HIRSIZLARIN ELLERİ KESİLMELİ

 

“O’nun ardından”

Gösterdiler, ruhunu;

” Ey Melek, seni de anlamadılar, değil mi” dedim.

-Onlar yüksek kelimelerini yere indirdiler, fakat beni ezdiler. Derdimin üstüne kül değil ateşler attılar. Bense serkeş atlar gibi, onlarsa çivili sopalarıyla, dürttüler.  

Suçlu olmam, onlarla, olmamak mı?

“Beş sayfalık şiir yazmıştım. Silgi attılar.”

“Nedir dediğimde, açılmayan anlaşılmayan cevaplar, hoyrat nefislerine yenik düşmem, mutlu olmaları, şaraplarına meze yapılmak mıydı?”

“Doyulmaz sevgim var, ancak düşman gibi beni yerlere serdiler.”

“Huzur vermeyen sözcükleri dizmek mi maharettir?”

“Yıkıldığım yer, üstüne yıkılan değerlerimi, bana vermediler.”

“Yalnızlık benim, üzülmem.”

“Şimdi gidiyorum, sizde geleceksiniz”

“Gitme, dememeleri yok mu, vefasız oluşları”

“Öldü derlerse çok mu?  İltifat mı, yoksa zehrini kusmuş çıyanın elemini çekmek mi?”

“Ağlamayın,  anlatamadığıma ağlayın.”

“Anlaşılmaz bir sırmış, sarmaşık canından mı?”

….

Derdime dert katan ruhun sonsuz kelamını dinledim. Dedim ki;

“Ey nefsini yer eden, üstüne kara toprağı ektiren, onlar da bir şey kazanmazlar, seni neden kaybettik ki?”

Nil, gün kadar açık mavi Marmara mor akşamları görmeseydi.. Üstüne yığılmış kara yazılarını okuyan filozof serkeş kafaya bir şey mi öğretmek istedin?

Kısacık bacaklarla uzuncuk kollar birbirlerini görmeden mavi taşları ufaladılar.

Yavaşça yavaşça ve umutsuzca devindikleri için, sözcükler sayfalarda böylesine zorlukla yer edinebildiler.

Sonsuz bir mevsimdi.

Zaman yerin uç ışığında beliriyordu gümüş rengi ve kaygan bir im olarak.

Çarpık ve bildik güzler geçmişti, ay mezarlığının duvarları yapılıyordu.

Ama soru hâlâ bitmemişti. “Katil kimdir?” ve onun türevi: “Katledilen kim?” Ceset belli mi? Denizin içini oluşturan büyük ceset kim?
“Kırmızı Kahverengi Defter”

Onların horuldayan pis nefeslerinden ancak ateş çıkar. Leş yiyici kargalar, baykuşun yanında yol bulamazlar. Işıkları sönmemiş ateş böcekleri olsalar, ne yazar. Kebirler tanırım, derya diye gezdiği çukurlarında, larvalardan aldıkları ilhamı okyanus hikâyeleri gibi anlatırlar.

Pis böcekleri. Macerası bir atım gübreye basılmış, kusmuklu sarhoş ayıklığı.

Canını feda edenlerim için değerliler, gel gör ki saf çocuklarımı birer birer çaldılar. Bu hırsızların ellerini kesmek geliyor içimden. Allah Teâlâ boşuna dememiş hırsızların elini kesin diye, meğer bu kesilecek hırsızlar, bunlar, yol hırsızları, gençlerin zihinlerini fikirleri çalanlar.

Elleriniz kesilsin.

Kesilsin; dilinizle beceremediğiniz hiyaneti ellerinizle çok iyi becerdiniz.

Ey hainler, ellerinizle yapamadıklarınızı yazdıklarınızla yaptınız. Sizlere acımıyorum. Ağladıklarım için siz ağlamazsınız. –Kısa bir yazı üstüne çizgi atacak kadar-

Yolu yolsuza uğramış, peygamber ruhlu insanlar, gidiyor, dolanı gelmiyor. Gittiği yerde bilinmiyor. Eğer bir gün toprağa bastığınızda bir garip ses duyarsanız, duyduklarınız vaktinden önce gidenlerin eyvah sesleridir.

“Aldattılar, neden?”

Onlara çok görmüyorum. Yollarını çaldı eşkıyalar, kanlarını emdi vampirler. Tuzaklarından kurtulmaları kolay değildi. Rahman sıfatlı sevgili, onların bir günahları varsa bu eşkıyaların sırtına yükleyeceğini biliyorum.

Bulanıklık olsa gerek sevgilim / bulanıklık. Işık korkutuyor kaçırtıyor. Ne, bir vampir mi ne? Sarımsaklar asın bahçelerinize, kazıklar saklayın, nallar ikonlar, maydanozlar, herdem çekirdek bir taze kolay küpler, küreler, prizmalar, yeldeğirmenleri, kekikler, keklikler, duman acıları, kutu yosmaları. Saklayın ve sakının. Adım başı adam başı adem başı yüceltilen bu çürük elmalara inanın, ve sakının vampirlerden!


Göğünü yitiren yıldız

Kumsal falına bakar

gök kuma mı yazılmış

 

Cinler çarpmıştı

ayna piri almıştı içeri beni

büyükannem söylerdi bakma aynaya

derdi ayna cinleri rahat bırakmaz

sonra seni, ayna piri içeri

alır seni!


“Kırmızı Kahverengi Defter”

Ey sevgili dara düşmüş kullarının karşısına İsa nefesli Mevlanalar çıkar. Onlar hayat verirler. Onlar beslerler, beslenmezler. Ne mutlu ki bize Meryem’i de bulduk, İsa’yı da. Ancak biz kaybetmeden “kış uykusundaki melekler”inde bulmasını istiyoruz.

İhramcızâde İsmail Hakkı

Alıntılar için kaynak: Nilgün Marmara, Kırmızı Kahverengi Defter, Yayına Hazırlayan: Gülseli inal, İkinci Basım, Eylül 1994, İstanbul

BAŞA DÖN

 

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s