DAST-NEVESHTEHAA NEMİSOOSAND /Elyazmaları Yanmaz (2013)

 

Süre: 125 dk   

Yönetmen: Mohammad Rasoulof       

Senaryo: Mohammad Rasoulof           

Ülke: İran

Tür: Dram

Vizyon Tarihi: 01 Mayıs 2013

Dil: Farsça

Web Sitesi: Cannes site: Un Certain Regard

Çeviri: Fügen Atasoy

Özet

İran rejiminin yirmi bir yazar ve gazeteciye suikast planladığı 1995 yılında yaşanan gerçek olaylardan yola çıkarak çekilen bu filmde yönetmen Muhammed Rasulof, İran’da uygulanan sansürün, zulmün ve otoriter rejimin net bir resmini çiziyor.

Filmde, İran’da bir aydın ve siyasi tutuklu olarak yattığı hapishanede anılarını gizlice kâğıda aktaran yazar Kasra’yı izliyoruz. Kasra yazdıklarını yayınlayıp hemen ardından ülkeyi terk etmek üzere ne gerekiyorsa hazırlamıştır. Gelgelelim emniyetten birileri bu planı fark eder. Kasra’nın yazılarını yok etmek için yapmayacakları şey yoktur. Bu arada, Hüsrev ile Murteza’ya bir suikast görevi verilir, fakat son anda, ikilinin planlarını değiştirmesi gerekir…

Altı yıl hapis cezasına çarptırılan Muhammed Rasulof’un da tıpkı Cafer Panahi gibi film çekmesi yasaklandı. Yönetmene ayrıca, Ekim 2013’te yurtdışına çıkma yasağı getirildi. Can güvenlikleri açısından, film ekibinin isimleri gizli tutuluyor.

Filmden:

Zamani’yle konuştum, yayımcınla.

 Sadece 108 sansür olduğunu söyledi.

 Pis herif bana 30 veya 40 dedi.

 Beyin kanaması geçirmeni istememiştir.

 Bu yüzden haberleri yavaş yavaş vermeye karar vermiş.

 Yeni çalışmaların nasıl gidiyor?

 Yeni çalışma mı?

 Ne yeni çalışması?

 Yazdığım her cümlede, aklıma şu geliyor.

“Yayımlanacak mı, yayımlanmayacak mı?  Sansürlenecek mi, sansürlenmeyecek mi?” Bu şartlar altında çalışamam.

**

Ne sonuçları?

 Ne yani, burada yatarak öleyim mi?

 Onca yıldan sonra, hala buradaki hayatın nasıl olduğunu bilmiyorsan ölmek kötü bir fikir değil.

– Bu kitabı yayımlayacağım.

 – Devam et o zaman.

 Sanki basım firmasında çalışanlar bastıkları şeyi okuyacak da bizi ihbar edecek.

 Basanları, işçileri ve denetimcileri unut.

 Farz edelim ki basıldı.

 Dağıtım nasıl olacak?

 Onları nasıl satacaksın?

 Ne yapmalıyım, o halde?

 Bilseydim, kendime yardım ederdim.

 Beni rahat bırak.

….

 Kovulan Öğretmenin Olaysız Hayatı.

 Çöpe atmak için mi bu roman üzerinde 10 yıl çalıştın?

 Gizli basımı getir.

 Aksi takdirde eskiyecek.

 Bütün bunları yaparsak, işler değişir.

 Forouzandeh gerilla hareketini çıkar.

 Savaş ve değişim 40 yıl önce oldu.

 Artık bitti.

 Bugünün jenerasyonu politikayla ilgilenmiyor.

 İletişim ağı jenerasyonu yaşamak istiyor.

 Keyif, hız, Facebook, Twitter.

Bu çocukların idolü Steve Jobs.

 Che umurlarında bile değil.

 Ama kendilerini ifade etmek için İnternet, Facebook ve Twitter kullanıyorlar.

 Kitabımı internette yayımlamak istemiyorsam bunun sebebi basılı çıkmasını isteyişimdendir beyaz kapaklı, izinsiz.

 İnterneti kullananın sadece biz olduğumuzu mu sanıyorsun sosyal iletişim ağlarını kullanmak birbirimize “Biz medyumuz” demek?

 Bu güzel bir uğraş.

 Hükümet interneti filtreliyor ve biz tersini yapıyoruz.

 Kendimizi zeki sanıyoruz ama rejim hakkındaki düşüncelerimizi ifşa ettiğimizi unutuyoruz onların kim ve nerede olduğumuzu bilmelerine izin veriyoruz.

 İnşallah kötümserlikten ölürsün.

 Bu rejimin mahvedemediği tek şey entelektüeller arasında kötümserlik yaratmak.

 Beni onlar aynı küfeye koyma.

 O entelektüellere dayanamıyorum.

 Sen sadece korkuyorsun.

 “Dalında düzgün olgunlaşsın.

 Dünya mutlulukla dolsun.

 Sokaklar değişsin.

 Sınırlar sevinçle dolsun.

 Belki, bir anlığına, patlayan silahlar utansın kesen bıçaklar feragat etsin.

 Kalem, ateş ve bayrak ateşkes ilan etsin. ”

Yeni şiirin mi?

 Harika.

 Ama biraz kısaltmalısın.

 Sen iyi değilsin.

 Kendini öldüreceğinden korkuyorum.

 Haplarını unutma.

 Karınla konuşacak mısın?

 Başka matbaa tanımıyorum.

 Babası asla kabul etmez.

 Ama başka bir matbaa biliyorum.

 Cesur bir adam.

 Onunla konuşacağım.

 Onu da korkutma.

 Senin kitabın olduğu için, onunla konuşacağım.

 Onu kandıracağım.

 Tuzağa düşüreceğim.

 Prensiplerimi gömeceğim.

 Oldu mu?

 Tanrı o zehirli dilini lanetlesin.

**

Haklısın.

 Bizimki bir kültür problemi.

 Eğitim sistemimizin reforma ihtiyacı var.

 Dahili telefondan mı devam etmek istiyorsun?

 Normal telefondan konuşmak güvenli değil.

 Dinle.

 Romanın ne hakkında olduğunu belirt.

 Çalışmalarımız birlikte basılsın.

 Maestro, kültür eğitimle elde edilir.

 Ve eğitim, güce sahip olanın elindedir.

  Romanımın bir milyon kopyası hiçbir işe yaramaz.

 Biz faydasızız.

 Aman sen bir yazarsın, lanet olası.

 Şunu biliyor musun?

 Bugün hava çok güzel.

 Ve aslında hayat çok hoş.

 Ama savaş çok kötü.

 İnlemeyi kes, seni koyun.

**

Biz aynı hücreyi paylaştık, değil mi?

 Doğru, bir zamanlar aynı hücreyi paylaşmıştık.

 Ama sizlerin dediği gibi, “Önemli olan, birinin gelecekteki durumudur.”

Sorgucun olmam konusunda ısrar ediyorsan oyunun kurallarını gözlemlesen iyi olur.

**

Kibar ol ve seninle konuşulmadan konuşma.

 Peki, hangi duvara doğru oturup yüzümüzü döneceğiz?

 Sana bir şey ikram edebilir miyim?

 Savcının davalıyla birlikte bir şey yemesi yasak.

 O halde senin için ne yapabilirim?

 Konuşmamız lazım.

 Elyazmalarım hakkında mı?

 Uzun zamandır bu anı bekliyordum.

 O şeyleri telefonda mahkeme çağrısı almak için söyledim.

 Ama buraya gelerek nezaket gösterdin.

 Yani el yazınla yazdığın bir şey yok mu?

 Kağıtta ya da kafamda, farkı yok.

 Evet, var.

 Her şeyi yazdım.

 Her şeyi.

 Otobüs olayından başlayarak sonra itiraf ettiği için serbest bırakılan ve güvenlik birimine katılan hücre arkadaşım hakkında bildiğim her şeyi yazdım.

 Ve kısa süre sonra, o en büyük devlet gazetesinin başına getirildi.

 Ama en önemlisi entelektüellerle olan yakın bağlantıları nedeniyle ona entelektüelleri yıldırma görevi verildi ve ülkedeki lakabı “Kültürel NATO” oldu.

 Bu nedenle İran entelektüellerini baskı altına alma projesinin baş yöneticisi oldu.

 Bunu sevgili sorgucuma söylemeye cesaret edemem ama bir zamanlar arkadaşım olan kişiye söyleyebilirim.

 Sen gerçekten inanılmaz yetenekli bir adamsın.

 Hatalarımı itiraf ederek dürüstlüğümü gösterdiğim için durur duyuyorum ülkemi korumak için sahip olduğum inançtan ve halkıma sadık oluşumdan dolayı gurur duyuyorum.

 Ya sen?

 Birkaç bin dolar için kendini yabancılara satan ve bir tokatla havlu atan bir korkaksın.

 Karını ve dostlarını bir kamera önünde ihbar ettin.

 Kasetler elimizde.

 Hepsini izledim.

 Her bir ithamı itiraf etmişsin evlilik dışı ilişkilerini, karını aldatmanı uyuşturucu ve alkol bağımlılığını ve hayal edilebilecek her ahlaksızlığı.

 İşkence altında yapılan itirafları kimse dikkate almaz.

 Senin yönetiminin tek amacı insanları ahlaksız ilan etmek.

 İnsanları ahlaksız ilan etmek mi?

 Bunu tartışmak epey uzun sürer.

 Bunu başka bir zaman konuşabiliriz.

 Ama ben bugün buraya benden tam olarak ne istediğini öğrenmeye geldim.

 Gitmek istiyorum.

 Ülkeden ayrılmam için bana yardım etmeni istiyorum.

 Tamam.

 Bu ayarlanabilir.

 Karşılığında ne alacağım?

 Nerede olduğunu biliyorsun, git ve al.

 Diğeri.

 Üstünde kitaplar olan, beyaz sandalye.

 Basın kariyerinin başında tabloid gazeteler için gerilimli detektif hikayeleri yazdığını duydum.

 Resmi gazetelerde, entelektüelleri karalama kampanyası yürütmek yerine tabloidlerde yazmayı tercih ederim.

 İlk olarak bir koruma istiyorum.

 Gitmek için izin, elyazmalarına karşı bir takas.

 Garantiye ihtiyacım var.

 Ben gidiyorum.

 Meslektaşlarım senin dilinden daha iyi anlar.

 Gitmeme izin ver, sana kopyaların nerede olduğunu söyleyeceğim.

 Onların şiddetine dayanamazsın.

 Bir tokatla herkese kalleşlik edersin.

 Neden işleri zorlaştırıyorsun?

 Çok fazla bir şey istemiyorum.

 Sadece garanti istiyorum.

 10 yıl hapis yattım, işkence ve acı çektim, bana söz vermeni istiyorum ölmeden önce kızımı görmeme izin vermelisin.

 Bana bunun için söz veriyor musun?

 “Bu yıl gizli servis, sendika hakları ve ifade özgürlüğüne inanan yazarlardan tek seferde kurtulmaya karar verdi.  Doğrusu, bu rejimden kurtulma ümidini taşıyanlar olarak.hepimiz aynı otobüsteydik Aynı otobüste yolculuk yapıyorduk ve bu Ermeni yazarlar tarafından organize edilen kültürel bir faaliyetti. Sonbaharda bir öğleden sonra, 21 yazar ve gazeteci. Ermeni organizatörler tarafından bir otobüse bindirildik.  Bütün günü hikayeler anlatarak ve şakalaşarak geçirdik. Gece yarısı, bir çığlık sesiyle uyandım. Etrafa bakındım, şoför koltuğunda değildi. Bazıları, şoförün otobüsü uçuruma doğru sürdüğünü ve son anda otobüsten atladığını söyledi.  Şoför yolun kenarında duruyordu otobüsten birkaç metre ötedeydi ve içerdeki kargaşayı izliyordu.

 “

 Böyle bir fanteziyi nasıl hayal ettin?

 Olayın olduğu gece bile, buna gerçekten inanamadım.

 Kendimizi bunun bir kaza olduğuna ikna etmeye çalıştık.

 Sepan, şoförün yakasına yapıştı ve dedi ki.

“Neredeyse bizi öldürüyordun, geri zekalı!” O özür diledi ve dedi ki.

“Bir süreliğine uyuyakalmışım.

 ” Bu hikaye çok saçma.

 Nasıl olur da 21 kişi şoförün böyle bir şey yapmasına müsaade eder?

 Kendimize sorduk, “Neden?”

“Biz bunu hak edecek ne yaptık?” Bu saçmalıkları mı yayınlamaya niyetlisin?

 Senin hakkında yazdıklarım için endişe ediyorsun.

 Bu kişisel bir şey.

 Bu bir ulusal güvenlik meselesi.

 Benim anılarım, ulusal güvenliği nasıl tehlikeye atabilir?

 Bunu yargılamak sana düşmez.

– Ne kadar beklemek zorundayım?

 – En fazla 2 hafta.

 Seni ben arayacağım.

 Dur.

 Sana orijinal kopyayı verdim.

 Güvenlik için iki kopya da arkadaşlarıma verdim.

 Eğer bana bir şey olursa onları yayınlayacaklar.

 Benim güvenliğime dikkat etmelisin.

**

Şoför anlatıtor:

Ben sekiz yaşındayken, babam petrol kuyusunda gazdan zehirlendi. Amcamla çalışmaya gittim, alet edevat sattık. Birkaç yıl böyle geçti sonra askerliğimi yaptım. Bana hapishane gardiyanlığı görevi verdiler. İlk olarak, gözetleme kulesinde nöbetçilik yaptım.  Haj Said adındaki subayın gözünde iyi bir izlenim edindim sonra o en üst seviye güvenlik kanadına atandı. İki yıl sonra, beni yanına, operasyon bölümüne aldı. Bakanlıkta sivil hizmet yaptım. Evlendim. Karıma ne iş yaptığımı söylemeye cesaret edemedim. Ben sadece önemsiz bir memurum, dedim. İyi bir işim vardı. Bana güveniyorlardı. Bir gün, Haj Said bana otobüs sürüp süremeyeceğimi sordu. Sürebilirim dedim ama ehliyetim yoktu. Bir gün içinde bana ehliyet çıkartacağını söyledi. Şanslıydım. Beni bir operasyon için seçmişlerdi bir otobüs dolusu yolcuyu dağa götürecektim ve otobüsü uçurumun kenarında bırakacaktım. O yere yaklaştıkça dehşete kapıldım. Operasyonu mahvetmekten korkuyordum. Gündoğumundan önceydi. Yolda kimse yoktu. Belirlenen yere yaklaşmadan önce bir işaret vardı. Aynadan arkaya baktım. Hepsi uyuyordu. Bacaklarım uyuştu. Sonra belirlenen noktaya vardım. Otobüsü tünelden geçirdim. Kenara iyice yaklaştım ve sonra dışarı atladım. Otobüsten taş kesilmiş halde indik. Bir taş otobüsün yuvarlanmasına engel olmuştu ve bu şekilde hayatımız kurtuldu. Sepan şoföre lanet okudu ve yakasına yapıştı. Şoför özür dileyip durdu ve bir anlığına uyuyakaldığını söyledi. Geçitte durmak zorunda kaldığını söyledi. Bunun bir kaza olduğuna inandık. Şoför otobüse döndü, yerine oturdu ve direksiyonu tuttu. Shahriar ve Toufan şoförün arkasında durup onu izlediler. Şoför otobüsü asfalt yola çıkardı. Hepimiz uyanıktık ve gözümüz şoförün üstündeydi. Biz şaşkınlık içindeyken…  …şoför ikinci kez son sürat dar geçide doğru sürdü. Otobüs yoldan çıktı. Şoför çantasını aldı ve son saniyede otobüsten atladı. Toufan direksiyonu yakaladı ve otobüsü çevirdi. Shahriar el frenini çekti. Otobüs aniden, titreyerek durdu. İliklerimize kadar dehşete kapıldık. Otobüs ölümün ağzında sallanıyordu. Otobüsün önüne gitmek imkansızdı. Bunu yaparsak aracın dengesi bozulurdu ve muhtemelen vadiden aşağı düşerdik. Kanımız donmuş olarak otobüsün arkasında toplandık. Bitirilememiş bir suçun yaşayan şahitleriydik. Hepimiz allak bullak olmuştuk. Ne olduğunu idrak edemiyorduk. Gündoğumunu beklerken, vücutlarımız korkudan ve soğuktan donmuştu. Yoldan geçen iki araba durdu. Biz, bu arabayı ve içindeki kişileri daha önce çay molası verdiğimiz yerde gördüğümüze emindik.

**

Üstünde iz bırakmamalıyız. İntihar gibi gözükmeli.

**

Niye ağlıyorsun?

 Tanrı verir ve Tanrı alır.

 Onun başının dönmesi normal sersemlemiş olduğu için kusuyor.

 Yarın ameliyattan sonra kendini daha iyi hissedecek.

 Onun dünyadaki tek hasta çocuk olduğunu mu sanıyorsun?

 Tanrı’ya güven.

 Çocuğun hastalığıyla benim işimin ne ilgisi var?

 Yaptığım her şey, Tanrı’yı memnun etmek için! Korkuyorsun, değil mi?

 Sana söylemiştim, bunun korkuyla ilgisi yok.

 Gelmemi istemezsen, gerçekten minnettar olurum.

 Adam masumsa, çocuğum bunun bedelini ödeyecek.

 Neyin doğru ya da yanlış olduğuna biz karar veremeyiz.

 Biz bir emir aldık ve bu şeriata uygun.

 Biliyorum, ama karım çok endişeli.

 Şimdi, oğlumun benim yaptıklarımın bedelini ödediğini söylüyor.

**

Canım kızım eski hücre arkadaşımla yaptığım görüşmenin üzerinden uzun zaman geçti o artık gizli servisin bir ajanı.  Sekiz ay önce ülkeden çıkma yasağımı kaldırtacağına söz vermişti.  Karşılığında ben elyazmalarımı verdim.  Ama o zamandan beri, hiçbir şey yapmadı ve hala seni görmeme izin vermiyorlar. Bir çare bulmak için ona ulaşma çabalarım fayda etmedi. O beni kandırdı ve sözünü tutmadı. Son arzum seni tekrar görmek.

 Baban.

 

**

 Telefonumun dinlendiğini biliyorum bu yüzden dikkatle dinle.

 Bana söz verdin.

 Yazılarımın karşılığında En fazla iki hafta sürer dedin.

 Sekiz ay geçti.

 Hiçbir şey yapmadın.

 Benimle irtibat bile kurmadın.

 Sana 48 saat veriyorum.

 Ben hastayım.

 Daha ne kadar yaşayacağımı sanıyorsun?

 İzin ver de kızımı görmeye gideyim.

 Senin de çocukların var, değil mi?

**

Kalk.

 Hadi, kalk.

 Sen iyi bir şairsin.

 Şiirlerini beğeniyorum.

 Ama neden bu kadar ümitsizsin?

 Şiirlerinden dördü intihar hakkında.

 Kovulan Öğretmenin Olaysız Hayatı.

 Son çalışmanı okumayı, ve neler yaptığını görmek isterim.

 Yakında elime geçer.

 Gördün işte, meslektaşlarına teşekkür et.

 Her şeyden haberim var.

– Romanı daha kimse okumadı.

– Bizi hafife alıyorsun.

 Yaşayacağın sıkıntıları unuttun.

 Meslektaşların başarılı olmak için her şeyi yapacaklar.

 İsimlerini açıklamak istemiyorum ama bazı meslektaşların, kazığın tepesine oturmamak için her şeyi yapacak.

 Şikayetim yok.

 Senden bir şikayetimiz var oluşunla ilgili, ihanetin yabancılar için yaptığın işler; modern casusluk.

 Özgürlük için savaş diye bağırıyorsun, ama senin amacın insanlara ihanet etmek.

 Lafı geveleme de sadede gel.

 Geçmişini telafi etmelisin.

 Neyi telafi etmeliyim?

 Söylemesi kolay değil.

 Bir anlayışa ulaşmamızı önleyen şeyler var.

 Sen ve ben asla bir anlayışa ulaşamayız.

 Neden olmasın?

 Sen, benimle birlikte bir anlayışa ulaşacaksın.

 Başka seçeneğin yok.

– İkinci kopyayı istiyorum.

– Neyin ikinci kopyası?

 İnkar kolaydır ama burada, benimleyken değil.

 Seni kuzeye geri göndereceğim.

 İkinci kopya hakkında bir şey bilmiyorum.

 Ben biliyorum.

 Ve sen onu bulmama yardım edeceksin.

 İkinci bir kopya olduğunu varsayalım diyelim ki onu buldun ya otobüsteki diğer 21 kişi ne olacak?

 Onlar her şeye detayıyla şahit oldular.

 Bir kişinin anılarını silersin, ama diğerlerine ne olacak?

 Biz sadece 21 bireyle ilgilenmiyoruz bütün orduyla ilgileniyoruz, “Kültürel NATO” ile.

 Otobüs hikayenin arkasındaki gerçek ne olursa olsun ulusal güvenlik için önemli.

 Ulusal güvenlikle kıyaslayınca, 21 hayatın değeri yok.

 Forouzandeh’in evinin tam karşısındayız.

 Karın, evdeki acil bir toplantı için çıkmak üzere yazar arkadaşların senin ortadan kayboluşundan sonra onu aradılar.

 Kapıyı kontrol etme konusunda ne kadar takıntılı olduğunu biliyorsun.

 Şiddet kullanmak istemiyoruz.

 Kimsenin itibarını riske atmak istemeyiz.

 Alkollü içecekler ve uyuşturucu için arama emri çıkarmak kolay olur.

 Bırak da işimizi sessizce yapalım, ve kimsenin itibarı zedelenmesin.

 Karısı çıktıktan sonra zile basmanı istiyorum.

 Forouzandeh seni monitörden görüp kapıyı açınca gitmek için serbest olacaksın.

 Beni kuzeye götürmelerini emret.

 Onu kuzeye geri götürün.

**

Bütün bölge izleniyor.

 Bütün telefon hatları kesik ve evin her yerinde dinleme cihazı var.

 Bana kazık atarsan, senin için sonuçları zor olur.

 Önlem olarak, adamlarımdan biri sana kapıya kadar eşlik edecek.

 – Tek başıma gitmek zorundayım.

 

– Tek başına gideceksin.

 Sana güveniyoruz.

 Şimdi sen bize güvenmelisin.

– Ne kadar zamanım var?

 – Yirmi dakika.

 Forouzandeh inatçıdır.

 Onu ikna edip her şeyi açıklamak ve elindeki kopyayı almak için daha çok zamana ihtiyacım olacak.

 Yarım saat.

 Daha fazla değil.

 Peki ya kabul etmezse?

 Böyle bir seçenek yok.

 İtibarın mahvolur, bize kopyayı getirmek zorundasın.

 Şunu hayal et insanlar toplanmış entelektüel kesime senin kayboluşunu üzüntülü bir şekilde açıklıyorlar.

 Aniden, ikinizi de içki içerken polisin yakaladığı haberi yayılıyor.

 Yarınki gazetelerde manşet haber olur.

 Bu çok çirkin.

 Orada da bitmez.

 Hapishanede bize kopyanın nerede olduğunu zaten söylersin.

 Bunu skandal yaratmadan atlatmak daha mantıklı olur.

 Sonra hepimiz normal hayatımıza geri döneriz.

**

 

BAŞA DÖN

 

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s