ÂŞIK VEYSEL ŞİİRLERİ

 

hzl: TAHİR KUTSİ MAKAL

KARA TOPRAK  . 3

AŞK ŞİİRLERİ   … 5

GÜZELLİĞİN ON PAR’ETMEZ  . 5

KOŞMA  .. 6

KENDİ GİZLİ YÂR  . 7

FARIDI GÖNLÜM  … 7

SEN BİR CEYLÂN OLSAN  .. 8

YÂR ÇİÇEKLERİ   9

GÜZEL  . 10

OLAMADIM  … 11

YÂR UYANDIR  . 11

SELÂMIMI ULAŞTIR  . 12

GÜL DİKENSİZ  . 13

YÂR BANA UZAK  . 14

ÇAMLIBEL  . 14

GURBET ÜZERİNE  . 15

ELVEDA  .. 15

SILANIN AŞKI   16

BİZ SELÂMET GİDELİM  … 16

İNİLER  . 17

YENİ MEKTUP ALDIM  … 18

AĞLAMA ZAMANI   19

GÜZELLEMELER  . 19

YURT ÜRÜNLERİ   19

MEVLÂNAYI ZİYARET  . 22

DELİ GÖNÜL  . 22

GÖZÜM YAŞI SEL GİBİ   23

İSTANBUL  . 24

ANAMA  .. 25

HER SABAH  .. 26

KOCA SİVAS  . 27

HACI BEKTAŞ  . 28

UMUT YAŞAR  . 29

NEYZEN TEVFİK  . 29

ÖĞÜTLER  . 30

SAZIM ‘A  .. 30

GÖNÜL SANA NASİHATİM  … 31

KARDEŞLİK DESTANI   32

DÜNYA BİR DOLAP  . 33

CAHİL  . 34

ÖMÜR  . 35

BİRLİK  . 37

UYAN BU GAFLETTEN  .. 38

SOSYAL KONULAR  . 39

HASTANE  . 40

DURUM  … 41

YUMMA GÖZÜN KÖR GİBİ   42

DÜNYANIN HALİ   43

SONUNA KALDIK  . 44

OKUL  . 45

KİMSE HALİM  SORMAZ  BENİM  … 46

DOSTLAR BENİ HATIRLASIN  .. 47

ÂŞIKLAR  . 48

ÇİFTÇİLER  . 49

KÜÇÜK DÜNYA  .. 51

TABİATA BAKIŞ  . 51

KIZILIRMAK  . 51

DAĞLAR  . 53

SULAR  . 54

TARLAM  … 54

SES VERİR  . 55

TANRI YOLUNDA  .. 56

KADER ÇİZGİSİ   56

SENİN YOLUNDA  .. 57

SEN VARSIN ORDA  .. 58

DÜNYA  .. 59

UZUN İNCE BİR YOLDAYIM  … 60

SIR BENDE  . 61

SONA DOĞRU  .. 61

DERT KUCAK KUCAK  . 62

BOYANDIM  … 63

BAKALIM  … 64

TOPRAK OLUNCA  .. 64

KARDEŞİM  … 65

KADER  . 66

KARA BAHTIM  … 67

MURAD  .. 68

GÖREN SENSİN  .. 69

FELEK VURDU BAŞIMA  .. 70

BULAMADIM BEN BENİ   71

KADER  . 72

TOZ OLUR GİDER  . 73

GÖRÜNÜR  . 74

MİMAR  . 75

TÜRK ADI   … 76

ASKERLİK ÖZLEMİ   76

ATATÜRK’E AĞIT  . 77

19 MAYIS  . 78

VATAN SEVGİSİ   79

TÜRK ADI   80

KIBRIS  . 81

TÜRKÜZ TÜRKÜ ÇAĞIRIRIZ  . 82

 

KARA TOPRAK

 İhramcızâde İsmail Hakkı Toprak Efendi

İhramcızâde İsmail Hakkı Toprak Efendi

Dost dost diye nicesine sarıldım

Benim sadık yârim kara topraktır.

Beyhude dolandım, boşa yoruldum

Benim sadık yârim kara topraktır.

 

Nice güzellere bağlandım kaldım

Ne bir vefa gördüm ne fayda buldum

Her türlü istediğim topraktan aldım

Benim sadık yârim kara topraktır.

 

Koyun verdi, kuzu verdi, süt verdi

Yemek verdi, ekmek verdi, et verdi

Kazma ile dövmeyince kıt verdi

Benim sadık yârim kara topraktır.

 

Âdem’den bu deme neslim getirdi

Bana türlü türlü meyve bitirdi

Her gün beni tepesinde götürdü

Benim sadık yârim kara topraktır. 

 

Karnın yardım kazmayınan, belinen

Yüzün yırttım tırnağınan, elinen

Yine beni karşıladı gülünen

Benim sadık yârim kara topraktır.

 

İşkence yaptıkça bana gülerdi

Bunda yalan yoktur herkes de gördü

Bir çekirdek verdim, dört bostan verdi

Benim sadık yârim kara topraktır.

 

Havaya bakarsam hava alırım

Toprağa bakarsam dua alırım

Topraktan ayrılsam nerde kalırım

Benim sadık yârim kara topraktır.

 

Bir dileğin varsa iste Allah’tan

Almak için uzak gitme topraktan

Cömertlik toprağa verilmiş Hak’tan

Benim sadık yârim kara topraktır.

 

Hakikat istersen açık bir nokta

Allah kula yakın, kul da Allah’a

Hakkın gizli hâzinesi toprakta

Benim sadık yârim kara topraktır.

 

Bütün kusurumu toprak gizliyor

Melhem çalıp yaralarım düzlüyor

Kolun açmış yollarımı gözlüyor

Benim sadık yârim kara topraktır.

 

Her kim ki olursa bu sırra mazhar

Dünyaya bırakır ölmez bir eser

Gün gelir Veysel’i bağrına basar

Benim sadık yarim kara topraktır.

 

AŞK ŞİİRLERİ

GÜZELLİĞİN ON PAR’ETMEZ

 

Güzelliğin on par’etmez

Bu bendeki aşk olmasa

Eğlenecek yer bulamam

Gönlümdeki köşk olmasa

 

Tâbirin sığmaz kaleme

Derdin dermandır yâreme

İsmin yayılmaz âleme

Âşıklarda meşk olmasa

 

Kim okurdu kim yazardı

Bu düğümü kim çözerdi

Koyun kurt ile gezerdi

Fikir başka başk’olmasa

 

Güzel yüzün görülmezdi

Bu aşk bende dirilmezdi

Güle kıymet verilmezdi,

Aşık ve maşuk olmasa

 

Senden aldım bu feryâdı

Bu imiş dünyanın tadı

Anılmazdı Veysel adı

O sana âşık olmasa.

 

KOŞMA

Bilmem hayal mıydı yok düş müydü

Gönül arzusunu buldu bu gece

Yalın kılıç mıydı bir ateş miydi

İçerim köz ile oldu bu gece

 

Bilemedim gece ile gündüzü

Seçemedim güneş ile yıldızı

Mestane gözleri mestetti bizi

Aklımı başımdan aldı bu gece

 

Mah yüzüne bakma ile doyulmaz

Sıra sıra benleri var sayılmaz

Aşk meyinden içen âşık ayrılmaz

Bilemedim bana noldu bu gece

 

Durmaz yanar gerçeklerin çırağı

Yakın olur ehli aşkın ırağı

Gölköy oldu Veysellerin durağı

Hayali karşıma geldi bu gece

KENDİ GİZLİ YÂR

İzi kayıp kendi gizli bir yâre

Âşıkım peşinde gezerim böyle

Sual ettim bülbüllere güllere

Güllerden kokusun sezerim böyle

 

Seherde ağlıyor bülbül biçâre

O da benim gibi âşık mı yâre

Başım alsam gitsem hangi diyare

Derdimi deftere yazarım böyle

 

Hasbahçeye girdim güllere sordum

Çiçekte çimende izini gördüm

Mekândan münezzeh gizli sanırdım

Kaplamış âlemi nazarım böyle

 

Su aşk bir deryadır haddi bulunmaz

Bu bir dâd-ı Hak’tır silsen silinmez

Öyle bir güzel ki nesli bilinmez

Yalvarır düğmesin çözerim böyle

 

Gönlümün matlûbu gelsene beri

Sesin sazda telden aldım haberi

Veysel’i kapına kul eyle bâri

Eşsinler kapına mezarım böyle.

 

FARIDI GÖNLÜM

Güzel seni sarmak için

Yürüdü gönlüm yürüdü

Yâr uğrunda ölmek için

Varidi gönlüm varidi

 

Seni sevmem umum gibi

Sevgin ayrı zulum gibi

Ateşlenmiş bir mum gibi

Eridi gönlüm eridi

 

Bir kerece görsem seni

Küllü varım yok olurdu

Diyar diyar beni aldı

Sürüdü gönlüm sürüdü

 

Her gördüğü Leylâ olamazdı

Kays Mecnun olamazdı

Sevda yalın hedef uzak

Zarıdı gönlüm zarıdı

 

Aşka mâni âr ve namus

Asla gerekmez âşıka

Bu perdeyi yırtabilsem

Durudu gönlüm durudu

 

Yandı Veysel canım yandı

Vakit geçti yâr uyandı

Yolum yokuşa dayandı

Farıdı gönlüm farıdı.

 

SEN BİR CEYLÂN OLSAN

Sen bir ceylân’ olsan ben de bir avcı

Âvlasam çöllerde saz iie seni

Bulunmaz dermanı yoktur ilâcı

Vursam yaralasam söz ile seni

 

Kurulma sevdiğim gülelim deyin

Bağlanma karayı allan geyin

Ben bir çoban olsam sen de ’bir koyun

Beslesem elimde tuz ile seni

 

Koyun olsan otlatırdım yaylâda

Tellerini yoldurmazdım hoyrada

Balık olsan takla dönsem deryada

Düşersem toruma hız ile seni

 

Veysel der ismini koymam dilimden

Ayrı düştüm vatanımdan ilimden

Kuş olsan da kurtulmazdın elimden

Eğer görsem idi göz ile seni.

 

YÂR ÇİÇEKLERİ

Esti bahar yeli kaslar eridi

Kabarmış dağlarda kar çiçekleri

Kaybettim yâr ile ahdim var idi

Birlikte dermeye mor çiçekleri

 

Baharda coşarsa bu ulu toprak

Vücuda getirir her türlü yaprak

A! yeşil giyinmiş dağlara bir bak

Besleyip büyüten yer çiçekleri

 

Yürümüş güzeller halka kolunda

Sivralan köyünde yayla yolunda

Devşirmiş bağlamış top top elinde

Kokular koynuna kor çiçekleri

 

Ah senin elinden çektiğim çile

Söyleyip ismini düşürmem dile

Bülbül figan eyler kırmızı güle

Sakın incitmesin hâr çiçekleri

 

Veysel’in derdini yazmışlar başta

Beni yakıp sen kızmma ataşta

Yanakta güllerin fiyatı kaçta

Satmaya gelişmez yâr çiçekleri .

 

GÜZEL

Bir kökte uzanmış sarmaşık gibi

Dökülmüş gerdana saçların güzel

Gözlerin ufukta bir ışık gibi

Kara bulut gibi kaşların güzel

 

Koynundaki turunç mudur nar mıdır

Adın Huri midir Gülizar mıdır

Gözlerinden akan yağmurlar mıdır

On beş on altıdır yaşların güzel

 

Afatı devran mı bilmem ki nesin

Bülbülün avazın andırır sesin

Seher yeli gibi gelir nefesin

Aşıka bahardır kışların güzel

 

Her güzel de eda ile salınmaz

Huri misin melek misin bilinmez

Emsalin dünyada azdır bulunmaz

Firdevsi âlâda eşlerin güzel

 

Görünce derdimi arttırdım kat kat

Can alıcı gözün sanki bir cellât

Veysel’i kapıdan eyleme azat

iBana yastık oisun kaşların güzel

 

 

OLAMADIM

Senin aşkın beni Mecnun

€dem dedi olamadın

Ben bu aşka hiç bir derman

Çok aradım bulamadım

 

Aşkın beni etti deli

Kâh boşaldım gâhi dolu

Cândan sevdiğim âgüzeli

Alam dedim alamadım

 

Ben o yâre olsam köle

Sevdası var başa belâ

İsyan ettim bile bile

Kusurumu bilemedim

 

Ben bir ceset sen bir cansın

Hem dinimsin hem imansın

Bana benden yakın sensin

Dost yolunda ölemedim

 

Varım yoğum bir Veysel’im

Peşinden tutmuşum elim

Ey benim şanlı güzelim

Eşin yoktur bulamadım.

 

YÂR UYANDIR

Seher vakti cümle kuşlar ötüşür

Bülbülün feryadı yâr uyandırır

Şafak söküp tan yerleri ışırken

Sevdayı gönlümde yâr uyandırır .

 

Âşık olan sevda île savaşır

Güzel olan edâ cilvenaz taşır

Âşık maşukunu bulur koklaşır’

Sevip sevişmeyi yâr uyandırır

 

Âşık oldum diyar diyar dolaştım

Merde derdli görsem derdimi açtım

Ey, olmaz dermansız bir derde düştüm

Hasreti kalbimde yâr uyandırır

 

Gezerim âlemde ben bir Mecnunum

Dünyadan bihaber geçiyor günüm

Cânı dilden bir güzele vurgunum

Veysel’i gafletten yâr uyandırır.

 

SELÂMIMI ULAŞTIR

Âl kâtip kalemi yaz bu selâmı

Mektup yâre selâmımı ulaştır

Bir yâr için terkeyledim sılamı

Mektup yâre selâmımı ulaştır

 

Şarkışla kazamdır Sivralan köyüm

Geçti ömrüm gurbet elde neyleyim

«Gel» diyorsa bu illerde durmayım

Mektup yâre selâmımı ulaştır

 

Yârdan ayrılalı yaralı sinem

Gam ile kurulmuş temelim binam

Ağlar mı güler mi gör benim sunam

Mektup yâre selâmımı ulaştır

 

Gider bu hasretlik yıla yetmez mi

İsmin teşbih ettim dile yetmez mi

Bülbülün feryadı güle yetmez mi

Mektup yâre selâmımı ulaştır

 

Gönüle hasiret göze yol yaman

Veysel’i söyletir bir kaşı keman

Mektup ile konuşalım bir zaman

Mektup yâre selâmımı ulaştır.

 

GÜL DİKENSİZ

Anlatamam derdimi derdsiz insana

Derd çekmeyen derd kıymetin bilemez-

Derdim bana derman imiş bilmedim

Hiç bir zaman gül dikensiz olamaz

 

Gülü yetiştirir dikenli çalı

Arı her çiçekten yapıyor balı

Kişi sabır ile bulur kemali

Sabretmeyen maksudunu bulamaz

 

Ah çeker âşıklar ağlar zârınan

Yüce dağlar şöhret bulmuş karınan

Çağlar deli gönül ırmaklarman

Ağlar ağlar göz yaşların silemez

 

Veysel günler geçti yaş atmış oldu

Döküldü yaprağım güllerim soldu

Gemi yükün aldı gam ilen doldu

Harekete kimse mâni olamaz.

 

YÂR BANA UZAK

Hayal bana yakın yâr bana uzak

Sevdası başıma dolanır gitmez

Aşkına düşeli ar bana uzak

Yüz bin öğüt versen biri kâr etmez

 

Senin aşkın beni kıldı ürüsvay

Düşmüşüm peşinde koşarım hay hay

Kabul et kapında beni de kul say

Dost yoluna ölür âşık ar etmez

 

Ey beni bu derde giriftar eden

Eski muhabbeti kaldırdın neden

Gönül ister kavuşmayı ölmeden

Gül olmasa bülbül âh ü zâr etmez

Beni yakan yansın aşkın nârına

Gönül düştü bir zâlimin turuna

Bakmaz mısın bu Veysel’in zârına

Ah çeker ağlarım yâr elim yetmez.

 

ÇAMLIBEL

Bir yar için diyar diyar dolandım

Yoruldum da Çamlıbel’e yaslandım

İrak oldum, çalkalandım, bunaldım

Durumdum da Çamlıbel’e yaslandım

 

Gahi gönül oldum yüksekten uçtum

Ferhat oldum aşk uğruna çalıştım

İrenk irenk çiçeklere karıştım

Derildim de Çamlıbel’e yaslandım

 

Yıldızdağı Pir Sultan’ın yaylası

Kalıç, kalkan, kırat, bellerin süsü

Kulağıma değdi Köroğlu sesi

Dirildim de Çamlıbel’e yaslandım

 

Felek ilen çok oynadım ütüldüm

Bir zalimin tuzağına tutuldum

Haraç-mezat dost uğruna satıldım

Verildim de Çamlıbel’e yaslandım

 

Veysel der; bir yarin derdine düştüm

Aşkın dolusunu elinden içtim

Kendi kaçtı hayaline ulaştım

Sarıldım da Çamlıbel’e yaslandım..

GURBET ÜZERİNE

ELVEDA

Ayrılık günleri geldi dayandı

Eğlenip burada kalan elveda

Eridi cesedim yüreğim yandı

Sinem delik delik delen elveda

 

Gelin birer birer helâllaşayım

Yol verin ki şu dağları aşayım

İstemezdim senden uzaklaşayım

Hasreti kalbime dolan elveda

 

Kalbimde kadimdir gurbet korkusu

Gitmiyor burnumdan sıla kokusu

Bir güzelin meftunuyum doğrusu

Beni bu sevdaya salan elveda

 

Karlar erir akar gider lodostan

Coşar gönlüm selâm gelse o dosttan

Sen eyledin beni dillere destan

Çırpınıp saçların yolan elveda

 

Veysel’in derdinin yoktur ilâcı

Gurbetin dertleri acıdır acı

Biz gidelim sizler olun duacı

Döküp gözyaşları silen elveda

 

SILANIN AŞKI

Sinemi yakıyor sılanın aşkı

Deli gönül farımadan yetisek

Mor çiçekli yaylaların çağıdır

Güller solup kurumadan yetisek

 

Kalkmış bizim elin dumanı karı

Nalbant Yaylasının geldi baharı

Türkmen güzelleri dönmeden geri

Göç yüklenip yürümeden yetisek

 

Günden güne artar gönlün yarası

Cennet olmuş o cennet’in merası

Germeç Yaylaları Meydan deresi

Boz dumanlar bürümeden yetisek

 

Dünya kurulalı yaşayan dağlar

Her tarafı zümrüt olur bu çağlar

Veysel’i hatırlar sevgilim ağlar

Göz yaşları kurumadan yetisek.

 

BİZ SELÂMET GİDELİM

Kalktı deli gönül kısmet ayrıldı

Siz sağ olun biz selâmet gidelim’

Sılayı görmenin zamanı geldi

Siz sağ olun biz selâmet gidelim

 

Enstitü mektebi Hasanoğlan’dan

Sanki ayırdılar cesedi candan

Irkımız neslimiz aslı bir kandan

Siz sağ olun biz selâmet gidelim

 

Geçirdik baharı getirdik yazı

Zamanı gelince hatırlan bizi

Arzuluyorum Şarkışla’yı Sivas’ı

Siz sağ olun biz selâmet gidelim

 

Helâl olsun hakkım var ise size

Hakkınızı helâl edin siz bize

Sağ olursak yine gelir yüz yüze

Siz sağ olun biz selâmet gidelim

 

Veysel’in dönüyor içinde sıla

Uzadı günlerim benzer bir yıla

Sılada yavrular bakıyor yola

Siz sağ olun biz selâmet gidelim.

 

İNİLER

Bir ulu ağaçtan bir yaprak düşse

O anda acısın duyar iniler

Katlansa acıya sakince geçse

Esen rüzgârlara uyar iniler

 

Bu aşkın meyinden içip de kanan

Gendeki başını sevdaya salan

Yârinden ayrılıp gurbette kalan

Geçen günlerini sayar iniler

 

Çağlayıp akıyor bakarsın suya

Yağan yağmurlardan zevk duya duya

Geçer dolaplardan yeter arzuya

Başını çarklara koyar iniler

 

Dağlar çiçek açar Veysel derd açar

Derdine düştüğüm yâr benden kaçar

Gerçek âşık olan kendinden geçer

Derdini âleme yayar iniler

 

YENİ MEKTUP ALDIM

Yeni mektup aldım gül yüzlü yardan

Gözeltme yolları gel deyi yazmış

Sivralan köyünden bizim diyardan

Dağlar mor menevşe gül deyi yazmış

 

Beserek’te lâle sümbül yürüdü

Güldedeyî çayır çimen bürüdü

Karataş’ta kar kalmadı eridi

Akar gözüm yaşı sel deyi yazmış

 

Eğlenme gurbette yaylâ zamanı

Mevlâyı seversen ağlatma beni

Benek benek mektupdadır nişanı

Göz yaşım mektupta pul deyi yazmış

 

Kokuyor burnuma Sivralan köyü

Serindir dağları söküktür suyu

Yâr mendil göndermiş yadigâr deyi

Gözünün yaşını sil deyi yazmış

 

Veysel gurbetlik kâr etti cana

Karıştır göçünü ulu kervana

Gün geçirip fırsat verme zamana

Sakın uzamasın yol deyi yazmış.

  

AĞLAMA ZAMANI

Şu geniş dünyaya, sığmayan gönül

Şimdi bir odaya kapandı kaldı

Bir dakka bir yerde duramaz iken

Oturduğu yerden kalkamaz oldu

 

Hani o gençlikte çağlayan gönül

Gâh gülüp, gâhi ağlayan gönül

Güzeller köşkünde yaylıyan gönül

Gönül yaşar amma, ümitler öldü

 

Elveda gençlikte geçen günüme

Ezirâilde el atıyor canıma

Yanarım gençlikte, o zamanıma

Acı tatlı günler hep hayâl oldu

 

Nerde gençlikteki geçen çağlarım

Sustu bülbül, gazel döker bağlarım

Her gün hatırlarım her gün ağlarım

Veysel ağlamanın zamanı geldi.

 

GÜZELLEMELER

YURT ÜRÜNLERİ

Bu dünyanın meyvesini

Yesem amma yesem amma

Ararsam bulsam hasını

Yesem amma yesem amma

 

Amasya’nın elmasını

Zile pekmez çalmasını

Sivas’ın da kıymasını

Yesem amma yesem amma

 

Gezsem Tokad’ın bağını

Emleğ’in taze yağını

Erzurumun kaymağını

Yesem amma yesem amma

 

Konyanın güzel buğdası

Sivas’ta Çorum’da hası

Ayıntab’ın çiğ köftesi

Yesem amma yesem amma

 

Güzel olur Türkmen kızı

Yanakları kıpkırmızı

Diyarbakır’ın karpuzu

Yesem amma yesem amma 

 

Mersin dörtyol portakalı

Maraş’tan da pirinç geii

Malatya’da dut zerdeli

Yesem amma yesem amma

 

Âh İzmir’in kuş üzümü

Pek severim boğazımı

Kazova’nın yaş üzümü

Yesem amma yesem amma

 

Kastomonu’nun kendiri

Bursa’nm ipek mendili

Edirne’nin hoş pendiri

Yesem amma yesem amma

 

İstanbul Ankara ayar

Her ne dersen bunlarda var

Şarap pirzolayı sever

Yesem amma yesem amma

 

Samsun ve Bafra tütünü

Alsam Urfa’nın atını

Avlarda keklik etini

Yesem amma yesem amma

 

Adana’da biter pamuk

Geze geze hep usandık

Trabzon’da çoktur fındık

Yesem amma yesem amma 

 

Uğradım Muş’a Van’a

Gümüş takım lüzum buna

Sade yağdan bir kaygana

Yesem amma yesem amma

 

Gâhı uslu gâhi deli

Çirkinleri neylemeli

Bulsam bir Gürcü güzeli

Sarsam amma sarsam amma

 

Veysel niden sözü savı

Yedin içtin aldı tayı

Gönlümden hayâl pilâvı

Yesem amma yesem amma

 

MEVLÂNAYI ZİYARET

Ziyaretim Mevlânâ’yı

Kabul et Allah aşkına

Bu fakiri divaneyi

Kabul et Allah aşkına

 

Eşiğine yüzüm sürem

El bağlayıp divan duram

Büyük lütfün eyle kerem

Kabul et Allah aşkına

 

Mevlânâ Mevlâ’nın kulu

Doğru Hak’ka gider yolu

Deryası rahmet dolu

Kabul et Allah aşkına

 

Yalvarırım akşam sabah

Kul olanda olur günah

Merhamet et halime bak

Affeyle Allah aşkına

 

Sana sundum arzuhalim

Size ayan benim halim

İrahmeti bol sultanım

Kabul et Allah aşkına

 

Veysel adım budalayım

Size yalvarırım daim

Türk oğluyum Türk’tür soyum

Kabul et Allah aşkına.

 

DELİ GÖNÜL

Deli gönül değme çaydan bulanmaz

Coşarsa dalgası kendinden olur

Derdsiz âşık diyar diyar dolanmaz

Gezdirir kavgası kendinden olur

 

Gönüle delidir demiştik baştan

Üşümez boradan, ıslanmaz yaştan

Boğulmaz denizden yanmaz ateşten

Ateşi kor közü kendinden olur

 

Gönül bir deryadır dalgası dinmez

Her güzele meyil verip dost denmez

Taşıma su ile değirmen dönmez

Dökülür çarka su kendinden olur

 

Yüce dağlar ova gibi düzlenmez

Veysel muhannetten kerem gözlenmez

Tilki gölgesine arslan gizlenmez

Yiğidin gölgesi kendinden olur.

 

GÖZÜM YAŞI SEL GİBİ

Mecnun gibi dolanıyom çöllerde

Hayâl beni yeldiriyor yel gibi

Ah çeker ağlarım gurbet ellerde

Durmaz akar gözüm yaşı sel gibi

 

Bir güzelin mecnunuyum ezelden

Veremem telkini gelmiyor elden

Yandım ateşine can ü gönülden

Görmesem günlerim uzar yıl gibi

 

Hesapsız haftalar yıllar geçiyor

Evvel benim idi şimdi kaçıyor

Varıp düşmanlara derdin açıyor

Beni görüp sakınıyor el gibi

 

Zincirsiz kösteksiz bağladı beni

Tatlı dilleriyle eyledi beni

Yurdumdan yuvamdan eyledi beni

Yarsız dünya malı bana pul gibi

 

Aşkın beni deryalara daldırır

Bazı ağlatır da bazı güldürür

İster azat eyler ister öldürür

Sefil Veysel kapısında kul gibi.

İSTANBUL

Sevgisini içimde yaşayıp duran

Nazlı güzellerin şirin İstanbul

Hayali kafamda hükümler süren

Görmez gözlerime görün İstanbul

 

Ortasında deniz kenarlar kara

Bu dünyada cennet olmuş kullara

Mehtapta sandallar ne hoş manzara

Sahildir yayladır yerin İstanbul

 

Gemilerin gelir peşi peşine

Şöhretin yayılmış hudut dışına

Ayrı bir güzellik başlı başına

Sevgi muhabbettin derin İstanbul

 

Fatih Mehmed Sultan temeli kurdu

Ondan sonra oldu Türklerin yurdu

Edirneden gelen o büyük ordu

Ayyıldızlı bayrak nurun İstanbul

 

Denizler kilidi boğazların var

Dünyaya haykıran avazların var

Yılmaz Türk ordusu şahbazların var

Ferah tut gönlünü serin İstanbul

 

Dünya güzelliği şendedir mevcut

Hususî özenmiş yaratmış mabut

Herkesin gönlünde vardır bir maksut

Halis Türk maksadın varın İstanbul

 

Edipler şairler yetişmiş sende

Ehl-i aşklar yanmş tutuşmuş sende

Bir âciz kimseyim Veysel’im ben de

Seversen olayım yârin İstanbul

 

 

 

 

 

 

ANAMA

Dokuz ay koynunda gezdirdi beni

Ne cefalar çekti ne etti Anam

Acı tatlı zahmetime katlandı

Uçurdu yuvadan yürüttü Anam

 

Anaların hakkı kolay ödenmez

Analara ne yakışmaz ne denmez

Kan uykudan gece kalkar gücenmez

Emzirdi sallandı uyuttu Anam

 

Doğurmuştu beni Sivas ilinde

Sivralan köyünde tarla yolunda

Azığı sırtında orak elinde

Taşlı tarlalarda avuttu Anam

 

Ben yürürdüm Anam bakar gülerdi

Huysuzluk edersem kalkar düverdi

Hemen kucaklardı okşar severdi

Çirkin huylarımı soyuttu Anam

 

Çocuğudum Anam bana ders verdi

Okumamı çalışmamı ön gördü

Milletine bağlı ol da dur derdi

Vatan sevgisini giyitti Anam

 

Tükenmez borcum var Anama benim

Onun varlığından oldu bedenim

Kimi köylü kızı kimisi hanım

ezel tarihte kayıtlı Anam

 

Veysel der kopar mı Analar bağı

Analar doğurmuş ağayı beyi

İşte budur sözlerimin gerçeği

Okuttu öğretti büyüttü Anam.

HER SABAH

Her sabah her sabah suya giderken

Yâr yolunda toprak olsam toz olsam

Bakıp dört köşeyi seyran ederken

Kara kaş altında elâ göz olsam

 

Üğrünü üğrünü giderken yola

Nice dilsizleri getirir dile

Gövel ördek gib inerken göle

Ya bir şahın olsam ya bir baz olsam

 

Veysel ördek olsun sen de göl yârim

Yeter gayrî kerem eyle gel yârim

Lâle sünbül nraor menevşe gül yârim

Sen bir çiçek olsan ben bir yaz olsam.

 

KOCA SİVAS

Ziyaret eyledim koca Sivas’ı

Silindi gönlümün kalmadı pası

Durmayıp çalışır cer atelyesi

Gittikçe artıyor şanı Sivas’ın

 

İptida kongere kuruldu hurda

Cumhuriyete karar verildi hurda

Bulanık fikirler duruldu hurda

Yayıldı âleme ünü Sivas’ın

 

Atatürk’ün yattığı yer nûr olsun

Memlekete hor bakanlar kör olsun

Çok çalışkan bu valimiz var olsun

Gün günden üstündür günü Sivas’ın

 

Uzun gitmez ulu sular durulur

Hainlerin ümitleri kırılır

Her köşeye bir fabrika kurulur

Güzelleşir her bir yanı Sivas’ın

 

Çevre yanı Yıldız Tecer kar imiş

İnsanların bağı bir ikrar imiş

Çok kuvvetli şairleri var imiş

Ruhsati Pir Sultan varı Sivas’ın

 

İptida uyandı burada bahtım

Memlekete hizmet etmektir cehtim

Veysel aşk uğrunda ölmektir ahtım

Yazsın tarihleri beni Sivas’ın.

 

HACI BEKTAŞ

Medet müret deyip kapına geldim

İsteğim dileğim ver Hacı Bektaş

İndim eşiğine yüzümü sürdüm

Kusurum günahım var Hacı Bektaş

 

Kul olanın elbet olur kusuru

Nesli Peygambersin cihanın nuru

Alisin Velisin Pirlerin Piri

Galma kusurlara Pir Hacı Bektaş

 

Horasandan ayak bastın Uruma

Mucizeler şahit oldu pirime

Bak şu vaziyete bak şu duruma

Eşin yok cihanda bir Hacı Bektaş

 

Geçmem dedin duvarımda sinekten

Yalan sadır olmaz ervahı pekten

Sana inanmışım ervahtan kökten

Sana inanmayan kör Hacı Bektaş

 

Sana yalvarıyor VEYSEL biçare

Yine senden olur her derde çare

Bir arzuhal sundum gani Hünkâre

Keremin ihsanın bol Hacı Bektaş.

 

UMUT YAŞAR

Dünya çok şirin geçilmez

Sağ oldukça umut yaşar

Seksen doksan yüz yaş olsa

Yine onda umut yaşar

 

Ümit Allahtan kesilmez

Bu ne hikmet kimse bilmez

Türlü derdi çeker gülmez

Yine onda umut yaşar

 

Gönül ümidin yoldaşı

Durmaz gezer dağı taşı

Son nefeste olsa kişi

Yine onda umut yaşar

 

Yalvar Veysel gündüz gece

Allah emretmiş böylece

Teneşire çıkanaca

Yine onda umut yaşar.

 

NEYZEN TEVFİK

Neyzen Tevfik dünyasını değişti

Tel sustu dil sustu neyler nic’oldu

Ebedi yurduna vardı kavuştu

Ağlasın kemanlar yaylar nic’oldu

 

Değildir bu dünya kimseye bakî

Neyzen’e de değdi feleğin oku

Döküldü badeler kahretti sâki

Gönüller coşturan meyler nic’oldu

 

Ne dünyaya tapmış ne mala tapmış

Ne doğruyu koyup eğriye sapmış

Ne bir gecekondu ne saray yapmış

Dünya benim diyen beyler nic’oldu

 

Nice kahramanlar nice sultanlar

Gelmiş gitmiş bağrı yanık ozanlar

Veysel der haniya nerede onlar

Noldu padişahlar soylar nic’oldu.

 

ÖĞÜTLER

 

SAZIM ‘A

Ben gidersem sazım sen kal dünyada

Gizli sırlarımı aşikâr etme

Lâl olsun dillerin söyleme yâda

Garip bülbül gibi âh ü zâr etme

 

Gizli derdlerimi sana anlattım

Çalıştım sesimi sesine kattım

Bebe gibi kollarımda yaylattım

Hayâli hatır et beni unutma

 

Bahçede dut iken bilmezdin sazı

Bülbül konar mıydı dalına bâzı

Hangi kuştan aldın sen bu avazı

Söyle doğrusunu gel inkâr etme

 

Benim her derdime ortak sen oldun

Ağlarsam ağladın gülersem güldün

Sazım bu sesleri turnadan m’aldın

Pençe vurup sarı teli sızlatma

 

Ay geçer yıl geçer uzarsa ara

Giyin kara libas yaslan duvara

Yanından göğsünden açılır yara

Yâr gelmezse yaraların elletme

 

Sen petek misâli Veysel de arı

İnleşir beraber yapardık balı

Ben bir insanoğlu sen bir dut dalı

Ben babamı sen ustanı unutma.

 

GÖNÜL SANA NASİHATİM

Gönül sana nasihatim

Çağrılmazsan varma gönül

Seni sevmezse bir güzel

Bağlanıp da durma gönül

 

Ne gezersin Şam’ı Şark’ı

Yok mu sende hiçbir korku

Terkedersin evi barkı

Beni boşa yorma gönül

 

Yorulursun gitme yaya

Hükmedersin güne aya

Aşk denilen bir deryaya

Çıkamazsın girme gönül

 

Ben kocadım sen genceldin

Başa belâ nerden geldin

Kâh indin de kâh yükseldin

Şimdi oldun turna gönül

 

Bazı zengin bazı züğürt

Bazı usta bazı seğirt

Bazı koyun bazı aç kurt

Her ¡renkten derme gönül

 

Veysel gönülden ayrılmaz

Kâhi bilir kâhi bilmez

Yalan dünya yârsız olmaz

İster saçı sırma gönül.

 

KARDEŞLİK DESTANI

Allah birbir Peygamber hak

Rab’bil âlemdindir mutlak

Senlik benlik nedir bırak

Söyleyeyim geldi sırası

 

Kimdir Türkü ne Çerkeşi

Hep Âdem’in oğlu kızı

Beraberce şehit gazi

Yanlış var mı ve neresi

 

Kur’ana bak, İncil’e bak

Dört kitabın dördü de hak

Hakir görüp ırk ayırmak

Hakikatte yüz karası

 

Binbir ismin birinden tut

Senlik benlik nedir sil at

Tuttuğun yola doğru git

Yoldan çıkıp olma âsi

 

Yezid, nedir ne kızılbaş

Değil miyiz hep bir kardeş

Bizi yakar bizim ateş

Söndürmektir tek çaresi

 

Kişi ne çeker dilinden

Hem belinden hem elinden

Hayır ve şer emelinden

Hakikat bunun burası

 

Bu âlemi yaratan bir

O’dur külli şey’e kadir

Alev-i Sünnilik nedir

Menfaattir varvarası

 

Cümle canlı hep topraktan

Varolmuştur emir Hak’tan

Rahmet dile sen Allah’tan

Bodur rahmet deryası

 

Veysel sapma sola, sağa

Sen Allah’tan birlik dile

İkilikten gelir belâ

Dava insanlık davası…

 

DÜNYA BİR DOLAP

Dünya bir dolap ki durmadan döner

İçinde çeşitli plâna ne den

Herkes bir maksatla serpilir süner

Kuyruğu kınalı yalana ne den

 

Düz ovadan sarpa çekme yolunu

Ver mektebe okutsunlar oğlunu

Doğru at adımın sakın kolunu

Zehirli akrebe yılana ne den

 

Doğrult hedefine çek ger yayını

Zedeleme temiz kullan oy’unu

Yaptır mektebini yükselt köyünü

Her dertlere derman bulana ne den

 

Harmanın var her taraftan hav’alır

Kırık gemi kenarından su alır

Zaman gelir belki dene çoğalır

Denesi savrulan samana ne den

 

Atın arık ise çıkma yarışa

Kafan çürük ise girme her işe

Kolun kırık ise girme döğüşe

Yorulup yollarda kalana ne den

 

Veysel keser alıp kendine yonma

Her gördüğün güzelliğe inanma

Herkesin bir yüzden hakkı var ama

Bu vatan uğruna ölene ne den.

 

CAHİL

Aldanma cahilin kuru lâfına

Kültürsüz insanın külü yalandır

Hükmetse dünyanın her tarafına

Arzusu hedefi yolu yalandır

 

Kar suyundan süzen çeşme göl olma?

Gül dikende biter diken gül olmaz

Diz diz eden her sineğin bal’olmaz

Peteksiz arının balı yalandır

 

İnsan bir deryadır ilimde mahir

İlimsiz insanın şöhreti zahir

Cahilden iyilik beklenmez âhir

İşleği ameli hâli yalandır

 

Cahil okur amma âlim olamaz

Kâmillik ilmini herkes bilemez

Veysel bu sözlerin halka yaramaz

Sonra sana derler deli yalandır;

ÖMÜR

Seksen yıllık yolu biraz düşünek

Enişli yokuşlu yollar nic  olur

Geldik gideceğiz yoktur gitmemek

Kervan geçer, gündüz oldu, gec-olur

 

Dizildik katara durmaz yürürüz

Akın edip gidenleri görürüz

Ya biz niçin seme serhoş dururuz

Tenbelin cebi boş karnı aç olur

 

Eğer çiftçi isen sarıl tutaktan

Ne ekersen onu biçen topraktan

Yaklaşma tenbele geç git uzaktan

Tenbelin çenesi gevezec  olur

 

Karnım doyurmaz tavla domine

Çare düşün bak derdinin emine

Bakma hesabına boş ver cemine

Ne derdine derman ne ilâç olur

 

Ya bir sanatkâr ya bir memur ol

Düşün her taraf ehli zamir ol

Eline geçeni harcama bol bol

Beyhude sarfolan altın tunç olur

 

Hamal isen iskelede mağzada

Mebusvari manto alma avrada

Çiftçi isen çarık işler tarlada

Boyalı iskarpin pek çirkin – olur

 

On kuruş bulursan beşini harca

Doğru bak yoluna düşersin borca

Eğer zengin isen paraca malca

Yabancılar sana kardeş bac .. olur

 

Esnaf isen aç dükkânı bazar et

Eğer seyyah isen geşt ü güzar et

Aç gözünü bu aleme nazar et

Şimdi genç olanlar sonra koc’olur

 

Birşey desem şimdi bana darılın

Dizin tutmaz bir köşeye kurulun

Yolun bitmez sonra yolda yorulun

Yorgun-argın yola gitmek güç’olur

 

Gençliğinde işe gitmez erinir

Kocalıkla şurda burda sürünür

Paras’olan yiyer giyer barınır

Ecel gelmez belki ölüm geç olur

 

Başımdan geçeni bir bîr anlattım

Ne yanlış söyledim ne yalan kattım

Veysel der, olana mücevher sattım

Alan alır almayana aç olur..

BİRLİK

İtimat edersen benim sözüme

Gel birlik kavline girelim, gardaş

Birlik, çok tatlıdır, benzer üzüme

İçip şerbetini duralım gardaş

 

Son verelim iftiraya bühtana

Kardeşâne sevişelim can cana

Elbirlikle çalışalım Vatana

Çok okul fabrika kuralım, gardaş

 

Çalışalım kurtulalım buhrandan

‘Nedir senlik benlik usandık candan

Irkımız neslimiz aynı bir kandan

Vurdun yaraların saralım, gardaş

 

Yürüyelim Atatürk’ün izine

Boş verelim bozguncular sözüne

Göz atalım şu dünyanın hızına

Yürüyüp hedefe varalım, gardaş

 

Atatürk’ün yattığı yer nûr olsun

Azim, fikir, emelimiz bir olsun

Herkes birbirine kız versin alsın

Çıkarıp nifakı, sürelim gardaş

 

Veysel’in sözleri kanun dışı mı

Mantığa uymazsa kesin başımı

Bana düşman etmiş vatandaşımı

Sebebi ne ise soralım, gardaş.

UYAN BU GAFLETTEN

Devri Cumhuriyet aşırı yirmi

Uyan bu gafletten uyuma yurttaş

Dünya ayaklanmış aya gidiyor

Uyan bu gafletten uyuma yurttaş

 

Bırak sar’öküzü varsın yayılsın

Set çekme gözlere herkes ayılsın

Her köşeye bir fabrika koyulsun

Uyan bu gafletten uyuma yurttaş

 

Yürüyen yolcuyu çekme geriye

Dikkat eyle karıncaya arıya

Gidiş böyle kavuşamam huriye

Uyan bu gafletten uyuma yurttaş

 

Zarar gelmez sana kaçınma sazdan

Günahın korkusu çıkmıyor bizden

Vazgeç demiyorum sana namazdan

Uyan bu gafletten uyuma yurttaş

 

Destekle fakiri okut yetimi

Bu hayırlar dinimizce kötü mü

İdrâk eyle hidrojeni atomu

Uyan bu gafletten uyuma yurttaş

 

Dökülen yağmurun kilogramı

Ölçmüş biçmiş metre midir kare mi

Çok yatarsan azdırırsın yaramı

Uyan bu gafletten uyuma yurttaş

 

Göklere fırlıyor bu kadar füze

Bu işler bir ibret değil mi bize

İstiyor Ay’daki sırları çöze

Uyan bu gafletten uyuma yurttaş

 

Diyorlar ki dünya evvel su imiş

Oku anla dünya nedir ne imiş

Yükselenler bilgi ile büyümüş

Uyan bu gafletten uyuma yurttaş

 

Allahın varlığı mevcut insanda

İlim akıl fikir sermaye sende

Çalıştır gemiyi otur dümende

Uyan bu gafletten uyuma yurttaş

 

Hiç bir şey bilmezsen dik biraz kavak

Boş gezene derler serseri savak

Yumma gözlerini dünyaya bir bak

Uyan bu gafletten uyuma yurttaş

 

Veysel ne durursun herkes gidiyor

Zaman uymaz sen zamana uy diyor

Fen çok büyük kerameti yuduyor

Uyan bu gafletten uyuma yurttaş

 

SOSYAL KONULAR

BEĞENMEDİ

Memlekete destan oldum

Karım beni beğenmedi

Eşten oldum dosttan oldum

Yârim beni beğenmedi

 

Ne söylesem «deli» dedi

«Meyva vermez çalı» dedi

«Açma bana kolu» dedi

Sarım beni beğenmedi

 

Ben gönlümün vâlisiyim

Altı çocuk velisiyim

Bir güzelin delisiyim

Durum beni beğenmedi

 

Yine düştüm dilden dile

Gözyaşlarını sile sile

Attı beni gurbet ele

Yerim beni beğenmedi

 

Geçti güzelliğin çağı

Gölköy’e kurdum otağı

Güz geldi döktü yaprağı

Dalım beni beğenmedi

 

Veysel yönüm yâre döndüm

Lodos değmiş kara döndüm

Yeşillenmiş yere döndüm

Pürüm beni beğenmedi.

 

HASTANE

Dertliler dermanı sende arıyor

Millete hizmetin var hastahane

Türlü türlü yaraları sarıyor

Var olsun hekimler nur hastahane

 

Hademeler çalışırlar işinde      

Herkesin bir derdi vardır başında        

_ Kimisinin ecel gelir peşinde  

Bu da mukadderdir der hastahane       

 

Dertli olan gelir gelir yalvarır   

Göz açılır kulak verir dil verir

Tedavisi bitenlere yol verir

Dünyalar durdukça dur hastahane

 

Hastahane hekimlerin mekânı

Elindim geldikçe incitmez canı

YPirdım yaradandan olsun dermanı

Yavrumu sağ salim ver hastahane

 

Hastahane büyük nimet Sivas’ta

Kolayca geliyor gidiyor hasta

Rabbiim kinseyi koymasın yasta

Her vilâyet ister bir hastahane

 

Veysel’in kalbinden gitmez kederi

Bu fâni dünyaya gelelidenberi

Elim çalar dilim söyler dertleri

Bu da benim için kâr hastahane.

 

DURUM

Dünya tebdil oldu durum değişti

Kimi aya gider kimi cennete

Dünya güzellendi itibar düştü

Anne baba yoksun kaldı hürmete.

 

Bin dokuz yüz altmış yedi yılında

Çirkin sözler gezer halkın dilinde

Ud edep kalmadı kızda gelinde

Büyükler küçüğe gelir minnete.

 

Bakmaz mısın insanların işine

Kötülükler doğar peşi peşine

Mezhep kavgasına din döğüşüne

Sanki varıp sığmamışlar cennete.

 

Kimisi söz verir sözünde durmaz

Hakikati doğru sözü duyurmaz

İşlediği suçun farkına varmaz

Ne yüzle varacağız âhirete.

 

Kötülükler memlekete kök saldı

Fitnelik fesatlık arttı çoğaldı

Bu işin İslahı Allah’a kaldı

Ulu Tanrım yardım etsin millete.

 

Tezvircinin işi gider ileri

Yalancıya itibar çok ekseri

Hilekârın sahtekârın işleri

Yol açıyor rezalete nefrete. 

 

Gitmiyor gönlümün kederi yası

Doğru söyleyene diyorlar âsi

Bitmez bu dünyanın kuru dâvası

Çekil Veysel bir köşe-yi vahdete.

 

YUMMA GÖZÜN KÖR GİBİ

Kambur felek sanki beni kayırdı

Eşten dosttan nazlı yârdan ayırdı

Gizli sırrım memlekete duyurdu

Sanki benim bir ettiğim var gibi

 

Kimine at vermiş eştirir gezer

Kimine aşk vermiş coşturur gezer

Kimine mal vermez koşturur gezer

Sanki bunu zengin etmek zor gibi

 

Bir kısmına yayla vermiş köy vermiş

Bir kısmına büyük büyük pây vermiş

Sevdiğine güzellikle boy vermiş

Al yanaklar şûle verir nur gibi

 

Birinin aklı yok deli divâna

Bir kısmı muhtaçtır acı soğana

Bir kısmını zengin etmiş yan yana

Şimdi kendi saklanıyor sır gibi

 

Kimine saz vermiş çalar eğlenir

Kimi zevk içinde güler eğlenir

Veysel gözyaşların siler eğlenir

Yeter gayrı yumma gözün kör gibi.

 

DÜNYANIN HALİ

Dünya geniş îdi şimdi daraldı

Çıkıp gideceğin yer belli değil

Yetmiş altı yıldır alır satarım

Bakmadım deftere kâr belli değil

 

Seyrettim âlemi dünya dar dedim

Ay dünya, arası sanki bir adım

Denizi karayı ölçtüm aradım

Adalar içinde var belli değil

 

Avrupa Asiye ayrı bir kıta

Bir yıllık yol idi deveye ata

Uçaklar sığdırdı beş on saate

Daha neler çıkar dur belli değil

 

Hırsızlar çalardı at ile para

Şimdi çalıyorlar uçak – tayyare

Bekâr kalsam dünür olsam dullara

İstiyeceği başlık ver belli değil

 

Evlâttan uşaktan fayda bekleme

Binde bir bulunur o da tekleme

Cahil insan gül ise de koklama

Ayvası turuncu nar belli değil

 

Ne oğluna güven ne de kızına

Doğru söylen kulak vermez sözüne

Yalvar yakar getiremem izine

İçimde bir ateş kor belli değil

 

Bu kahpe dünyanın sonu vefasız

Beş günlük ömrünü geçir kavgasız

Diyorlar Veysel’e sersem kafasız

Başımda duman var kar belli değil.

 

SONUNA KALDIK

Galiba dünyanın sonuna kaldık

Gelin belli değil kız belli değil

Ne nasihat duyduk ne öğüt aldık

Sohbet belli değil söz belli değil

 

Dünya güzellendi tadı kalmadı

İnsanın edebi udu kalmadı

Günahın sevabın adı kalmadı

Hakikata giden iz belli değil

 

Aylarca yol çeken develer atlar

Onları kurtardı bu ferasetler

İnsanlar yol için taktı kanatlar

Yokuş belli değil düz belli değil

 

Hasta gönlün tedavisi zoraldı

Gizli sır kalmadı aşikâr oldu

¡renkler çoğaldı boya bozuldu

Kumaş belli değil bez belli değil

 

Veysel nene gerek dünyanın hali

Kimi hasır dokur kimisi halı

Tam çalgıya karıştırdık kavalı

Davul belli değil saz belli değil.

 

OKUL

Dünyanın en zengin aklını gördüm

Sermayesin sordum dedi ki okul

İnsanlara hizmet yaptığın yardım

Merhametim duygum dedi ki okul

 

Sudan ateş yapan en güzel sanat

Dünyayı ışığa kaplarsın kat kat

Fikrile mi ettin bunları icat

Rehberim oldu dedi ki okul

 

Bu bir keramet mi yoksa hüner mi

Göz görmezse gönül buna kanar mı

Öküzsüz tarlada sapan döner mi

Eker biçer motor dedi ki okul

 

Kanat takar gök yüzünde uçarsın

Denizleri müdânasız geçersin

Soğuğu yağmuru nesil seçersin

Rasathane kurmuş dedi ki okul

 

Çeşitli taşıtlar bir de trenler

Hekim olup her yâreyi saranlar

Bunu sen mi yaptın yoksa erenler

Daha neler yapar dedi ki okul

 

Radyo hayrete düşürdü beni

Her dilden biliyor yok amma canı

İlim akıl fikir yaratmış bunu

Lâmbası dalgası dedi ki okul

 

İnsanlar kafası bunları bulan

İlimdir dünyada hakikat olan

Bütün bu işlerin temelin kuran

İnan buna Veysel dedi ki okul.

 

KİMSE HALİM  SORMAZ  BENİM

Bir pipom var yamalıktı

Palto giyerim alıklı

Oğlum kızım hep çarıklı

Mes giymemiş soyum benim

 

İki gözüm görmez benim

Kimse halım sormaz benim

Beş gün evde durmaz benim

Gurbet oldu köyüm benim

 

Bir eşim var kızıl sarı

Gubardır gezer saçları

Benim der dünya dilberi

Böyle düşmüş payım benim

 

Sır saklamam sıtır örtmem

Tangolardan ötür örtmem

Hecâp bilmem hatır örtmem

Olmaz olsun huyum benim

 

Veysel sözün beş par’etmez

El bir taraf yâre yetmez

Günah yanımdan hiç gitmez

Bilmiyom ki neyim benim. 

 

DOSTLAR BENİ HATIRLASIN

Ben giderim adım kalır

Dostlar beni hatırlasın

Düğün olur bayram gelir

Dostlar beni hatırlasın

 

Can kafeste durmaz uçar

Dünya bir han konan göçer

Ay dolanır yıllar geçer

Dostlar beni hatırlasın

 

Can bedenden ayrılacak

Tütmez baca yanmaz ocak

Selâm olsun kucak kucak

Dostlar beni hatırlasın

 

Ne gelsemdi ne giderdim

Günden güne arttı derdim

Garip kalır yerim yurdum

Dostlar beni hatırlasın

 

Açar solar türlü çiçek

Kimler gülmüş kim gülecek

Murad yalan ölüm gerçek

Dostlar beni hatırlasın

 

Gün ikindi akşam olur

Gör ki başa neler gelir

Veysel gider adı kalır

Dostlar beni hatırlasın.

 

ÂŞIKLAR

Karadeniz gibi kükrer coşarsa

Dalgası gelince yaman âşıklar

Hırs gelip de ayranhğı şişerse

Kaybeder iradey, dümen âşıklar

 

Ağzına geleni hemen atarlar

Ben âşıkım diye çalım satarlar

Haram demez helâl demez yutarlar

Bibersiz baharsız çemen âşıklar

 

Karanlıkta ayna görse ay sanır

Ürüyada şarap içer mey sanır

Mezarlığa yol uğrasa köy sanır

Gözleri kararmış duman âşıklar

 

İyi demez kötü demez metheder

Bakarın ki bir tel kırmış çat eder

Sorsan baksan aşka binmiş at eder

Yorulup yollarda kalan âşıklar

 

Şehvetle âşıktır kıza gelince

Arı olan tuz katar mı balına

Ebrişimden nazik ipek teline

Dakarlar çeşitli yalan âşıklar

 

Kabını yumaya bulamaz karı

Hind’den Hindistan’dan bahseder yâri

Beğenmez topalı bulamaz körü

İsterler bir kaşı keman âşıklar

 

Asıl âşıkların arzu cemâldir

Arifler bilirler ehl-i kemaldir

Âşıklık bizlere yüz yıllık yoldur

Koşsak da peşinden hemen âşıklar

 

Âşıklar çoğaldı sadık az kaldı

Fikreyle ey Veysel ne zaman geldi

Şiirde ne özet ne bir öz kaldı

Savurur denesiz saman âşıklar

 

ÇİFTÇİLER

Dinle çiftçilerin garip halini

İlkbaharda çifte başlar çiftçiler

Hiç bir zaman işten çekmez elini

Durmaz yıl on – iki ay işler çiftçiler

 

Ölçer tohumunu koyar sekleme

El gitti der oğluna haydi bekleme

Tarlası herk ise ya ikileme

Tohumu toprağa aşlar çiftçiler

 

Evvel buğday eker sonra arpayı

Her gün fazla saçar kuşların payı

Tarlada görürse kuşu kargayı

Döner sapamla taşlar çiftçiler

 

Tohumu kurtarır bekler yağmuru

Gider gelir bakar tarlası kuru

Yağmur geç yağarsa yüzün azdırı

Bekler bulutlardan yaşlar çiftçiler

 

Yağmur bol olursa güler yüzleri

Bahar göğ ekini görür gözleri

Çayır çimen bürüyünce dizleri

Öküzün boyunu boşlar çiftçiler

 

Kimi pulluk koşar kimi makine

Kimi eski çifti kullanır gine

Bol bol gözü doymayınca ekine

Şaşar nideceğin nişler çiftçiler

 

Ekin firik ığış ığış yellenir

Bıldırcınlar arasında dillenir

Gelinler al giyer kızlar sallanır

Bulur ırgatların çiftler çiftçiler

 

Biçer ekinini sürer harmanı

Esen yellerinden savurur onu

Bol gelirse dane ile samanı

O sene irahat kışlar çiftçiler

 

Veysel anlatırsın çiftçi halını

Kışın yemler davarını malını

Başına toplanır oğlu gelini

Şimdi bol şüküre başlar çiftçiler.

 

KÜÇÜK DÜNYA

Bir küçük dünyam var içimde benim

Mihnetim ziynetim bana kâfidir

Görenler dar görür geniştir bana

Sohbetim ülfetim bana kâfidir

 

İstemem dünyanın saltanatını

Süslü giyimini Arap atını

Bilirsem Türklüğüm var kıymetini

Vatanım milletim bana kâfidir

 

İsterdim hayatta düşmanla savaş

Milletime kurban olaydı bu baş

Nasip değil imiş şehitlik gardaş

İmanım niyetim bana kâfidir

 

Dünya geniş olsun ister dar olsun

Yeter ki kalbimde iman var olsun

Her zaman milletim bahtiyar olsun

Rütbemle mesnedim bana kâfidir

 

İçimde beslerim bir büyük ordu

Çiğnesin düşmanı yükseltsin yurdu,

Azmi zihniyeti Veysel’in derdi,

İşte bu niyetim bana kâfidir.

TABİATA BAKIŞ

KIZILIRMAK

Bahar gelir kudurursun

Kızılırmak seni seni

Ne uyursun ne durursun

Kızılırmak seni seni

 

Gelin yedin kızlar yedin

Nice elâ gözler yedin

Seksen doksan yüzler yedin

Kızılırmak seni seni

 

Gençler yersin koca yersin

Gündüz yersin gece yersin

Hâkim benden sormaz dersin

Kızılırmak seni seni

 

Yakının var ırağın var

Zemheride bir çağın var

Bir de buzdan tuzağın var

Kızılırmak seni seni

 

Atı sürdü Mehmet Özbek

Yüzü tutmuş sandı buz pek

Az kaldı ki ola helak

Kızılırmak seni seni

 

Parça parça etsem seni

Fabrikaya tutsam seni

Deniz otsam yutsam seni

Kızılırmak seni seni

 

Üzerine köprü kursam

Arzun yerine getirsem

Seni cehenneme sürsem

Kızılırmak seni seni

 

Söyler Veysel sözü sana

Yılda kıyan üç beş cana

Selleri eylen bahane

Kızılırmak seni seni

DAĞLAR

Türlü türlü ¡renklere belenmiş

Yeşil yaprağile döşeli dağlar

Giyinmiş kuşanmış gelin misâli

Gülüyor yüzüme neş’eli dağlar

 

Çeşit çeşit çiçek takmış döşüne

Çekilir göçleri peşi peşine

Çıkabilsem şu yaylanın başına

Kuzulu kurbanlı şişeli dağlar

 

Erimiş karlan çekilmiş duman

Açılmış çiçekler yürümüş çimen

Hayâli kafamda yaşar her zaman

Başı oylum oylum meşeli dağlar

 

Yüce dağlar biribirine göz eder

Rüzgâr ile mektuplaşır naz eder

Gâhi duman bürür gâhi yaz eder

Dereli tepeli döşeli dağlar

 

Kış gelince beyaz çarşaf bürünür

Bahar gelir dağlar yunur arınır

Hangisine baksan cennet görünür

Bizi benimseyip coşalı dağlar

 

Ovalar bizimdir dağ bizim dağlar

Ağlatma Veysel’i gel gözüm dağlar

Dağlarsa sinemi gurbetlik dağlar

Sevgilimden ayrı düşeli dağlar.

SULAR

Gözyaşları gibi ulu dağlardan

Enginden engine çağlayan sular

Derin derin nerelerden dönerek

Arayıp aslına ağlayan sular

 

Çağlayarak o bahçeden o bağa

Hayat verir, kuvvet verir toprağa

İrenk verir çiçeklere yaprağa

Nebatı toprağa bağlayan sular

 

Ateş olur çiğ bişirir furunda

Ziya verir nurlar saçar yerinde

Saf olarak akar köy pınarında

Güzeller gönlünü eğleyen sular

 

İnsan oğlu suyu koymaz haline

Setler çeker baraj yapar yoluna

Bunca santrallar almış eline

Her bir ihtiyacı sağlayan sular

 

Her zaman âşıkım suyun sesine

Baharda bulanıp çağlamasına

Akar göz yaşlarım gam deryasına

Veysel’in derdini yenleyen sular.

TARLAM

Tarlam sana üç yüz fidan aşlasam

Tarla coşar fidan coşar el coşar

Gücüm yetse hemen işe başlasam

Kazma coşar kürek, coşar bel coşar

 

Muhitime örnek olsun maksadım

Sevinir evlâdım söylenir adım

Hız ile yürürdüm olsa kanadım

Yolcu coşar ayak coşar yol coşar

 

Çalışırsan toprak verir cömerttir

Emeksiz istemek dermansız derttir

Çalışmak insana büyük servettir

Kese coşar gönül coşar el coşar

 

Yılda bir kez çiçek açan ağaçlar

Hayatta insana ömür bağışlar

Her taraftan cıvıldaşır o kuşlar

Seher coşar bülbül coşar gül coşar

 

Güzelin zülüfü küpeyi saklar

Ağacın yaprağı meyvayı koklar

Mehtap ile birleşince yapraklar

Gölge coşar mehtap coşar dal coşar

 

Yel değdikçe sor ki dallar ne çeker

Irgalanır durmaz coşar hû çeker

Demişler ki bu derdleri bu çeker

Saz iniler Veysel ağlar tel coşar.

SES VERİR

Seherde yuvada uyanır kuşlar

Dallar sadâ verir dağlar ses verir

Herbiri bir türlü feryada başlar

Güller sadâ verir bağlar ses verir

 

Seherde açılır güllerin hası

Sarı çiçek yaylaların libâsı

Yaprak sesi kaval sesi su sesi

Seller sadâ verir çağlar ses verir

 

Coşkun sular gibi akıp çağlarken

Yenilmez aşknla gönlüm eğlerken

Kelep edip zülüflerin bağlarken

Eller sadâ verir bağlar ses verir

 

Görmek için o yavrunun yüzünü

Ekmeğime katık ettim tuzunu

Veysel Şatır düzenlemiş sazını

Teller sadâ verir ağlar ses verir.

TANRI YOLUNDA

 KADER ÇİZGİSİ

Talih çile keder sözü bir etmiş

Her nereye gitsem gezer peşimde

Kale mi fethetmiş he şikâr etmiş

Tuttu bağladılar yedi yaşımda

 

Hiç razı değilim ben bu kaderden

Birlikte doğmuşuz sulbü perderden

Başım hâli değil gamdan kederden

Kusur bende midir yoksa işimde

 

Kahretse ne kadar lütfü o kadar

Tahammülüm yoktur çevre bu kadar

Kırk üç yıl çekmişim sonu ne kadar

Uzak mı yakın mı görsem düşümde

 

Yalvarsam kadere yardım etmez mi

Yeter bu çektiğim derdim yetmez mi

Nice kara günler gördüm gitmez mi

Bir fark yoktur yazım ile kışımda

 

Gülmedim dünyada gülenler gülsün

Derdim yüreğimde eller ne bilsin

isterse dünyayı ziynetle dolsun

Ayrılık gözümde ölüm karşımda

 

Tecellim tersine çalmış kalemi

Önündeh gülmeyen sonra güler mi

Veysel benim çekeceğim çilemi

Gitmez ölüm ecel bekler başımda

 

SENİN YOLUNDA

Heder oldu gençlik çağım

Senin yolunda yolunda

Soldu çiçeğim yaprağım

Senin yolunda yolunda

 

Ben ne idim nasıl oldum

Kâhi doldum kâh boşaldım

Yandım yakıldım kül oldum

Senin yolunda yolunda

 

İşte geldi sonbaharım

Beni ister sadık yarim

Heder oldu namus arım

Senin yolunda yolunda 

 

Elinden bir dolu içtim

Türlü türlü derde düştüm

Cümle varlığımdan geçtim

Senin yolunda yolunda

 

Dilsiz oldum pepelendim

Yağmur oldum sepelendim

Toprak oldum tepelendim

Senin yolunda yolunda

 

Sana uzanan el oldum

Kâhi uslu kâh del’oldüm

Naçizane Veysel oldum

Senin yolunda yolunda.

 

SEN VARSIN ORDA

Saklarım gözümde güzelliğini

Her neye bakarsam sen varsın orda

Kalbimde gizlerim muhabbetini

Koymam yabancıyı sen varsın orda

 

Aşkımın temeli sen bir âlemsin

Sevgi muhabbetsin dilde kelâmsın

Merhabasın dosttan gelen selâmsın

Duyarak alırım sen varsın orda

 

Çeşitli çiçekler yeşil yapraklar

Renklerin içinde nakşını saklar

Karanlık geceler aydın şafaklar

Uyanır cümleâtem sen varsın orda

 

Mevcudatta olan kudreti kuvvet

Senden hâsıl oldu sen verdin hayat

Yoktur senden başka ilanihayet

İnanıp kanmışım sen varsın orda

 

Hu çeker iniler çalman sazlar

Kükremiş dalgalar coşar denizler

Güneş doğar perdelenir yıldızlar

Saçar kıvılcımlar sen varsın orda

 

Veysel’i söyleten sen oldun mutlak

Gezer daldan dala yorulur ahmak

Sen ağaç misâli biz dalda yaprak

Meyva çekirdeksin sen varsın orda.

  

DÜNYA

Kaldırsam perdeyi düksem suçunu

Acep bu işime ne dersin dünya

Fısk u fesat kaplamıştır içini

Bu çirkin huyları n’idersin dünya

 

Dünyaya gelmemde maksat ne idi

Bir sadık dost bulup dem sürme idi

Arzum bir güler yüz gül meme idi

Istıraplar dolu kedersin dünya

 

Nice zenginlerin çarkın çevirdin

Nice kahramanı teptin devirdin

Bunca fakirleri kastın kavurdun

Herkese bir türlü kadersin dünya

 

Bükülmez kolların olmuşsun ağa

İntikam beslersin bir tek yaprağa

Akıbet serersin kara toprağa

Onu da bermurat edersin dünya

 

Ne bankeri kalır ne de bir fakir

Herkes kazancını sana bırakır

Beş arşın bez île yolc’eden âhir

Eline geçeni yutarsın dünya

 

Veysel’i düşürdün ne haldan hala

Kimini garkettin yeşile ala

Zaman gelir sen de eren zavala

Bir gün tepe takla gidersin dünya.

 

UZUN İNCE BİR YOLDAYIM

Uzun ince bir yoldayım

Gidiyorum gündüz gece

Bilmiyorum ne haldeyim

Gidiyorum gündüz gece

 

Dünyaya geldiğim anda

Yürüdüm aynı zamanda

İki kapılı bir handa

Gidiyorum gündüz gece

 

Uykuda dahi yürüyom

Kalmaya sebep arıyom

Gidenleri hep görüyom

Gidiyorum gündüz gece

 

Kırkdokuz yıl bu yollarda

Ovada dağda çöllerde

Düşmüşüm gurbet ellerde

Gidiyorum gündüz gece

 

Düşünülürse derince

Irak görünür görünce

Yol bir dakka miktarınca

Gidiyorum gündüz gece

 

Şaşar Veysel işbu hale

Gâh ağlaya gâhi güle

Yetişmek için menzile

Gidiyorum gündüz gece.

 

SIR BENDE

Kimin meftunuyum kimin Mecnunu

Anlaşılmaz böyle bir hal var bende

Tâbirsiz ürüya keşfettim bunu

Sevgi bende sevda bende yâr bende

 

Her nereye baksam onu görüyom

Aynaya bakarsam beni görüyom

Yayılmış damarda kanı görüyom

Yerleşmiş cesette gizli sır bende

 

İnsanlar «Dolu» dur hâli değildir

Sarrafın altını pulu değildir

Veysel sersem gezer deli değildir

Beni mecnun eden ateş kor bende.

 

SONA DOĞRU

Şu dünyaya geldim ne oldu kârım

Geçirdim günümü gaflet içinde

Geldi güz ayları geçti baharım

Geçirdim günümü gaflet içinde

 

Ne bir aydın olup ileri gördüm

Ne bir Mecnun olup Leylâ’yı sordum

Ne bir doğru yoldan hedefe vardım

Geçirdim günümü gaflet içinde

 

Gezdim dere tepe niceler gibi

Bulutlu karanlık geceler gibi

Bir gemi deryada bacalar gibi

Geçirdim günümü gaflet içinde

 

Veysel, ne ararsan kendinde ara

Tükenmez varlıklar vermiş insana

Çalışıp da yaklaşanlar o yâre

Geçirdim günümü gaflet içinde

 

DERT KUCAK KUCAK

Bir derd ehli bulsam derdim söylesem

İyi olmaz derdlerim hâlim n’olacak

Hekimler derdime dermân bulamaz

Bir değil beş değil derd kucak kucak

 

El vurma yarama yaklaşma gardaş

Derdimi söylesem tükenmez baş baş

İçimde yanıyor tütünsüz ateş

Ceset soba gibi kalbim bir ocak

 

Âşıklar âlemde gülmez dediler

Akar gözyaşlarını silmez dediler

El elin derdini bilmez dediler

Kimler gelip hatırımı soracak

 

Katlan bu cefaya sabreyle gönül

Bu dünyanın işi hep böyle gönül

Başından geçeni sen söyle gönül

Neler geldi geçti oldu olacak

 

Veysel’in derdine bulunmaz çare

Etseler vücudun hem pare pâre

Bir arzuhal sundum hakikî yâre

O yâr gelip yaralarım saracak.

BOYANDIM

Göklerden süzüldüm tertemiz indim

Yere indim yerli renge boyandım

Boz bulanık bir sel oldum yürüdüm

Çeşit çeşit türlü renge boyandım

 

Azgın azgın çağlayarak akarak

İnsafsızca tahrip edip yıkarak

Ne utandım ne kimseden korkarak

Kusur günah kirli renge boyandım

 

Bir kuru sevdanın peşine düştüm

Nice kayalardan taşlardan uçtum

İrmağa kavuştum kendimden geçtim

Utandım da arlı renge boyandım

 

Yüzlerimi yere vurdum süründüm

Çok dolandım ırmak oldum göründüm

Eleklerden geçtim yundum arındım

Kâmilâne kârlı, renge boyandım

 

Irmak olup kavuşunca denize

Dalgalandık coştuk taştık biz bize

Çok zaman seyrettim aya yıldıza

Aydın parlak nurlu renge boyandım

 

Veysel yoktan geldim yok olup geçtim

Ben deyenler yalan gerçeği seçtim

Bir buhar halinde göklere uçtum

Kayboldum o sırlı renge boyandım.

 

BAKALIM

Asırlar elinde bir teşbih gibi

Çeviriyor çarkı devran bakalım

Sayısız bugünler bir defter gibi

Deviriyor çarkı devran bakalım

 

Ne ucu bellidir ne de ortası

Bîr gizli sır giyinmiştir libası

Dünya harman elindedir yabası

Savuruyor çarkı devran bakalım

 

Hesapsız asırlar sayısız yıllar

Gizlenmiş içinde karanlık yollar

Kıyamet var imiş gelecek derler

Çağırıyor çarkı devran bakalım

 

Her birin bir türlü kâra düşürmüş

Bülbülü gül için zara düşürmüş

Veysel’i bir sönmez nâra düşürmüş

Kavuruyor çarkı devran bakalım.

 

TOPRAK OLUNCA

Aslıma karışıp toprak olunca

Çiçek olur mezarımı süslerim

Dağlar yeşil giyer bulutlar ağlar

Gök yüzünde dalgalanır seslerim

 

Ne zaman toprakla birleşir cismim

Cümle mahlûk ile bir olur ismim

Ne hasudum kalır ne de bir hasmım

Eski düşmanlarım olur dostlarım

 

Evvel de topraktır sonra da adım

Geldim gittim bu sahnede oynadım

Türlü türlü tebdilâta uğradım

Gâh viran şen olurdu postlarım

 

Benden ayrılınca kin ve buğuzum

Herkese güzellik gösterir yüzüm

Topraktır cesedim güneştir özüm

Hava yağmur uyandırır histerim

 

Âlimler âlemi ölçer biçerler

Hanını hasını eler seçerler

Bu dünya fânidir konar göçerler

Veysel der ki gel barışak küslerim.

 

KARDEŞİM

Beni hor görme kardeşim

Sen altınsın ben tunç muyum

Aynı vardan var olmuşuz

Sen gümüşsün ben saç mıyım

 

Ne varise sende bende

Aynı yarlık her bedende

Yarın mezara girende

Sen toksun da ben aç mıyım

 

Kimi molla kimi derviş

Allah bize neler vermiş

Kimi An çiçek dermiş

Sen balsın da ben cec miyim

 

Topraktandır cümle beden

Nefsini öldür ölmeden

Böyle emretmiş yaradan

Sen kalemsin ben uç muyum

 

Tabiata Veysel Âşık

Topraktan olduk gardaşık

Aynı yolcuyuz yoldaşık

Şen yolcusun ben bac mıyım.

 

KADER

Neler yaptı bana kader

Uyansana kara bahtım

Yel değdikçe erir gider

Karşı dağda kara bahtım

 

Tecellinin ters kalemi

Bana dar etti âlemi

Dedim güzel sar yâremi

Çıkageldi hora bahtım

 

İçimden gitmez kederim

Mihnet ile doldu derim

Dünya kalsın ben giderim

Bilet veren kara bahtım 

 

Yükün aldı gam kervanı

Terk edip gider bu hanı

Bilinmez nerde mekânı

Göke bahtım yere bahtım

 

Bu bir sır ki açıklanmaz

Diyen bilmez bilen demez

Öyle bir yol giden gelmez

Uzar gider ara bahtım

 

Veysel söyler derdi çoktur

Ecel gelir ölüm haktır

Saklanmıya imkân yoktur

Ora bahtım bura bahtım.

 

KARA BAHTIM

Çok yalvardım çok yakardım

Uyanmadı kara bahtım

Şansım küsmüş etmez yardım

Uyanmadı kara bahtım

 

Uyur uyanmaz ikbalim

Nic’olacak benim halim

Boynuna olsun vebalim

Uyanmadı kara bahtım

 

Kader kedere eş oldu

Ağladım gözüm yaş oldu

Uzun boylu savaş oldu

Uyanmadı kara bahtım

 

Tecellim bozuk temelden

Gitti gençlik çıktı elden

Aşka mahkûmuz ezelden

Uyanmadı kara bahtım

 

Kısmet beni diyar diyar

Dolandırır bilmem ne var

Veysel oldu candan bizar

Uyanmadı kara bahtım.

 

MURAD

Dünyada tükenmez murad var imiş

Ne alan gördüm ne murad gördüm

Meşakkatin adın murad koymuşlar

Dünyada ne lezzet ne bir tad gördüm

 

Ölüm var dünyada yok imiş murad

Günbegün artıyor türlü meşakkat

Kalmamış dünyada ehli kanaat

İnsanlar içinde çok fesat gördüm

 

Nuşveranı Âdil nerede tahtı

Süleyman mührünü kime bıraktı

Resulü Ekrem’in kanunu hakti

Her ömrün sonunda bir feryat gördüm

 

Var mıdır dünyaya gelip de kalan

Gülüp baştan başa muradın alan

Muradı maksudu hepisi yalan

Ölümü dünyada hakikat gördüm

 

Dönüyor bir dolap çarkı belirsiz

Çağlayan bir su var ardı belirsiz

Veysel neler satar narkı belirsiz

Ne müşteri gördüm ne hesap gördüm. 

 

GÖREN SENSİN

Bu âlemi gören sensin

Yok gözünde perde senin

Haksıza yol veren sensin

Yok mu suçun hurda senin

 

Kâinatı sen yarattın

Her şeyi yoktan var ettin

Beni çıplak dışar’attın

Cömertliğin nerde senin

 

Evli misin ergen misin

Eşin yoktur bir sen misin

Çark-ı semâ nur sen misin

Bu balkıyan nur da senin

 

Kilisede despot keşiş

İs’ Allahın oğlu demiş

Meryem Ana neyin imiş

Bu işin var bir de senin

 

Kimden korktun da gizlendin

Çok arandın çok izlendin

Göster yüzün çok nazlandın

Yüzün mahrem ferde senin 

 

Binbîr ismin bir cismin var

Oğlun kızın ne hışmın var

Her bir irenkte resmin var

islerde baksam orda senin

 

Türlü türlü dillerin var

Ne acaip hallerin var

Ne karanlık yolların var

Sırat köprün nerde senin

 

Âdemi sürdün bakmadın

Cennette de bırakmadın

Şeytanı niçin yakmadın

Cehennemin var da senin

 

Veysel neden aklın ermez

Uzun kısa dilin durmaz

Eller tutmaz gözler görmez

Bu acaip sır da senin.

 

FELEK VURDU BAŞIMA

Genç yaşımda felek vurdu başıma

Aldırdım elimden iki gözümü

Yeni değmiş idim yedi yaşıma

Kayıbettim baharımı yazımı

 

Bağlandım köşede kaldım bir zaman

Nice kimselere dedim el’aman

On onbeş yaşıma girince hemen

Yavaş yavaş düzen ettim sazımı

 

Üçyüzonda gelmiş idim cihana

Dünyaya bakmadan ben kana kana

Kader böyle imiş çiçek bahana

Levh-i kalem kara yazmış yazımı

 

Geçirdim ömrümü hevayı – heves

Derdim bir kimseye değildir kıyas

Her zaman her vakit kalbimde bu yas

Çarh-ı devran güldürmedi yüzümü

 

Bir vefasız zalim yâre bağlandım

Tarih üçyüz otuz beşte evlendim

Sekiz sene bir arada eğlendim

Zalim kâfir yetim koydu kuzumu

 

Ele geniş bana dünya dar oldu

Tahammülsüz gönlüm bir karar oldu

Günüm zindan gecelerim zar oldu

Kader ile bölemedim kozumu

 

Veysel der dünyaya ben niye geldim

Her zaman ağladım ne zaman güldüm

Gönlüme teselli kendimde buldum

Sabır ile teskin ettim özümü.

 

BULAMADIM BEN BENİ

Yıllarca aradım kendi kendimi

Hiç bir türlü bulamadım ben beni

Hayâl mıyım ürüyâ mı bilinmez

Hiç bir türlü bulamadım ben beni

 

İnsan mıyım mahlûk muyum ot muyum

Ekilir biçilir bir nebat mıyım

Yoksa görünüşte bir sıfat mıyım

Hiç bir türlü bulamadım ben beni

 

Leylâ mıyım Mecnun muyum çöl müyüm

Arı mıyım çiçek miyim bal mıyım

Köle miyim bir güzele kul muyum

Hiç bir türlü bulamadım ben beni

 

Varlığım yokluğum bir Veysel adım

Gök kubbede kalacaktır ses kadim

Elli üç yıl kendi kendim aradım

Hiç bir türlü bulamadım ben beni.

 

KADER

Zaman bir saniye yıl yetmiş yedi

Kahpe felek hiç yüzüme gülmedi

Geldin bu dünyaya gülmezsin dedi

Beni kabdan kaba koydu bu kader

 

On üç sefer hastahaneye yattım

Derman gelir diye yollar gözettim

Bugün yarın dedin gönlüm aldattın

Yıl yetmiş yediye gelene kadar

 

İstanbul’da, Ankara’da, Sivas’ta

Yüksek İhtisas’ta iyolur hasta

Ömrüne bereket hekimler usta

Ölüm erteledi bilmem ne kadar

 

Hastahane hastaların yuvası

Yataklardan gelir hastanın sesi

Çetin olur hastaların gülmesi

Sor ki neler çekmiş gülene kadar

 

Nice zehir içtim dost eli ile

Kafa çatlak gözü perdeli ile

Kırk üç yıl eğildim bir deli ile

Tükenmez derdim var sanma bu kadar

 

Gam ile yuğrulmuş bu dertli benden

Yoksa tecelli mi bilmem ki neden?

Vasiyetim size budur ölmeden

Oku, çalış, öğren ölene kadar.

Veysel der tükenmez bu benim derdim

Katlandım cefaya şükrettim durdum

Yaşasın milletim bayrağım, yurdum

Dilerim Allah’tan sonuna kadar…

 

TOZ OLUR GİDER

Derdimi dökersem derin dereye

Doldurur dereyi düz olur gider

Rakipler geldi de girdi araya

Korkarım yâr benden yoz olur gider

 

Ilgıt ılgıt yeller eser seherde

Dost beni düşürdü onulmaz derde

Yâr ile buluşsak bir tenha yerde

Duyarlar rakipler söz olur gider

 

Pervane ateşten sakınmaz çanı

Uğruna koymuşum başı bedeni

Doldur tüfeğini hedef et beni

Yaram doksan dokuz yüz olur gider

 

Veysel der çıkayım bir yüce dağa

Ağaçlar bezenmiş yeşil yaprağa

Zaman gelir tenim düşer toprağa

Karışır toprağa toz olur gider.

  

GÖRÜNÜR

Derdim gizli kapağını kaldırma

Yayılır âleme ziyan görünür

Her kişi dayanmaz cevr ü cefaya

Âşıktan maşuka isyan görünür

 

Bu hasta gönlümün ne idi derdi

Daima durmayıp feryat ederdi

Sanma şu sineme bir tek yar vurdu

Feleğin hançeri her an görünür

 

Sardı her yanımı felek çemberi

Zülmü mazlûmadır ötedenberi

Gâhi deli eder gâhi serseri

Mecnunuz Leylâmız ayan görünür

 

Herkes sevdiğine çekmiş bir perde

Benim yârim açık seçik her yerde

Hayâli kalbimde sevdası serde

Mart – Nisan misâli bir an görünür

 

Veysel ağlar ama gönlü ferahtır

Yâr sana ilâyık bir nesnem yoktur

Çünkü pervaneye ateş mübahtır

Cesette emanet bir can görünür.

 

MİMAR

Bu dünyayı kuran mimar

Ne hoş sağlam temel atmış

İnsanlığa ibret için

Kısım kısım kul yaratmış

 

Kimi yaya kimi atlı

Kimi uçar çift kanatlı

Dünya şirin baldan tatlı

Eyvah balı tuza katmış

 

Kazması yok, küreği yok

Ustası var, çırağı yok

Gök kubbenin direği yok

Muallâkta bina çatmış

 

Bu çark böyle döner durmaz

Ehli aşklar yanar, durmaz

Aşk meyinden kanar, durmaz

Sevgi muhabbet yaratmış

 

Hep biliriz dünya fâni

Oyalıyor seni beni

Âdem atadan bu yana

Nice insan gelmiş, gitmiş

 

Bu dünyaya gelen gülmez

Bir yol var ki giden gelmez

Bu hikmeti kimse bilmez

Ona sır demiş kapatmış

 

Bu nizamı böyle kurmuş

Kendi çekilmiş oturmuş

Veysel’e türlü dertler vermiş

Durmadan derman aratmış.

 

TÜRK ADI

ASKERLİK ÖZLEMİ

Olaydım cephede kahraman asker

Çalışırdım memleketin işine

İçimde duygular uyanan hisler

Taşırırdı beni hudut dışına

 

Bizi bugün için beslemiş vatan

Ne mutlu bu yolda olaydım kurban

Çekilip karşıma çıkınca düşman

Süngü vursam idi düşman döşüne

 

İftihar ettiğim büyük muradım

Türkoğluyum temiz Türktür ecdadım

Şehit ismi yazılsaydı soyadı m

Kanım ile mezarımın taşına

 

Ne yazık ki bana olmadı kısmet

Düşmanı denize dökerken millet

Felek kırdı kolum vermedi nöbet

Kılıç vurmak için düşman başına

 

Bugünler müyesser olsaydı bana

Minnet etmez için bir kaşık kana

Mukadder harici gelmez meydana

Neler geldi bu Veysel’in başına.

ATATÜRK’E AĞIT

Ağlayalım Atatürk’e

Bütün dünya kan ağladı

Süleyman olmuştu mülken

Geldi ecel can ağladı

 

Doğu, Batı, Cenup, Şimal

Aman Tanrı bu nasıl hal

Atatürk’e erdi zeval

Memur, mebusan ağladı

 

İskenderi zûlkarneyin

Çalışmadı buncalayın

Her millet Atatürk deyin

Cemiyeti Akvam ağladı

 

Atatürk’ün eserleri

Söylenecek bundan geri

Bütün dünyanın her yeri

Ah çekti vatan ağladı

 

Fabrikalar icâdetti

Atalığın ispat etti

Varlığın Türk’e terketti

Döndü çark devran ağladı

 

Tiren hattı tayyareler

Türkler giydi hep karalar

Semerkant’la Buhara’lar

İşitti her yan ağladı

 

Bu ne kuvvet bu ne kudret

Varidi bunda bir hikmet

Bütün Türkler İnönü İsmet

Gözlerinden kan ağladı

 

Siz sağ olun Türk gençleri

Çalışanlar kalmaz geri

Mareşal’in askerleri

Ordular teğmen ağladı

 

Zannetme ağlayan gülmez

Arslan yatağı boş kalmaz

Yalnız gidenler gelmez

Her gelen insan ağladı

 

Uzatma Veysel bu sözü

Dayanmaz herkesin özü

Koruyalım yurdumuzu

Dost değil düşman ağladı.

 

19 MAYIS

19 Mayısta parlayan zafer

İptida Samsun’a bastı ayağı

Ne mutlu Samsun’a zafer kapısı

Her an için hatırlarız bu çağı

 

Samsun’da parladı zafer güneşi

Öyle bir zafer ki bulunmaz eşi

Gerdi kanatların bir devlet kuşu

Şeneldi Türklerin kadim ocağı

 

Samsun’a çıkınca bir asker idi

Bir aydınlık şarka doğru yürüdü

Emsali bulunmaz bir cevher idi

Edeb erkân medeniyet membaı

 

Tokat’tan Sivas’tan doğru Erzurum

Kurdu kongreyi düzeldi durum

Yollardan geçerek aynı yıldırım

Şanlı Ankara’ya kurdu otağı

 

Yürüdü cepheye el birliğiyle

İnanlı imanlı bir varlık ile

Yanında binlerce kurbanlık ile

Süpürdü düşmanı bastı dayağı

 

Haykırdı orduya: «Yürümek gerek

Zafer bizim haydi yürü» diyerek

Akdeniz’den Trakya’dan geçerek

Hudutlara çaktı şanlı bayrağı

 

İşte bugün Atatürk’ün günüdür

Her yana yayılan onun ünüdür

Her tarafta şenlik Türk düğünüdür

Nûr içr’olsun Atatürk’ün yatağı

 

Veysel bu sözünde var mıdır hata

Yurdumuzu benzetelim Cennet’e

Bu vatanı ısmarladı millete

Türk korusun dedi yine bu bağı

 

VATAN SEVGİSİ

Vatan sevgisini içten duyanlar

Sıtkı ile çalışır benimseyerek

Milletine ulusuna uyanlar

Demez neme lâzım neyime gerek

 

Her ferdin hakkı var bizimdir vatan

Babamız dedemiz döktüler al kan

Hudut boylarında can verip yatan

Saygile anarız şehit diyerek

 

Vatan aşkı ile çalışan kafa

Muhakkak erişir öndeki safa

Tesir nüfuz olur her bir tarafa

Herkes onu büyük tanır severek

 

Olmak istiyorsan dünyada mesut

Hakka halka yarayacak bir iş tut

Çalıştır oğlunu kızını okut

İnsan olmak için okumak gerek

 

Vatan bizim ülke bizim el bizim

Emin ol ki her çalışan kol bizim

Ayyıldızlı bayrak bizim mal bizim

Söyle Veysel öğünerek överek. 

 

TÜRK ADI

Âleme yâr olsam yâr bana küser

Yârim bir tanedir yâdı neyleyim

Kalbimde kadimdir aşk ile eser

Ateşi kâfidir od’u neyleyim

 

Benim yârim güzellerden kıymetli

Tor şahin bakışlı arslan heybetli

Gülüşü cilveli sohbeti tatlı

Baldaki lezzeti tadı neyleyim

 

Benim yârim güzellerin sultanı

Uğruna koymuşum bu tatlı canı

Evvel âhir olacağım kurbanı

Edebi hayâyı udu neyleyim

 

Muhabbetin canda haslardan hastır

Avutur Veysel’i bir şen piyestir

Türk adı babamdan bana mirastır

Daha bundan başka adı neyleyim«

KIBRIS

Kıbrıstaki olan haksız olaylar

Kemirir içimi kurt olur gider

İnsanlık dışında yapılan işler

Bütün milletlere dert olur gider

 

Sulh sever milletiz cihanda hürüz

Görürüz her şeyi zannetmen körüz

Kafamız kızarsa vurur kırarız

Herşeyin bir anda hurt olur gider

 

Türk milletin asla korkmaz düşmandan

Korkarız Allahdan bir de vicdandan

Geçmeyiz namustan geçeriz candan

Kalan gazi ölen mert olur gider

 

Kahraman ordumuz elde silâhlar

Bir bir sorulacak kalır mı ahlar

Çizmealtında çiğnenirken alçaklar

Bakarsın binlerce Yorgölür gider

 

Masum yavruların nedir günahı

Bu hareket gücendirir Allahı

Türk ordusu kullanırsa silâhı

Tedavisiz derdin dört olur gider

 

İnsanlık kahretmiş sizden kaçıyor

Nefret kapıların size açıyor

Vicdan sizden çok uzaktan uçuyor

Zulüm var adalet nerd, olur gider

 

Sanki din adamı o alçak papaz

Buladır dünyayı parmağı durmaz

Türkler haksız yere adam öldürmez

Bir gün Makarios mort olur gider

 

Veysel’in kafası kin ile dolu

Urumlar bu işi iyi bilmeli

Kıbrıs’a düşerse Türklerin yolu

Lefkoşe Türklere yurt olur gider.

 

TÜRKÜZ TÜRKÜ ÇAĞIRIRIZ

Dünya dolsa şarkıyılan

Türküz, türkü çağırırız

Yola gitmek korkuyulan

Türküz türkü çağırırız

 

Türküz, Türkler yoldaşımız

Hesaba gelmez yaşımız

Nerde olsa savaşımız

Türküz, türkü çağırırız

 

Türklerdir bizim atamız

Halis Türküz kanı temiz

Şarkı gazeldir hatâmız

Türküz türkü çağırırız

 

Bayramlarda düğünlerde

Toplantıda yığınlarda

Sıkılınca dar günlerde

Türküz türkü çağırırız

 

Yaylâlarda yataklarda

Odalarda ataklarda

Koyun gibi koytaklarda

Türküz türkü çağırırız

 

Su başında sulaklarda

Türkün sesi kulaklarda

Beşiklerde beleklerde

Türküz türkü çağırırız

 

Hep beraber gelin kızlar

Bile coşar o yıldızlar

Koşulunca çifte sazlar

Türküz türkü çağırırız

 

İnler Veysel arı gibi

Bülbüllerin zarı gibi

Turnalar katarı gibi

Türküz türkü çağırırız.

 

Kaynak: Âşık Veysel, Hayatı, Sanatı ve Eserleri, hzl: TAHİR KUTSİ MAKAL, Ararat Yayınevi, İkinci Baskı,  1973, İstanbul

 

BAŞA DÖN

 

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s