İNCİLERDEN BİR DEMET

 

Tevbe, her şevden Allah Teâlâ’ya dönmektir. Çünkü her şey Allah Teâlâ’nındır.

“Tûbû ilâllah”  âyet-i kerîmesinde hem işaret vardır, hem müjde vardır. Eğer kabul etmeyeler idi. Emretmezler idi. Emir kabule delildir. Taksirin [kusurun] görmekle bile.

Habibim! Rabb-i Teâlâ, tevbeden sonra anların günahlarını mağfiret edici ve tevbelerini kabul ile merhamet buyurucudur. Tevbe-i nâsuh makamına kaim olup o halde Kendileri için mağfiret talep olunmakla afv olur. Yahut mademki günahı itiraf ile nedameti izhar eylediler, o halde mağfur olmuş oldular.”

       Hacı Hasan Akyol Efendi
kaddese’llâhü sırrahu’l azîz

 

Yanar ateşe her kim ona dokunursa;

Ama nasıl yanar kendi ateş olursa.

           

Mülk ve devlet, asker ve rical iledir

Rical, mal ile bulunur

Mal, reâyeden husule gelir

Reâye adl ile müntazâm-ül hal olur

 

[Bugünün türkçesi ile]

 

Yurdun korunması askersiz olmaz

Asker parasız toplanmaz

Para yurt mamur olmadıkça kazanılmaz

Yurt mimarı iyi siyaset olmadıkça mümkün olmaz

Siyaset ise adaletten başka bir şeye dayanmaz


       III.Alaeddin Keykûbat’ın Osman Gaziye gönderdiği [Ramazan 683 tarihli menşur dan] Berat

 

İbn-i Abbas radiyallâhu anh tabiinden olan İkrime radiyallâhu anha buyurdu ki;

“Sana bir kimse gelir de kendisi için önemli olan bir şeyden fetva sorarsa, fetva ver.

Yine bir kimse gelirde kendisine alakası olmayan bir şeyden sorarsa, fetva verme.

Sen bu şekilde hareket edersen, kendinden insanların üçte iki nispetinde sıkıntısını gidermiş olursun.”

       Ömer Nasuhi Bilmen,
Hukuki İslâmiyye Kamusu, İstanbul, 1976, c.I, s.419

 

“Ben görmez idim; gözde ayan hep Sen imişsin.

Ben bilmez idim; sinede can hep Sen imişsin.

Ben cümle cihan içre nişanın arıyordum;

Heyhat! Bütün, cümle cihan, hep Sen imişsin.”

(Molla Nureddin Câmî kaddese’llâhü sırrahu’l azîz (H. 817 M. 1414)
(Şeyh Saffet Kemaleddin Yetkin Türkçesi)

           

Hz. Ömer radiyallâhü anh bir keresinde hutbe okurken

“Allah kime hidayet verirse artık onu saptıracak kimse yoktur; kimi de saptırırsa, artık ona hidayet verecek kimse yoktur”

demişti. Cemaatten bir genç, Farsça bir şey söyledi. Tercümanını çağırarak gencin ne dediğini sordu. O da

“Allah Teâlâ kimseyi saptırmaz” dediğini söyledi. Bunun üzerine Hz. Ömer radiyallâhü anh gence hitaben söyle dedi:

“Yalan söyledin ey Allah Teâlâ’nın düşmanı!

Seni yaratan da, saptıran da Allah’tır.

Dilerse seni cehenneme sokacak olan da O’dur.”

         (İbrahim b. Hasan, et-Tefsîru’l-Me’sûr an Ömer, (İbn Ebî Hâtim ve Ebu’ş-Şeyh’ten naklen), 393.)

 

Sevban radiyallâhü anh anlatıyor. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdu ki;

“Ümmetimden bir kısım insanları bilirim ki, Kıyamet günü Tihâme dağları emsalinde tertemiz hayırlarla gelirler. Allah Teâlâ o sevapları, saçılmış toz haline getirir (değersiz kılar, kabul etmez). Sevban radiyallâhü anh dedi ki :

“Ey Allah’ın Resulü! Onları bize tavsif et, durumlarını açıkla da, bilmeyerek biz de onlardan olmayalım!” dedi.

Sonra Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem açıkladı:

“Onlar sizin din kardeşlerinizdir. Sizin cinsinizden insanlardır. Sizin aldığınız gibi onlar da gece ibadetinden nasiplerini alırlar. Ancak onlar, Allah Teâlâ’nın yasaklarıyla tenhada baş başa kalınca o yasakları ihlâl ederler, çiğnerler. ”

         Kütüb-i Sitte

 

Sözü bilen kişini, yüzünü ak ede bir söz

Sözü pişirip diyenin işini sağ ede bir söz

Söz ola kese savaşı, söz ola bitire başı

Söz ola ağulu aşı yağ ile bal ede bir söz

         Yunus Emre kaddese’llâhü sırrah’ül azîz

 

Hz. Mevlana kaddese’llâhü sırrah’ül azîz dostlarını bir arada görünce:

“Hep böyle olun, birlik de iyilik, yalnızlıkta sıkıntı vardır.

Mesela; bir çayıra yalnız bırakılan bir koyun gelişip et tutmaz hatta ölür, onu kurt parçalar. Aynı şekilde bir yere tek olarak dikilen bir ağaç bakılsa bile kök salıp yetişmez. Yetişse bile bu nadiren olur. Bu yüzden toplu olarak, ayrılığa düşmeden yaşamanın faydaları çoktur” der

         EFLAKİ, Ahmet, Ariflerin Menkıbeleri.  trc.Tahsin Yazıcı, 1973İstanbul. Milli Eğitim Bakanlığı, 2.cilt, s,88

 

Otman Baba kaddese’llâhü sırrah’ül azîz abdallarına şöyle seslenir:

“Tilki boya küpüne düşüp rengarenk oldu. Tilkilere “ ben tavus kuşu oldum” dedi ama tilki oğlu tilkidir.

Her kim Allah Teâlâ’yı severim dese dünya sevgisini kalbinden çıkarmasa yalancıdır.

Her kim ilim öğrenmek davasın etse sonra da rahatlık istese yalancıdır.

Her kim marifet davasın etse dilini her söze salıverse yalancıdır.

Her kim aşk davasın etse halveti sevmese yalancıdır….”

Ademoğluna suret-i insaniye yakışır.

.

         KOCA, Şevki.  2002 . Od’man Baba Vilayetnamesi,Vilayetname-i Şah-ı Göcek Abdal. İstanbul: Bektaşi Kültür Derneği.s. 271

 

İsmail Hakkı Bursevî kaddese’llâhü sırrah’ül azîz talebelerine sık sık şu öğütleri verir:

“Arkadaşlarından ayrılma, yoksa yolda kalırsın veya dalalete saparsın!

Topluluktan ayrılan helak olur.

Tek olarak yola çıkma.

Yolun başlangıcında olanlar âmâ gibidir önünü göremez. Her an bir tehlike ile karşı karşıyadır. Kendisine yol gösterecek birine ihtiyacı olduğu gibi, tasavvuf yoluna yeni girenin de yol göstericiye o kadar ihtiyacı vardır.

Kâmil bir eğiticinin elinde terbiye olunan bir insan, kısa bir süre içerisinde maksadına kavuşur. Bunun misali dağlardaki meyveler ile bahçelerdeki meyvelerdir. Yani dağlardaki ağaçların meyveleri terbiye ve bakım görmedikleri için geç olgunlaşır ve tatlı olmazlar. Fakat bostanlarda bahçıvanların bakımıyla yetişen ağaçların meyveleri hem kısa zamanda olgunlaşır hem de çok lezzetli olur”

       Evliyalar Ansiklopedisi.  İhlas Gazetecilik ve Yayıncılık,1992, İstanbul, c.3, s: 411

 

Adamın biri Akhisarlı İsa kaddese’llâhü sırrah’ül azîze

“Benim oğlum büyüdükçe arsızlaştı, söz dinlemez oldu, neredeyse beni dövecek.” Akhisarlı İsa :

-Oğluna kızınca nasıl davranırsın?

Kötü söz söylersen, beddua edersen gitgide arsızlaşır. Adam da:

-Beni incitince ben de öfkeyle hakaret ederim hatta beddua da ederim.

Akhisarlı İsa:

-Oğlun senin sözünü dinlemediğinde, sana saygısızlık ettiğinde sen ona güzellikle, yumuşakça davran, hakkında dua et çünkü babanın duası evlat için büyük hazinedir, mutluluğuna vesiledir, der. Bir ay sonra aynı adam yanında bir delikanlı ile Akhisarlı’nın huzuruna gelir ve:

-İşte bu, o delikanlıdır, sizin dediğiniz gibi yaptım o da böyle terbiyeli bir delikanlı oldu, der. Delikanlı da Akhisarlı’nın elini öper ve huzurdan ayrılırlar.

         KÜÇÜK, Sezai – MUSLU, Ramazan.  Akhisarlı Şeyh İsa Menâkıpnâmesi, İbn-i İsa Saruhanî, Sakarya, Aşiyan Yayınevi, 2003, s. 58

 

İran asıllı ünlü filozof İbn el-Mukaffa şöyle diyor:

“Bilginin hiçbir harfi ve hiçbir adı yoktur ki rivayet edilmemiş, öğrenilmemiş, geçmişteki bir öncünün söz veya yazısından alınmamış olsun. Bu da şunu gösterir: İnsanlar bilginin temellerini ortaya koymamışlar, gelecek bilgisi onlara ancak (ilâhî kaynağa uzanan) bilgi ve hikmet sahibinden gelmiştir.”

         İbn’ul Mukaffa, el-Edeb’üs-Sağîr, İslâm Siyaset Uslubu İçinde, çeviren: Vecdi Akyüz, Dergâh Yayınları, İstanbul 2004, s. 17-18.

 

“Bir şeye baktığın zaman o şu şekilde seslenir. Sakın bize aldanma, bizim müstakil vücudumuzun var olduğunu sanma, bizim hakikatimiz olan Allah Teâlâ’ya bak. Biz fitneyiz, seni aldatırız.”

 

“Dersini akıldan değil Allah Teâlâ al. O zaman ilmin sana olsun delil.”

 

“Yitik bulununca emek aranmaz.”

           

           

           

           

           

           

           

           

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s