DUYRULUR: YAHUDİ’NİN ÜSTÜNLÜĞÜ GERÇEĞİNDEN HİÇ VAZGEÇMEMESİDİR

Tanrının ayrıcalıklı ırkı yoktur. Paul Tıllich(1886-1965)’in de dediği gibi Tanrı, var olmanın ta kendisidir, ayrı bir varlık değildir.

 Kendini üstün ve ayrıcalıklı görerek her şeye sahip olmaya çalışarak dünyaya hâkim olmak Tanrıyı oynamak demektir. Bu çağdışı hastalıklı ideoloji herkesi felakete sürükler dünyaya barış ve huzur getirmez.

Yahudiler binlerce yıllık tarihlerinin belli kısmını değişik yazarlar din adamları vasıtasıyla kayda almışlar olayların bazılarını abartmışlar bazılarına gerçeküstü mitolojik hikayeler eklemişler. Kitaplarının içine Tanrıyla diyaloglar Tanrıdan emirler de koyarak kitaplarını kutsallaştırarak hem tanrılarını hem dinlerini de millileştirmişlerdi. Millileştirilen Tanrı ve dinleri ileride kendi ırklarının bir arada tutulmasına çok büyük yardımcı olacaktı. Kısaca kitaplarını yaşadıkları dönemin mitolojik kültürel anlayışımda etkileriyle de sentez ve harman yaparak (Torah-Tevrat) ismini vererek tamamlamışlardı.

Karl Marx “Para İsrail’in kıskanç tanrısıdır. Yahudi tanrısı dünyevileştirilip dünyanın Tanrısı haline getirildi. ”demişti.

Aslında Yahudiler Tanrıyı dünyanın değil Yahudilerin tanrısı haline getirmişlerdi.

Yahudiliğin kutsal kitabı Tevrat kutsal bir din kitabı olmakla beraber milli bir değere de sahiptir: Yahudiler, Diaspora (sürgün) dönemlerinde bile varlığını ve milli benliğini bu kitap sayesinde korumuşlardır. Onlar, en zor şartlarda ve günlerde Tevrat’a dayanarak onun Yahudi kurtuluşu için verdiği önerilerle umut bulmuşlar, geleceklerini ve ideallerini Tevrat’tan destek alarak şekillendirmişlerdi Tevrat, Yahudileri binlerce yıllık tarih sahnesinde tutan ve bugünlere kadar getiren temel dinamik olmuştur. Bu yüzden Yahudiler Tevrat’ı küçük yaştan itibaren çocuklarına öğretmeyi temel dini zorunluluk olarak görürler. Esasen Yahudiler, tarihi geçmişleri itibariyle hep başka ülkelerde yaşamış ve siyasette yer almamış olduklarından malmülk edinmeleri engellenmiş veya sürgünlerle varlıklarını geride bırakmak zorunda kalmışlardı. Bundan Dolayı Yahudiler para altın gümüş gibi hep taşınabilir mallar üzerine yatırım yaptılar. Bu konuda uzmanlaştılar. Ticaret, para faiz işleri ile uğraşmak belli bir okuma yazma ve matematik bilgisine ihtiyaç gerektiriyordu. Ayrıca Tevrat’ı küçük yaşta öğrenmek içinde okuma yazma bilmek gerekiyordu. Bütün bunlar Yahudileri diğer milletlere nazaran daha eğitimli kıldı. Hem ticaret ve para ile uğraşmaları hem eğitimli olmaları onların daha bilgili ve zeki olmasına neden oldu. Yahudiler genetik kodlan ve gelenekleri vasıtasıyla bütün bu avantajlarını gelecek nesillere aktardılar. Yahudiliğin zekası bu birikimden ve tarihi süreçten kaynaklanır. Yahudilerin seçilmiş insan olduklarını, başka milletlerden üstün olduklarını Tanrılarının yalnız kendi halklarını koruyup kolladığını kendi dışındakilere sönürülecek soyulacak kaz gibi görmeleri artık modern çağda hem eleştirilecek hem kızılacak bir dünya görüşüdür. Çağımızda bu çağdışı düşmanca ve şövenist görüşler eşliğinde davranış normları geliştiren Yahudileri eleştirenleri topyekün Yahudi düşmanı Anti Semitik diye karalamaları artık fazla inandırıcılığı olmayan bir savunmadır. Fakat hala çok etkili olmakta büyük bir kitleyi korkutup susturmaktadır. Bu kısır döngü kırılmadığı sürece ne Yahudiler bir özeleştiri yapacak ne de dünyaya barış ve huzur gelecektir.

Yalnız Yahudiler bütün olarak haksızlık etmemek gerekir evet Yahudiler tarih boyunca kutsal kitaplarını çok eski geleneklerden ve mitolojik inançtan gelen bazı katı ve acımasız öğretilerinin mağduru olmuştur.

Fakat Yahudiler dini inaçları dışında çok iyi eğitimli dünyayı bilen yeniliklere açık kültürlü bir ırktır. Yahudiliğin çağdışı kalmış çok katı kurallarına artık onlarda inanmamaya ve bu kuralları terk etmeye başlamışlardır. İsrail’de son yıllarda yapılan bir kamuoyu araştırması bunu açıkça göstermektedir.

İsrail’de bir vakıf tarafından (AVI CHAI Foundation) 2009’da başlayıp 2012’de sonuçlan yayınlanan uzun süren araştırmanın sonucunda;

İsrail’de halkın % 20’nin Tanrıya inanmadığını göstermektedir.

Yalnız %56’sı öbür dünyada yaşam olduğuna inanıyor.

Bunun yanında yalnız %46’sı kendisini laik ve % 15’i kendisini dindar olarak görüyor.

Yalnız %51’i Mesih’in geleceğine inanıyor. Fakat bütün bunların yanında İsrail’de nüfusun % 67’si kendilerini hala seçilmiş ayrıcalıklı halk olarak görüyor.

Yani %30 yakım kendisini Yahudiliğin en temel felsefesi olan seçilmiş halk doktrinine inanmıyor.’

Dini dogmatik inancın öne sürdüğü görünüşte doğru olan bir ifade veya ifadeler topluluğu zaman süreci içinde belli bir mantık süzgecinden geçirildiğinde bir çelişki oluşturabilir. Bu paradoks aşağı yukarı dinlerin ortak tarafım da teşkil eder. Bundan dolayı burada yalnız tek taraflı Yahudilerin kutsal kitabındaki katı tutumu ve bugün ile çelişki teşkil eden görüşlerini eleştirmek haksızlık olur. Dinler Kuran’da birçok barışçı hoşgörü içeren ayetlerin yanında Yahudi ve Hristiyanlara olumsuz yaklaşan savaşa teşvik eden bir çok ayetin yeniden ele alınması gerekmektedir.  Allah adına eline silah alıp terörist faaliyetlerine katılan Müslümanların meşruiyet dayanaklarının ne olduğu da soruşturulmalıdır. Hz. İsa’yı “bir yanağına tokat atana diğer yanağım çevir” (Luka, 6/29) diye konuşturan, hep uzlaşma barış öneren savaş ve şiddetten uzak durmayı öğütleyen kutsal kitaplan İncil’e rağmen Hristiyanlar nasıl oldu da engizisyon mahkemelerini kurdular?

Birçok katliama neden olan Haçlı seferleri düzenlediler, I. ve II Dünya Savaşlarında nasıl birbirlerini boğazladılar ve hala nasıl uydurma nedenlerle enerji bölgelerinde savaşlar çıkartıyorlar?

Para ve çıkarlar işin içine girince din ve Tanrının kurallarıda değişikliğe uğramaktadır.

Yahudiler kendi ağızlarından kendilerini şöyle tarif ederler:

“Biz Yahudiler dünyanın en güçlü halkıyız. Çünkü bu sahip olduğumuz gücün nasıl uygulamaya koyacağımızı biliyoruz”. 

Yahudiler yaşadıkları ülkelerin geleneklerini, dilini öğrenip oraya adapte olabilirler, fakat çok azı bu ülkenin halkının bir parçası olur.  Onlar bir devlete değil aslında Yahudi toplumuna aittir.

Onun için aşın tutucu Yahudiler İsrail devletine bile karşıdır.

Yahudiler yukarıdaki tanımlamalarla kendi ağızlarından kendilerini çok güzel bir şekilde izah etmektedirler. Yahudilerin bir özelliği de yalnız dünyada olup bitenleri (ekonomik, siyasal vb.) iyi bilmeleri değil kendilerini ve güçlerini de iyi tanımalarıdır. Yahudiler genelde zeki akıllı bilgili dünyada ne olup bittiğini en iyi bilen toplumdur. Binlerce yıllık tecrübeleriyle kimliklerini kaybetmeden her yerde yaşayabilme becerisini kazanmışlardır. Kutsal kitapları ve dinleri onları hep geleceğe umutla bakınasım sağlamış birliklerini güçlendirmiştir. Yahudilerin küresel gücünde biraz da bu etkenin önemli bir rolü vardır.

Toplumu, kısacası hepimizi şekillendiren olgular içinde yaşadığımız zıtlıklar, çelişkiler, sürekli değişiklik yanında yerleşmiş sabit inançlar, gelenekler değimli?

Türkolog İrene Melikoff’un (1917-2009) dediği gibi ‘Aslında hepimiz aşılması çok güç olan ve çoğu kez uzun sürede kabul edilegelmiş fikirlerin sonuçlan değil miyiz?’ 

Yahudilerde dindarlık hamuru içinde şekillenmiş olmasına rağmen yaşama rasyonel açıdan bakan bir kültürün ürünüdür.

Aslında bütün mesele ne kadar inançlı olunup olunmadığı değil ne kadar rasyonel olunup olunmadığıdır.

Yahudiler aşırı dindarlık ölçüleri içinde bile dünya yaşamlarındaki mücadelede rasyonel olmayı becerebilmişlerdir.

Başarılarını da biraz bu olguya borçludurlar. 

sh:306-309

Kaynak: İsmail TOKALAK, Yahudiliğin Kökenleri Ve Küresel Gücü, Ataç Yayınları Baskı Tarihi: Mayıs 2014, İstanbul

 

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s