MUHSİN NAMCU /MOHSEN NAMJOO- HÂFIZ DİVANINDAN

 

“ALINTI”

Bir arkadaşımın MMO Oda Bülteni için hazırladığı yazısında karşılaştım ilk defa adına. Yazıyı incelerken İran’daki yasaklılığını ve Che Guevara’ya atfen yazılmış olan Hasta Siempre’yi Farsça okumuş olduğunu öğrendim. Kendimce onun da herhangi bir aykırı, muhalif müzisyen olduğunu düşündüm. Fakat yazıda Hafız, Sadî, Rumî gibi isimleri görünce bu İranlı müzisyenin detaylı bir incelemeyi hakettiğine karar verdim.

İran sinemasını Mohsen Makhmalbaf, Mecid Mecidi, Abbas Kiyarüstemi ve Bahman Ghobadi sayesinde az-çok biliriz de müziğine pek de aşina değiliz. İran müziği deyince aklıma Do Panjere ve Jadeh sayesinde Googoosh, şiir fonu olarak kullandığımız Robaabeh Jaan ve Anroozha 3 albümündeki ismini bilmediğimiz “Track 4” sayesinde Farid Farjad ve Erdal Erzincan’la olan çalışmalarıyla Kayhan Kalhor’dan başka kimseler gelmiyor.

Mohsen Namjoo (Muhsin Namcu) “güneşin doğduğu yer” anlamına gelen (1) Horosan’ın şuanki İran’a bağlı üç bölümünden biri Razavi Horasan eyaletinin Torbetê Cem (Torbet-e-Jam) şehrinde 1976’da doğmuştur. Türkler, Farslar ve Kürtlerin içiçe yaşadığı bir bölge olan Horosan ayrıca Horosan Erenleri olarak bilinen, Anadolu’nun ve Balkanlar’ın İslamlaşmasını sağlayan dervişlerin de anavatanıdır (2). Kürt kökenli Namcu çocukluğundan itibaren müziğe ilgili olmuş, 18 yaşına kadar Nassrollah Nasseh-Pour’dan halk müziği tavırlarını öğrenmiş ve 1994 yılında Tahran Üniversitesi’nde tiyatro ve müzik bölümlerine girmiştir. Burada çeşitli müzisyenlerle çalışmış ve beste çalışmaları yapmaya başlamıştır. Üniversite’nin eğitim sistemi kendisinde hayal kırıklığı yarattığı için müzik okumayı bırakır. Bunu “müzik aşkım yüzünden müzik okumayı bıraktım” şeklinde tanımlıyor. Yerel müzikler yanında bir yandan da Blues ve Rock müzikle ilgilenen sanatçı bundan olsa gerek New York Times tarafından İran’ın Bob Dylan’ı, müziğiyse AcemBlues olarak nitelenmiştir. (3)

 

Namcu eserlerinde Hafız’dan, Hz. Mevlana’dan, Ferîdüddîn-i Attâr’dan, Baba Tahir Üryan’dan, Sadi Şirazî’den ve dahası kadim bir edebiyattan; İran ve aslına bakarsanız bir coğrafya ile sınırlamaksızın Fars edebiyatından besleniyor. O halde biraz olsun bu edebiyata da değinmek gerekir. İran’ın bütün sanatları bu köklü edebiyatın yan ürünleridir denilebilir. İnsanların köşe başlarında Hafız Divanı’ndan fal açtığı, genciyle yaşlısıyla Hafız’dan, Firdevsi’den, Mevlana’dan, Sadi’den ezbere mısralar okuduğu, şiirle yaşayan; belki ülkemizden bakınca korku verici, tek renkli yahut siyah-beyaz görünen fakat bu yönüyle renkli bir ülkedir Namcu’nun ülkesi İran…

Birkaç isim vermek gerekirse Şehnâme yazarı Firdevsî, rubâileriyle Ömer Hayyam, Gülistan ve Bostan’ıyla Sadi Şirazî, gazelleriyle Hâfız-ı Şirazî, Leyla ve Mecnun’uyla Nizami-yi Gencevî, Mantık-ut Tayr, İlahinâme ve Tezkiret’ul Evliyâ’sıyla Ferîdüddîn-i Attâr, Hakîm-i Senâî, Molla Câmi, Hacu-yi Kirmanî, Selmân-ı Savecî, Baba Kemâl-i Hucendî ve Baba Tâhir Üryân Hemadanî bu kadim edebiyatın yüz aklarıdır. Tüm dünyada saygı görmüş ve ülkemizde de çok okunmuş, eserleri Farsça öğreniminde kaynak teşkil etmiştir. Hatta erken dönem divan edebiyatımızın büyük isimlerinden Şeyhî’den başlayarak bu etki Fuzulî, Bakî ve Nef’î başta olmak üzere tüm divan edebiyatımızda görülür. Öyle ki Fars şairlerinin eserlerine nazireler yazılmış, hatta ünlü şiirleri tıpatıp Türkçe’ye çevirilip mütercimlik görevi yapılmıştır bir bakıma.

Tasavvuf erbabları da bu şairlerin şiirlerine devamlı ulvi anlamlar yüklemişlerdir. Çok tartışılmış bir konudur ve bizim divan edebiyatımız için de geçerlidir. Acaba bu isimler baştan sona tasavvuf neşvesiyle mi yazmışlardır bunları? Evet demek insafsızcadır fakat tümden reddetmek de lüzumsuzdur. Hafız’ı ele alırsak Abdülbaki Gölpınarlı’nın dediği “Artık Hafız’ı koyu bir sofi, hatta bazılarının dediği gibi hakikatı mecaz diliyle söyleyen bir zat olarak kabul etmek ve hemen her şiirinde görülen şarapla sevgiliyi tevile kalkışmak ziyadece safdilliliktir doğrusu” (4) sözü son noktayı koyar. Hayyam’ın şarap konulu şiirleri için de bu söz geçerlidir kanısındayız…

 

Yukarıda verdiğimiz isimler bazıları için hiçbir anlam teşkil etmiyor olabilir. Kanaatimizce bir köksüzlük örneği olan bu duruma karşı Goethe’nin adını anmak yeterli olacaktır belki de. Almanların büyük şairi; Hafız’ı kendisinin “ikiz kardeşi” olarak görmektedir. Doğu-Batı Divanı adlı eseri baştan sona Hafız etkisiyle yazılmıştır; hatta Goethe, Hafız’da kendisine eser yarattıracak bir kuvvet bulmuştur (5). Hafızname (Buch Hafiz) adlı bölümde kendisine neden “hafız” denilmesini sorar, onla karşılıklı konuşur, Şeyhülislam Ebussuud Efendi’nin Hafız ile ilgili fetvasına bile değinir. İşte bu denli önemlidir Goethe için Hafız. Cihan Aktaş’ın bu konudaki tespiti de bizim açımızdan ilginç: “Solcu sanatçılar bile, Türkiye’de sol kesimin mesela divan edebiyatını reddettikleri, Osmanlı tarihini büyük bir genellemeyle tarihin çöp kutusuna atmaya yöneldikleri bir dönemde, Hafız okumaları yapmak için bir araya gelirlermiş.” (6) (7)

Hafız’ın ismi çok geçti, bir de gazeliyle analım onu. Namcu’nun en ünlü parçalarından da olan, Toranj (2007) albümündeki Zolf Bar Bad aynı zamanda Hafız-ı Şirazi’nin bir gazeli. Bestelenirken beyit sıralaması değiştirilmiş bunun için Namcu’nun seçmiş olduğu sıraya göre Gölpınarlı çevirisinden (8) sözlerini yazmayı doğru bulduk. Bir de düşünüp durdum, düşündüğümü unuttum, ben bu sözleri bir türküye benzetiyorum ama neydi neydi, tabi ya; Açma zülüflerin yellere karşı / Senin zülfün benim telim değil mi…

Devamı için bakın

 

NAMEH-MEKTUP

TORANJ

خواجوی کرمانی

 

گفتا تو از کجایی کاشفته مینمایی؟

گفتم منم غریبی از شهر آشنایی

گفتا سر چه داری کز سر خبر نداری؟

گفتم بر آستانت دارم سر گدایی

گفتا کدام مرغی کز این مقام خوانی؟

گفتم که خوش نوایی از باغ بینوایی

گفتا ز قید هستی رو مست شو که رستی

گفتم به می پرستی جستم ز خود رهایی

گفتا جویی نیرزی گر زهد و توبه ورزی

گفتم که توبه کردم از زهد و پارسایی

گفتا به دلربایی ما را چگونه دیدی؟

گفتم چو خرمنی گل در بزم دلربایی

گفتا من آن ترنجم کاندر جهان نگنجم

گفتم به از ترنجی لیکن به دست نایی

گفتا چرا چو ذره با مهر عشق بازی؟

گفتم از آن که هستم سرگشتهای هوایی

گفتا بگو که خواجو در چشم ما چه بیند؟

گفتم حدیث مستان سرّی بود خدایی

 

Dedi ki: Ben o dünyaya sığmayan turuncum.

Dedim: Turunçtan daha iyisin lakin ele geçirilmezsin.

 

Dedi ki: Sen nerelisin, zira perişan görünüyorsun.

Dedim: Ben tanıdık şehirden tanınmayan biriyim.

 

Dedi ki: Nasıl biri olduğun anlaşılmıyor, kimsin?

Dedim: Senin eşiğinde dilencilik mertebesindeyim.

 

Dedi ki: Gönül çelme işinde bizi nasıl bilirsin?

Dedim: Gönül çelme meclisinde gül harmanı gibisin.

 

Dedim: Zülfünün kokusu dünyamı kaybetmeme sebep oldu.

Dedi: Eğer bilirsen o sana rehber olur.

 

Dedim: Dudağının şarabı bizi arzudan öldürdü.

Dedi: Sen bağlılık göster, onda bağlılara sevgi görülür.

ZOLF BAR BAD MADE

 

Hafız Şirâzî gazelinden bestelenmiş şarkının sözleri :

zulf ber bad medih ta nedehi berbadem

naz bünyad mekon ta nekeni bünyadem

 

mey mehor ba hame kes ta nehorem huni ciger

ser mekeş ta nekeşed ser be felek feryadem

 

zulf ra haelkı mekon ta nekoni der bendem

turera tab made ta nadehi ber badem

yari bigane meşu ta niberi ez hişem

gam agyar mehor ta nekoni naşadem

ruh ber efruz ke farğ keni ez bergü golem

 

gaed ber efruz ke ez serv koni azadem

şem’i her cem meşu verne besuzi mara

yad e her kavm mekon ta nerevi ez yadem

 

şuhreyi şehr meşo ta nenehem ser de kuh

şure şirin menoma ta nekoni ferhadem

rahm kon ber meni meskin o be feryadem res

ta be ha ke dare asf naresad feryadem

hafez ez curi tu haşa ki begardaned ruy

men ez an ruz ki der bend to em azadem

 

Sözlerin birebir Türkçe Söylenişi

saçlarını rüzgarda savurma, beni berbad etme

naz edip varlığımı kökünden sökme

şehre şöhret olma, beni deli divane edip dağlara düşürme

şirin işvelerini gösterme de beni ferhat etme

ellerle mey içme, ciğerim delip meyden kızıl kanatma

yüzün benden çevirme, feryadımı göklere yükseltme

zülfün döküp beni mahvetme, lülelerine beni mahkum etme

çehreni o kadar güzelleştirme de beni berbad etme

güller açsın yanağında, vazgeçeyim gülden

boyunu göster de geçeyim servinin seyrinden

dostken el olup beni kendimden geçirme

ağyarın gamıyla gamlanıp beni kederlendirme

zülfün döküp beni mahvetme, lülelerine beni mahkum etme

çehreni o kadar güzelleştirme de beni berbad etme

 

saçlarını rüzgarda savurma, beni berbad etme

naz edip varlığımı kökünden sökme

**

 BAROON

می باره بارون، ای خدا، می باره بارون

بر کوهسارون، ای خدا، بر کوهسارون

از خان خانان، ای خدا، سردار بجنورد

من شكوه دارم، ای خدا، دل زار و زارون

 

آتش گرفتم ، آتش گرفتم

آتش گرفتم، ای خدا، آتش گرفتم

شش تا جوونم، ای خدا، شد تیر بارون

ابر بهارون تو بگو بر كوه نباره

بر من بباره، ای خدا، دل لالهزارون

 

 

Yağmur yağıyor, ey Hüda, yağmur yağıyor

Dağ başlarına, ey Hüda, dağ başlarına

Hanlar hanından, ey Hüda, Bocnurd* serdarından

Şikayetim var, ey Hüda, gönül inliyor

 

Ateşlerdeyim, ateşlerdeyim

Ateşlerdeyim, ey Hüda, ateşlerdeyim

Altı gencim, ey Hüda, ok yağmuruna tutuldu

Bahar bulutları söyle dağlara yağmasın

Benim üstüme yağsın, ey Hüda, gönül lalezar

EY SAREBAN

ای ساربان

ای ساربان ، ای کاروان ، لیلای من کجا می بری ؟

با بردن لیلای من ، جان و دل مرا می بری .

ای ساربان کجا می روی ؟ لیلای من چرا می بری ؟

ای ساربان کجا می روی ؟ لیلای من چرا می بری ؟

 

در بستن پیمان ما ، تنها گواه ما شد خدا

تا این جهان ، بر پا بود ،این عشق ما بماند به جا

ای ساربان کجا می روی ؟ لیلای من چرا می بری ؟

ای ساربان کجا می روی ؟ لیلای من چرا می بری ؟

 

تمامی دینم به دنیای فانی، شراره عشقی که شد زندگانی

به یاد یاری خوشا قطره اشکی ، به سوز عشقی خوشا زندگانی

همیشه خدایا محبت دلها به دلها بماند ،بسان دل ما

که لیلی و مجنون فسانه شود حکایت ما جاودانه شود

 

تو اکنون ز عشقم گریزانی غمم را ز چشمم نمی خوانی

از این غم چه حالم نمی دانی

پس از تو نمونم برای خدا تو مرگ دلم را ببین و برو

چو طوفان سختی ز شاخه ی غم گل هستی ام را بچین و برو

که هستم من آن تک درختی که در پای طوفان نشسته

همه شاخه های وجودش ز خشم طبیعت شکسته

 

ای ساربان ای کاروان لیلای من کجا می بری ؟

با بردن ، لیلای من ، جان و دل مرا می بری. ای ساربان کجا می روی ؟ لیلای من چرا می بری ؟

ای ساربان کجا می روی ؟ لیلای من چرا می بری ؟

(Fa)

 

ey sârebân, ey kârevân, leylâ-yi men kocâ mî berî

bâ borden-i, leylâ-yi men, cân u dil-i merâ mî berî

ey sârebân kocâ mî revî leylâ-ye mân çerâ mî berî

 

der besten-i peymân-e mâ tenhâ govâh-e mâ şod hodâ

tâ în cehân ber pâ boved in aşk mâ bemâned be câ

 

ey sârebân kocâ mî revî leylâ-ye mân çerâ mî berî

ey sârebân kocâ mî revî leylâ-ye mân koca mî berî

 

temâmî-ye dînem be donyâ-ye fânî

şerâr-i aşkî ki şod zendegânî

be yâd-i yârî hoşâ katre eşkî

be sûz-e eşkî hoşâ zindegânî

hemîşe hodâ yâ mehebbet-i dilha

be dilhâ bemâned besân-e dil-i mâ

ki leylî u mecnûn fesâne şeved

hikâyet-i mâ câvidâne şeved

 

to eknûn ze aşkem girîzânî

gamem râ ze çeşmem nemî hânî

der in gam çe hâlem nemî dânî

pes ez tô nebûdem berâye hodâ

to merg-e dilem râ bebîn u berû

çû tûfan sehtî ze şâhe-i gam

gol-e hestîem râ be-çîn o berû

ki hestem men ân direhtî

ki der pây-e tûfân nişesti

heme şâhehâ vucûdeş

ze heşm-e tebiet şikeste

Türkçe Söylenişi

Ey Sareban

 

Ey kervancı, ey kervan!

Leyla’mı nereye götürüyorsun?

Leyla’m, canım ve yüreğim olduğu halde?

Ey kervancı, nereye gidiyorsun?

Leyla’mı niçin götürüyorsun?

Birbirimize yalnızken verdiğimiz sözlere Allah şahitken?

Ve aşkımızın karar kılmadığı hiçbir yer yokken?

 

Ey kervancı, nereye gidiyorsun?

Leyla’mı niçin götürüyorsun?

 

İnancımın tamamı fani bir dünyaya dair

Aşkın kıvılcımları ki yaşamın kendisidir

Yarin hatırası aşkın bir katresinden daha güzeldir

Aşkın ateşi yaşamaktan daha güzeldir

Yarabbi gönüllerdeki muhabbeti her zaman sakla

Benim gönlümde sakladığın gibi

Leyla ile Mecnun efsane oldular

Bizim hikayemizse sonsuza ulaştı

 

Sen hâlâ kaçamak aşkımsın

Gözümden okunmaz ki derdim

Bilinmez gam içinde ne hallerdeyim

 

Allah biliyor ki senden sonra yaşamadım

Gönlümün çayırlığını gör ve git

Tufan gibi yık derdin dallarını

Gülüm ben, derip de git

Ki gül ağacıyım

Tufanın dibinde oturan

Vücudumun bütün dallarını

Tabiatın hışmıyla kır

 

Ey kervancı, ey kervan!

Leyla’mı nereye götürüyorsun?

Leyla’m, canım ve yüreğim olduğu halde?

 

Ey kervancı, nereye gidiyorsun?

Leyla’mı niçin götürüyorsun?

SHİRİN- SHİRİNAM

ههژاری شهوان کاری پیم کردن، ئازیزم

عاجز له دڵ بیم، ڕازیم وه مردن، ههی هاوار !

 

شیرین شیرینه، شیرین شهمامه

ساتێ نهیبینم، خهوم حهرامه

شێوهی دڵبهری له تو تهمامه

 

ههی داد، ههی وێ داد

کهس دیار نییه، ئازیزم

کهس له دهردی کهس خهوهردار نییه، ئازیزم !

 

شیرین شیرینه، شیرین شهمامه

ساتێ نهیبینم، خهوم حهرامه

شێوهی دڵبهری له تو تهمامه

 

خۆم کرماشانیم، یارم قهسریە، ئازیزم

خاتر خوای بیم تهقسیرم نییه، ههی هاوار !

 

شیرین شیرینه، شیرین شهمامه

ساتێ نهیبینم، خهوم حهرامه

شێوهی دڵبهری له تو تهمامه

 

Gecenin üzüntüsü başımı belaya sokmuş benim sevgilim

Aciz yüreğim, razı oldum ölüme, ah feryat…

 

Benim şirin yârim, balım

Bir an görmezsem seni uyumak bana haramdır

Dilberlerin yolu sende tamam olur

 

Ay vay,

Görünürde kimse yok benim sevgilim

Kimsenin kimsenin acısından haberi yok benim sevgilim.

 

Benim şirin yârim, balım

Bir an görmezsem seni uyumak bana haramdır

Dilberlerin yolu sende tamam olur

 

Ben Kirmanşahlıyım, yarim Kasrışirinli

Gönül verdiysem günahım ne, ah feryat

 

Benim şirin yârim, balım

Bir an görmezsem seni uyumak bana haramdır

Dilberlerin yolu sende tamam olur

BAŞA DÖN

 

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s