CÂMİ’DE ÂŞK

Ey kulak!

Aşk fesânesini, kalem gıcırtısının aşk nağmesinden dinle.

 Ney gıcırtı sesiyle aşk kıssasını tekrar etmektedir.

 Aşk, cömertlik mahzeninin anahtarıdır.

 Görebileceğin herşey aşkta mevcuttur.

 Aşk hükmünden daha âli bir hüküm yoktur.

 Hak kendi kendinde tecellî ettiğinden kendini o tecellîde ortaya çıkardı.

 Zâtını kemâl vasıflarıyla gördü.

 Vasıflar zâtın gereğidir

Câmî, Heft Evreng Silsiletü’z-zeheb, 1. cilt, Tahran, 1999, s. 249.

**

Ey aklımı, sabrımı yağma eden sevgili!

Hayatımı perişan ettin.

 Bana gam verdin, derdime ortak olmadın.

 Kalbimi aldın götürdün de bir sevgili gibi gönlümü almadın.

 İsmini bilmiyorum ki, onu dilime vird edeyim, yerini bilmiyorum ki, gidip oraya yerleşeyim.

 Eskiden istediğim gibi yaşıyor ve tatlı tatlı gülüyordum.

 Senin aşkına düştüm, şeker kamışı gibi boğum boğum oldum.

 Aşkınla gonca gibi o kadar kan yuttum ki, nihayet gül gibi haya perdesini atıp, sırrımı ifşâ ettim.

 Senin nazarında büyük ve değerliyim, demiyorum.

 Nazarında ancak hakir bir Kölenim.

 Ne olur bu köleyi biraz okşayarak mihnet zincirinden kurtarsan.

 Kimse benim gibi kana boyanmasın, benim gibi halk içinde rezil rüsvâ olmasın.

 

Câmî, Yûsuf ve Züleyhâ, s. 39.

**

Ancak aşkın özel bir lutuf ve nimet olmasının yanı sıra getirdiği çileler de çok fazladır.

 Çünkü aşka düşen şahıs büyük bir dert yükünün de altına girmiş oluyor.

 Âşık, gördüğü herşeyde sevgilisini arar, herşeyi ona benzetmeye çalışır.

 Yalnız sevgilisinin değil ona benzeyenenin de esiri olur.

 Âşık sevgilisine benzer ne görürse o benzerlik mikdarınca ona meyleder.

 Her kim âşık olursa kalbine dert yükünü yüklemiş olur.

 Ona benzer ne görse onun esiri olur.

 Ay’ı görse onun hüsnü cemâlı, zanneder.

 Bahçede bulunan kokular içinde sevgilisinin kokusunu alır.

 Kanlı göz yaşları ile güllere su döker.

 Güllerin kokusu onun elbisesiyle nefes alıyor.

 Câmî, Heft Evreng Silsiletü’z-zeheb, 1. cilt, Tahran, 1999, s. 216 – 217.

**

Kimse yokmudur ki, ona her an ben, ezel deryasının dalgasından başka bir şey olmadığımı söyliyeyim.

 Ben ney gibi vücûdumdan, varlığımdan boşaldım.

 Allahtan başka anlayanım yoktur.

 Ben kendimden fânî oldum, Hak’la bâkî kaldım.

 Varlık elbisemi yırttım, parçaladım.

 Ben, Hakk’la bir olunca kendi maddî varlığımdan ürktüm.

 Hakk’ın bana vaktiyle üfürdüğünü dışarı vurdum.

 Kendi halimden anlayanla eş oldum, ancak onun söylediklerini söylüyorum.

 İster Kur’ân de, ister İncil, ister Zebûr, benim sesimde Hakk’ın kelâmı zuhûr etmektedir.

 Göklerin dönmesi, yıldızların raksı benim sazımın tesiriyledir.

 Feryâdımı duymuş kutsal kişiler hiç durmadan Allah’ı tesbîh etmektedirler.

 Açıkca şunu söyliyeyim ki aslından ayrı düşen, yaşamamaktadır.

Câmî, Neynâme, Halıcı, a.g.e, s. 379.

**

Aşk gençlik günlerinin süsü, iki cihanda mutluluk sermayesidir.

 Feleğe hareket isteğini, meleğe tecrid zevkini aşk verdi.

 Can gülü aşk kokusunu alınca, beden çamuru bağlılık rengine büründü.

 Can ve bedenimizin bağı aşkladır.

 Ölmemiz, yaşamamız ondandır.

 Saygın kişi de sıradan kişi de aşkın esiridir.

 Yüce değeri karşısında değersizdirler.

 Gece ışık veren ay, üzerine muhabbet ışığı düştüğü için parlar.

 Toprak muhabbet cemresi düşmedikce felekten dolayı parıldamaz.

 Kalb bedende muhabbetten uzak kalsa kara balçıkta sadece siyah bir taş olur.

Aşk ateşinde boğulmayan ile çam kozalığı arasında ne fark vardır?

Kozalığın işi nedir?

Aşk derdinden gafil olmak.

 O kim gönül sahipliği kim? Kalbin yaşaması âşıklık derdiyledir.

 Aşk gönül ile örtülmedikce kalbin sıcaklığı, perişanlıktan başka bir şey olmaz.

Ey işi güzeller yüzünden kötüye gitmiş kaşları takı yüzünden yüz derde düşmüş âşık! Halin kara benliler yüzünden kötü, günün ayva tüyleri yeni bitmiş dilberler yüzünden kara.

 Mahmur gözler uykularını kaçırmış, tövben onlara yenilmiş.

 Yanağına kim siyah nokta koyduysa deli gönlüne senin dert dağını yükledi.

 Câmi, Tuhfetü’l-Ahrâr, s. 139 – 140

**

Âşığın damarlarından akana kan dahi sevgilisinden haber vermektedir: “Cerrah kan almak niyetiyle neşterini Mecnûna saplamak için acele etti.

 Mecnûn ağladı ve dedi ki: “Kalbimden kan yerine Leylânın gamının gitmesinden korkuyorum.”

Câmî, Rübâî, Çelebi,a.g.e, s.76.

**

Gönül sırrından bahse başlerken evvela sözlerinin hayır ve şer taraflarını düşün.

 Bir kuş kafesten uçtu mu onu geri getirmek güçtür.

 Lüzumsuz, değersiz şeylere meyleden karanlık bir gönüle, irfandan bahsetme.

 Bu irfan bahisleri kıl gibi incedir.

 Fakat karanlık bir gönül onu farketmez, emeğin heba olur gider.

 Ham sofularla dostluk kurma.

 Hamların işi daima hamdır.

 Kâmilliğin yolunu bilmez, bahçenden ham meyve koparırlar.

 Ağacından koparılan ham meyve kıyamete kadar öyle kalır.

 Gümüş ve altın ile dolu olmayan bir eli ancak pîrini seven bir pîre uzat.

 İradet elini onun elini ona teslim edersen saadet hazinesini ele geçirirsin.

Câmî, Yûsuf ve Züleyhâ,s. 154

**

Mûsâ (aleyhisselâm) nûra gark olmuş kalbiyle rabbine yalvarmak için Tûr dağına gidiyordu.

 Yolda Haktan uzaklaşanların ve sürülmüşler ordusunun önderini (iblis) gördü.

 “Âdeme secde etmeyi reddederek rızâ makâmından neden yüz çevirdin”, diye sordu.

 “Kâmil seyir hâlinde olan âşık cânândan gayrı kimseye secde etmez,” diye cevapladı.

 Mûsâ (aleyhisselâm) dedi ki: “Dosta cândan kul olan herkes onun buyurduğu yola başını koyar.”

“Ondan maksad, âşığı imtihan etmekti, secde değildi,” dedi.

 “Eger durum buysa, neden lânetlendin? Neden sultânın gazabından sana meleklik elbisesi yerine şeytanlık giysisi giydirildi?” İblis,

“ Bunların ikisi de ödünç sıfatlarıdır, zâtımdan birer parçadır. Bunun gibi yüz sıfat verilse ya da alınsa da zâtımda bir değişiklik olmaz.  Zâtım sıfatıma göredir. Onun aşkı zâtımın gereğidir. Şimdiye kadar aşkım karışmış ve özlemlerime bağlanmıştı. Bahtım kara, günüm ak idi. Her an korku ve umudun oyuncağı idim. Artık bundan kurtuldum ve vefânın dizine oturdum. Lutfum da kahrım da tek renk oldu. Aşk kalbimden heves nakşını sildi. Aşk ile aşk oyunu oynuyorum,”

diye cevap verdi,

Câmî, Heft Evreng Subhatu’l-Ebrâr, 1. cilt, Tahran, 1999, s. 593

**

Ey yüce Allahım! Senin ününden aşk yağmuru yağar ve yağmakta.

 Senin söz, yazı ve haberlerinden aşk damlaları sızar ve sızmakta.

 Hakiki âşık senin eşiğine geçere, dergâhına gelir.

 Evet senin kapından ve damından aşk çağlar ve çağlamakta, kaynar ve kaynamakta.

 Câmî, Bahâristân, s. 12

 

Kaynak: İbrahim ALLAHVERDİYEV, ABDURRAHMÂN CÂMÎ VE TASAVVUFΠ GÖRÜŞLERİ , T.C.  Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü  İlahiyat Anabilim Dalı  Tasavvuf Bilim Dalı , Doktora Tezi, 2009, İstanbul
Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s