SENİ SEVİYORUM ALLAH’IM DAKİ HUZURU BULMAK

 

 “Ben göklere ve yere sığmam, fakat inanan kulumun kalbine sığarım.”
El-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 2:165; İmam-ı Gazâlî, İhyâ-u Ulûmiddîn, 3:14.

 

Korku ve sevginin arasını bulmak.

Zıt iki şey bir anda bulunması bir kalpte olması muhaldir.

“Allah bir kişinin göğüs boşluğunda iki kalp yaratmamıştır,…” (Ahzab, 33/4)

Seven ve korkan kalp.

Biri gelince diğeri gidecek, dememektir.

Sevginin makamı gönül, kalp, fuad .. gibi çeşitli şekillerde tabir edilsede hepsinin buluştuğu mefhum aşk ve sevgidir.

Çocuklarımız bebek iken karşılıksız sevgi ile gelişirken daha sonra… bu sevgi, yavaş yavaş korkuya dönüşümlü bir hal gösterir. Çünkü terbiye fıtratın değişimiyle alakalıdır.

Manevi terbiyede vesvesenin makamı kalptir. Kalp ise çok zaman şeytanın üfürmesinden emin değildir. Şeytan onlarla çocukların top oynadığı gibi oynar denilmiştir.

Çocukluk döneminde olan birine sevgi ve korkuyu aynı derecede vermenin imkansızlığı bulunmaktadır. Bu nedenle suç anında cezalandırılma faktörünü dereceli planla beraber tutarız.

İnsanların çocukluk, gençlik çağları, olgunluk ve ihtiyarlık evreleri manevi boyutta da geçerlidir. Mesela 23 yıllık tebliğ döneminde hadler/cezalar son yıllara kalmış en son yasaklananın faizin olması da, paranın insan dünyasında en son terk edeceği sevgiden  olmasıdır.

Tasavvuf büyükleri intisap eden dervişlerin ilk dönemlerinde  kalbi faaliyetler ön planda olduğundan, sohbet ve terbiye literatüründe kullandıkları araçlar ve kelamları gönül makamına uygun tutmak zorunda kalmışlardır.

Ehl-i dil, yaratanı sevmeyi, yaratılanı sevmekle eşleştirince, gönlün ilk etapta ele alınması mecburi olmuştur.  Mesela, İhramcızâde İsmail Hakkı Toprak Efendi hazretlerinin ihvanlarına söylediği bir sözü dile getirelim.

“Biz Allah Teâlâ’dan korkmayız, ancak gönülden korkarız”

Bu sözden murat kendi nefsimiz açısından Allah Teâlâ’ya karşı bizde bir sıkıntı yoktur, ancak sizleri ve gönüllerinizi zayi etmeden kazanmak ve terbiyenizi tamamlamak bizi tedirgin etmektedir. Korkmaktayız. Bir başka yerde “verilmiş bir sözümüz vardır. Bize teslim olan ihvanı tertemiz etmeden cennete girmek haram olsun” demişler…

Hz. Musa aleyhisselâmın gönül tahtını izah eden Allah Teâlâ’yı davet etme konusunda meşhur bir kıssası vardır. Hatırlayalım.

Hz. Musa aleyhisselâmın ümmeti:

– Ya Musa! Rabbimizi yemeğe davet ediyoruz. Buyursun bir gün misafirimiz olsun. Nemiz varsa ikram etmeye hazırız, dediklerinde Musa aleyhisselâm, onları azarladı.

«Nasıl olur, Allah (haşa) yemekten, içmekten ve mekândan münezzehtir» diyerek bir daha böyle bir şeyi akıllarından bile geçirmemelerini tembihledi. Fakat Musa Kelîmullah Turu Sina’ya çıkıp, bazı münacaatta bulunmak istediğinde, Allah tarafından şöyle nida olundu:

– «Ya Musa neden kullarımın davetini bana getirip söylemiyorsun?»

Musa aleyhisselâm: 

«Ya Rabbi, böyle daveti size gelip söylemekten hayâ ederim. Nasıl olur, Zatı Ulûhiyetiniz onların söylediklerinden beridir» dedi.

Allah Teâlâ: 

«Söyle kullarıma, onların davetine Cuma akşamı geleceğim» buyurdu.

Musa Aleyhisselâm gelip kavmini durumdan haberdar etti, hazırlığa başlandı, koyunlar, sığırlar kesildi. Mümkün olduğu kadar mükellef bir yemek sofrası hazırlandı. Çünkü misafir gelecek olan ne bir vali, ne bir padişah, ne bir başka yaratıktı. Kâinatın yaratıcısı misafir olarak gelecekti. Hazırlıklar tamamlandıktan sonra, akşam üstü uzak yollardan geldiği belli; yorgun argın, üstü-başı birbirine karışmış bir ihtiyar gelip: 

«Ya Musa! Uzak yollardan geldim, acım, bana bir miktar yemek verin de karnımı doyurayım» dedi. 

Hz. Musa:

– Acele etme, hele şu testiyi al da biraz su getir bakalım. Senin de bir katkın bulunsun. Biraz sonra Allah Teâlâ gelecek, dedi.

Tabii adam daha fazla diretmeden çekip gitti. Yatsı vakti oldu, beklenen misafir halâ gelmedi. Sabah oluncaya kadar beklediler, halâ gelen giden yoktu. Neyse ümidi kestiler. Hz. Musa taaccüp içinde idi.

İkinci gün Hz. Musa Tur’a gidip:

– Ya Rabbi, mahcup oldum, ümmetim: «Ya Sen bizi kandırdın, ya Allah sözünde durmadı» diyorlar dediğinde, şöyle hitap olundu:

Geldim ya Musa, geldim. Açım dedim, beni suya gönderdin, bir lokma ekmek bile vermedin. Beni ne sen, ne kavmin ağırladı.» Bunun üzerine Hazreti Musa Kelîmullah:

– Ya Rabbi bir ihtiyar geldi sadece, o da bir kuldu, Allah değildi. Bu nasıl olur? dediğinde Cenabı Allah:

«İşte ben o kulum ile beraberdim. Onu doyursa idiniz, beni doyurmuş olacaktınız. Çünkü ben ne semalara, ne yerlere sığarım, ben ancak aciz bir kulumun kalbine sığarım. Ben o kulumla beraber gelmiştim. Onu aç olarak geri göndermekle, beni geri göndermiş oldunuz» buyurdu.

Demek ki, Allah için yapılan her şey, bizzat Allah’ın kendisine yapılmış gibi olmakta, Allah o kimseden razı olmaktadır.

Gönül, Allah Teâlâ’nın dünyaya tecelli ettiği ve hiçbir yere sığmam ona sığarım dediği makamdır. Bu nedenledir büyüklerimiz terbiyede kendi kontrolümüz konusunda kimseye incinme, kimseyi incitme ilk ders olarak vermişlerdir.  

İncitmemek kolay, fakat incinmemek… zor husus olduğundan yolun kesesini tercih ederler. Gönüller yapmaya geldim, denilen hususta budur.

Bu meyanda korku, peşinde öfke ve hatayı çabuk getiren, bir fiildir. Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellemin miraca çıkmadan önce kalp ameliyatında korku damarlarının alınma nedeni de budur. Korkusuz olarak, sevgiyle miraca çıkmıştır. Eğer korku meleke olarak bünyesinde bulunsaydı miracın vaki olması belki mümkün olmayacaktı. Çünkü aklının dünyevi karşılığı olmayan bilgiyi ilk tahammülünde zorlanacağı çok şeyle karşı karşıya kalacağı bilinmekteydi..Vahiy esnasında Efendimizin kriz şeklindeki nöbetleri delil olarak söyleyebiliriz.

Bazı kardeşlerimiz diyebilir ki, Allah Teâlâ benden hakkıyla  korkun bunun manası nedir?

Burada korkuyu dar içerikten çok, sevdiğinizi yani beni kırmaktan, isyan etmekten, kulluktan kaçınmaktan korkun demiştir. Ben zaten münezzehim.

Nuh aleyhisselâm tenzih ve teşbihi orta yollu tutmayı başaramadığında kavminin helak olmasına neden olduğunu İbn Arâbi kuddise sırruhu’l-âlî beyan etmektedir.

Bilmeliyiz ki, rıza makamında, Allah Teâlâ’nın zat-i ilahisinin tecellisi ve kulun muhabbeti vardır.

Rıza makamı, bütün makamlarının üstündedir. Bu yüksek makamın ele geçmesi ise, terbiyede kemale kavuştuktan sonra olur.

Marâşi Ahmed Tahir kuddise sırruhu’l-azîz Hazretleri buyurdu ki;

“Oğlum sizler Allah Teâlâ’dan razı olunuz. Yoksa Allah Teâlâ sizlerden razıdır. Öyle olmasaydı -Bu âlemi bizimle paylaşmazdı- bir saniyede herkesi helak ederdi!”  

Yine burada bilmemiz gereken bir hususta Allah Teâlâ ben kulumun zannı üzereyim demesidir.

Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem, ölüm döşeğinde olan bir gencin yanına girdi ve ona, “Sen kendini nasıl buluyorsun?” diye sordu. Genç, “Ben Allah’ (ın affın)ı umarım Yâ Resûlâllah! Ve günahlarımdan da korkarım.” dedi. Bunun üzerine Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki,

“Bu vakitte herhangi bir kulun kalbinde bağışlanma umudu ve günah korkusu birleşince, mutlaka Allah o kuluna dilediğini verir ve onu korktuğu azabından emin kılar.” (Neseî, Zühd: 31)

Başka bir hadisi kutside “Allah Teâla Hazretleri diyor ki:

“Ben, kulumun hakkımdaki zannı gibiyim. O, beni andıkça ben onunla beraberim. O, beni içinden anarsa ben de onu içimden anarım. O, beni bir cemaat içinde anarsa, ben de onu daha hayırlı bir cemaat içinde anarım. O, şayet bana bir karış yaklaşacak olursa, ben ona bir zira yaklaşırım. Eğer o, bana bir zira yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım. Kim bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim. Kim bana şirk koşmaksızın bir arz dolusu günahla gelse, ben de onu bir o kadar mağfiretle karşılarım.” [Buharî, Tevhid 15;  35; Müslim, Zikr 2, (26 75), Tevbe 1, (2675).]

Hulasa fikirlerimizi korku temelinden çıkarıp sevgi yönüne çevirmeyle olan kazancımız, bela anında açık kapılarımızın bulunmasını sağlamaktır. Korku, bütün kapıları kapatır. Günümüz insanın korku ile sömürülmesi ve güvenlik temelli fazla tedirgin oluşundan bunu daha iyi  anlayabiliriz.

Çocuğumuzun ve sevdiklerimizin affına meyyal olduğumuzu bildiğimizden, kendi iç dünyamızdaki huzurda… korku ve ümit arasındaki duruşumuzun sarkacını sevgi tarafına dönük olması münasip ve elzemdir.

İhramcızâde İsmail Hakkı

EK OKUMALAR

“ALLAH, KULUNUN ZANNI ÜZERİNEDİR.”

TANRI’NIN SIĞINDIĞI KALP OLMAK

BENİ NASIL TANIRSA ÖYLE MUÂMELE EDERİM.

İHRAMCIZÂDE İSMAİL HAKKI TOPRAK EFENDİNİN SOHBETİ

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s