ZANAN-E BEDUN-E MARDAN /Erkeksiz Kadınlar (2009) /Women Without Men

 

Süre: 95 dk

Yönetmen: Shirin Neshat, Shoja Azari

Senaryo: Shoja Azari, Steven Henry Madoff, Shirin Neshat

Ülke: Almanya, Avusturya, Fransa, İtalya, Ukrayna, Fas

Tür: Dram

Vizyon Tarihi: 09 Eylül 2009   (İtalya)

Dil: Farsça, İngilizce

Müzik: Ryûichi Sakamoto

Çekim Yeri: Casablanca, Morocco

Nam-ı Diğer: Women Without Men

Oyuncular: Shabnam Toloui, Pegah Ferydoni, Arita Shahrzad ,Orsolya Tóth ,Ahmad Hamed

Özet

Müslüman kadının kimliğini belirleyen sosyal ve dini güçlere dikkat çeken, İranlı kadın sanatçı Shirin Neshat’ın ilk kurmaca uzun filmi “Erkeksiz Kadınlar / Women Without Men” Venedik Film Festivali’nde en iyi yönetmen dalında Gümüş Aslan’ı ve UNICEF Ödülü’nü alarak dikkatleri üzerine çekmişti. Almanya, Avusturya ve Fransa ortak yapımı olan film, 1953’te İran’da gerçekleşen CIA destekli darbeyi fon olarak kullanıyor ve birbirinden farklı, hayatlarıyla mücadele eden 4 kadının, geçmişinden, mutsuz oldukları düzenlerinden, adaletsizlikten belki de kendilerinden kaçışlarını anlatan bir hikaye.

Neshat bu filmde bize, 1950’li yılların İran’ına da göz atma şansı veriyor ve devrim öncesindeki kadınların yaşamları hakkında fikir sahibi olmamızı sağlıyor. Kadınların, hangi dönemde olursa olsun özgürlükten aldığı payın azlığını çarpıcı görüntülerle, feminist bir duyarlılıkla anlatıyor; sistemden öte, mutsuzluğun ve kaçışın sebebini erkeklere yüklüyor. Filmin siyasal yönü de, 1953 yılında, başbakan Muhammed Musaddık’ın, İran’da bulunan İngiliz petrol tesislerini millileştirmesi ile yaşanan ekonomik ve siyasal buhran sonrasındaki devrilme sürecini konu almasıdır.

 

Filmden

 

Antikor’un anısına,

 

Bundan sonrası sessizlik

 Sessizlik ve başka hiçbir şey.

 Ve sandım ki, acılardan kurtulmanın tek yolu bu dünyadan göçmektir.

 **

İran petrol gemisi Akghar’ın geçişine müdahale eden İngilizlere karşılık olarak Başbakan Musaddık bu tür provakasyonlar kendi kaynaklarını kullanmak isteyen İran halkını yıldıramayacaktır” dedi.

 İran petrolünün İranlılara ait olduğunu vurgulayan Başbakan doğal kaynaklarımızı kullanmanın; İran halkının itiraz edilemez bir hakkı olduğunu ve bunun, uluslararası hukukça da korunduğunu belirtti.

**

 Sağır mısın kızım sen?

 Kapat şu radyoyu.

 Bu da neymiş böyle?

 Oturmuşsun karşısına başka bir şey yaptığın yok!

 Kalk!

 Kendine çeki-düzen ver.

 Akşama görücün gelecek.

 Kime diyorum ben?

 Kapat şu radyoyu!

 

Ne anlıyorsun şundan?

 Sana diyorum sana!

 

Ne yapacağım ben senle?

 Nerdeyse otuz oldun hala evlenmedin.

 Bak akşama görücün gelecek.

 Doğru düzgün davranırsan, belki bahtın açılır, düzgün bir hayatın olur.

 Kalk!

 Kalk!

 

Görücülerin topunun canı cehenneme.

 Evlenmek falan istemiyorum ben.

 Hah, iyi halt ediyorsun!

 

Evlenmek istemiyorsun ha?

 Laflara bak!

 Sana şunu kapat dedim!

 

Allahım sen bana mukayet ol!

 

İflah olmazsın sen.

 Ben işe gidiyorum.

 Sen de kalkıp, akşam yemeğini yapıyorsun.

 Evden çıkarsan, ayaklarını kırarım senin!

 

**

Yaşasın Musaddık!

 Kahrolsun İngilizler!

 Selam Huriye Hanım.

 Munis evde mi?

 Aleyküm selam.

 Gel.

 Hoş geldin.

 Bu kalabalıkta nasıl dışarı çıktın?

 Çok zor oldu.

 Nasıl yani?

 Çok mu kötü dışarısı?

 Anlat bakalım neler oluyor.

 Durum çok kötü.

 Herkes dışarıda.

 Sürekli bağırıyorlar.

 Ben bilmiyorum neye bağırıyorlar.

 Radyoya ne oldu böyle?

 Abin nerede?

 Abim yüzünden hapis oldum buraya.

 Dışarı çıkamıyorum.

 Dışarı çıkmayı çok istiyorum, Faezeh.

 Bir sürü boş-beleş dışardayken çıkıp da ne yapacaksın?

 Kimlere boş-beleş diyorsun?

 Çıkmışlar dışarı, avaz-avaz bağırıyorlar.

 Boş işlerle uğraşıyorlar.

 Nasıl yani?

 Eğer bu insanlar dışarı çıkmazsa, İngilizler istediklerini yapmaz mı burada?

 Daha yeni duydum haberlerde; İngilizler bir petrol gemimizi bağlamışlar.

 Sen de şimdi bu insanlara boş-beleş mi diyorsun?

 Biz de dışarı çıkmalıyız.

 Munis Abinin evleneceği doğru mu?

**

 – Buyur hacı.

 – Sağ ol gözüm.

 Kendi evindeymiş gibi kızım.

 Bizimle yaşayacaksın artık Sinemaya da gideceğiz senle.

 Otur bakayım şuraya.

 Çek bakayım götünü şurdan.

 – Bu delikanlı viziteyi ödedi mi?

 – Evet.

 Nerede bu kız?

 – Yukarıda abla.

 – Zarin!

 Zarin!

 Müşterin bekliyor bak!

 Zarin!

 Müşterin bekliyor!

 Nerdesin sen?

 Senin yüzünden bu sıcakta bu kadar merdiven çıktım!

 Derdin ne senin?

 Müşteri aşağıda bekliyor!

 Neyin var?

 Ne diye suratını asıyorsun?

 Haydi, topla kendini.

 Aşağı gel, müşterin seni bekliyor.

 Nereye kız?

 

**

 Bu sabah, Dışişleri Bakanı Doktor Fatemi İngilizleri; İran hükümetini devirmek için kumpas kurmakla suçlayarak tüm İngiliz diplomatların derhal sınırdışı edilmesini emretti.

 Suçlamaları reddeden İngiliz hükümeti İran’ın İngiliz vatandaşlarına yönelik bu kararına itiraz etti.

 İngilizlerin itirazına karşılık olarak İran Dışişleri Bakanlığı; diplomatik koruma altındaki İngiliz konsolosluğu çalışanlarının; anti-ulusalcı örgüt kurmak ve örgüte para desteğinde bulunduklarını ispatlayan belgeler olduğu beyan etti.

 Şah çok yaşa!

 İmparator Şah Muhammed Reza Pahlavi liderimiz ve başkumandanımız adına, General Cyrus Sadriye ülkesine gösterdiği bağlılık ve vatanseverliğinden dolayı bu madalyayı; ülkesine ve şahına olan vazifesini yerine getirirken daha çok başarı getirmesini dileyerek kendisine takdim ediyoruz.

 Vatanımızın şer güçlerden ilelebet korunması dileğiyle.

 General Cyrus Sadri!

 Şah çok yaşa!

 

**

İnan bana, hiç aklımdan çıkmadın.

 Neden hiç geri gelmedin?

 – Dönmemi beklemen gerekmez miydi?

 – Sence daha ne kadar bekleyecektim?

 Neden evlendin?

 Abbas, kocam Sadri.

 – Merhaba.

 – Çok memnun oldum.

 – Tebrik ederim.

 – Çok teşekkür ederim.

 – Abbas yurt dışından yeni geldi.

 – Hoş geldiniz.

 Ben de eşinize; Ava Gardner’a ne kadar benzediğinden bahsediyordum.

 Ava Gardner’ı biliyorsunuz değil mi?

 Meşhur Amerikalı aktris Mogambo filminde, Clark Gable ile birlikte oynuyorlardı Hayır, bilmiyorum.

 Filmlerle kaybedecek vaktimiz hiç yok.

 Hele ki ülkemizin şu zorlu günlerinde, Holivud yıldızlarını kim takar?

 Ne garip.

 Fikrimce; sanat asla vakit kaybı olamaz.

 Öyle değil mi, Hanımefendi?

 Tam bir gerzek!

 Sırf batıda yaşadı diye, kendini bizden daha üstün görüyor.

 Fakhriciğim, sence de şu arkadaşın Abbas işe yaramazın teki değil mi?

 Gel de biraz karpuz ye hadi.

 – Yemeyeceğim.

 – Gel.

 Gel.

 Şu batılı arkadaşların bizi çikolatayla beslemeden önce bir şeyler ye.

 Sadri, rahat bırak.

 Tahammül edemiyorum artık.

 Sorun ne?

 Ne diye böyle arıza çıkartıyorsun?

 Nerdeyse 50’ye girdin, menapoza da girdin.

 Menapoza girmiş bir kadın başkalarına kuyruk sallamamalı.

 Sadri, sus artık!

 – Hakaretlerine tahammülüm kalmadı artık.

 – Ne hakareti?

 Durum şu ki; bir kadın kocasını tatmin edemiyorsa, yeni bir kadın almak kocanın en doğal hakkıdır.

 – Senin böyle – Yeter!

 Senin bu laflarından bıktım-usandım artık.

 Yeter, daha fazla böyle yaşayamam!

 

İğreniyorum senden!

 

Ama neden Parvin’le?

**

 Munis, bu kız abinin hayatını berbat edecek, diyeyim.

 Hakkında söylenenleri bir duysan.

 Diyorlar ki bakire değilmiş.

 Kimin umrunda?

 Ben bile bilmiyorum bakire miyim, değil miyim?

 Olur mu, ağzından yel alsın kız.

 Küçükken ninem hep; eğer ağaca çıkarsan bakireliğin yırtılabilir derdi.

 Galiba benimki yırtık.

 Munis, bakireliğini öyle perde gibi yırtamazsın.

 O dar bir deliktir, evlenince genişler.

 – Nerden duydun bunu?

 – Bir kitapta okuduydum.

 – Vay, vay, Faezeh Hanım.

 – Merhaba, Amir Khan.

 Seni görmeyeli uzun zaman oldu.

 Komşuya geldiydim.

 Gelmişken buraya da bir uğrayayım dedim.

 Şimdi gitmem gerek.

 Ninem beni bekler.

 – Gidiyor muyuz Faezeh?

 – Sen nereye gidiyormuşsun?

 – Bu gece Faezehlerde kalacağım.

 – Bir yere gidemezsin!

 – Görücü gelecek demedim mi sana?

 – Görücünün çirkin yüzünü görmek istemiyorum.

 Hadi gidelim, Faezeh!

 Hiçbir yere gidemezsin!

 İşte o kadar!

 Anlamıyorum derdi ne?

 Rahatsız kız.

 Bir bilmiş radyonun karşısına oturmayı!

 

Faezeh Hanım yollar tekin değil, yalnız gitmeyin.

 Ben namazımı bitirince, sizi evinize bırakayım.

 Eğer size zahmet olmayacaksa Seni iyice bir keseleyeyim.

 Sıcaksa söyle.

 Aa, deliye bak!

 İyi misin kızım sen?

**

Aman yarabbim!

 Allahım!

 Gir içeri, gir!

 Başıma neler getirdin böyle?

 Bu kepazeliği nasıl açıklarım?

 Beni dinlesen ne olurdu?

 Allahım yardım et!

 Sen benim şahidimsin.

 Ben elimden geleni yaptım.

 Fakhri!

 Ne yapıyorsun burada?

 – İyi misin?

 – Çok mutlu oldum geldiğine.

 Arkadaşlarımla tanıştırayım seni.

 Gel.

 Arkadaşlar, bu bayan Fakhri Sadri.

 – Motemadi, ünlü bir şairimiz.

 – Çok memnun oldum.

 Arkadaşım Nahid, büyük bir aktristir.

 – Memnun oldum.

 – Dostum Yusuf, ressamdır.

 Böyle buyur canım.

 Alabilir miyim?

 Albert Camus şöyle yazmış;

“Annen mi, adalet mi diye sorsalar, ben annemi seçerdim.”

Albert Camus halt etmiş!

 

Peki özgürlük olmadan adaletten konuşabilmemiz mümkün müdür?

 Nahidciğim, özgürlükten veyahut demokrasiden bahsedebilmek için, önce toplumun kültürel olarak gelişmesi ve bilinçlenmesi gerek.

 – Çok doğru.

 – Peki, nasıl bu kadar çabuk bilinçlenecek bu toplum?

 “Aydan, bir yıldız koptu” “Aydan kopan yıldız iki oldu” Derken bu aydan, koskoca bir galaksi doğdu.”

Hala hatırladığına inanamıyorum.

 Şiir yazmaya devam ediyor musun?

 Artık etmiyorum.

 Ya şarkı söylüyor musun?

 Bazan.

 O da kendime.

 Peki sorun ne?

 Çok üzgün görünüyorsun.

 İyi misin?

 Bir bahçe var, muhtemelen yarın satın alacağım.

 Neden?

 Sadri’yi terk ediyorum.

 **

Merhaba.

 Ben de sizi bekliyordum.

 Buyurun.

 – Ne zamandır buradasınız?

 – Kendimi bildim bileli burdayım.

 Neler neler duyuyoruz yarabbim Bacısı kaybolmuş, daha ölüsü-dirisi bulunmamış, adam kalkmış karı peşinde koşuyor.

 Keşke senin onu sevdiğini daha önceden bileydim.

 Ama endişelenme yavrum, bu düğünün olmasına izin vermeyeceğim ben.

 Şu büyüyü görüyor musun?

 Hacı Murtaza özel yaptı bunu.

 Şimdi bunu al, Amir Khan’ın evinin bahçesine gizlice göm.

 Bahtı hemen kapanacak.

 Sakın ha kimse görmesin seni!

 Sana bir de dua öğreteceğim.

 O duayı 20 kere oku ve üfle.

 Anladın mı?

 Ondan gayrı, kalbinde bir kötülük yoksa, tüm istediklerin gerçek olur.

 Faezeh!

 Nefes alamıyorum!

 Buradayım, Faezeh!

 Bura Burası Faezeh!

 Munis bekle!

 Allah aşkına Munis!

 Nereye gidiyorsun?

 Girme oraya!

 Oraya kadınlar girmez!

 Musaddık hükümetine karşı yaptıkları protestolara devam eden anti-ulusalcılar; birçok dükkan ve banka ile birlikte özel mülklere de zarar verdi.

 Bir başka yerde de şüpheli şahıslar sopa ve zincirlerle insanlara saldırdı.

 Yaralananlar; vatandaşlar tarafından hastaneye götürülerek ayakta tedavi oldular.

 Sağlık durumları ciddi olmayan vatandaşlar evlerine gönderildi.

 Hastanede kalanların ise hayati tehlikelerinin bulunmadığı belirtildi.

 Ne oldu?

 Neden burada oturuyorsun.

 Gel seni eve götüreyim.

 Artık o eve gidebilemem.(Tecavüz ettiler)

 Bir şey mi oldu?

 Kahvedeki namussuzlar

Geldik.

 Faezehciğim, kapıyı çal ve gir.

 Ben seninle gelemem.

 Tahran’a dönmem gerek.

 Korkma.

 Gir içeri.

 Senin iyiliğin için.

 Munis, Allah aşkına, bırakma beni burada.

 Allahım!

 Sen beni koru.

 Günahlarımı affeyle.

 **

Affedersiniz Yolumu kaybettim.

 Nereye gidiyorsun?

 Dur bakayım bir.

 Sizi rahatsız etmek istemiyorum.

 Olur mu hiç öyle şey?

 Söyle kızım.

 Bana biraz su verebilir misiniz?

 Çok susadım.

 Tabii Geç otur şöyle.

 Sen istirahatına bak, ben hemen sana soğuk su getiriyorum.

 Yoldaşlar!

 Dinleyin!

 Arkadaşlar!

**

 Dinleyin!

 Üzerimizdeki bu korkunç ekonomik kriz emperyalistlerin dayatmasıyla olmuştur.

 Çalışkan vatandaşlarımız hepsi ser-sefil durumda.

 Emperyalistlerin; petrol gemilerimizi engellemelerine ve Musaddık hükümetini zedelemelerine izin vermemeliyiz.

 Bizler sosyal adaleti savunuyoruz ve artık karşı koymanın vakti gelmiştir diyoruz.

 Bu sefalete daha fazla müsamaha göstermemeliyiz.

 Musaddık hükümetini; emperyalistlerin oyunlarına karşı korumalıyız.

 Düşman, hükümeti düşürmek ve insanlarımızı bölmek istiyor.

 Birlik olmalıyız.

 Gelecek bizimdir, her birimizindir!

 Yaşasın özgürlük!

 Ellerindeki pankartlarla slogan atan vatanseverlerle; dış mihraklar ve İran ulusunun düşmanları tarafından azmettirilen ve aynı zamanda el ilanları dağıtımı yapan anti-ulusalcılar arasında çıkan çatışmalara yönelik; başbakan tüm vatandaşlara ve kuruluşlara herkesin düşüncelerini ifade etmede özgür olduğunu Şerefsizler.

 Sonunda her şey bizim başımıza patlayacak.

 Musaddık; ülkenin ekonomik durumunun kötüye gitmesini İngiltere’nin koyduğu ambargonun sonucu olduğunu belirterek, vatandaşları sabırlı olmaya çağırdı.

 Sen komünist misin?

 Ya sen?

 Gitmem gerek.

 Partimizin bülteni.

 Nerede toplandığımız bunda yazıyor.

 Oku bunu.

 Umarım, tekrar görüşürüz.

 Çok yaşa Musaddık!

 Barbar İngiliz.

 Sıkılan yumrukların ve haykırışların arasında dururken, biliyordum ki her şeyi değiştirebilme iradesi bana geri dönmüştü.

 Bu kez buradayım.

 Bakmak için değil bu defa görmek için.

 Sadece bulunmak için değil burada bu defa eyleme geçmek için.

 **

Bakire değilmiş diyorlar.

 Şu kahvedeki namussuzlar Galiba benimkisi yırtık.

 Faezeh!

 Faezeh!

 Selam, nasılsın?

 Diğerleri geldi mi?

 – Selam yoldaşlar.

 – Selam.

 Bunu sana vermemi söylediler.

 – Yenisi mi?

 – Evet.

 Yoldaşlar Amerikanlar Şah’a; Musaddık hükümetini yıkması için baskı yapıyorlar.

 Yeni başkan General Zahedi olacakmış.

 Burada yazanlara göre, her an ordu darbe yapabilir.

 Hepimiz, bunun neye mâl olacağını biliyoruz.

 Hazır mı?

 Darbe yolda!

 Amerikanlar tezgahı kurdu!

 Varolsun ulusalcı Musaddık hükümeti!

 Arkadaşlar, tetikte olmamız gerek.

 Darbe girişimleri başarısız olsa da, emperyalizmin oyunları hala önümüzde.

 Amerika ve İngiltere’nin adi planı önce Musaddık hükümetini yıkıp, yerine ordu diktasını getirmektir.

 Şah firar etti!

 Şah firar etti.

 Darbe yolda.

 Darbe geliyor!

 Hazırlıklı olun!

 – Pis komünist!

 Ver onu bana!

 – Ne yapıyorsun?

 Yürü git lan!

 İyileştiğin için o kadar çok rahatladım ki Seni bulduğumuz günden beridir annenmişim gibi hissediyorum.

 Sana söylemek istediğim bir fikrim var.

**

 – Günaydın.

 – Sana da günaydın!

 Gel, otur.

 Biliyor musun ne oldu?

 Çiçekler de aynı Zarin gibi bir anda kendine geliverdiler.

 Her şey normale dönüyor.

 Bahçeyi artık açsak iyi olacak gibi.

 Belki parti bile veririz.

 Çok iyi olur.

 Tahran’dan birkaç arkadaşımı davet ederim.

 Çok güzel, şahane bir gece olur.

 Bu tam sana göre, partide bunu giymelisin.

 – Aman Tanrım!

 – Ne oluyor?

 Bu ne şimdi?

 Böyle koca bir ağaç nasıl yıkılır buraya?

 Ne rüzgar var, ne fırtına Nedir insanların içindeki bu açlık bu her şeyi yutma arzusu.

 Işık Hava Sessizlik.

 Şimdi bahçe çark ediyor ve parçalanıyor altında bu büyük ağırlığın.

 Hastadan farkı yok.

 Ve, ne gidebilmek mümkün ne rahat kalabilmek burada.

 Yaşa Şah!

 Yaşa Musaddık!

 Yaşa Musaddık!

 Ve o kargaşada ve gürültüde büyük bir sessizlik vardı.

 Öyle bir his ki her bir şey zamanla tekrarlanıyor gibi.

 Umut , Hıyanet,  Korku.

 Gene ne oldu böyle?

 – Bilmiyorum, aynı bu şekilde buldum.

 – Bırakma oraya.

 – Ne yapayım?

 – Valla ne bileyim Faezeh, odana götürür müsün?

 Bir dakikaya geliyorum ben de.

 Burası Tahran Radyosu.

 Tüm dinleyicilerin dikkatine!

 İran ulusunun vatanperver insanlarının askeriyeye olan destekleriyle birlikte Musaddık hükümeti düşürülmüştür.

 Şahın emriyle, General Zahedi yeni başbakan olarak görevi devralmıştır.

 Böyle bir yerde mümkünü yok yaşayamazdım.

 Ne yapılır ki burada bir başına?

 Yakınlarda bir ev bile yok.

 Ben de Şamsi’ye diyordum ki hiç insan kocasını, evini bırakıp buraya gelir mi Olacak iş mi?

 – Selam, nasılsınız?

 – Ne şahane bir gece!

 Sadi diyor ki; “İnsanoğlu tek özden gelen bedenin parçalarıdır.” “Parçalardan biri zarar gördü mü şayet, tüm beden bitkin düşer.”

– Eski tarz mıdır bu?

 – Üstad, değil tabii ki ama

– Kimsiniz?

 – Amir Karimi.

 Faezeh Hanım burada mı?

 Demek Amir Khan sizsiniz!

 İçeri buyrun, ben Faezeh’i çağırayım.

 Teşekkür ederim!

 Nasıl?

 Amir Khan geldi, aşağıda.

 Canım benim.

 Şah’ın geri gelmesine çok sevindim.

 Bence buna kadeh kaldırmalıyız.

 Şerefe!

 Ben postallı hükümete kadeh kaldırmam!

 “Postallı hükümet” derken ne demek istiyorsunuz?

 Şöyle bir çevrenize bakarsanız, anlarsınız.

 – Hanımın nasıl?

 – Parvin?

 Allaha şükür, iyidir.

 Evde ve hamile.

 Faezeh, ne bu halin böyle?

 Nerede senin baş örtün?

 Böyle bir mekana geldiğine hala inanamıyorum.

 Şu çevrendeki yosmalar da kimler?

 Namaz kılabiliyor musun?

 – Faezeh, kaç yaşındasın?

 – Niye soruyorsun?

 Kadın vücudu çiçek gibidir.

 Açmaya bir başladı mı, yakında solmaya da başlar.

 Buraya, ellerinden tutup seni evime götürmek için geldim.

 Malım mülküm yerinde çok şükür.

 Parvin’i dert etme sakın.

 O senin hizmetçin olacak.

 Ya benden sıkılınca, üçüncü karının hizmetçisi mi olacağım?

 Ne kadar şanslı olduğumu şimdi anladım.

 Sen çık, ben hemen geliyorum.

 Kuzum, niye bu kadar geciktin?

 Hiç gelmeyeceksin sandım?

 – Ne de güzel olmuşsun.

 – Herkes seni bekliyor.

 Fakhri, canım, seni nişanlım Christine ile tanıştırayım.

 – Çok memnun oldum.

 – Merhaba.

 – Bahçenin sahibi kimdir?

 – Sorun nedir, komutan?

 – Bahçenin sahibi kimdir dedim!

 – Benim, ne yapabilirim sizin için?

 – Kocanız nerede?

 – Komutan, General Sadri’nin hanımıdır kendisi.

 Anladım.

 – Ya siz?

 – Ben misafirim.

 Arayın her yeri!

 İçeri geçelim.

 Affedersiniz komutanım, kimleri arıyorsunuz?

 Komünistleri mi yoksa Musaddık’in destekçilerini mi?

 Ne fark eder ki?

 Muhalif muhaliftir.

 Hepimiz Şah’ın destekçileriyiz.

 Devam edin.

 Dostlar.

 Konuşmamız lazım.

 Hasan yakalandı.

 İşkence altında öter mi dersin?

 Bu riski göz ardı edemeyiz.

 – Ne kadar biliyor?

 – Çok.

 “Aşk bülbülü öter-öter durur”

“Sesi kalbimi döve-döve vurur”

“Gözlerin bu alemi yakar-yakar durur”

“Daha ne diyeyim, hepsi budur.”

Çok güzel.

 – Anlıyor musunuz?

 – Hayır.

 Hiç.

 İran kültür seviyesi yüksek bir ülke.

 Ben ülkemi çok severim.

 Şerefe!

 İran’ın şerefine!

 İran’ın şerefine!

 De, İran de.

 – Şuna bak, ne de güzel.

 – Amerika’lı diye öyle gözüküyor.

 Abbas ne zaman bir sarışın görse kendinden geçer.

 Sevmenin İranlısı, Amerikalısı olmaz.

 Ciddi misin?

 Dostlarım, beni dinler misiniz?

 Bu geceyi bizlere sunduğu için, güzel dostum Fakhri’ye, çok teşekkür ederim.

 Ve ben biliyorum ki kendisinin çok hoş bir sesi vardır ve ondan, bize bir şarkı söylemesini rica ediyorum.

 Fakhriciğim, şöyle buyur.

 Kimse kımıldamasın!

 Olduğunuz yerde kalın!

 Hepiniz tutuklusunuz!

 Ölüm zor değildir.

 Düşünmesi zordur.

 Peşinde olduğumuz tek şey yeni bir tarz,

yeni bir yol bulmaktı özgürlüğe doğru.

 

Bu film 1906 ve 2009 yılları arasında İran’da verdikleri demokrasi ve özgürlük mücadelesinde yaşamlarını yitirenlere ithaf edilmiştir.

Bakınız:

http://iranfilmleri.blogspot.com.tr/2012_11_01_archive.html

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorumda sahte e-posta yazanlara cevap verilmez.

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s