PESSOA PESSOA’YI ANLATIYOR’dan

 

TANRI BENİM YANIMDA OLSUN

Diğerlerine daha az bağlanmalıyım.

Tanrı benim yanımda olsun.

“Cemiyet”e takılmak, aşk aramak şart mı?

Dağılmayı, itaati ve zayıflığı reddettim sanıyorum.

Tıpkı rahip olmak istediği için nişanlısını terk etmesi gereken bir mümin gibi, bu bana da pahalıya mal oldu. Ama aynı zamanda, özgürlüğe kavuşmanın büyük sevincini duyuyorum.

Sh:97

**

ÜSTÜN İNSAN PROFİLİ

Herkesin yaptığının tersine bir şey yapmak, herkes yapıyor diye onu yapmak kadar kötüdür neredeyse. Bu, başkalarını aynı ölçüde dikkate almak olur, başkalarının görüşüne aynı şekilde başvurmak demektir – mutlak anlamda aşağı olmanın tartışmasız karakteridir bu.

Bu nedenle, ahlaksız ya da rezil (?) biri olmayı ve suratımıza paradokslar ve çılgınca fikirler aşketmeyi onur sorunu yapan Oscar Wilde ve benzeri insanlardan nefret ediyorum. Hiçbir yüksek insan, başkasının fikrine, tersini yapmasını gerektirecek kadar önem verip alçalamaz.

Üstün insan için başkaları yoktur. O, kendinin başkasıdır. Eğer birini taklit etmek istiyorsa, kendini taklit etmeye çalışacaktır. Eğer birine karşı çıkmak isterse, kendine karşı çıkmaya çalışacaktır. Kendini en mahrem yerinden yaralamaya çalışır… Kendi görüşlerine oyun eder, kendi hissettiği duyumlara yönelik aşağılama ve […] dolu uzun söylevleri kendi kendine verir.

Var olan her insan Ben’dir. Bütün toplum benim içimdedir. Ben kendimin en iyi dostu ve en amansız düşmanıyım. Gerisi, -dışarda olan- ovalar ve dağlardan insanlara ve […] dek, bütün bunlar Manzara’dan başka bir şey değildir…

Çalışmanın ve çabanın en büyük kusuru, bir alışkanlık halini alabilecek olmasıdır… Eylemsizlik de aynı kusurdan mustariptir.

O da bir alışkanlık olmaya yönelir. Ne alışkanlığı, ne görüşü, ne de sabit bir kişiliği olmak, yüksek insanın tam tersidir…

Ama eğer görüş de, alışkanlık da yoksa, insan içten içe buna da gülsün diye değildir…

Sabit bir karaktere, belirgin alışkanlıklara, değişmez görüşlere sahip olmak, kendine ait olmaktır. Biz daima görüş değiştirmeli, karakter ve tasarı değiştirmeliyiz, bu görüş ya da bu […] başkasınınkiyle asla çakışmamalıdır.

Üstün insanın görevi, dış dünyanın var olduğunu unutmaktır.

Epikürcülük, feragat etmektir…

Tüm sanatımız, zevkteki acı öğesini -zevklere katmak istediğimiz öfkeyi, bu zevkleri sürebilmenin ötesinde sürmesini arzulayışımızı, oldukları hal karşısında duyduğumuz gereksiz pişmanlığı- asgariye indirgemeye yönelmelidir…

Dingin ve bilinçli bir feragat, ben’e ve ahlaksızlıklarına -tabii eğer bu tapınmaya uygunsalar- gayet bilinçli naiflikte bir tapınma.

Tamamen gereksiz bir konuda derin derin düşünmek, hiç hissedilmeyen şeyi derin derin, yoğunlukla düşlemek, tamamen gülünç bir hedefin peşinden inatçı bir ısrarla koşmak; işte, üstün insanı hayvan insandan ve insan olmayan hayvandan ayıran, onu niteleyen şey budur. Bütün hayvanlar samimidir; insan olanlar bile: İnandığı şeye inanmama, hissettiği şeyi hissetmeme, arzuladığı şeyi istememe üstünlüğüne yalnızca insan sahiptir. Üstün insanm gereksiz gereksizliğini, aşağı insanın özelliği olan samimi gereksizlikle karıştırmamak. Dudaklarına ruj süren ve saçlarım kesen kadın, bunu ciddiyetle, dışsallığın ve aptallığın tüm samimiyetiyle yapar. Ama fikirlerle oynayan filozof, duygularla eğlenen sanatçı, ele aldıkları konuya teslim olmaz: Onları esir alan şey karşısında özgür yaşarlar.

Üstün insanın gereksizliğinin ruh hafifliğiyle hiç alakası yoktur. Fikirlerle oynamak asla fikirsiz olmak değildir: Fikirsiz olmak, gereksiz olmak değil, budala olmaktır.

Aristokrat, itaat etmeyendir, ve onun tabiatı itaat etmemek olduğundan, kendi görüşlerine ve kendine itaat etmeyecek denli yozlaşır. Genel olarak teorik ahlakın ve pratik çürümenin -her ikisinin de bilinçli ve samimi olarak, en üst derecede- aristokrasinin elinde toplanması buradan kaynaklanır.

Aristokrat başkalarından farklı hareket etme ihtiyacı hisseden insandır. Burjuva genel kurala uygun hareket etmeyi arzularken, aristokrat tersini yapmaya çabalar. O, kendinden yola çıkarak hareket edendir. O kendidir, yoksa Oscar Wilde’ın birçok kişi hakkında dediği gibi, başkaları değil. (Kostüme bakın – giysiyle kendini gösteriyor: giysisi düzeyinde bir aristokrasi!) Aristokrat bütünlüğü bozan güçtür, ilerleme gücüdür, anarşist güçtür. Tutucu güç, halktır. Temelde halktan gelen, evlatlık alınarak aristokratlaşan orta sınıf, dengeyi iki eğilim arasında bulur; bu da, toplumsal duruma, toplumun yaşamsal normuna tanıklık eder.

Bütünsel aristokratlaşma = anarşileşme. Bireycilik sınırlıdır. Bireycileştirilemeyen insanlar vardır.

Sh:126-128

“AYNALI BİR ODA”

Kim olduğumu, nasıl bir ruha sahip olduğumu bilmiyorum.

Eğer samimiyetle konuşuyorsam, bunun nasıl bir samimiyet olduğunu bilmiyorum. Var olup olmadığını bilmediğim bir ben’den çeşitli biçimlerde başkayım (o ben bu başkaları mı, onu da bilmiyorum).

Sahip olmadığım inançlar hissediyorum. Reddettiğim arzuların cazibesine kapılıyorum. Sürekli kendimde yoğunlaşan dikkatim, belki sahip olmadığım belki de ruhumun bana atfetmediği bir karaktere karşı ruhumun ihanetlerini teşhir ediyor sürekli.

Kendimi çoklu hissediyorum. Ben, sayısız ve fantastik aynalarla kaplı bir salon gibiyim; bu aynaların hiçbirinde bulunmayan ama yine de hepsinde bulunan önceki tek bir gerçekliği yalancı yansılarla bozuyor aynalar.

Tıpkı panteistin kendini ağaç ya da çiçek hissetmesi gibi, ben de kendimi aynı anda farklı varlıklar olarak hissediyorum. Yabancı yaşamların, içimde eksik biçimde yaşadığını hissediyorum; sanki varlığım bütün insanlara benziyor, ama tek bir yapmacık bende sentezlenmiş ben-olmayanların toplamı sayesinde, her birinden daha eksik.

*

Mademki Portekizliyiz, ne olduğumuzu bilmemiz gerekir:

a)         Uyumluluk, zihinde istikrarsızlığa ve sonuç olarak bireyin kendi içinde çeşitlenmesine yol açar. İyi bir Portekizli aynı anda birden çok kişidir;

b)         Duyarlılığın tutku üzerindeki başatlığı. Bizler, tutkulu ve soğuk olan İspanyolların -her konuda bizim zıddımızdırlar- tersine, şefkatli ve az şiddetliyiz.

Ben, kendimi, kendimden -Alberto Caeiro, Ricardo Reis, Âlvaro de Campos, Fernando Pessoa ve önceden ya da sonradan var olabilecek herkesten- farklı hissettiğimde olduğu kadar Portekizli hiç hissetmem.

*

Evren gibi çoğul ol!

Sh: 181-182

**

 

Kaynak: Pessoa Pessoa’yı Anlatıyor Fernando Pessoa, Derleyen ve Çeviren: Işık Ergüden, Birinci Basım: Ekim 2012,İstanbul

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s