JEAN-LUC GODARD

 

Jean-Luc Godard (d. 3 Aralık 1930) Fransız ve İsviçreli film yönetmeni ve sinema eleştirmeni. Fransız Yeni Dalga Akımının en etkili üyelerinden birisi.

1930 yılında İsviçre kökenli Fransız orta sınıf bir ailenin çocuğu olarak Paris’te doğdu. Babası kendine ait bir kliniği olan bir doktor, annesi ise İsviçre’nin tanınmış bankacı ailelerinden birisinin kızıydı. II. Dünya Savaşı sırasında İsviçre’de yaşadı , 1940’ların sonuna doğru ailesi boşanınca Godard etnoloji (budunbilim) okumak için 1949 yılında Sorbonne Üniversitesine girdi. Bu zaman dilimi boyunca Cineclub ve Cinemateque e katıldı. Godard Yeni Dalga Akımı’nı alevlendiren insan olarak bilinen Andre Bazin ile burada tanıştı.

FİLMLERİNDEN SEÇKİLER

choses-que-je-sais-delle 2  . 2

choses-que-je-sais-delle 3  . 2

Alphaville  . 3

Breathless 1960  . 4

Cleo From 5 To 7  . 4

Die Antigone des Sophokles  . 5

Histoire(s) du cinéma – 1.Toutes les histoires (1988)  . 5

Histoire(s) du cinéma – 2. Une histoire seule (1989)  . 6

Histoire(s) du cinéma Une vague nouvelle (1998)  . 6

Ici. et. Ailleurs.1976  . 7

In Praise of Love  . 8

‘Je vous salue, Marie’ (1985)  . 8

Le Petit Soldat (1963)  . 10

Le Vent D’est – Wind From The East (1970)  . 12

Made. in. U. S. A. 1966.   13

Meeting With Woody Allen(1986) Godard  . 13

Mépris, Le (Jean Luc Godard, 1963)  . 13

Notre Musique (2004)  . 14

Nouvelle Vague (1990, Jean-Luc Godard)  . 17

Numéro Deux  . 23

Paris nous appartient (1961)  . 23

Paris vu par  . 24

Passion.   27

Pierrot. Le. Fou. 1965  . 27

Reservoir. Dogs. 1992  . 30

Ro. Go. Pa. G. (VV. DD. , 1963)  . 30

sprinter-films2010 -SOSYALİZM FİLMİ   33

un. metteur. en. ordre-robert. bresson(TV. s1966)  . 37

Une. femme. est. une. femme. 1961  . 39

Une. Femme. Mariee. 1964  . 40

Vivre. Sa. Vie. 1962  . 45

Vladimir Et Rosa.1970  . 48

Week.End.1967  . 49

choses-que-je-sais-delle 2

Bugün toplum içerisinde yaşamak büyük bir boşluk içerisinde yaşamakla neredeyse aynı.

**

Bulutlu bir gökyüzü var, eğer kafamı çevirirsem duvarda da kelimeler var.

  Neden tüm bu tabelalar gerçekliği çizmek yerine hayallerden sökme işler yaparak söyleyişten şüphe duymama neden oluyor.

choses-que-je-sais-delle 3

İmgelerin içinde, hiçbir şey, en iyi veya en kötü olmuyor.

  Gözlerim mantığımı yok etmeden önce, onarmaya çalışırken nesneler vardı ve onlara insanlardan daha uzun zamandır var oldukları için onlara insanlara gösterdiğimizden daha çok ilgi gösterirsek ölü nesneler belki canlanırdı.

  Yaşayan insanlar çoktan ölmüşler zaten.

  Tekrardan mutlu mesut yaşamak için kendime neden arıyorum.

  Şimdi bu analizi daha ileriye taşırsam sanırım basit bir hayat yaşamak için bir sebep bulabilirim ve şimdiki zamanın getirilerinden eğlenmeyi bırakabilirim işte bu, yaşamak için yakalanabilecek nedenlerden birisi onu yakalayıp bir iki saniye tutabilirsem çevresinde bulunan şartlardan onu söküp çıkarabilirim.

  İnsanların dünyasının en basit olgusu haline getirip insanlara kendi ruhlarının derinliklerini gösterip insanların uyum içinde yaşadıkları yeni bir dünya yaratabilirim işte amacım bu!

  Politikanın hikâyesi, insanlara tutkunun büyümesini açıklar.

  Kimin tutkularının?

 Benimki; bir yazar veya ressam olmak.

**

Birisinin ortada olmayan bir hayalini düşünebilirim ve ya onu bir sözüyle hatırlayabilirim üstelik ölü olsa bile.

**

Filmlerdeki insanlar gerçekte asla konuşmaz.

 Seninle bunu denemeliyim.

 Benle gerçekten konuşmak mı istiyorsun?

 Çünkü sadece yabancısın.

 Yabancılarla konuşmayı severim.

 O halde konuş.

 – Konuşmanın manasını biliyor musun?

 – Kelimeleri söylemek.

 Peki kelimeleri söylemek nedir?

 Kelimeleri söylemek konuşmaktır aptalca ve ilginç şeyleri söylemek.

 Peki birlikte nasıl konuşacağız?

 Gerçekten konuşmak, bir şeyler paylaşmaktır.

 Peki, ilginç bir şey seçelim ve onun hakkında konuşalım.

**

Zaman beni ve sevdiğim insanı değiştirir.

 Değiştiğimi mi düşünüyorsun?

 Ben sadece yoruldum.

Hayır, sen değil.

 Ben değiştim.

 Değiştim ve hâlâ aynıyım.

 Ne anlama geliyor bu?

 Bilmiyorum.

**

En başa dönene kadar, her şeyi unutacağım ve sıfırdan başlayacağım.

Alphaville

Zaman bir çember gibidir sonu gelmez bir şekilde dönen.

**

Uzağa, uzağa, der nefret; Yakına, yakına, der aşk.

Breathless 1960

Seni görünce sevinecek miyim, öğrenmek için seni tekrar görmek istedim.

**

Benim hakkımda konuşmalıydın ve ben de senin.

**

İnsanların kendim olmama izin vermesini istiyorum.

 Ben özgürüm.

**

Cleo From 5 To 7

Çirkinlik güzelliktir.

 Güzellik çirkinliktir.

**

Sevdiğin makamlarda söz yazmaya çalışıyor.

 – Bu güzeldi.

 – Sadece sözleri ezberle.

 – Bu “Aşkın Gözyaşları”

**

Üzülme.

 Kırılan bir ayna ve ölen bir adam.

**

Cezayir’de olsan her şeyden ödün kopar.

 Ne kadar kötü.

 Yok yere ölüyorlar.

Beni kızdıran da bu.

 Bir kadının aşkından ölmeyi yeğlerim.

 Hiç aşık olmadın mı?

 Bazen, ama hiçbir zaman istediğim derinliğe ulaşmadı.

 Hep kızların hatasıydı.

 Sadece sevilmekten hoşlanıyorlar.

 Bir şeylerden vazgeçip kendilerini veremiyorlar.

 Yarı yarıya seviyorlar.

 Vücutları eğlenceli ama  yaşamları değil.

 Bu yüzden bende ayrılmak zorunda kalıyorum.

 Bunları anlattığım için affedin beni.

 Haklısın.

 Sen hiç aşık oldun mu?

 Dediğin gibi; bir şeylerden vazgeçmedim hiç  Ama hangi kelime uygun olurdu ki?

 Kendimi koruyordum  Sence de biraz dramatize etmiyor muyuz?

 Umutsuz vakayım.

 Ve şimdi,bu  Peki, ikimizde berbat haldeyiz.

 Daha iyisin ya?

 Kulağa ne kadar hoş geliyor 

Bir inci tanesi ve bir kurbağa 

Sen ve ben.

 Ne zaman öğreneceksin?

Die Antigone des Sophokles

Her şey bitti!

 Ah, son kılıç da kırıldı!

 Heimon öldü, kanına girerek kendi elleriyle.

Histoire(s) du cinéma – 1.Toutes les histoires (1988)

Hiçbir şey değişmediğinden artık her şey daha farklı.

 **

Bir şey her yönüyle göstermeyin.  Kendiniz için bir belirsizlik payı bırakın.

**

Kalbimizin derinliğine doğru bilinmez bir sesin gittiğini öğrendiğimiz zaman bunu nasıl göz ardı edebiliriz?

 Haberler bize neyi öğretir: Ulusun doğuşunu, umudunu Roma ve Open City’i.

 Sinemacılık bir olay yaratmaz, ama görüş açıcısı kazandırır.

**

Gerçeklik şu anda intikam peşinde.

 Gerçek gözyaşı ve kan istiyor.

**

Kör adama “İki elin var mı?” diye sor.

 Ama görünüş beni rahatlatmayacak.

 Şüphelerim varsa ne diye gözüme güveneyim?

 Ellerimle görebildiğim şeyi neden gözlerimle kontrol etmeliyim?

 Yardım edin!

Histoire(s) du cinéma – 2. Une histoire seule (1989)

Hikaye iki kardeşle başlıyor  İsimleri sırası ile Lampshade ve Lumière.

 İkisi de birbirinin aynısı.

 O tarihten beridir film yapmak için iki adet makaraya ihtiyacın var.

 Biri dolarken diğeri boşalıyor.

 Şans eseri olarak videolarda sol makara “köle” sağ makara ise “efendi” olarak adlandırılıyor.

 Son bir kez daha karanlığın gücü ışığın gücünü alt etti.

 Ama hemen ardından ışık, karanlık ile yeniden dövüşecek.

**

Şairler ölümcüldür ve ciddiyetle şarkı söylerler.

 Geçici Tanrıların izine varmak ve o izi doğruca takip etmek için, izler ölümlüler içindir.

 Onların kardeşleri, dönüş yolu için vardırlar.

 Peki ölümlüler arasında kim böyle bir çizgiyi çizebilir?

 İzlerin farkına varmak her zaman zordur mirasın izlerinin farkına varmak ise neredeyse imkansızdır.

 Üzüntülü zamanlarda şair olmanın anlamı: Şarkı söylemek geçici Tanrıların izine katılmak için.

Histoire(s) du cinéma Une vague nouvelle (1998)

Hem Tanrı’ya hem de paraya hizmet edemezsin.

 Sadaka verirken sağ elinin verdiğini sol elin görmesin.

 Böylece sadaka vermek senin sırrın olur.

 Baban, gizlice yaptığın şeyi görünce seni ödüllendirecektir.

 Yargıladıkça yargılanırsın.

 Bağışlan.

Kullandığın ölçüyle sen de ölçülürsün.

 Aman Tanrım, para!

**

O filmler herkes içindi.

 Sadece bizim için değil.

 Bizim haricimizdeki herkes için.

 Çünkü gerçek sinema, görülemeyecek türdendi.

 Tek türdü.

**

Ici. et. Ailleurs.1976

Dünyayı basitçe ikiye ayırmak çok kolaydır.

**

GÖRMEYİ ÖĞREN, OKUMAYI DEĞİL

**

gücü eline alan daima biri vardır.

**

Örneğin burada, önce okul ve aile sesleri vardı.

 Sonra okul ve aile sesini silecek başka bir ses olacak.

 Bir aşamada  bir ses diğer sesler üzerinde hakimiyet kurar.

Bir aşamada bu ses umutsuzca gücü elinde tutmaya çalışır.

 Bu ses nasıl güçlenir?

 Güçlenir çünkü verili bir dilimde bu ses bir imajdan beslenir.

**

Toprakla olan bağları hakkında, siper kazma örneği üzerinden düşünüyorlar.

 Ve net olarak: “Toprağı kazarak ona daha çok bağlanıyoruz ve bunu seviyoruz.”

“Ve toprak seni koruduğunda, ona aşık oluyorsun.

” “Öyleyse pratik ve teori hakkında konuşulmuyor.”

Topraklarına aşık olmak dediler, sonra da şöyle dediler: “aşık” ve “olmak”.

**

Halkı temsil eden kişi tek başına konuşuyor, halktan uzak bir durumda.

 Her zamanki gibi, tiyatro.

**

Her zaman yönettiği görülen kişi, asla yöneten kişi değildir.

 Yöneten ve emirleri veren kişi asla gözükmez.

 Uymayan bir şey daha var.

In Praise of Love

Ne düşünüyorsun?

 Sigaram bu gece sonuna kadar yeter mi diye merak ediyordum.

 Ve bağcıklarımın yarına kadar dayanıp dayanmayacağını.

 Ve nefesimin hafta sonuna kadar yetip yetmeyeceğini.

**

Kız ağlar.

 “Neden zaten sahip olduğun bir şeyin peşinde koşuyorsun?

” “Tek kelime ile istenen olmak için çok güzelsin,” “ve beni mutlu etmen için seni çok yükseğe yerleştirdim.

” “Seni seviyorum, sen benimsin.”

“Ama benim olduğun için seni görmek zorunda değilim.” Neler oluyor görüyor musun?

 Ya sen?

 Sevdiğin kişiye böyle söyleyebilir misin?

 Sevdiğin birinden bunu kabul eder misin?

**

“Her düşünce bir gülümsemenin enkazını hatırlatmalıdır.”

**

Başkalarının hikayelerine, başkalarının efsanelerine ihtiyacınız olmasına şaşmamalı.

**

Her arzunun halsizliği ve gerçeği karşılanmalı.

 Hepimiz soytarıyız.

 Sorunlarımızda daha uzun yaşıyoruz.

**

Saint Augustine’in söylediği şu sözü biliyor musun?

 “Sevginin ölçüsü, ölçüsüz sevmektir.”

‘Je vous salue, Marie’ (1985)

Ne demek istiyorsun?

 Zaman diye bir şey yoktu,  şansın zamanı yoktu.

 Dünya’da yaşam belirdikten sonra zaman belirmedi mi?

 Sonra başka bir yerden geldi uzaydan.

 Bir uzaylının nasıl görünebileceğini merak ediyoruz.

 Gidin ve aynada kendinize bakın.

**

Herkes, ölü ya da diri,  elektronik alanda kendine özel imzasını bırakır.

 Bana göre,  bu uzayda hayatın olduğu görüşünü doğrulamaktadır.

 Biz oradanız.

**

Suyun yanında hiçbir zaman karınca göremezsin.

 Yanlış!

 Bazı karıncalar altın ararlar.

**

Not almalısın.

 Evet, ama ben yazamıyorum.

 O yüzden çiziyorum.

 Eğer bir resimse, unutman mümkün değil.

 Eğer unutmak istiyorsam, o zaman yazmayı öğrenmeliyim.

 İşte bu.

**

Ruhun bedeni var mıdır?

 Ne demek istiyorsun genç bayan, bedenin ruhu vardır.

 Ben bunun tam tersi olduğunu düşünmüştüm.

**

Tek başına bir beden nedir ki?

 “Onu görebilir ve tiksinebilirsin,  onu hendekte görebilirsin, sarhoş ya da tabutun içerisinde, ölü.”

Dünya bir bakkalın  “tezgahının kış başında mumlarla dolu olduğu kadar bedenle doludur.”

Ama o mum sadece sen onu eve getirdiğinde ve yaktığında sana huzur verir.

 Gel buraya 

Bedenimi sevmiyor musun?

 Konu o değil.

 Peki ne o zaman?

 – Onun yüzünden.

 – Bilmiyorum.

 Beni hasta ediyor.

 Bilmiyorum.

 Biliyorum, o.

Her zaman odur 

Ben de gerçek bir kadınım.

 Seni sevmeyi gerçekten isterdim, ama nasıl sevebileceğimi bilmiyorum.

 Haydi eve gidelim.

**

Ben senin sadece bir gölgen olacağım.

 Tanrı’nın gölgesi 

Tüm erkekler, erkeğini seven bir kadın için aynı değil midir?

 Ruhun beden olmasına izin ver 

O zaman kimse bedenin ruh olduğunu söyleyemez, çünkü ruh beden olacaktır.

 Sen tamamlanacaksındır

**

Sen gerçekten bir hiçsin.

 Ruhu ruh yapan onun acısıdır.

 Onlar için olan acımı duyan ilk kişi O olacaktır.

**

Ben ruhun gerçek gülümsemesini bilirim,  ama dışından değil içinden

**

Meryem ruhtan düşmüş bir bedendir.

 Ben bir beden tarafından taklit edilen bir ruhum.

**

” Aşkta bakışlar yoktur dış görünüş yoktur benzerlik yoktur.

  Sadece kalplerimiz ışığı titretebilir  

O’nun orada duruşunu sana tasvir edemem.

Le Petit Soldat (1963)

Gizli savaş insanları ve fikirleri  karıştırdı.

**

Güçlü olmalısın, doğru, güce dayan.

**

Guitry’nin dediği gibi, “Aşkın, nerede olduğunu bilmiyoruz artık.”

**

Bence kadınlar 25’ten fazla olmamalı.

 Erkekler o yaşta daha yakışıklı.

 Kadınlar değil.

 Kadın için yaş adil olmayan bir şey.

 Ve acayip bir şey farkettim.

 Kadınlar intihara karar verdiğinde  ya trenden  ya da pencereden aşağı atlıyorlar.

 Başarısız olmaktan korkuyorlar ve kendilerini atıyorlar.

 Böylece, geri dönüş imkansız oluyor.

 Erkekler bunu asla yapmaz.

 Nadiren metro’ya atlarlar.

 Kadınlar bazen bileklerini keser.

 Hem cesaret hem de korkaklıktır.

 Bilmiyorum.

 Hayat der ki  kadınlar haklıdır, ama erkekleri öldürür.

 Önemli olan ölüm.

 Van Gogh yeni bir gezegene gitmek için ölümü kullanacağımızı söylemişti.

 İdeallerden önemli bir şey var  ama ne?

 Ele geçirilmemekten daha önemli bir şey var.

 Keşke bilseydim ne olduğunu.

 “Saçma”.

 Okuldayken bu kelimeye hayrandım.

 Şimdi küçümsüyorum.

 “Sükunet.”

Güzel bir kelime.

 “Lonca.” gibi

Kaybolmuş gibi yapmazsam, kaybolacağım.

 Bence herkesin bir ideali vardır.

 Ama herkes önemli bir şeyi atlıyor.

 Tanrını ideali yok.

 Çok güzel bir söz vardır.

 Kimin?

 Lenin’di galiba.

 “Geleceğin estetiği ahlaktır.”

Çok önemli ve etkileyici bir söz.

 Sağ ve Sol’u uzlaştırıyor.

 Sağcılar ve solcular ne düşünür?

 Bu günlerde devrim ne için?

 Sağ kazanr,sol politikalar uygular.

 Ya da tersi olur.

 Kazanırım veya kaybederim, ama yalnız savaşırım .

 30’larında genç bir adam devrim yaptı.

 Mesela, Malraux, Drieu La Rochelle, Aragon.

 Bizim ise hiç bir şeyimiz yok.

 İspanyol iç savaşını yaptılar.

 Bizim savaşımız yok.

 Kendimiz bir yana  kendi yüzlerimiz, seslerimiz  Hiç bir şeyimiz yok.

 Ama kenid sesini tanımak  önemlidir  ve yüzünün şeklini.

 İçeriden böyle ama dışarıdan baktığında, böyle.

 Bana bakıyorsun, ama ne düşündüğümü bilmiyorsun  ve hiç bir zaman da bilemeyeceksin.

 Şu anda, Almanyada bir orman.

 Bisiklet gezisi.

 Bitti.

 Şimdi Barcelona’da bir cafe.

 Şimdi .

tamamen bitti.

 Düşüncelerimi kısıtlamamaya çalışıyorum.

 Ve konuşmamı.

 Konuşma nereden gelir?

 Belki insanlar sonsuza kadar konuşur  altın madencilerin gerçeği araması gibi.

 Ama nehiri kazmak yerine kendi düşüncelerini kazarlar.

 Değersiz sözleri atarlar  ve sonunda birini bulurlar  sadece bir tane  sadece bir tane altın  ve sonra hepsi sessizleşir.

 Neden beni seviyorsun?

 Bilmem.

 Çünkü ben çılgınım.

Le Vent D’est – Wind From The East (1970)

“Ticari deneyim boyunca, zenginliğin kontrolü aynı kalmaktadır ”

Ölüm, ateş, ölüm.

Made. in. U. S. A. 1966.

Kadın bilinmeyene doğru açılan bir kapıdır.

 Kadın, çıplak ayaklar zaferi gibidir.

**

Sessizliğim de kelimelerim gibi etkili.

 Gidişim varlığım gibi sıkıntılı.

 Önemsesem de önemsemesem de kayboluyorlar.

 Kaygıyı ara sıra düşünmeli, ölümcül olabilir.

 Yoksa hayat bir hiçliktir ya da herşeydir.

 Anlamsız bir hayattansa ölümü seçmek.

 Varlığımı saltlığa karşı koyuyorum.

 Ahlakın mutlak kuralı.

 Mutlaklığı başka yerde aramamalı.

 Ne geçmiş bunu garanti edebilir.

 Ne gelecek vaatte bulunabilir.

 Varolmayı seçtim.

 daha da farkında olabilmek için.

 kendimin, Dick’in, ve diğerlerinin.

**

Neredeyim?

 Kanla yıkanmış ülkelerden geçtim.

 Savaş savaştır.

 Nasıl adlandırırsanız adlandırın.

 Ve hayat… sadece savaş mıdır?

 Savaştakinden daha az kişi öldürmek yaşamanın kuralı mıdır?

Meeting With Woody Allen(1986) Godard

Hatırlıyorum, evet, Yunan yazarın beni yazdığını iyi hatırlıyorum.

 Karatavuk kuşlarının insanları şehirlere kadar takip eden tek kuş olduğunu söylemişti.

Mépris, Le (Jean Luc Godard, 1963)

Birinin bilmediğini bilmek, üstün ruhlara bahşedilen bir yetenektir.

 Birinin bilmediğini zannedip, bunun farkında olmamak ise bir hatadır.

 Bunun bir hata olduğunun ayırdında olmak ise, kişiyi sözkonusu hatayı yapmaktan korur.

 Bilgi buramda saklı benim.

**

Bu sefer hangi Yunanlıları seyrediyoruz,Fritz?

 Her filmin belli bir bakış açısına sahip olması gerekir, Jerry.

 Bu filmin bakış açısı içinse bireyin koşullara karşı savaşımından sözedebiliriz.

 -Eski Yunanlıların ezeli sorunu.

**

Şimdiyse bir hiç yüzünden kavga ediyoruz.

**

”Bana göre sorun, dünyaya olan bakış açımızın içinde saklı. Olumlu ya da olumsuz.

 Yunan trajedyası olumsuzdur.

 Burada; kendisini umutsuz bir yazgıya mahkum ederek Tanrılar tarafından vücüda getirilmiş olan insanoğlu kaderin kurbanı olarak betimlenir.”

Niye meselenin pencerenin açık olmasından kaynaklandığını söyledin?

 Başka birşeyler var.

 Ben öyle olduğunu düşünüyorum.

 ”İnsanlar kötü, yanlış olan şeylere karşı baş kaldırabilir.

 Şartlar, anlaşmalar tarafından tuzağa düşürüldüğümüzde başkaldırmalıyız.

 Ancak sanmıyorum ki cinayet bir çözümdür.

 Tutku suçları hiçbir amaca hizmet etmez.

 Bir kadını severim, beni aldatır onu öldürürüm.

 Geride benim için ne kalır peki?

 Ölmüş olduğu için, sevdiğimi kaybetmişimdir.

 Aşığını öldürürsem, benden nefret eder, ve yine onu kaybederim.

 Öldürmek asla bir çare olamaz.

**

Kadınlar sevişmemek için daima bir bahane bulabilir.

**

Belki bana bazı fikirler verebilir.

 Hırsızlık yapacağına neden kafandaki fikirleri bulup çıkarmıyorsun?

Notre Musique (2004)

KRALLIK CEHENNEM tufan ve yağmurlardan sonra silahlı insanoğlu yeryüzüne çıkıp birbirini yok etti.

 Burada kelle uçurma takıntılarıyla korkunçlar.

 Beni asıl şaşırtan şey hala hayatta kalanların olması.

 Bize zulmedenleri bağışladığımız gibi sen de bizim günahlarımızı bağışla.

 Evet, bağışladığımız gibi bağışla.

 Evet, bağışladığımız gibi bağışla.

 Ölümle iki şekilde yüzleşebiliriz: İlki, imkanlılığın imkansızlığı gibi diğeri imkansızlığın imkanlılığı gibi.

 “Ben” başka bir insan.

**

“Bir adamı öldürmek, bir fikri savunmak, bir fikri savunmak değildir. Bir adamı öldürmektir.”

“Bir adamı öldürmek, bir fikri savunmak, bir fikri savunmak değildir. Bir adamı öldürmektir.”

Sona erdiğinde hiçbir şey eskisi gibi değildi.

 Şiddet şiddet en derin yaraları açar.

 Katliamın rezaleti silinmez.

 Terörün yok ettiği bir dünyaya inanmak asla mümkün olmadı.

 Komşunun sana sırt çevirmesini görmek, sonsuza dek derine yapışan bir korku yaratıyor.

 Şiddet yaşamın yolunu kesti.

 Hayatta kalan sadece diğeri değil.

 Onlar başka insanlar.

 Kural hayatta kalmaktır.

 Kabus yolda kalanlara aittir.

 Herkes birbirinin düşmanıdır.

 Vücut potansiyel bir silahtır.

 Herkes birbirini ve başkalarını nasıl inciteceğini bilir.

**

“Doğa, yaşayan sütunların bazen kelimeleri bulanıklaştırarak içeri girmesine izin veren bir tapınaktır”.

 “İnsan tanıdık bakışlarla kendisini izleyen semboller ormanından geçer”.

 Eğer günümüz sonu gelmez bir yıkım gücüne ulaştıysa, imgeleri maddeleştiren, rüyaları açığa çıkaran, anıları güçlendiren, sonu gelmez yaratma gücü yaratan bir devrim yapmak zorundayız.

 “Eğer günümüz sonu gelmez bir yıkım gücüne ulaştıysa, imgeleri maddeleştiren, rüyaları açığa çıkaran, anıları güçlendiren, sonu gelmez yaratma gücü yaratan bir devrim yapmak zorundayız”.

 Bu ölüler için daha iyi.

 Kısa ömrün şeffaflığı, yaşayanlara bu karanlık vadiden hızlı ve güvenli geçmeyi sağlayarak görkemli bir şekilde bunu dile getiriyor.

 “Bu ölüler için daha iyi.

 Kısa ömrün şeffaflığı, yaşayanlara bu karanlık vadiden hızlı ve güvenli geçmeyi sağlayarak görkemli bir şekilde bunu dile getiriyor”.

 Beyaz insan gök ve ağaçlar arasında serbestçe dolaşan ruhları duyarak eski sözcükleri asla anlayamayacak.

 Bırakın Kolombus Hindistan’ı bulmak için denizleri dolaşsın.

 Bu onun hakkı.

 Ruhlarımıza baharat isimleriyle seslenebilir.

 Bize “Kızıl Derili” diyebilir.

 Kuzey rüzgarının tüm havasını değiştirebilir.

 Ama haritasının dışındaki dar dünyada hava ve su gibi eşit doğan insanların varlığına inanamaz.

 Gücünü yaşayanlarımızın ve ölülerimizin etlerinden aldı.

 O halde, bacaklarımızı minik tüylerle süsleyecek ve birkaç değersiz eşyamızdan başka verecek bir şeyimiz yokken neden ölümcül savaşını sürdürmek niyetinde?

 Zamanı gelmedi mi?

 Yabancı, her ikimiz aynı yurdun yabancıları olarak bizim için aynı çağda yüz yüze gelmenin zamanı gelmedi mi?

 Uçurumun ucunda buluşuyoruz.

 Rüzgarlar kanamalarına rağmen başlangıcımızı ve sonumuzu anlatacak ve günlerimiz efsanenin külleri içinde gömülü kalacak.

 Işık görülmezlikte ilk görülen hayvandır.

 Cevap vermeyecek misin?

 Hiçbir şey söylemeyeceğim, yararı yok.

 – Hiçbir şey söylemeyeceğim.

 – Konuşabilmem için bir yol bul.

 Ne yapmam gerektiği konusunda bir fikrin var mı?

 – Beni anladığına ikna et beni.

 – Hadi, konuş benimle.

 Beni anlamazsan, seninle nasıl konuşmaya başlayabilirim ki?

**

 

Dil bağımlılığını bir bulut olarak görüyorum.

**

İki şey birbirine benzediğinde bu daha da kötü oluyor.

**

“Her şey ve herkes için hepimiz suçluyuz ve ben diğerlerinden daha suçluyum”.

**

Modern demokrasiler kendilerini totalitarizme yaklaştırıyor.

**

Kurban ya da suçlu, başka bir seçenek yok.

 Bir suçlu olarak, yargılanmaktan kurtulmak bize zulmeden bir canavarı, daha azılı bir suçluyu suçlamak her zaman mümkündür.

 Hayat ucunda mutlak yenilgi olan bir varoluş mücadelesidir.

 Biraz olumsuz düşünmeden kurbanlar için nefreti ve tiksinmeyi önlemek neredeyse imkansızdır.

 Çünkü bizden dolayı ya da bize rağmen kötü durumlarını kabul ederler.

 İşte bu yüzden kurbanların sesine kulak veririz.

 İşte bu yüzden herkes kendini kurban olarak ifade etmeye teşvik edilir.

 Rezaletini göstermeye hazır olanlarla halk gösterisinin baskın konumları için ahlaki rahatlığın bir işaretini oluşturanlar arasında bugün dünya ikiye bölünmüştür.

 Problemi çözecek anahtarı konuşuyoruz ama anahtarı sokacak deliği unutuyoruz.

 Önümüzde gördüğümüz düşünmeden yazılan bir hikaye, sanki isteksiz bir iradeden miras kalmış gibi.

 Kuşkusuz her zamankinden daha çok yoklukla yüzleşiyoruz.

**

Nouvelle Vague (1990, Jean-Luc Godard)

Seni seviyor; işe yarar.

 Yaralısın.

 İyice gerçekleştirilmiş bir ölüme kim değer biçer?

 Parası olan zenginler bile, artık rahatsız.

 Kendi ölümüne devam etmek isteyen çok nadir.

 Acı mı çekiyorsun?

 Senin olmayan bir şeyi verebilmek ne güzel.

 Boş ellerin mucizesi.

 Hep aynı hikaye; yine bize gelecek sunuyor.

 Boşver, cevap Ütopik.

**

Kim, sana soruyorum, hayatı kim seviyor?

 Bir zamanlar kitleler nedenini bilmeden mutlu oldu.

 Artık mutluluk günlük olarak tanımlanıyor ve insanlar mutsuzlar.

 Hala sınıf bilinciyle yaşıyorlar ancak artık kira ödemiyorlar.

 Devletin derin ahlaksızlığı gerçeğe izin ve cesaret vermemesinden kaynaklanıyor ama zaman zaman insanlığın doğuştan gelen çok genel özelliklerini açığa çıkarmak için işçileri zorluyor: İlgisizlik, güvensizlik gücün kibiri, ceza almadan, aslında ödül beklentisiyle, intikam arzusu.

**

Kadınlar aşkı sever; erkekler yalnızlığı.

 Bir kadın, bir erkeği mahvetmek için fazla bir şey yapamaz.

 Erkek kendi trajedisini içinde taşır.

 Kadın onu tahrik edebilir, sinirlendirebilir.

 Kadın erkeği öldürebilir hepsi bu.

**

Aşk ölmez.

 İnsanlar ölür.

 Yeterince iyi değilsek çeker gider.

 Başkalarının hayatlarından geri çekilemeyiz ve yine de kendimiz kalırız.

**

Aşk ölür diyorlar bu doğru değil.

 Aşk ölmez, sizi terk eder.

**

Bu, yalnız ve dünyaya ve Tanrı’ya isyan eden iki lanetli ruhun, insanı cezbeden, vazgeçilmez ateşli bir fikri değildir.

 Ne, o zaman?

 Kadının parçası hiç kimseyi, hiçbir şeyi sevmez.

**

İnsan hala sefalet ve sıkıntının içine doğuyor.

 Aksiliklere karşı biraz daha alışmak için aldatmaya neden alışmadı?

 Bu refah, sanki boşluğunu doldurmak zorundaymış gibi üstesinden gelemeyeceği bir şey.

**

Kadınların yaradılışı yuva kurmaya yatkındır.

 Bu güven sevdalı bir sırrın içinde.

**

Bu huzurlu güven sevdalı bir sırrın içinde.

 Hiçbir şey yapmamanın ekonomi veya endüstriyle uzaktan bir ilgisi yok.

 Bu sakin, kişisel mutluluk içindeki sarsılmaz inanç, kendilerini savurmaları nedeniyle haklı olarak bilinmeyen diyarlara ve hiçbir kıyıdan görülemeyen boş uzaya yayılmış.

 Ben günaha inanmıyorum.

**

Mutluluğun bu başlangıcını zorla alarak onu ilk yok eden biz olabiliriz.

 Biz tanışmadan önce de zaten birbirimize sadıktık.

**

Aşığın ölümcül hatası;

varlık için yetersizlik.

 Bunu o istedi.

 Melankoliyi terk eden.

 Toplum bunun farkında.

 Bu yüzden her şeyden önce aşkı yüceltiyor.

**

– Biz yoksuluz!

 – Bir daha asla kalbimi acıtması için Unutma!

 Görgü! bir erkeğe vermeyeceğim.

 Bin bir türlü kadın olacağım.

 Bir hayvanın bir çocuğa işkencesini alıntı yapıyorum diye neden Dostoyevsky aklıma takıldı?

 Evet, ama neden her şeyden önce, neden her zaman.

 – Hep yalnızdın ve

– Neden hep neden?

 bunu hiç bilmedin.

**

Bir fikrin var mı?

 Hiçbir şey suç daha soyut değildir.

**

“Aşk, sadece amacında gizli olana konuşur.”

Batı Dünyası’nda Aşk.

 Kadınlar aşkı sever; erkekler yalnızlığı.

 O zaman onları neden birlikte atıyoruz?

 Anlaşma ne?

 Yalnızlık ve aşkın bir başka talanı.

 Senin kaderin olduğuma, her zaman yaptığın gibi sen karar ver.

 “Hepsi yüzünde” yüz aptallar içindir.

 Yarın.

 Bir erkek olsaydım, nereden ve neden geldiğimi hiç sorar mıydın?

 Bu gece, Elena!

 Çok sorumsuzsun!

 Sessizliğimi anlamıyorsun.

 Konuş, konuş Başkalarının var olduğunu nasıl anlayabilirsin?

 Var olan başkaları.

 Düşünen, acı çeken yaşayan.

 Sadece kendini düşünüyorsun.

 Aşkın bir icat olduğunu sanıyordum.

 Sen değiştiğinde Mükemmellik için bir tat biz yaşayacağız.

 Hala onun gibi bir kadını alıyor, Bir insan neden değişmek ister ki?

 kendisi olmak için ücretsiz izinli.

 Eğer değişirsem, artık olduğum kişi olmam.

 Ve ben bu değilsem Hep erkeklerin derlemelerinden söz ettiğimiz için son görüşümüz yanlış olabilir acaba yabancı veya hasta olduğu için mi Kim konuşuyor?

 asla onun etrafında toplanmadılar?

 Olabilir.

 Biz doğmadan önce olanları hatırlamaya çalıştığımız için olabilir mi?

 Sanırım.

 Şöyle söylüyor olabilirdik: “Kadınlar”, “çocuklar”, “oğlanlar” bu sözlerin artık sadece sonsuz çoğulluğunun bir tekillik olduğunun farkında mıyız?

 Olabilir!

 Nadiren biz kendi bilincini oluşturmak; var olmayı kendimize bırakalım.

 Ve bu iki fiilin bağlantısı çok müstehcen.

 Sorun ne, Bay Whoozis-face?

 Ne yaptığına bak!

 Bağışlayın onu.

 Adı ne onun?

 Whoozis-fart.

 Dikkat et, Tanrı Aşkına.

 – Özür dile!

 – İnsanlar vicdansız.

 Vicdanları bırak.

 Schiller’i bilirsin tabii.

 Uzun bir sessizlik.

 Friedrich Schiller’i kimse bilmez mi?

 Ben biliyorum.

 “İnancın vicdanları.

” Dostlar, size hizmet etmek ne büyük bir onur.

 Ama yaptığım şey dürüstlüğün tercihi gereğidir.

 Bu nedenle kredi çekmedim ve çok sıkıntılı değilim.

 Bunu nasıl telafi edebilirim?

 Size hizmet etmek görevim olduğu için sizden nefret etmeyi ve kalbimdeki nefreti öğrenmeliyim.

 Diyecekler ki Diyecekler.

“Cazibelerini korumak için hazineleri ” en üst seviyede korunan, alınacak ” zengin ve fakir kalelerin olduğu bir zaman vardı.

 “Şans işin içindeydi.

” Oradalar.

 Ismarlamış, şükürler olsun.

 Ama nişanlanmış bir kıza böyle sevgili olmak küstahlık.

 Neredeler?

 Birlikte olmadıklarını biliyorsun.

 Tahiti.

 Hayır, Dorothy Mısır’da; bir faks aldım.

 Bir kadın bir erkeği mahvetmek için bir çok şey yapamaz.

 Erkek trajedisini içinde taşır.

 Kadın onu kışkırtabilir sinirlendirebilir öldürebilir.

 Hepsi bu.

 Londra’da insanların sanata bakmak için günlerce yağmur altında beklediklerini gördüm.

 Biliyorum.

 Özellikle de yoksullar.

 Yanlış.

 Zengin insanlar da vardı.

 Bu kadar basit bir resim için o kadar para harcamak niye?

 Sana söyleyemem.

 Bir kereliğine bir şey söylemiş olsaydın iyi olurdu.

 – Evet, ama ne olduğunu hiç bilmiyorum.

 – Doğaçlama!

**

– Aşk aşktan daha fazlasıdır.

 Ölü bir arı tarafından hiç sokuldun mu?

**

Hatırlayacağım Hatırlayacağım.

 Hafıza sınırdışı edilemeyeceğimiz tek cennettir.

 Bu her zaman doğru değil.

 O zaman hafıza tüm masumluğumuzla mahkum edildiğimiz tek cehennemdir.

 İlk kez son kez bir şeyler söylemek için bir şansım var.

 Hiç pişman oldun mu?

 İtalyanca söyleyeyim, yanlış anlaman için değil.

 Pişmanlık nadiren gerçekleşmesi dışında alakasız değeri için çok yüksek bir bedel ödemek zorunda kaldığımız bir şeydir.

 Alakasız.

**

Kadın gerçek bir kişiyi arzular.

 Adam başkalarının ondan daha azını istediğini anlar!

**

Aşkı en çok tehdit eden zamanın yorgunluğu da değildir ama güvenlik duygusunu kurcalayan devlettir.

 Ne kadar geçici olduğunu unuturuz, zar zor tadını çıkarırız; yaz olduğu gibi yine gelecek bırakalım kaçsın çok güzel günler.

**

Sanırım cehennemde yaşamaya hevesliyiz, çünkü sevilen ve affedilen olmaya katlanamıyoruz.

**

Hiç söylemediğin şeyleri gölgelere söyle.

**

Sakın arkana bakma!

 Sanki zaten bütün yaşadıkları buydu.

 Başka zamanlardan, başka bir deyişle sözleri izlerinde donmuş gibiydi.

Numéro Deux

İnanılmaz şeyleri, sıradan şeyleri, boktan şeyleri, iyi şeyleri gösteriyor.

 Bu nerede oluyor?

 Zevk basit değildir.

 Bence acı basittir.

 Zevk değil.

 İşsizlik basittir.

 Zevk değil.

 Bence işsizlik zevkli olunca sonra faşizm gelir.

**

Paris nous appartient (1961)

Her zaman anlaşamıyoruz, ama bu normal.

 Size bir şey söyleyeyim: İnsanlar göründükleri gibi değil.

 İnsanlar ne diyeceğimi tahmin edebilir ama bilemezler.

 Tüm dünya tehdit altında.

 Farkında olmasalar bile.

 Güçlü olduğunu düşündüklerimiz sadece birer kukla.

 Esas yönetenler derin devlette saklı.

 – Kim onlar?

 – Onların isimleri yok.

 Bilmece gibi konuşuyorum ama bazı şeyler ancak böyle söylenir.

**

Ne işi?

 Ayak işleri, soruşturma, istihbarat, her şey.

 Bunu niçin yapıyorsun?

 Aziz gibi yaşayabileceğimizi mi sanıyorsun?

 Kimse mükemmel değil.

Ben bir realistim.

 Hayallere kapılmıyorum.

 Ne kahraman ne aziz var.

 Buradan başlıyoruz.

**

Hayattayım, çünkü bir fikre takılıp kalmıyorum.

 Tek bir yol var, o da düşünmemek.

 Tanıştığım insanlara dört elle sarılıyorum.

 Onlara bakıyorum, dinliyorum: Yaşıyorlar.

 Hala hayattalar ve özgürler.

 Onlar da beni görüp duyuyorlarsa, kendilerinden biri gibi kabul ediyorlarsa hala yaşıyorum demektir.

 Bu egoizm.

**

Birbirimize layık değilmişiz.

 Beni seviyor musunuz?

 Goethe der ki: “Sizi seviyorsam, bundan size ne?”

Paris vu par

her aşık olduğunda yemeden içmeden kesilen bir arkadaşım vardı.

 Bense hiç aşık olmadım.

**

Evliliğin en kötü tarafı asla yalnız kalamamak.

 Artık o gizemi kaybettin.

 Seni ilk tanıdığımda, ne hayaller kurardım.

 Ama artık tüm huylarını biliyorum.

 Nerede ne yapacağını, ne yapmayacağını biliyorum.

 O gizem kaybolduğunda aşk da biter mi sence?

 Seni hiç anlamıyorum.

 Oysa ben tam tersini düşünüyorum.

 Seni ne kadar tanırsam, o kadar çok seviyorum.

 Kusurlarını bile seviyorum.

 Okuduklarına inanmak yerine, durup biraz düşünsen Tahiti’yi Yunanistan’ı hayal edeceğine birazcık düşünsen ne kadar şanslı bir kadın olduğunu anlayacaksın!

 Asla milyarder olamayacağız belki ama para olmadan da mesut olabiliriz.

 Eğer burayı sevmiyorsan, hemen taşınırız.

 Önemli olan beraber olabilmek.

 Yapma.

 İstemiyorum.

 Bazen senin sadece bedenimi istediğini düşünüyorum.

 Bu kadar açık vermeden de yapabilirsin.

 Bırak.

 İşe geç kalmak istemiyorum.

 Ama senin umurunda değil tabii.

 İşimi çok sevdiğimden sanma.

 Sadece patrondan azar işitmeye niyetim yok.

 Her sabah aynı terane.

 Bıktım artık.

 Kahvaltı hazırla, sonra işe koş En nefret ettiğim de o gereksiz adamdan çekinmek zorunda olmak.

 Orada kâtiplik yapmamı da sen istiyorsun zaten.

 Çalışmak zorunda olman kötü değil ki.

 Böylece kendimize daha iyi bir yer bulabiliriz.

 Bir araba alırız, seyahate de çıkarız.

 Kırk yaşına geldikten sonra ne işe yarar onlar?

 Kaç yaşında olduğunun bile farkında değilsindir sen.

 Jean-Pierre, senden adam olmaz!

 Yeter artık!

 İnanamıyorum sana!

 Zavallı bir aptalsın sen!

 Sokaklarda dolaşan senin gibi binlerce güzel kadın var.

 – Sen de onlara katılsana o zaman!

 – Dokunma bana!

 Böyle adi ve burnu havada biri olduğunu bilmem gerekirdi.

 Bu gece bekleme beni.

 Hayvanın tekisin sen!

 Ben bir şey yapmadım.

 Yapmadın demek.

 Bu söylediklerini asla unutmayacağım.

 Dur, Odile.

 Saçmalama lütfen.

 Bu çok saçma.

**

Biraz üzücüdür ama tanıdığımız kişilerden kaçarız hep.

 Heyecan kalmayınca, aşk da biter.

 Acaba o heyecanı her zaman koruyabilen var mıdır?

**

Hiç anlamıyorum.

 Açıklaması zor tabii.

 Bir erkek bir kadınla tanıştığında olanlar hep aynıdır.

 Ama bir tarafın ölmesine gerek yoktur.

 – Ölümden korkar mısın?

 – Herkes kadar.

 Yaşamayı seviyor musun?

 O gizemi?

 O zaman gel benimle.

 Ölümden bile güçlü olalım.

 Her istediğini yapar, seninle istediğin yere gelirim.

 Bu gerçekten cazip bir teklif.

 Siz de öyle.

 Ama mümkün değil.

 Yapamam.

 Sana gerçekleri anlatayım.

 Uzun zamandır ölümü düşünüyorum.

 Bu sabah intihar etmeye karar vermiştim.

 Sonra seninle karşılaştım.

 Sen benim son şansımsın.

 Artık hiçbir şeyin ilgimi çekemeyeceğini düşünüyordum.

 Ama o gülüşünü görünce Şantaj yapmıyorum.

 Ama benimle sonu olmayan bir maceraya çıkarsan, her şey çok güzel olur.

 Ne dersin?

 Lütfen evet de.

 Hayır, diyemem.

 Yapamam.

 Hayatta hiçbir şey imkansız değildir.

 Ona kadar sayacağım şimdi.

 Lütfen evet de.

 Hayır.

 Yazık ettin!

Passion.

“Tanrım neden beni yüzüstü bıraktın?”

**

“Bir kimse sevmek için çalışmalıdır, yada çalışmayı sevmelidir.

**

Anlamak her zaman yararlı olmayabilir.

**

“Aşk zamansızdır.”

**

Pierrot. Le. Fou. 1965

İnsan tek olduğunu hissetmeli, bense birçok insan gibiyim.

**

Yalnız adamlar daima çok konuşur.

**

İnsan aynada kendine bakmaya başlarsa, kendinden şüphelenmeye başlar

**

Fotoğraflar gibi.

 Beni hep büyülemiştir.

 Bir adamın hareketsiz bir görüntüsünü altında bir yazıyla görürüz.

 Belki kötü, belki iyi bir adamdır.

 Ama resmin çekildiği anda, onun kim olduğunu ve ne düşündüğünü asla bilemeyiz.

 Karısını mı?

 Metresini mi?

 Geçmişi?

 Geleceği?

 Basketbolu?

 Kimse bilemeyecek.

 Evet.

 Hayat böyle.

 Beni üzen de bu.

 Hayat kitaplardakinden farklı.

 Aynı olmasını isterdim.

 Anlaşılır, mantıklı, düzenli.

 Ama değil.

 Hayır, öyle.

 Tahmin edilenden de fazla.

**

Ah, aşkım.

 Seninle birlikte birbirimizden sıkılmadan yaşayacağımızı hayal bile edemezdik, her sabah aynı yatakta uyanıp bundan mutlu olduğumuza şaşıracağımızı Bu sıradan zevklerden başka hiçbir şeyi arzulamıyorum.

 Birlikte olmaktan bu kadar mutlu olmak Ama sonra, tek kelime bile etmeden usulca Hislerimiz bizi, bize rağmen o kadar sıkı birleştirdi ki.

 Bilinen ve bilinmeyen tüm aşk sözcüklerinden güçlü olan Bu vahşi ve şiddetli duygular daha önce varlıklarına bile inanmadığımız duygular Ömrün boyunca beni seveceğine söz verme.

 Birbirimize böyle sözler vermeyelim, birbirimizi tanıyoruz.

 Aşkımızın yarını olmayan bir aşk olduğu hissini koruyalım.

 Neticede 60 yıl sonra öldüğümüzde anlarız bunu.

 

**

Bir kadını terk edersen arkandan tabii ki deli der.

 Erkekler de aynı.

 Doğru.

**

Deniz, dalgalar, gökyüzü.

 Hayat hüzünlü olabilir ama daima çok güzel.

 Kendimi bir anda özgür hissettim.

 Ne istersek yapabiliriz.

 Bak, sol sağ sol sağ.

**

– Cehennemde bir mevsim.

 – Aşk yeniden keşfedilmeli.

 Gerçek hayat başka bir yerde.

 Asırlar, uzakta aynı fırtınalar gibi kayboldu.

 Ona sıkıca sarıldım ve ağlamaya başladım.

 Bu bizim ilk ve tek rüyamızdı.

 Geliyor musun?

 Nereye gidiyoruz?

 Gizemli Ada’ya, tıpkı Kaptan Grant’in Çocukları’ndaki gibi.

 – Ne yapacağız orada?

 – Hiçbir şey, sadece var olacağız.

 – Kulağa pek eğlenceli gelmiyor.

 – Hayat da öyle.

 Aslında hiç de değil.

**

Senin için sadece o andan itibaren varım.

 Ama ondan önce de vardım.

 Düşünüyordum.

 Belki de acı çekiyordum.

 İşte mesele bu: Beni düşünerek, bana hayatta olduğunu göstermen.

 Ve aynı anda bu nedenden ötürü hayatta olan beni görmen.

 Bunun altını çiziyorum.

**

Reservoir. Dogs. 1992

Günlerden söz ediyorum.

 Ölmek isteyeceksin ama yaran yüzünden ölmen günlerini alacak.

 Zaman bizim yanımızda.

**

Ro. Go. Pa. G. (VV. DD. , 1963)

Modern insan çoğunlukla açıklanamaz bir ızdırabın altında ezilir, günlük problemlerle kendi bilinçsiz aklının önerdiği kurtarıcının yardımıyla yüzleşmeye çalışır.

 Bu kurtarıcı onu zamanında koruyan ve besleyen anne rahminden başka birşey değildir.

 Kişiliğini kaybeden bu insan için aşk bile, koruyucu rahmi bulma yolunda acıklı bir arayıştır.

**

Balık yakalamak için kancaya yem takmalısın.

 Altı kural var: başkalarının sorunlarına ilgi duy Ben bunu yapmadım.

**

Bir erkek veya kadın için kendi adını duymaktan daha tatlısı yoktur.

**

Dinlemeyi öğren, başkalarının kendileri hakkında konuşmasına izin ver.

 Ben her zaman kendimden bahsettim.

 Muhatabınla etkileşime geçmeyi öğren.

 Ne söylediğimi anlamadı.

 Önemli olduklarına inandırmak için başkalarına yardım et.

**

Bu Amerikalının bir psikopat olduğunu hemen fark ettim.

 Ben ona “pis fikirli” derdim.

 Psikopatların çeşitli türleri vardır, sen kendi kendinesin.

**

Bu absürd hikaye; belki de çoktan başlamış olan, absürd ve öngörülemez olan atom çağının sonuçlarını anlatmaktadır.

 Bunlar kimsenin farkına varmadan anladığı etkilerdir.

 Korkunç galeyanlar insanları sinsice dönüştürüp birdenbire bizi de kirletmiş olabilir.

 Kaçınılmaz olarak bizi yok edecek, küçük değişiklikler olacak.

 Şehir değişmedi, ama Alessandra değişti.

 Ve ben bunu henüz bilmiyordum.

 Korku dolu bir yıl olmuştu, insanlar korkuya dair en yoğun duyguları yaşadılar.

 Yeryüzünde bir adım yok.

 Karada ve denizde, beklenmedik, harika ve sıradışı pek çok olay yaşandı.

 Ama ikinci kez düşününce şehir değişmişti.

 Ve ben bunu fark etmemiştim.

 Değişikliği fark etmem tabii ki zaman alacaktı.

**

Ve bu şehrin nasıl değiştiğini fark ettim.

 Ama Alessandra’yı ne değiştirmişti, patlamaya ne neden olmuştu, ne kadar zarar meydana gelmişti, tam olarak fark etmemiştim.

 Şehre, caddelere, kafelere garip bir şey dokunmuştu.

 İnsanlar gizemli bir histeri tarafından ele geçirilmişti.

 Büyük miktarda ilaç tüketmeleri kesinlikle zararlı olmuştu.

Her şey aynı kalmış gibi görünüyor olsa bile karanlık ve korkunç bir hastalığın yavaş yavaş insan aklını bozduğu o kadar belliydi ki.

 Sevdiğim kişide, her ahlaki anlam aniden gitmişti, ya da daha kötüsü, son insanda var olan özgürlük duygusu yok olmuştu.

**

Her şey, hiçbir şeyin değişmediğini umut etmemize yol açıyor.

**

Sen, haçın dibinde doğranmış insanlardan daha kötüsün!

 Vergi tahsildarları!

 Kafirler!

**

“Ben geçmişten gelen bir gücüm ”

Bu bir şiir.

 İlk bölümde şair, artık hiç kimsenin anlamadığı bazı tarihi ve antik kalıntıları ve herkesin anladığı o bazı iğrenç modern binaları açıklıyor.

 Sonra şöyle sürdürüyor:

“Ben geçmişten gelen bir gücüm Gelenek benim tek aşkım.

 Kardeşlerimizin yaşadığı Alplerin eteklerinden,

 Appeninos’taki unutulmuş köylerden, kalıntılardan,

kiliselerden, sunak parçalarından geliyorum.

 Tuscolana Yolu’nu bir deli gibi, Appian Yolu’nu sahipsiz bir köpek gibi yürüyorum.

 Sabahları Roma üzerindeki,

Ciociaria üzerindeki Dünya üzerindeki,

alacakaranlığı seyrediyorum,

eski çağın ilk eylemleri gibi,

gömülü çağın en yüksek ucundan, ayrıcalığın doğumuna şahitlik ediyorum.

 Ucube, ölü bir kadının bağırsaklarından doğmuş bir adamdır.

 Ve ben, yetişkin cenin,

herhangi bir modernden daha modern,

kardeşlerini arayan kimse yok artık.

**

Sermaye, sadece üretime hizmet ettiği sürece emeğin varlığını kabul eder.

**

“Tanrım, Cennetin Krallığı’na geldiğim zaman beni hatırla.”

**

Ürünün psikolojik yaşlanması belki de sanayimizin ana müttefikidir.

 Günümüzdeki gibi bir konjonktürde, tüketicilerin çok büyük bir kısmı tam bir fazlalık tehlikesini temsil ediyor.

 Üretimdeki düşüşü her ne pahasına olursa olsun önlemek için endüstrinin bir numaralı sorununu görmezden gelmek tehlike anlamına gelmektedir.

 Bu yüzden beyler, yeni arzular ve yeni ihtiyaçlar uyandırmak ve tüketicinin hoşnutsuzluk halini kışkırtmak için sistematik olarak yeni kampanyalar yapmaya devam etmelisiniz.

**

Aracı veya satıcının fiziksel eksikliği, öncelikli seçim ihtiyacını ortadan kaldırdığı ve tüketicinin bilinçdışı dürtülerine, sınır tanımaz bir ortam sağladığı duygusal özgürleşme ve mutluluk duygusu meydana getirmesinin talebi arttırdığı ve ilgisini fazladan gereksiz ve yararsız alımlara çevirdiği tespit edilmiştir.

**

Tüketici dürtülerinin sadece bir karışım olduğu asla unutulmamalıdır, ve bilinçsiz tüketim motivasyonları uçlara doğru yönlendirilmelidir.

 Genellikle bilinçsizliğe çok fazla güvenerek, bilinç, akıl, sağduyu, tevazu, duygusallık gibi birinci dereceden faktörlerden olan sağduyuyu hafife alıyoruz ve anlayamadığımız hatalarla karşı karşıya kalıyoruz.

 Bu durumda ancak, bir kurbanın karamsarlığa düşmesi yanlış olur ve her zaman tüketicinin kendini şartlandırdığını aklımızda tutmalıyız, ve artık egosu onun doğasının bir parçasıdır ve yüksek, daha yüksek hedeflere onu uyarmamız ve rekabetçi dürtüyü topluma empoze etmemiz gerek

**

sprinter-films2010SOSYALİZM FİLMİ

Para halkın refahınadır.

 – Aynı su gibi.

**

AIDS kıtadaki bütün siyahları yok etmekte kullanılan bir araç sadece.

 Işık niye var?

 Çünkü karanlık var.

**

Düşünceler yoluyla birbirleriyle konuşmuşlardı.

 Bir yere kadar, bu parçaların tümü veya bir miktarı her daim reddeder.

 Bir yere kadar, her parça dikkate aldığımız parça miktarını içinde barındırır.

 Bir yere kadar, bu parça reddeder.

 Bir yere kadar, bir miktar parça, tekrardan müşterek bir oluş sürecine dahil olup birbirine eklemlenen bu parçaların bütünü haline gelir.

 Diyalektik düşünce analitik düşünceyi basitçe kullanma yoludur.

 Bir yere kadar, parça bütünün parçasıdır.

 Bir yere kadar, bu bütünü reddeder.

 Bir yere kadar, bütün parçayı kapsar, koşullar ve reddeder.

 Bir yere kadar, neticede, bütüne göre, ikisi de hem pozitif hem de negatiftir.

 Bir yere kadar, bütüne göre, hareket şekli yıkıcı ve koruyucu olmalıdır.

**

Zihin, besinini temin ettiği ana duyuları ödünç alır.

 ve özgürlüğüne tesir etmiş bir hareket biçimi şeklinde o duyuları geri verir.

 Şu zavallı Avrupa.

 Acı çekerek arınmadılar, ama bozuldular.

 Özgürlüğü yeniden fethederek daha da büyümediler, ama küçüldüler.

 Bir çöl hayal edin.

**

Hollywood’u Yahudiler kurdular.

 “BUNUN GİBİ” Adolf Zucker, William Fox, David Selznick “ŞEYLER” Samuel Goldwyn, Marcus Loew, Karl Laemmle vesaire.

 Hayat güzeldir, göreceksin

O kadar derde tasaya rağmen

Arkadaşlar edinecek, âşık olacaksın

Arkadaşlar edineceksin

 **

AVRUPA NEREYE GİDİYOR

Bugünlerde, daha önce yaptığımı iddia edebileceğim tek bir hareket var mıdır şu dünyada?

**

İnsanlar “Ben” demeden önce, “Biz” demeyi öğrenmeliler.

 Ortada bir dram varsa, bu dramın sonunu umutla getirebiliriz.

 Ya trajedide?

 Çok zor.

 Her şey değişmeden kalır.

 Her şey aramızda kalır.

 Birbirimizi görmezden geliyoruz.

 Son elli yıldır, her yerde savaş var.

 Aynaya bakar gibi, kendimizi savaşta görüyoruz.

 Vakit kazanabiliriz.

 Düşünmek cesaret ister.

 Komşunu sev mi?

 Saçmalık.

 Komşuna kötülük yapmamak için, önce kendinizi olabildiğince sevmelisiniz.

 Bugünse, bu dediğim imkânsız hale geldi.

 Yasalara uysanız da çiğneseniz de… Böyle konuşma, baba.

 Ben de size soruyorum: Niye bizi sevmiyorsunuz?

 Fikirler bizi ayırır, ama rüyalar birleştirir.

 Hayır, kâbuslar.

 Çünkü babalarımızın kanında hem aşk hem de gurur var, ve dolayısıyla da nefret var.

 Peki, bugün, bizi kızdıracak ne buldunuz?

 Önce şunu diyeyim, kardeşimi seviyorum.

 Kardeşlik nedir, onu tartıştık geçenlerde.

 – Bir de özgürlüğü.

 – Özgürlük önceydi.

 Eşitlik vakti bir gelsin, size boktan bahsedeceğim.

**

Evet, zaman mekânın bütünlüğünü korumak adına, yalan söyledim.

**

Bir figür var, anne.

 Bir hayatı var mı yok mu, fark etmiyor onun için.

 En baştan, bir hayatımızın olmasını gerçek olarak dikkate alırsak tabii.

 Hâlâ hayatta mıyım acaba diye kendine asla sormaz, hem de bir kere bile.

 Niçin ve nasıl var olduğunu kendine soracak bilinçten daima yoksun olacaktır.

 Sonuçta, bu figürün ta kendisi olduğunun farkında değildir, çünkü katiyen, bir anlığına bile, rolünden kopmamıştır.

 Böyle bir rolde olduğunun farkında değildir.

 Annenin kanı, nefretle dolu… sever ve değişmeden kalır.

**

Devrim… Kardeşlik… St. Agustin.

 Varlığımı değil de eylemlerimi onaylamayanları arkadaştan sayarım ben.

 Hâlâ gülümsüyorum, fakat uzun zamandır bu gülümseyişimin bir nedeni yok.

 Kelimelerim giriyorlar içeri… Dağıtıyorlar ortalığı.

 Aynen yerimde kalıyorum.

 Yeterince çektim.

 Dil giriyor içeri… Ağız kapanıyor, bir düz çizgi haline geliyor.

 Bitti.

**

Bugünlerde değişen şey ise, bütün dallamalar samimi davranıyorlar.

**

Mücadele ettiğin şey konusunda zihnini toparla, çünkü başarma olasılığın var.

**

Bireyle yasalar arasındaki bağı hiçbir şey perdeleyemeyecek.

 Yaratıldığım külden ve onun seninle konuşmasından nefret ediyorum.

 Bravo… Saint-Just… 1789.

**

Halk egemenliği intizamsız bir şekilde ifade edildi bu sefer, yalnızca ilk isimleriyle oyların yüzde doksan üçünü aldılar yani, kazanacaklar o zamanlar, Direniş sırasında, Toulouse yakınlarında küçük bir grup vardı.

 “Mücadele” hareketinin bir parçasıydılar.

**

bu altının, yüzyıllar boyunca, Batıdaki İslam’ın belirleyici silahlarından biri olduğunu kimse görmez.

 Güneş ve ölüm hiçbir zaman doğrudan birbirlerine bakmazlar.

 Bakın… İşte… İki kadın altın arayıcısı, Golden League buluşmasındalar.

 Görüntü ise… Tarihçiler aramazlar, bulurlar.

 Bütün bu görüntüleri dilden korumak demek onlardan gerçekten faydalanmak demektir.

 Çünkü çölde bulunuyorlar.

 Onları da orada aramalıyız.

**

Çemberin tümlevi Einstein’in hayatı boyunca aradığı ünlü x + 3 = 1 metaforuyla tamamlanmıştı.

 Belirsizlikten gelen netlik.

**

1926 yılının sonunda, Kudüs’te Gershom Scholem, Berlin’de bulunan Franz Rosenzweig’e şöyle yazıyordu: Bu ülke tam bir yanardağ.

 Bir gün gelecek, dil onu konuşanlara düşman olacak.

**

Eğer ortada bir intikam arzusu varsa, intikam alacak kişi İsa Mesih’ti.

**

Süre tekrar belirleniyor.

 Yaşamın temel yapılarından çok daha kayda değer olan, o yapıların yıkıldığı noktalar, sertlikleri ve bozulmalarıdır.

 İşin trajedi kısmı ise, insanların Eski Akdenizlilere kadar uzanan aynı modeli taklit etmeleridir.

 Şefkat eskilere dayanan bir olgudur.

 Kendi kokusuyla boyanmıştı, renkleri ve olumlamaları Batı dünyasındaki hayatın tümü.

 Şefkat olmasaydı, evrim mümkün olmayacaktı.

**

Herkes oradaydı.

 Hemingway, Dos Passos, Orwell.

 Ya sonra?

 İnfazdan sonra, torerolar ve izleyiciler cepheye katılmaya gittiler.

 Kadınlar.

 Şehrin kenar mahallelerinde barikatlar inşa ederken saldırıyı bekleyenler gibi.

 Simone Weil, Franco’nun zaferi sonrasında, Almanların Paris’i işgal ettiği haberini aldıktan sonra, şöyle diyecekti: “Indochina için harika bir gün olacak.” İşte, “olmak” fiili sayesinde, gerçeklik eksikliği aşikâr hâle geliyor.

**

Saat kaçı gösteriyor?

 Her daim doğru saati.

 gibi şeyler yasalar hatalı olduğunda, adalet yasayı arkaya iter

YORUMSUZ

**

un. metteur. en. ordre-robert. bresson(TV. s1966)

Karıştığı risk ve şiddete rağmen insanoğlunun derinliklerine nüfuz edebilen biri.

 Engizisyon üyelerinin aksine siyasi ya da dini ingizitörler kadar tehlikeli değildir.

**

Aşk kendi yolunu bulur ama bu tensel bir aşktır.

 Sahne şehvetle ilgilidir.

 “Erotizm” demiyorum çünkü bu terim o kadar çok kullanıldı ki artık anlamsız hale geldi.

 Bana göre bu sahne aşktan ziyade daha çok şehvetle ilgili.

**

Her şey ritimle dile getirilir.

 Ritim olmadan hiçbir şey olmaz.

 Biçim olmadan hiçbir şey olmaz ama ritim de olmadan hiçbir şey olmaz.

**

Ergenler son derece belirsiz, adı konmamış bir şeye âşık olabilirler.

 Aşkın bir nesnesi olmalıdır.

 Aşkının nesnesi eşek değildir.

**

İzleyicinin yavaş yavaş hayal etmesine hayal etmek istemesine izin vermeli ve onları sürekli bir beklenti içinde tutmalıyız.

**

Gizemin kalmasına izin vermeliyiz.

 Hayat gizem doludur ve bunu ekranda görmemiz gerek.

 Olayların sonuçları her zaman sebeplerinden önce gösterilmeli.

 Gerçek hayattaki gibi.

**

**

Aşk sizi şehvete düşürmeden ve kötü yola sevk etmeden önce bunda kesinlikle insan olmakla ilgili karşı konulamaz bir istek vardır.

**

Bir Taşra Papazının Günlüğü’nden Balthazar’a kadar Tanrı’yı açık bir şekilde görürüz.

 Tanrı orada bağışlayandır.

 Balthazar Tanrı’nın olmadığı, Tanrı’yla işi olmayan bir dünyanın izlenimini veriyor.

 Öncelikle, sırf Tanrı’dan bahsetmek ya da “Tanrı” kelimesini ağzımıza almamız O’nun var olduğunu işaret etmez.

 Bir insanı, bundan kastettiğim sadece sallanan bir kukla değil ruhu olan birini göstermek için bir film yapımcısının araçlarını kullanırsam eğer insan varsa Tanrı da vardır.

 Tanrı’nın adını telaffuz etmek onun var olması için yeterli bir sebep değil.

 Hayır, bildiğime göre bir karakterin, örneğin Marie’nin babasının Tanrı’yı inkâr ettiği ilk filminiz bu film.

 Madem Tanrı’yı reddediyor o halde Tanrı gerçektir ve bu yüzden Tanrı vardır.

 Ama birden artık Tanrı kötüdür.

 İnsanoğlundan elini eteğini çekmiştir, bunu şimdiye kadar hiç söylemediniz.

 Az önce verdiğim sebeplerden dolayı Tanrı’nın filmde olmadığı izleniminizi paylaşmıyorum.

**

İnandığım şey, aslında şu konuda eminim ki değişim olmuyorsa sanat da olmuyordur ve görüntü başka bir görüntü haline gelmiyorsa sinemadan konuşmak anlamsızdır.

**

Karakterleri, kendi başlarına olmalarını istedikleri kişiler değil de kendi istediğiniz şekle dönüştürüyorsunuz.

**

En büyü maharet ve en büyük zorluk günlük hayatta adına yaygın olarak “cazibe” dediğimiz şey değil midir?

 İnsanlar cezbedicidirler ama bu cazibelerinin farkında değiller.

 Aradığım şey tam olarak bu: Gerçek cazibe.

**

Hepsi günümüzdeki her şey gibi belki aşırı özgürlükten belki de inanılmaz derecede yaygın olmalarından dolayı ölüyor.

**

“Sanat” kelimesi artık kendi anlamını bile taşımıyor.

Ama bana öyle geliyor ki hâlâ bir umut var.

 Sinemanın gerçekte henüz daha tam olarak idrak edemediğimiz tümüyle yeni bir sanat olduğuna inanıyorum.

 Sinemanın büyüsüne inanıyorum.

 Degas söyle demişti: “İlham perileri birbirleriyle konuşmazlar.

 Birlikte dans ederler.

” Aslında sinemanın tümüyle bağımsız bir sanat olduğuna ya da çok yakında öyle olacağına inanıyorum ve hayal edildiği gibi öyle değilse de diğer sanatların bir sentezidir.

 Tümüyle münferit ve bağımsız bir sanattır.

 Başlangıcını basit bir eğlence unsuru olmasının sinemayı kısıtlanacağını düşünüyor musunuz?

 Sinemanın aksine filmlerin var olmaya devam etme olasılığı çok yüksektir.

 Filmlerin eğlence olarak devam etmemesinin hiçbir sebebi yoktur.

 Ama sinemanın ciddi bir sanat olduğu inancına sıkı sıkıya bağlıyım.

 Sinemayı eğlence olarak değil tam tersine olaylara daha derin bir bakış açısı sunan kendimizi keşfetmek ve içimizdeki dünyayı derinlemesine incelemek için insanoğluna yardımcı bir araç olarak görüyorum.

Une. femme. est. une. femme. 1961

KADIN KADINDIR

**

Fransızcada eğer sıfat kelimeden önce değil de sonra gelirse anlam aynı kalır mı?

 Nasıl yani?

 Örneğin “Mutlu bir olay” “olayın mutluluğu” ile aynı mıdır?

**

Neden hep kadınlar acı çeker?

 Çünkü acı çektiren kadınlardır

Ya da kadın acı çektirendir.

**

Ağlayan bir kadın çok güzeldir.

 Ağlamayan kadınları boykot etmek lazım.

 Modern kadınları aptal buluyorum.

**

Ağlamayan kadın bence aptaldır.

 Erkekleri taklit etmeye çalışan şu modern kadınlar.

 Zaten hepinizden bıktım.

**

Neden erkekler hep hemen döneceğim diyerek ayrılırlar?

 Çünkü korkaklar.

**

Erkekler daima son sözü söylemek istiyorlar.

 Kadınlar daima kurbanı oynuyorlar.

**

Kalbimde bir çarpıntı var

Ellerim sallanıyor

Kimse benden daha mutsuz olamaz

**

İnsanların önünde soyunmaktan rahatsız olmaz mısın?

 Hayır, bütün insanları küçük görüyorum.

**

Benim midemi bulandıransa, Bir erkekle birlikte iken, diğerini düşünenler.

 Bence de neden bahsettiğini bilmeyen biri susmalıdır,

**

Hiç adil değil.

 Beraber olamadığımız zamanlar aslında beraber olduğumuz zamanlar.

 Ve tam tersi.

**

Une. Femme. Mariee. 1964

EVLİ BİR KADIN

**

Bilmiyorum.

 Beni sevdiğini bilmiyor musun?

 Ne diye sürekli konuşuyorsun?

 Çok güzel.

 Orada ne var?

 Küçüklüğümden kalma bir şey.

 Bir gün deniz kenarında iken düştüm.

 Sonuçta sevgi ile fazla ilerleyemezsin.

 Efendim?

 Anlamadım.

 Birini seversin, kucaklarsın.

 Ama sonunda ayrılırsın.

 Asla içine girmediğin ev gibi.

 Ancak seni seven biri ile anlaşabilirsin.

 Evet, lakin, insanların arasına düşüncesizce karıştığın ya da önemsiz gördüğün zamanlarda bu dediğin oluyor.

 Seni seviyorum.

 İtalyan filmlerindeki kadınlar gibi yapmalısın.

**

1964 yılında Bossuet, Komedi Üzerine Özdeyişler ve Yansımaları yayınladı.

 “Tutkuların memnun edici ve hoşa giden tasvirinin, ” günahın esasını oluşturan tasavvur ile şehveti methedip, azdırarak, ” ” kaçınılmaz olarak günaha yönlendirdiğine dair yoğun kanıtlar mevcuttur.”

Moliere tiyatronun günahları engellediğini ve arındırdığını buldu.

 Bayan Moliere’den ayrıldığında, gözyaşını tutamadı ve ona uzun uzun sessizce baktı.

 İri mavi gözleri hafif bir sitem, kırılmış, acı çeken ve sebebini anlamayan bir çocuğun sitemi ile karışık nezaketten başka bir şey yansıtmıyordu.

 Hatta dizleri üzerinde emekleyen bir çocukken bile derin baktığı için kimse ile göz göze gelmiyordu.

 O zamanlar prenses ne yapardı?

**

Eğer evli olduğumuzda seni aldatırsam takip etmesi için özel dedektif mi tutacaksın?

 Tanıdığın tüm erkeklerin aşağılık olması benim öyle olduğum anlamına gelmez.

 Mahvolmuş hayaller.

**

Doğallığı takip edebildiğin kadar zaman gerçekliğini yitiriyor.

 Ağaçlar ve bitkiler için, para zamanı geri getiremez.

 Apartman, insan ölçeği üzerine inşa edilmeyi isteyen, bir kaçış yeri olduğunu açıklıyor.

 Görkemli Marly ormanlarının önünde bulunan gitgide Seine’nin aşağısına inen üç parkın etrafına dağılan apartmanları fark ettin mi?

 İnsanlık haline uygun olduğu düşünmüyor musun?

 Her gün olağanüstü anlar yaşıyorsun.

**

HAFIZA Benim için hafıza en önemli şeydir.

 Almanya’da olduğum zaman birkaç gün Auschwitz’in duruşmasına katıldım.

 Binlerce insanın ölümüyle suçlanan kişi olmasına rağmen hiçbir şey hatırlamıyorlar.

 Onlardan bazıları savunma taktiğini kullandı.

 Diğerleri ise tamamen unutmuş gibi bakıyordu.

**

Bay Rossellini bu insanları komik buldu.

 Çünkü yanlış düşünüyordu.

 Onlar birbirine benzediklerini hatırlamıyordu.

 Benim için hafıza Ne yaparsam yapayım, unutamam.

 Her şeyi hatırlıyorum.

**

Eğer şimdiki zaman yoksa hayatta kalmak değildir bu, ölmektir.

 Benim için en önemli şey bana olacak şeyleri idrak etmek.

 Bana olacak şeyleri anlamam için neye benzediğini görmeye çalışıyorum.

 Daha önceden bildiğim şeyler, yada gördüğüm.

 Şu anda olması çok zor.

 Şimdiyi bundan dolayı seviyorum.

 Çünkü şimdi, düşünecek zamanım yok, düşünemiyorum.

**

Mutlu muyum?

 Hayır, mutlu değilim çünkü Doğruyu söylüyorum, şu anda yaşamıyorum.

 Kendimden eminim Beni hayrete düşürecek hiçbir şey olmuyor.

 Yaptığım onca şeyden dolayı mahcubum.

 Onlar olduğu an, nasıl hazırlayacağımı bilmiyordum.

 Hayır, utanmak sonradan geldi.

 Çünkü onun yanlış olup, olmadığının idrakine varmamıştım.

 Şu anda olmuyor.

 Bundan dolayı seviyorum.

**

Sürekli duyduğun kelimelerin tam anlamını öğrendiğinde senin için hiçbir önem taşımaması nasılda tuhaftır.

**

Akıl, iddia etmekten önce kavramak demektir.

 Sınırları, ters düşenleri ve sonuç olarak da diğerlerini anlamak için bir düşüncenin ötesini araştırmak demektir.

 Karşı tezler arasındaki farkları da araştırmak demektir.

 Özellikle bugünlerde sempatik aklın ahlakını kimse bulamıyor.

**

Bunun aşırı tutucu, dogmatik olduğunu düşünen biriyim.

 Ne söyleyeceklerini biliyorsun.

 Oysa ki insanlar kuşkucu olmamasına rağmen paradokslara düşkünlükleri eğlencelidir.

 İçindeki tezatlık belli olmasına rağmen, paradoksun özünü araştırmak gerekir.

 Bugün ayrıca “uzlaşma” kelimesine ihtiyacımız var.

 Uzlaşma cesur entelektüel eylemler arasındaki en güzel şeydir.

**

Sözde kadının güzelliği olağanüstüdür.

**

 

 Aşağılayıcı kelime oluyor, ki bunun anlamı “ilkelerden yoksun” demektir.

 Ama her şeye rağmen, uygun birleşim üzerindeki araştırmayı düşünmeye devam edeceğim.

 Dünya’nın bu kadar basit olduğunu ve tamamen anlamsız olduğunu söylüyorum.

 Tam olarak aklın ortaya çıkarmak istemekteki görevi saçmalığa neden olan evreleri bulmaktır.

**

Halledilmesi gerekenler.

 1) Ev sahibi ol.

 2) Çaresine bak.

 3) Herkesi uyar.

 4) Bunu yap.

 5) Boya satın al.

 6) Her şeyi kontrol et.

 7) Boya.

 8) Yeniden her şeyi kontrol et.

 9) Üzerinde biraz daha çalış.

 10) İşin üstesinden gel.

**

Erkekler, kadınlar için kabul etmedikleri şeyleri kendileri için kabul ederler.

**

Bu insanların sana iyi davranması için çok zorlu bir yoldur.

 Beni bağışla.

 Her zaman bağışlanmak istiyorsun ama asla bağışlamıyorsun.

**

Eğer kusurlarının ne olduğunu sorsaydım, ne söylerdin?

 Neden benim vasıflarım?

 İlgi duyduğum kusurların.

 Kibir, tahammülsüzlük.

 Sevgim senin için.

 Benim için miskinlik, yalan söylemek.

 Hayır, tam olarak miskinlik değil.

 Ayrıca irade sahibi değilim.

**

Sana baktığım zaman bana bakmayacak mısın?

 “Bakmak” gerçekten ne demek?

 Bakmak Bilmiyorum.

 Anlamı gözlerin ile süzmek.

**

İnsanları tanımıyorum.

 Sokaktaki insanları.

 Tanımak Hepsini tanımak isterdim.

 Onu, onu, onu.

 Belki içlerinden biri yarın ölecek.

 Kendini öldürmeden önce telefon bekliyordur.

 Ama hiç kimse aramıyor.

 Böylece kendini öldürüyor.

 Suçlu olan biziz.

 Her zaman burada olacağım.

 Hangi filmde küçük bir kız ve denizci vardı?

 Kollarına aldı ve etrafında döndürdü.

 – Çok ama çok yavaştı.

 – Evet, yavaş hareket ediyordu.

 Bilmiyorum.

 Çok güzeldi.

 Bunu nasıl yapıyorsun?

 Bilmiyorum ama sinema çok gizemli bir şey.

 – Ne zaman bir çocuğumuz olacak?

 – Zaten bir tane var.

 Evet, ama senden de olmasını isterim.

 Uzun zamandır bunun üzerinde mi düşünüyorsun?

 Seni tanıdığımdan beri.

Vivre. Sa. Vie. 1962

Hep aynı şey.

 Beni sevdiğini söylüyorsun ama sevmiyorsun.

 Senin için hiç de özel biri değilim.

 Bense artık seni sevmekte zorlanıyorum ama yine de hâlâ özel biri olduğunu düşünüyorum.

**

Çocukların ödevi en sevdikleri hayvanı tarif etmekmiş.

 Bir kız çocuğu en sevdiği hayvan olarak kuşu seçmiş ve onu şöyle tarif etmiş: “Kuş bir içi ve bir de dışı olan bir hayvandır.

 Dışını kaldırırsanız, içini görürsünüz.

 İçini kaldırırsanız, ruhunu görürsünüz.

**

Sözcükler sadece insanların düşüncelerini ifade etmeli.

 Bize ihanet etmemeli.

 Doğru ama biz de onlara ihanet ediyoruz.

 İnsan kendini ifade etmeliydi.

 Ve o bunu, yazarak yaptı.

 Düşün, Plato gibi biri hâlâ anlaşılıyor – anlaşılabiliyor.

 O, Eski Yunan’da yaşamıştı, 2500 yıl önce.

 Şu an kimse o dili bilmiyor, en azından tam olarak.

 Buna rağmen, hâlâ bizlere ulaşıyor.

 İşte bu yüzden kendimizi ifade ediyoruz.

 Ve etmek zorundayız.

 Neden?

 Birbirimizi anlamak için mi?

 Düşünmek zorundayız ve düşünmek için de sözcüklere ihtiyacımız var.

 Çünkü düşünmenin başka bir yolu yok.

 hayatın gereklerinden biri de bu.

 Evet ama bu çok zor.

 Bence hayat kolay olmalı.

**

Bence, insan ancak bir süre yaşamdan feragat ettiği zaman konuşmayı öğrenir.

 Bedel budur.

 Yani konuşmak ölümcül müdür?

 Konuşmak neredeyse bir yeniden doğuş demektir.

 Bir anlamda, yaşamın diğer boyutudur.

 Yani bir insan konuşabilmek için, yaşamının konuşma olmayan bölümünden geçiş yapmalıdır.

 Söylemek istediğim şeyi net olarak ifade edemiyor olabilirim ama İnsanı, düzgün bir şekilde konuşmaktan alıkoyan şey, yaşamdaki bu ikilemin farkında olmayışından kaynaklanmaktadır.

 Ama insan günlük yaşamını sürdüremez.

 Bilemiyorum, bu Ayrımla!

 Dengeyi kendimiz kurarız.

 Sessizlikten, sözcüklere geçişimizin sebebi de budur.

 Bu ikilemin arasında gider geliriz çünkü hayatın devinimi bunu gerektirir.

 İnsan bu şekilde, günlük yaşamdan daha üstün bir yaşama yükselir: Düşünce yaşamına!

 Ama bu yaşam da, insana, günlük yaşamından tamamiyle sıyrılmasını şart koşar.

 O halde, düşünmek ve konuşmak aynı şey midir?

 Öyle, öyle.

 Bu konuda Plato’nun şöyle bir sözü vardır: “Hiç kimse düşünceyi, onu ifade eden sözcüklerden ayıramaz.

Düşüncenin zorlayıcı şartı, onun ancak sözcükler vasıtasıyla kavranmasıdır.

 Peki insan, yalan riskini de üstlenmeli midir?

 Yalanlar da maceramızın bir parçasıdır.

 Hatalar ve yalanlar birbirlerine benzer.

 Tabii burada sıradan yalanlardan bahsetmiyorum.

 Birine gideceğine dair söz verirsin; ama canın istemez ve gitmezsin.

 Görüyorsun ya, bunlar basit şeyler.

 Ama incelikli bir yalan hatadan biraz daha farklıdır.

 İnsan bazen düşünür ama bir türlü doğru sözcüğü bulamaz.

 Bazen ne söyleyeceğini bilemeyişinin sebebi budur.

 Doğru sözcüğü bulamamaktan korkarsın.

 Tek açıklaması bu.

 İnsan, doğru sözcüğü bulduğundan nasıl emin olabilir?

 Çalışması gerekir.

 Gayret etmelidir.

 Kişi, kendini doğru bir şekilde ifade edebilmelidir.

 söylenmesi gerekeni söylemeli, yapılması gerekeni yapmalıdır; incitmeden, zarar vermeden.

 Her insan doğruyu bulmaya çalışmalı.

 Biri bana şöyle demişti: “Her şeyde bir doğru vardır, hatalarda bile.”

Bu doğru. Fransa 17.yüzyılda bu gerçeği göremedi.

 Onlar, insanların hatalardan kaçınabileceklerini düşündüler.

 Ve dahası, insanların doğru yolu kolayca bulabileceklerini sandılar.

 Bu mümkün değildir.

 Buna karşılık, Kant, Hegel ve Alman Felsefesi ise bizlere, doğruya ulaşmanın tek yolunun hatalardan geçtiğini gösterdi.

 Aşk hakkında ne düşünüyorsunuz?

 Onun da üstesinden gelinmeli.

 Leibnitz, hayattaki anlamlı rastlantılara dikkat çekti.

 Ne de olsa, hayat kimi zaman tesadüfi, kimi zamansa zaruri gerçeklerin bir bileşkesidir.

 Alman felsefesi ise bize şunu gösterdi: Hayatta her insan hatalarıyla yaşar.

 Önemli olan bunlarla baş edebilmektir.

 Aşkın, hayatın tek gerçeği olması gerekmiyor mu?

 Bunun için, aşkın hep aynı gerçeği işaret etmesi gerekir.

 Bu güne kadar hiç aşık olduğu şeyin ne olduğunu bilen birine rastladın mı?

 Hayır.

 Yirmili yaşlarında bunu bilemezsin.

 Yaptığın tek şey, keyfi seçimlerde bulunmaktır.

 “Seviyorum” kelimesi çoğu zaman fütursuzca sarf edilir.

 Neyi sevdiğinden emin olmak için ihtiyacın olan şey ise, olgunluktur.

 Doğruyu aramak!

 İşte yaşamın gerçeği budur.

 Ve aşk eğer gerçekse, ancak o zaman bir çözüm olur.

**

Vladimir Et Rosa.1970

Hükümet kendi soruşturması için bir rapor hazırladı: İsyan polis tarafından düzenlendi.

 Hükümet aynı zamanda, Amerikan halkının üçte ikisinin polis şiddetine göz yumduğunu gösteren kamuoyu yoklaması sonuçlarını ele geçirdi.

 Böylece bir taraftan 8 polisi diğer taraftan 8 radikali suçladılar.

 Polis memurlarının duruşması gizli kapaklı yapıldı.

 Radikallerin davası tüm kamuoyunun dikkatini çekti.

 Sanıklar çok dikkatli bir şekilde seçildiler.

**

Rüyanız bozuldu ve kâbusunuz bizim ziyafetimiz olacak!

**

” Sevgilim, birlikte çalışmak istiyoruz.

 Çünkü birlikte düşünmek zorundayız.

 Bir kez olsun benim sesimle düşün.

**

KÜÇÜK KAVGALAR BÜYÜK İSYANLARI DOĞURUR

**

Tanrı’nın bana verdiği sesle konuşuyorum.

 Filistinliler Tanrı’nın kendilerine vermediği uçakları kaçırıyorlar!

**

Sorunumuz burjuvazi ve emperyalist filmlerdeki renk farklılığını göstermek için siyahla başlamak.

Week.End.1967

Ne dediğini duymadın mı?

 “Hepimiz kardeşiz, Marx’ın dediği gibi.”

Marx değil ki, başka bir komünist söylemiş o lafı.

 İsa Peygamber söylemiş.

**

Bu da nedir böyle, lanet olası?

 Bir: Balıkları seven bir kedi yavrusu doğru yolda demektir.

 İki: Kuyruğu olmayan bir kedi yavrusu, bir gorille oynamaya hazır değildir.

 Üç: Bıyıkları olan kedi yavruları, balıkları her zaman sever.

 Dört: Çalışmayı seven hiçbir kedi yavrusunun yeşil gözleri yoktur.

 Beş: Bıyığı olan hiçbir kedi yavrusunun kuyruğu olmaz.

 – Evet, sonuç?

 Sonuç?

 – Nereden bileyim ben!

 Bir de bu var.

 Bir: Hiçbir köpekbalığı tam teçhizatlı olduğundan şüphe etmez.

 İki: Menüet dansı yapamayan bir balık tam anlamıyla bir yüz karasıdır.

 Üç: Ağzında üç sıra diş bulunmayan bir balığın tam teçhizatlı olduğu kesin değildir.

 Dört: Köpekbalığı haricindeki tüm balıklar birer çocuktur.

 Beş: İri olan hiçbir balık menüet dansını bilmez.

 Altı: Ağzında üç sıra diş bulunan bir balık tam anlamıyla bir yüz karasıdır.

 – Sonuç?

 Sonuç?

 – Nereden bileyim ben!

**

Asıl suç kendiliğinden yok olacaktır.

**

Tüm çiçekleri ateşe verin, saçlarını okşayın, onlara okumayı öğretin Ateş çıkartmak gerek tabii!

 Ateş çıkartmak lazım!

 Ne kadar zalimiz, değil mi?

 Filozof da olsa, onu yakmaya hakkımız yok.

 Hayali bir kahraman o.

 – Neden ağlıyor öyleyse?

 – Ben nereden bileyim.

**

Bundan daha iyisini yapabilirdik aslında.

 Kendime şöyle dedim: Onlarla konuşmak neye yarar?

 Bilgeliği satın alsalar, bu sırf onu geri satmak içindir.

 Onların istediği; bilgeliği ucuza kapatıp daha pahalıya okutmaktır.

 Kazanmak isterler.

 Zaferlerini engelleyecek hiçbir şeyi bilmek istemezler.

 Sindirilmek istemezler, zulmetmek isterler.

 İlerleyişi istemezler, birinci olmayı isterler.

 Kanun yapacak herhangi birine boyun eğdirirler.

 Onlara ne diyeceğimi düşündüm.

 Ve kararımı verdim.

**

Emperyalistlerin iyi niyetine güvenmek zorunda değiliz.

 Ancak, metanet ve mücadelecilik ile kılıç kuşanmak zorundayız.

**

Kardeşim benim adıma konuşacak.

 Cehennemin dibinde aradığınız özgürlüğümüzün saati geldi.

**

Özgür olmayı hak edenlerin; kendi hayatını feda edebilecek ve başkalarını öldürebilecek kişiler olduklarını ve sizinle benim de onları örnek almaya hazır olduğumuzu tüm dünyaya anlatana kadar özgürlüğümüze kavuşamayız.

**

Kölelik, serflik, ücretlilik.

 Medeniyetin üç büyük döneminde karakterize edilmiş esaretin farklı üç hali.

 Engels’e göre; sosyal toplum anlayışı ve sınıflar arası bağların oluşması Batı tarihinde Yunanlılar ile başlar ve Endüstriyel Kapitalizm ile sonlanır.

 Şu üç öğe; özel mülkiyet, tek eşlilik ve devlet bir toplumun potasında eritildiğinde barbarlıktan medeniyete ve sınıfsız toplumdan sosyal topluma geçiş yapılmış demektir.

 Bu noktaların altını çizelim.

 Morgan ki; Engels de ondan faydalanmıştır, klanlardan aşiretlere geçildiğinde insanlığın üst kölelikten ast barbarlığa geçtiğini söyler.

 Ferdi aşiretlerden, aşiret konfederasyonu olmaya geçildiğinde insanoğlu, ast barbarlıktan vasati konuma ilerlemiştir.

 Vasati konumdan üst barbarlığaysa aşiret konfederasyonundan militer demokrasiye geçildiğinde ulaşılmıştır.

 Epik Çağ’daki insanlar medeniyete, sosyal topluma girişin eşiğindelerken kendilerini militer demokrasi içinde örgütlenmiş buldular.

 Kahramanlar devrindeki Yunanlılar’ın, kralların zamanındaki Romalılar’ın “Gentes” tarafından boylar ve kavimler boyunca geliştirilen yaşadıkları militer demokrasi gibi.

 Aristokrat soylular biraz toprak kazanmış olsa da, vasiler yavaş yavaş imtiyazlar edinmiş olsalar da bunların hiçbiri, anayasanın esasi yapısını değiştirmemiştir.

 Yunanlılar aşiretten konfederasyona, oradan da militer demokrasiye geçmişlerdir.

 Bu evrim sürecini anlamak için çıkış noktasını idrak etmek gerekmektedir.

 “Gens” topluluğu.

 Engels, Morgan’ı takiben Amerikan “Gens”lerinin el değmemiş “Gens” tipi olduğunu oysa ki; Greko-Romen tipinin sonradan türetilmiş olduğunu düşünür.

 İroquois yerlilerinin ve bilhassa Seneca yerlilerinin ilk “Gens”ların klasik bir örneği olduğunu söyler.

 Ayrıca, İroquois yerlileri 19. yüzyıldaki aşiret konfederasyonuna kadar gelişmiştir.

 İroquois’nın analizi, Garp’ın ilk çağlarını anlamak için çıkış noktası olacaktır.

 Bu sırada, Morgan ve Engels’e göre İroquois konfederasyonu Amerikan Yerlileri’nden çıkan en gelişmiş sosyal örgüt değildir.

 Böylelikle; Kolomb-öncesi büyük medeniyetler: İnkalar, Mayalar, Aztekler özerklik devirlerini, Yunanlılar’ın kahramanlık çağını bitirdikleri dönemde tamamlamış ve sosyal toplum dönemine başlamışlardır.

**

“Hipopotam yaşarmış bir yerlerde.

 Ormanlar Kralı’nı bulmaya gitmiş.”

“Suda yaşamak için onun iznini istemiş.

” Bu iş böyle gitmez!

 “Kral onu terslemiş.

 Hipopotam sormuş nedenini kızgınlıkla.

” “Çünkü canavardan farkın yok, diye yanıtlamış Kral.

” Garanti ederim, bu iş böyle gitmez. “Bütün hayvanları ve balıkları yersin.”

“Hayır, diye çıkışmış Hipopotam.

 Bir tanesini bile yemem, yemin ederim.”

“Böylesi bir canavara kim inanır, demiş Kral.

” Böyle gelmiş böyle gitmez, Roland.

 “Hipopotam içinden düşünmüş ve nihayet konuşmuş:” “Size bir teklifim var. Suda yaşamama izin verirseniz her sıçışımda kuyruğumu kaldırıp hiçbir kılçık olmadığını gösteririm.

” “Kral bu anlaşmayı makul bulmuş.” “Ve Hipopotam’ın suda yaşamasına izin vermiş.

“Bu yaratık gün içinde çok farklıymış.”

“Gece onun çirkinliğini, patlak gözlerini, devasa ağzını gizler, şekilsiz cüssesini, ince bacaklarını ve manasız kuyruğunu saklarmış.”

“Belki de Hipopotam’ın gördüğü manzara, Güzellik’in geldiği son noktaymış.

**

EKİM LİSANI

duygusuz bir ses tonuyla aşağıdaki ciddi ve sıkıcı satırları okuyacağım.

 Sözlerimi dikkatlice dinleyin.

 Çarpık hayal güçlerinizdeki yaratacakları acı dolu etkilere hazırlıklı olun.

 Sakın ola sanmayın; alnıma henüz yazılmamış ecel yüzünden ben ölmek üzereyim.

 Ruhu bedenden ayrılmakta olan, can veren bir kuğuyla beni karıştırmayın.

 Size yüzünü dönmüş olan beni bir canavar olarak görün ki; daha çirkin olan ruhuma bakmamış olun.

 Bu arada, ben bir katil değilim.

 Bu kadar konuşmak yeter!

 Ah kadim Okyanus!

 Verdiğin ilk intiba bir kederin iç çekişidir.

 Çarpık ruhlar arasında dalgalanıp silinmez izler bırakan o tatlı meltemin gibi.

 Aşıkların, İnsanoğlu’nun kendisini bazen habersizce terk etmeyen ıstırabın vahşi uyanışını hatırlasınlar.

 Selam olsun sana, kadim Okyanus!

 Bana göre, insan kendi güzelliğine sırf kibirinden dolayı inanmaktadır ve aslında güzel olmadığından kuşkulanmaktadır.

 Neden?

 Öteki türlü, niye kendi simasını bu kadar hor görsün?

 Selam olsun sana, kadim Okyanus!

 Ey Okyanus, kendi kendime sorarım çoğu zaman hangisine inanmak daha kolaydır diye: Okyanus’un derinliğine mi, insandaki yüreğin derinliğine mi?

 Okyanus ne kadar derin olursa olsun insan yüreğinin derinliğiyle mukayese kabul etmez, diye düşünürüm.

 Felsefe’nin daha alacak çok yolu var.

 Selam olsun sana, kadim Okyanus!

 Kadim Okyanus!

 Esrarengiz, karanlık derinliklerinden çekersin dalgalarını o sual olunmaz ebedi gücünle.

 Heybetli maneviyatın, bitmeyen suretin Felsefe’nin imgeleri, bir kadının sevgisi, bir kuşun tapılası güzelliğine benzer.

 Cevap ver bana, kadim Okyanus; benim ağabeyim olur musun?

 Saklı kaderini bilmem, seninle ilgili her şeydir benim ilgimi çeken.

 Şeytan’ın makamında mısın?

 Anlat bana, Okyanus; bana anlatmak zorundasın.

 Zira, insana bu kadar yakın olan o cehennemi bilmekten memnuniyet duyarım.

 O halde, seni bir kez daha selamlıyor ve sana elveda diyorum.

 Kadim Okyanus, devam etmeye takatim kalmadı.

 İnsanın gaddar dünyasına dönme zamanının geldiğini hissediyorum.

 Bize büyük bir güç, dünyevi görevimizi ve kaderimizi yerine getirmek için akıl ver!

 Selam olsun sana, kadim Okyanus!

 İyi misin?

 – Yalvarırım.

 – Kapa çeneni!

 – Beni bırakmayın.

 Sizinle geleyim.

 – Çok geç.

 – Beni bekleme.

 Hoşçakal, Valérie.

 – Hoşçakal, Isabel.

**

Bir anlasan

Nasıl mesut ederdin beni

Seni Terk ediyorum bu gece

Her şey bitmiş

Gibi görünmesi ne acı

Başkaları halinden memnun ama

Kalbim yaralı Gülümse yine de

Bu acıya kayıtsız kal ama

Son sözler Yazılmak zorunda

Kötü sonla Bitene kadar roman

UYUMSUZLUK UYUMSUZLUK UYUMSUZLUK VENDé MİAİRE

Bir kurbağaya basıp ayağın kayarsa tiksinme duygusu yaşarsın.

 Ama bir insanın tenini hafifçe sıyırıp geçersen parmağındaki deriler, çekiçle dövülmüş mikanın pulları gibi kesilir.

 Öyle mi?

 Evet.

 Nasıl ki, öldükten sonra köpekbalığının kalbi bir saat çarpmaya devam ediyorsa bizim bağırsaklarımız da aşk yaptıktan sonra titremeye devam eder.

 Niye peki?

 Anlamadım.

 Çünkü insan da hemcinslerinin korkularını ziyadesiyle solumaktadır.

 Belki de bu dediklerimde yanılıyorumdur ama belki de yanılmıyorumdur.

 İnsanın tuhaf karakteri üzerinde uzun uzun düşünüp küstahça bakan gözlerden daha berbat bir hastalık olduğuna karar verdim.

 Ama hâlâ aramaktayım.

 

 

ADİEU AU LANGAGE

 

Bu eksik hayal gücü gerçekte düşünülmeyen, kirlenmiş düşüncelere sığınmaktadır.

Bugüne kadar en iyisi bu seferdi.

Tecrübelerimiz değil ama sessiz azmimizle onları gücendirdik.

**

Bu sabah bir rüya.

 Her bir kişi diğerinin hayalperest olduğunu düşünür.

 Bir kadın zarar veremez.

 O, sizi rahatsız edebilir, sizi öldürebilir, artık.

 Sizin hepinizin mutlulukları beni iğrendiriyor.

 Bu hayatı ne pahasına olursa olsun sevmeliyiz 

Başka bir şey için buradayım.

 Hayır demek için buradayım.

 Ve ölmek için.

**

Sen gençsin.

 Güzelliğinin ve gücünün zirvesindesin.

 Öleceğim.

 Senden ayrılmak istemiyorum.

 Seni geri kazanmak istemiyorum.

 Hiçbir şey istemiyorum.

 Dizlerimin üzerine çöktüm, yenildim.

 Hiçbir şey konuşmuyoruz.

 Bana zarar verdin ve rahatsız ettin.

 Sana bunu da söylemiştim.

 Birbirimizi artık sevmiyoruz birbirimizi hiç sevmedik.

 Efsaneler anlatılırken, suya batırılan kahramanın doğumu rüyalara tezahür eden temsillerine benzerdir.

 Bir şey duyamıyorum.

 Onun öldüğünü söylüyor.

 O zaman bırak ölsün.

**

Vicdan tarafından kör edilen insanlar dünyayı görme yeteneğinden yoksundur.

 Rilke’in yazdığı, dışarıda olan sadece bir hayvanın bakışları üzerinden bilinebilir.

 Ve Darwin, Buff’ı gerekçe göstererek yaşayan canlılar içinde sizi kendisinden daha çok seven tek canlının köpek olduğunu savunuyor.

 Tanrı’nın gölgesi.

 Kendi erkeğini seven bir kadın olmaz mı?

 Varoluştan beri herkes Tanrı’yı durdurabilir, ama kimse bunu yapmaz.

 Üzgünüm.

 Bu noktada dile gelen bir hikaye bile yok.

 Onların birlikte olmasının nedeni onlar tersini iddia etseler bile onların herhangi bir geleceğinin olmamasıdır.

**

Seks ve ölüm.

 Sadece özgür varlıklar birbirlerine yabancı olabilirler.

 Onlar özgürlüğü paylaştılar ama bu onları ayıran şey.

**

Beni duyduğuna ikna et.

 Zar zor bir kelime söyleyeceğim.

 Ben dildeki yoksulluğu arıyorum.

 Nereye gidiyorsun lan?

 Sana göstereceğim.

**

Dille birlikte, bir şeyler oluyor.

 Dünyayla ilişkimiz konusunda garip bir şey var.

 Saf özgürlüğe karşı hareket ediyor.

 Konuyu ben konuşuyorum.

 Burada kalmamalıyım.

 Nesneyi dinliyorum.

 – Her şeyden vazgeçtin.

 – Bir adım daha ileri götür.

 Özgürlüğün kendisinden vazgeç ve her şey sana geri dönsün.

 Bize bir tercüman gerekli.

 Neden böyle dedin?

 Yakında herkesin bir tercümana ihtiyacı olacak.

 Sözcüklerin kendi ağzımızdan geldiğini anlamak için.

**

Eşitlik hakkında konuşuyorum ve sen de her seferinde kıçın hakkında konuşuyorsun.

 Çünkü orası eşit olduğumuz yer.

**

Kelimeler.

 Onlar hakkında bir şey duymak istemiyorum.

 Doğada çıplaklık yok.

 Hayvanlar çıplak değillerdir, çünkü onlar çıplaktır.

**

İnsan nedir?

 Bir şehir nedir?

 Savaş nedir?

 Başkalarının düşündüğü şeyleri bilebilirim ama kendi düşündüklerimi bilemem.

 Bir şey yap, ben de konuşabileyim.

 Başkasının düşündüğü şeyleri bilebilirim ama kendi düşündüklerimi bilemem.

 Bir şey yap, ben de konuşabileyim.

**

İki sorum var, büyük olan ve küçük olan.

 Derinliğin içine düzlüğü sığdırma konusunda zor olan nedir?

 Acı.

 Başka bir dünya.

 Bu o.

 Derin bir ses kullanın.

 Benim kelimem.

 Sen burada ne yapıyorsun?

 Ben çok üzgünüm! Dışarı! Depresif görünüyor.

 Marquesas Adalarının hayalini kuruyor.

 Jack London romanı gibi.

 Kesinlikle.

 

 

BAŞA DÖN

 

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s