne yanan gönlümün halini anlatmaya kudret! Gönlümün gamını anlatabilecek bir tek dostum bile yok da o yüzden gam gelmiş, bu daralmış gönlümde mekân tutmuş!

Ni kıssai an şem’i Çigil bitvanguft

12.     *

Ey dost, gönülden düşmanlara cefa etmek isteğini çıkar, vazgeç bu sevdadan, onlara aldırış etme. Bir güzel yüzlüyle, aydın şarap çekedur. Hüner ehline bağrını aç, naehillerden eteğini çek!

Ey dost dil ezcefâyı düşmen derkeş

13. *

Şarap gibi gamdan coşmaya, gam askeriyle savaşmaya ne lüzum var? Bıyığın yeni’ terlemiş, dudağından şarabı uzaklaştırma., yeşillikte şarap içmek pek hoştur!

Çün bade ziğam mebâyedet cüşiden

14.     •

Ey rüzgâr, ahvalimi ona gizlice söyle, gönlümdeki sırrı yüzlerce dille anlat. Fakat usandıracak tarzda söyleme sakın; söz arasında şöyle bir gelimine getir de söyle!

Ey bâd hadisi men nihâneş migü

15.     •

Bu gece derdinle kanlar içinde uyuyacak, huzur ve istirahat yatağına girmeyeceğim. İnanmıyorsan hayilini yolla da görsün, sensiz nasılım, ne halde uyuyorum ?

Imşeb ziğamet miyanı hon hâhemhuft

16.     •

Vefadan dem vuran her dost düşman kesildi; temiz geçinenlerin etekleri bulaştı. Gece gebedir derler ama ne acayip şey! Hiç bir er yüzü görmediği halde kimden gebe kaldı acaba?

Her dost ki dem zed zivelâ düşmen şud

17.     •

Sihirde üstadı Bâbil sihirbazları olan gözünün natırından sihirler, afsunlar gitmesin.

Güzelliği, kendisine kulağı küpeli bir köle yapan kulağına da dilerim, Hâfız’ın inci gibi şiirleri küpe olsun!

Ceşmi tu ki sihri Bâbulest ustâdeş

18.     *

Boyu, hakikaten bir selviye benzeyen ay yüzlü güzel, eline ayna almış, yüzünü bezemekteydi.

Kendisine bir mendil hediye ettim, dedi ki: Bununla vuslatımı mı istiyorsun, şendeki bu hayal, ne olmayacak hayal?

Mâhi ki kadeş beserv mimâned rast

19.     *

Muradıma erişmek için bütün ömrümü zayi eder dururum. Felekten ne kazandım, ne fayda elde ettim ki? Kime sana dost oldum dediysem bana düşman kesildi, vah ne de yaman talihim varmış!

‘Omri zipeyi murâd zayi’ dârem

20.

Gençlik çağları., şarap içmek, bıyıklan yeni terlemiş gençlerle zevku safaya dalmak daha doğru, daha münasip. Dünya, baştan başa yıkık bir kervansaraydan ibaret., yıkık yerde harap olmak daha doğru!

Eyyâmı şebâbest şerâb evliter

21.     •

Senin olurum, gönlünü hoş tut, sabret, düşünme dedin. Fakat sabır nerde ki? Gönül dediğin de bir katra kan ve binlerce endişeden ibaret bir şey!

Guftı ki tura şevem medar endişe

22. •

Güzellikte benzeri olmayan o ay, o misk benli dilber, elbisesini soyununca şeffaflıktan göğsündeki gönlü bile görmek mümkün: Sâf ve berrak suda mermer parçasına benzer katı bir şey!

Mâhi ki naşiri hod nedâred becemâl

23. •

Ömür viranesinin çevresine sel bastı, hayat kadehi de dolmaya başladı. Hocam, uyan.. zamane hammalı, ömür evinden pılıyı pırtıyı tatlılıkla çekip durmada!

Siylab girift gerdi viranei ömr

24. •

O neşeyi avlayan kadehi elime sun, o sevgiliye benzeyen kadehi ver! Çıldırdım ben; o zincir gibi kendi kendisine kıvranıp bükülen şarabı getir, sun elime!

An câmı tarabşikâr berdestem nih

25.     •

Halkı cennetle cehenneme bölüştüren, o halledilmez düğümleri halleden Ali, elbette bizi elden ayaktan düşmüş bir halde bırakmaz. Bu kurt gibi kapıcılık, bu zulüm, ne vakte kadar sürecek ? Ey Tanrı Arslanı, kendini göster, düşmanı kahreden pençeni izhar et!

Kassam ı behiştu düzah an ukde gusây

26.     •

Seni öpmek, kucaklamak isteğiyle öldüm, taze ve lâtif lâl renkli dudaklarının hasretiyle bittim. Hikâyeyi uzatmayalım, kısa keseyim. Gel, tekrar gel., seni bekleye bekleye mahvoldum!

Der arzuyi büsu kinâret murdem

27. •

Ey açılmamış goncayı utandıran, mahmur nergisi hayran eden güzel, gül nasıl olur da seninle beraberlik davasına kalkışır? O aydan nurlanmakta, aysa senden!

Ey şerm zede gonceı mestur eztu

28. •

Şarap alıp bir ırmak kıyısına gitmek, gamdan bir tarafa savuşmak gerek., ömrümüz, gül gibi on günceğizden ibaret., bu müddet içinde dudağımızın gülümser, yüzümüzün teni taze olması lâzım!

Bâmey bekenârı cüy mibâyedbüd

29. •

Belindeki kemere el attım; sandım ki orada bir şey var. Fakat kemerin o belden elde ettiği meydandayken ben kemerden ne elde edebilirim ki?

Men bâkemeri tu dermiyan kerdem dest

30. •

Ay yüzlünün yüzü, güneş gibi parlamaya başladı. Dudaklarında terleyen bıyıklar Kevser kaynağım tozlandırdı. Bütün gönülleri çene çukuruna attı da sonra o kuyunun ağzım amberle kapattı!

Mahem ki ruheş rüşeni-i hor bigirift

31 •

Sevgili, sümbül saçlarının gölgesinde yasemin yetişmiş, yakut dudağın, Aden incisini meydana getirmiş. Dudağın gibi sen de küpte beslenmiş olan ve bir ruha benzeyen şarapla can besle, daima şarap içmeye koyul!

Ey sâyeı sunbulet semen perverde

32 *.

Neşe veren şarabı al, gel. Aşağılık rakipten kaç, gizlice gel. Düşman, otur, gitme derse dinleme! Sen benim sözüme bak, hadi gel!

Bergir şerâbı tarab-engiz biyâ

33.     *

Seher yeli, bahçede güle dadılık etmeye başlayınca gülü, gelin bezeyen kadın gibi bezedi. Elinde gölgeden güneşe gidecek kadar bir aman varsa durma, hemen bir güneş yüzlü dilberle bir gül gölgesi ara!

Derbâğ çü şud bâdı şabâ dâye-ı gul

34.     •

Bu gül, bir sevgilinin, bir solukdaşın göğsünden gelmekte; gönlüm, ondan pek neşeleniyor. Renginden de birisinin kokusunu duymaktayım, o yüzden daima onunla hemdem oluyorum.

In gul ziberi hemnefesi miyâyed

35.     •

Felekten her hususta ümitlen, meyus olma. Fakat aynı zamanda da âlemin dönüşünden kork, söğüt gibi titre. Dedin ki: Kara renkten öte bir renk yok, ondan daha iyi bir renk olamaz., âlâ ama neden kara saçlarım ağardı öyleyse?

Ezçerh beher göne hemidâr umid

36.     •

Dünya güzellerini altınla avlamak, meyvalarını altınla güzelce elde etmek mümkün, âlemin sultanıyken bak, nergis bile nasıl altına baş eğmiş!

Hübânı cihan şeyd tevankerd bezer

37.     *

Gözlerinden sihir ve hile yağmakta. Ne yazık, o gözlerden savaş okları yağıyor. Dostlardan ne tez usandın, ah senin gönlünden., o gönülden daima taş yağmakta!

Çeşmet ki fusünu reng mibared ezo

38. •

Âlemden murad almak istersen dudağını, kadehin dudağından bir an bile ayırma. Cihan kadehinde acıyla tatlı karışıktır. Acıyı kadehin dudağından dile, tatlıyı sevgilinin dudağından!

Leb bâzmegir yek zeman ezleb-i câm

39. •

Sen öyle bir dolunaysın ki gUneş bile sana kul olmuş; sana kul olalı da parlak bir hale gelmiş., parlak güneş ve ay, senin yüzünün ziyasından ziyalanmış!

Tu bedri vu horşıd tura bende şudest

40. •

Ne dünyanın devleti sitem çekmeye değer, ne sarhoşluğundaki lezzet, elem çekmeye! Hattâ ne de cihanın yetmiş yıllık neşesi, bu yedi günlük gama!

Ni dovletı dunyi besitem mierzed

41. •

Keşke baht uygun olsaydı, yahut zaman yardım etseydi! Mademki kocalık, gençliğimin elinden dizgini kaptı; bari o, özengi gibi yerinde dursaydı!

Ey kâşki baht sâzkâri kerdî

42. •

Sevgiliye dedim ki dudağın nedir? Abıhayat dedi. Ya ağzın dedim; âlâ ve lezzetli bir şerbet dedi. Dedim ki: Hâfız da senin sözünü söyledi. Ne hoş, ne hoş, diye cevap verdi!

Güftem ki lebet guft lebem Abı Heyât *

 

MÜFRETLER

1.

Allah bilir vücudümden ancak bir hayal kaldı. Hayal sanıyorum ya, hatta hayalin de bir hayali!

‘Alimallah heyâli zitenem biş nemand
Bel kezan niz heyâlist ki mipındârem

2.

Hicran hikâyesiyle ayrılık destanı henüz bitmedi, fakat ömrümün tornan dürüldü, sona erdi!

Henüz kıssai hicranu dastânı firak
Beser nereftu bepâyan resi d tömârem

3.

O taraftan bu aşktan vazgeçmeyi ne kadar istersen bu taraftan sevgi o kadar çoğalıp durmada!

Feragat zan taraf çendan ki hâhi
Vezin cânib mahabbet mifezâyed

***

MUAMMALAR

1.

Oğul, dünya anasından gönlünü çek, kocasının yansının sonuna ulaş. Fakat bu derece inceliği, Hâfız gibi onun yüzüyle neşelensen ömrünü zevku safada geçirsen bile kalb sanatı yapmadıkça bilemezsin [*].

Berdâr dil ez mâderi dehr ey ferzend

 2.

Ey meclisteki çalgıcı, bizim o güzel sesli sazımızı düzene koy, çal da Sadi’den halimize uygun bir iki beyit oku!

Hâfız’ın, yüzüne hayran olduğu sevgilinin adını öğrenmek istersen “Saf” a bak, sonra da “Min ba’dî” nin sonunu oku !

Ey mutrıbı hoşhan biyâr an sâzı hoşâvâzâr

ŞÜBHELİLER

Bu kısım ana kaynaktan alınmamıştır.

 

Kaynak: HÂFIZ DİVÂNI ŞİRÂZÎ Çeviren: ABDÜLBÂKIY GÖLPINARLI, MEB, 1992, İstanbul

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s