The OA (2016–)

 

Tv Dizisi 60 dk

Yönetmen:Zal Batmanglij

Senaryo: Zal Batmanglij, Brit Marling

Sezon: 1.Sezon

Tür: Dram, Gizem

Vizyon Tarihi:01 Aralık 2016  (ABD)

Müzik: Rostam Batmanglij, Danny Bensi, Saunder Jurriaans

Oyuncular: Ian Alexander, Will Brill,  Emory Cohen, Patrick Gibson, Brit Marling

Alt yazı çevirmeni: Fatma Çalışkan

Özet

The OA, Marling’in canlandırdığı Prairie Johnson karakteri etrafında dönüyor. Johnson yıllardır kayıp olan kör bir kız. Ama dizinin ilk bölümüyle birlikte Johnson 20’li yaşlarında, küçük bir kasabadaki evine dönüyor. Üstelik körlükten tamamen kurtulmuş bir biçimde. Kasabanın bazı sakinleri bu geri dönüşü mucize olarak nitelendirirken, kızın varlığı bazıları için de şaşkınlık yaratır ve kız tehlikeli kabul edilir. Bu gizeme ek olarak, Johnson anne ve babasına ve FBI’a kayboluşundan bu yana geçen yedi yıl boyunca olanlarla ilgili bir şey söylemeyi reddetmektedir. Prairie konuşmaktan kaçınsa bile, o uzakta iken bazı garip şeylerin olduğu aşikardır.

Konuyla ilgili bir video. Videonun sonunda ÖYD nin bilimsel olarak nasıl gerçekleştiği ile ilgili bir deney var.

Filmden

 

the.oa.s01e01

-Seni anlamaya çalışıyoruz.

 Yani, ölü değiller mi?

 Hepimiz sayısız kez öldük.

**

Videomu mu izledin?

 Ne  Yardım etmek için.

 -Yine sesler mi duyuyorsun?

 -Hiçbir şey duymuyorum! Küçük bir kızken, yürümeyi öğrenirken   hemen fazla öz güven kazanmıştın.

 Koşmaya karar vermiştin.

 Kafanı duvarın kenarına çarpıp alnını yarmıştın.

 Hatırlıyor musun?

 Benim kanımdan gelmediğini biliyorum   ama o olay olduğunda   kızım olduğunu anlamıştım.

 Çünkü acıyı ben de hissetmiştim.

 Ben de duvara çarpmış gibi olmuştum.

 Şimdi de öyle hissediyorum.

 Bu ikimiz için de tuhaf bir durum.

 Sende şu şeyler  Ama sen  sen bir yabancı değilsin.

 Anne, lütfen.

 Anlatmak istemediğimden değil.

 İstiyorum  Ama sana acı vermek bana acı verecek.

 Ve sana acı vereceği kesin.

 Bana biraz zaman tanı.

**

Aklıma geldi de  Trendeki Yabancı’yı izlemiş miydin?

 Hayır.

 Ana konusu şu ki, aranda ilişki olduğu bilinmezse birbiriniz için işlediğiniz suçlar çözülemez.

 Diyorum ki, ben sana yardım edeyim, sen de bana.

 Yardıma ihtiyacım var.

**

Dokunulmayı sevmem.

 Dokunmak yok.

 Sorun değil.

 Sahiden yapacak mısın?

 Trendeki Yabancı.

**

Yani özlemlerin, kimseye söylemediğin arzuların.

 Tam normal olduğuna inanacaktım ki işi mahvettin.

 Görünür benliğine çok vakit harcıyorsun.

 Bu etkileyici.

 Herhalde görünmez benliğin olmadığını sanıyor.

 Arzularım var.

 Çok çalışıyorum.

**

Bay Winchell’ı bekliyorum.

 Konuşmuştuk.

 Ben Steve’in üvey annesiyim.

 Tabii.

 Oturun.

 Bu görüşmeyi sizi veya kocanızı suçlamak için istemedim.

 Sizi bu görüşmeye çağırmamın sebebi kocanızın oğlunun büyük bir sorun haline geldiğini ve okuldan atılmasını istediğimi bildirmek.

 Sorunu açıklar mısınız?

 Mektubumda açıkça belirtmiştim ama yine de istiyorsanız  Benim görevim öğrenmek isteyen, kendilerini geliştirmek isteyen çocuklara öğretmenlik yapmak.

 Düzeni bozan, vahşi ve açıkçası korkunç bir öğrenci bana sorun çıkartırsa mesele değil.

 Onu halledebilirim.

 Ama çalışkan öğrencilerin eğitim hakkına mal olmaya başlarsa orada “Dur” derim.

 Bence onun ciddi psikolojik sorunları var.

 Çok hasta bir topluma uyum sağlamış olmak akıl sağlığının ölçüsü değildir.

 Bu çok zekice bir slogan Bayan Winchell ama oğlunuzu okuldan attıracağım.

 Tamam.

 İlk sebebiniz neydi?

 Efendim?

 Niye öğretmen oldunuz?

 -Konu ben değilim.

 -Ama öyle.

 Konu siz ve Steve, bu da iki kişilik bir oyun, sahnesi sınıf olan, zaman içinde birçok boyutta yer alan.

 Anlayamadım.

 Belki de Steve, siz sebebinizi kaybettiğiniz için öğrenemiyordur.

 -Tanrım, bu çok gülünç.

 -Betty  Belki sayemde hatırlarsınız.

 Birini kaybetmişsiniz.

 Sizin için önemli birini.

 Ben de benim için önemli birini kaybettim.

 -Kimi kaybettiniz?

 -Susmazsanız sabrımı.

 İlk aşkınız mıydı?

 Yoksa bir ebeveyniniz mi?

 Çocukken sevdiğiniz biri mi?

 Bir kardeş mi?

 Bakın, açık konuşmak ister misiniz?

 O sosyopat oğlunuz bir çocuğun boğazına yumruk attı.

 Kurban misillemeden korktuğu için ihbar etmedi.

 O çocuğun gırtlağı yarıldı ve ulusal yarışmada şarkı söyleyemeyecek.

 Bu şiddetin nedeni veya nereden geldiği umurumda değil.

 Okulumda şiddet istemiyorum.

 Yo, haklısınız.

 Üzgünüm, haklısınız.

 Haklısınız.

 Bu boyut şiddet, adilik ve açgözlülük yüzünden parçalanıyor, Steve de bunları hissedecek kadar duyarlı bir çocuk ve öfkeli.

 Öfkeli ve kayıp bir çocuk.

 Onu bulmak için kendinize tekrar öğretmelisiniz ama siz yolda öğrenmeyi bırakmaya karar vermişsiniz.

 Açık kalmak çok acı veren bir şey.

 Bence hepimiz aynı umutsuzluk içindeyiz.

 Önemli olan bununla ne yapmaya karar verdiğimiz.

 Haklısınız.

 Peki siz ne yapacaksınız?

 İşinizi yapmak istiyorsanız zorbayı kovun.

 Melek gibi şarkı söyleyen çocuğa odaklanın ama onun size ihtiyacı yok.

 Öğretmen olacaksanız Steve’e öğretmenlik yapın.

 Adam olmasına yardım edebileceğiniz çocuk o.

 Kaybettiğiniz çocuk o.

 O sizin ilk sebebiniz.

 İlk adınızı duyamadım Bayan Winchell.

 Ben OA’im.

**

-O yüzükle ayrılacağım.

 Homer [yol gösterici]

Homer, neredesin?

**

Babam çok varlıklı bir adamdı.

 Bir madencilik şirketi vardı.

 Topraktan değerli madenler çıkarıyordu.

 Sürekli izleniyorduk çünkü kısa sürede çok para kazanmıştı.

 O zamanlar, o kadar paran varsa bir kısmını Voi’ye verirdin.

 Diğer yeni zenginlerle birlikte Moskova dışındaki gizli bir mıntıkada yaşıyorduk.

 Ve iki buçuk metre kar vardı ama yine de beyazlığın içinde kaybolmuş kapıların ardındaki büyük evler seçilebiliyordu.

 Bana gözümün nasıl açıldığını sordun.

 Daha ilginç olanı, nasıl kör olduğum.

 Kör doğmadım.

 Aziz Bazil Katedrali’nin parlak renkli kubbelerini, Moskova Nehri’nin gri sularını hatırlıyorum.

 Kasabamız Sovyetlerin dağılması üzerine kurulmuştu.

 Her ev yeni bir servetti.

 Kömür çıkaranlar, petrol çıkaranlar, kablo yapanlar.

 Ben bu oligarkların çocuklarıyla büyüdüm.

 Annem beni doğururken ölmüş.

 Büyük ve ıssız bir evde sadece babamla ben vardık.

 Bazı rahatsızlıklarım vardı.

 Düşler.

 Gerçek olanlardan daha gerçek kokuları ve sesleri vardı.

 Bunların birinde bir akvaryumda kapalı kalıyorum, nefes alamıyorum, dışarı çıkamıyorum.

 Baba.

 Baba! Baba! Nina.

 Baba! Yine geldi.

 Aynı şey.

 Suyun altındayım, yüzen kalemler var ve nefes alamıyorum.

 Sadece bir düş küçük lahanam.

 Bir hayal.

 Hayır.

 Şu an burnumu sıkmanı nasıl hissediyorsam, aynı şekilde gerçekti.

 Bu öğleden sonrayı iptal et.

 Her şeyi akşama kaydır.

 Bu kabustan kurtulacağız.

 Burada dur.

 Araba sıcak kalsın.

 Gel lahanam.

 Nina.

 Baba, çok soğuk.

 Yapamam.

 Soğuğa karşı koymanın tek yolu ne?

 Soğuktan daha soğuk olmak.

 O gün babam bana cesareti öğretti.

 O gece hava o kadar soğuktu ki, atlarımızdan biri donarak öldü.

 Ama o akvaryum bir daha hiç rüyama girmedi.

 Aylar geçti.

 Burnum bir kez bile kanamadı.

 Artık okula başlamıştım.

 Mahallemizdeki çocukları özel bir otobüs alıyordu.

 Ben hep ilk binerdim.

 Midemin altında bir şey hissettim, sanki orama kırılmamış yumurtalar yapışmış gibiydi.

 O otobüsten inmek istedim.

 Evet, ama hoşuma gitmedi.

 Sana çok fazla ölümü hatırlatıyor.

 Çocuğun kendini vurduğu zaman olduğu gibi.

 Evet, bir gün buradasın ve sonra birden burada değilsin.

 Hiçbir yerde değilsin.

 Sen de izledin mi Ninny?

 Bence hep bir yerde olursun.

 Burnuna ne oldu?

 Önemli bir şey değil.

 Altımızda bir ışık var.

 Belki camlardan biri kırılmıştır.

 Derine dalarsak belki çıkabiliriz.

 Nina! Biz bir mesajdık, anladınız mı?

 Voi’den ailelerimize.

 Mesaj diyordu ki, “Sizler elbette güçlü iş adamlarısınız ama o kadar da güçlü değilsiniz.

” O gün Rusya’nın tüm kodamanlarının en küçük çocukları o otobüsteydi.

 Hepsi öldü.

 Her biri öldü.

 Ben dahil.

 Dünyanın içinde miydim, üstünde mi, bilemiyordum.

 Karanlık niye bu kadar göz kamaştırıcıydı?

 Nina.

 Geri dönmek istiyor musun?

 Büyük sevgi göreceksin ama çok zor olacak.

 Acı çekeceksin.

 Ben mi?

 Ben kalmanı istiyorum.

 Geri.

 O zaman gözlerini alacağım.

 Çünkü olacakları görmene katlanamam.

 Çok korkunç şeyler.

 Baba.

 Yanağını yanağımda hissediyordum.

 Soğuktu.

 Nefesini duyuyordum.

 Ve gözlerim açık olduğu halde karanlıktı.

 Dedim ki, “Baba ” Göremiyorum.

 Hiçbir şey göremiyorum.

 

the.oa.s01e02

YENİ HEYKEL

Okul otobüsümüze yapılan saldırı arkadaşlarımın canını aldı   gözlerimi aldı   ama hayatta kaldım.

 Babam bunu sır olarak saklamak istedi.

Beni Rusya’dan Amerika’ya kaçırdı, körler için bir yatılı okula gönderdi.

 Orada güvende olacağımı düşündü.

 Teyzem benimle ilgilenecekti, babam da kısa süre sonra da yanıma gelecekti.

 O zamana dek her pazar gecesini heyecanla bekleyecektim.

 Beğendin mi?

 Seni milyonlarca kemanın arasında tanırım, tek bir nota çalsan bile  Haydi üç nota diyelim.

 Ama daha fazla değil.

**

O benim cankurtaran halatımdı.

 Ben de onun.

 Her pazar birbirimizi kurtarıyorduk.

**

Normal düşler burun kanatmaz.

 Sezgiler güçlüydü, çünkü düşte görebiliyordum.

 21 mum, doğum günüm.

 O zaman karşılaşacaktık.

 Etrafı suyla çevrili dişi bir devin yüzü.

 Orası bir tek yer olabilirdi.

 Oraya gitmek için plan yaptım.

**

“Burada, dalgaların çarptığı gün batımı kapılarında elinde meşalesiyle güçlü bir kadın duruyor, alevi yıldırım gibi ve adı Sürgündekilerin Anası.

 Fener gibi elinden dünyanın her yerine kucak açılıyor, yumuşak gözleri hava köprüsüyle bağlanan ikiz şehrin limanının üzerinde.

 ‘Eski topraklar, o haşmetli tarihiniz sizin olsun’ diyor sessiz dudakları.

 ‘Bana bezginleri gönderin ve yoksulları, özgür soluk almak isteyen üst üste kalabalıkları, kalabalık sahilinizdeki o sefil artıkları.

 O evsizleri fırtınalardan geçirip bana gönderin.

 Lambamı kaldırıyorum altın kapının yanında!'”

**

Size hatalarımı anlatabilirim.

 Acıkınca yemek yemedim.

 Yorulunca uyumadım.

 Üşüyünce ısınmadım.

 Bu beni zayıflattı.

 Ama yaptığım en büyük hata güzel bir ağ atarsam güzel şeyler yakalayacağımı sanmamdı.

**

Hep böyle güzel mi çalardın?

 Yoksa sana bir şey mi oldu?

 Olmuş.

 Sana bir şey olmuş, ondan sonra böyle aşkın bir biçimde çalmaya başlamışsın.

 Özür dilerim.

 ÖYD mi yaşadın?

 O ne, bilmiyorum.

 Ölüme yakın deneyim.

 Sen öldün mü?

 Sonra da dirildin mi?

**

En ilginç sorular onlar.

 Bilinç nedir?

 Buradan sonra bilinç nereye gider?

 Ama sen biliyorsun.

 Değil mi?

 Yani, şey olduğunda  Sana bir soru sorayım, öldükten sonra geri döndüğünde  Sence bu kendi seçimin miydi?

 -Bunu bir seçim gibi mi yaşadın?

 -Evet.

 Ölüme yakın deneyim mi demiştin?

 -Evet.

 -Sen de mi?

 İşte, saat 12 yönünde ketçap, dörtte hardal, sekizde mayonez var.

 Senin sevdiklerinden, tamam mı?

 ÖYD yaşadım mı?

 Hayır.

 Yaşamadım, ama ben  Bu konu benim  Tek düşündüğüm şey bu.

 Bütün hayatım bu.

 Acil serviste anestezi uzmanıydım ve ilk kez duyduğumda   bir hasta öldü ve sandım ki   yani bir şey duydum gibi geldi.

 Yani, bir şey  Bilmiyorum.

 Bir şey.

 Cesaretimi toplayıp öbür doktorlara da sordum.

 Dediler ki, “Herkes bir şey hissettiğini söyler.” Hayır, ben vın diye bir ses duymuştum   bedeni terk eden bir şeyin sesini ve geri gelirken vınlayışını.

 Geri gelmişlerse demek ki bir yere gitmişlerdi.

 Nereye gitmişlerdi?

 Bunu kanıtlayabiliriz.

 Her mantıklı bilim adamının yapacağını yaptım.

 Acil servisten ayrıldım ve ömür boyu ÖYD’den kurtulanları araştırmaya başladım.

 Demek benim gibi insanlar tanıyorsun.

 Evet.

 Evet, şu anda senin gibi üç kişiyi inceliyorum.

 Biri özellikle sana benziyor.

 Özel yeteneklerle geri dönmüş, müzik yeteneğiyle.

 Nasıl yani?

 Onunki mükemmel müzik kulağı ama başkaları da var  Matematik, sanat, dil yetenekleriyle dönenler var.

 Bu  Onları ilginç kılan bu değil.

 Sizi inanılmaz yapan şey hepimizin yaşadığı   bu komanın dışına çıkmış olmanız.

 Anlıyor musun?

 Rusya’dan ayrıldığımdan beri her gün babamı nasıl bulacağımı düşünüyorum.

 Ve kaçık olduğumu düşünmeyen tek kişi oydu

 Elbette değilsin.

 Sana hiç ilaç verilmemeliydi.

 Asla.

 Niye, canlı düşler gördüğün için mi?

 Bu delilik.

 Özür dilerim, bunu duymak öyle garip ki  Ben acayibim ama sen acayipliği seviyorsun.

 Acayiplik iyidir.

 Yani, bir yerlerde acınası sıradanlıktaki bir adam göğsünde “Acayiplik iyidir” yazan bir tişört giyiyordur.

 Gitmem gerek.

 Hesabı alabilir miyim lütfen?

 Bu gece eve gitmeli, işime dönmeliyim.

 Bende hoşuna gidebilecek bir şey var.

 Çalışmamın yan ürünü sayılır.

 Dün buradaki konferansta bir patent sattım ve 

Sana bir şey gösterebilir miyim?

 -Evet.

 Öyle mi?

 Tamam.

 İşte.

 Evet, şunları kenara çekelim.

 Dediğim gibi, asıl konu o vın sesini duymak, tamam mı?

 Bunu şuraya sokacağım.

 Tamam mı, girdi mi?

 Oldu mu?

 Tamam, şimdi  Şuradan aç.

 Bununla 150 metreden kalp atışlarını duyabilirsin.

 Şuna mı basacağım?

 Bu! Biri yürüyor.

 Evet.

 Genç biri mi?

 Belki bir çocuk.

 Kesinlikle.

 Bak, kalp atışı parmak izinden bile daha özeldir.

 Al, şunu dene.

 Evet.

 Bu da senin sesin.

 Bu da benim sesim.

 Beni de götür.

 Beni incele.

 Emin misin?

 

**

Atlatmana yardım edeyim.

 Aklından şu geçiyor: “Bu gerçek olamaz.

” Gerçek.

 “Bu bir düş.

” Tamamen ayıksın.

 “Birisi beni bulacak. ” “Niye bir kafese kapatıldım?  ” Yakında öğreneceksin.

 Bil ki, seni almaya gelmesi uzun sürebilir.

 Seni buraya getiren tüm adımlarını düşünürsen sonunda anlayacaksın ki, bu senden başka kimsenin suçu değil.

 Düşüncelerin moralini bozmaya çalışacak.

 İzin verme.

 Özgürlüğüne kavuşacaksın.

 Uykuda.

 Düşlerinde.

 Biz delirmekten öyle kurtuluyoruz.

 Adın ne?

 Prairie.

 Prairie.

 Benim adım da  Homer.

 

 

the.oa.s01e03

ŞAMPİYON

Hapiste ilk uykuya daldığında   unutuyorsun.

 Özgür biri olarak uyanıyorsun.

 Ama sonra öyle olmadığını hatırlıyorsun.

 Sonunda buna inanana kadar özgürlüğünü defalarca kaybediyorsun.

**

Alışırsın.

 Burada aklımı kaçıracağım.

 Amacın bu mu?

 Hayır.

 Ötekilerle konuş.

 Zihnini meşgul et.

 Ben  Sana kabartma kitaplar getiririm.

 Ne okumak istersin?

 Hava ve güneş ışığı olmadan yaşayamam.

 -Ötekiler yaşadı.

 -Ötekiler kör değil.

 Gece gündüze dönüştü.

 Gündüz geceye.

 August nerede?

 Ona ne yaptın?

 İyi olduğundan emin olmam lazım.

 Bana ihtiyacı var.

 Yeter Rachel.

 Onu yukarı götürdüğünü biliyorsun.

 Bana ihtiyacı var.

 Yaşayan ölüler gibiydik.

 Yan yana ama yalnızdık.

 Zamanı hissedememekten daha yalıtıcı hiçbir şey yoktur.

 Çıkar beni.

 Saatlerle günlerin arasındaki mesafeyi hissedememekten.

 Yaşıyorsun.

 Yaşıyorsun.

**

Birini öldürmek çok zordur.

 Birinin ölmesine izin vermek bile zordur.

**

Ne yaptığımı anlıyor musun?

 Yo, sadece   çocukken bu sesi çok duyardım.

 Uyumayı sevmem, vakit kaybıdır ama   gerekli, o yüzden  uyku ilacı.

**

Ben çocukken PBS’te çok sevdiğim bir program vardı.

 Tam bir bilim adamı olan bir İngiliz’in programı.

 İnanılmaz yüksekliklere çıkar veya büyük bir çöle filan giderdi.

 Hep şöyle fısıldardı, “Şu anda dünyanın en ıssız yerinde, hiçbir şeyin yaşayamayacağı bir yerdeyim.” Ama hep gayet iyi yaşayan bir yaratık olurdu.

 Ortam ne kadar zorlayıcı olursa olsun.

 O programa bayılırdım.

 Bana umut verirdi.

 Oldu sayılır.

**

Zıplamaya başla.

 Zıpla.

 Bir daha.

 Lütfen, yapamam.

 Devam et.

 Yap şunu Prairie.

 Zıpla.

 Bir daha.

 Zıplarken kollarını çırp.

 Tuhaf şekilde değil, gerçekten.

 Sanki kolların dev kanatlarmış gibi.

 Bir daha.

 Daha yüksek.

 Bir daha.

 Bir daha.

 Gördün mü?

 Becerdin işte.

 Bir şeyin yok.

 Sakın suya düşme   saksı da devirme.

 Zıplama egzersizi mi yapıyorum?

 Evet, bir tür zıplama egzersizi.

**

Şarkı

Keşke bilebilsem

Seninle ne yapacağımı

Ama işin aslı

Hiçbir fikrimin olmadığı

Senin var mı?

 Senin var mı?

 Keşke olsaydı bir fikrim

Neye ihtiyacım olduğu konusunda

 Ama biz Bilemiyoruz

Ama önemi yok

Önemi yok

Keşke anlayabilsen

Keşke bilebilsem İşin aslı

Hiçbir fikrimin olmadığı

Mavi göğü görüyorum

Ve beyaz bulutları

Bu parlak kutlu günü

Ve karanlık kutsal geceyi

Ve içimden diyorum ki

Ne harikulade bir dünya

**

 

 

the.oa.s01e04

O ŞEY

Acıyı hissedemiyordum.

 Zamanı bilemiyordum.

 Nerede olduğumu anlayamıyordum.

 Ama görebiliyordum.

 Görebiliyordum.

 Homer, Rachel ve Scott’ın adımı haykırdıklarını hatırladım.

 Artık yanımda değillerdi.

 Ansızın basan bu kayıp duygusu hayatımda ikinci kez öldüğümü fark ettirdi.

 Khatun, görebiliyorum.

 Zaten görebiliyordun çocuğum.

 Nefeslen de yanıma gel.

 Burada olmamam gerek.

 Saçma.

 Bir sürü zamanın oldu.

 Nasıl da büyümüş, genç bir kadın olmuşsun.

 Hata ediyorum Khatun.

 Kalırsan bir daha acı çekmek yok.

 Hayatın tüm acıları gider.

 Kısa süre sonra hepsini unutursun.

 Ama unutmak istemiyorum.

 Onunla bodrumdalar.

 Onları orada bırakamam.

 Çok garipsin.

 Buna saygı duyuyorum.

 Ama işin doğasında asla kaçış yoktur.

 Tüm cesaretin ve planların yeterli olmaz.

 Görüyorum ki acıkmışsın.

 Sana yiyecek bir şey tutayım.

 Bu, sana başka bir yerin yolunu gösterecek, insanların bilmediği bir yolculuk şeklini.

 Bu olmadan, sonsuza dek tutsak kalırsın.

 Çok fazla alıştırma gerekiyor ama bununla bir gün özgürce uçabilirsin.

 Onu sana verirsem bir bedeli olur.

 Adil bir değiş tokuş.

 Baba.

 Baba! Buradayım! Baba! -Beni duyamıyor.

 -Hayır, duyamaz.

 Ama istersen duyabilir.

 Babanla gidip acı duymadan huzur içinde yaşayabilirsin veya kuşu alır ve gerçekte kim olduğunu öğrenirsin.

 Bu adil bir seçenek değil.

 Var olmak, adil olmayan seçeneklere rağmen hayatta kalmaktır.

 Onun yanına git.

 Hemen dışarıda seni bekliyor.

 Ötekilerin yanına nasıl dönerim?

 Artık fedakarlığı öğrendin.

 Artık bu yetenekle gelecek şeye hazırsın.

 Yut onu.

 O ışık tohumu.

 Onu büyütürsen bilmen gereken her şey içinde olur.

 Büyük bir kötülüğe engel olmak için beşiniz birlikte çalışmalısınız.

 Sadece dört kişiyiz.

 Göreceksin.

 Khatun, ben de senin gibi miyim?

 Hayır.

 Sen ilksin.

 Acele et.

 Ye onu.

 Uyandığım anda anladım ki, hayat artık aynı değildi.

 Hiç tanımadığım insanlara verdiğim bir söz uğruna babamla birlikte ebediyetten vazgeçmiştim.

**

Khatun bana bir gizem yutturmuştu.

 Ne olduğunu anlayamıyordum ama içimde hissedebiliyordum.

 Bir ipucu, bir bomba, bir son çare.

 Prair, beni duyuyor musun?

 İyi misin?

 Neredeyse başarıyordun.

 Neredeyse kaçıyordun.

 -Homer?

 Söylemem gerek  -Önemi yok.

 Önemi yok.

 Yaşıyorsun.

 Önemi yok mu?

 Ben buradan siktirip gitmek istiyorum.

 Uzak ihtimal olduğunu biliyordum.

 Bir ormanı geçtim ve oranın çıkışına geldim.

 Başımın arkasına vurdu  Çok sert.

 Öldüm.

 Herhalde acıdan bayılmışsındır.

 Bir yere gittim   ve onu gördüm.

 Küçük bir kızken gördüğüm kadını.

 Aman Tanrım.

 Baştan beri yanlış yapıyoruz.

 Buradan çıkmaya çalışıyoruz.

 Evet.

 Ana fikir bu sayılır.

 Hayır.

 İçeri girmeye çalışmalıyız.

 Galiba beyin hasarı oluşmuş.

 Kobaylar gibi davranıyoruz.

 Kobayların güçsüz olmalarının sebebi bir deneyde kullanıldıklarını bilmemeleridir.

 Oysa onlar da bilim adamının kendisi kadar deneyin parçasıdırlar, hatta daha fazla.

 Yani, deneyini ele geçirebiliriz.

 Çıkış yolumuz onun deneyi.

 Hayır.

 O psikopat herif ne yapıyor, bilmiyorum, bilmek de istemiyorum.

 Dinle.

 Bir şey söylemeye çalışıyor.

 Ama nasıl bileceğiz?

 Şu gaz.

 Hiçbir şey hatırlamıyoruz.

 Onu bilerek öyle yapmış.

 Evet, bütün güç onda.

 Bakın  Hepimiz öldük ve geri dönmeyi seçtik.

 Hayır, kendi adına konuş.

 Hepimiz öteki tarafa dokunduk ve farklı döndük.  Rachel’ın şarkı söyleyişini dinlerken bunu hissetmiyor musunuz?

 -İliklerime kadar.

 -Evet.

 Biz tutsak değiliz.

 Biz kobay değiliz.

 Sevilmeyen veya bahtsız kişiler değiliz.

 Biz meleğiz.

 Aman Tanrım.

 Gerçekten   hadi be.

 Melek mi?

 Nereden biliyorsun?

 Çünkü sen acı çekerken bile hazır olmadan August’ın ölümünü öğrenmeyeyim diye çabaladın.

 Çünkü senin her gece güneşsiz büyüsünler diye bitkilerine fısıldadığını duyuyorum.

 Çünkü senin gözlerin yeşil   berrak ve senin kadar dürüst.

 Çünkü ben görebiliyorum.

**

Sanırım kötü adamları yakalamak için ajan oldum.

 FBI’ın işi bu, suçluyu yakalamak.

 Ama çalıştığım vakalar arttıkça cezanın asla önemli olmadığını anladım, asla yetmediğini.

 Genelde kadınlar ve çocuklardan oluşan kurbanları kimse düşünmüyordu.

 Birkaçımız bir Kurban Destek Programı başlattık ve çok iyi geldi.

 Bizi tatmin ediyor.

 İnsanların hayatlarını onlara ateş etmeden etkilemek.

 Ya ben de birilerine yardım etmeye çalışıyorum desem?

 Soylu bir dürtü olduğunu söylerim.

 Ayrıntıları bilmeden mi?

 Olabilir.

 Aslında bir bakıma biliyorum.

 Hiç sanmıyorum.

 Orada yalnız değilmişsin.

 Bir şekilde kaçmışsın.

 Amacın onları kurtarmak.

 Bize anlatırsan öldürüleceklerinden mi korkuyorsun?

 Gerçeği anlatırsam deli olduğumu düşünürsün.

 Beni kapattırırsın.

 Buradaki görevim ajanlık değil.

 Suç soruşturması yapmıyorum.

 Başından geçenleri kabullenmene yardımcı olmak için buradayım.

 Bana anlattığın şeyler sayesinde sana bunu yapanı öğrenirsem onu yetkililere söylerim.

 Onun dışında, kimse için değil, senin için buradayım.

 Yani sence ne yapmalıyım?

 Öncelikle kendine karşı şefkatli ol.

 Kimsenin anlayamayacağı bir şey yaşamışsın.

 Bunu kabul et.

 İkincisi  Hayatını sadeleştir.

 Tıpkı araba kazası geçirsen yapacağın gibi ya da  İyileşmeyi zamana bırakmalısın.

 Bunu yapamam.

 Anlıyorum, tahmin edemeyeceğin kadar.

 Ama daha iyileşmeden kurtarmayı düşünmek  Şu anda gitsem ne yaparsın?

 FBI’a söyler misin?

 Görüşmelerimiz gizlidir.

 Gidebilirsin, istersen beni havuza atabilirsin.

 Ama umarım yapmazsın.

 Umarım yarın yine gelirsin.

 Sana kalmış.

 Sorumluluk sende.

 Sen tutsak değilsin.

**

OA, melek olduğunu söyleyip ortadan kaybolmaz.

 Melekler tam da öyle yaparlar.

 Homer bir gün futbol koçunun ona “Bilgi bedende yaşayana kadar rivayettir” dediğini söylemişti.

 Anlamını uzun süre sonra kavradım.

 Bedenin bilene kadar bir şeyi gerçekten bilmiyorsun.

 Khatun bana bir armağan vermişti.

 Bedenimde canlı, bilmece gibi yaşayan bir şeydi.

 Onu kaslarımda hissediyordum.

 Ötekilere ne olduğumuzu söyledim, onun ne olduğunu, özgür kalmak için yapmamız gerekenleri.

 Ama zihnimizde net bir plan oluşması için bir hafta geçmesi gerekti.

**

Biri mi?

 Başka biri de mi vardı?

 Biri  Bu dünyada yaşamayan biri mi?

 Babam.

 Ve  Nasıldı?

 Farklı mıydı?

 Değişmiş miydi?

 Giysileri, saçı, konuşması?

 Bilmiyorum çünkü onunla konuşma fırsatım olmadı ama  Tıpkı çocukluğumdan hatırladığım gibiydi.

 Bendim.

 Değişen bendim.

**

Yapmamız gereken, benim yapmak istediğim şey insan öğesini tamamen çıkarmak ve nesnel bilimsel veri toplamak.

 Bu doğası gereği  Eskiden doktorlar soluma kesildiğinde ölüm olduğunu düşünürlerdi ama bunun doğru olmadığını öğrendik.

 Sonra ölüm kalp atışlarının durması sandık ama bu da doğru değildi.

 Sonra uzun süre, beyin faaliyetinin durması ölüm tanımı sayıldı.

 Bazı ihtimallerle karşı karşıyayım  Bir ihtimal   doğru aletlerle ses faaliyeti duyulabilir.

**

Sadece birkaç saniyeliğine bile ölü kalsalar onları diriltip diriltemeyeceğim hep bir kumardı.

 Ta ki önceden bir ÖYD yaşamış deneklerin diriltilmesinin daha olası olduğunu fark edene dek.

 Ve sadece ölüme yakın deneyim yaşamış kişilerle çalışmaya başladığımda deneyim başarıya ulaştı.

 Dirilme konusunda neredeyse sınırsız bir potansiyelleri var.

 Acaba bunun nedeni  Bizi öldürüyordu.

 Tekrar tekrar.

 Hap neyi kaydediyormuş?

 Bunun anlamı neymiş?

 ÖYD’lerimizden sızan sesleri kaydediyordu, “öbür taraf” denilen şeyin ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.

**

Kanıt.

 Ölümün son olmadığı bilinirse insanların özgürleşeceğini sanıyordu.

 Biz sadece bir çıkış arıyorduk ve kaçışımızın deney sayesinde olacağına inanmaktan hiç vazgeçmedik.

 Bu, yıllarımızı aldı ama her seferinde Homer biraz daha yaklaştı.

 Ona bir gün başarır ve ayık giderse canlı ve hareket eden bir şey bulup çiğnemeden yutmasını söyledim.

 Ama Homer son gazdan hiç kaçamadı.

 Hap, her zaman onun korkusunun kokusunu aldı.

 Homer her seferinde hiçbir şey hatırlamadan geri geldi.

 Ama sürekli denedi.

 Bazı günler bunu benim için yaptığını düşünüyordum.

 Bazı günler Hap’e garezi olduğu için.

 Bazı günler de kendisi için.

 Kanıtlamak, elde etmek istediği bir şey olarak.

 O bir kaşifti, araştırdığı şey de ölüm.

 Sebebi ne olursa olsun, Homer bu arayıştan hiç vazgeçmedi.

 Ayık ölmekten.

**

O futbol maçında kalbim durduğunda, kafa üstü düştüğümde, onu tünelin ucundaki ışık sandım.

 Ama orası bir tünel değil.

 Bir yer.

 Gerçek bir yer.

 Kimseyle konuştun mu?

 Hayır, ben  Peşimde birileri var gibiydi.

 Ama bir şey buldum.

 O şeyi yuttum.

 Bir deniz yaratığı.

 Bu iyi.

 İçimdeymiş gibi hissetmiyorum veya biliyormuşum gibi.

 Senin anlattığın gibi.

 Galiba geri gitmem gerekecek, denemeye devam etmem.

 Khatun yapabileceğimizi söyledi.

 Buradan çıkıp gidebileceğimizi.

 Biliyorum, imkansız görünüyor.

 Yani  Bunu söyleyince deliymişim gibi oluyor, biliyorum.

 Ama sana söylüyorum, o kuşu yuttuğumda   bir an her şeyin içimde çaktığını hissettim.

 Sanki dünyanın, dünyaların her yerine gidebilirmişim gibi.

 Bunu düşünmezsem biliyorum.

 İçimde bana benzeyen, bana ait olmayan bir benlik dışarı çıkmak istiyor, adını söylememi istiyor.

 Ama  Bekliyor gibi geliyor   seni.

 Senin de içinde onu duymanı.

 İstiyorum.

 İstediğimi biliyorsun.

 Prairie’den daha doğru bir ad   hatta Nina’dan bile.

 Şeye benziyor  O şey.

 O şey  Evet, olabilir  O-A  O şey?

 Bilmiyorum, seslendirmeye çalışınca olmuyor.

 Homer?

 OA.

**

 

the.oa.s01e05

CENNET

İspanyolca bilmiyorum.

 Lütfen.

 Feminist misin?

 Simetriyi severim.

 Konserdeydin.

 Seni gördüm.

 Kimseyi gördüğünü sanmıyordum.

 Başta bakmam ama sonunda kalabalığı süzerim.

 Bu, bir yabancıyla yatıp kapıdan çıkarken adını sormaya benziyor.

 Yakınlaşmayı geçerli kılmak için.

 Veya geçersiz kılmak.

 Söz ustasısın.

 Baban gibi.

 Onu tanıyor musun?

 Eserlerini biliyorum.

 Şair misin?

 Hayır, bilim adamıyım.

 Onlar bir bilim adamının bilemeyeceği eserler.

 Araştırmamın bir parçası.

 Neyi araştırıyorsun?

 Seni.

 Senin gibi insanları.

 Ürkütücü yetenek düzeyin, ne kadar kısa zamandır çaldığın düşünülürse bir mucize.

 Açıklanamaz bir şey.

 Benim için değil.

 Bu basit bir bilimsel ilişki, seyahatlerinle açıklanabilen.

 Bu adadan hiç çıkmadım.

 Ölümdeki seyahatlerinle.

 Bunu nereden biliyorsun?

 Üç yıl önce boğuldun, sonra da gitara başladın.

 Bu bir mucize değil.

 Ekonomi.

 Ben sadece yoksulluktan kaçmaya çalışan yoksul bir kızım.

 O konuda yardımcı olabilirim.

 Uçağım var, araştırmama sınırlı katılımın karşılığında seni güvenle Amerika’ya sokabilirim.

 İncelenmek istemiyorum.

 Bilinmez olarak kalmak istiyorum, kendim için bile.

 Zihin karmaşık bir şey.

 Anladık ki, uzun süre her şey sandığımız şey sadece daha büyük bir bütünün küçük bir kısmı, daha geniş bir evrenin küçük bir parçasıymış.

 Bu fikri bir bakıma anlatabilmek için yeni bir terminoloji geliştirdik, evrenimizin daha büyük çoklu bir evrendeki birçok evrenden sadece biri olduğunu söyledik.

 O zaman bilimsel bir devrimin eşiğindesiniz.

 Elbette bu büyük bir devrim olur.

 Bir bakıma beş yüzyıldır oluşmakta olan bir üst-devrimi tamamlayacak bir devrim.

 Yani, biliyoruz ki uzun süre önce, hepimiz dünyanın her şeyin merkezi olduğunu sanıyorduk.

 Sonra Kopernik çıktı ve öğrendik ki, öyle değilmiş, Dünya, Güneş’in etrafında dönüyormuş, daha sonra da Güneş’in galaksimizdeki birçok güneşten biri olduğunu öğrendik, galaksimizdeki milyarlarca yıldızdan biri.

 En son öğrendik ki  Benim yüzümden durmayın.

 Egzersiz bile yapmamıza izin yok mu?

 Egzersize elbette var.

 Bu yaptığınız şey nedir?

 Bu nereden çıktı?

 -Biz uydurduk.

 -Hayır.

 Hiç sanmıyorum Rachel.

 Kusura bakma Hap.

 Neyi uydurup neyi uydurmadığımızı nereden biliyorsun?

 Bilmiyorum ama çok iyi bildiğiniz gibi anlayabilirim.

 O yüzden lütfen ne olduğunu söyleyin.

**

-Bir şeye mi hazırlanıyorsun?

 -Bir misyonum olduğunu biliyorsun.

 FBI’ın yardım edemeyeceğinden niye bu kadar eminsin?

 Öbür tutsaklara yardım edemeyeceğinden?

 Onlar gittiler.

 Öldüler mi yani?

 Hayır, silindiler.

 Sana da aynısı olur diye mi korkuyorsun?

 Bana olmasını istiyorum.

 Öyleyse kaygılanmalı mıyım?

 Senin silinmeni istemiyorum.

**

Güç isteyenler hep gerçekten gücü olanları kontrol etmek isterler.

 Hap, bodrumda neler olduğunu bilmiyordu ama buna izin vermesinin tehlikeli olacağının farkındaydı.

 O iş bize güç ve birlik veriyordu, kilit adamın Homer olduğunu biliyordu.

 Bundan sonra olanları dinlemek zor.

 Çünkü uzun süre tutsak olduktan sonra özgürlüğün ne kadar kafa karıştırıcı olduğunu anlamak zor, seçeneğin olduğunu kavramak zor, eyleme geçebileceğini, yıllardır yeraltında yaşadığın için güneşin ne kadar inanılmaz geldiğini.

**

Sana ne diyor, biliyor musun?

 Sana “Melek Avcısı” diyor.

 Lanet olsun.

 Bana yalan söyledin.

 Bunu sen yaptın.

 Haklıymışsın.

 Varmış   hareketler sahiden varmış.

 Beş tane.

 Ve en az beş kişiye ihtiyacın var.

 O hareketler hayal edemeyeceğimiz şeyler yapıyor.

 O beş hareket başka bir boyuta bir tünel açıyor.

 Özgürlüğümüze.

 Üçüncü hareket bende.

 Şimdi anladınız mı?

 Onları nasıl kurtaracağımızı?

 Size o hareketleri öğreteceğim.

 Beşini de.

 Başka bir boyuta bir tünel açacağız.

 Oraya gidecek ve onları kurtaracağım.

 

 

the.oa.s01e06

YOL AYRIMI

Yerdeki kanın Scott Brown’ın bedenine geri gireceğini düşünemediğimiz gibi boyutlar arası yolculuğun nasıl bir şey olduğunu da hayal edemiyorduk.

 Ama inanıyorduk.

 Tutsaklıkta iki yıl geçti.

 Scott bize üçüncü hareketi vermişti.

 Renata da dördüncüyü.

 Aldın mı?

 Bir kere daha.

 Renata’nın ÖYD’sinde, koruyucusu boyutsal yolculuğun hafıza kaybı gibi bir yan etkisi olacağını söylemişti.

 Önceki her şeyi unutabilirdik.

 O yüzden hareketleri kaydetmek için bazı simgeler yarattık.

 Tıpkı müziğin notayla kaydedilmesi gibi.

 Mola ver istersen.

 Hayır.

 Devam et.

 Bir kez daha.

 Homer’ın sırtında ikinci ve dördüncü hareket kayıtlıydı.

 Benimkinde de birinciyle üçüncü.

 O izler asla kaybetmeyeceğimiz bir harita gibiydi.

 Dokunabilir miyim?

 Evet.

 Artık acımıyor.

 Niye ölmeyi seçmedin?

 -Ve ÖYD’de kalmayı?

 -O, işe yaramazdı.

 En çok şuna benziyor  Bir sürü başka boyut, alternatif gerçeklik var, hepsi de üst üste.

 Bir seçim yaptığında, bir karar verdiğinde yeni bir ihtimal açılıyor.

 Hepsi burada ama ulaşılmaz.

 ÖYD’ler onların içinden geçme yoluydu ama geçici olarak.

 Biz seçimlerimiz, şanslarımız olsun istiyorduk.

 O hareketler kalıcı olarak bir boyuta geçmemizi sağlayacaktı.

 Orada kalmamızı.

 Yeni bir dünyada yeni bir hayatı.

 Bize göre, bu özgürlüktü.

 Diğer boyuta bir tünel açıldığında nasıl olacak?

 Bilmiyorum.

 Bunu hiç yapmadım.

 -Ne?

 -Sadece görünmez olacağını biliyorum.

 Bu boyutu terk eden kişi olayların hızlandığını görecek ama zamanda ve mekanda bir kırılma olmayacak.

 Bu, seni başka bir aleme taşıyan görünmez bir akıntıya atlamak gibi bir şey ama beş hareketin de olması lazımdı ve onları hissederek yapmalıydık.

 Hiç yapmadınız mı?

 Bize gönderilen her hareketi Melek Avcısı da öğreniyordu.

 Bir, iki.

 Yüz.

 Dirsek.

 Bizi tutsak eden adamla garip bir yarışa girmiştik.

 Tam üzerimizde, Hap de kendi başına her hareketi öğreniyordu.

 Soru şu oldu, beşinci hareketi alırsak ne olacaktı?

 Onu, Hap’ten kaçabileceğimiz kadar uzun süre saklayabilecek miydik?

 Renata bir yıl önce dördüncü hareketle dönmüştü.

 Rachel’a hiç hareket verilmemişti.

 Çabalarımızı sürdürdük ama içimden diyordum ki   acaba beşinci hareket hiç gelecek miydi?

 En azından biz bir aradaydık.

 Hap ise tek başınaydı.

 Sırrını paylaşabileceği tek bir kişi vardı.

 Hep bir rüya görüyorum Leon.

 Karanlık.

 Yere yakınım.

 Birden şak sesi geliyor.

 Aşağı bakıyorum, ayağım kapana sıkışmış.

 Bir fare olduğumu anlıyorum.

 Bilim adamıyım ama rüyamda bir kemirgenim.

 Etkilendiğin için kendini suçlama.

 Bitkilerle uğraşmıyoruz.

 MORG

Yanımda staj yaparken ilk hastanı kaybettiğinde de sana söylemiştim.

 Hatırlıyorum.

 Bu farklı.

 Entelektüel zorluğun, -fiziksel çalışmanın  -Sonsuz.

  ve şeyi desteklemek için ekosistemi koruma gereğinin  Test deneklerini.

 Bazı günler suçluluk duygusu oluyor.

 Sende de var mı?

 Suçluluk.

 Mutlaka.

 Aynı eskisine benziyor.

 Yeni kapasiteye uyması için daha büyük bir yer lazımdı.

 Bulmak zor olur sandım ama hastanenin bu bölümü kullanılmıyor.

 Perşembeleri bir odacı geliyor, ben de kapıyı kilitliyorum.

 Denekler nerede?

 Yandaki odada.

 Geçen gün kendimi çok gücenmiş buldum.

 Sana da oldu mu hiç?

 Deneklerim birbirine kenetlenmiş gibiydi.

 Aralarında onlara güç veren bir birlik var.

 -Bu temiz mi?

 -Evet.

 Ayinler.

 Kendilerini kesmeler.

 Varoluşu açıklama, acıyı kontrol etme çabaları.

 Evet, hepsini biliyorum ama yine de   kendimi dışlanmış hissettim.

 Zaten dışındasın.

 Orada kal.

 Ama bir bakıma birlikte çalışmıyor muyuz?

 Laboratuvar ortakları gece eve gider.

 Denekler deneyde uyur.

 Sen nasıl bağlanmıyorsun?

 Sürekli değiştiriyorum.

 Biliyorsun.

 Potasyum klorür.

 Sonra da fırına atıyorum.

 Laboratuvarın hastanede olmasının bir avantajı da bu.

 Evet, doğru.

 Her şeyi değiştiriyor.

 İnan bana.

 Yaptığımız işin paradigma değiştireceğinin farkındayım.

 Kopernik’in, Dünya’nın Güneş sisteminin merkezi olmadığını anlaması gibi.

 İnsanın varoluşunun merkezinde de hayat yok.

 Ama merak etmeden edemiyorum, acaba Kopernik, bilim adamı değil, insan olarak, insan deneklerle çalışsaydı, bu gerçeğin peşine düşer miydi?

 Bu yararsız bir karşılaştırma.

 Korkunç ama güzel olan gerçek şu.

 Kimsenin umurunda değil.

 İyilik ve kötülük yok.

 Sadece katlanılabilecek şeyler var.

 Röntgen de X ışınını keşfederken karısını öldürdü.

 Tavsiyem ne mi?

 Öğrenebildiğini öğren, kanıtları yok et ve yaptığını unutmadan kar sağla.

 Bilmelisin ki   çok yaklaştım.

 -Sahi mi?

 -Belki bir, bir buçuk yıl var ve ahiretin tartışılmaz kanıtını ortaya koyacağım.

 Ne demek bu?

 “Ahiret”?

 Ruhani bir şey değil.

 Daha çok  Daha büyük bir gerçeklik.

 Başka bir boyut.

 Düşünsene, ölümden sonra daha çok yaşam olduğunu öğrenince dünya nasıl rahatlayacak.

 Ne kadar karabasan bitecek dostum.

 Yayımladığım gün dünyayı bir tuşa basarak değiştireceğim.

 Karşıt bir kuramın mı var?

 Haydi Hap.

 Sürtüşme araştırmayı geliştirir.

 Paylaş.

 Bence tek bir boyutla karşı karşıya olmayabiliriz.

 Bence çoklu.

 Çoklu Dünya Kuramı mı?

 Yok, tam olarak değil.

 Daha çok başka bir yol çatalına sapmak gibi.

 Hayır, bak   çatallaşan yolları olan bir bahçe düşün.

 Benim deneklerim ÖYD’lerinde onlardan bahsettiler ama artık Leon, onları öbür boyutlara götürecek belki de orada kalmalarını sağlayacak bazı hareketler öğreniyorlar.

 Ve aslında  Asıl heyecan verici olan, sanırım gittikleri yeri biliyorum.

 Sanırım deneklerimin nereye gittiklerini biliyorum.

 Belki de hepimizin parçası olduğu şeye.

 Nereye gidiyorlar?

 “Parçası olmak” ne demek?

 Henüz söylemek istemiyorum.

 Emin değilim.

 Önce oraya gitmek istiyorum.

 Para umurumda değil  kusura bakma   sadece  istiyorum ki  Gerçeği tatmak istiyorum.

 Karanlıktan sıyrılmak istiyorum.

 Kendimi kaptırıyorum.

 Muhtemelen saçma bir şey ve haklısın, araştırmalarımız birbirimizi cesaretlendirecek.

 Sonra da bizden daha akıllı, daha iyi bir genç gelecek.

 Ve o kız ya da oğlan  Bizim zorlu araştırmamızı geliştirip ışığı yakacak.

 Bilim böyle bir şey işte.

 İşine olan güvenin beni gururlandırıyor.

 Açık konuştuğumuza göre   seninle garip bir şeyi paylaşabilir miyim?

 -Lütfen.

 -Gel.

 Soğuk bölme, en son duvardaki.

 Aç onu.

 -Hangisi?

 -Ortadaki, 20 numara.

 Neye bakıyorum?

 Leon?

 Deneklerin nereye gidiyor?

 Ne buldun Hap?

 Ne yapıyorsun Leon?

 Söyle! Yapamam.

 Leon, bırak onu.

 Ateş edecek  Söyle! Bütün çalışmalarım.

Hayatım! Dur! Leon, yapma! Yapma!

**

Kimseyi görmedim, bir şey duymadım  Çok az, çok alçak frekansta bir şey duydum, ama izini sürüp ayrıştırdım.

 Yardımın gerek.

 Senden istediğim  Yapamam.

 İstemiyorum.

 Laboratuvar ortağın değilim.

 Arkadaşın değilim.

 Senin kölenim.

 Öbür tarafta ne olduğunu bilmek mi istiyorsun?

 O makineye gir ve öğrenmek için öl.

 Bitkin olduğunu biliyorum.

 O yüzden işini kolaylaştıracağım.

 Gitmiş olabileceğin yerlerin seslerini dinleteceğim, tanıyıp tanımadığını söyle.

 Tamam mı?

 Buna ne dersin?

 Hiçbir yere gitmedim dedim.

 Bu?

 Lütfen beni hücreme geri götür.

 Peki ya bu?

 Biliyordum.

 Gördün mü?

 Bir ses varmış.

 E?

 ÖYD’lerimizi kaydediyorsun.

 Hayır.

 Bu, ÖYD’nin kaydı değil.

 Bu, heliosferin çok ötesine giden duyarlı bir alet tarafından kaydedilen, plazmada kalan elektronların sesi.

 Yıllarca önce.

 Ama ödülünü almak yıllar sürüyor.

 Satürn’ün halkaları.

 Şarkı söylüyorlar.

 İşte oraya gitmişsin.

 SATÜRN’ÜN SESİ – SATÜRN’ÜN HALKALARI (NASA’DAN ALINMIŞTIR) Bence Khatun bize beşinci hareketi vermeyecek.

 Hap’in eline geçmesini istemiyor.

 Onu alacağız.

 Onu alacağız.

 Laboratuvarda bana açıldı.

 Gerçekten çok korkuyor.

 Buradan gitmekten söz etti.

 Sanırım birini öldürmüş.

 Beni de yanında götürmekten söz etti.

 Belki de kabul etmeliydim, hepinizin özgürlüğü karşılığında.

 Öyle konuşma.

 

 

the.oa.s01e07

IŞIK İMPARATORLUĞU

Bunlar öteki rüyalar gibi değil, önsezi.

 Bu rüyalardan burnum kanayarak uyanıyorum.

 Çocukluğumdan beri görüyorum.

 Biliyorum, kulağa delilik gibi geliyor ama korkunç bir şey olacağını hissediyorum ve bu önsezi bilmecesini zamanında çözebilirsem sanki o şeyin olmasını engelleyebilirim gibi geliyor.

 Sence deli miyim?

 Rüya nerede geçiyordu?

 Büyük bir yerde.

 Tavanlar çok yüksek.

 Bir sürü cam var.

 Burası gibi bir yer mi?

 Hayır, ışık farklı, bir de tangırdama sesi var.

 Sanki metalik  Çatal kaşık sesi gibi.

 Tam yakaladığımda kayboluyor.

 Önemli değil.

 Bazen zorlamamak daha iyidir.

 Ama bilmem gerek.

 Bunlar  Bu rüyalar hayatındaki önemli anlarda ortaya çıkıyor.

 Şimdi kaygı, stres filan diyeceksin veya  Hayır.

 O kadar indirgemeci bir şey değil.

 Bilinçaltın sana yardım etmeye çalışıyor olabilir.

 Güçlü babanın tehlikede olduğunu kavramak üzere olan bir çocuksun.

 Sonra da 21 yaşında, resmen yetişkin birisin.

 Bunlar önemli anlar  -Ama otobüs rüyası gerçekleşti.

 -Evet.

 Ama ya medyumluğun anlamı en üstü kapalı işaretleri bile görebilmekse?

 Anlamıyorum.

 Sürekli bilgi topluyorsun.

 Farkında değilsin ama öyle yapıyorsun.

 Küçükken bile.

 Yani   belki de zihnin bu işaretleri algılıyor ve rüyaları kullanarak onları işliyor.

 Yani, görevim bu.Kendimi görevime hazırlıyorum.

 Olabilir.

 Veya   belki de  Şu çocuklarla konuşuyorsun.

 Benimle konuşuyorsun.

 Annenle baban iyileşmen için zaman veriyor.

 Bu da başka bir önemli an.

 Bence öyle.

 İlk seferinde sezgiye aldırmadım.

 Önsezim oldu ama bunu otobüse bağlamadım.

 Anlayamayacak kadar küçüktüm.

 İkincisinde bilmeceyi çözdüğümü sandım.

 New York’a gittim ama babam orada değildi.

 Yanlış anlamışım.

 Şimdi de yeni bir rüya görüyorum.

 Ne olduğunu, ne anlama geldiğini anlamıyorum ve ne yapacağımı bilmiyorum.

 Belki de bu sefer sadece kabul etmelisin.

 Ne olursa olsun, kabul et.

 Yapamam.

 Acı çok büyük gibi hissediyorum.

 Kucaklanmayı niye severiz, biliyor musun?

 Bence acıya sınır çektiği için.

 Acının etrafına sınır çizgisi çeker.

 Acı ne kadar büyük olabilir ki?

 Kabul mü edeyim?

 Şu anda buradayım.

**

Kötü hava koşulları, depremler filan yüzünden büyük kayıplar yaşayan kültürlerin daha fazla totemi vardı.

 Zor zamanlarda nesneler anlam taşıyor.

 ÖYD sırasında gittiğin yer, sence araf mıydı?

 Ben cennete, meleklere inanırım.

 Ama dün gece uykuya dalmadan bunu düşünüyordum, karanlığı.

 Araf olduğunu sanmıyorum ama bence anlayabileceğimiz bir şey değil.

 Evet, niye hep anlamaya çalışıyoruz ki?

 Gelecek karanlıktır.

 Kötü anlamda değil, sadece karanlık.

 Onu göremezsin.

 Belki yaşamak da sadece   ihtiyaç duyduğun şeylerin aydınlatılması.

 Sadece   günü görmek.

 En azından terapide bunu öğreniyorum.

 Ona anlatıyor musun?

 Terapiste?

 Evet.

 Sürekli yükünü taşımak zorunda olmamak iyi geliyor.

 Evet.

 Evet  Bu tehlikeli mi olacak?

 Ne demek bu?

 Yani, seni Homer’a götürdüğümüzde ne olacak?

 Biz de mi geleceğiz?

 Başka bir boyuta geçmeye hazır mıyım, bilmiyorum.

 Bence öyle bir şey değil.

 Bence  Mükemmel bir hisle yapılan hareketlerin gücü zaten burada olan bir şeyi açıyor.

 İnsanı alıp götüren görünmez bir ırmak gibi.

 Ama içine atlamalısın.

 Atlamayı istemelisin.

 Nereye götürecek?

 Bilmiyorum.

 -Gelecek  -Karanlık.

**

Niye öyle kokuyorsun?

 Bu o mu?

 Onun gibi mi kokuyorsun?

 Nance, yavaş  Bunlar ne?

 Bunu sana kim yaptı?

 Ben yaptım.

 Ben yaptım.

 Onlar başka bir boyutu açan beş hareketin iki işareti.

 Biliyorum, çünkü ben İlk Meleğim.

**

O bodrumda o kadar uzun süre nasıl hayatta kaldın?

 Hayatta kaldım çünkü yalnız değildim.

 Bu gece hikayemi anlatmayı bitireceğim.

 Hazır mısınız?

 

 

the.oa.s01e08

GÖRÜNMEZ BENLİK

Sonunda geldin.

 Elimi tuttu.

 Hareket etti.

 Beni aşağı çekip dedi ki, “Sana çocukluğumdan bir hikaye anlatacağım.

 Dalgalarda yüzüyordum ve kaybolmuştum.

 Dalgalar çok büyüktü, altına girdim, o kadar karanlık, siyah ve soğuktu ki  ama birden bedenimin dışına çıktım.

 Küçük beyaz bir ışık vardı, ona doğru gittim, o ışığın ortasında   küçük bir kız vardı.

 O küçük kız dedi ki ” “Bir gün, iki tutsak meleğe yardım edeceksin.

 Çok zor olacak.

 Çok acılı olacak.

 Ama bunu onlara vermek için sağ kalmalısın.

” Ve onun ağzından benim ağzıma beyaz bir güve uçtu.

 Onu yuttum.

 Senin gelmeni beklerken onu içimde tuttum.

 Ne olduğunu bilmek ister misin?

 Yaklaş.

 Sona ermek üzere   ama Stan’ime bir kez daha sarılacağım.

 Onu canınız pahasına korur musunuz?

 Koruruz.

 Beşinci hareket  Nasıl kullanacağız?

 Nasıl kaçacağız?

 Bu bir irade meselesi.

 Hep irade meselesidir.

 Sadece büyük kararlılığı olan biri karşı tarafa yüzebilir.

 Hazır mısınız?

 Bunu yapmam lazım.

 Kıpırdıyor! Dur.

**

Kitaplar

OLİGARKLAR

 ÖLÜME YAKIN DENEYİMLER ANSİKLOPEDİSİ

MELEKLER KİTABI

HOMEROS İLYADA

**

Başardınız.

 Anlamıyor musunuz?

 İradem var.

 Hissetmiyor musunuz?

 Oluyor.

 Oluyor.

 OA! OA!

Melek!

Beni de götür!

Görünmez olacak, demişlerdi.

 İnsanı sürükleyip götüren bir akıntıya atlamak gibi.

 Homer?

 ALLISON WILKE ANISINA

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorumda sahte e-posta yazanlara cevap verilmez.

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s