ANİMUS: KADINDAKİ ERKEK

 

 

Kadındaki bilinçdışının karşı cinsten biçimlenişi olan animus da olumlu ve olumsuz yanlar taşır. Ama animus kadınlarda sıklıkla erotik fanteziler ya da yönelişler olarak değil daha çok “kutsal” inançlar olarak ortaya çıkar. Bu kendini yüksek sesle, enerjik olarak dışavurduğunda kadının eril yanı kolaylıkla tanınabilir. Ama dıştan son derece dişil etki bırakan kadında da sessiz ama son derece sert, katı bir güç olarak görülebilir. Onda birden soğuk, tartışılmaz, bencil bir şeylerle karşılaşılır.

Kadındaki animusun durmadan yinelediği, en sevdiği tema “tek istediğim sevgi ama o beni sevmiyor” ya da “bu koşullarda yalnız iki olasılık var”dır. Bunlardan ikisi de sevimsizdir. (Olumsuz animus hiçbir zaman istisna kabul etmez.) Animusa kolay itiraz edilmez; nasıl olsa haklıdır ama o duruma tam uygun değildir. Gerekçeleri görünüşte çok mantıklıdır ama nedense hep gerekli olan noktanın dışında kalır. Erkeğin animasını annesi gibi biçimlendirmesine benzer olarak kızının animusunu da baba biçimlendirir. Kızının ruhuna bu tartışılamaz olan görüşlerin rengini veren babadır; ne ki bu arada kızın gerçekliği eksik kalır. Animusun kimi zaman ölüm meleği olarak temsil edilmesi bundandır. Örneğin bir çingene masalı yalnız yaşayan bir kadınının tanımadığı güzel bir gezgini yanma alıp onunla yaşamaya başladığını anlatır. Oysa bunun ölümün kralı olduğunu anlatan korkulu bir düş görmüştür. Bir süre onunla birlikte olduktan sonra ona kim olduğunu açıklaması için baskı yapmaya başlar. Yabancı açıklarsa kadının öleceğini söyleyerek önce buna karşı koyar. Kadın yine de ısrar eder. Sonunda kendisinin bizzat ölüm olduğunu söyler ve kadın korkusundan ölür.

Mitolojik bakış açısından görülürse güzel yabancı olasılıkla pagan bir baba-tanrı imgesidir, ölülerin yöneticisidir -Persephone’yi kaçıran Hades gibibir tür animusu kişileştirmektedir. Kadını her türlü insancıl ilişkiden uzaklaştırır, özelükle de gerçek bir erkeği sevmekten alıkoyar. Olayların “nasıl olması gerektiği”ne dair bir dolu hayali, yaşamdan uzak, dilekler ve yargüarla dolu safsataları da yaşamla her türlü temasım engeller.

Birçok mitte animus yalnızca ölüm değil, haydut ve katil olarak da ortaya çıkar; örnek ise karılarını öldüren Şövalye Mavi Sakal’dır. Animus kadınların kendi başlarına kaldıklarında, özellikle de duygusal zorunlulukların karışlanmasının eksikliğini hissettiklerinde akıllarına üşüşen her türlü yarı bilinçli, soğukkanlı, ruhsuz düşünceyi temsil eder. Aile mirasının paylaşılmasına ilişkin olan bu türden düşünceler, diğer kimselerin ölümünün büe istendiği kötücül planlar, örneğin kadirim güzel Akdeniz manzarası karşısında “kocam ölünce Riviera’ya taşınırım” şeklinde düşünmesi bu türden animus işleridir.

Gizli tahripkâr eğilimleriyle, bilincin yüzeyine hiçbir zaman çıkmaksızın bir kadın kocasının, hatta bir anne çocuklarının gizliden gizliye hastalanmasını, kazaya uğramasını hatta ölümünü bekleyebilir ya da kadın çocuklarının evlenmesini engellemek ister. Yaşlı, saf bir kadın bana bir seferinde boğulmuş olan oğlunun ölüm döşeği fotoğrafını gösterirken “Onu başka bir kadına kaptırmış olmaktansa böylesi daha iyi” demişti.

Garip bir duygu felci, derin bir kendine güvensizlik de çoğu kez iyi kadının içindeki bilinmeyen bir animus yargısının işidir. Animus derinlerden kadına fısıldar. “Sen umutsuz bir vakasın neden uğraşasın? Ne yapsan boş; nasıl olsa yaşamın hiçbir zaman daha iyi olmayacak.”

Bilinçdışının bu figürleri bilincimize girdiklerinde ne yazık ki bu düşünce ve duyguların kişinin kendisinden olduğu sanılır, hatta ego bunlarla kendini o denli özdeşleştirebilir ki onlarla artık objektif olarak ilgilenemez. Bu figürler inşam gerçekten “büyüler”, ancak bu büyü kişiden uzaklaşırsa bunun kişinin gerçek düşüncelerine, duygularına ne denli zıt olduğunun dehşetle farkına vardır. O zaman yabancı bir psişik etmenin etkisi altına girilmiş gibi olur.

Tıpkı arama gibi animusta da yalnızca olumsuz özellikler, gaddarlık, saldırganlık, boş konuşma ya da sessiz, takıntılı kötü düşünceler yoktur. Bunun aynı şekilde kesin olumlu, değerli bir tarafı da vardır. O da yaratıcı etkinliğiyle şelfle köprüler kurabilmesidir. 45 yaşındaki bir kadının aşağıdaki düşü bu noktayı göstermeye yardımcı olabilir:

Gri, kapüşonlu giysili iki kişi balkondan odaya tırmanıyorlar. Niyetleri bana ve kız kardeşime kötülük etmek. Kız kardeşim yatağın altına saklanıyor ama onu bir sopayla oradan çıkarıp işkence ediyorlar. Ondan sonra sıra bana geliyor. İkiliden daha yetkili olanı beni duvara dayıyor. Ama ikincisi o sırada birden duvara bir resim çiziyor. Ben bunu görünce (dostça davranmak için) “ne güzel resim!” diyorum. O zaman bana eziyet etmekte olanın başı bir sanatçıya benziyor, kıvançla “evet, gerçekten” diyor ve öbürünün yapıtını dostça temizlemeye başlıyor.

Bu iki figürün sadist yönü düşü gören için çok tanıdıktı; çünkü gerçek yaşamda da sevdiği kişilerin tehlikede olduğu, hatta belki de ölmüş oldukları duygusuna kapıldığı korku nöbetleri geçirmekteydi. Ama bu düşteki animus figürünün ikili oluşu, bu saldırganlarda çift etki olasılığı bulunduğunu, bunun da öyle eziyetli düşüncelerden çok farklı bir şey olabileceğini gösteriyor. Düşü görenin onlardan kaçan kız kardeşi yakalanır, işkence görür. Gerçek yaşamda bu kız kardeş kanserden oldukça erken yaşta ölmüştür. Sanat yeteneği olduğu halde bunu hemen hiç kullanmamıştır. Daha sonra düşte saldırganların kılık değiştirmiş sanatçılar olduğu ortaya çıkar. Eğer düşü gören onların (aslında kendisinin) yeteneğini anlarsa kötü girişimlerini sürdürmeyeceklerdir. Bu da düşün anlamını gösteriyor: Korku nöbetlerinin ardında bir yandan gerçek bir ölüm tehlikesi, ama öte yandan da yaratıcı bir olanak bulunmaktadır. Düşü görenin resime üstün bir yeteneği vardı ama bu uğraşırım anlamlı olacağından hep kuşku duyuyordu. Düş ona bu yeteneği yaşaması gerektiğini ciddi bir dille anlatmaktadır. O zaman tahrip edici animusu yaratıcı bir güce dönüşecekti.

Yukarıdaki düşte olduğu gibi animus sık sık bir grup erkek sekimde, kişisel olmaktan çok kolektif bir şey gibi görülür. Bu kolektif zihinlilikten dolayı kadınlar çok yaygın olarak (içlerindeki animusu dile getirdiklerinde) fıüleri “insan …. .yapar”, “…yapılır”, “… giyilmez”, “… olmaz” biçimleriyle kullanırlar. Anlatımlarında da “herkes”, “daima”, “hep” gibi genellemeler sıktır.

Pek çok mit ve masalda, büyüyle bir yaban hayvanına ya da canavara dönüştürülmüş olan ve bir kızın sevgisiyle geri dönen bir prensten söz edilir. (Dr. Henderson bu “Güzel ve Çirkin” motifinin sıklığım bir önceki bölümde yorumlamıştır.) Gene sık olarak söylencenin kadın kahramanının gizemli, bilinmeyen sevgilisine ya da kocasına soru sormasına izin verilmez ya da onunla ancak karanlıkta buluşur, yüzüne bakamaz. Söylenen ancak kör bir sadakat ve sevgi ile onu eski haline döndürebileceğidir. Ama bu bir türlü başarılamaz. Her seferinde sözünü bozar ve sevdiğine ancak uzun, zor yollardan yeniden kavuşabilir. 

Bunun yaşamdaki koşutu, bir kadının kendi animus sorunu ile bilinçli uğraşısının çok zamana, acıya neden oluşudur. Ama eğer animusunun ne ve kim olduğunu, kendisine neler yaptığını anlarsa, büyülenmek yerine geçeklerle yüzleşirse o kendisine girişim, cesaret, objektiflik ve ruhsal berraklık gibi eril özellikler sağlayan son derece değerli bir içsel yoldaşa dönüşecektir. Erkekteki anima gibi animusun da dört gelişim aşaması olduğu anlaşılıyor: Önce fizik güç simgesi, örneğin bir ünlü sporcu olarak görünüyor. Bir sonraki aşamada inisiyatif ve yapıcı güç kazanıyor, üçüncü aşamada da dile geliyor ve bu yüzden de ruhsal büyüklere, örneğin hekime, rahibe, profesöre yansıtılıyor. Dördüncü aşamada “anlamı” içselleştirip yaşama bireysel bir anlam sağlayan yaratıcı, dinsel iç yaşantılara yöneliyor. O zaman kadına yumuşak varlığını telafi eden ruhsal sağlandığı veriyor. Onu aktüaliteyle de bağlantılandırabilir; o zaman kadın yaratıcı yeni düşünceler karşısında erkeklerden çok daha açık olabilir. Onların eskiden beri ruhlar dünyasıyla geleceği okuyan aracılara dönüşmesi bundandır. Olumlu animuslarının yaratıcı cesareti insanın yeni girişimlerini yüreklendiren düşünceler üretir. Kadının yapısı akıldışı olana daha yakındır, o yüzden bilinçdışıları yeni esinlerini daha iyi açabilirler. Kadınların kamu yaşamında daha az yer alışları da animusun özel yaşamın loşluğunda saklı prens olarak daha etkili olmasından olabilir. 

Kadının ruhundaki içsel erkek dışa yansıtılırsa. aile yaşamında, tıpkı anima gibi, zorluklara neden olabilir. Durumu daha ağırlaştıran da her iki cinsteki animus ve animanın birbirlerini karşılıklı olarak uyarmalarıdır. Böylece, aşk çatışmasının stereotipisinin de gösterdiği gibi, her çatışma kendiliğinden daha aşağı duygusal bir düzeye iner.

Söylediğimiz gibi kadının animusu cesaret, girişim ruhu, gerçekçilik, en üst biçiminde ruh derinliği ve içselleştirme sağlayabilir ama ancak kendi “kutsal” inancını sorgulayabilecek ve düşlerinin yol gösteren işaretlerini, kendi inançlarına karşı da olsa alabilecek nesnelliğe ulaşabilmişse. O zaman self, içsel tanrısal bir yaşantı verebilir ve kadının yaşamına bir anlam katar.

sh:177-188

Kaynak: Jung, C., G. (2002). İnsan ve Sembolleri. Çeviri: Ali Nahit Babaoğlu Okyanus Yayınları,2009, İstanbul

 

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s