İPLİ İPSİZ FARKI

 

İpli köpek, ipsizle bir gün yolda karşılaştılar. İpsiz, ipliye şöylece bir baktı.

“Ne kendini bağlıymış gibi gezdiriyorsun. Tuttular mı seni oradan buraya çeker götürürler.”

İpli boyun büktü.

“Biz Leylayı gördükten beri boynumuzda ip varmış yokmuş farkında değiliz ki. Belki bu ip sizin bizim halimizi fark etmeniz içindir.”

aglarim

Boynundaki ipini unutmuş iken hatırladığı değil mi, kalbi biraz kırılmıştı. Sonra üzgün bir şekilde uzaklaştı gitti. Bir su kenarına gelip boyun büktü. Ağlayan gözyaşları ahaste aheste akan dere üstünde bir an durup kayboluyordu.  Canı yanmıştı.

 

ah minel aşk

ah minel aşk

Boynumdaki ip bana neden bağlandı diye kendini sorguladı.  Sonra epeyce yol yürüdü. Yoruldu. Bir ulu ağaç gördü, altına vardı, üzüntüden başını koynuna soktu. Uyudu. Gündüz geçmiş gece gelmiş fark edememişti. Gecenin ıslık çalan rüzgârı ile uyandı. Ağacın yüksek dalında ulu bir baykuş konmuş parlayan gözlerle ona bakıyordu.

“Ne üzülüyorsun, ipli olanla ipsiz farkını mı arıyorsun. “

İpsiz kalsaydın, seni kapmaya gelen çok harami gelirdi. Bugün serseri gibi gezer olsan da onlar senin bağlı olduğun Leyla’yı tanıyorlar.  Sahibinin yanındayken huzur içindeydin. Sonra kızdın, ve ipin boşanmasını fırsat görüp kaçtın. Zannettin ki, ben kendi kendime idare ederim. Sokaklarda bulduğun arkadaşların ve ötekiler seni kendileri gibi olmandan sevinip yolsuz ettiler. Şimdide mutsuz olmanla sorgulamaya başladığın durum derununu yoruyor. İpin vardı, seninle sahibin ilgileniyordu. Yanlış yol tutmak istesen de o seni koruyordu. Şimdi ipin ucunu kaçırdın. Tutanda yok, ama sen bir türlü bunun doğru mu yanlış mı olduğunu bilemiyorsun.

Diyebilirsin ki, “özgürlüğün olduğu hayatta ip özgürlüğümü kısıtlamaz mı?”

Evet doğru söylüyorsun. İpin özgürlüğünü kısıtlayıcı olduğunu düşündürür, şimdi kendi yaşadığın özgürlükteki mahkûmiyet neyin işareti o zaman. Hangi durum-ipli / ipsiz- bizim özgürlüğümüzü gösterecek ki, bulmak için derbeder olmana gerek yoktu.

Ben kimim neyi tayin edebiliyorum. Gücüm noktası nedir, diyorsun.

Epiktetos’un Efendisi Epafroditos birgün kendisine işkence yapmak ister, ayağını bir mengene ile burkmaya başlar. Epiktetos, ‘dur ayağımı kıracaksın’ demiş. Efendisi aldırmaz. Sonunda Epiktetos’un dediği olur. Ama Epiktetos hiç istifini bozmaz, sadece şu karşılığı verir: ‘Kırılır dememiş miydim?”

Şimdi zorlama ile olan hiçbir şey fıtratı değiştirmez/etkilemez. Dağlar yer değiştirdi, ancak huylar değişmez.

Aslında olanın iple alakalı bir tarafı yok. Bağ sadece dışın bakışını tayin etmek için vardır. Kafanı karıştıran ip değil senin kendi vasfın olmalıydı. Bir konuda yok veya var demen arasında kalman aslında, doğru olanı bilmene açılan bir kapıdır. Her işin gerçeği bazen yoklukta bazen de ayrılıkta çıkar. Hulasa kalbini yitirmeden sahibinin yanına git çünkü sen bir köpeksin olacağın bundan öte değil ki. Bir şeyh tanırım, kendisinin acizliğini Leylayı bulunca anladı. Aslında onu görmemiştir, yanına da varamamıştır. Ancak bir nesiminden aldığı rayiha, onun kapısında köle/kulu  olması ayrılmaması gerektiğini öğretti. Leyla ise âşk yolu zor diye, uzaklaşması için ona yapmadığı naz kalmadı. Ancak şeyh bir şeyin farkındadır,

Leyla gerçekten Leyladır.

Selem yurdunun padişahıdır.

Çalışmayla kazanılacak bir güzellik olsa çalıştığı ile kazanacak ama olmadığını bilir, kapısını sürekli çalar, dualarını ister.

Mola Câmi’nin sözlerini hatırla.

یا رسول الله چه باشد چون سگ اصحاب کهف

دخل جنت شوم در زمرۀ اصحاب تو

او رود در جنت من در جهنم کی رواست

او سگ اصحاب کهف من سگ اصحاب تو

Yâ Resûlallah! Çi bâşed çün seg-i Ashab-ı Kehf?

Dahil-i cennet şevem der zümre-i ashab-ı tû,

O reved der cennet, men der cehennem key revast?

O seg-i Ashab-ı Kehf, men seg-i ashab-ı tû…

Türkçe söylenişi

Ya Rasûlu’llâh [salla’llâhu aleyhi ve sellem!]

Ne olur Ashab-ı Kehf’in köpeği gibi ben de senin ashabının arasında Cennette gireyim.

O Cennete gitsin ben Cehenneme, reva mıdır?

O Ashab-ı Kehf’in köpeği ben senin ashabın köpeğiyim.

 

Çalışarak kazanacağın şey seni değiştirmez, ancak terbiye eder. Nefsinin değişeceğini umma.

Bir  âdemin kız çocuğu sekiz aylıkken ölmüş. O da yıllar yılı unutuvermiş. Daha sonra büyük oğlunu evereceği vakit geline biraz iltifat etmiş. Rahmetli kızı rüyasına girip “beni neden sevmiyorsun” demiş. O güne kadar unuttuğu düşünmediği küçük kızı, o alemde büyümüş genç kız olarak rüyasında babasını ikaz etmiş. Bu zamana kadar görmediği ve unuttuğu kızı için “neden rüyama girdi” diye bana sordu. Bende cevap verdim Gelin ve görümün arasındaki ilişkiyi izah eden bir darb-ı meseli hatırlattım.

 [Görümce için, gelin tarafından söylenen] ” Görümüm geldi-ölümüm geldi”, dedim.

Ölümler bile bazı şeyi değiştirmiyor. Konumlar ve haller bazen insanı olmayacak şekle büründürür, bu fıtrattandır. Bunun günah tarafı değil, ahlak / yaratılış kaderi vardır. Kadının kumasını kıskanması da buna benzer.

Bu meyanda ruhun karakteri iple değişmez. İp, bağlılığındır. Önemli olan bu konuda nereye bağlı oluşundur..

Sonuç olarak, nefsi bağlı tutmak ile ruhu serbest bırakmak iki eşit harekettir. Birinde bağlı olmak diğerinde serbest olmak özgürlüğün ta kendisidir. Bunu zamanla anlarsın. Biri tinsel âleme götürürken diğeri seni beşeriyet âleme çekerek dünyada yaşamana neden olurlar.

Sen Leyla’nın kapısından ayrılma, hiçbir zaman seni bırakmayacaktır. İpini boynuna değil kalbine takarsan, zaten boynundan keser alır. İpli, ipsiz olmak farkı kalmamış olur.

kirmizi-kitap-jung_page_547_image_0004

Resmin Kaynağı: Carl Gustav Jung, Kırm ızı Kitap, Liber Novus, Orijinal Adı The Red Book, Liber Novus, İngilizceden Çeviren: Okhan Gündüz Yayına Hazırlayan: Sonu Shamdasanı 2. basım, 2016 İstanbul

“Mevlana Müzesi Hat Dairesi’nde, Yesârizâde Mustafa İzzet Efendi’nin hattı ile yazılmış olan Molla Câmi’ye ait farsça beyit.” 

 

Kâbetü’-uşşâk bâşed in mekam

Her ki nakıs amed incâ şod temâm.

Bu makam aşıkların kâbesi oldu

Buraya noksan gelen tamamlandı.

 

Mevlevi kaynaklarında Molla Câmii’ye ait olan bu beyit için bir menkıbe anlatılmaktadır. “Molla Câmi kuddise sırruhu’l-âlî Mevlâna Dergâhına altı kez ziyarete gelmiş ancak dergâha girememiş. Yedinci ziyaretinde Dergâh’a girmesine izin verilince, başındaki başlığı huzura doğru atarak bu beyti söylediği” anlatılmaktadır. Zaman içerisinde Mevlevi mensublarınca çok kullanılan bu beyitin yazılmış olduğu levha yüzyıllardır türbe girişinde asılı tutulmaktadır.

İhramcızâde İsmail Hakkı

 

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorumda sahte e-posta yazanlara cevap verilmez.

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s