LEONARD COHEN

 

– I Tried To Leave You

 

I tried to leave you, I don’t deny
Seni terk etmeye çalıştım, ben inkar etmiyorum
I closed the book on us, at least a hundred times.
Bize kitaplar kapattım en az yüz kere.
I’d wake up every morning by your side.
Her sabah senin yanında her sabah uyanmak istiyorum.

The years go by, you lose your pride.
Yıllar geçtikçe, gururunu kaybettin
The baby’s crying, so you do not go outside,
Bebek ağlıyor, bu yüzden dışarı çıkamıyorsun
And all your work it’s right before your eyes.
Ve tüm bu işler gözlerinin önünde oldu

Goodnight, my darling, I hope you’re satisfied,
İyi geceler sevgilim umarım memnunsundur.
The bed is kind of narrow, but my arms are open wide.
Dar türden yatak, ama kollarım geniş olarak açık
And here’s a man still working for your smile.
Ve burada hala gülümsemeye çalışan bir adam var

 

– Show Me The Place

Show me the place, where you want your slave to go

Show me the place, I’ve forgotten I don’t know

Show me the place where my head is bend and low

Show me the place, where you want your slave to go

 

Show me the place, help me roll away the stone

Show me the place, I can’t move this thing alone

Show me the place where the word became a man

Show me the place where the suffering began

 

The troubles came I saved what I could save

A shred of light, a particle away

But there were chains so I hastened to the hay

There were chains, a lot of chains

Like a spade

 

Show me the place, where you want your slave to go

Show me the place, I’ve forgotten I don’t know

Show me the place, where you want your slave to go

 

The troubles came I saved what I could save

A shred of light, a particle away

But there were chains so I hastened to the hay

There were chains so I loved you like a slave

 

Show me the place

Show me the place

Show me the place

 

Show me the place, help me roll away the stone

Show me the place, I can’t move this thing alone

Show me the place where the word became a man

Show me the place where the suffering began

 

Çevirisi:

Kölenizin gitmesini istediğiniz yeri gösterin

Unuttuğum, bilmediğim o yeri bana gösterin

Başımı öne eğeceğim o yeri gösterin

Kölenizin gitmesini istediğiniz o yeri gösterin

Sırtımdaki yükü taşımama yardım edecek o yeri gösterin

Bunu kendi başıma beceremiyorum, o yeri bana gösterin

Kelamın vücuda geldiği o yeri gösterin

Bana kefaretin başladığı o yeri gösterin

 

Belalar üzerime üşüştü, kurtarabildiğimi kurtardım

Işık hüzmesi gibi, hayatın yapı taşı, bir dalga gibi

Ama zincileri vardı ve ben hizaya gelmek için acele ettim

Zincirler vardı, bu yüzden sizi köleler gibi sevdim

 

Kölenizin gitmesini istediğiniz yeri gösterin

Unuttuğum, bilmediğim o yeri gösterin

Başım önde, eğik duracağım o yeri gösterin

Kölenizin gitmesini istediğiniz o yeri gösterin

 

Belalar üzerime üşüştü, kurtarabildiğimi kurtardım

Işık hüzmesi gibi, hayatın yapı taşı, bir dalga gibi

Ama zincileri vardı ve ben hizaya gelmek için acele ettim

Zincirler vardı, bu yüzden sizi köleler gibi sevdim

 

Sırtımdaki yükü taşımama yardım edecek o yeri gösterin

Bunu kendi başıma beceremiyorum, o yeri bana gösterin

Kelamın vücuda geldiği o yeri gösterin

Bana kefaretin başladığı o yeri gösterin

 

– That Is No Way To Say Goodbye

 

I loved you in the morning, our kisses deep and warm,
Your hair upon the pillow like a sleepy golden storm,
Yes, many loved before us, I know that we are not new,
In city and in forest they smiled like me and you,
But now it’s come to distances and both of us must try,
Your eyes are soft with sorrow,
Hey, that’s no way to say goodbye.

I’m not looking for another as I wander in my time,
Walk me to the corner, our steps will always rhyme
You know my love goes with you as your love stays with me,
It’s just the way it changes, like the shoreline and the sea,
But let’s not talk of love or chains and things we can’t untie,
Your eyes are soft with sorrow,
Hey, that’s no way to say goodbye.

I loved you in the morning, our kisses deep and warm,
Your hair upon the pillow like a sleepy golden storm,
Yes many loved before us, I know that we are not new,
In city and in forest they smiled like me and you,
But let’s not talk of love or chains and things we can’t untie,
Your eyes are soft with sorrow,
Hey, that’s no way to say goodbye.

Bir sabah sevdim seni, öpüşmelerimiz derin ve sıcaktı
Yastığın üzerindeki saçların uykulu altın bir fırtına gibi
Evet, bizden önce bir sürü aşk vardı, yeni olmadığımızın farkındayım
Şehirde, ormanda sen ve benim gibi gülümsediler
Ama şimdi mesafelere geldi, ikimiz de denemek zorundayız
Gözlerin kederle hassas
Sana elveda diyemem

Bir başkasını aramıyorum artık yürüdüğüm yollarda
Benimle köşeye kadar yürü, adımlarımız her zaman ahenklidir
Senin aşkın benimle kaldığı müddetçe benim aşkım da seninle kalacak
Dalganın kıyılara vurup denize tekrar dönmesi gibi
Ama aşktan, zincirlerden ve çözemediğimiz diğer şeylerden konuşmayalım
Gözlerin kederle hassas
Sana elveda diyemem

Bir sabah sevdim seni, öpüşmelerimiz derin ve sıcaktı
Yastığın üzerindeki saçların uykulu altın bir fırtına gibi
Evet, bizden önce bir sürü aşk vardı, yeni olmadığımızın farkındayım
Şehirde, ormanda sen ve benim gibi gülümsediler
Ama aşktan, zincirlerden ve çözemediğimiz diğer şeylerden konuşmayalım
Gözlerin kederle hassas
Sana elveda diyemem

 

– The Letters

 

You never liked to get

Asla sevmedin

 

The letters that I sent

Sana gönderdiğim mektupları almayı

 

But now you’ve got the gist

Ama sen şimdi özüne sahip oldun

 

Of what my letters meant.

Mektuplarımın ne anlama geldiğinin

 

You’re reading them again,

Onları okuyorsun

 

The ones you didn’t burn.

Yakmaladıklarını,

 

You press them to your lips,

Dudaklarınla bastırıyorsun

 

My pages of concern.

Sayfalarımın endişesini

 

I said there’d been a flood.

Tayfun olacağını söyledim

 

I said there’s nothing left.

Hiçbir şey kalmadığını söyledim

 

I hoped that you would come.

Geleceğini umdum

 

I gave you my address.

Adresimi verdim

 

Your story was so long,

Hikayen o kadar uzundu ki

 

The plot was so intense,

Konusu çok derindi

 

It took you years to cross

Aldı seni, karşılaşmak için yıllar

 

The lines of self-defense.

Meşru müdafaa çizgileri

 

The wounded forms appear:

Yaralı şekiller açığa çıkar

 

The loss, the full extent;

Kayıp, dolu alan

 

And simple kindness here,

Ve basit kibarlık burada

 

The solitude of strength.

Gücün yalnızlığı

 

You walk into my room.

Odama yürüyorsun

 

You stand there at my desk,

Orada, masamda duruyorsun

 

Begin your letter to the one who’s coming next.

Başla sırada gelen mektubuna

 

– Anthem

The birds they sang
At the break of day
Start again
I heard them say
Don’t dwell on what
Has passed away
Or what is yet to be.

Ah the wars they will
Be fought again
The holy dove
She will be caught again
Bought and sold
And bought again
The dove is never free.

Ring the bells that still can ring
Forget your perfect offering
There is a crack in everything
That’s how the light gets in.

We asked for signs
The signs were sent:
The birth betrayed
The marriage spent
Yeah the widowhood
Of every government —
Signs for all to see.

I can’t run no more
With that lawless crowd
While the killers in high places
Say their prayers out loud.
But they’ve summoned, they’ve summoned up
A thundercloud
And they’re going to hear from me.

Ring the bells that still can ring …

You can add up the parts
But you won’t have the sum
You can strike up the march,
There is no drum
Every heart, every heart
To love will come
But like a refugee.

Ring the bells that still can ring
Forget your perfect offering
There is a crack, a crack in everything
That’s how the light gets in.

Ring the bells that still can ring
Forget your perfect offering
There is a crack, a crack in everything
That’s how the light gets in.
That’s how the light gets in.
That’s how the light gets in.

İlahi
Kuşlar şakıyor
Gün doğumunda
Yeniden başla
Böyle dediklerini duydum
Geçmiş gitmiş olanın
Üzerinde durma
Henüz gelmemiş olanın ya da

Savaşlar yeniden kopacak
Kutsal güvercin
Yakalanacak yeniden
Alınacak satılacak
Satınalınacak yine
Güvercin özgür değil asla.

Hala çalabilen çanları çalın.
Mükemmel adağınızı unutun.
Bir çatlak var herşeyde.
Işık böyle sızıyor içeriye.

İşaretler istedik
İşaretler gönderildi
İhanet edilen doğum
Harcanan evlilik
Her hükümetin dul kalması
Herkesin görmesi için işaretler.

Yasadışı yığınlarla koşuşamam artık
Yüksek mevkilerdeki katiller
Yüksek sesle dua ederken.
Ama bir fırtına bulutu çağırdılar
Ve benden duyacakları var.

Hala çalabilen çanları çalın…

Parçaları ekleyebilirsin birbirine
Toplam geçmez eline yine de
Herkesi çağırabilirsin yürüyüşe.
Bir davul yok ritm verecek.
Her yürek
Gelecektir sevgiye
Ama bir mülteci gibi.

Hala çalabilen çanları çalın.

 

– Almost Like The Blues

 

I saw some people starving
-Açlıktan ölen bazı insanlar gördüm
There was murder, there was rape
-Cinayetler ve tecavüzler
Their villages were burning
-Evleri yanıyordu
They were trying to escape
-Kaçmaya çalışıyorlardı
I couldn’t meet their glances
-Onlara bakamadım bile
I was staring at my shoes
-Sadece önüme baktım
It was acid, it was tragic
-Bu çok acıydı, çok trajikti
It was almost like the blues
-Daha çok hüzün gibiydi…

I have to die a little
-Biraz ölmem lazım şimdi
Between each murderous thought
-Her bir öldürücü fikir arasında
And when I’m finished thinking
-Ve düşünmeyi bitirdiğimde
I have to die a lot
-Şimdi daha fazla ölmeliyim.
There’s torture and there’s killing
-Bu zulüm ve bu ölüm
And there’s all my bad reviews
-Ve bu tüm kötü eleştirilerim.
The war, the children missing Lord
-Savaş, Tanrıyı özleyen çocuklar
It’s almost like the blues
-Bu daha çok hüzün gibi.

So I let my heart get frozen
-Böylece kalbimin donmasına izin verdim
To keep away the rot
-Tüm bu saçmalıktan uzak durması için.
My father says I’m chosen
-Babam ben seçilmişim diyor
My mother says I’m not
-Annem ise değilim,
I listened to their story
-Hikayelerini dinledim onların
Of the Gypsies and the Jews
-Çingeneler ve yahudiler
It was good, it wasn’t boring
-Hayır bu iyiydi, sıkıcı değildi
It was almost like the blues
-Daha çok hüzün gibiydi..

There is no God in Heaven
-Tanrı’nın cenneti değil orası
And there is no Hell below
-Veya cehennemin dibi
So says the great professor
-Ünlü profesör söylüyor
Of all there is to know
-Burda bilinmesi gereken her şeyi
But I’ve had the invitation
-Ama ben davetliydim
That a sinner can’t refuse
-Kabul edilemeyen bir günahkar olarak
And it’s almost like salvation
-Ve aslında bu daha çok kurtuluş gibi
It’s almost like the blues
-Daha çok hüzün gibi,
Almost like a blues
-bi hüzün gibi..

– Here It Is

Here is your crown

İşte senin tacın

 

And your seal and rings;

Ve mühürün ile yüzüklerin

 

And here is your love for all things.

Ve işte herşeye olan sevgin

 

Here is your cart,

İşte senin yük araban

 

And your cardboard and piss;

Ve kartonun ile sidiğin

 

And here is your love for all of this.

Ve işte bunun hepsine olan sevgin

 

May everyone live,

Herkes yaşayabilir

 

And may everyone die.

Ve herkes ölebilir

 

Hello, my love,

Merhaba aşkım

 

And my love, Goodbye.

Ve hoşçakal aşkım

 

Here is your wine

İşte senin şarabın

 

And your drunken fall;

Ve sarhoş yıkılışın

 

And here is your love.

Ve işte senin aşkın

 

Your love for it all.

Bunun hepsine olan aşkın

 

Here is your sickness.

İşte senin hastalığın

 

Your bed and your pan;

Senin yatağın ve tavan

 

And here is your love for the woman, the man.

Ve işte senin kadın ve erkeğe olan sevgin

 

May everyone live,

Herkes yaşayabilir

 

And may everyone die.

Ve herkes ölebilir

 

Hello, my love,

Merhaba aşkım

 

And, my love, Goodbye.

Ve aşkım hoşçakal

 

And here is the night,

Ve işte gece

 

The night has begun;

Gece başladı

 

And here is your death in the heart of your son.

Ve işte senin,oğlunun kalbindeki ölümün

 

And here is the dawn,

İşte senin şafağın

 

(Until death do us part);

(Ölüm bize görevini yapıncaya kadar)

 

And here is your death,In your daughter’s heart.

Ve işte senin,kızının kalbindeki ölümün

 

May everyone live,

Herkes yaşayabilir

 

And may everyone die.

Ve herkes ölebilir

 

Hello, my love,

Merhaba aşkın

 

And, my love, Goodbye.

Ve aşkım,hoşça kal

 

And here you are hurried,

Ve burada sen acele ettin

 

And here you are gone;

Ve burada sen gittin&yok oldun

 

And here is the love,

Ve işte aşk

 

That it’s all built upon.

Tüm bunlar aşkın üzerine inşa edilmiştir

 

Here is your cross,

İşte senin haçın

 

Your nails and your hill;

Senin çivilerin ve senin tepen

 

And here is your love,that lists where it will

Ve işte senin listedeki yerine yazacağın aşkın

 

May everyone live,

Herkes yaşayabilir

 

And may everyone die.

Ve herkes ölebilir

 

Hello, my love,

Merhaba aşkım

 

And my love, Goodbye.

Ve aşkım hoşçakal

BAŞA DÖN

 

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s