KASİDE-İ HAMRİYYE

 

İbnu’l Fârıd [z] , yaşadığı dönemde Mısır’da, tasavvufî düşünceyi şiirlerinde en güzel işleyen şâir olarak anılmaktadır. O şiirleriyle hem doğuda hem de batıda meşhur olmuş bir kimsedir. Şiirleri arasında en fazla ilgi görenlerden birisi Kasîde-i Hamriyye’ dir. Bu kasidenin pek çok şerhinin yapılmış olması bu gerçeğin bir ifadesi olsa gerektir.

Siyaset ve düşünce tarihimizin Önemli şahsiyetlerinden biri olan Kemâl Paşazâde de, Kasîde’yi şerhedenler arasında yer almaktadır.

KASÎDE-İ HAMRİYYE’NÎN TERCEMESİ

Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla başlar ve Ondan yardım dileriz.

شَربنا عَلى ذكر الحبيبِ مُدامةً

سَكِرنابها، مِن قبل أن يُخلَقَ الكَرْمُ

1. Beyit:
“Sevgiliyi anarak şarap içtik. Onunla daha asma yaratılmazdan önce sarhoş olduk”

لَها البَدرُ كأسٌ، وهي شمسٌ، يُديرها

هلالٌ، وكم يبدوإذا مُزِجتْ نَجْمُ

2. Beyit:
 “Dolunay onun bardağı, kendisi ise hilâlin çevrelediği güneş. Karıştırıldığında nice yıldızlar görünür”.

ولولا شَذاها ما اهتديتُ لِحانِها،

ولولا سناها ما تصوّرها الوَهْمُ

3. Beyit:
“Kokusu olmasaydı meyhanesine yol bulamazdım. Parlaklığı olmasa zihin de onu tasavvur edemezdi”.

ولَمْ يُبقِ منها الدهرُ غيرَ حُشاشةٍ،

كأنّ خفاها، في صدور النُّهى، كَتْمُ

4. Beyit:
“Zaman ondan son bir damladan başka bir şey bırakmadı. Onun gizlenişi sanki aklın mahalline gizlenişi gibi”.

فإن ذكرتْ في الحيّ أصبحَ أهلُهُ

نشاوَى، ولاعارٌ عليهم، ولا إثمُ

5. Beyit:
 “Mahallede adı anılsa,  mahalle halkı sarhoş olur. Ancak onlar ne ayıp ne de günah işlemiş olurlar”.

ومِن بينِ أحشاء الدّنانِ تصاعدتْ،

وَ لَمْ يبقَ منها، في الحقيقة، إلّا اسمُ

6. Beyit:
“Testilerin dibinden süzülüp çıktı. Hakikatte ise ondan isimden başka bir şey kalmadı”.

وإن خَطرتْ يوما على خاطر امريءٍ

أقامتْ به الأفراحُ، وارتحلَ الهمُّ

7. Beyit:
 “Bir an için birisinin aklına gelse, onu sevinç kaplar ve keder terk eder”.

ولونَظر النّدمانُ ختمَ إنائِها،

لَأَسكَرَهم مِن دونها ذلك الختمُ

8. Beyit:
“Eğer dostlar onun kabının mührünü görse, bu mühür onları şarap olmaksızın sarhoş eder”.

ولونَضحوا منها ثرى قبر ميّتٍ،

لعادتْ إليه الروحُ، وانتعشَ الجسمُ

9. Beyit:
 “Eğer ondan bir ölünün kabrinin toprağına dökseler, ruh ona döner ve ceset canlanırdı”.

ولوطَرحوا، في فيءِ حائطِ كرْمِها

عليلاً، وقد أشقى، لَفارَقه السّقمُ

10. Beyit:
“Asmasının duvarının gölgesine bir hasta bıraksalar şifâ bulur ve hastalık onu terkeder”.

ولوقرّبوا، مِن حانِها، مُقعدا مَشَى،

وتنطقُ مِن ذِكرى مذاقِتها البُكمُ

11. Beyit:
“Kötürümü meyhanesine götürseler yürürdü. Dilsize de onun tadından bahsedilse konuşurdu”.

ولوعبقتْ في الشّرق أنفاسُ طيبها

وفي الغرب مزكومٌ، لعادَله الشمُّ

12. Beyit:
“Şarkta güzel kokusu sürünülse, garpta nezle olan yeniden koku almaya başlardı”.

ولوخُضِبتْ مِن كأسها، كفُّ لامسٍ

لَما ضلَّ في ليل، وفي يده النجمُ

 
13. Beyit:
“Kadehinden tutan bir kimsenin eli renklense, geceleyin elinde bu yıldızla yolunu şaşırmazdı”.

ولوجُليت، سِرّا، على أكمهٍ غدا

بصيرا، ومن راووقها تسمع الصمُّ

14. Beyit:
“Gizlice â’mâ birine gösterilse görür hâle gelir, şırıltısından sağır işitmeye başlardı”.

ولوأنّ ركْبا يمّموا تُربَ أرضِها

وفي الرّكب ملسوعٌ، لَما ضَرّهُ السَّمُّ

15. Beyit:
“Onun arzının toprağına bir kervan yönelse, o kervan içindeki yılan ısırmış birine zehir zarar vermezdi’.

ولورسمَ الرّاقي حروفَ اسمِها، على

جَبينِ مُصابٍ جُنَّ، أبرَأهُ الرَّسْمُ

16. Beyit:
 “Büyücü, adının harflerini mecnunlaşan birinin alnına yazsa, bu resim onu iyileştirirdi”.

وفوقَ لِواءِ الجيشِ لورُقِمَ اسمُها

لَأسكَرَ مَن تحت اللّوا ذلك الرّقمُ

17. Beyit:
“Onun ismi ordunun sancağına işlense, bu nişan sancak altındakileri sarhoş ederdi”.

تهذّبُ أخلاق النّدامى، فيهتدي

بها لطريق العزمِ، مَن لالَهُ عَزْمُ

18. Beyit:
“O, dostların ahlâkını güzelleştirir ve onunla kararsız olanlar kararlılık yolunu bulur”.

ويكرُمُ مَن لَمْ يَعرفِ الجودَ كفّهُ

ويَحْلُمُ، عند الغيظ، مَن لالَهُ حِلْمُ

19. Beyit:
“Eli hiç cebine gitmeyen kimse onunla cömertleşir. Hiç yumuşak davranmayı bilmeyen kimse de öfke ânında onunla yumuşak davranır”.

‎ولونالَ فدمُ القومِ لَثْمَ فِدامِها،

لِأكسَبَهُ مَعنى شمائِلها اللَّثْمُ

20. Beyit:
“Kavmin aptalı onun kapağını öpebilseydi, bu öpüş ona güzelliğinden bir şeyler kazandırırdı”.

يقولون لي: «صِفها، فأنت بوصفها

خبيرٌ» أَجَلْ!! عندي بأوصافها علمُ

21. Beyit:
“Bana, bize onu anlat çünkü sen biliyorsun, diyorlar. Evet ben onun vasıflan hakkında bilgi sahibiyim”.

صفاء ولاماء، ولطفٌ ولا هوا،

ونور ولا نارٌ، وروح ولاجسمُ

22. Beyit:
“Saftır ama su değil, lâtiftir ama hava değil, nurdur ama ateş değil, ruhtur ama cisim değildir”.

‎محاسنُ، تهدي المادحينَ لوصفِها

فيحسُنُ فيها منهُمُ النثرُ والنّظمُ

23. Beyit:
“Ondaki güzellikler vasfedenleri onu anlatmaya sevk eder. Onun hakkında yazılan nesir de nazım da güzel olur”.

ويطربُ من لم يَدْرِها، عند ذكرها

كمشتاق نعم، كلّما ذكرتْ نُعمُ

24. Beyit:
“Nu’m’a tutkun olan Nu’m anıldığında nasıl coşarsa onu bilmeyen kimse de o anıldığında öyle coşar”.

وقالوا: شربتَ الإثمَ! كلّا، وإنّما

شربتُ الّتي، في تركها عنديَ الإثمُ

25. Beyit:
“Bana günah olanı içtin dediler. Asla! Benim içtiğim bence içilmemesi günah olandır”.

‎هنيئا لِأهلِ الدير! كم سكروا بها،

وما شربوا منها، ولكنّهم همّوا

26. Beyit:
“Manastır ehline afiyetler olsun. Ne kadar da sarhoş olmuşlar. Fakat onlar içmeyip sadece heves etmişlerdir”.

وعندي منها نشوةٌ، قبلَ نشأتي،

معي أبدا تبقى، وإن بَليَ العظمُ

27. Beyit:
“Bende onun coşkusu doğumumdan önce vardı. Kemiklerim çürüse bile ebedtyyen benimle kalacak”.

عليكَ بها صرفا، وإن شئتَ مزجَها

فعدلكَ عن ظَلم الحبيب هوالظُلمُ

28. Beyit:
“Onu saf tut. Eğer karıştırmak istersen, sevgilinin ağız suyundan yüz çevirmen zulmün ta kendisidir”.

فدونَكَها في الحانِ، واستجلها به،

على نغم الألحان، فهي بها غُنمُ

29. Beyit:
“Onu meyhanede ara, orada güzel nağmeler içinde kendini göstermesini iste. Çünkü bu nağmeler ancak onunla ganimet olur”.

فما سكنت والهَمَّ، يوما بموضع،

كذلك لم يسكُن، مع النغم، الغمُّ

30. Beyit:
“Onun bir an bile kederli bir yerde bulunmayışı, gammın nağmeyle birarada bulunmayışı gibidir”.

‎وفي سكرة منها، ولوعمرُ ساعةٍ،

ترى الدّهرَ عبدا طائعا، ولك الحكمُ

31. Beyit:
“Bir an bile olsa sana verdiği sorhoşluk sayesinde dehrin sana kul, köle olduğunu, hâkimiyetin yalnız sende olduğunu sanırsın”.

‎فلاعيشَ في الدنيا لِمن عاشَ صاحيا،

ومن لم يمُت سكرا بها، فاته الحزمُ

32.Beyit:
“Ayık olan dünyada yaşamamış gibidir. Onunla sarhoş olmadan ölen de fırsatı kaçırmış demektir”.

‎على نفسه، فليبكِ مَن ضاعَ عمرُهُ

وليسَ له فيها نصيبٌ، ولاسهمُ

33. Beyit:
“Ömrünü zâyî eden kendine ağlasın. O şaraptan kendine ne bir nasîb ne de pay vardır”.

Kaynak: Himmet KONUR,  Kemal Paşazâde’nin Kaside-i Hamriyye Şerhi (Edisyon Kritik Ve Tahlil), T.C. Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel İslam Bilimleri Ana Bilim Dalı,  Yüksek   Lisans,1992, İzmir

http://www.diwanalarab.com/spip.php?page=article&id_article=28959

BAŞA DÖN

 

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s