TANRIYI  BULMAK İÇİN

 

“Tanrı, herşeye cevap verseydi,
insanlar daha çok soracak ve inkâr edecekti.
O susmayı tercih etti.
İnsan, bu susma karşısında iki şey arasında kaldı.
İnkâr ve iman. Bu gerçek rahmetin kendisidir.
Eğer her soruya cevaplar gelseydi,
yüce kudret bize yaşama hakkını bir daha tanımazdı.
Bu ise insanın doğuştan şanslı yaratılışıdır.”

Çocuk okula yeni başlamıştı. Cin gibiydi. Sürekli kafası olur olmaz düşüncelere dalardı. Bir kere kafayı tanrıya takmıştı. Sürekli nedenli soruları vardı.

Neden basit bir sebeple Adem  cennetten kovuldu, İsa’yı çarmıhta kurtarmayıp göğe çıkardı diye hesap soruyordu. Peygamberleri için neden yardımın geç bıraktı.. diye aklın son vuruşlarını yapıyordu. İleride dinsiz olur dedikleri kadar kafası karışıktı. O soruyordu, karşılığında cevap bulunamıyordu. Bir nevi herşey cevapsız kalışında gizliydi. Çünkü tanrı onun için bir türlü cevap vermedi. Vermezdi de. Bu çocuk büyüdü üniversiteye başladı. Sorgulamaya devam. Çünkü eleştiri için yaratılmış yapısı onu her meselede göz önüne çıkıyordu. Tanrı işi bitmişti. Bu sefer insanları, sistemi eleştirmeye başladı. Ancak sistem onu kabul eder mi. Tıktı kodese… Orada aç ve susuz… hücreye de koysalar bağırıyordu. Hani adalet, hani insanlık? Gücünüz bana mı yetiyor? Dışarıda iken böyle söylemiyordunuz. Ben tanrıya o kadar attım tuttum, bir şey olmadı. Yoksa “gerçekten siz tanrı mısınız” demeye başladı. Evet tanrısı ölmüş olan Nietzsche’nin gibi, onun tanrısı ölmüştü… ancak hapisahanenin tanrısı ölmemiş, onu oradan buraya savuruyordu.

Gücü yetemeyen değildi. Dili ile herşeyi çözerdi. Ancak bu yerin tanrsısı hesap sorunca…karar verdi… ben bu tanrıya kulluğumu yaparım dedi. Yıllarca sisteme çalıştı. Ancak sistem onun herşeyini aldı. Vermemesince. Ölüm vaktini bilmiş gibi …bir gün Öldü. Taptığı tanrı onu bırakmıştı. Bir çukura attılar. Taptığı tanrı onu bırkamış ve onu inkar ediyordu.

Bundan önce yoktun, şimdide yoksun.

Soru burada başlıyor. Tanrıyı inkâr eden öldü. Cevapsız soruları ise kaldı. Eğer cevap verilecek olmuş olsa veya gerekseydi… neden verilmedi diyebiliriz.

Tanrı neden susar.

Yahudilerin dediği gibi “Tanrı neden tutulur”

Bunun cevabını kolay veremeyeceğimiz kesin.

Bütün mesele küçüklüğümüzde açken neden ağlıyoruz, bir ebeveyn neden çocuğunu aç olduğunu düşünür ve büyütmeye çalışırla başlıyor.

Bunun cevabı kesin olamaz. Zayıf geldiğimiz dünyada muhtaç olarak başladığımız hayat mahkumiyetimizin başlangıcı. Çocuk annesinin bakmadığını değil bakacağını düşündüğü bir eylemle ağlarken anne neden itiraz etmiyor. Olumsuzluk yok…Olması düşünülemez. Bir bağ ki izahı bizce mümkün değil.

Kulda arada bir zırlayabilir. Sen yoksun falan niyetine. İnkar eden için tanrı yoktur.. Olması da gerekmez. Ancak dünyada önceden ve sonradan bir ölüm ilkesi varsa ve evrimsel deneyimleri kabul varsayalım, hala nesli tükenen binlerce ırk varken hala değişime uğrayan olmayıp birer birer dönüşsüz ölürken, cevapsız kalan soruları kendimizde cevaplayamayınca güvenli kipte aklı tekrar çalıştırmak gerekiyor mu?. Virüsün olmadığı ortam. Ancak fazla iş yapmaz. İşte bu ortamın tek cevabı “ya varsa…” o da ya “ya yoksa…” dediğimizde tek çözüm iman etmek mi olacaktır?

Bilinmeyene yönelişte korku bizi zorlar. Karanlık odada her zaman bir çıkış vardır. Bu çıkışı görmek için bir ışığı bulmak gerekiyor. Bu ışık kendimiz tarafından yanmayacağına göre bir bilen veya tanrı olmalı. Bunu bizim bulmamız değil, onun bizi bulması gerekiyor. Unutmayalım ki tanrı bizi bulmasa idi… bizim onu bulma imkanımız hiçbir zaman mümkün olmayacaktı…bunun nedeni elçiler gelmesiyle açıkça görüyoruz. Bazıları elçileri sahtekar olarak düşünebilir. Sonunda ben bir görevliyim, ile işe başlamaları bir incelik konusudur.  Bu nedenle unutulmuş olmak…eğer tanrı unutursa bizim onu bulacağımız kesinlikle düşünülemez.

Yüce gücün karşısında ezileceğimiz kesin. Neden mi, biz ölünce dünya hala duruyor. Biz dünyaya gelmeden durduğu gibi. Demek ki, dünya bizimle bir kazanca sahip olmadığı gibi gidişimizle de çok bir şeyi eksiltmeyeceğimize göre, -onu bulmayı kendi içimizde kolay başaramadığımızda kesin- iyi bir insan olmayada mecbursak-çünkü bir güçler sistemi bizi hemen mahkum ediyor. Ancak iyi insan olmak ile sisteme biraz yakın olacağımız kesin, görünüyorsa, sistemde gizli bir güçtür. O halde tanrıda güçlerin içinden ayrılmış olan aşkın bir güç olacağı kesin…Güç dediğimiz şeyin izahını yapmakta zorlancağımız kesin. Vasıfları ve sıfatları ancak kendi tarafından belirlenecekse, duyulan ve bildirilenlere uymak gerekiyor. Bu gücü denemeninde bir faydası yoktur. Sineğin dağla mücadelesi gibi. Mesela, Darwin gibi tanrıyı denemeye gerek yoktur. Zayıfın güçlüyü denemesinde olumlu cevabın alınacağını kestiremeyiz.

 https://ismailhakkialtuntas.com/2011/03/25/creation-yaratilis-i-2009filmi/

1850 Haziran’ında çok sevdiği kızı Annie ciddi şekilde hastalanınca, kendi kronik kötü sağlığının kalıtsal olduğunu tekrar düşünmeye başlayan Darwin, Nisan 1851’de Annie’nin ölümüyle iyiliksever bir Tanrı’ya olan tüm inancını kaybetti.

Hasta kızı için kilisedeki duasında Darwin’in Tanrı ile olan pazarlığı şu şekilde geçmektedir.

“Efendim tüm alçak gönüllüğümle karşınızda diz çöktüm.

Tanrım eğer ellerinde kızımı kurtarmaya yetecek güç varsa ömrümün kalanını sana inanarak geçireceğim.

Eğer birini alman gerekiyorsa beni al,  ama ona dokunma.

Bildiğin üzere kendisi küçücük bir kız.

Bu isteğimi senin ve benim çocuğum adına, hatta tüm çocuklar adına yapıyorum.

Sana şükürler olsun.

Âmin”

Ancak cevap olumsuz oldu. Kızı öldü. Sonra “Türlerin Kökeni Üzerine” kitabını yazdı. Fakat yinede inkar ettiği tanrısına kararı kendisi veremedi. Cennetinden çıkması için Havvası yardım edecekti.

 

Charles Darwin kitap bittikten sonra kitabın ve fikrinin kaderi eşi Emma’ya terk etmesidir.

“Bitirdim.  Bitirdim.

– Seçimi sen yap

– Ne seçimi?

Bunu (Türlerin Kökeni Üzerine Kitabı)

Ne yapacağımızı seç.

“Birisi Tanrı’nın tarafına geçmeli.”

Bu kişinin Innes olmasındansa senin olmanı yeğlerim.

(Eşi) Yani bana kalırsa bunu yok etmemiz mi gerekecek?

“Neyin doğru olduğunu düşünüyorsan öyle yap.”

Önce bir oku Emma?”

Karar verildi. Emmanın itirafıdır.

“Böylece nihayet beni de suç ortağın yapmış oluyorsun. Tanrı ikimizi de affetsin.”

 

Darwin’in Havvası, Emma onu yoldan çıkardı.

Bu olaydan çıkarılan sonuç, Darwin bir fikri ortaya attıysada âlemdeki düzende bir değişme olmadı. Herşey yerli yerince çalışıyor.

Neticede Allah Teâlâ kulların keyfine göre cevap verdiğini tarihte duymadık. Bundan sonrada olacağı şüpheli. O vermek isterse…bunu bizim bilmemiz ve vaktini tayin etmemiz mümkün değil. İnanmak belki en iyi çözüm olacaktır. Ancak alay etmeden. Büyüklerin adetidir. Allah Teâlâ da alay edenleri ve şımaranları sevmez. Koyduğu sisteminde ve kanunlarında aceleci olmadığı gibi biz istiyoruz diye değişikliği de gitmeyecektir. Bizim gibi öleceklerin yargılarıda kendimizle yok olacağını düşününce, boyun eğmek mecburiyetinde oluşumuzu bilmemiz gerekiyor.

Tanrıyı delillerle de ispat etmek bir yerden sonra son bulduğunu bildiğimizden inkar edenler için en son cümle, biraz sonra bir yiyeceğe ihtiyaç duyup mahkum olduğu hayatta susmayı tercih etmesi daha uygun olacaktır. Güç kendini gösterdiğinde susmak nasıl mecburiyetimiz ise…

Ey insan… cevabını bulamadığın onca soru içinde seni yaratanı sorgulamayı bırakmalısın. Çünkü önceden de yoktun… sonrada yok olacaksın. Dünya sensiz yine yoluna devam edecektir. Yok dediğin tanrı hala birileri tarafından var ve yok arasında bilinecek ve sende olmayacaksın. Ancak her şeyin bir hesabı olacağını unutmamalıyız.

İhramcızâde İsmail Hakkı  

 

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s