IL DESERTO ROSSO /Kızıl Çöl (1964)

 

117 dk

Yönetmen: Michelangelo Antonioni

Senaryo: Michelangelo Antonioni, Tonino Guerra

Ülke: İtalya, Fransa

Tür: Dram

Vizyon Tarihi: 04 Eylül 1964 (İtalya)

Dil: İtalyanca, Türkçe

Müzik: Giovanni Fusco, Vittorio Gelmetti

Çekim Yeri: Rome, Lazio, İtalya

Nam-ı Diğer: Red Desert | Red Desert

Oyuncular: Monica Vitti, Richard Harris, Carlo Chionetti, Xenia Valderi, Rita Renoir

Özet

Soğuk, yağmur ve sis, Ravenna’daki bir fabrikayı çevrelemiştir. Fabrika atıkları çevredeki gölleri kirletmektedir. Fabrikanın müdürü Ugo’nun karısı, ev kadını Guiliana psikolojik olarak rahatsızdır, ancak rahatsızlığını kocasından elinden geldiğince saklamaktadır. Guiliana Patagonya’ya gitmekte olan bir mühendis olan Zeller ile tanışır. Birlikte seksi oyunlarıyla dolu bir akşam yemeğine katılırlar; ardından Ugo iş için şehir dışındayken Guiliana oğlunun çocuk felcine yakalandığından şüphelenir. Ancak oğlunun hastalığı uydurduğunu fark edince, kimsenin ona ihtiyacı olmadığına dair paniğe kapılarak Zeller’a gide.

Hakkında

Michelangelo Antonioni’nin bu son derece pesimistik ve karanlık filmi yönetmenin dünyanın gidişatına karşı sitemini en sert şekilde perdeye yansıttığı yapıtı belki de. Kızıl çöl izleyicisini birçok olguyu sorgulamaya ve çevresine daha farklı gözlerle bakmaya iten etkileyici bir sinema şaheseri.

Antonioni’nin filmlerinde genellikle ana karakterin içinde bulunduğu durum filmin konusunu ve gerilimini oluşturur. Kızıl Çöl’de ana karakter Giuliana(Monica Vitti) bir trafik kazası geçirmiştir ve bu kaza sonucunda herhangi bir fiziksel yara almamıştır fakat akli dengesini yitirmiş ve çevresine karşı aşırı bir tedirginlik ve korku duymaya başlamış, nevrotik bir karakterdir. Antonioni filmin jeneriğinden itibaren sanayileşen dünyanın çirkinliğini vurgular. Dış mekan çekimlerinin neredeyse hepsinde kapitalist düzenin fabrikalaştırdığı dünyanın kirliliğini ve çürümüşlüğünü gözler önüne serer yönetmen. Devasa bacalar, fabrika atıkları, çelik direkler, sarı duman, gri duvarlar ve onların arasında yaşamaya, hayata tutunmaya çalışan bir kadın oluşturuyor filmin temelini.

Antonioni’nin kamerası kurulan karanlık atmosferin içinde Giuliana ve oğlunu takip eder, daha sonra onları bırakıp bir fabrika görüntüsüne döner, ordan da kimyasal atıklarla bezenmiş duman dolu bir manzaraya kesme yapar. Yönetmen karakterleriyle içinde bulundukları atmosferi ilişkilendirmek için kameranın çevrinme hareketini sık sık kullanıyor. Aynı zamanda geniş açılı çerçeveler oluşturuyor yönetmen ve Giuliana ve oğlunu devasa fabrikaların önünde küçücük halde görüyoruz. Kullandığı bu tekniklerle artık gelişen ve giderek sanayileşen dünyanın insanlara sağlıklı ve huzurlu yaşama imkanı tanımadığını söyler yönetmen izleyicilerine. İnsan mekanizmasını zehirleyen, insani değerleri tüketen, maddiyata ve yabancılaşmaya doğru iten materyalist bir gidişattır bu ve insanlık için yönetmene kaygı verir. Antonioni’nin filmlerinin ortak teması olan iletişimsizlik sorunu bu filmde de filmin merkezinde duruyor. Giuliana’nın Corrado’yla olan ilişkisi başlı başına bir iletişimsizlik ve anlaşmazlık hikayesidir, Corrado Giuliana’ya neden korktuğunu sorduğunda Giuliana ‘’Sokaklardan,fabrikalardan,renklerden,gökyüzünden,insanlardan’’ cevabını verir ve Corrado’dan kendisine yardım etmesini ister. Fakat Corrado Giuliana’nın korktuğu insanlardan biridir ve aklında onunla yatmaktan başka bir düşünce yoktur. Giuliana da çaresiz kendini onun kollarına bırakır.

Kızıl Çöl Antonioni’nin ilk renkli çektiği filmi ve renkler filmin izleğinde önemli yer tutuyor. Örneğin çağdaş dünyada bozulmanın ve çürümenin simgesi olan sarı renkte bir dumanın gökyüzüne yayıldığını görürüz. Bir başka sahnede karakterler Max’ın kulübesinde otururken sarı bayraklı bir gemi yaklaşır onlara doğru. Sarı bayrak ta gemide bulaşıcı hastalığın olduğuna işarettir. Filmin ikinci karakteri Corrado(Richard Harris) Giuliana’yı dükkanında ziyaret ettiğinde Giuliana duvarlarını mavi ve yeşil renklere boyayacağını söyler, yani kendisi için dış dünyadan farklı canlı bir dünya yaratma hayalindedir Giuliana. Daha sonra Giuliana’nın Corrado’nun oteline gittiğinde bembeyaz uzun bir koridor boyunca yürüdüğünü görürüz. Bu beyaz uzun koridor karakterin içinde bulunduğu boşluğu aksettirmek için seçilmiş gibidir. Kırmızı renkse filmde çok ön plandadır ve dünyanın dönüştüğü bataklığın simgesidir. Giuliana içinse tehlikeyi ve korkuyu çağrıştırır kırmızı.

Antonioni Kızıl Çöl ile özgün sinema dilini daha da zenginleştirmiş ve etkin bir şekilde kullanmaya başlamış bir yönetmen olarak çıkıyor izleyicilerin karşısına. Kızıl Çöl’e yapılabilecek yegane eleştirilerden biri Antonioni’nin ana karakterin psikolojisine çok değinmemesi olabilir. Ana karakterin psikolojisine değinildiği takdirde filmin daha derinlikli olması sağlanabilirdi fakat bu haliyle de film bir meselesi olan, etkileyici bir hikayenin etkileyici bir şekilde anlatılmasından oluşan bir başyapıt. Kızıl Çöl usta yönetmenin sinemada teknik anlatım açısından sinemada çığır açtığı; Monica Vitti’nin başarıyla çizdiği efsanevi Giuliana karakteriyle ve o kapkaranlık atmosferiyle hafızalardan çıkmayacak bir film.

Bu yazı doganaybc tarafından kaleme alınmıştır.

Filmden

Bir rüya gördüm yataktaydım ve yatak hareket ediyordu.

Baktım.

Kum bataklığının üstündeydi ve batıyordu derine, gittikçe daha derine.

Beni mi arıyordunuz?

**

Ben

Ben sadece geçiyordum, ve sizi içeri girerken gördüm.

Bu doğru değil.

Yalan söyleyerek başlamak istememiştim.

Neye başlamak?

Hiçbir şeye konuşmaya

Bunun için üzgünüm

**

Ben şunlardan istiyorum.

– Ama onlar daha pahalı.

– Önemli değil.

Onları istiyorum çünkü canlılar.

Tamam.

Bazı balıklar sıra dışıdır.

Hatta denizin derinliklerindeki bazıları şeffaftır.

Bunu biliyor muydun?

Bana böyle şeyler anlatma.

Beni korkutuyor.

Benim korkularımı hayal edemezsin!

Bir hayvanı yemen için onu sevmen mi gerekiyor?

Evet.

belki.

Örneğin?

Bilmiyorum.

Küçük bir tavuk kedi yavrusu, belki şu küçük, zarif olanlarından?

Hadi ama.

Beni yer miydin?

Eğer sevseydim.

kizil-colkizil-col2

Mario evde mi hanımefendi?

Evde değil.

Gelecek mi?

Yakında gelir.

Ama bazen gecikir.

Bekleyebilir miyiz?

Elbette.

– Oturun.

– Teşekkürler.

Biraz şarap ister misiniz?

Hayır, teşekkürler.

Ben biraz alayım.

Dürüst ol.

Ugo sana anlattı mı?

Neyi?

Kazadan bahsetti mi?

Evet, evet.

Ciddi değildi, değil mi?

Hastaneye yatırıldın şok için.

Bir kızla tanıştım Nerede?

Hastanede mi?

Çok hasta bir kız her şeyi istiyordu.

Nasıl yani?

Doktor ona demiş ki,

“Sevmeyi öğrenmelisin.”

“Birini sevmeyi ya da bir şeyi sevmeyi ” “kocanı, oğlunu,” “bir işi, bir köpeği bile olabilir.”

Ama ne kocasını, ne oğlunu, ne işini, ne köpeği, ne ağaçları sevemedi.

Sana ne hissettiğini anlattı mı?

Yer çöküyor gibiymiş.

Eğimli bir yerden aşağıya doğru kayıyor gibi hissediyormuş neredeyse boğulacakmış gibi oluyormuş sanki kimse yardım etmeyecekmiş gibi.

Kocası bile mi?

Kocası bile.

Kocası çok uzaktaymış.

Oğlu bile yardım etmemiş mi?

Oğlu evet, ama o kızın çocuğu yoktu.

Hastaneden ayrıldığı zaman kendine soruyordu,

“Kimim ben?”

Benden ona söylememi istedi.

Şimdi durumu iyi.

**

Bazen, bulunduğum yerde bulunmaya hakkım yokmuş gibi hissediyorum.

İşte bu yüzden sürekli yer değiştiriyorum.

**

Solcu musun yoksa sağcı mısın?

kizil-col3 Niçin sordun?

Politikayla mı ilgileniyorsun?

Hayır.

Sadece merak ettim.

Birine Tanrıya inanıp inanmadığını sormak gibi bir şey bu.

kizil-col4

Bunlar büyük laflar.

Cevap basit değil.

Nihayetinde inanılacak ne var ki?

İnsanlığa bir bakıma, biraz adalete biraz gelişime.

Bazıları sosyalizme inanır belki.

Önemli olan insanın kendisinin ve başkalarının gözünde inandıklarına uygun davranmasıdır.

Önemli olan vicdanının rahat olmasıdır!

Benim vicdanım rahat.

Bu cevap seni tatmin etti mi?

Bir sürü süslü kelime! İşte oradalar!

**

Hiç sabit durmuyor, hiç hiç, hiç.

Karada olanlara ilgimi kaybetmeden uzun süre denize bakamıyorum.

Bazen iş harcadığımız zahmete değiyor mu diye merak ediyorum.

Bunun saçma olduğunu düşünmüyor musun?

Gözlerim yaşardı sanırım.

Gözlerimi ne için kullanmam gerekiyor?

Neye bakmak için?

Sen neye bakacağını merak ediyorsun ben nasıl yaşayacağımı.

**

Biri bağırdı.

Linda bunu uydurmadı.

Tamam Giuliana, sen haklısın.

Sanki deliymişim gibi “haklısın” demeyin.

Giuliana, kim bağırmış olabilir?

**

Ne getirdin yanında?

Jeneratörler, el arabaları, borular fabrika ekipmanları Hayır, sana ait şeyler kişisel eşyaların.

Hiçbir şey.

İki ya da üç valiz.

Ben gidecek olsaydım herşeyi yanıma alırdım.

Gördüğüm ve sahip olduğum her gün kullandığım şeyleri hatta kül tablasını bile.

Ama o zaman, niçin ayrılıyorsun?

Ayrıldığın zaman sadece herşeyi özleyeceksin gezdiğin sokakları, şehrini.

Gazetenin ilanlar bölümünde “Taşınma Dolayısıyla Satılık” diye okuyunca bu herşeyi terk etmek için yeterli bir neden olarak gelmişti ya da neredeyse herşeyi.

Niçin?

Böyle olmamalı! Neye ihtiyacın olacağını nasıl biliyorsun?

Ve sonra eşyalar, insanlar, sen döndüğünde yerlerinde olacaklar mı?

Aynı şekilde kalacaklar mı?

Belki geri gelmem.

Geri dönmemek üzere gitseydim seni de yanımda götürürdüm.

Çünkü sen buradaki hayatımın bir parçasısın.

Ugo bana senin baktığın şekilde baksa hakkımda bir sürü şey öğrenirdi.

Kazayla ilgili mi?

Ve hastanedeki kızla?

O sendin! Kabul etmeye utandım.

Bunu Ugo bile bilmiyor.

Doktorlar söylemeyeceklerine söz verdiler.

Kendimi öldürmeyi denedim.

Medicina’da çalışan işçiyi hatırladın mı?

Evet.

O da hastanede benimle birlikteydi ve çok hastaydı.

O da ölmeyi denedi mi?

O mu?

Hayır.

Şimdi iyi olmalı.

Peki sen nasılsın?

İyi.

**

Hikaye

Zamanın birinde bir adada bir kız varmış.

Onu ürküten yetişkinlerden sıkılmış.

Erkek çocuklardan hoşlanmazmış, hepsi yetişkin gibi görünmeye çalışıyorlarmış.

O yüzden, her zaman yalnızmış, karabatakların, martıların ve vahşi tavşanların arasında.

Her yerden uzak, denizin dibinin göründüğü ve kumların pembe olduğu ıssız bir koy bulmuş.

Orayı çok seviyormuş.

Doğanın renkleri çok güzelmiş ve etrafta hiç ses yokmuş.

Oradan güneş battığında ayrılırmış.

Bir sabah bir tekne ortaya çıkmış.

Sıradan teknelerden değil gerçek bir gemi bu dünyanın fırtınalarına ve denizlerine cesurca göğüs gerebilecek bir gemi.

Ve kim bilir belki diğer dünyaların da.

Uzaktan olağanüstü görünüyordu.

Yaklaştıkça gizemli bir hâl alıyordu.

Kız güvertede kimseyi görmedi.

Gemi bir süre durdu sonra yön değiştirdi ve uzaklara doğru gitti sessizce, aynen geldiği gibi.

Kız insanların garip davranışlarına alışmıştı ve bu da onu şaşırtmadı.

Ama, çok geçmeden sahilde işte! Bir gizemli olay tamam ama ikincisi olmaz!

Kim şarkı söylüyordu?

Sahilde kimse yoktu.

Ama ses oradaydı Bir yakın.

Bir uzak.

Sonra denizden geliyor gibi geldi, sonra kayaların arasındaki bir koydan, bir sürü kaya vardı hiç fark etmemişti daha önce insana benziyorlardı.

kizil-col5kizil-col6 Ve ses o sırada çok güzeldi.

Şarkı söyleyen kimdi?

Herkes.

Herşey.

**

İyi.

Onun bana ihtiyacı yok.

Benim ona ihtiyacım var.

Ne oldu?

Her yerim ağrıyor saçım, gözlerim, boğazım, ağzım, Titriyor muyum?

Biraz.

Belki soğuktandır.

Evet üşüyorum.

Çok üşüyorum.

Üşüyorum.

Beni sevmiyorsun değil mi?

Niçin sordun bunu?

Gerçekten bilmiyorum.

Asla yeterli olmuyor.

kizil-col7 Niçin devamlı başkalarına ihtiyaç duyuyorum?

Aptal olmalıyım.

Bu yüzden başaramıyorum.

İstiyorum ki beni seven bütün insanlar burada, etrafımda olsun bir duvar gibi.

Giuliana ne olduğunu anlat bana.

Hiçbir şey.

Düşünsene hiçbir şey! İyi değilim.

Asla iyi olmayacağım.

Asla.

Bunu çok fazla düşünüyorsun.

Bu da diğerleri gibi bir hastalık.

Hepimiz bundan muzdaribiz az ya da çok.

Hepimizin yardıma ihtiyacı var.

Kim bilir belki bu dünyada birinin daha iyi olabileceği bir yer vardır.

Belki öyle bir yer yoktur.

Belki haklısın.

Git, git, git, sadece başladığın yere dönüyorsun.

Bana olan da bu.

Altı yıl önce nasılsam şimdi de aynen öyleyim.

Yine de, bu kalmayı istememe mi yoksa gitmeyi istememe mi neden oluyor bilmiyorum.

Ne zaman ayrılıyorsun?

Bilmiyorum.

– Neye bakıyorsun?

– Oraya.

Bazen birilerine saldırmak istiyorum.

Bunun neresi kötü?

Bazen ben de istiyorum.

Yardım et bana.

Lütfen yardım et bana.

Başaramayacağımdan korkuyorum.

Korkuyorum.

Sakin ol.

Neden korkuyorsun?

Sokaklardan, fabrikalardan, renklerden, insanlardan, her şeyden.

**

Giuliana bu konuda ne yapmayı planlıyorsun?

Hiçbir şey.

Bu saçma.

Benim için endişelenme.

Herkes endişeleniyor

Doktorlar sürekli benim hakkımda konuşuyorlar!

Ama yalnız bırakıldığım zaman kendimi hasta hissediyorum.

Buna daha fazla katlanamayacağım! “Gerçekliği yeniden düzenlemek” için hastanede dediklerinin aynısını yaptım.

Başarıyorum gibi görünüyordu, sadakatsiz bir eş olmayı bile becermiştim.

Bunu düşünme Giuliana.

Tabi, sadece düşünme.

Güzel çözüm!

Gerçeklikliğin korkunç bir yanı var ve ben ne olduğunu bilmiyorum.

Kimse bana söylemiyor.

Sen de bana yardım etmedin Corrado.

Affedersiniz söyleyin

Rahatsız etmek istemedim

Bu gemi yolcu alıyor mu?

Hayır, gerçekten henüz karar vermedim.

Karar veremiyorum.

Ben bekar bir kadın değilim.

Ama, bazen, ayrılmış hissediyorum.

Kocamdan değil, hayır.

Vücutlar ayrı.

Eğer beni çimdiklersen sen acı çekmezsin.

Ne diyordum?

Oh, evet.

Hastaydım, ama Bunu düşünmemeliyim.

Bu Başıma gelen tüm şeyleri düşünmeliyim.

Hayatımı.

Hepsi bu! Üzgünüm! Beni affedin.

Valerio! Hadi gidelim Valerio! – Niçin böyle yapıyor?

– Bilmiyorum.

Dikkat et.

Duman niçin sarı?

Çünkü zehirli.

O zaman küçük bir kuş onun içinden uçarsa, ölür! Şimdiye kadar kuşlar bunu öğrenmiştir.

Oradan uçmuyorlardır artık.

Hadi gidelim.

BAŞA DÖN

 

 

 

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s