NİKOLAİ KOZİREV

 

[alıntı]

10 Eylül 2014 · KADİFE YUMRUK

Nikolai Alexandrovich Kozyrev kimdir?

“Arz’dan Arş’a Sonsuzluk Kulesi 1” (1986, Hans von Aiberg) kitabından:

Kanadalı iki bilim kadını olan Sheilla Ostrander ve Lynn Schroeder’in dilimize, “Rusya’da Tanrı’ya Dönüş” ismiyle çevrilen eseri kozmik sırlar taşıması bakımından çok önemlidir. Telepat Messing’in perde arkasından tarihin akışını değiştirmeye olan katkısı bilimsel olarak inceleniyor. İki bayan profesör, ayrıca Sovyetlerde tutsak kalan bilim adamı Kozirev ile zaman enerjisi konulu röportajlarına yer veriyorlar.

Hans von Aiberg’in 18 Şubat 2003 tarihli bir yazısından:

Rusya’da Tanrı’ya Dönüş” [Psychic discoveries behind the Iron Curtain, 1st edition (1970)], ZigZag mensubu Kanadalı iki bilim kadını (Sheila Ostrander ve Lynn Schroeder) tarafından çıkarılmış, “Altın Kitap” adlı korsan bir firma tarafından Türkçeleştirilmiştir. Bu anlaşılınca sözkonusu kitabın Türkiye’de yayınlanmasına izin verilmemiştir.

“Psychic discoveries behind the Iron Curtain” (1970, Sheila Ostrander and Lynn Schroeder) isimli kitaptan iki kesim: İlki Wolf MESSİNG, ikincisi Nikolai KOZİREV ile ilgili (6. ve 13.) bölümler…

ALTINCI BÖLÜM

DİKTATÖRE KARŞI TELEPATİ

Yıl 1940…

Gösterinin ortasına doğru aniden sahneye yeşil üniformalı iki Sovyet askeri çıkıverdi: “Çok üzgünüz gösteri bitmiştir” dediler. Sonra gösterinin ünlü yıldızı telepat Wolf Messing’i alarak Gomel’den (Bielorussie) uzaklaştılar. Bu devir, geniş bir tasfiye devriydi; insanlar polis tarafından sık sık sorguya çekiliyor, neden nasıl demeye kalmadan ortadan kayboluyorlardı. (GULAK TAKIM ADALARI – Soljenitzin, bu eserinde bu olayları belgelerle anlatıyor.)

“Bilmediğim bir yere geldik” diye anlatmıştı Messing, “bir otel odasına benzeyen yere götürüldüm. Az sonra da başka bir odaya geçtik. Bıyıklı bir adam girdi içeri”. Telepat Messing, Stalin ile karşı karşıyaydı.

Stalin, Messing’in paranormal yetenekleriyle ilgili değildi; onun yüksek mevkilerde bulunan Polonyalı dostlarıyla ilgileniyordu, onlar hakkında bilgi istiyordu (Telepat’ın psişik yeteneklerini daha sonra merakla izleyecekti). Messing alelade psişik yetenekleri olan bir kişi değildi, parapsikolojinin ünlü bir simasıydı. Dünyayı dolaşmış, Einstein, Freud, Gandi… gibi ünlü kişilerle DENEYLER yapmış, siyasi şahsiyetlerle karşılaşmıştı. Dostları arasında Mareşal Pislsudski ve Polonya hükümet adamları da vardı. Polonya Naziler tarafından işgal edilince kaçmış, Hitler onun başına 200.000 Mark mükafat vaadetmişti. Stalin başlangıçta bunlarla ilgilenmişti.

Messing’in Stalin ile karşılaşması, telepatın, telepatinin zaferiyle sonuçlanan bir sürü DENEY’in başlangıcı oldu. Stalin, Messing’in üstün yeteneklerini biliyordu: Telepatik yolla düşüncesini başkasına aktarabilir, karşısındakinin DÜŞÜNCELERİNE TESİR edebilirdi!

Bunları bildiği için Stalin, Messing’den çok güç bir deneme yapmasını istedi: Sadece zihinsel kabiliyetini kullanarak Gosbank’tan (Moskova’da) 100.000 Ruble çalacaktı. Messing, Gosbank’ın yerini bile bilmiyordu(?)…

Messing, not defterinden kopardığı bir sayfayı Gosbank’ın veznedarına uzattıktan sonra, çantasını açıp para sayılan yere koydu. Bu arada veznedara 100.000 Rubleyi çantasına koyması için telkinde bulunuyordu.

İhtiyar veznedar kağıda baktı, sonra kasayı açıp Messing’e 100.000 Rubleyi saydı. O da çantasına istifledi ve Stalin’in, tecrübeyi (DENEY’i) takip için görevlendirdiği adamlarına doğru yürüdü. Görevliler herşeyin şartlara uygun olarak yapıldığına tanıklık ettikten sonra hep beraber vezneye yaklaştılar. Veznedara çekleri çıkarmasını ve kontrol etmesini söylediler. Çeklerin arasında, biraz önce 100.000 Ruble ödediği beyaz kağıdı görünce, olduğu yere yığılıverdi zavallı!

“Çok şükür adam ölmedi…”

Bu tecrübeden sonra Stalin daha güçlü bir görev verdi Messing’e: İzin belgesi almadan Kuntsevo’daki Devlet Şefi’nin odasına gidecekti.

Evin etrafı nöbetçilerle korunuyordu. Muhafız birlikleri diktatörü çok sıkı bir şekilde koruyorlardı. İçerideki görevlilerin hepsi gizli polise mensuptu.

Bir gün diktatör odasında çalışırken kısa boylu esmer bir adam binadan içeri girdi. Ona kimse mani olmadı; üstelik muhafızlar saygıyla selamladı, görevliler kapıları açarak hürmet gösterisinde bulundular.

Siyah saçlı ufak tefek adam eşyalı birbirine benzeyen bir dizi odayı aşıp diktatörün kapısı önünde durdu. Stalin başını kaldırınca hayret etti, karşısındaki Messing’ti.

“Bunu nasıl başardın?”

“Muhafızlara ve görevlilere zihinsel telkin yaptım: Ben Beria’yım, ben Beria’yım, dedim.”

Sovyet gizli polis şefi Laurent Beria, Stalin’in yakınında oturuyordu. Kıvırcık saçlı Messing ile Beria arasında en ufak benzerlik yoktu. Buna rağmen Messing, Beria2nın çelik kıskacına düşmemişti.

Bu tecrübeden sonra siyasi çevrede, ünü hızla yayılan Messing’in tehlikeli olabileceğini söyleyenler çıktıysa da Stalin onu AÇIKTAN AÇIĞA korumuştu. Sovyetler Birliği’nde serbestçe dolaşma izni verilen Messing, YİRMİBEŞ SENE EFSANEVİ bir kişi olarak ÜNÜNÜ sürdürdü.

Messing hakkında efsanevi sözler söylenmesi şaşılacak birşey değildir. Çünkü o parapsişik şöhretini Sovyetlerin en kanlı devresinde yapmıştır. Aynı devirde Sovyet siyasileri telepatiyi kesinlikle reddediyorlar ve Rusya’da hiçbir telepatın bulunmadığını söylüyorlardı.

Bu devrede öteki telepatlar konuya açıkça sahip çıkmaktan çekiniyor, bilginler ESP (duyu ötesi algı) konusunda gizli çalışıyorlardı. Fakat temsillerini “Psikolojik Tecrübeler” diye adlandıran Messing aynı devirde DENEYLERİNE HALK ÖNÜNDE devam ediyor, ilden ile dolaşıyordu.

ORDUYA UÇAK BAĞIŞLAYAN TELEPAT

Messing gerçekten maceralı bir hayat yaşamıştır. Polonya Naziler tarafından işgal edildiğinde kaçmış ve Rusya’ya ot yığınları arasında geçmişti. Sene 1939, Kasım… O zaman sadece bir telepattı. Herkesin ve herşeyin aleyhine çalıştığını söylüyordu. Fakat üç sene geçmeden Sovyet vatandaşı olarak eşya alabilecek ve de Sovyet Hava Kuvvetleri’ne iki avcı uçağı bağışlayabilecek kadar zengin oluvermişti. Kürk kalpaklı Rus memurları, uçakların orduya devri merasiminde vatandaş Wolf Messing’e refakat ederek, gazeteciler karşısında poz vererek dalkavukluk ediyorlardı. Her uçağın gövdesine iri harflerle W. G. Messing yazılmıştı.

Eğer Messing’in olağanüstü psişik yetenekleri olmasaydı Rus mezaliminde yaşayamazdı.

BAŞINA 200 BİN MARK ÖDÜL

1937 yılında yaptığı bir gösteri sırasında Messing, “Hitler Doğu’ya hücum ederse ölür” demişti. 1939 yılında Alman orduları Polonya’yı istila ettiler. Messing’in “kehaneti” Hitler’e bildirilince, bütün MİSTİK İNANÇLI kişiler gibi, bundan son derece etkilenmiş ve Messing’in başına 200.000 Mark ödül koymuştu. Daha önceleri, Telepat Erik Hanussen Nazilerin planlarını tamamıyla bilebildiği için öldürülmüştü.

Alman birlikleri Varşova’ya girdikleri gün Messing, bir kasabın soğuk hava deposuna gizlenmişti. Aynı akşam kaçmak üzere sokakta gezinirken durdurulmuştu. Aranan kimselerin fotoğrafları bulunan deftere bakan Alman polisi, Messing’i saçlarından yakalayarak kimliğini sormuştu. “Sanatçıyım ben” cevabı yeterli ve inandırıcı olmamıştı. Alman polisi “Sen Wolf Messing’sin, Führerimizin öldürüleceğini söyleyen Adam!” diye kükremiş ve suratına yumruğu indirmişti. Dişi kırılan Messing’in ağzından oluk gibi kan akmıştı. Polis merkezine götürüldüğünde Messing, Polonya’yı hemen terk etmezse, kaçamazsa, işinin bitik olduğunu düşündü.

Messing bütün gücünü ve psişik kuvvetini toplayarak zihinsel tebliğler göndermeye başladı; bütün polislerin kendi odasında toplanmasını istiyordu. Bir müddet sonra tüm görevliler, nöbetçilerle birlikte Messing’in bulunduğu odada toplanmışlardı. O ise kımıldamadan yerde yatıyor, ölmüş gibi yapıyordu. Sonra birden fırladı, koridora çıktı ve Almanların şaşkınlıkları geçmeden [GÖZLERİ ÖNÜNDE] kapıyı sürmeleyip kendini sokağa attı. [YOKSA ELİNİ KOLUNU SALLAYARAK YÜRÜYEREK Mİ ÇIKTI?]

MESSİNG RUSYA’YA GELDİĞİNDE TEK KELİME RUSÇA BİLMİYORDU

Aynı gece Rus sınırını geçen Messing’in babası ve kardeşleri Varşova’nın kenar mahallelerinden birinde katledildiler. Binlerce Polonya göçmeni Brest-Litovsk’a sığınmıştı. Messing’in Rusya hakkında hiçbir bilgisi yoktu ve tek kelime Rusça bilmiyordu.

Messing iş bulmak için gittiği Kültür Bakanlığı’nda “Bizim palavra atan, sihirbazlık edenlere bu memlekette ihtiyacımız yok, hem telepati diye birşey de yok zaten!” cevabını alınca üstün yeteneklerini hemen kullanmaya karar verdi…

Kısa bir zaman sonra Messing’i, Kültür Bakanlığı müdürü derhal angaje ederek ilk turne için Bielorussie’ye gönderdi.

Messing temsiller sırasında ne siyasal ne de gizli kişilerle ilgili birşey söylemiyordu.

Messing’in OLAĞANÜSTÜ GÜÇLERİ 1950 yılında “ideomatris teorisi”yle açıklanmaya çalışıldı: Sovyet Bilim Akademisi Felsefe Bölümü, Messing’in yeteneklerini materyalizm ile, (yani) rejimin felsefesiyle bağdaşacak bir biçimde açıklamaya zorunlu tutulmuştu. Diktatörlerin, hayat ve düşüncenin her yönünde bütün yaptıklarının hissedildiği berbat bir devirdi… Sovyet yöneticilerinin “usulüne göre açıklama” istediği ideomatris teorinin doğmasına sebep olmuştu. Ve uydurma teori Messing’in temsillerinden önce dağıtılan programlara basılmıştı. Bu, Stalinciliğin zorla kabul ettirdiği kişilik kültürünün bir etkisiydi.

Messing daha sonra “Bilim ve Din” dergisinde yayınlanan yazısında, yetenekleri ile ilgili teoriyi reddediyordu. Stalin’e bu olağan üstü olaylar, ideomotor hareketler, “Messing’in geliştirdiği yetenekler” olarak anlatılabilirdi. Bu açıklamada paranormal sezgilere yer yoktur. İdeomatris teori Messing’in düşünceleri nasıl alabildiğini hiç de açıklayamazdı. Messing, çözülmesi kolay, karmaşık ve orijinal fikirler buldu; bunlar ilgi çekiciydi.

Ünlü telepatın düşünceyi duru ve açık olarak alabilmesi, göndericinin konsantre olabilme alışkanlığına bağlıydı. Eğer gönderici çelişik düşünceler içindeyse, algılar da net çekilmemiş fotoğraflar gibi bulanık oluyordu. Sağır ve dilsizlerden gelen düşünceler diğerlerine oranla daha kolay ve net olarak algılanıyordu.

Messing’e düşünceleri almakta kullandığı metot sorulduğunda; “Bu, körler memleketinde ‘rüyet’in izahı gibi bir şey oluyor. Beyin dalgaları EEG ile kaydedilebilir fakat düşünce?.. İnsan beyninden başka düşünceyi kaydedebilecek bir düzenek yoktur. Telepatik olaylar elektromanyetik alanlarla açıklanabilir. Ünlü astrofizikçi N. KOZİREV TELEPATİNİN ÇEKİM ALANI İLE açıklanabileceğine inanıyor” diyor.

“Artık telepati mistik atmosferinden kurtarılmalı ve ilmi (bilimsel) olarak en tutarlı açıklaması yapılmalıdır. Radyo dalgalarının keşfi pek yeni sayılır, niçin telepati bu yoldan bizi yeni bir buluşa yöneltmesin? Bilim adamlarının HAYATIMIZIN HER ANINDA VAR OLAN TELEPATİ’yi anlamak istememelerine her zaman hayret etmişimdir. Ortaçağ karanlık dünyasında yaşıyor gibiyiz; skolastik düşüncenin, atın ağzındaki dişleri saymamıza engel olmasına benziyor bu davranış.”

RUHLAR ALEMİNDEN GELEN MÜJDE

Messing’in hayatından ve bu yaşantının enteresan olaylarından kısa söz etmekte fayda görüyoruz.

Messing 10 Eylül 1899’da Varşova yakınlarında küçük bir köyde doğdu. Esasında Polonyalıydı ve bir YAHUDİ KÖYÜ’nde yaşıyordu. Ailesi son derece fakir fakat DİNDAR olan Messing, daha ALTI YAŞINDA iken üstün zekası sayesinde DİNSEL KİTAP TALMUD’U EZBERE BİLİYORDU. Köyün Raben’i (yahudi papazı) çocuğun dini okula giderek raben olmasını istiyordu. Ailesini son derece mutlu eden bu karara Messing şiddetle (?) karşı çıkmıştı.

Bir gün babası Messing’i sigara almaya göndermişti. Dönüşte hava kararmış, gece olmuştu. Evlerinin yakınına geldiğinde karşısına beyazlar içinde dev gibi birşey dikildi ve:

“Oğlum” dedi, “sana geleceğini söylemek üzere görevliyim. Okula git; duaların kabul oldu!”

Messing o sıralar sinirli ve mistik bir çocuktu. Bu sözler onu can evinden vurmuştu. Yere serildi kaldı. Kendine geldiğinde annesi ile babası başucunda dua ediyorlardı. Olanları anlattı ve bu olağanüstü olayın etkisiyle komşu köyün din okuluna devam etmeye başladı.

Genç çocuk dua ile geçen okul hayatında pek mutlu olmadı. Onbir yaşında iken cebine koyduğu birkaç kuruş ile dünyayı gezip dolaşmak hayaliyle trene bindi.

“Biletim yoktu. Trenin boş bir vagonunun kanepelerinden birinin altına gizlendim. Derin bir uykuya dalmıştım… Kontrolörün sesiyle uyandım, biletimi soruyordu…”

“Eski bir gazeteden bir parça koparıp titreyerek biletçiye uzattım. Bakışlarımız karşılaştığında bütün gücümle bu kağıt parçasını bilet olarak görmesini istedim. Kontrolör bileti aldı, evirdi çevirdi. Bu sırada ben derin bir konsantrasyon içindeydim. Kontrolör ‘biletimi’ deldikten sonra uzatırken bana, “Vaziyetin düzgün, biletin var, niye saklanıyorsun? Haydi kalk, iki saat sonra Berlin’deyiz” dedi. Benim zihinsel yeteneğimi ilk kullanmam bu şekilde oldu.”

Berlin’de bir yahudi mahallesinde bakkal çıraklığı yaparak hayatını kazanan Messing, bir gün bir müşterinin isteklerini götürürken YOLDA DÜŞER, BAYILIR [*].

[*] Zaman yolcularının 20 yaş civarına, yani gelecekte yola çıktıkları yaşa geçmişte ulaştıklarında, sağ ve sol beyin çakışmasından dolayı yaşadıkları GEÇİCİ FELÇ ile ilgili olabilir mi? Ki yaklaşık 6 ay gibi bir süreden sonra gelecekten geldiklerini ve görevlerini hatırlıyorlar. Dahası, daha önce hatırlayan diğer gezmenler tarafından ziyaret ediliyor, onlardan ve/ya onların kontrollerindeki kişilerden yardım görüyor ve sonra da gizlice iletişimlerini sürdürüyorlar.

Hastaneye kaldırılır. Vücudu soğumuş, nabız ve solunum durmuştur. Eğer morgda STAJYER bir doktor olan ABEL pek zayıf atan nabzını fark etmeseydi Messing kimsesizler mezarlığına ölmeden gömülecekti. Dr. ABEL Messing’in durumunu çok az görülen bir letarji olayı olarak izah etmişti. “Psişik güçlerinizin yanısıra irade gücünüzü kullanarak da katalepsi haline girebilirsiniz” diyen Dr. Abel, Messing’in hayatını kurtarmakla kalmamış, onun telepatik yeteneklerini geliştirmesinde de yardımcı olmuştur.

Bu karşılaşma Messing’in hayatına yeni bir yön kazandırdı. Abel’in vasıtasıyla tanıdığı bir tiyatro organizatörü “Harika Çocuk Messing”i Mumya Müzesi’ne yerleştirdi. Burada harika çocuk her hafta Cuma’dan Pazar akşamına kadar bir tabuta giriyor, kataleptik duruma sokulduktan sonra üç gün süreyle bir ceset gibi yatıyordu.

Burada işi bittikten sonra Messing, Berlin’in Kış Bahçesi denen atraksiyon parkında işe başladı. Burada “fakir” [Hint fakirleri gibi] rolü oynuyor, vücudunu iradesi ile hissiz hale getirebildiği için, karnına sokulan iri iğnelerin acısını duymuyordu. [*]

[*] Bknz. Hans von Aiberg’in kitaplarında açıkladığı; pozitif ve negatif (tersine) deri direnci konuları…

MESSİNG, FREUD ve EİNSTEİN

Messing’in batının ünlü bilginleriyle de İLİŞKİSİ olmuştur. Bunlardan Albert Einstein, Messing’in ÖZEL olarak evine çağırmıştı. Orada ünlü psikanalist Sigmund Freud da vardı. Freud, Messing’in psişik yetenekleriyle ÇOK İLGİLENDİ ve onunla bir dizi DENEYLER yaptı(lar). Hatta psikanalizin babası Freud, eğer TEKRAR DÜNYAYA GELİRSE kendisini seve seve parapsikolojiye adayabileceğini söylemiştir.

Freud’un verici rolünü oynadığı telepati DENEY’lerinin birinde, ünlü psikanalist, Messing’e gönderdiği zihni mesajda, “Banyodaki dolaptan cımbızı alınız ve Einstein’ın iri bıyıklarından üç kıl koparınız!” diyordu. Messing cımbızı bulduktan sonra ünlü fizikçinin yanına gitti ve Freud’un zihnî mesajını söyledi. Einstein güldü ve bıyıklarını genç Messing’e uzattı.

Bundan sonra ünlü telepat dünyanın birçok ülkesini dolaştı. Japonya, Hindistan, Arjantin, Avustralya ve Avrupa’nın hemen her ülkesi…

1927 yılında gittiği Hindistan’da Gandi ile tanıştı. Gandi de Messing ile bazı telepatik DENEYLER yaptı(lar). Bunlardan birinde, “Masadaki flütü al ve odadaki birine ver” diye telkinde bulundu. Messing Gandi’nin zihnî mesajını yerine getirdi. Adam flütü dudaklarına götürüp çalmaya başlayınca odanın ortasındaki sepet kımıldadı. İçinden çıkan kocaman bir kobra yılanı müziğin temposuna uyup oynamaya başlamıştı.

KANUN DEĞİŞTİREN ADAM

Messing psişik gücüyle Polonya yahudilerinin haklarını kısıtlayan kanunu kaldırtmıştı. Polonya’da gösteriler yaptığı sırada, Kont Czartoryski özel bir problemini çözmesi için ünlü telepata başvurmuştu: Tarihi önemi büyük olan bir mücevherin bulunmasını istiyordu. Bu hizmete karşılık Messing’e 250.000 Zloty teklif ediyordu.

Özel bir uçakla Kont’un şatosuna giden Messing, istenen taşı kısa bir zamanda buldu: Tarihi mücevheri çocuklar oyuncak bir ayının karnına sokmuşlardı.

Messing, kendisine vaadedilenden fazlası verilen mükafatı reddetti; o, Polonya’da yaşayan yahudilerin haklarını kısıtlayan kanunun kaldırılmasını istiyordu. Kont bu isteği kabul etti ve kanun bir hafta sonra yürürlükten kalktı.

Messing, spritlerle de ilişki kurmuştu:

“Spritler, şüpheci, inançsız kişilerin bedensiz varlıklarla (ruhlarla) temasa engel olan bir tesir yaydıklarına inanıyorlardı.”

Spirit doktrin, Sovyet materyalizmi ve ortodoks komünizmi için öldürücü bir sapkınlık olarak kabul ediliyor ve şiddetle reddediliyordu.

Messing ÇİLELİ ve GÜÇ bir hayat yaşamıştı. Bu sebeple müzdarip kimselere karşı daima özel bir ilgi duymuştu: “Yüzü gülmeyenlere FAYDALI olabilmek için bütün yeteneklerimi kullanmaya hazırım. Diğer taraftan zihnî gücümüzü, ümitsiz şekilde çökmüş kimseleri uyarmak için bir kuvvetlendirici olarak kullanabiliriz. Zihnî telkin sayesinde İNTİHARIN eşiğine gelmiş pek çok kimseye ümit, güç ve inanç kazandırabildim.”

Messing yetmiş yaşını geçti… Profesörler onunla deney yapmaktan çok hoşlanıyorlar ama olağan üstü ENERJİ KAYBINA sebep olan bu denemeler için ünlü telepatın sıhhati artık müsait değil. Öte yandan “artist” yaradılışlı Messing’in çok heyecanlı bir karakteri var. Bu bir yerde parapsikolojik olayların neticesi. Diğer yandan parapsişik enerji yayımlayan fazla renkli, fazla kudretli insanlar, laboratuvarların soğuk metotlarına güçlükle razı olan kimselerdir.

Messing samimi midir? Bu soruyu sorduğumuz pek çok bilgin ve uzman olumlu cevap vermiştir.

Messing’in söz edilmeye değer pek çok yetenekleri var. Bunlardan biri de TELEPATİ YOLUYLA BAŞKALARINI DÜŞÜNCELERİNİN AKIŞINI VE YÖNÜNÜ DEĞİŞTİRMEK GÜCÜDÜR. Kişilerin zihnî ve fizikî tepkilerini KONTROL ALTINA ALACAK bir metot bulma çalışmaları Sovyet psikolojisinin 1920’lerden beri üzerinde uğraştığı bir konudur.

Messing’in hayat hikayesinde pek bahsedilmeyen bir yeteneği de KEHANETLERİ’dir.

Rus-Alman ilişkilerinin bahar havasında olduğu günlerde (1940) Messing, “Sovyet tankları Berlin sokaklarını çiğneyecektir” demişti. 1943 yılında başka bir kehanette bulundu: “Baltık, Beyaz Rusya, Ukrayna ve Kırım’ı Naziler işgal edecek.” Harbin sonunu kimsenin tahmin edemediği günlerde ise, “1945 Mayıs’ında biter” demişti. Bütün söyledikleri çıktı.

“Geleceği görebilme yeteneğim dünyanın materyalist görüşüne ters gelebilir, fakat önceden bilme tabiat üstü bir olay değildir. Bilgi edinmede bilimsel ve mantıkî metodun yanı sıra dolaysız bir biliş de vardır ki buna precognition (précognition, prekognisyon, önceden bilme) diyoruz. Biz bazen mekan ve bunların geçmiş hâl ve gelecekte ilişkilerinin manası hakkında KARIŞIK FİKİRLERE sahibiz. Bu bilgi şimdiki görünüşüyle bize izah edilemez görünüyor.”

Geleceği görme kabiliyetini bu şekilde özetledikten sonra Messing, önümüzdeki olayları nasıl görebileceğini şöyle anlatıyor:

“İnsanın hür iradesi var. Ancak büyük mihverler (önemli noktalar, eksenler) var. Gelecek denilen şey geçmiş ile şimdinin devamıdır. Onların arasında düzenli bağlantılar bulunmaktadır. Bu bağlantıların işleyip şekli henüz izah edilememiştir ama bana göre bir bütündür.”

Messing’in hayat hikayesinin 1967 yılında yayınlanacağı daha önce açıklanmıştı, fakat kitabın basılması birden duruverdi (el altından el yazmaları halinde dağıtılmıştır). Muhtemeldir ki Sovyet sansürleri ve yüksek mevkideki bazı kişiler Messing’in kehanet ve ifşalarından hoşlanmadılar. Ünlü telepat belki kitabında partinin ileri gelenlerini de kapsayan eski olayları anlatıyordu. (İnsan, Messing’in bu yeteneklerini STALİN’İN PRATİK VE SİYASİ AMAÇLARLARLA kullanıp kullanmadığını çok merak ediyor.) Kitabın ortadan kaldırılışı bir tarafa, belirli bir serbestlik vermekten ibaret olan Sovyet siyasetine çok ters ve pahalı gelmeyen bir dengeleme hareketinin başka türlüsüdür.

BÖLÜM ONÜÇ

ZAMAN: ZİHNİN YENİ SINIRI

“Zaman” konusunda tartışmak üzere Leningrad’a 20 dakika uzaklıktaki Pulkovo’daki Sovyetler Birliği Akademisi gözlemevine gittik. Sovyetlerin meşhur astrofizikçisi Dr. Nikolai Kozirev burada bulunuyordu. Kozirev, mantığı ve bilimsel ifadesiyle bilim adamlarını şaşırtan ilk bilimsel yazısını 17 yaşında yayınlamıştı. Leningrad Üniversitesi matematik-fizik bölümünden 20 yaşında mezun oldu. 28 yaşında çeşitli kolejlerde öğretmenlik yaptı. Kafası, hayat hakkında yeni fikirlerle dolup taşıyordu. Sonra karanlık günler geldi. 1936 yılında tutuklanarak gönderildiği sürgün kamplarında 12 yıl geçti. Hapishanenin küçük penceresinden geceleri yıldızları teleskopsuz gözlerken, acaba aklından neler geçiyordu?

Sezgisi çok kuvvetliydi. Hapishaneden çıktıktan sonra; Ay, Venüs, Mars hakkında söylediği kehanetler daha sonraları bilimsel olarak doğrulandı. 1958 yılında Ay’ın Alphonsus kraterindeki volkanik faaliyetleri dünyaya duyurmuştu. Bu haber ilerideki uzay yolculukları için gerekli bir bilgiydi. Ay’da bitmez tükenmez bir enerjinin varlığına işaret ediyordu. Kozirev’in bu görüşleri önce dünya bilim adamlarınca şüpheci bir ağızla cevaplanmıştı. Fakat Nobel ödülü kazanan Amerikalı Dr. Harold Urey’in, Kozirev ile yaptığı görüşmeden sonra durum değişmiş, hatta Urey, NASA’ya Kozirev’in teorileri üzerinde çalışması gerektiğini tavsiye etmişti. Daha sonra Amerikalıların, Ay’da gaz emisyonları tespit etmesi, Kozirev’i bir kez daha doğruladı. Kozirev, ZAMAN hakkındaki teorilerini öne sürdüğü zaman, Amerikalılar onu dinlemeye hazırdılar.

ZAMAN DA BİR ENERJİDİR

“Zaman bir enerji şeklidir” diyordu Kozirev. Uluslararası bir konferansta tanıştığı Kozirev hakkında Douglas Araştırma Laboratuvarı Z. Direktörü Dr. Albert Wilson, “Gerçekten doğru olabilecek esaslı bilgileri var. Bunların sonuçları bilimde devrim yaratabilir” demişti.

Kozirev bizi, Pulkovo’daki gözlemevinin kapısında karşıladı. 60 yaşlarında, uzun boylu, mavi gözlü, beyaz saçlı, yüzünde spritüel bir ifade bulunan yakışıklı bir adamdı. Gözlem evinin uzun koridorlarında o önde, biz arkada ilerledik. Koridorlara açılan, içlerinde eski yeni birçok aletin bulunduğu odalar çift kapılıydı. Laboratuvara geldiğimizde masasının üzerinde duran jiroskobu işaretle, “ZAMAN’la ilgili bazı düşüncelerim var” dedi.

Aklımızdan geçen bir düşünce, yanınızdakilere veya çok uzaklardaki birine aynı anda nasıl ulaşabiliyor? Sovyet araştırmacıları, ruhsal gücün bilmediğimiz değişik bir enerji olduğunu savunuyorlar. Kozirev, 17 yıllık disiplinli çalışmaları sonucunda bu enerjiyi bulduğunu söylüyor. Bu konuyla ilgili cihazlarıyla tespit ettiği bazı kayıtlar var. Kozirev bu enerjiye ZAMAN diyor. “Zaman ışık dalgaları gibi yayılmaz. Her yerde ortaya çıkabilen zaman, evrende, bizi ve herşeyi birbirine bağlıyor.” (Kozirev’in zaman tarifi “Esir”i hatırlatıyor.)

Dr. Kozirev’e göre zamanın, laboratuvara sokulup incelenebilir özellikleri var. Kendi tespitlerine göre bu “x” veya “zaman” dediğimiz, enerjisi bir aksiyonun alıcısı yanında daha yoğun, verici yanında ise incedir (thinner). Kozirev bize zaman dediği enerjiyi ölçtüğü aletleri gösterdi. Bu aletler grubu, jiroskop (elektron hızlandırıcı), asimetrik pandül ve terzion balans (ufak elektriksel ve manyetik kuvvetler ölçmeye yarar bükülmüş telden bir alet) gibi cihazlardan oluşuyordu. Karmaşık bir düzenle bu aletler birleştirildiğinde, mekanik veya kimyasal bir olay yanındaki ortaya çıkan değişik zaman yoğunluklarına karşı tepki gösteriyordu.

Daha basit deney ve ifade ile meselenin ruhu şudur: Mekanik olayda mesela uzun bir lastik bu makine ile uzatılır. Bu lastiğin iki ucunu iki kutup olarak düşünebiliriz. Çekilen (sebep) ucu ve uzayan (sonuç) ucu. Lastik uzatıldığı zaman, asimetrik pandül ve bir jiroskoptan oluşan kaydedici cihazlar, lastiğin uzayan ucuna doğru ark yaptığını göstermişti. Bu değişme gözle görülmez fakat duyarlı cihazlarla tespit edilebiliyor. Bu önemli bir değişmedir. Kozirev’in söylediğine göre burada zamanın yoğunluğunda bir artma olmaktadır: “Bunun güç alanlarıyla (force fields) bir ilgisi yoktur” diyor Kozirev, “burada elektrostatik bir alanın veya başka bir güç alanının etkisi olmadığını araştırdık”. Güvenilir bir bilim adamı olan Kozirev’in sözlerinde bir gerçek payı olsa gerek.

ZAMAN ENERJİSİ DEMİRDEN BİLE RAHATÇA GEÇEBİLİYOR

Kozirev, bu deneyinde, lastiğin “sebep” dediğimiz çekilen ucunda da zamanın inceldiğini gösteriyordu. Bu deneylerde gördüğümüz zaman yoğunluğunun değişmesi olayı 1 metre kalınlığındaki duvarlar ötesinde bile tespit edilebiliyordu. Hatta demir çubukların içinden bile geçebiliyordu. Kimyasal sebep-sonuç arasında da zaman yoğunluğu değişmeleri oluşuyordu. Bu tür deneylerde şekerin yakılmasından iyi sonuç alınıyordu. Dr. Kozirev’e göre bu kimyasal olayda da zaman, sebep tarafında ince, sonuç tarafında yoğundu.

Bu deneylerde Kozirev’in bulduğu şeye PK (psikokinezi) diyebiliriz. Kimyasal etkiler jiroskop pandülünü uzaktan etkilemektedir. Bilinen güçler dışında bir güçle onu hareket ettiren bu gücü, Kozirev, zaman yoğunluğunun değişmesine bağlıyor. Biz aslında PK’yi maddeden çok zihni etkileyen birşey olarak düşünürdük, bilirdik. Acaba düşüncelerin zaman yoğunluğuna etkisi olabiliyor muydu?

DÜŞÜNCEYLE ZAMANI DURDURABİLİR MİYİZ?

Bu sorumuza Kozirev, “Evet” dedi. “Düşünce zaman enerjisi üzerinde kesinlikle etkilidir. Deney sırasında bilerek, kasten, duygusal birşey düşündüğümde daha başka bir değişiklik kaydediyor cihazlar.”

Acaba zaman yoğunluğunun telepati ile bir ilgisi var mıdır?

“Telepati tamamen zamanın yoğunluğuna bağlıdır. Düşünceyi gönderenin yanında zaman yoğunluğu incedir, alıcının çevresinde yoğundur. Zaman yoğunluğunu suni olarak değiştirmeyi laboratuvarlarda denedik. İsteyerek yoğunlaştırabildiğimizde telepati çok kolaylaşacak.”

Zaman yoğunluğunu başka neler etkiler?

“Mevsim değişikliği, meteorolojik değişmeler etkiliyor zaman yoğunluğunu. Bir defasında bilim adamlarıyla yaptığımız deneyler sırasında, kopan bir gök gürültüsü bütün kayıt cihazlarının işleyişini alt üst etti” dedi Kozirev.

“Daha kuzeyde, kutuplara daha yakın olan Murmansk’da yaptığımız deneylerde cihazlar çok daha iyi çalıştılar [*]. Burada, Pulkovo’da deneyler yaza nazaran kışın daha başarılı oluyor.”

[*] Kutup bölgelerinde uçan daire olaylarına dünyanın diğer yerlerine nazaran daha fazla rastlanmaktadır. Eski efsanelerde de kutuplara yakın bölgelerde yaşayan mavimsi şeffaf insanlardan söz edilir. Kutuplarda bu tür olaylara daha fazla rastlanmasının sebebi, bu bölgelerin evrene açılan kapılarımız olmasından ileri geliyor. Bildiğiniz gibi dünyamızı çevreleyen manyetik kuşak kutup bölgelerinde çok incedir. Dünyamızı uzaydan gelebilecek zararlı kozmik etkilere karşı bir kalkan, bir süzgeç görevi gören bu manyetik kuşak, ancak kutup bölgelerinden geçilebilir.

BİTKİ ve ZAMAN ENERJİSİ – ÇİÇEK SAHİBİNİ TANIR MI?

Büyük pencereden dışarıdaki çiçek tarlalarını gösterdi: “Yazın büyümekte olan bitkilerin aktiviteleri, yaptığımız ölçümlere etki ediyor. Kışın her taraf karla kaplı olduğundan, reaksiyonlar, bitkilerin tesiri karışmadığı için daha güçlü oluyor.” California’da Dr. Wilson da bitkilerle bu tür deneyler yapmaktadır.

Dr. Kozirev yeni bir dünya görüşü, yeni bir kozmogoni sunmaktadır. Buna göre ruhsal olaylar deney masasına iniyor. Artık onları eskiden olduğu gibi, sistem yıkılmasın diye bilimin dışında kalmayacaktır.

Dr. Kozirev’in çalışmaları parapsikologlara yeni ipuçları vermiştir. Belki bir telepati coğrafyası çizilecek. Zamanın daha yoğun olduğu enlemlerde telepati daha kolay olacak. ESP canlıların az olduğu bölgelerde daha iyi işleyebilecek. Belki de uzayda yapılan telepati deneylerinin sebebi budur.

Dr. Kozirev’in zaman yoğunluğunu ölçme cihazı, telepatik deneylerde kullanılabilir. “Zaman yoğunluğu üzerinde, yer çekimi ve madde yoğunluğunun da etkisi oluyor.” Bu ifade radyestezide araştırmacıların farklı titreşimleri olduğunu söylemesini hatırlatıyor. Onlar altlarında neyin saklı olduğunu böyle anlıyorlar. Dr. Kozirev bu konuda laboratuvarında bir deney yapmış. Bir aksiyon büyük bir zaman yoğunluğu meydana getirdiğinde bu hemen kaybolmuyor. Farklı elementlerde kalış süresi değişiktir. Alüminyumda, kuruşuna nazaran iki misli; odunda ise kurşuna nazaran beş misli daha fazla kalabilmektedir.

ZAMANI DURDURABİLECEK MİYİZ?

Dr. Kozirev bütün canlı organizmaları düşündü. Hayvanlar, insanlar, bitkiler… Bizim sağ ve sol taraflarımız simetrik değildir. Kalbin büyük kısmı soldadır. Mikroplar spiral yapıda koloniler teşkil ediyor. Hayatın yapı taşları protoplazma da simetrik değildir. Asimetri hayatın temel yapısı, “Bu rastlantı olamaz” diyor Kozirev.

Belki de asimetri, evreni yöneten özel bir mekanizmadır.

Canlılardaki vital güç (hayatsal kuvvet) bu asimetrik yapıları kuvvetlendiriyor. Belki zaman enerjisi bunun içinden akıyor. Dr. Kozirev: “Eğer böyle ise biz onu bir jiroskop (elektron hızlandırıcısı) gibi dönmekte olan bir beden içinde görebiliriz. Dönen bir sistemdeki zamanın değişmesi, enerjiyi arttıracak veya azaltacaktır.”

Dr. Kozirev ve arkadaşları, sol eldeki dönüşte (rotasyonda) zaman akımının pozitif, sağ eldekinin ise negatif olduğunu keşfettiler. Leningradlı bilim adamları, (terementi gibi) molekülleri sola dönen bir organik maddeyi sebep-sonuç cihazına yaklaştırdıklarında PK’yi yükselttiğini; şeker gibi molekülleri sağa dönen bir organik madde kullanıldığında ise PK’yi ortadan kaldırdığını gördüler. Dr. Kozirev’in görüşüne göre, dünyamız sol el sistemidir ve bizim evrenimizde enerji katan bir pozitif zaman akımı vardır.

ALETSİ UÇABİLECEK MİYİZ?

Dr. Kozirev’in ifadesine göre: “Zamanın sadece kalıbı değil, aynı zamanda nispeti de vardır. Sebep sonuç arasındaki potansiyel farkı (akımın nispeti) bir madde içinden geçerken ağırlık kaybı olur, yani pratik bir levitasyon (yer çekiminin yok olması; göğe çekim) mümkündür. Bilim, levitasyonun pratik metotlarına adım adım yaklaşıyor.”

(Günümüzde, Paris’teki Pasteur Enstitüsü profesörlerinden Prudhomme, ultrason kuvveti ile mantar bilyaların ağırlığını yok ederek onları havaya kaldırabilmektedir. Fransız asıllı Dr. Marcel Pages de pratik levitasyon tekniğini bulduğunu iddia ediyor. Fakat ortada henüz inandırıcı deliller yok.

1958 yılında Amerikalı fizikçi Hooper bir manyetik alan içindeki bir ferrid halkayı dakikada 15.000 devirlik bir hızla döndürmek suretiyle ağırlığından kurtarabilmişti.)

“HER ŞEYİ ÇİFT YARATTIK” (K.Kerim)

Siz astrofizikçi olarak telepati ve psikokinezi (PK) ile nasıl bir bağ kuruyorsunuz?

Kozirev bu sorumuza karşı, 1966 yılında Belçika’da Uluslararası Astronomi Konferansı’nda okuduğu yazıyı gösterdi: “Bir takım çift yıldızlar vardır. Bunlar başlangıçta tıpa tıp benzemez, fakat zamanla benzerlik artar. Giderek aynı parlaklığa, aynı spektral özelliklere ve aynı yarıçapa ulaşır. Aralarındaki muazzam uzaklık, bu değişimlerin güç alanlarının etkisiyle açıklanmasına engel olur. Birinci yıldız, diğer satelik yıldızı, zaman enerjisiyle etkiliyor olmalı. Sanki yıldızlar telepatik olarak söyleşmektedirler” dedi. Gülümsedi.

Aynı yazısında, enteresan bir sorusu var Kozirev’in: “Evren neden daima bir denge içindedir?” Soruyu şöyle cevaplıyor: “Evrenin maddesel sistemlerindeki bütün proseslerini gene, zaman akımını besleyen kaynaklar olarak düşünebiliriz. O ‘zaman’ da sırası geldiğinde maddesel sistemi etkilemez. Yıldızları her zaman büyük nükleer enerji kaynakları olarak düşünmüşüzdür. Fakat bence birinci derecede rol oynayanlar bu nükleer reaksiyonlar değildir. Yıldızlara enerji veren nedir? Zaman, fizik realite içinde gelişirken, yeni özelliklere bürünerek dünyayı kuşatır. Kaynağı arayan tek şey burada zamandır. Başka söyleyişle yıldızlar enerjilerinin bir kısmını zamandan alırlar.”

MUTASAVVIFLARIN ALLAH FİKRİ VE KOZİREV

Bilime göre geçmişle gelecek özdeştir. Psikolojik algılamamız bize zamanın geçmişten geleceğe aktığını gösterir. Dr. Kozirev’e göre zamanın, geçmişle gelecek, sebeple sonuç arasındaki potansiyel farkını belirleyen bir özelliği vardır. Bu özellik de zamanın tek yönde, geçmişten geleceğe aktığını gösterir. “Hızın derecesi teorik ve deneysel yoldan bulunabilir. Zaman keşfedilmemiş tezahürlere sahip. Zaman evrenimizde olagelmekte olan herşeyin içinde yer almaktadır. Zaman araştırılmamış olayların toplamını ifade eder. Zaman bütün tabiat hadiselerini birleştiren bir bağdır. Evrenimizde meydana gelen herşeyin içinde vardır.”

“Zaman, ruhsal belirtilerin ortaya çıkmasına sebep olan veya bunu yapabilen bir enerji şeklidir.” Dr. Kozirev’in bu açıklamaları “kehaneti” de izah edebilir mi? Yunan parapsikoloğu A. Tangaras’ın teorisine göre kehanet, insanların şuursuz olarak objelere yönelttikleri kendi enerji alanıyla ilgilidir. Bu yönden önceden bilme (prekognisyon) ile ruhsal güçler birbiriyle alakalıdır. Yine Tangaras’a göre şuursuz motifler, bu bilinmeyen “ruh” enerjisini mıknatıs gibi olaylar halinde kendimize doğru çekerler. Hassas bir kimse bu enerji kalıplarını okuyarak geleceği bilebilir. Kozirev’in “zaman” enerjisi ile Tangaras’ın kaderimiz içinde şekillendirdiğimizi söylediği güçler aynı şeylerdir.

KOZİREV VE BATI

Kaliforniya, Douglas Araştırma Laboratuvarı’ndan Dr. Albert Wilson’a, Kozirev’in “zaman” teorisi hakkında görüşünü sorduk: “Kozirev’in hipotez olarak öne sürdüğü görüşler, 10-30 yıl içinde fiziksel teori olarak kabul edilecektir. Onun hamleleri, nesillik çalışmaların sonucu olacak başarılardır ve bilimde devrim yapabilecek niteliktedir.”

Batının seçkin bilim adamlarından Amerikalı teorik fizikçi Dr. Charles A. Muses de “zaman”ı enerji olarak düşünmektedir: “Ergeç zaman’ın yayılan bütün enerjilerin küçük parçalara ayrılmayan bir kalıbı olduğunu göreceğiz. ZAMAN TARAFINDAN MEYDANA GETİRİLEN ENERJİ TİTREŞMEKTE VE SALINMAKTADIR.”

Son bir soru sorduk Kozirev’e: “Arz dışında hayat var mıdır?”

“İnanıyorum. Görmüş değilim fakat Venüs’te de yaşayan canlılar olabilir.”

Kozirev, Pulkovo’daki gözlemevinde bütün mevcudatı değerlendirerek yaptığı çalışmalarla, bilime yepyeni pencere açmakta ve teorileriyle parapsiloglara meydan okumaktadır.

“Arz’dan Arş’a Evrenin Sırları Sınırları 2” (1989, Hans von Aiberg) kitabından:

1965 yılında (Henüz bizler katılamadığımız için) uzay-zaman modellerimizde “Hubble ve Kozirev” uzmanlık sahaları olmadığı halde matematik modelleri üstlenmişlerdi: Kozirev’in mantığı, “Eğer zaman’ın anatomisini çözersem, mekan boyutlarını da çözebilir ya da analojiyle benzeştirebilirim” üzerine kuruluydu.

Kaluza (1919) – Klein’ın (1927) beşinci boyutunu “zaman enerjisi”ne uygulayan Kozirev, garip bir sonuca ulaştı: Zaman enerjisi radyasyon iletişimini “Time network” (Zaman ağ şebekesi) adıyla bir makalede yayınladı. Sırada “Mekan ağ şebekesi” vardı. Fakat garip bir tesadüf (!) daha oldu ve Kozirev, Rusya’daki ölüm kliniklerinden birinde “Ensülin şokundan” yani yanlış bir enjeksiyondan, “yanlışlıkla” öldürülmüş bulunuyordu. (Lenin’in defalarca affettiği fakat sürgüne gönderdiği HANİF müslüman Kozirev’in Kruşçev tarafından “yanlış iğne” yapılarak öldürüldüğünü Schroeder-Ostrander dünyaya bildirdi.)

“Arz’dan Arş’a Sonsuzluk Kulesi 1” (1986, Hans von Aiberg) kitabından:

… Sözkonusu ayetlerde (Kehf ve Kalem suresi ayetleri) birbirine komşu iki bağın sahipleri vardır. Bunlardan birisi bağının güzelliği, kendi ekonomik imparatorluğu ve kendine tabi olan “evlatları” sembolündeki ekibi ile büyüklük (ırk üstünlüğü) taslamaktadır ve Allah’a olan inancının yerini dünyaya tutkusu almıştır.

Bencil, nesebiyle övünen, kurduğu düzenin kalıcı ve emperyalist olduğuna inanan bağcının komşusu onun avantajlarından yoksundur, ekipman olarak daha sade fakat inanç olarak daha yüksektir. Nitekim komşusunu Kehf 39. ayette şöyle uyarır:

“Bağına girdiğinde, MAŞALLAH ‘Allah’tan başka kuvvet yoktur’ deseydin olmaz mıydı?”

Bağ deyimi burada ledünnî örtülü anlamda “Kamp” (siyasal kampus) birtakım süper geçinen devletlere, dünya ekonomi imparatorluğu tebaasıyla, onlara çömez olmuş çıkarcı çevrelere, uydularına genellenmesi gereken bir ALLAH misalidir. Kendini kudret ilan eden bu bencil, ırkçılığına dinini alet eden bağ sahibinin, evlatları, malı ve variyeti bir felaket sonucu elden çıkar. Çardağı başına yıkılır ve bağı çöle döner, pişman olur ama affedilmez…

Öteki Bağ ise daha da bereketlenir, yeşerir.

Zaman yolculuğunu bir silah olarak kullanabilecek ileri teknolojinin iyi ve kötü niyetli iki ekipmanı, tarih üzerinde, her kozu oynuyor, ideallerine uygun amaçlarını yarıştırıyor olabilirler. Bu torunlar, gelecekte kendi zararlarına gelen şeyleri önlemek içn, geçmişe kaçarak, tarihi kendi istekleri doğrultusunda değiştiriyor olabilirler.

Belki birkaç kişilerdir ama her biri milyarlarca insanın aklını çelebiliyor olabilirler. (Hızır’ın ss Rabbinden mezun olmasına karşılık) bu teknolojiye sahip olanların “Küçük çaplı Deccal’ler” gibi davranmaları da akıl dışı sayılmamalıdır. Birçok harika çocuklar, dehalar, önemli buluşların sahipleri bu tür bir zaman yolculuğunun fedaileri, teröristleri olabilirler.

TT (Time Travelling; Zaman Gezmenlği) hipotezini doğrulayan bir takım ipuçları, büyük bir titizlikle saklanmaktadır, birçok cinayet saptırılmaktadır, birçok köklü teknik buluşlar bir anda patlama yapmaktadır. Örnek vermek gerekirse, insanoğlunun yüzyıllar boyunca bulamayacağı her köklü teknoloji iki-üç yıla sığdırılmıştır: Jet ve Roketler (V-1, V-2) ile Uzay çağı (V-3 ya da Satürn roketleri) açılmıştır. Von Braun’un buluşu sadece II. Dünya Savaşı içinde gerçekleştirilmiştir.

İki yılda insanoğlu tarihi boyunca alamadığı bilimsel ve teknolojik bulguları şipşak bulmuştur. 1943 yılında “Atom bombası” için “Hayal” deniyordu ama aynı yıl Einstein’ın isteği doğrultusunda çabucak imal ediliverdi. Aynı yıl Philadelphia deneyi ile bir gemi ve mürettebatı görünmez kılındı. Yine, aynı yıl Wiener tarafından radar ve sibernetik bulunmuş, kompüter çağı başlatılmıştır.

Lazer, renkli TV, transistör, entegre devreler ve mikroçipler, nükleer reaktörler, uzay istasyonları, helikopterler ve yüzlerce önemli buluş, sadece on yıla sığdırılmıştır. İnsanoğlu, birden nasıl böylesine inanılmaz bir atağa kalkmıştır? Tüm bunların savaş şartlarının arz-talebi olabileceğini düşünecek kadar saf dilli olabilir miyiz?

Bütün bu inanılmaz parlak buluşların sahiplerinin hemen tamamı Alman bilginleridir. Hitler bunlardan yararlanacağına, tersine Birleşik Amerika’ya kaçmaları için elinden geleni yapmıştır. Bir millete sahip çıkan liderin özellikle bilim konularında çok duyarlı olması gerekirdi. Çünkü savaş endüstrisi bilginlerin tasarımcılığından gelişir.

Söz Hitler’den açılmışken, onun “Milletine ne denli sahip çıktığı” konusu tartışmaya açık: Berlin metrosuna rasgele 200 bin Alman’ı doldurdu ve su baskınıyla boğdu. Gerekçe olarak da “Büyük Ruh”un kurban istediğini söyledi. Kurbanlar rasgele yoldan çevrilen masum Almanlardı. Hitler Alman düşmanı mıydı? Büyük Ruh kimdi, niçin bu görünmez yaratık hemen her gece Hitler’e görünüyor ve çılgın krizlerle arzular aşılıyordu?

Hitler bir deli değil; tümü medyum olan bir Yahudi ailenin (Hiedler) çocuğudur ve “Beni Yahudiler finanse etti” diyerek itirafta bulunmuştur. Marx’ın sosyalizmi ile Siyonist faşizmi birleştirerek bir ideoloji kurmuştur ki, akıl hocası İtalyan Mussolinidir. Faşizmin kurucusu Mussolini ise “Ben bir siyonistim, Filistin’de bir yahudi devleti kurulması için her türlü yardımı yapacağım” diye beyanat vermiştir.

Hitler döneminde Polonya’ya yerlişmiş yarım milyon Hazar Türk’ü Polonya’dan alınarak fırınlarda yakıldı. Karaim Türkleri de denen musevi dinine mensup Türklerin soykırıma uğraması nedeni, “Yahudilerin hayvan ve köle dedikleri” kendi dışındaki milletlerin “Musevi olmasına asla izin vermemesi”dir. Museviler Karaimlerden hiç söz etmediler, sadece telef bilançolarına onları ekleyerek, propaganda ettiler. Neden bir yahudi, yahudiyi katletsin ki? Berlin metrosuda 200 bin Almanı boğarak öldürmüş olması kendi Yahudi ideallerine daha uygun düşüyordu.

Hitler 3 milyonluk Alman ordusunu da Moskova varoşlarında soğuktan dondurarak katletmiştir. Çünkü “Büyük Ruh” onu (kışın ortasında) Moskova’ya saldırması için, ani bir “Yaz geleceği” saçmalığına ikna etmişti. Hatta ordu, kış savaşına göre zayıf giydirilmiş, biçimcilik üzerinde durmuşlardı. Daha savaşmadan bir milyon Alman askeri yolda donarak öldü. (Bu tatil için kışı beklemek, yüzmek için kutba gitmek gibi bir şey.)

Askerler, liderler, acaba daha gizli bir savaşın kuklaları mıydı? Hitler’in iki telepati vardı: İstanbul’da kalmış ve hanif müslümanlığı öğrenmiş General Karl Haushoffer ve yine Gurdjieff’in (Kars doğumlu HANİF müslüman) İstanbul’da hanif müslümanlaştırdığı Eric Hanusen…

Stalin’in de bir telepati vardı ki kendisini “Büyük Ruh” ilan etmişti: Yahudi Wolf Messing!.. Messing, kendisine dünyada tek rakip olarak “Haushoffer”i görüyordu.

Uzakdoğu-Hint-Çin ve Tibet dili, gelenek ve gizli bilimlerini iyice bilen General Kari Haushoffer, Japonların “Almanlar safında” yer alması için Japonların Genelkurmayı ile görüşmüş ve bunu başarmıştı. Haushoffer çok önemli bir hipnozitör (toplu hipnoz) ustasıdır. Japonları, doğrudan Sovyetlere saldırmaya ikna etmişti.

Almanlar, “Hasta adam” dedikleri Sovyetleri batıdan kıskaca almışlardır. Bu kritik noktada, başlarında general üniforması giymiş Messing olduğu halde, bir Sovyet askeri kurulu, Japonya’da Japon genelkurmayı ile görüşme talep etti. Messing gerçek bir general olmadığı halde, kurul başkanı olarak, tek tek özel olarak bütün Japon ileri gelenleri ile görüştü. Birden Japonlar, Sovyetlerle barış anlaşması yaparak, güneye yöneldiler. Sovyetler doğudaki tümenlerini, batıya kaydırarak, zaten soğuktan donmuş Alman ordusunun karşısına diktiler. Böyle bir ani değişiklik niçin ve nasıl olmuştur?

Hanusen, Haushoffer, Messing, Kozirev ve Gurdjieff gibi telepatlar arasında nasıl bir gizli parapsikoloji savaşı vardır? Beşi birden bombaların nereye düşeceğini, saati önceden haber veriyor, buralar önceden boşaltılıyor, can kaybı bile olmuyordu. Böyle bir kehanet mümkün müdür, geleceği nasıl bilirler?

Yahudi fizikçi Emmanuel Velikovsky’nin de tüm kehanetleri çıkmıştır: Durup dururken Jüpiter’den yoğun radyo dalgaları geleceğini söylediği gün ve saatte bu gerçekleşiyordu. Venüs’ün ardında bir görünmeyen kuyruk olduğunu söylemişti ki bu bulundu. Mars gezegeninin atmosfer elementlerinin söylediği oranlarda olduğunu Mariner uydusu sonradan doğruladı. Oraya gitmeden bu nasıl bilinir?

Einstein ve Velikovsky ile, uçan dairelere inanan bir başka bilim adamı Morris Jessup’dur. Fizikçi, Oşenograf ve (bir gemiyi tayfalarıyla birlikte görünmez yapan, ünlü) Philadelphia deyeninin yönetmeni Hanif müslüman bilim adamı Jessup, sonra “Uçan daireler” konulu bir kitap yazdı. Ne var ki bu kitabında TT hipotezini içeren bölümün olmadığını hayretle gördü. Bu işi soruşturmaya başladıktan sonra, bir gün garajında, otomobilinin egzozuyla zehirlenmiş olarak ölü bulundu ve intihar ettiği ileri sürüldü. Ne var ki, en yakın arkadaşı ve asistanı Dr. Valentin onun “Siyah takım elbiseli” adamlar tarafından izlendiğini ve öldürüldüğünü basına açıkladı. (Bu açıklama Charles Berlitz’in “Bermuda şeytan üçgeni” adlı eserinde de vardır.)

Yine Hanif müslüman şeyhülislam Alman asıllı bilim adamı Dr. Kozirev, kitabı yüzünden defalarca ölümden dönmüş, fakat Sovyetlerde tutsak kalmaktan kurtulamamıştı. Messing ve Stalin, kendisini, “Bombardıman kehanetinde bulunmak şartıyla” ileride Almanya’ya iade edeceklerini bildirmişler ama sözlerini tutacaklarına 15 yıl süreyle bir tecrit kampında tutmuşlardı.

Kozirev, sağ kalmasını çok parlak teoremleri olan “Zaman enerjisi ve ideoplazma” buluşlarına borçluydu, belki de. Buna rağmen Kozirev, teksir kağıdından oluşmuş bir risaleyi el altından yayınlayacak kadar cesurdu. Gizli polis bunu fark ettiğinde, Kozirev ile görüşmeye gelen iki Kanadalı bilim kadını Lynn Schroeder ve Sheila Ostrander, bir prova nüshayı batıya kaçırıp Karl Michael Allein’a ulaştırdılar. Bu kitabın bazı pasajları belki de “Zaman yolcuları” araştırmamıza ışık tutacaktır.

“Stalinizm, gizli Çar Messing’in düzmecesidir. Deccal’in tarihe atadığı elçi Messing’di.”

“Parapsikoloji şeytanı Messing’in Büyük Ruh olma iddiası, savaşın kaderini belirledi. Hitler ve telepatlarını uzaktan tele-hipnoz ile çıldırtıp intihar ettirdi. Beni intihardan Kur’an’ın bana verdiği kalkan ayetler korudu.”

“Stalin, Messing ve Velikovsky, bir ZAMAN ÇETESİ’nin Moskova şubesine bağlı üç zaman teröristi yahudilerdir. Aynı şebekenin üç yiddiş (Alman yahudisi) üyesi olan Karl Marx, Sigmund Freud ve Albert Einstein’dan oluşan zaman korsanları ya da zaman kaçkınları, asıl planın üç sac ayağıdır.”

“Marx bir tek kitap yayınlayarak milyarlarca ahmağın ekonomi ilahı oldu. Ahmaklığı hak ediyorlar, çünkü köleliği hürriyete tercih ediyorlar.”

“Freud tek bir kitap yayınladı ve milyarlarca ahmağın psikiyatri ilahı oldu. Çünkü ahmaklar; belden aşağısını, beyinlerine tercih ediyorlar.”

“Einstein bir tek makale yazarak milyarlarca ahmağın bilim ilahı oldu. Ahmaklar; çünkü Bilim; maddî fiziğin enerji-ışık duvarı içindeki bir damla suda boğuldu.”

“Messing, Freud ve Einstein sık sık bir araya gelirlerdi. Bu candan dostların parapsikoloji gösterileri ballandırılarak anlatılıyordu. Orada bazı şeyleri planlanıp koordine edildiğine eminiz. O kadar ortak yanları var ki, üçü de sosyalist, üçü de Tevrat yobazı, üçü de üstün ırk faşistleri ve üçü de paranoya derecesinde vatan düşmanıydılar. Yüzyıllar, kendilerine kucak açan Almanya’nın vatan hainlerinin son uzantıları yeni yiddişler bunlar!..”

“Velikovsky, Messing ve diğerlerinin geleceğe ilişkin hayatî şeyleri bilmeleri acaba bu yahudi ırkına özgü, büyük bir ilahi üstünlük müdür, fal mıdır, yoksa geleceği ve neyin ne zaman nasıl olacağını bilmeleri midir?”

“Böyle milyarlarca ahmağa hürriyet, refah, ideal, hür irade ve bilim haram olsun!”

Cesur Kozirev, daha sonra broşürünü Bakara sûresinden aldığı ayetlerle bitiriyor:

“Yahudilerin size iman edeceklerini umuyorsunuz öyle mi? Oysa onlardan bir kısmı Allah sözü Tevrat’ı dinlerler de meali aldıktan sonra onu bilerek tahrif ederlerdi.” (75)

“Onlar, bu gizledikleri, açığa vurdukları (uydurdukları) şeyleri Allah’ın bildiğini bilmiyorlar mı? Onlardan bazıları öyle cahildirler ki, kitabı bilmez, uydurmayı bilirler, onlar sadece zan içindedirler.” (78)

“Kitabı (kendi) elleriyle yazıp da bunu bir kazanç yapanların vay haline! Vay elleriyle yazdıklarından dolayı onların haline! Vay kazançlarından dolayı onların haline!” (79)

İslam’ın batı cephesinin “Şerif”lerinden (Şeyhülislam) olan Kozirev, Stalin’in kendisini toplama kampına almasından sonra görevini Gurdjieff’e devretmiştir. Ne var ki bu durum bir karmaşaya neden olmuştur:

Çünkü Kars doğumlu Osmanlı tebaalı, Gürcü babadan ve İstanbul Rumu olan bir anneden doğan Gurdjieff (Gürcüoğlu) da sonradan Hanif müslüman olmuştur. Gurdjieff ve Hanif müslümanlaştırdığı Alman generali Haushoffer ve İstanbul’da öldürülen Hanusen, hanif müslümanlıkları öncesinde, bilimsel deneyler için örgütlenmiş THULE derneğine mensuplardı. Bu derneğin amacı daha sonra izleyeceğimiz “Zamanda taşıt ve personel yürütülmesi” çalışmaları için kurulmuştu. Derneğin asıl adı Thule Kornen’dir. (Thule, İzlanda ötesi efsanevî batık bir kıtanın adıdır. Bir atlasta Grönland’ın batısındaki Thule kentini de bulabilirsiniz.)

Kornen ise çoğul olup hem yarımada, çıkıntı; hem de boynuzlar anlamına geliyor. Böylece Thule Kornen (Thule boynuzları, Thule yarımadası) gibi oluyorsa da asıl adı “Zülkarneyn”dir. İki boynuzlu Viking miğferi ile simgelenir.

Daha sonra Thule Derneği, birinci ve ikinci dünya savaşı arasında ve savaş sırasında İstanbul’a taşınmıştır. Dernek başkanı ise önce Hitler tarafından tutuklanan, sonra İstanbul’a gönderilen Baron Sebettendorf olup (Türk literatüründe “Gizli Müslüman baron” diye anılır) daha sonra İstanbul’da intihar süsü ile öldürülmüştür. Thule derneği ise “Nazi”leştirilince Zig-Zag onlardan ilişkisini kesmiştir.

Ayrıca bknz. DABBETÜL ARZ’A YAPILAN ZULÜM

RZİ

26 Ağustos sayfa yönetiminin notları:

pS1. Kimliği tespit edilemeyen (bilinmeyen) cisimler olarak servis edilen UFO haberleri aslında, bizim geleceğimizde zamanda yolculuk makinesini bulan torunlarımızla ilgilidir (detaylar için Hv.Æiberg’in açıklamalarına bakınız).

pS2. Hans von Aiberg’in DEŞİFRE ettiği tüm bu (ya gizlenmiş ya da sulandırılmış) gerçeklikliklerin perde arkasında, Kur’an’da KEHF suresinde (bir kısmı KALEM suresi içinde) anlatılan “İKİ BAĞ’ın savaşı” yatmaktadır.

pS3. En gerçekçi ufo görüntüleri, her ikisi de MİB (Man in Black) olan George Adamski ile Edgar Cayce tarafından kurnazlıkla lanse edilmiştir.

pS4. KARŞI (ALLAH KARŞITI) BAĞ’ın temsilcileri olan zaman kaçkınları, her ne kadar belli alanlarda öne çıksalar da, gerçek gayelerini örtbas etmeyi, gerçekleri gizlemeyi, unutturmayı vs. ilke edinmişlerdir. Örneğin; BİZİM BAĞ’ın gönüllüleri “Allah’ın rızasını gözettikleri” için isimlerini öne çıkarmaktan geri dururlar iken; karşı bağın farklı isimlerle tarih sahnesinde boy göstermelerinin amacı, kimliklerini gizlemektir. (Örnek olarak: Edgar Cayce (Cayse, Gayce vb.) “çok büyük” ihtimalle, David Willcock ismini de kullanmıştır.)

pS5. Bizim Bağ’dan Hanusen ile Haushoffer “intihar” ile ödürülmüşlerdir (suikasttir /sûi kâsd).

pS6. Adamski ve Cayce, ikisi de katildir.

… De ki: Rabbim BİLMEMİ [*] arttır (Taha 20/114)

[*] BİLGİ araçtır; amaç ise ALLAH’I BİLMEK’tir.

 

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s