ŞİRİN NEŞAT: SÜRGÜNDE SANAT

 

Çeviri:  Sancak Gülgen

 

 

0:11

Bugün sizlerle İranlı bir sanatçı olarak İranlı kadın bir sanatçı olarak sürgünde yaşayan İranlı kadın bir sanatçı olarak verdiğim mücadeleyi paylaşacağım. Artıları da var eksileri de. Kötü yanından bakarsak benim gibilerin politikadan kaçması mümkün görünmüyor. İranlı her sanatçı bir biçimde siyasete bulaşmak zorunda. Politika hayatlarımızı şekillendirdi. İran’da yaşıyorsanız, sansüre, tacize tutuklanmaya, işkenceye ve hatta idama maruz kalırsınız. Benim gibi yurtdışında yaşıyorsanız sürgünün getirdiği hasretle ve sevdiklerinizden ailenizden ayrı kalmanın acısıyla yüzyüze olacaksınız demektir. Bu yüzden bizler topluma karşı sorumlu olduğumuz gerçeği ile aramıza psikolojik ve politik bir mesafe koyma imkanına sahip değiliz.

1:12

Ne gariptir ki, ülkesine gitme olanağı bulunmayan benim gibi bir sanatçı kendini, halkının sesi, sözcüsü olmak durumunda buluyor. Üstelik benim gibiler iki cephede birden savaşmak zorunda. Bir yandan Batıyı eleştiriyor, Batının kimliğimizle ilgili algısını ve bizi, kadınlarımızı, siyaseti ve dinimizi yapılandıran imajını tenkit ediyoruz. Gururumuzdan ödün vermiyor ve saygı talep ediyoruz. Bir yandan da bir başka cephede savaşıyor, rejimimizle, hükümetimizle zalim hükümetimizle, iktidarda kalmak için her suçu işleyen hükümetimizle mücadele ediyoruz. Sanatçılarımız tehlikede. Bizler tehdit altındayız. Hükümetimiz bizi tehdit olarak algılıyor.

2:17

İşe bakın ki bu durum hepimizi güçlendirdi, çünkü bizler, sanatçılar İran toplumunun, siyasetinin, kültürünün merkezi söylemini üretiyoruz. İşimiz ilham vermek, kışkırtmak, harekete geçirmek ve bu sayede insanlarımıza umut vermek. Bizler halkımızın muhabirleriyiz, dış dünya ile aralarındaki iletişim kanallarıyız. Silahımız, sanat. Kültür, bir direnme biçimidir. Bazen ellerindeki ifade özgürlüğüne bakarak Batılı sanatçılara imreniyorum kendileriyle siyasi sorunlar arasına, başlıca Batı kültürüne hizmet ettikleri sorunsalı arasında mesafe koyma imkanına sahipler. Ama bir yandan da Batı için endişeleniyorum zira bu ülkede, içinde bulunduğumuz bu Batı aleminde kültürün bir eğlence aracına dönüşmesi riski var. Bizim insanımız sanatçısına bel bağlıyor ve kültür iletişimin ötesine geçiyor.

3:26

Bir sanatçı olarak kişisel yolculuğum çok çok şahsi bir noktadan başladı. Ülkem hakkında sosyal içerikli bir söylev vermek niyetiyle yola çıkmadım. Gördüğünüz bu ilk çalışmam tam 12 yıl ayrı kaldıktan sonra İran’a döndüğüm zamana ait. 1979’daki İslam devriminden sonrasına. Ben İran’dan uzaktayken İslam devrimi İran’ın üzerine çökmüş ve ülkedeki Fars kültürünü bütünüyle değiştirerek İslam kültürüne evirmişti. Dönüş amacım ailemle tekrar bir araya gelmek ve toplum içinde yerimi bulmaktı. Bu bir yana dursun, tamamen ideolojikleşmiş, tanınmaz hale gelmiş bir ülke buldum karşımda. Şahsi ikilemlerim ve sorularımla yüzleşirken İslam devriminin İranlı kadınları nasıl da baştan aşağı değiştirdiği, tamamen başkalaştırdığına dair bir çalışmanın içine daldım. Bir süje olarak İranlı kadını çok ama çok ilginç buldum. Zira İranlı kadın tarihsel olarak siyasi başkalaşımın timsali haline gelmişti. Öyle ki, bir tek kadını incelemek suretiyle bütün bir ülkenin yapısını ve ideolojisini okuyabiliyordunuz.

4:48

Böylece başladığım bir grup çalışma, hayata dair kendi sorularımla yüzleşirken sanatımı daha geniş bir söyleme, şehitlik meselesine, Tanrı sevgisi ve inanç ile şiddet ve vahşetin kesiştiği noktada kendi arzusuyla duranlara taşıdı. Bu benim için inanılmaz derecede önemli oldu. Üstelik bu durum karşısında alışılmadık bir duruş sergiliyordum. Kendime bir yer bulmak için dışarıdan gelip İran’a dönmüş biri olarak İslam devrimini ya da hükümeti eleştirmek benim üzerime vazife değildi. Bu zamanla değişti, gitgide kendi sesimi buldum ve aklıma gelemeyecek şeyler keşfettim. Böylelikle sanatım daha kritik bir hal aldı. Bıçağım keskinleşti. ve kendimi sürgünde bir hayatın içinde buldum. Ben göçebe bir sanatçıyım. Fas’ta, Türkiye’de, Meksika’da çalışıyorum. Gittiğim her yerde İran’ı arıyorum.

5:54

Şimdi film çekmeye başladım. geçen yıl “Erkeksiz Kadınlar” adında bir film yaptım. “Erkeksiz Kadınlar” tarihe dönüyor ama İran tarihinin başka bir dönemine. 1953’te geçiyor. Amerikan CIA’sı tarafından başlatılan ve demokratik şekilde seçilmiş lider Dr. Mossadegh’i deviren askeri darbe zamanında. Kitabın yazarı İranlı bir kadın, Şahrnuş Parsipur. Büyüleyecek kadar gerçekçi bir roman. Kitap yasaklandı ve yazarı 5 yıl hapis yattı. Bu kitaba olan tutkum ve bu filmi yapma nedenim, kitabın bir anda İran’da tarihsel ve siyasal anlamda kadın olma sorunsalını ortaya koyması ve özgürlük ve demokrasi için değişim fikri peşinde koşan dört kadının hikayesini anlatırken bir yandan da İran’ın, ayrı bir karakter olarak özgürlük ve demokrasi ile ve yabancı müdahalesi ile mücadelesi üzerinde yoğunlaşıyor.

6:52

Biri ülke olarak tarihimizi Batılılara anlatmanın önemli olduğu düşüncesiyle bu filmi yaptım. Hepiniz İslam devriminden sonraki İranı hatırlıyorsunuz. Oysa ki İran bir zamanlar laikti demokrasi vardı ki, o demokrasi bizlerden Amerikan hükümeti tarafından İngiliz hükümeti tarafından çalındı. Film, İranlılara da hitap ederek tarihe dönmeleri ve bu kadar İslamlaştırılmadan önce nasıl göründüklerine, ne gibi müzikler dinlediklerine, nasıl bir entelektüel hayata sahip olduklarına bakmalarını söylüyor. ama hepsinden önemlisi demokrasi için nasıl çarpışıtığımıza. Bu görüntüler filmden alındı. Darbeye ait birkaç görüntü de var. Bu filmi bütün sahneleri, olayları yeniden yaratarak Casablanca’da çektik.

7:47

Bu film, siyasi bir hikaye anlatmak ile kadınca bir hikaye anlatmak arasında dengeyi tutturmaya çalıştı. Görsel bir sanatçı olarak elbette siyaseti bölgeselliği feminizmi aşacak bir sanat yapmayı ve daha önemli, zamanlar üstü evrensel bir eser vermeyi isterim. Bu konudaki en büyük zorluk hem duygularınızı hareket ettirecek hem de aklınızı çalıştıracak siyasi bir hikayeyi mecazi bir hikaye üzerinden anlatmaktı. İşte filmden birkaç görüntü ve karekter. Şimdi yeşil hareket geliyor. 2009 yazında, filmim vizyona girdiği sırada Tahran sokaklarında eylemler başladı.

8:45

Filmde tasvir etmeye çalıştığımız demokrasi yakarışının, sosyal adalet arzusunun filmle aynı anda Tahran’da kendini tekrar etmesi ne müthiş bir rastlantı. Yeşil hareket tüm dünyayı etkiledi. Dikkatleri, temel insan hakları ve demokrasi için mücadele eden İranlılara çekti. Benim açımdan en etkileyici olan, yine bu defa da kadınların mevcudiyeti. Benim için mutlak ilham kaynağı, onlar. İslam devriminin resmettiği kadın portresi ne kadar sessiz ve itaatkarsa bugün Tahran sokaklarında gördüğümüz kadınlar bir o kadar eğitimli, ileri görüşlü, gelenekten uzak, cinselliğe açık ve korkusuz ve ciddi ciddi feministler. Bu kadınlar ve genç adamlar dünyanın değişik yerlerindeki İranlıları birleştirdi.

9:49

İranlı kadının bana neden bu kadar güçlü bir ilham kaynağı olduğunu bundan sonra anladım. Onlar her koşulda sınırları zorladılar. Otoriteye kafa tuttular. Küçük ya da büyük her kurala karşı geldiler. ve bir kez daha kendilerini kanıtladılar. Burada ifade etmek isterim ki İranlı kadın kendine yeni bir ses bulmuştur ve o ses bana kendi sesimi vermiştir. Şimdilik sadece yurtdışında çalışabiliyor olsam da İranlı bir kadın olmaktan, İranlı bir sanatçı olmaktan gurur duyuyorum.

10:24

Çok teşekkür ederim.

10:26

(Alkış)

*****************

 

SHIRIN NESHAT VE ALLAH’IN KADINLARI

 

Kubilay Akman

mkakman@mail.com

 

İzinsiz Gösteri: SAYI 71 / 05 OCAK 2006

 

İnsan bedenleri tüm diğer insanla ilgili toplumsal mekânlar gibi iktidarların, tahakküm ilişkilerinin, makro ve mikro-siyasetlerin kendilerini tanımladığı, hegemonya mücadelesi yürüttüğü, biçimlendirdiği ve dönüştürdüğü alanlardır. Bize en çok ait olduğunu sandığımız mekânlar olarak bedenlerimiz aslında dışımızdaki sosyal/siyasal ilişkilerden, kurgulardan azade değillerdir. Savaşlar, insan bedeni üzerindeki göstergesel ve fiziki ifadeleriyle sürerler. İktidarlar öz olarak insan bedenine sahip olmak, onu kullanmak, dönüştürmek ve her şeyden ötesi onda var olmak üzere belirirler. Bu tüm toplumsal sistemler için geçerli bir olgudur.

Toplumsal hareketler, siyasal fikirler ve dinler kendilerine özgü beden politikaları ve stratejileriyle hüküm sürerler. Hiçbirinde beden üzerinde ikamet eden sosyal bireyin kendisine ait değildir. Bizden bir şeyler için ölmemiz, yaşamamız, acı çekmemiz, vücudumuzda belirli işaretler taşımamız, bazı organlarımızdan ya da onların belli kısımlarından vazgeçmemiz, istenildiğinde doğurmamız, istenildiğinde öldürmemiz, gerektiği gibi hareket etmemiz, uygun görüldüğü şekilde yine uygun görülen insanla sevişmemiz, bizim karar vermediğimiz bir estetik ve güzellik anlayışına göre kendimizi dönüştürmemiz beklenir. Bir siyasal sistemi diğerinden, bir dini diğerinden ayıran beden politikaları olabilir. Fakat, temel olarak insan bedeni daima bireyin iradesi dışında, yapısal olarak işleyen otoritelerin nesnesidir.

Shirin Neshat’ın sanatındaki başlıca problem genel olarak Ortadoğu’da, özel olarak İran’da kadınların, içinde bulundukları sistemlerin ya da muhalif grupların üyeleri olarak yaşadıkları deneyimler ve İslami rejimlerin veya siyasal hareketlerin yarattığı atmosferde kadın bedeninin maruz kaldığı hegemonya mücadelesidir. Neshat, fotoğrafları ve video enstalasyonlarıyla fazlasıyla politize olmuş bir coğrafyada kadın kimliğinin nasıl belirdiğini, onaylamak ya da reddetmekten öte, tanık olmak olarak tanımlayabileceğimiz bir yaklaşımla sanatında ifade etmektedir.

Shirin Neshat 1957, İran doğumludur. Lisans ve Güzel Sanatlar Yüksek Lisans öğrenimini 1979-82 yıllarında Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley’de yapmıştır. Dünyanın birçok önemli sanat etkinliğinde ve önemli uluslararası galerilerde yapıtları sergilenen Shirin Neshat 5. Uluslararası İstanbul Bienali’nin (1997) katılımcıları arasında yer almıştı. Çağdaş sanatlarla ilgilenenler ve feminist çevreler Shirin Neshat’ın yapıtlarını yakından tanırlar.

Sanatçının hayatındaki en önemli kırılma noktası 1979’da gerçekleşen İran İslam Devrimi’dir. Neshat 1979-1990 arasındaki dönemi Amerika’da sürgünde geçirdikten sonra ülkesine döndüğünde, yaşanan değişimin boyutlarını görünce oldukça şaşıracaktır. Artık İran, Şah döneminden bütünüyle farklı, teokratik bir yönetimle yönetilmektedir. Toplumun tamamı politize olmuştur ve dini politizasyonun kadın bedeni üzerinde devam eden stratejilerinin göstergesi siyah çarşaftır. Kadın, İslami rejim altında kamusal yaşama ancak çarşaf altında vücudunu gizleyerek, örtünerek katılabilmektedir. Neshat, 11 yıllık bir kesintinin yarattığı şoktan beslenen sarsıcı deneyimin etkisiyle 1993-1997 yıllarında Allah’ın Kadınları başlıklı fotoğraflar serisini üretir.

Allah’ın Kadınları ‘nda Shirin Neshat, genellikle kendisini model olarak alıp, siyah beyaz fotoğraflarla çarşaflı kadın imajlarını yineler. Neshat’ın yarattığı kurgusallıkta kadınların yüzlerinde, ellerinde, ayaklarında (dinen görünmesinde sakınca bulunmayan yerlerde) Arap harfleriyle Farsça yazılar yer alır. Sanatçı bu yazıları fotoğrafların üzerine yerleştirmiştir. Yine aynı seri içinde yinelenen bir öğe kadınların ellerinde tuttuğu, vücutlarına ve yüzlerine değen silahlardır. Yazılar ve silahlar toplum içinde kadınların politikleşmesinin ve militarize edilmesinin sembolleri gibidir. Batı’dan bakıldığında -ki Neshat’ın sanatının Doğu’da ve ülkesinde ciddi bir izleyici potansiyeli yoktur; o daha çok Avrupalı ve Amerikalı entellektüellere seslenmektedir- Arap harfleri hangi dilde yazılırsa yazılsın ve hangi metni içerirse içersin İslam’ı sembolize eder. Allah’ın Kadınları ‘nda beliren anlam, Ortadoğu’daki İslami iktidarların beden politikalarının etkisi altında ortaya çıkan müslüman kadın kimliğinin oluşumuna işaret eder. Kadının vücudunda gösterebildiği sınırlı yerler (eller, yüz ve ayaklar) sosyal yaşam içinde kadının var olabildiği sınırlandırılmış alanlara benzer. Gösterilmesi serbest olan vücut kısımları veya kadının varolmasının mümkün olduğu sosyal /kamusal alanlar tanrısal kelamın otoritesi altında şekillenir. Kelam ise yazılıdır. Kadın burada kendi iradesiyle değil Tanrı’nın buyurduğu yönde hareket edecektir. Arapça harflerin ellerde, yüzlerde, ayaklarda yer alması sosyal yaşamda yine aynı harflerle yazılmış olan dini hukukun kadın öznelerin nasıl davranacağını belirlemesinin simgesel anlatımı olarak kabul edilebilir. Fotoğraflarda Shirin Neshat’ın kendisinin ve diğer modellerin bakışlarında teslimiyet okunur. Kendilerini kuşatan otoriteye karşı direnir gibi değildirler. Zaten “müslüman” kelimesi de “teslim olan” anlamına gelir. Fakat ilginç olan şudur ki, Neshat fotoğraflarda doğrudan izleyicinin gözlerinin içine bakar. Buradaki örtük anlam Batılı izleyiciler için yeterince açık değildir. Tensel hazların dolu dizgin aktığı Batılı ülkelerde Müslüman kadının yabancı bir erkekle göz göze gelmemesi gerektiğini, eğer bu kazayla bir kez gerçekleşse dahi ikinci kez yinelenmemesi gerektiğini, bunun günah olduğunu anlamak kolay değildir. Neshat’ın bu dini kuralla ilişkilendirilerek okunabilecek olan göstergesel nüansı yüzeysel oryantalist yaklaşımlar aşıldığında kavranabilir. Neshat izleyicinin gözleri içine bakarken, bu izleyicilerin bir kısmının erkek olduğu düşünüldüğünde, “günah”a doğru adım atmaktadır. Ama bu “teslim olma” halini aşan bir adım değildir. Çünkü Neshat’ın imgeleri fotoğraf karelerindedir, hiçbir zaman İslam açısından kabul edilemez olan o ikinci bakışı yapamayacaklardır.

Neshat ne bir radikal feminist ne de içinden geldiği toplumu kökten reddeden bir devrimcidir. O bir sanatçıdır. Çağına tanıklık eder. “Arada” olma hali Shirin Neshat’a sadece İran’da kadın olmanın anlamını değil, Amerika’da, diaspora’da yabancı olmanın getirdiği problemleri de sorunsallaştırma imkanını tanır. Neshat, İranlı Mollalar için istenmeyen bir sürgün, Amerikan devletinin ideolojik aygıtları için “Otadoğulu diktatörlükler”in kurbanı kadınların acılarının bir sözcüsü olabilir. Fakat, onun sanatının önemi bu iki eğilimin dışında bir yerde bulunmaktadır. Asıl olan, Neshat’ın tarihsel bir dönemin kadın tanığı olmasıdır. Bilindiği gibi İslam’da iki kadının tanıklığı bir erkeğinkine denktir. Genel olarak da tarihte kadınların tanıklığı dikkate alınmamıştır. İnsanlık tarihi erkeklerin tarihidir, denebilir. Sanırım, bu açıdan bakıldığında Shirin Neshat’ın bir kadın sanatçı olarak tanıklığının neden önemli olduğu görülecektir.

http://www.izinsizgosteri.net/asalsayi71/kubilay.akman.2_71.html

 

 

 

 

 

 

 

 

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s