SERAPHITA – BALZAC –HAKKINDA ALINTILAR

 

SERAPHITA, BİR ÖMÜRLÜK KİTAP!

Belki de ölüler,
çözülecek bir sır kalmadığı için suskundurlar.

Kumral

“…Bu eser neden bilhassa sizin gibi, yalnızlık sayesinde dünyanın bayağılıklarından korunmuş şu soylu ruhlara ait olmasın?”

İthaf yazısında böyle der Balzac, Madam Eveline de Honska’ya. Tıpkı Nıetzsche’nin Zerdüşt’ü gibi ruhun tekamülü için tenha bir coğrafyayı mesken tutmuş; adeta mitolojik, münzevi bir karakteri anlatır. Romanın, Norveç’in o büyülü doğasında geçmesi bundandır. Balzac’ın, İsveçli bilim adamı, filozof Emanuel Swedenborg’un tezleri ve Ortodoks inancındaki melek algısı çerçevesinde yarattığı Seraphita karakteri, genç adam Wilfrid’in gözünde güzeller güzeli bir kadına; Minna’nın gözünde ise yakışıklı bir erkeğe dönüşür. Descartes’in insanın, ruh ve düşünce olmak üzere iki ayrı özden meydana geldiği savının aksine, Seraphita büsbütün ruh olma yoluna düşmüştür.

“ İnsanın ya üst ya da alt dünyalarda yaşadığını matematiksel olarak tespit ettikten sonra , Sivedenborg, bu dünyada, melek olmak için semavi aleme çıkmak üzere hazırlanan varlıklara meleksi ruhlar adını veriyor. Ona göre, tanrı melekleri özel olarak yaratmamıştır; daha önce dünyada insan olarak yaşamamış melek yoktur. Böylece, dünya göğün melek fideliği oluyor. Demek ki melekler kendiliklerinden melek değiller, Tanrı’yla, Tanrı’nın asla kaçınmadığı, samimi bir birleşimle meleğe dönüşüyorlar, çünkü Tanrı’nın özü asla negatif olmayıp sürekli olarak aktiftir.” (sayfa:79)

51rxyxh-65l-_sx314_bo1204203200_

Seraphita 1834 yılında yazıldığında, Pozitivist düşünür Ernest Renan henüz 12 yaşındadır; gelgelim Pozitivist düşünce, kendini iyiden iyiye hissettirmeye başlamıştır. Fransız İhtilali’nin öncesine dayanan kilise ve bilim temsilcileri arasındaki ayrım, zamanla derinleşecek ve aynı Renan; “İnsanlık gün gelecek inanmayacak, bilecek” diyecektir. Seraphita, Kara Avrupasının bu geçiş döneminin tam ortasına tekabül eder.

Realist romanın kurucularından sayılan Balzac, Seraphita’sında metafiziğin sınırlarını zorlar. Romanı için şunları söyleyecektir:

“Seraphita benim ustalık eserim olacaktır. Bir Goriot Baba her gün yazılabilir ama Seraphita gibi bir yapıt bir ömürde ancak bir kez ortaya çıkar.”

Yazarın kendine özgü bol tasvirli, ağdalı dili, zaman zaman okumayı zorlaştırıyor olsa da; aynı zamanda lirik bir sahne dekoru da yaratır. Bu dekor, hiç şüphesiz ki kitabın muhtevası ile örtüşmektedir.

Anadolu Nakşibendileri mana ve ilimi iki başlık altında tasnif ederler. Bunlar, Batıni ve zahiridir. Batıni bir başka deyişle görünmeyen ilim, maneviyatı karşılar ki; spiritüel bilgiye dayanır. Zahiri ilim ise, dünya hayatına dair; herkesçe ulaşılabilecek bilgiden teşekkül eder. Bana bunları anımsatan yine Seraphita’dan şu satırlar oldu: Teşbihte hata olmaz!

İki tür algı vardır: Biri deruni, diğeri harici. İnsan tamamen harici, meleksi ruh tamamen derunidir. Ruh, sayıların dibine nüfuz eder, onların tümüne sahiptir, anlamlılıklarını bilir. Hareket yetisi vardır ve ubiquite (Çevirmen bu kelime için, aynı anda birçok yerde bulunabilme durumu diyerek not düşüyor. Sanırım bunun da nakşi kültüründeki karşılığı “rabıta” olacaktır.) sayesinde her şeyle ortaklık kurar: Bir melek, İsveçli peygambere göre, istediği zaman bir başka meleğe arz-ı mevcudiyet eder. Zira bedeninden ayrılma yetisi vardır.” (sayfa:85)

Romanın en tartışmaya açık bölümü ise, zannımca 117.sayfa ile başlayan ve Rahip Becker, Wilfrid ve Minna’nın Seraphita/Searphitus adlı bu cinsiyeti belirsiz varlığı sorgulamaya gittikleri son bölümdür. Tabir yerindeyse, buradan itibaren okur; kendini felsefi ve teolojik bir tartışmanın ortasında bulur. Öyle ki, sorulan sorular ve diyaloglar, hazırlıksız okuru dağıtacak cinstendir. Bir nevi, kainatın düzeni ve Tanrı’nın varlığıdır tartışılan. “Serafin havalanmak üzere kanatlarını katladı ve artık onlara doğru dönmedi. Artık dünyayla hiçbir bağlantısı kalmamıştı. Birden havalandı, ışıltılar saçan geniş tüylü kanatları iki görücüyü rahatlatıcı bir gölge gibi örttü.” (sayfa:189)

Saygıdeğer okur, ister İslam kültürü olsun, ister Hristiyan; ruhun tekamülünü ve Tanrı’nın buyruğunu önceleyen tüm doktrinler, sükuneti, ahlakı ve bir başkasını anlamayı taltif ediyor. Oysa dindarlaştığı öne sürülen coğrafyamızın ufku kesif bir buluttan görünmüyor; riyadan, kavgadan ve biber gazından! İşte benim kitaptan çıkardığım ders. İyi teneffüsler!

Çünkü kitap karanlığa gönderilmiş mektuptur!

(Seraphita, Balzac, çeviren: İsmet Birkan, Jaguar Yayınları, sayfa:195)

Dağhan DÖNMEZ

daghandonmez@mynet.com

http://www.eskimeyenkitaplar.com/seraphita-bir-omurluk-kitap/

***

ELEŞTİRİ

burcu-bayer

Burcu Bayer 23-07-2013

“İnsanlık komedyası”nın göğe açılan kapısı

**

Bir Goriot Baba her gün yazılabilir ama Séraphita gibi bir yapıt bir ömürde ancak bir kez ortaya çıkar.

**

Balzac’ın karakterleriyle dolu bir salon düşünün. Goriot Baba kızlarının saadeti için çırpınıyor, kızlarıysa hiç oralı değil, Madame Vauquer’nin pansiyonerleri bir masanın etrafında oturmuş sohbet ediyorlar, ötede Felix ile Henriette uzun bir sessizliği paylaşıyorlar, Eugenie Grandet taşra sıkıntısını yanında getirmiş etrafı seyrediyor… Bildiğiniz tüm Balzac karakterlerini bu salonda bir yerlere oturtabilirsiniz, orası size kalmış. Bu salon, Balzac’ın da haklı isimlendirmesiyle “İnsanlık Komedyası”nın bir önizlemesi olacaktır. Belki de, Balzac tek ve uzun bir roman yazmaya çalışıyordu ya da “Büyük İnsanlık Ansiklopedisi”nin maddelerini dolduruyordu bir bir. Her halükarda insanlık hallerini, insan ilişkilerini ve bu ilişkileri belirleyen dinamikleri çok iyi gözlemlediğini ve tasvir ettiğini itiraf etmemiz gerekir.


Séraphita ise çok ayrıksı bir yerde duruyor. Onun için ayrı bir fasikül açardı Balzac herhalde. Zaten kendisi de söylüyor bunu: “Séraphita benim ustalık eserim olacaktır. Bir Goriot Baba her gün yazılabilir ama Séraphita gibi bir yapıt bir ömürde ancak bir kez ortaya çıkar.” 1835’te bitirdiği Séraphita’dan sonra, bugün çok daha meşhur olan kitaplarını kaleme aldı Balzac. Ama yine de hiçbiri, Norveç fiyordlarında geçen bu romanın felsefi derinliğine erişemiyor.

norvec-fiyordlari


Norveç fiyordları demişken, Kuzey Denizi kıyılarının tasviriyle açılan kitap, sizi kitaplardaki uzun betimlemelerden sıkılıp yarıda bıraktığınız lise günlerinize götürebilir. Ancak biraz sabır lütfen; çünkü anlayacaksınız ki, olayların 1780 kışında ve Norveç’te geçmesinin haklı bir sebebi var. Balzac bizi İsveçli büyük mistik ve aynı zamanda bilim adamı Emanuel Swedenborg’la tanıştırmak istiyor. Bir çeşit Hıristiyan mistiği olan Swedenborg’un, bugün bile kendi adıyla anılan bir akımı ve takipçileri var. Onlarca teolojik kitabından en meşhuru olan Cennet ve Cehennem’den pasajlar,
Séraphita’da yer yer arzı endam ediyor.

Ah bu ezeli problemler!


Bilirsiniz, pek meşhurdur, Hıristiyan teolojisi ortaçağlar boyunca meleklerin cinsiyetini tartışıp durmuştur. Balzac’ın meleği Séraphita ise, ona âşık olan köylü kızı Minna’nın gözünde yakışıklı bir erkek, eski asker Wilfrid’in gözündeyse çok güzel bir kadındır. İsterseniz androjeni diyelim, ister cinsiyetsizlik, bu meleksi varlığımız Séraphita/Séraphitus ne erkek ne kadındır.


Séraphita’nın Swedenborg’la bağlantısını ise, Minna’nın babası Rahip Becker’den öğreniyoruz: Swedenborg’un tilmizi olan Baron de Séraphitz, meleksi ruhlu kadınlardan biriyle evlenir. Bir çocukları olur, Rahip çocuğu vaftiz etmeye ve adını koymaya gittiğinde, Baron onu engeller. O gün, Swedenborg görünür. Çocuğun dünyada isimsiz kalacağını, asla yaşlanmayacağını söyler. Çocuğun hayatı mucizelerle geçer. On yaşındayken anne babasını kaybeder ama ağlamaz ve üzülmez. Neredeyse saydamdır, sürekli dua halindedir. Okuma yazma bilmemesine rağmen, bilgelikle doludur. Şimdiyse hem Minna hem de Wilfrid tarafından seviliyordur. Fakat Séraphita, ne Minna’nın ne de Wilfrid’in aşkına karşılık verir. O, ruh-beden dikotomisinde, neredeyse bedeni geçerek, pür ruh olmak sevdasındadır.

Tüm mistik öğretiler bu ayrımdan bahsettiği için, burada ilginç olan bir şey yok gibidir. Ancak romanın kırılma noktası, Rahip, Minna ve Wilfrid’in Séraphita’yı ziyarete gittikleri sahnedir. Tanrıya ve dine inanmayı çoktan bırakmış olan şüpheci Rahip, Séraphita’yı sorguya çeker. Felsefenin kadim soruları üzerine uzun bir tartışma başlar. Bugün bile, bu tartışmaların felsefe kitaplarında bu kadar sistemli ve sarih bir biçimde ifade edilişine rastlayamıyoruz. Spiritualizm- Materyalizm ayrımı için Séraphita, “Maneviyatçı nesiller de maddeyi inkar için, maddiyatçıların ruhu inkar için sarfettiğinden daha az boş gayret sarf etmediler,” diyerek, evrende maddi ve manevi olanın birlikte bulunduğunu, ancak ikisinin de kaynağının bir olduğunu söyler. Séraphita burada Yeni-Platoncu sudur teorisine ve “Bir” fikrine yakın şeyler söyler. Daha sonra, yine ortaçağlar felsefesinin büyük tartışması olan maddenin ezeliliğine geçerler. Birbiriyle ilişkili olarak, bu tartışma Tanrının iradesi problemine sıçrar. Bu da, yine felsefeyi çokça meşgul etmiş teodise problemine açılır: Tanrı mükemmelse ve dünyayı mükemmel bir şekilde yarattıysa, kötülük neden var? Ah bu ezeli problemler!


Balzac’ın bu tartışmalardan haberdar olması bir yana, meşhur Balzac üslubuyla bu meseleler üzerinde yazabiliyor olması, ağdalı diliyle, aslında sıkıcı olabilecek bu tartışmaları akıcı hale getiriyor olması. İşte müthiş olan bu!


Sevgili realist Balzac’ı şimdiye kadar tarihçiler ve sosyologlar sıkça anmıştı, demek, Séraphita ile şimdi sırada felsefeciler var. Séraphita’nın Rahip’le tartışmalarını bir yana bırakırsak, tek başına Séraphita karakteri, felsefe tarihindeki otodidakt hikayeler arasında yer alabilir gibi görünüyor. Doğu felsefesindeki, İbn Tufeyl’in
Hayy bin Yakzan’ı ve İbn’ün Nefis’in Fazıl bin Natık’ı ile Séraphita arasındaki paralellikler hayret verici. Gerçi bırakalım bunu felsefeciler düşünsün ama, Balzac, kitabının ithafında “Doğu’nun göz kamaştırıcı şiiri”ni anarak bize ipucu veriyor.


Kitabın özenli ve yetkin çevirmeni İsmet Berkan,
Séraphita için, “Benim bugüne kadar çevirdiğim en sıra dışı ve ilginç metin,” diyor. Biz Balzac okurları için de öyle.

http://www.sabitfikir.com/elestiri/%E2%80%9Cinsanlik-komedyasi%E2%80%9Dnin-goge-acilan-kapisi

**

BALZAC’IN SERAPHİTA: BİR İSVEÇLİ SAVAŞ ROMANI BİR MELEK HAYATI HAKKINDA

  • Manon Welles
  • 11 Ekim 2015
  • Not: Aşağıdaki metin aktarımı translate ile sağlansada mana bütünlüğü vardır. Okuyunca anlaşılma sorunu yok

william-blake-angels-hovering-over-the-body-of-jesus-christ-1

Honoré de Balzac’ın başlıca romanları, on dokuzuncu yüzyılda Fransız toplumu üzerinde yapılan çalışmalardır. Fakat birkaç kez İsveç mistik Emmanuel Swedenborg’un yazılarına dayanan kısa romanlara bakarak, daha kişisel bir şeye daldı ve çok az kişiye hitap etti. Séraphîta ilk bir yıl sonra 1834 yılında bir edebiyat dergisinde yayınlanandı. ve Livre Mystique ile birlikte Les Proscrits (Sürgünler) ve Louis Lambert , onun mistik temalı noveller diğer ikisi. Seraphita , meleklerin aşkın bir öyküsüdür, şeytanlara karşı günaha ve Cennete yükselişlerdir.

Balzac’ın Melekleri: Seraphitus / Seraphita

Seraphita’nın ayarı, 1800 Mayıs’ında , kar yağışı hala Jarvis dağlarını Norveç’teki bir fiyordun bir enklavını kaplıyor. Pastor Becker’in kızı Minna, arkadaşı Seraphitus’a aşık. Onun güzelliği ve asil ruhu onu tamamen büyülemeye başlar ve uzaktaki kayaklara çıkarken dağlara çıkmak gibi büyük yetenekler kazanabilir. Başlığı karakter kafa karıştırıcı olabilir, çünkü eşit derecede büyüleyen arkadaşı Wilfrid’e, aynı büyülü kişi güzel bir kadın, Seraphita gibi görünüyor. Romanın çoğunda birçok kimse Minna’ya, Seraphita’nın bir erkek gibi göründüğünü farkederken, herkes onu bir kadın olarak görür. Oldukça aşk üçgeninde -birbirlerine karşı cinsten görünen aynı kişiye aşık bir kadın ve kadın – Seraphita Minna ve Wilfred’in evli olması gerektiğini söylemeye devam ediyor.

Minna’nın Seraphitus’a yaptığı romantik gelişmeler her zaman reddedildi. Onu, bütün canlıları seveceği ve “Bir gün, belki de sevginin asla ölmediği dünyada buluşabileceğimiz” göksel bir sevgiye çağırıyor. Hayatta kendisiyle birlikte gidecek bir arkadaşı umuyordu. Işık alemi: “Ona bu kil topunu göstermeyi düşündüm ve hala ona tutunmuş buluyorum.” Seraphitus’un dünyevi hedefleri olduğu açıktır. Minna ağlamaya başlayınca neden açmadığını sorguladığında, “tüm ruhun” sahiplerinin ağlamadığını söyler:

Artık insan sıkıntısızlýk görmüyorum. Burada, Good her ihtişamın içinde göründü. Aşağıdakiler dua ve selamlardır; Işte burada ahenkli bir arp. Aşağıda umut var; İşte iman.

Serafitname, Briah’daki meleklerin korosu Seraphim’e, Hayat Ağacı’ndaki Kether ile ilişkili olarak oldukça benzerdir.

Swedenborg’un Hayatı Üzerine Balzac ve Düşünce

seraphita-1-bolum

Wilfrid “İsveç Şatosu” adı verilen Seraphita’nın taş evine gider ve ona olan sevgisini ilan eder. Ayrıca onu mistik açıdan sevgiye yükselterek göksel aydınlatmaya yöneltir. Dikkat çekti, doğumunu açıklamanın Pastor Becker’ı ziyaret etmeye gittiğinde, Swedenborg’un hayatını ve eserini tümüyle anlatması gerektiğini söyledi. Bu şekilde, Swedenborg’un düşünce ilgilenen okuyucu için bir nimet olduğunu Seraphita onun fikirlerine büyük genel bir giriş olarak hizmet vermektedir.

Swedenborg yaklaşık olarak 1688’de dünyaya geldi. Tanrı tarafından O’nun Sözü ve Yaratılışı’nın anlamını insana açıklamak için seçildiği söyleniyordu-dolayısıyla Swedenborg’un iç görüsü açıldı böylece gökleri, ruhları dünyasını ve cehennemi görebiliyordu. Bütün astral yolculuklarını kaydetti ve eserleri melek tarafından dikte edildiğini söyledi. Papazla ilgili olan Swedenborg, kapılarını hiç bir zaman kapatmadı, ancak kendisinden bir şey çalınmadı. Evini koruyan bir veli varmış dedi. Ve Seraphita’nın hikayesi için önemli olan bazı melekler yeryüzünde insan formunda yaşarlar ve bazıları melek oluncaya kadar cennete hazırlanmak için dünyaya doğarlar. Bunu yapmak için, aşkın üç doğasından geçmeleri gerekir: Üstün ifadesi insan dehası olan, eserleri ibadet edilen benin sevgisi; Yaşam sevgisi, peygamberler üretir – dünya, rehber olarak kabul eden ve ilahi ilan eden büyük insanlar; Ve Cennet sevgisi, Ruhsal Melek yaratır. Tıpkı insan tamamen dışsal olduğu için, Melek Ruh tamamen içsel. Aşk, bu ezoterik Hıristiyan öğretisinde çok önemlidir:

Adam aşkta yaşarken tüm kötülük tutkularını dökmüştür: Umut, Hayırseverlik, İman ve dua, Yeşaya’nın ifadelerinde, asla dünyevi illegalme ile kirletilemeyen iç varlıklarının cürufunu ortadan kaldırmıştır.

Sığınmanın Bulutları

seraphita-tapinagin-bulutlari5

Romana geri dönünce: Balzac, Seraphita’nın babasının Swedenborg’un en gayretli öğrencisi olduğunu ve melek ruhuyla bir kadın arayıp durduğunu söyledi. Onu bir Londra ayakkabıcısının kızı olarak bulur ve evlilikleri mükemmel bir uyum içindedir: “Sürekli ilişki içerisinde yaşayanların asla kızgınlık ya da sabırsızlık işareti görmedikleri; Onlar nezaket ve sevecenlikle dolu, sürekli sevecen ve nazik davrandılar; Evlilikleri, iki ruhun birbirine karışamayacağı birleşmeydi. “

Seraphita, 1783 yılında dünyaya geldi ve görünüşte anne-babanın sürekli dua ederek uzun bir emeklilik geçirmesinden sonra insan biçiminde doğmuş bir melekti. Babası Pastör Becker’e, onun büyüdüğünü ya da öleceğini asla söyleyemeyeceğini söyledi:

“Varlığın var, yaşamı var; Harici duyuların var, değil; Dokuz yaşındayken, Seraphita dua haline girdi ve ailesi aniden planlandığı gibi ansızın öldü, görünür bir hastalık olmadan öldü. “O, genelde mistik bir tefekkür halindedir. Rahibe, onun anlayışı, ruhu, bedeni, onunla ilgili her şey dağlarımızdaki kar gibi bakire olur “dedi. Yine de, “anne-babasının öldürücü coşkusunu” devralması nedeniyle bunu yaptığını düşünüyor.

balzac_seraphita_2

Aynı gece papaz Minna ve Wilfred’e tarihini anlattı, Seraphita’nın hizmetkârı aceleye getirilmelerini sağlayan evin içine patladı: şeytanlar onu cezbediyordu. Papaz onu güldürüyor, ancak Minna salonun önünden dışarı bakıyor ve Seraphitus’u “fosfor ışığı gövdesinin her tarafına yayılmış opak renkte bir sis halinde” görüyor. Hizmetkar daha sonra Seraphita’nın şeytanlar tarafından nasıl cazip hale getirildiğini açıklıyor -Mammon gibi, Lucifer, Covetous’un Kraliçesi olan Çocuğun kıyafetleriyle, Müziği olan şarkısı, Doğu’nun Kralları lüksüyle, Parfümleriyle parfümleriyle, hatta yaralı yardıma ve üzgün ağlamaya “Bizi terk etme, “- başmelekler durup baktılar. Melekler “Cesaret!” Diye haykırdı ve “sonunda Desire’i zafer kazandı.” Pastör Becker hikayeyi dinledi ve Seraphita’nın sadece delirdiğini iddia etti.

Seraphita’yı Spirit and Matter, Sayı ve Hareket, Sonlu ve Sonsuz ve benzeri-Balzac’ın Swedenborg’un düşüncesinin çoğunun yorumu üzerine yaptığı “İsveç Şatosu” nde ziyaret ediyorlar. Bütün büyük mistiklerin inanışlarını yansıtıyor:

Günümüzdeki bilimleriniz sizi kendi gözlerinizde o kadar büyük gösterecek, Görsel ışıkla karşılaştırırsak önemsizdir. Beni sorgulamayı bırak: Farklı bir dil konuşuyoruz. . . . Tanrı sana engel oluyor mu? Senin değil O’na kavuşmak mı? Gören ve mümin, kendi içinde, yeryüzündeki şeylere eğilen gözlerden çok daha delici gözükürler ve şafağı ayırırlar.

Papaz, Seraphita’nın insan biçiminde örtülü bir ruh olduğuna inanmaya başlar.

Romandaki bir noktada Seraphita, Bilimsel Aydınlanma ve Batılı ezoterik geleneğe çok benzer bir doktrini açıklar; ruhsal yetenek, başka herhangi bir yetenekte olduğu gibi öğrenilebilir:

İnanmak bir armağandır. İnanmak, hissetmektir. Tanrıya inanmak için Tanrı’yı hissetmek zorundayız. Bu his, insan tarafından yavaş yavaş elde edilen bir mülkiyettir, tıpkı büyük erkekler, savaşçılar, sanatçılar bilenler, harekete geçenler ve tanıdıklarınızın hayran olduğu diğer şaşırtıcı güçler kazanılır. Düşünülen, yarattığınız şeyler arasında algıladığınız ilişkilerin bütçesi, öğrenilebilen entelektüel bir dildir, değil mi? Göksel hakikatlerin bütçesi olan inanç, düşüncenin içgüdüsel olduğu düşüncesinden üstün bir dildir. Bu dil de öğrenilebilir.

Minna ve Wilfrid sonunda Seraphita’nın Tanrı’yı diğerlerinin üstünde sevdiğinin farkındalar. Ona yöneltilmek için yalvarıyorlar. Wilfrid “Bağ kur, Seraphita,” diye bağırıyor beni, Işık ve Söz için susuzluk çektirdin. Seni kazanamayacağım takdirde, sana birer parça olarak, verebileceğin her hissi hazmeteceğim. “Onlara Tanrı’yı nasıl arayacaklarını öğretir ve sessizlik, meditasyon ve duanın etkisini açıklar. Minna ve Wilfrid görünürlüğün ötesine taşınır ve son testinde Melek zaferi için görünmez-trompet sesi çıkaran dünyayı incelerler ve kanatları yayılır, Seraphita’nın ışığı sonsuza dek yükselterek yükseldiğini görür. Romanın sonu güzel ve cennete yükselme hesabıyla okunmaya değer.

Pek çok güzel pasajlar vardır Seraphita o vurgulamak için sadece birkaç seçmek zor olduğunu. Bu, adanmış ile Sevgili arasındaki ilişkiden bahsediyor:

Minna, aynı anda iki varlığı sevebilir miyiz? Sevgileriz, kalplerimizi doldurmazsa, sevgilimiz gerçekten sevinir mi? İlk, son ve tek olmalı mıydı? Aşk olanı dünyayı sevdiği için terketmemeli mi? İnsan bağları sadece bir anı, onun dışında bir bağları yok! Artık onunki değil. bu onun. Eğer onun ruhunda kalırsa onunki değilse, seviyor mu? Hayır, sevmiyor. Hafifçe sevmek için, bunu sevmek mi? Sevgilisinin sesi onu sevindiriyor; Damarları boyunca kandan daha parlak parlayan bir gelgit akar; Bakışları ona nüfuz eden ışıktır; Varlığı varlığına erir. Ruhu sıcaktır. O aydınlatan ışıktır; Ona yakınında ne soğuk ne de karanlık var. O hiç yok olmaz, hep yanımızda; Onu, onunla, onun tarafından düşünüyoruz!

Bu pasaj, Sevgililere vermemiz gereken özveriyi tartışıyor:

İddialı projeleriniz için yaptıklarınızı Tanrı için yapın, kendinizi Art’a kutsamakla ne yaparsanız yapın, bir insan canını sevdiğinde ne yaptınız ya da insan bilgisinin bir sırrı arıyorlar. Tanrı bütün bilim, aşkın tamamı, şiir kaynağı değil mi? Elbette onun zenginlikleri arzu edilen olmaya layıktır! Hazinesi bitmez tükenmez, Şiiri sonsuz, sevgisi değişmez, bilimi kesin ve karanlık bir sır değil. Hiçbir şey için endişelenmeyin, hepsini vereceksin. Evet, onun yüreğindeki hazineler, yeryüzünde kaybettiğiniz küçük sevinçlerin kıyaslanamayacağı bir hazinedir.

Bu pasaj, Sevgiliyi ararken verebileceğimiz cesaretten bahsediyor:

O cesur ruhlardan biri olun! Tanrı cesareti hoş karşılar. Şiddet tarafından alınmayı sever; O, O’na yön vermeyi zorlayanlar asla asla reddetmez. Bunu bil! Arzu, iradenizin selleri o kadar güçlüdür ki, kuvvetle yapılan tek bir itiraf herkesi alabilir; İnanç baskısı altındaki tek bir ağlama yeterlidir. Güç, irade, sevgiden oluşan böyle varlıklardan olun! Yeryüzünde fethedenler olun! Açlığa ve susuzluğa Tanrı’nın sana sahip olmasına izin verin. . . . Tanrı, şüphesiz, yalnız, düşünceli arayanlara kendisini gösterir.

Seraphita’yı birkaç kez okudum, ve her okuşumda her zaman daha ilgi çekici ve ilham verici bir hikaye buldum. Kitap Ezoterik doktrin ve Balzac’ın güzel dili ve karakterleri doludur. Orada bazı güzel eski sürümleri mevcuttur, ya da bunu okuyabilirsiniz

Ayrıca başka bir roman inceleme melekler ile ilgili olabilir gibi, Anatole France en Angels İsyanı .

 


 

Kaydol Soul Aristokratlar bülteni.

http://aristocratsofthesoul.com/balzacs-seraphita-a-swedenborgian-novel-about-the-life-of-an-angel/

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorumda sahte e-posta yazanlara cevap verilmez.

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s