DOUBT /Şüphe (2008)

 

İyi olmanın bazen zararlarını görebiliyoruz.
İyi olanların şüpheci tavırları çoktur.

104 dk

Yönetmen: John Patrick Shanley

Senaryo: John Patrick Shanley

Ülke: ABD

Tür: Dram, Gizem

Vizyon Tarihi: 06 Şubat 2009  (Türkiye)

Dil: İngilizce

Müzik: Howard Shore

Web Sitesi: Miramax [us]

Oyuncular: Meryl Streep, Philip Seymour Hoffman, Amy Adams,Viola Davis, Alice Drummond

Özet

1964 yılındayız. Bronx’taki St. Nicholas kilisesi… Karizmatik Rahip Flynn (Philip Seymour Hoffman), korkunun ve disiplinin gücüne yürekten inanan Rahibe Aloysius Beauvier’in (Meryl Streep) ateşli bir şekilde savunduğu katı gelenekleri yıkmak için çaba göstermektedir.

Ülkenin politik iklimindeki değişim rüzgarlarının kilise camiasını da etki altına almasıyla okula ilk kez Donald Miller adlı siyah bir öğrenci kabul edilmiştir. Geleceğe umutla bakan genç ve masum rahibe James (Amy Adams), Peder Flynn ile ilgili bir şüphesini Rahibe Aloysius ile paylaşarak Peder Flynn’ın Donald’a karşı aşırı bir yakınlık gösterdiğini anlatır. Bu iddia ve suçlama üzerine harekete geçen Rahibe Aloysius, gerçeği ortaya çıkartmak ve Peder Flynn’ı okuldan attırmak için büyük bir mücadele başlatır. Rahibe Aloysius artık Peder Flynn’a karşı müthiş bir irade savaşına kilitlenmiştir. Bu mücadelenin hem kilise hem de okul üzerinde yıkıcı sonuçlar getirmesi tehlikesi vardır.

Filmden

Bugünkü vaazımın konusu bu.

 Geçen yıl Başkan Kennedy suikasta uğradığında hangimiz derin bir kargaşa yaşamadı ki?

 Ya duyduğunuz keder?

 Ne yöne gideceğim?

 Ne olacak şimdi?

 Çocuklarıma ne diyeceğim?

 Kendime bunu nasıl açıklayacağım?

 O dönemde pek çok kişi ortak bir umutsuzluk duygusuyla birbirine bağlanmıştı.

 Düşünsenize.

 Başkalarıyla aranızdaki bağ, duyduğunuz kederdi.

 Bu, toplumsal bir tecrübeydi.

 Korkunçtu ama bunun üstesinden birlikte geldik.

 Peki ya, yalnız bir erkek ya da yalnız bir kadının kişisel bir sıkıntıyla baş etmesinin ne kadar zor olacağını düşündünüz mü?

 Kimse hasta olduğumu bilmiyor.

 Kimse, son dostumu da kaybettiğimi bilmiyor.

 Kimse yanlış bir şey yaptığımı bilmiyor.

 Soyutlandığınızı hayal edin.

 Dünyaya bir pencerenin ardından bakıyorsunuz.

 Camın bir tarafında sorunsuz, mutlu insanlar görüyorsunuz.

 Diğer tarafında siz varsınız.

  Size bir hikaye anlatmak istiyorum.

 Bir gece bir yük gemisi batar.

 Çıkan yangın sonucunda gemi batar.

 Sadece bir gemici kurtulur.

 Bir cankurtaran kayığı bulur, bir yelken uydurur ve denizci olduğundan, gözlerini gökyüzüne dikip yıldızları okur.

 Eve dönmek için bir rota belirler ve sonunda yorgunluktan uyuya kalır.

 Bulutlar göğü doldurur.

 Ve sonraki 20 gün boyunca gökyüzünde bir tek yıldız göremez.

 Doğru yolda ilerlediğini düşünür ama emin olamaz.

 Günler geçtikçe ve gemici güçten düştükçe iyice şüphe etmeye başlar.

 – Hikayenin sonu gelmeyecek.

 – Acaba rotayı doğru mu çizmişti?

 Hala eve doğru mu gidiyordu?

 Yoksa tamamen kaybolmuş ve kendisini korkunç bir son mu bekliyordu?

 Bunu bilmesi mümkün değildi.

 Takımyıldızlarını doğru mu okumuştu yoksa içinde bulunduğu çaresizlik yüzünden hayal mi görmüştü?

 Ya da gerçeği bir kez görmüş Dik dur! ve herhangi bir kanıt beklemeksizin ona inanmaya devam etmeli midir?

 Bugün aranızda tarif ettiğim inanç bunalımını bire bir yaşayanlarınız var.

 Size şunu söylemek isterim.

 Şüphe, tıpkı emin olmak kadar güçlü ve sürdürülebilir bir bağ olabilir.

 Kaybolduğunuzda, kendinizi yalnız hissetmeyin.

**

Franklin Roosevelt, Abraham Lincoln ve John Fitzgerald Kennedy en önemli başkanlarımızdır.

 Göreve geldiğinde bu ülkede 13 milyon işsiz vardı.

 Umutsuzdular.

 Başkan Roosevelt o insanlara Korkmamız gereken tek şey korkunun kendisidir, demiş.

 Ne demek istemiş olabilir?

 James?

 Sanırım, gerçekte önemli bir sorun olmadığını ve halkının üzülmemesi gerektiğini anlatmaya çalışıyordu.

 Belki.

 Belki de dünya iyiliklerle dolu olduğunu ve sorunların üstesinden gelmek için birlikte çalışmamız gerektiğini söylüyordu.

**

Peder Flynn’in vaazının konusu neydi?

 Şey şüphe.

 Şüpheden bahsetti.

 Neden?

 Anlayamadım, Rahibe.

 Vaaz konusu neye göre seçilir?

 Peder Flynn şüphe mi duyuyor?

 Bir başkasının şüphe duyduğundan mı endişe ediyor?

 Bunu kendisine sormalısınız.

 Hayır, bu uygun olmaz.

 O benim üstüm ve bir sıkıntısı varsa bunu bir rahibe anlatmalı.

 Ya da papaza.

 Bizler rahiplerle dertleşmeyiz.

 – Kesinlikle.

 – Çok doğru.

 Şu anda neyi konuşuyoruz?

 Dikkatli olmanızı istiyorum.

 Evham yapıyor olabilirim ama Aziz Nicholas Okulu’nda olanlar için endişeliyim.

 Akademik açıdan mı?

 Bu bir soru cevap oyunu değil, Rahibe Raymond.

**

İnsanlardan şüphelenmek doğru değil.

 Tanrıdan uzaklaştığımı hissediyorum.

 Kötülükle baş etmeye kalkıştığında, Tanrıdan uzaklaşmış olursun ama ona hizmet için.

**

Sanki dünya yıkılıyor, Michael.

 Mullingar’dan beri böyle rüzgar görmedim.

 Ben de hiç böylesini görmedim.

 Rüzgarlar bile değişti.

**

– Kardan Adam Frosty de olabilir.

 – Güzel şarkı.

 Çocuklardan biri kardan adam gibi giyinip dans edebilir.

 Hangisi mesela?

 Deneme yapıp seçeriz.

 Kardan Adam Frosty sihre olan pagan inancı yansıtıyor.

 Başına sihirli bir şapka konduğunda kardan adam canlanır.

 Müziği daha ağır çalarsak, insanlar görüntünün rahatsız edici şarkının da inanışımıza ters olduğunu fark edecektir.

 Kardan Adam Frosty’yi bu şekilde düşünmemiştim.

 Yayınlanması yasaklanmalı.

 Öyleyse, bu şarkı olmayacak.

 Noel Her Yerde olabilir.

 Anne babaların da hoşuna gidecektir.

 Tükenmez kalemle ne yazdığınızı sorabilir miyim?

 Hiç.

 Aklıma bir vaaz konusu geldi.

 Şimdi mi aklınıza geldi?

 – Her an gelebiliyor.

 – Ne şanslısınız.

 Yazmadığım zaman unutuyorum.

 Peki, aklınıza gelen fikir nedir?

 Tahammülsüzlük.

 – Biraz daha çay alır mısınız, Peder?

 – Birazdan.

 Zaman değişiyor, Rahibe.

 – Ne gibi?

 – İnsanlar değişiyor.

 Gün ışığında her şey aynıdır.

 Kilisenin de değişmesi gerekir.

 Ara sıra radyoda çalan şarkıları söylemeli çocukları dondurma yemeye götürmeliyiz.

 – Tatlı düşkünü.

 – Hatta oğlanları kampa götürmeliyiz.

 Neden?

 Daha dost canlısı olmalıyız.

 Çocuklar ve aileler bizi ailelerinin bir üyesi olarak görmeli.

 Ama biz ailelerinin bir ferdi değiliz.

 Biz farklıyız.

 Neden?

 Yemin ettiğimiz için mi?

 Kesinlikle.

 Bence o kadar da farklı değiliz.

 Rahibe, biraz daha çay alabilirim.

 Onlar da bizi farklı görmüyor mu?

 Cemaatimizin işçi sınıfı, farklı olduğumuz için bize güveniyor.

 – Bence asıl konudan uzaklaşıyoruz.

 – Haklısınız.

 Çok doğru.

 Asıl konuya dönelim.

**

Çok rahatladım.

 Bu her şeyi açıklıyor.

 Ona inandın mı?

 Elbette.

 Ona inanmak çok daha kolay öyle değil mi?

 Anlattıklarını Bay McGuinn’e doğrulatabiliriz.

 Evet.

 Bu tip insanlar çok zeki olurlar.

 – Ben anlattıklarına ikna oldum.

 – Hayır, olmadın.

 Her şeyin eskisi gibi olması için meselenin kapanmasını istiyorsun.

 Bu konuyla daha fazla meşgul olmak istemiyorum.

 Yalanını su yüzüne çıkartacağım.

 Yalan söylediğinden nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz?

 Tecrübe.

 Siz ondan hoşlanmıyorsunuz.

 Tükenmez kalem kullanmasından hoşlanmıyorsunuz.

 Çayını üç şekerli içmesinden hoşlanmıyorsunuz.

 Kardan Adam Frosty şarkısını sevmesinden hoşlanmıyorsunuz.

 Bu nedenle onun korkunç bir şey yaptığına ikna oluyorsunuz.

 Ben de Kardan Adam Frosty şarkısını seviyorum! Okulun hapishane gibi yönetilmemesi gerektiğini düşünüyorum.

**

Hikaye:

Bir kadın hemen hiç tanımadığı bir erkek hakkında dedikodu yapar.

 Hiçbirinizin böyle bir şey yapmadığını biliyorum.

 Kadın o gece bir rüya görür.

 Başının üstünde kocaman bir el belirip yukarıdan ona işaret eder.

 O anda çok yoğun bir suçluluk duygusuna kapılır.

 Ertesi gün günah çıkartmaya gider.

 Bölgenin yaşlı papazı, Peder O’Rourke’a günah çıkartır.

 Ona olan biteni anlatır.

 Dedikodu günah mıdır?

 Diye sorar yaşlı adama.

 Bana işaret eden o parmak, her şeye kadir olan Tanrı’nın mıydı?

 Günahlarımın bağışlanmasını mı istemeliyim?

 Söyleyin, yanlış bir şey mi yaptım?

 Evet, diye yanıtlar onu Peder O’Rourke.

 Evet, cahil, kötü yetiştirilmiş kadın.

 Komşuna karşı yalancı şahitlik yaptın.

 Onun itibarını kötüledin ve onunla oynadın.

 Kendinden utanmalısın! Kadın özür dileyip affedilmeyi diledi.

 O kadar kolay değil.

 Dedi Peder O’Rourke.

 Eve gidip eline bir yastık alarak çatıya çıkmanı yastığı bıçakla yardıktan sonra yanıma gelmeni istiyorum.

 Kadın eve döner, yatağının üstündeki yastığı ve çekmeceden bıçağı alıp yangın merdiveninden çatıya çıkarak yastığı deler.

 Ardından da kendisine söylendiği gibi bölge papazının yanına gider.

 Ardından da kendisine söylendiği gibi bölge papazının yanına gider.

 Yastığı bıçakla deldin mi diye sorar.

 Evet, Peder.

 Peki, ne oldu?

 Kuş tüyü, der kadın.

 Kuş tüyü, diye tekrarlar Rahip.

 Yastığın içindeki tüyler uçuştu, Peder.

 Şimdi eve dönmeni ve etrafa savrulan bütün tüyleri toplamanı istiyorum.

 Ama bunu yapamam ki, der kadın.

 Nereye uçtuklarını bile bilmiyorum.

 Rüzgar hepsini savurdu.

 İşte, der Peder O’Rourke, Dedikodu da böyledir!

**

Nedir o?

 Ne sorduğumu biliyorsunuz.

 Hayır.

 Sizi Donald Miller’ın atletini dolabına koyarken gördüm.

 – Kutsal eşyalar odasında bırakmış.

 – Neden kendisine vermediniz?

 Daha fazla utanmaması için.

 O çocuğu rahibeden daha çok önemsiyorum.

 Ona hiç yardım elini uzattı mı?

 O zenci çocuğun okulu bitirebilmesi için yardıma ihtiyacı var.

 Rahibe böyle davranırsa çocuk başaramaz.

 Sizce neden şarabı içti?

 Başı dertte.

 Rahibe, çocuklarla insan gibi konuştuğumu gördükçe bunda bir art niyet arıyor.

 Burasının onun yüzünden Karanlık Çağda kalmasına izin vermeyeceğim.

 Merhamet duygularımı yok etmesine izin vermeyeceğim.

 Rahibenin amacının bu olduğunu sanmıyorum.

 – Ben cemaatimize değer veriyorum.

 – Biliyorum.

 Tıpkı sizin sınıfınıza değer verdiğiniz gibi.

 Çocukları seviyorsunuz değil mi?

 – Evet.

 – Bu çok doğal.

 Sevmeseniz çocuklarla bağ kuramazsınız.

 Yüzünüze baktığımda nasıl biri olduğunuz anlaşılıyor.

 İyiliksever birisiniz.

 Bilemiyorum.

 Evet, öyleyim.

 Bazıları insan sevginizi yok etmek ister, rahibe.

 Yüreğinizdeki iyiliğin, zayıflık olduğunu söylerler.

 Buna sakın inanmayın.

 Erdem adı altında iyilikseverliği yok etmek isteyenlerin eski bir taktiği.

 Sevmenin yanlış bir yanı yoktur.

 Sevmek mi?

 Mesihimizin sözünü unuttunuz mu?

 İnsan sevgisi.

 Her şey karmakarışık.

 Hayatta bazen yolumuzu kaybettiğimizi düşünürüz.

 Bu bir bağ.

 Çiçekler.

 Bana baharı hatırlatmaları için.

 Artık gitmeliyim.

 Kardeşinizin hastalığına üzüldüm.

 Teşekkür ederim, Peder.

 İnanmıyorum.

 İnanmıyor musunuz?

 Hayır.

**

Ona saygı ve sevgi duyuyor.

 Peder de Donald’a zaman ayırıyor.

 Çocuğun buna ihtiyacı var.

 Bayan Miller, bir sorunla karşı karşıya olabiliriz.

 Beni çağırmanızın bir sebebi olduğu tahmin ediyordum.

 Okul müdürü olmak zor ve zaman alan bir görev olmalı.

 Sadece şunu söyleyeceğim ki, Hazirana kadar sabretmeliyiz.

 Anlayamadım?

 Sorun her neyse, Donald’ın Hazirana kadar onunla başa çıkması gerekiyor.

 Sonra liseye devam edecek.

 Anlıyorum.

 Donald, Aziz Nicholas’tan mezun olursa iyi bir liseye devam edebilme şansı artacak.

 Bu da üniversiteye gitme ihtimali demektir.

 Sınıfını geçerek mezun olması için herhangi bir engel göremiyorum.

 – Onun dışında hiçbir şeyin önemi yok.

 – Bundan pek emin değilim.

 Öyleyse nedir?

 Peder Flynn ile oğlunuz arasındaki ilişkiden tedirginlik duyuyorum.

 Sahi mi?

 Neden tedirginlik duyuyorsunuz?

 Bu ilişkinin düzgün olmamasından.

 Herkesin bir kusuru vardır; bunun için ruhlarının bağışlanması gerekir.

 İşyerim şurası.

 Açık konuşmam gerekirse Peder Flynn’in oğlunuzu istismar etmiş olabilir.

 Olabilir diyorsunuz.

 Emin değilim.

 – Kanıt var mı?

 – Hayır.

 Öyleyse, belki de boşuna endişeleniyorsunuzdur.

 Belki de boşuna değildir.

 Şarabı ona Peder Flynn içirmiş olabilir.

 Bunu neden yapsın ki?

 – Donald son günlerde tuhaf davra- – Hayır.

 – Sıra dışı herhangi bir şey yok mu?

 – Her zamanki gibi.

 – Pekala.

 – Rahibe, sorun istemiyorum.

 – Tam olarak anladığınızı sanmıyorum.

 – Neden bahsettiğinizi anladığımı sanıyorum, ama bu meseleyi kurcalamak istemiyorum.

 Ne dediniz?

 Birkaç dakikam kaldı.

 Söylediklerinize karşı çıkmıyorum, ama bu rahip ile oğlum arasında bir şey geçmişse bu oğlumun suçu değil.

 – Ben onu demek iste- – O daha çocuk.

 – Biliyorum.

 – 12 yaşında.

 Ortada bir suçlu varsa o adam olmalı, çocuk değil.

 Size tamamen hak veriyorum.

 Bana hak veriyorsunuz ama okul müdürü konuşmak için beni çağırdı.

 Donald’ın iyiliğini istiyorum.

 Gerçekten şarabı içmesi için ona rahibin mi verdiğini düşünüyorsunuz?

 – Evet.

 – Öyleyse neden oğlum görevden alındı?

 Çocuk yakalandı, adam değil.

 Öyleyse oğlumu suçluyorsun.

 Oğlumun suçlanması malum sebeplerden dolayı daha kolay.

 İzin verin bir şey söyleyeyim.

 Cüppeli birine karşı açılan savaşta kazanma şansınız yoktur.

 O güçlü.

 Ve oğlunuz onun elinde.

 Madem öyle, bırakın istediği olsun.

 Ne?

 Sadece Hazirana kadar.

 Siz ne dediğinizin farkında mısınız?

 Sizden daha fazla farkındayım.

 Bu adamın oğlunuzla uygunsuz bir ilişkiye teşebbüs edeceğine ya da ettiğine inanıyorum.

 Bilmiyorum.

 Ben biliyorum.

 Yanılmıyorum.

 Bundan nasıl emin olabilirsiniz ki?

 Siz nasıl bir annesiniz?

 Affedersiniz ama, siz bunu söyleyecek kadar hayatı bilmiyorsunuz.

 – Yeterince biliyorum.

 Kuralları biliyor olabilirsiniz ama bu yetmez.

 – Kabul edemeyeceğim şeyi bilirim.

 – Kabul etmek zorunda olduğunuzu kabul eder ve ona göre davranırsınız.

 – Bu adam okulumda.

 Bir yerlerde olmak zorunda.

 Belki de iyi bir şeyler yapıyordur.

 – Bu adam çocukların peşinde! – Bazıları yakalanmak istiyor olabilir! Babası onu o yüzden dövdü.

 Şarap yüzünden değil.

 Ne demek istiyorsunuz?

 Çocuğun yapısından bahsediyorum.

 Yaptığı bir şeyden değil.

 Tanrı onu böyle yarattığı için çocuğu suçlayamazsınız.

 Beni eylemler ilgilendirir, Bayan Miller.

 Ama çocuğun yapısı böyle.

 – Bunun bir önemi yok.

 – O zaman unutun gitsin.

 İnsanları konuşmaya zorlayan sizsiniz.

 Oğlumu devlet okulunda öldüreceklerdi.

 O yüzden sizin okulunuza yazıldı.

 Babası onu sevmiyor.

 Sizin okulunuzdaki çocuklar onu sevmiyor.

 Ona sadece biri iyi davranıyor, o da bu rahip.

 Bunun bir sebebi var mı?

 Evet.

 Herkesin vardır.

 Sizin de sebepleriniz vardır, ama o adama neden oğluma iyi davrandığını sorguluyor muyum?

 Hayır.

 Sebebi umurumda değil.

 Oğlumun kendisine ilgi gösterecek ve ona destek olacak bir erkeğe ihtiyacı var.

 Tanrıya şükür ki, bunu yapmak isteyen adam eğitimli ve merhamet sahibi.

 Bu şekilde olmaz.

 – Sadece Hazirana kadar.

 – Oğlunu okuldan atarım.

 Bunu başlatan oğlum değilse neden onu atıyorsun?

 – Buna bir son vermek için.

 – Onun için oğlumu feda edeceksin.

 – Oğlun gidince sona ermeyecek.

 – O zaman rahibi kov.

 – Ben de bunu yapmaya çalışıyorum.

 – O zaman benden ne istiyorsun?

 Hiç.

 Öyle anlaşılıyor.

 Lütfen oğlumu bu işe karıştırma.

 Kocam bu yüzden oğlumu öldürür.

 Elimden geleni yapacağım.

 Geç kaldım.

 Rahibe ikimiz aynı safta mıyız bilmiyorum.

 Ama ben oğlum ve ona iyi davrananlarla aynı safta olacağım.

 Sizi de o safta görmek isterim.

 İyi günler.

**

Seninle savaşacağım.

 Siz kaybedeceksiniz.

 Merhamet duygun nerede?

 Sizin ulaşamayacağınız bir yerde.

**

 

 

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s