BİLİNMEYENLER: NİLGÜN MARMARA (RÖPORTAJ)

 

Hzl: Özgür Öztürk
04 KASIM 2012

“Eşimin günlüklerini istiyorum, buna gasp denir.” 

29 yaşında intihar eden şair Nilgün Marmara’nın “Kırmızı Kahverengi Defterler”i tartışma yarattı.

Genç yaşında kendini boşluğa bırakarak hayata veda eden Nilgün Marmara’nın eşi Kağan Önal, “Kahverengi Kırmızı Defterler”in orijinallerinin şair Gülseli İnal da olduğunu ve geri alamadıklarını söylüyor. Gülseli İnal ise; “Defterleri annesine geri verdim, o kadar!” diyor.

Üniversite yıllarındayken tanışmıştım kendisiyle… Kitabının adı ilginçti; “Kahverengi Kırmızı” Defter.” “Ama bu rengin adı tam aksine kırmızı kahverengi olmalı” dediğimi hatırlıyorum. Meğer iki ayrı defterin, biri kahverengi, diğeri kırmızı iki ayrı defterin toplamıymış… 

Nilgün Marmara isimli genç bir kadın şairdi. 29 yaşında (1987) evinin penceresinden kendini boşluğa bırakmıştı. Masum bir yüzdü… Bozulmamış, çektiği sıkıntılara rağmen kendini teslim etmemiş… Hüzünlenmiştim. Bir insan neden bunu yapardı. 

Ancak o zaman içinde bulunduğum “edebiyat ortamları”nda, gecikmiş ergenlik sancılarımızın bir tezahürü olarak intihar eden şairler adeta fetişleştirilirdi. Nilgün Marmara da işte bu şairlerdendi. Hatta genç, amatör şairlerin mezarı başında onun şiirlerini ve elbette kendilerininkini de okuyup mezarına Güzel Marmara şarabı dökmeleri gibi… 

“Onlar benim” dedi. 

İntihar notu ..

Daha sonraları kulağıma intiharı ile ilgili dedikodular da çarpmaya başlamıştı. Kimi ünlü bir şairi suçluyordu, kimi eşini… Ama hemen ardından da intihar eden şairlere yönelik o tuhaf hayranlıkla adeta saygı duruşunda bulunuluyordu. Hakkında bu kadar spekülasyon yapılan bu kadın hakkında ise o kadar az bilgi vardı ki… Şiir Atı’ndan çıkan yazı ve şiirleri ve bir de Telos Yayıncılık’tan çıkan “Kahverengi Kırmızı Defter”i yani günlükleri..

Yıllar sonra, onun bu günlükleri ile ilgili olarak Everest Yayınları tarafından arandığımda sadece görev nedeniyle değil bu genç kadını merak eden bir okuru olarak da harekete geçtim. Üstelik, hep suskun kalan eşi Kağan Önal’la da tanışma ve konuşma fırsatı bulacaktım… Konu şuydu: Nilgün Marmara’nın son iki yılında Kahverengi ve Kırmızı iki deftere tuttuğu günlükleri kayıptı. Daha doğrusu, şair Gülseli İnal’da olduğu ve onun tarafından geri verilmediği söyleniyor ve ekleniyordu; “Orijinal günlüklere ne oldu?” Böylece ben de hem mesleki hem de sadık bir okur olarak tüm tarafları aradım ve sordum: Bu günlükler nerede ve neden tamamı basılmıyor?

– Kağan Bey Nilgün Hanım’ın eşi ve dolayısıyla yasal varislerinden birisiniz. Nedir bu günlüklerin hikâyesi, neden ortada yok?

Nilgün intihar notunda “İstersen daktiloya çekilmiş şiirlerimi bastırabilirsin” demişti. Biz de, ben ve dostları, ölümünden sonra bunları “Daktiloya Çekilmiş Şiirler” ve “Daktiloya Çekilmiş Metinler” diye iki ayrı kitap olarak Şiir Atı’ndan yayımladık. Sanırım o günlerdi, Nilgün’ün annesi (Perihan Marmara) aradı; “Gülseli (İnal) Nilgün’ün günlüklerini bastırmak istiyor” dedi. Annesinin acısı çok tazeydi. Yani Nilgün’ün her şeyinin yayımlanmasını istiyor du. Ama bu vasiyetine aykırıydı. Ben de “Vasiyetinde daktiloya çekilmişleri bastırabilirsin diyor, bu vasiyetine aykırı” dedim. Bir de bunlar günlüktü yani çok özel şeyler… O yüzden “Basmayalım, buna taraftar değilim ” dedim. Ama ikna etmeye çalıştı. “Ben yine de doğru bulmuyorum” dedim.

Bunun üzerine bana “İçinde hoşlanmayacağın şeyler mi var ?” dedi. Oysa günlükleri hiç okumamıştım bile… Bu gücü kendimde bir türlü bulamıyordum. Ama o ısrar edince günlükleri annesine verdim. Keşke fotokopilerini çektirip verseydim. Ama “Bir şeyler mi sakladı” demesinler diye orijinalleri verdim. Annesi de Gülseli İnal’a verdi. Bir süre sonra da kitap Telos Yayınevi’den çıktı. 

– Okudunuz mu? 

Hayır okumadım. Dediğim gibi do gücü kendimde bir türlü bulamıyordum. Bir süre sonra Enis Batur Yapı Kredi Yayınları’nın Genel yayın Yönetmeni’ydi. Önceden tanışıklığımız da vardı, “Nilgün’ün yayın haklarını niye bize vermiyorsunuz” dedi. Ben de “tamam” dedim çünkü çok prestijli bir yayıneviydi. O konuşmada “Kahverengi-Kırmızı Defterler”in basımı da gündeme gelince Gülseli’den defterleri istedim. Hatta Seyhan Erözçelik’e (şair) de durumu anlatmıştım. Hep birlikte Seyhan’ın evinde buluştuk . O da o gün orada günlüklerini vermeyeceğini ima etti. Ama çok da ciddiye almadım sanırım naz çekiyor dedim. Ama vermedi. “Onlar benim” dedi. 

Editörlük Şartı.. 

-Gülseli İnal neden kendini günlüklere bu kadar yakın hissetmiş olabilir? Çok mu yakın arkadaştılar

Arkadaşlardı ama çok yakın değillerdi. Yani yedikleri içtikleri ayrı gitmezdi, en iyi dostuydu vs. diyemem…

– Peki Nilgün Hanım bir vasiyet bırakmış olabilir mi; içinde Gülseli Hanım’ın da adının geçtiği? 

Hayır. Tek vasiyet intihar notuydu. Sonra kitabın haklarını Everest Yayınları’na verdim. Bunun üzerine Everest Yayınları Genel Yayın Yönetmeni Sırma Köksal, Gülseli İnal’dan defterleri istedi. Bunun üzerine ona “editörlüğünü ben yaparsam” demiş. 

– Bu ne demek?

Ben de anlamadım. Defterlerin orijinallerini ben görmedim. Telos Yayınevi’nden çıkan kitap, o defterlerin sadece bir bölümü müydü, yoksa tamamı mı, üzerinde oynananmış mıydı, hiç bilmiyorum. O böyle deyince; Sırma Hanım “Tıpkı basımın editörlüğü mü olur, biz defterleri aynen basmak istiyoruz” de miş. Aldığı yanıt ise çok ilginç, benzer bir cümleyi annesine de söylemiş, “Defterleri Süleymani’ye Kütüphanesi’ne bağışladım, ölümümden 20 yıl sonra açılacak.” 

– Yani vermemiş? 

Evet, defterleri vermiyor! Bunun üzerine annesini arayıp “Siz verdiniz, siz alın. Umut sizsiniz” dedim. Annesi ne de vermeyeceğini söylemiş. Bir Yalova’da çiftlikte demiş, bir Süleymaniye Kütüphanesi’nde. Dahası annesinden aldığı fotoğrafları da vermiyor. Nilgün’ün yasal varisi annesi, ablası ve benim. Yani şu an bize ait bir malın gaspı söz konusu. Ne yazık ki bu iş, bu noktaya geldi ve ben de durumun bilinmesini istiyorum. Bakın, Nilgün adı bilinen, okuru olan bir şair. Onun günlüklerinin yok olması edebiyat tarihi için çok acı bir durum. Biz onun adının duyulması ve yaşatılmasını isterken böyle bir şeyle karşılaşmak gerçekten çok üzücü. Eşi olarak kızgınlık duyuyorum. Kendime de çok kızıyorum keşke o zaman vermeseydim diye… Ama o zamanki ruh halim, annesi de “çekindiğin bir şeyler mi var” dediği için defterleri verdirmişti. 
Bu defterlerde intiharına ilişkin cümleler, satır araları da olabilir…

Yok çünkü intiharının sebebi belliydi; manik depresifti Nilgün. Zaten şiirlerine bakarsanız, intihar ve ölüm teması olduğunu görürsünüz. 

-Affınıza sığınarak soruyorum; intiharı ardından çok söylenti çıktı ve bunlardan biri de sizin ihmalinizin olduğu yönündeydi. Ne dersiniz? 

Neler çıkmadı ki! Benim kulağıma kendini Rumeli Hisarı’ndan attığı, üzerinde mor bir eşarbın olduğu ve düşerken dalgalandığı da geldi. Onu MİT’in öldürttüğü de! Genç insanların hele şairlerin intiharı hep ilginç gelir insanlara. Bunu mitleştirirler. Oysa Nilgün’ün tedavi olması gerekiyordu ama o doktordan kaçıyordu. Doktor, geldiğinde evde olması gerekirken evde değildi. Doktor beklemişti. Gelince de konuştular… Doktor bana “İşiniz çok zor, tedavi olması lazım ama çok zeki ve kültürlü. Yani en zor vakalardan” demişti. Çünkü iyileşmesi için entelektüel faaliyetlerde bulunmaması gerekiyordu. İlacı dayayacaklar ve uyuşacaktı. Orta kültür ve zekalı durumlarda bu hastalık genelde 20’li yaşlarda ortaya çıkarmış, Lityum tedavisi ile başarılı olunurmuş. Ancak Nilgün bu tipte değildi. Tedavi olması, buna ikna olması, tedaviden memnun kalması hepsi ayrı bir dertti. Dolayısıyla tedavi olmadı. Öldüğü gün bana tedaviye tekrar başlayacağına dair söz vermişti. Yani ihmalim yok . Bir de depresyonla maniklik arasında savrulurken, arkadaşlarımız belki de haklı olarak bizden uzaklaştı. Bir anda evimiz boş kalmıştı. Yani o günlerde ne yaşandığını kimsenin bilmesi mümkün değil. 

Yasal varisler isyanda, Gülseli İnal ise “Defterleri iade ettim” diyor 

Sırma Köksal (Everest Yayınları Genel Yayın Yönetmeni

Bilindiği gibi, Everest Yayınları olarak çağdaş Türk edebiyatının her türlü yönelişini okurlara ulaştırmaya özen gösteren bir yayıneviyiz. Böyle bir yayınevinin Nilgün Marmara kitaplarına kayıtsız kalması beklenemez. Yakın dostum olan Kağan Önal’a Nilgün Marmara’nın yayıncısı olmak konusundaki talebimi ilettiğimde Marmara’nın annesi ve o zaman hayatta olan babası ile görüşmesi gerektiğini söyledi; onlarla görüştükten sonra da Nilgün Marmara’nın telif hakları için yasal varisleri olan, annesi, babası, öldüğü zamanda eşi olan Kağan Önal ve kardeşi ile sözleşme imzaladık ve kitapların yayın süreci başladı. Bu diziye başlarken Nilgün Marmara’nın günlüklerini de tıpkı basım yapmak gibi bir hayalimiz vardı. Ancak günlüklerin yer aldığı defterler Gülseli İnal’ın elindeydi. Bu konuda kendisiyle görüştüğümde bu kitapları ancak kendi editörlüğünde basılmasına izin vereceğini bildirdi ki, İnal’ın Nilgün Marmara’nın mirasında kanunen hiçbir hakkı bulunmamaktadır. Ancak defterler elinde olduğu için yapabilecek hiçbir şey yok çünkü İnal’ın daha önce yayımlanmış olduğu kitapların söz konusu defterlere ne kadar sadık olduğuna ilişkin hiçbir bilgimiz yok. Defterlerin orijinallerini görmeden bu günlükleri basamayacağımı söylediğimde işittiklerim ise hakaret kapsamındaydı. Üstelik anlattıklarında çelişkili bilgiler de vardı, bir yandan defterleri bir kitaplığa bağışladığını söylüyordu, bir yandan da kendisinde olduklarını söylüyordu. Gerçeğin ne olduğunu herhalde bir tek kendisi biliyordur diye düşünüyorum.

Defterleri bu halde (yani İnal’ın “editörlüğünde” daha evvel basılmış olan halleriyle) basmayı tabii ki düşünmüyoruz çünkü daha önce de belirttiğim gibi, ne derecede gerçek olduklarını bilmiyoruz. Sonuçta ölmüş bir insanın hayattayken yayımlamamış olduğu metinlerini yayımlamak çok ağır bir sorumluluktur ve bu metinlerde, hele de bunlar günlükse, en ufak bir saptırma, eksiltme, çoğaltma yazarın kimliğine ilişkin farklı anlamalara yol açar ve artık kendini savunamayacak durumda olan birinin bu denli özel dünyasına karşı yapılabilecek en ağır saygısızlıktır bu. Sonuçta biz yayınevi olarak kitap listemize bir kitap ekleriz, ama bir yazarın anısını zedelemiş oluruz ki, bu da Everest Yayınları’nın asla düşmek istemediği bir durumdur. 

Sonuçta ne yazık ki olan asıl olarak okurlara oluyor. Şiirimizin bu çok özel sesinin kendine ilişkin en temel yapıtından yoksun kalanlar okurlar. Edebiyatımızın yolunu döşeyen taşlardan biri ne yazık ki kayıp bu koşullar altında. Umarım bu defterler bir gün günışığına orijinal halleriyle çıkarlar.

Seyhan Erözçelik (Şair):

Nilgün Marmara’yla ilgili her şeyin dallanıp budaklanması, bir kardeşi olarak, beni üzüyor ve acıtıyor. Benim, aşağıda maddelerle özetlemeye çalıştığım “fact”ler, “fact”tir. Kimse aksini iddia edemez.

* Nilgün Marmara, hazırlık, ortaokul ve liseyi, Kadıköy Maarif Koleji’nde okumuştur. (Benim gibi.)

* Sonra Boğaziçi Üniversite’nde İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümü’nde okumuş ve bitirmiştir. Bitirme tezi Sylvia Plath üzerinedir.

* Ben Nilgün’ü Maarif’te tanıyamadım, denkleşmedik. Ben de Boğaziçi’ne girdiğimde, ilk hafta tanıştık ve arkadaş olduk.

* Nilgün hayatına son verdikten sonra, hepimize bir dosya bıraktı: “Daktiloya Çekilmiş Şiirler”. Bu dosyayı, olabildiğince “nötr” yayınlamak için Kağan’la birlikte çok çalıştık. O dosya, Kağan’a Nilgün tarafından teslim edilmiş ve “artık bitti bu şiirler” denmiş bir dosyadır. 

* “Metinler” kitabı çıktı. Bizim, Kaan’la bulabildiğimiz geride kalmış şiirler.

* Sonradan “Daktiloya Çekilmiş Şiirler”in bir baskısı daha çıktı. Tuhaf bir önsözle. İki kitabı karşılaştırdığımda, sadece birkaç kelime farkı olduğunu gördüm. 

* Hayatta olmayan bir kişinin varlığı, varlıkları, varislerine aittir. Ben bu konuda, hiçbir hak iddia edemem. Belki bende kalmış, üç-beş tane yazıyı, şiir ucunu da yayınlamaya karar verdiğimde, varislerine sorarım. İzin alırım. Bu defterlerin, derhal, sahiplerine iade edilmesi gerekir. Örselenmemiş, yıpranmamış bir hâlde. Yoksa, bu bir suçtur.

Gülseli İnal (Şair)

Kırmızı-Kahverengi Defteri hazırlarken Nilgün’ün el yazılarından yararlandım ve bu metinleri annesine geri iade ettim. El yazmalarının içinden seçtiklerimi ayıklarken bana Nilgün’ün çocukluk arkadaşı Ahmet Soysal yardım etti ve sınıfladık; hangisi çeviri hangisi Nilgün’ün metinleri sorusunu sorarak yaptık bunu. Arkasından Ece Ayhan’la gözden geçirdik ve Ece Ayhan bir önsöz yazdı. Kitap yayınlandı. Hepsi bu.

Perihan Marmara(Nilgün Marmara’ın annesi)

Gülseli benden Nilgün’ün defterlerini isteyince verdim. Defterleri daha sonra istediğimde bunları Süleymaniye Kütüphanesi’ne verdiğini söyledi. Şaşırıp kaldım. Nilgün vefat edeli 23 yıl oldu. Onun unutulmaması için bu defterlerin basılmasını çok istiyorum. Keşke defterleri ona vermeseydim ama burada hata benim. Kızımın defterlerinin ne olduğunu, içinde neler yazdığını bilmiyorum ve geri istiyorum.

 

kaynak: vatankitap.gazetevatan.com

 

Erişim: http://www.yasamaugrasi.com/kultursanat/nilgunmarmara-soylesi.html

BAŞA DÖN

 

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s