AARON SWARTZ

 

Hzl: Enes Uğur Şekerci
e-bergi

Merhaba okurları! Biyografi köşemizde bugüne kadar bilgisayar dünyasının büyük babalarını tanıttık fakat bu ayki konuğumuz geçtiğimiz ocak ayında, henüz 26 yaşındayken hayatına son veren, çağımızın en yetenekli ve en cesur programcılarından biri: Aaron Swartz. İnternetin özgürleşmesi için savaşan ve bu yüzden kendisine onlarca dava açılan, Reddit’in kurucuları ve RSS teknolojisinin geliştiricileri arasında olan, kısa ömrünü başarılarla dolduran bir dâhiyi anmak ve hayatını derinlemesine öğrenmek için buradayız.

Amerikalı programcı Aaron Swartz 8 Kasım 1986’da Chicago’da doğdu. Henüz 3 yaşındayken okumayı öğrendi. Röportajlarında ve blog yazılarında belirttiğine göre yalnız ve sıkıcı bir çocukluk geçirmişti. Babası Robert Swartz’ın başarılı bir bilgisayar mühendisi olması ve oğlunu küçük yaşlarda programcılık konusunda eğitmeye başlaması onun bilgisayar dünyasına yönelmesinde etkili oldu. Babasının bu etkisi ve evinde internet erişimi olan ilk ailelerden birinde doğması onun belki de en büyük şansıydı. Henüz çocuk denilecek yaşta kendisine ait web sitesi aaronsw.com’u kurarak internet dünyasına ilk adımını attı. Ardından ASCII kodlarını yazıya çeviren bir “Binary Translator” sitesi kurdu. Bugünün koşullarında oldukça basit görülebilecek bu projelerin o zamanlardan bir çocuk tarafından hayata geçirilmesi, takdiri hak eden bir başarıydı. Swartz’ın çocukluğunun ilgi çekici yönlerinden biri de koyu bir Star Wars hayranı olmasıydı. Chicagoforce.org isimli hayran sitesini henüz çocukken açmış ve “Jedi of Pi” takma adını kullanmıştı.

Bu projeleri bitirdiğinde henüz ilkokuldaydı. Ortaokula geçtiğinde okulun sıkıcı ve gereksiz bir yer olduğunu düşünmeye başladı. Okulun amacının bir bilgiyi öğretmek değil, bir bilgiyi öğrenmenin yollarını öğretmek olması gerektiğini savunuyordu. Öğretmenleri ve müdürüyle bir türlü anlaşamayan ve gördüğü derslerin hayatı boyunca işine yaramayacağına inanan Swartz, ailesinin açık görüşlülüğünü de yanına alarak okulu bıraktı. Okulu bırakan dâhilerin hikâyelerini dinlemeye alışmış olabilirsiniz, Swartz’ın da asıl başarıları okulu bıraktıktan sonra başladı. 2000 yılında, henüz 14 yaşındayken “ArsDigita” isimli web sitesi tasarlama yarışmasına katıldı. Wikipedia’nın çıkmasından bir yıl önce tasarladığı ve Wikipedia ile tamamen aynı kavramlara sahip olan “The info Network” isimli internet sitesiyle finalist oldu. Yarışmanın finalistleri ödül olarak MIT gezisine götürülecek ve orada internet geliştiricileriyle (World Wide Web Consortium – W3C) tanışma fırsatı bulacaktı. Swartz bu fırsatı iyi değerlendirdi ve Netspace’de RSS 1.0’ı geliştiren ekibin bir parçası oldu. RSS, internetteki herhangi bir bilgiye daha hızlı ve daha kolay ulaşmamızı sağlayan bir teknolojidir. Bugün her haber sitesi ve blog RSS ile takip edilebiliyor. Aaron bu buluşun altına imzasına attığında henüz 14 yaşındaydı ve ekibinde 15 yıldır bu sektörde çalışan mühendisler de vardı.

Yetişmekte olan bir dâhinin dikkatleri üzerine toplaması uzun sürmedi. 2001 yılında, telif haklarını özgürleştirmek ve paylaşıma açık eserleri yasalaştırmak için mücadele veren bir organizasyon olan Creative Common kuruldu. Organizasyonun başındaki isimlerden Lawrence Lessig, Aaron Swartz’ı da yanlarında görmek istiyordu. Swartz’ın katıldığı etkinlikler ve konferanslar sonunda Creative Common’a olan ilgisi arttı ve lisansın kurulmasında önemli bir rol oynadı. Swartz’ın aktivist ve idealist kişiliği o yıllarda Lawrence Lessig ve Creative Common ile sağlamlaştı. İlerleyen yıllarda Lawrence Lessig, Swartz’ın avukatı olarak hayatında önemli bir rol üstlenecekti.

2004 yılında 18 yaşına basan Swartz ailesinin ve çevresinin ısrarıyla Stanford Üniversitesi’nde öğrenim görmeye başladı. Şaşırtıcı olan ise, bilgisayar teknolojileri yerine sosyoloji okumayı tercih etmesiydi. Bu konu üzerine kişisel bloğunda şunları yazdı: “Bana neden bilgisayar bilimi yerine sosyoloji seçtiğim sorulduğunda ‘Çünkü bilgisayar zor bir dünya ve ben bunda iyi değilim.’ diyorum. Asıl neden ise dünyayı kurtarmak istemem”. Ardından ilk senesinde okulu bıraktı.

Okulu bıraktıktan sonra ilk projesi Infogami oldu. Infogami’nin amacı kullanıcılarının gelişmiş siteler kurabilmelerini sağlamaktı. O yıllardaki ortağı Simon Carstensen’ın tecrübesizliği, maddi desteğin bulunamaması gibi olumsuzluklardan dolayı Infogami ilerlemekte güçlük çekiyordu. Bu yüzden yatırımcı şirketin planı ile o yıllarda pek popüler olmayan Reddit ile Infogami’yi birleştirme kararı aldılar. Reddit’in kurucusu Steve Huffman Infogami’nin geliştirilmesine yardım edecek, Swartz ise Reddit’in gelişmesine yardım edecek ve yatırımcı şirketin desteklediği iki site de birlikte büyüyecekti. Plan çok basitti ama Infogami bir türlü istenilen seviyeye gelemedi. Bu durum Swartz’ın moralini bozsa da Reddit üzerinde çalışmaya devam etti. Reddit’i geliştirdiği sıralarda yazdığı Web.py framework’u ile Python kullanarak internet sitesi kurma imkânı sağladı.

Reddit yatırımcı aradığı zamanlarda umutsuz bir projeydi, fakat Swartz’ın programcılık dehası ve fikirleriyle bir yıl içinde ününü artırarak on milyon dolarlık bir değere ulaştı. 2006 yılında Reddit ekibi yeni ofisleri için San Francisco’ya taşınırken Swartz onlarla gitmeyi reddetti. Bu kararını bloğunda şu sözleriyle açıkladı: “Programlama kitaplarını okumak yerine onlarla dalga geçiyorum. Konferanslara gittiğimde kodlar hakkında konuşmak yerine politikadan konuşuyorum. Kod yazmak zor ve eğlenceli bir iş ama tüm hayatımı buna ayırmak istemiyorum”. Bazılarına göreyse bu kararı vermesinde Swartz’ın para için çalışmama prensibi etkili olmuştu. Reddit, Wired Magazin bünyesine geçmişti ve bir şirketin çalışanı olmak istemiyordu. Öyle veya böyle, bu kararı verdiğinde Swartz 20 yaşındaydı ve programcılık kariyeri yerini yavaş yavaş politik ve aktivist kişiliğine bırakıyordu. 2007 yılında eski ortağı Carstensen ile yeniden bir araya gelen Swartz Jottit.com u kurdu. Bu siteyi kurarken kendi uygulaması olan web.py’yi kullandı. Aynı zamanda OpenLibrary.org’un yapımında da yardımcı oldu.

Aaron Swartz 2008’den sonra kendini tamamen internetin özgürleşmesine adadı. İlk olarak ABD’nin hukuk kararları ve kanunlarını saklayan PACER’ın (Public Access to Court Electronic Records) sistemine sızdı. Ücretsiz verilmesi gereken bilgilerin para ile halka satılması Swartz’ı rahatsız ediyordu ve bu sistemin halka açık olması gerektiğini düşünüyordu. Belgelerin kopyalandığı anlaşılana kadar Swartz tüm sistemin %20’sini kopyalamıştı. Bu belgeleri Public.Resource.org’a bağışladı. Ayrıca PACER’a alternatif olarak ücretsiz RECAP sistemini kurdu. Bu olay sonunda FBI Swartz’ı gözetime aldı. 2 aylık soruşturma sonunda suçsuz bulundu.

Swartz’ın asıl başını ağrıtan JSTOR’dan çaldığı makaleler oldu. Çalmak kelimesi ne kadar doğru bilemiyorum çünkü Swartz’ın yaptıklarını “Modern Robin Hood”luk olarak adlandırmak daha doğru olur. JSTOR, çok sayıda akademik makaleyi bünyesinde bulunduran ve bunları ücret karşılığı kullanıma açan bir sistemdir. Bu sisteme sızmakta çok zorlanmayan Swartz bu kez daha erken fark edildi. Fakat tüm makaleleri indirmeden pes etmedi ve MIT üzerinden farklı IP’lerden tekrar tekrar sisteme girerek 1 aylık bir uğraş sonunda tüm makaleleri indirmeyi başardı. Tabii bu durumun farkında olan JSTOR, sitelerine MIT üzerinden erişimi yasakladı. Bu da krizin büyümesine neden oldu. JSTOR, makaleleri paylaşmadığı için davasını geri çekse de adalet bakanlığı ve MIT Swartz’ın peşini asla bırakmadı.

Aaron Swartz’ın aktivist kişiliği bununla da yetinmedi. 26 Ekim 2011’de halka duyurulan yasa tasarısı SOPA (Stop Online Piracy Act) ve PIPA (Protect IP Act) internete son derece ağır kısıtlamalar getirecekti. Eğer yasa tasarısı kabul edilirse; ABD, “Telif haklarını koruma” adı altında birçok siteyi kapatma gücünü elde edecekti. Bu yasaya eBay, Twitter, Yahoo, Facebook, Reddit gibi birçok site karşı çıktı ve yasayı protesto etti. Aaron Swartz ise bu protestoların başındaki isim oldu. Konu hakkındaki görüşlerini birçok yerde konferanslar vererek yaymaya başladı. Swartz’a göre telif hakları tamamen saçmalıktı ve üzerinde oynanması kolay, esnek bir konuydu. Söylenen her söz, yazılan her yazı, görülen her görüntü telif hakkı kapsamına dâhil edilebilir ve bu çerçevede birçok site, Google bile, kapanma riskiyle karşı karşıya kalabilirdi. Bu tamamen internetin yasalar altında ezilmesi anlamına geliyordu. DemandProgress.org u kurarak bütün protestocuları bir araya getiren Swartz; sayısız konferans, konuşma ve protesto sonunda SOPA ve PIPA’yı yürürlüğe girmeden iptal ettirdi.

Programcı olmaktan çok sosyalist olmayı tercih eden Swartz için belki de bu hayatının en büyük başarısıydı. Bir zamanlar yazdığı gibi, dünyayı kurtarmak istiyordu fakat bu başarısı onun sonunu getirdi. Zaten Swartz’ın peşinde olan FBI, DemandProgress başarısından sonra soruşturmaları sıklaştırdı. MIT’nin açtığı JSTOR belgeleri davası hız kazandı. Swartz hakkında 35 yıl hapis ve 1 milyon dolar para cezası isteniyordu.

11 Ocak 2013 günü Aaron Swartz, New York’taki odasında ölü bulundu. Geride ne bir not ne de bir yazı bırakan Swartz’ın ölümü büyük yankı uyandırdı. Birçok hayranı, yakın çevresi ve ailesi, Swartz’ın ölümünden FBI’ı ve MIT’yi sorumlu tutarken, neden intihar ettiği konusunda kimsenin kesin bir fikri yoktu.

Birçoğumuz, ne yazık ki, böylesi bir dehanın varlığından ölümüyle haberdar olduk ama okuduğunuz üzere, Aaron Swartz’ın bilgisayar dünyasına ve internetin özgürleşmesine olan katkısı yok sayılamaz. Bugün birçok siteye erişimimiz devam ediyor ve sosyal medyada özgürce, istediğimizi yazabiliyorsak bunu büyük çoğunlukla Aaron Swartz’ın yaptıklarına borçluyuz. 26 yaşında hayata veda eden bu dâhinin ardından “Yaşasaydı daha neler yapabilirdi?” diye düşünmemek mümkün değil.

Kaynakça

 

THE INTERNET’S OWN BOY: The Story of Aaron Swartz (2014)

Süre. 105 dk

Yönetmen: Brian Knappenberger

Senaryo: Brian Knappenberger

Ülke: ABD

Tür: Belgesel, Biyografi, Suç, News

Dil: İngilizce

Müzik: John Dragonetti

Oyuncular: Tim Berners-Lee, Cindy Cohn,  Gabriella Coleman, Cory Doctorow, Peter Eckersley

Özet

RSS’nin geliştirilmesinde rol oynayan ve ünlü Amerikan sosyal paylaşım sitesi Reddit’i kurucularından biri olan Aaron Swartz’ın hayat hikayesini anlatan film, The Internet’s Own Boy: The Story of Aaron Swartz, genç dahinin gençlik yaşamını konu alıyor.

13 yaşında ArsDigita Ödülü’ne layık görülen Swartz, 14 yaşında RSS çalışmalarına katılırken, Amerikan mahkemelerindeki dosyalar ile birlikte JSTOR’dan 4 milyona yakın makaleyi halka açık hale getirmiş, bundan dolayı “bilgi korsanlığı” ve “yasadışı dosya indirme” gibi suçlamalarla yargılanmıştır. İnternette bilgi özgürlüğü ile serbest erişimi savunan Swartz, boğucu bir yargı sürecinin ardından büyük bir bunalımın esiri olmuştur.

Filmden

Adaletsiz kanunlar var onlara uymaktan memnun mu olmalıyız veya onları değiştirmeye gayret ederek, başarılı olana kadar itaat mı etmeliyiz yoksa tümden karşı mı gelmeliyiz?

 Henry David Thoreau Haber ve eğlence sitesi Reddit’in kurucu ortaklarından biri ölü bulundu.

 Kendisi için hiç aynı şeyi düşünmese de kesinlikle bir dahiydi.

 İş kurma ve para kazanma konusunda hiç hevesli değildi.

 Bu gece Aaron Swartz’ın memleketi Highland Park’ta derin bir üzüntü var sevenleri İnternet’in en parıltılı simalarından birine veda ediyor.

 Açık erişim ve bilgisayar aktivistleri ölümünün üzüntüsünü yaşıyor.

 Onu tanıyan insanlarla konuştuğunuzda “Olağanüstü bir zeka” diyeceklerdir.

 Hükümet tarafından öldürüldü ve MIT tüm temel prensiplerine ihanet etti.

 İbret olsun diye böyle yaptılar, anlıyor musun?

 Hükümetlerin doyumsuz bir kontrol etme arzusu var.

**

Her bir gezegenin bir sembolü var.

 Merkür sembolü, Venüs sembolü, Dünya sembolü, Mars ve Jüpiter sembolü.

**

 Bodrumda, bilgisayarın olduğu yerde, bu oyunu programlamak için saatlerce otururdu benimle.

 Onunla sürekli yaşadığımız sorun, yapmak istediğim bir şey yokken ona göre, her zaman yapılacak bir şeyler olmasıydı, her zaman programlamayla çözülebilen bir şey vardı.

 Aaron her zaman programlamanın büyülü olduğuna inanırdı.

 Normal insanların başaramadıklarını başarabilirdiniz.

**

 “Adı RSS.” dedi.

 Ve bana RSS’nin ne olduğunu açıkladı.

 “Neden bu denli kullanışlı ki Aaron?

 Bunu kullanan bir site var mı?

 Neden bunu kullanmak isteyeyim?”

 dedim.

 RSS ve genel olarak XML üzerinde çalışan insanların bir mail listesi vardı.

**

 Bu, en yaygın olarak, bir blog için kullanılır.

 10 veya 20 kişinin bloğunu okumak isteyebilirsiniz.

 Olup biten her şeyin tek bir listesini oluşturmak için onların RSS beslemesini yani diğer sayfalarda ne olduğunun özetlerini kullanırsınız.

 Aaron gerçekten çok gençti ama teknolojiyi kavramıştı ve eksik noktaları olduğunu görmüştü.

 Ve onu daha iyi hâle getirebilmek için yollar aradı.

**

 Öyleyse telif hakkı, “Tüm Hakları Saklıdır” demek ise TÜM HAKLARI SAKLIDIR BAZI HAKLARI SAKLIDIR bu bir çeşit “Bazı Hakları Saklıdır” modeli.

**

 Şu an gördüğünüz şey, yayın araçlarına kimin erişeceği meselesi değildir insanları bulduğunuz araç üzerindeki kontrolün kimde olacağı meselesidir.

 Gücün Google gibi bazı sitelerde toplandığını görüyorsunuzdur bu tarz geçit denetçileri size İnternet’te nereye gideceğinizi söyler.

 Size haber ve bilgi kaynaklarını sunan insanlar.

 Yani artık belli başlı insanlar söz söyleme yetkisine sahip değil artık herkesin yetkisi var.

 Sorun, kimin dinlendiğidir.

**

 Her zaman sorguluyor olmalısınız.

 Öğrendiğimiz her şeyin geçici olduğunu ve her zaman vazgeçme, reddetme veya sorgulamaya açık olduğunu düşünerek bilimsel bir tavır takındım ve bunun toplum için de geçerli olduğunu düşünüyorum.

 Gerçekten ciddi, temel problemler olduğunu ve bu sorunlara işaret edecek şeyler olduğunu fark ettiğimde bunu unutmak için bir sebep yoktu.

 Yapmamak için bir sebep yoktu.

 Birlikte çok zaman geçirmeye başladık, arkadaşlar gibi.

 Gece boyunca, saatlerce sadece konuşurduk.

**

 Kütüphaneleri seviyorum.

 Ben yeni bir şehre gittiğimde derhal oranın kütüphanesini arayan biriyim.

 Açık Kütüphane’nin hayali kitaptan kitaba, kişiden yazara, konudan fikre atlayabileceğiniz, büyük fiziksel kütüphanelerde gömülü ve kayıp, bulması zor ve çevrim içi olarak erişilmez olan bu bilgi ağacını bir web sitesine dönüştürmektir.

 Bu çok önemli, çünkü kitaplarımız kültürel mirasımızdır.

 Kitaplar insanların gidip bir şeyler yazdığı yerdir ve bunun tek bir şirket tarafından yutulması biraz ürkütücü.

**

 Elektronik Mahkeme Kayıtlarına Serbest Erişim’in karşılığı.

**

 Aaron, akademik dergi makaleleri yayınlayan kurumları daha yakından incelemeye başladı.

 ILLİNOİS ÜNİVERSİTESİ – 16 EKİM 2010 Büyük bir ABD üniversitesinde okuyor olmanızdan ötürü, sanıyorum ki akademik dergilerin büyük kısmına erişiminiz vardır.

 ABD’deki büyük üniversitelerin neredeyse tümü JSTOR ve Thompson ISI gibi kuruluşlara dünyanın geri kalanının okuyamadığı akademik dergilere erişim sağlamak için lisans ücreti ödüyor.

 Bu akademik dergi ve makaleler temelde insanlığın tüm çevrim içi bilgi zenginliğini teşkil ediyor ve ücretlerinin vergilerle ve devlet destekleriyle ödenmiş olması gerek ama okumak için Reed-Elsevier gibi yayımcılara tekrar yüksek meblağlarödemeniz gerekiyor.

 Lisanslama ücretleri o kadar fazla ki ABD yerine Hindistan’da okuyan bir öğrencinin böyle bir erişimi söz konusu değil.

 Tüm bu dergilerden mahrum ediliyorlar.

 Tüm bilimsel mirasımızdan mahrum ediliyorlar.

 Yani, bu dergi makalelerinin çoğu, Aydınlanma’ya kadar uzanıyor.

 Bir bilimsel makale her yazıldığında bu makale taranıyor dijital hale getiriliyor ve bu koleksiyona katılıyor.

 Bu miras ilginç çalışmalar yapan insanların bilim insanlarının tarihi aracılığıyla bize gelen bir mirastır.

 Bu mirasın, bazı kar amacı güden şirketlerce gizlenmesi ve sonra bu şirketler tarafından olabildiğince çok kâr sağlamak için nternet’e koyulması yerine, kamunun bir parçası ve insan olarak bizlere ait olması gerekmektedir.

**

 Boston’un kendine ait Bilgisayar Suçları Bölümü var bir sürü avukat, muhtemelen ihtiyaç duyduklarından daha fazla.

 Yani bilirsiniz, hakkında kovuşturma açmanın zor olduğu tüm dava çeşitlerini düşünün çünkü Rusya’da birtakım suçlunuz var veya karşınıza 500 dolarlık veya saati 700 dolarlık avukatları karşınıza oturtacak bir şirketin içinde bazı kimseler var, bir yandan da bu çocuğun davası var elinizde Bir şey yaptığını kanıtlamak çok kolay çünkü kendini zaten FBI tarafından sorunlu biri olarak mimletmiş bu yüzden, bu çocuğun üzerine neden gidebildiğin kadar sert gitmiyorsun?

**

 Bir gün, Beyaz Saray’ın yanından yürürken bana dedi ki, “Orada suçluları işe almıyorlar.

” Hayatının cidden öyle olmasını istemişti.

 Kimseyi öldürmemişti.

 Kimseyi incitmemişti.

 Para çalmamıştı.

 Ağır suça yaraşır herhangi bir şey yapmamıştı ve bir de onun bir suçlu olarak etiketlenmesi için herhangi bir sebebin olmaması ve yaptığındanötürü bir çok eyalette oy verme hakkının elinden alınmış olması meselesi var.

 Çok rezil bir durum.

 Bir miktar para cezasına çarptırılsaydı veya bir daha MIT’ye gelmemesi istenseydi ona da mantıklı gelirdi.

 Ama bir suçlu olmak?

 Hapis cezası çekmek?

**

 Dedim ki, “Tarihin yanlış tarafındasınız.” Ve sıkılmış göründüler.

 Kızgın bile değillerdi.

 Sadece sıkılmışlardı ve o zaman aynı konuşmayı yapmadığımızı anladım.

 İnsanların dergi makalelerini neden indirdiği konusunda çok şey söyledim ve en sonunda, tam olarak ne söylediğimi hatırlamıyorum.

 “Gerilla Açık Erişim Manifestosu” adında bir blog yazısı yazdığından bahsettim.

 GERİLLA AÇIK ERİŞİM MANİFESTOSU Bu “Gerilla Açık Erişim Manifestosu” muhtemelen Temmuz 2008’de İtalya’da yazıldı.

 “Bilgi güçtür.

 Tüm güçler gibi, bunu da sadece kendi için kullanmak isteyenler vardır.

 Yüzyıllar boyunca kitaplar ve dergiler halinde yayımlanan dünyanın bilimsel ve kültürel mirası artarak dijitalleşiyor ve bir avuç özel şirket tarafından gizleniyor.” Bu sırada, dışarıda kalanlar öylece atıl durup beklemiyor.

 Yayımcılar tarafından gizlenen bilgileri özgürleştirmek ve paylaşmak için deliklerden sızıyor ve çitlerden tırmanıyorsunuz.

 Fakat tüm bu eylemler karanlıkta, yer altında gizli bir şekilde ilerliyor.

 Adına çalma veya korsanlık diyorlar, sanki bilgi zenginliğini paylaşmak bir gemiyi yağmalamakla ve mürettebatını öldürmekle eş değermiş gibi.

 Paylaşmak, ahlaksızlık değildir, ahlaki bir zorunluluktur.

 Sadece gözleri hırstan körelmiş olanlar arkadaşının bir kopya almasını istemez.

 Adaletsiz kanunlara uymanın adil bir yanı yoktur.

 Artık ortaya çıkma ve büyük bir sivil itaatsizlik geleneği içinde kamu kültürünün özel hırsızlığına karşı durduğumuzu ilan etme zamanı.” İddaaya göre Manifesto dört farklı kişi tarafından yazıldı ve ayrıca Norton tarafından düzeltildi.

 Fakat altına imzasını atan kişi Swartz’tı.

**

 İnternet’in bir insan hakkı olarak ve hükümetin elimizden alamayacağı bir şey olarak görülmesi gerektiğini mi düşünüyorsun?

 Evet, kesinlikle ulusal güvenliğin İnternet’i kapatmak için bir bahane olduğunu kastettim tam olarak Mısır’da Suriye’de ve diğer ülkelerde duyduğumuz buydu ve bu yüzden, evet WikiLeaks gibi sitelerin ABD hükümeti hakkında bazı utanç verici materyaller yayınlayacağı ve insanların bunun üzerine protesto gösterileri düzenleyerek, hükümeti değiştirmeyi deneyeceği doğrudur.

 Bilirsiniz, bu iyi bir şeydir Birinci Anayasa Değişikliği’ndeki ifade ve örgütlenme özgürlükleri de tam olarak bunu kapsıyor ve İnternet’i kapatma girişimi düşüncesi en temel Amerikan prensiplerine ters düşüyor.

 Bence bu prensibi ülkemizin kurucuları anlardı.

**

 Steve Jobs’a ve Steve Wozniak’a bakarsanız telefon şirketini dolandırmak için tasarlanan Blue Box’u satarak başladılar.

 Bill Gates ve Paul Allen’a bakarsanız işlerine ilk olarak Harvard’daki bilgisayar saatini kullanarak başladılar.

 Ki bu durum açıkça kurallara aykırıydı.

**

 İNTERNET KORSANLIK KANUNU KIZGIN İNEKLER

**

Fiziki özgürlüğünü elinden almakla tehdit ettiler.

 Neden yaparlar ki böyle?

 Neden haberi verenlerin peşinden giderler?

 Neden hemen her şey hakkında doğruyu söyleyen mesela bankalardan savaşa, hükümet şeffaflığına kadar doğru konuşan insanların peşine düşüyorlar.

 Gizlilik hali hazırda yönetimde olan insanlara hizmet ediyor ve biz de, hükümetin aynı zamanda yasadışı ve anayasaya aykırı bir sürü şey yaptığı çağla örtüşen bir zamanda yaşıyoruz.

 GİZLİ ‘ÖLDÜRME LİSTESİ’ OBAMA’NIN İLKELERİNİ VE İRADESİNİ SINIYOR Bu iki şey rastlantı değil.

 Bu teknolojinin denizaşırı küçük ülkeler için değil burada, ABD’de, hükümet tarafından kullanılması için geliştirildiği oldukça açık.

 Casusluk programıyla ilgili sorun, Nixon yönetimine kadar giden yavaş ve uzun bir şekilde yayılışıdır.

 9/11’den sonra George W.  Bush yönetiminde büyüğüdü açıktır ve Obama da bunu genişletmeyi sürdürdü.

 Sorunlar yavaşça giderek daha kötü hal aldı fakat hiç, duruma işaret edip şöyle diyebildiğimiz bir an olmadı “Tamam, muhalif tutumu ateşlemeliyiz çünkü gün bugündür.

” Tahminime göre Aaron Swartz’ın yargılanması Obama yönetiminin politik bir tehdit gördüğü bir grup insana yani hackerlara, bilgi ve demokrasi aktivisti kitlesine BARRET BROWN 105 YIL HAPİSLE YARGILANIYOR özel, belirli bir mesaj göndermek istemesiyle ilgiliydi ve Obama yönetiminin bu özel topluluğa göndermek istediği mesaj bana göre şuydu “Düzen için sorun çıkarma kabiliyetinizin olduğunu biliyoruz ve bu yüzden mümkün olduğu kadar çoğunuzu sorun çıkarmamanız amacıyla korkutmak için Aaron Swartz’ı ibret olsun diye cezalandıracağız.” Ve hükümet dedi ki, “Casusluk programını yasal kılmak için kullandığımız yasal seçenekler de gizlidir bu yüzden sizi gizlice dinlemek için hangi yasaları kullandığımızı söyleyemeyiz.

” Biliyorsunuz, her zaman şunu diyebilirler “Bu başka bir siber savaş örneği.

 Siber suçlular bize tekrar saldırıyor.

 Hepimiz tehlikedeyiz.

 Tehdit altındayız.

” Gitgide daha da tehlikeli olan yasaları geçirmek için bu bahaneleri kullanıyorlar.

 10 TEMMUZ 2012 – AARON SWARTZ’LA BİLİNEN SON RÖPORTAJLARDAN BİRİ

Kişisel olarak takip etmek için soruyorum, mücadele sence nasıl gidiyor?

 Bu sana kalmış! Biliyorum, yani bilirsin bu İki kutuplu bakış açısı var, birincisi her şey mükemmel bu kadar özgürlüğü ve hürriyeti İnternet yarattı ve her şey harikulade olacak veya her şey korkunç İnternet tüm bu önlem alma, gözetleme ve dediklerimizi kontrol altında tutma araçlarını yarattı.

 Ve mesele şu ki, her ikisi de doğru, değil mi?

 İnternet ikisini de yaptı ve her ikisi de inanılmaz ve büyüleyici şeyler ve sonunda hangisinin kazanacağını belirlemek bize kalmış.

 “Biri diğerinden çok daha iyi.” demek mantıklı gelmiyor.

 Her ikisi de doğru.

 Hangisinin önemini belirteceğimiz ve hangisinden faydalanacağımız bize bağlı çünkü her ikisi de var olmaya devam edecek.

 12 Eylül 2012’de federal savcılar Swartz’ın aleyhine öncekinin yerine geçen suçlamada bulundular elektronik dolandırıcılık, bir bilgisayara izinsiz erişim ve bilgisayar dolandırıcılığını da eklediler.

 Artık, Swartz dört yerine on üç ağır suçla yargılanıyordu.

 Savcılığın baskı gücü dramatik bir biçimde, Swartz’ın potansiyel hapis ve para cezaları gibi artış gösterdi.

 Suçlamaları artırmak için ayrı bir dava daha açtılar ve bu yargılamanın neden bu kadar federal suçtan oluştuğu ve çok önemli bir cezanın bu durumu kanun kapsamına taşıyacağı konusunda bir teorileri vardı.

 Bu teori, ve savcının Swartz dosyasının büyük bir kısmı ilk olarak 1986’da yapılmış bir kanunu kapsıyordu.

 Adı “Bilgisayar Dolandırıcılığı ve Suistimal Yasası.” Bilgisayar Dolandırıcılığı ve Suistimal Yasası Matthew Broderick’in oynadığı “Savaş Oyunları” filminden.

 Şimdi hallettim seni.

 Bu filmde bir çocuk, bilgisayar ağlarının sihri sayesinde nükleer bir saldırı yapma imkânını kazanıyor.

 ABD İLK VURUŞ Takdir edersiniz ki bu mümkün değil ve 80’lerde de kesinlikle mümkün değildi.

**

 Ölen birçok insan tanıdım fakat onun gibi birini hiç kaybetmedim çünkü herkes böyle hissediyor ve ben de öyle yapabileceğimiz çok şey Yani yapacak O noktaya geldiğini bilmiyordum.

 Acı çektiği şeyin bu olduğunu bilmiyordum ve O benim bir parçamdı.

 Sadece gerçek olmamasını istedim ve sonra Wikipedia sayfasına baktım ve son tarihi gördüm 2013. “Aaron öldü.

 Bu çılgın dünyadaki avareler, bir üstadı, bir yaşlı bilgeyi kaybettik.

 Sağ hackerlar, bir kişi eksiğiz içimizden birini kaybettik.

 Besleyiciler, bakıcılar, dinleyiciler, doyurucular, ebeveynler, hepimiz bir çocuğu kaybettik.

 Hep birlikte ağlayalım.

” SİR TİM BERNERS-LEE, 11 OCAK 2013 İlk düşüncem “Ya kimsenin dikkatini çekmezse?”

 oldu.

**

Sorulabilecek tek soru bu.

 Dünyanın her tarafında, hacker etkinlikleri, buluşmalar başladı bir nevi, Aaron Swartz “Bunu nasıl düzeltiriz?”

 diyerek içimizdeki cevheri ortaya çıkarttı.

 AARON SWARTZ’IN ARKADAŞLARI ANMA TÖRENİ, 19 OCAK 2013 Naçizane fikrim bu ülkenin çıkardığı en hakiki olağanüstü devrimcilerden biriydi.

 Aaron’un mağlup mu galip mi olduğunu bilmiyorum fakat bizler kesinlikle onun boğuştuğu durumlar tarafından şekillendirildik.

 Hukukun silahlı temsilcilerini bilgiye erişimi artırmaya çalışan vatandaşların üzerine çevirirsek hukuk kuralını çiğnemiş oluruz.

 Adalet tapınağına saygısızlık etmiş oluruz Aaron Swartz bir suçlu değildi.

 Değişim, kaçınılmazlığın tekerleği üzerinde yuvarlanıp gelmiyor, sürekli mücadeleyle geliyor.

 Aaron gerçekten büyü yapabiliyordu ve ben de onun büyüsünün ölümüyle bitmediğini göstermeye kararlıyım.

 Dünyayı değiştirebileceğine inandı ve haklıydı.

 Geçen haftadan ve bugünden zümrüdüankalar yükseliyor.

 Swartz’ın ölümünden beri Temsilci Zoe Lofgren ve Senatör Ron Wyden Bilgisayar Sahtekarlığı yasasını değiştirecek mevzuatları tanıttılar.

 Swartz’a yapılan suçlamaların büyük çoğunluğunu oluşturan eski kanun.

 Adı, “Aaron Kanunu.” Aaron, sürekli kendimize şunları sormamız gerektiğine inanıyordu “Üzerinde çalışabileceğim dünya üzerindeki en önemli şey ne olabilir?

 Ve bunun için çalışmıyorsan, neden çalışmıyorsun?”

 Demokrasi işte buna benzer!

CFAA’YI DÜZELTMEK İÇİN ADALET TALEP ET

 Biz de insanız! İnternetin özgürlüğü saldırı altında, ne yapıyoruz?

 Ayağa kalk, diren! İnternetin özgürlüğü saldırı altında, ne yapıyoruz?

 Hey! NROC’un gitmesi lazım! Keşke geçmişi değiştirebilseydik ama yapamıyoruz.

 KORSAN PARTİSİ

Geleceği değiştirmeliyiz.

 Aaron için ve kendimiz için böyle yapmamız gerek.

 Dünyayı daha iyi, daha insani bir yer adaletin çalıştığı ve bilgiye erişimin bir insan hakkı olduğu bir yer hâline getirmeliyiz.

***

İNTERNETİN DOĞURUP İNTERNETİN ÖLDÜRDÜĞÜ KAHRAMAN: 9 MADDEDE AARON SWARTZ

Aykut Bal

@aykutbal

 

January 3, 2015

Bugün konuşmak, anlatmak istediğimiz adam, aslında belki de son yılların en büyük trajedisinin başkahramanı Aaron Swartz. Adını çok duyduğunuza eminiz, en azından öyle umuyoruz. O hep 26’sında kalacak. Buna sebep olan her şeye küfretme hakkını kendimizde ve ona hayran milyonlarca insanda saklı tutuyoruz.

Aaron’ı 11 Ocak 2013’te kaybettik. Evet; bir dünya vatandaşı olarak, onun gibi bir adamı hepimiz kaybettik. O gün, birlikte yaşadığı sevgilisi iş yerinden geldikten sonra, onu; sabah öperken gördüğü kıyafetlerle -siyah tişörtü ve kahverengi kadife pantolonuyla- kendini asmış hâlde buldu. 911’i aradığında yaşadığı şok o kadar büyük ve çığlıkları o kadar yüksekti ki, acil servis adresi birden çok kez sormak zorunda kaldı. Peki bu modern zaman dâhisi ve dünyayı daha iyi bir yer hâline getirmek isteyen genç adamı intihara sürükleyen şey neydi?

Bunu anlamak için insan Aaron’ı daha iyi tanımak gerekiyor…

Biz ergenlik sivilceleri ile uğraşırken, Aaron RSS’e katılımcıydı

Aaron, 1986 yılının kasım ayında Chicago’da doğdu ve okula orada başladı. Ne var ki okumayı öğrenmek için okula ihtiyacı yoktu. “Agugu” seviyesinden CNN altyazılarını okuma seviyesine geçtiğinde henüz 3 yaşındaydı. Babasının bir yazılım firması vardı. Bilgisayarın bu kadar içine doğmuş bir çocuğun; yazılım konusunda da bu kadar yetenekli olmasına şaşırmıyoruz elbette. Henüz 13 yaşındayken kurduğu The Info Network ile ArsDigita ödülünü yüzlerce başvurunun arasından kazandı. The Info Network, bugün sık sık kullandığımız Wikipedia ile tamamen aynı işi yapmaktaydı. Aaron, yeterli sayıda katılımcı bulamamış olsa da, birkaç yıl sonra annesi Wikipedia’yı gösterdiğinde oldukça sevindiğini söylemişti bir röportajında. 14’ünde ise RSS (Rich Site Summary/Zengin Site Özeti) üretici grubuna katılımcı olması bu küçük dâhinin tutkusunun büyüklüğünü bize gösteriyor.

Okul zaman geçirmek için gidilen bir yer değil, bir ibadethaneydi onun için

Aaron “Sınavda aldığım puan boşa gitmesin, hem elalem ne der” diye düşünmedi hiç. Stanford’da sosyoloji okumak istedi. “Mezun olunca formasyon alır, öğretmen olurum en kötü” düşüncesi ile değil, insanları daha iyi anlamak için yaptı bunu. Hayattaki her şey gibi okulu da çok ciddiye aldı. Öyle ki, okuldan ayrıldıktan iki sene sonra, weblogunda, Stanford’da istediği entelektüel ortamı bulamadığını, öğrencilerin çalışma alanlarıyla çok da ilgili görünmediğini söyledi. Belli ki üniversite birinci sınıfta karşılaştığı çılgın kolej partilerinden daha fazlasını istiyordu.

Bir dişli değil, fabrikanın kendisi olmak istiyordu

Sakın mühendislik yapamadığını sanmayın. Okuldaki ilk ve son senesinin ardından gelen yaz, Aaron’ın YCombinator ile tanışma yazıydı. Startup’ı Infogami, yazın ardından Kasım 2005’te Reddit’le birleşiyor ve Aaron, Reddit’in üç kurucusundan biri oluyordu. Her işe bir tılsım getirdiği aşikâr. Daha bir sene dolmadan -Ekim 2006’da- Reddit, Wired’ın sahipleri tarafından satın alındı. Böyle bir profilden elbette Silikon Vadisi’nde düzenli bir hayat, güzel bir eş, iki adet de çocuk bekleyemezsiniz. “Amerikan rüyası” Aaron’ın damarlarında akmıyordu, o gerçek bir şeyler arıyordu. Nitekim bir sene bile dayanamadan kendisini Reddit’ten âdeta kovdurdu. Avrupa’ya bir konferansa gidip döndükten sonra bir hafta kadar San Francisco’daki ofise gitmedi. Döndüğünde müdürü onunla çalışmak istemediğini söylediğinde Aaron’ın yüzü gülüyordu. İsteyip de yapamadığını, onun adına patronu üstlenmişti.

PACER’ı halka açtı, FBI’ın kara listesine girdi

Amerika’daki mahkeme sonuçları elektronik hâle getirilmiş ve normalde insanların ücretsiz olarak ulaşabileceği halka açık dökümanlar, sayfası 8 sent olarak ücretlendirilip halka sunuluyordu. Aaron, PACER adı verilen bu sistemdeki bir açıktan faydalanarak milyonlarca sayfalık dokümanı indirip halka açtı. Devletle ilk mücadelesi de PACER hareketinin sonunda başladı. Aaron bu olay için cezalandırılmadı, zira dokümanların yasal olarak halka açık olması gerekiyordu. Fakat o yıllarda birçok kez “hactivist” hareketlerden dolayı canı yanan FBI, Aaron’ı potansiyel tehlike olarak görmeye başladı.

35 yıl ve 1 milyon dolar istemiyle yargılandı

Aaron, bilgiye erişimin temel insan hakkı olduğunu düşünüyordu. Tam da bu yüzden bilgi sahipliğinin şirketleşmesini ve parayla satılıyor oluşunu içine sindiremiyordu. Harvard Safra Research Lab’da çalışırken, MIT’ye açık olan JSTOR akademik makale havuzundan makaleler indirmeye başladı. Yazdığı script çok kısa bir sürede MIT güvenlik birimleri tarafından fark edildi ve Aaron’ın IP’si bloklandı. Aaron bunu aşmak için bir netbook ile MIT’nin IT odasına sızdı, kablo ile bağlanarak kaldığı yerden makaleleri indirmeye başladı. Polis tarafından suçüstü yakalandı. Ve mahkemede 35 yıl hapis ve 1 milyon dolar para cezası istemi ile yargılandı. Aaron’ın bu makaleleri bilgisayarına indirerek bir kâr amacı güttüğünü ve kişisel serveti için kullanacağını düşünmek için geri zekâlı olmak gerek! Fakat, polis ve FBI baş etmekte zorluk çektiği hacker ordusunu korkutmak için bir kurbana ihtiyaç duyuyordu ve daha önceden PACER konusu yüzünden mimli bu adam, aradıkları profile “cuk” diye oturuyordu. Aradan geçen yıllar boyunca, MIT de konuyu takip edenlerin vicdanlarında hâlâ suçlu. MIT kültürü normalde okulun öğrencileri bu tarz konularda hacking için desteklemesiyle meşhurdur. Burada, yaratıcı zekâ ödüllendirilir. Fakat Aaron’ın durumunda üniversite yönetimi üç maymunu oynadı süreç boyunca âdeta. JSTOR organizasyon olarak Aaron’dan şikâyetçi olmadıklarını, konunun kapatılması gerektiğini söylerken, MIT sessiz kaldı. Sırf bu yüzden üniversitenin o vicdanlardaki suçu, Aaron’ın yasalar karşısındaki suçundan kat be kat büyüktür. İleride intihara sebep olan depresyonun ilk tohumları da işte bu süreç içerisinde atılmıştı.

SOPA’yı engelledi, hareketin lideri oldu

Aaron’ın insanlar gözünde gerçek bir kahraman hâline gelmesiyse, anti-SOPA hareketi ile olmuştu. SOPA (Stop Online Piracy Act), yani Çevrimiçi Korsanlığı Durdur Yasası, ismi kadar tatlı olmayan bir yasa bütünüydü. Bu yasa aracılığıyla Amerikan hükümeti, kendi uygun görmediği takdirde, herhangi bir siteyi erişime kapatma yetkisine kavuşuyordu. Ne kadar tanıdık öyle değil mi? Ülkemizde ne kadar çırpınsak da Aaron’ın topladığı 300.000 imza kadar etkili olamadık. Aradan geçen her sene internet kullanıcıları biraz daha “potansiyel suçlu” konumuna geldi ve her yaptığı takip edildi, kayıt altına alındı. Bizler ise hashtaglerden öteye gidemedik. Gerçi eğer güzel ülkemizde 300.000 imza toplasaydık muhtemelen 300.001 kişi evlerinde zor duruyor olurdu. Artık egemen gücün hoşuna gitmeyen herhangi bir şey yaptığımız anda, suçlanabileceğimiz bir geçmiş, iktidarın ellerinde. Oysa onun yürüttüğü kampanya, halk önünde yaptığı konuşmaları, binlerce insanı konuyla ilgili bilinçlendirmesi koca bir ülkenin kaderini değiştirdi. Aaron, SOPA’nın yasalaşmasına engel oldu.

Hiçbir zaman para peşinde koşan bir adam olmadı, egosunu ön plana almadı

Hayatı boyunca bu samimiyetle çalıştı. Sadece bilgisayarının başında durarak değil, bir kongre üyesinin yanında sadece devletin işleyişini anlayabilmek için staj yaparak mesela. Üstelik bizim dünyamızda sıklıkla görmeye alışık olduğumuz yüksek egodan nasibini almamıştı. Arkadaşları ve kız arkadaşı; Aaron’ın garsonlarla, taksicilerle konuşurken ne kadar utandığını hâlâ röportajlarında anlatıyorlar. O, dünyada olan her kötü şey yüzünden kendini sorumlu hissedenlerdendi; şirketinden ayrıldıktan sonra NBA kulübü satın alan patronlardan değil.

Yine bizim dünyamızda görmeye alışık olduğumuz seksizm, Aaron’ın her fırsatta eleştirdiği bir konuydu. Sektöründeki kadınlara karşı yapılan ayrımcılıktan hep tiksindi ve sıklıkla hikâyelerini duyduğumuz tipte CEO’lardan olmadı; insan oldu.

Zengin olmayı değil, dünyayı değiştirmeyi istedi

Defalarca kaçma ve kolay bir hayata sahip olma fırsatı varken ideallerinin peşinde koşmayı tercih etti.

 Google’dan defalarca teklif almasına rağmen neden reddettiğini onun ağzından yazıyoruz:

“Well, I didn’t want to work at Google when I was at Stanford, I thought I should finish school. I didn’t want to work there when I was at Reddit, working at a startup was much more exciting. And now? Well, post-IPO, Google isn’t the same exciting place that it once was. None of the people I’ve spoken to at Google seem to have jobs that strike me as particularly appealing. Interesting, certainly, but not something I can really see spending my 9 to 5 doing for long periods of time.”

Özetle: Stanford’da okurken okulu bitirmek için Google’a gitmek istemediğini, daha sonra ise Reddit’de çalışmaktan çok keyif aldığı için Google’ı düşünmediğini söylüyor Aaron. Google halka açıldıktan sonra ise şirketin sabah 9 akşam 5 çalışacağı başka şirketlerden çok da farklı olmadığını düşündüğü için bir alternatif olmaktan dahi çıktığını dile getirmiş.

Madde madde sayılamayacak kadar çok düşünülecek şey bıraktı geride

Dünyayı değiştirmek. Dünyayı değiştirmek. Dünyayı daha güzel bir yer hâline getirmek. Dünyayı kurtarmak. 2005 yılında yazdığı bir blog yazısından alıntılıyoruz:

“The other night, when [redacted] asked me why I switched from computer science to sociology, I said it was because Computer Science was hard and I wasn’t really good at it, which really isn’t true at all. The real reason is because I want to save the world. Maybe I didn’t say that because it sounds sort of crazy. “

Arkadaşı ona neden bilgisayar mühendisliği yerine sosyolojiye geçtiğini sorduğunda, Aaron ona “mühendisliğin zor olduğunu ve kendisinin yeterince iyi olmadığını düşündüğünü” söylemiş. Fakat sosyoloji tercihinin altında yatan gerçek sebep dünyayı kurtarmak hayalinden başkası değil. Ama bunun kulağa ne kadar delice geldiğini düşündüğünden, geçiştirmek zorunda kalmış kahramanımız.

Keşke daha önce anlasaydık…

Hayır, delilik değildi. Dâhilikti. Deli olan bizdik. Deli olan hâlâ biziz. Deli olan hâlâ kendi hırsları peşinde koşan milyarlarca insan. Deli olan hâlâ internetin -dolayısıyla iletişimin ve bilginin- potansiyelini anlayamayan insanlar. Deli olan yıllarca ödüllendirdiği hacker’lara rağmen politik baskılar yüzünden Aaron’a sahip çıkmayan MIT. Onu intihara sürükleyen ve sahip çıkamayan insanlar deli. Deli olan biziz. Biz!

Kaynak: http://listelist.com/aaron-swartz/

BAŞA DÖN

 

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s