PORCİLE /Domuz Ahırı (1969)

 

 

Süre: 99 dk

Yönetmen: Pier Paolo Pasolini

Senaryo: Pier Paolo Pasolini

Ülke: İtalya, Fransa

Tür: Dram

Vizyon Tarihi: 23 Kasım 1969 (Fransa)

Dil: İtalyanca

Müzik: Benedetto Ghiglia

Çekim Yeri: Catania, Sicily, İtalya

Nam-ı Diğer: Pigsty | Pigpen

Oyuncular:  Pierre Clémenti, Jean-Pierre Léaud, Alberto Lionello, Ugo Tognazzi,  Anne Wiazemsky

Devam Filmleri

1967 – Kral Oidipus (3,430)7.5

1968 – Teorem (8,382)7.3

1969 – Domuz Ahırı (1,963)6.9

1969 – Medea (2,940)7.1

Özet

İki öykü iç içe girerek gelişir. Eski bir çağda geçen birincisinde, açlıktan ölmek üzere olan genç bir adam bir çölde yalnız başına yaşar, ancak zamanla etrafında ona bağlı küçük bir grup oluşur. Sonunda bu insanlarla beraber, oradan geçenleri avlayarak yemeye başlar. Çağdaş diğer öyküde ise zengin bir burjuva ailesi rahat bir yaşam sürer. Sanayici baba, savaş suçlusu rakibiyle siyasal bir birleşme yapmanın planlarını kurarken oğlu, domuz ağılındaki dişi domuzlardan birine gizli bir tutku beslemektedir.

Hakkında

Birinci hikaye zamanın belli olmadığı ama büyük ihtimalle ortaçağda, bir yanardağın yamaçlarında geçiyor. Tek başına insandan uzak yaşayan bir genç var karşımızda. Şiddetin verdiği hazla yaşamını sürdürüyor zevk için insan öldürüyor acıkınca da onları yemekten çekinmiyor. Zamanla birkaç kişi de ona katılıyor ve küçük bir grup oluşturuyorlar. Ancak yaptıkları şiddet fark edilince askerler onlara bir tuzak kuruyor ve yakalanıyorlar. Ceza olarak ölüme mahkum oluyorlar kazığa bağlanarak vahşi hayvanlar tarafından parçalanmaları için dağın yamaçlarına bırakılıyorlar. Bu anda gruptakilerden birinin İsa’ya yakardığını ve kendisini affetmesi için yalvardığına tanıklık ediyoruz ancak grubun lideri tersine herkesin tüylerini diken diken edercesine şu kelimeleri tekrarlamakta “ babamı öldürdüm insan eti yedim ve şu an zevkten titriyorum”

İkinci hikayede ise Almanya’nın ikiye ayrıldığı sıralarda babası zengin bir fabrikatör olan julian’ın ekseninde geçiyor. Julian asosyal ve apolitik bir gençtir. Bir kız arkadaşı vardır ancak kız arkadaşıyla fazla ilgilenmemektedir çünkü sevdiği başkadır …işin aslı julian yaşadığı kasabadaki domuz ahırındaki domuzlara karşı büyük bir tutku ve aşk beslemektedir… bu büyük sırrı babasının rakibi olan eski nazi her herditze bilmektedir ve bunu babasına karşı bir koz olarak kullanır. Julian’ın babası da her herditze karşı onun eski bir nazi olduğunu ve bunu açıklamakla tehdit eder karşılıklı bu iki sır iki büyük şirketi birleştirir. Ve olanlar şirketlerin birleşmelerini kutladıkları gün yapılan eğlencede meydana gelir. Julian her zamanki gibi domuz ahırına gider ve domuzlardan birini gözüne kestirir domuzla beraber olacakken işler ters gider ve julian’ı bütün domuzlar parçalayarak tek bir parçasını dahi bırakmamacasına yerler. Sonrası ne mi aman bundan kimseye söz etmeyelim !!!

İki hikayede kahramanlarının parçalanarak yenmeleriyle son bulur… pasolini bu filminde olabildiğince sistemi ve onun yarattıklarını sert ve acımasız olarak eleştirmiş. Toplumun kendisi yani burjuvazi ve kapitalizm kendi yarattığı öz evlatlarını harcamaktan yok etmekten çekinmeyeceğinin altını kalın puntolarla çizmiş… tabi ki pasolini’ye özgü bir yolla olabildiğince aykırı ve sindirmesi zor bir şekilde … sistemin iğrençliğini ve yozlaşmışlığını filmlerinde verdiği uç örneklerle desteklemeye çalışan pasolini, sistemi eleştirmek için bu filminde de izleyicilerini zor bir sınavdan geçirmekten de hiç çekinmemiş…

İlk hikayede insan eti yemeyi vahşeti, ikinci hikayede domuzları kullanarak yozlaşmanın ve kokuşmuşluğun vurgusunu bu örnekler altında işlerken aynı zamanda da insan doğasının karanlık ve ürkütücü taraflarını insan beyninin karanlık dehlizlerini acının zevkin şehvetin vahşetin çekiciliğinde işlerken bu kavramları sistemin yoz benliğinde harmanlayarak ortaya unutulmayacak bir pasolini başyapıtı çıkarmış… porcile izlenmesi ve üstünde tartışılması gereken bir çalışma…

https://eksisozluk.com/porcile–1277034

Filmden

Seni öpmeyeceğim.

  Öldürmeyeceğim seni.

  – Çünkü seviyorum 

– Kimi?

  “Kim” diye sorma.

  Yalnızca benim sevgim var.

  Canım kobay farem, özgürsün nihayet.

**

Tek yapması gereken sevdiğinin ismini söylemekti; böylece mesele, mutlu ya da mutsuz, ama bir şekilde çözülürdü.

  Niçin “sevdiği kadının” değil de, “sevdiğinin” dedin?

  Çünkü, o kişi hakkında tek bildiğim, şu an varolduğu.

  Zavallı evladıma âşık olan o kişi de kim acaba?

  Hele, hiç isim vermemesine ne demeli?

  Yoksa utanıyor mu?

  Söyleyemez mi?

  Ida, sana diyeceklerim var.

**

Tuzaklarınızı kapalı tutmazsanız, sizin de sonunuz aynı olacak. “

**

  Aşkım ne kadar da güçlü ve bambaşka.

  Seni seviyorum, diyemem, ki bunun bir önemi de yok.

  En kibar şekilde söylersem, âşıkane tutkumun öznesi hiçbir zaman öyle değersiz olmadı.

  Önemli olan duyduğum hisler.

  İçimde büyük fırtınalar koptu.

  Ama açık söyleyeyim, dejenerasyon değil bu.

  Öyle olsaydı, anında anlar, iğrenme ve acıma hissederdin.

  Hayatımdan eksilen bir şey olmadı.

  Bunu böbürlenerek değil;  bilhassa şaşkınlıkla söylüyorum, ya da bilimsel objektiflikle mi desek?

  İşte şimdi, duygular harikalar, heyecan vericiler.

  Eşsizler.

  Bir anlığına da olsa kurtulamıyorum onlardan.

  Düşüncelerimden bile kurtulamıyorum.

  Sırf doğduk diye, sırf yaşıyoruz diye olmuyor bunlar.

  Hayır.

  Fıtratımızdan kaynaklı falan değil.

  Ne istiyorsun peki?

  Her an bunu düşünüyorum.

  Bu aşkın bende husul ettiği duygular yalnızca bir taneye indirgenebilir.

  Bir lütufla çarpıldım, vebayı andıran bir şeyle.

  Beraberinde sonsuz bir mutluluk getirdiyse, sakın şaşırma.

  Tevekkeli, geceleri korkunç kâbuslar görüyorum.

  Ama o kâbuslar yaşamımdaki en hakiki şeyler.

  Gerçekle başka türlü yüzleşemem.

  Geçen gece, su birikintileriyle dolu karanlık bir yoldaydım rüyamda.

  Kaldırım kenarında bir şey arıyordum, üzerine ışık düşen birikintiler  aynı kuzey ışıkları gibi, Sibirya’da bitmek bilmez bir günbatımı gibiydiler.

  Peki, ne arıyordum?

  Hatırlamıyorum.

  Belki de bir oyuncak.

  Birikintilerden birinin kenarında bir domuz, genç bir domuz görüyorum.

  Onu yakalamak istercesine yaklaşıyor, dokunuyorum ona, o da beni neşeyle ısırıyor.

  Sağ elimin dört parmağımı koparıyor, ama düşmüyorlar.

  Hatta kanamıyorlar.

  sanki lastik gibiler.

  Sallanan parmaklarımla arkamı dönüyorum, ısırıktan dolayı üzülmüşüm.

  Şehitlere yapılan çağrının aynısı bana da yapılmış mıdır?

  Rüyalarda gerçekle yalan nasıl ayır edilir ki,  ancak bizi endişelendirmeye yararlar.

**

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s