BATI İKTİSAT DÜŞÜNCESİYLE HESAPLAŞMAK: SABRİ ORMAN’IN YENİ KİTABI   İSLÂMÎ İKTİSAT, DEĞERLER VE MODERNLEŞME ÜZERİNE

 

                                                         

                                                           İsmail Yurdakök
ismailyurdakok@gmail.com

 

Kırk yıla yakındır İslâm iktisadı üzerinde çalışan Sabri Orman, son on yılda yaptığı çalışmalarını yeni yayınlanan bir kitabında topladı. Ekim 2014’de yayınlanan bu çalışma sanki yazarın, 2001 yılının yine sonbaharında yayınlanan  İktisat, Tarih ve Toplum  başlıklı çalışmasının bir devamı gibi duruyor.  Tarih,  geçmişten  günümüze  ucuz  bir  bilgi transferi  sağlar” diyen Sabri Orman, İktisat, Tarih ve Toplum  isimli çalışmasındaki tatlı dilini, son araştırmalarında da sürdürüyor; öğretici ve samimi olarak veya “samimi bir öğretici” olarak. Yazar, uzun zamandır, Türkiye’de ve dünyada ihmal edilen ve hatta hor görülen “bilginin İslamileştirilmesi”  kavramını, I. Bölümde beş yerde kullanıyor ve bu konuda sanki daha çok İsmail Faruki(1921-1986)’nin metodunu benimsemiş gibi görülüyor. İlk Müslüman nesillerin hayatın her alanıyla ilgilendiklerini ve hızla dünyaya yayıldıklarında yeni karşılaştıkları gerçekler karşısında önce bu realiteleri anlamaya ve anlamlandırmaya ve sonunda düzenlemeye ve şekillendirmeye çalıştıklarını vurgulayan Prof. Orman: “onlar, İslâmî normlarla çelişen kurum ve unsurları terk ettiler, çelişmeyenleri ise önce buldukları gibi aldılar ama zamanla onları da dikkate değer bir şekilde değiştirdiler” diyor ve ilk devir Müslümanlarının (ateşe tapan) İran’ın gümüş para sistemi ile, (Hıristiyan) Bizans’ın altın para sistemini, hiç dokunmadan bir süre kullandıklarını örnek olarak veriyor. Yunan Felsefesi’nin ahlak, ekonomi ve siyaset konularının tercümeler ve sonrası dönemde nasıl İslâmîleştirildiğini gayet hoş ve sade bir biçimde anlatan Sabri Orman sonuçta bin yıldan fazla bir süre önce Müslümanların iktisadî düşünce alanındaki faaliyetleri sonucu, “gerek yeni bilgi üretimi, gerekse bilginin İslâmîleştirilmesi yoluyla meydana getirilen bilgi birikiminin, zamanla yeni bir iktisadî düşünce geleneğinin oluşmasına yol açtığına şüphe yoktur ki işte buna  İslâmî İktisadî  Düşünce  denebilir” diyor.

 

İÇ   KARARTICI   BU   DURUM    NASIL  OLUŞTU?

İslam’ın ilk yüzyıllarında bir tartışma  usûlü “tartışma âdâb-ı muâşereti” geliştiğine dikkat çeken yazar: “Ebû Yusuf (hocası) Ebû Hanîfe’ye itiraz ederken, hocasına saygısızlık yaptığını düşünmüyor, Ebû Hanîfe de her hangi bir öğrencisi kendisine itiraz ederken onların saygısızlık yaptıklarını düşünmüyor ve öğrencilerini sevginin en üst mertebesinde tutmaya devam ediyordu” dedikten sonra, “sürpriz bir sonuç olarak şimdiki iç karartıcı duruma nasıl gelindi?” sorusunu soruyor ve “kanaatimce İslâmî İktisat çalışmalarının önemli konularından bir tanesi de bu çöküşün nasıl olduğunu incelemek gereği”dir, diyor ve “o parlak zamanlarla bizim zamanımız arasında , ne olup bittiğini anlayamadığımız (ama anlamamız gereken) bir ara dönem”e dikkat çekiyor.

 

AĞIR   VE   GEREKSİZ   OLAN   HANGİ   BAGAJ?

 “Günümüzde de İslâmî İktisat’la uğraşanların, yani iktisadî meselelere İslâmî açıdan yaklaşmaya çalışanların karşısında, daha önce tarihte olanlara benzer meydan okumalar vardır” diyen Sabri Orman, şu andaki nesil de “bir taraftan hayatın somut iktisadî gerçekleriyle, diğer taraftan da bu gerçekler üzerinde (yüzyıllardır) kafa yormuş olanların meydana getirdikleri bir iktisadî bilgi yükü ile karşı karşıyadır” diyor ve “öncelikle sahip olunan bu düşünce birikimiyle sıkı bir hesaplaşmaya gidilmelidir” tavsiyesinde bulunuyor. Son birkaç yüzyıllık modernleşme tecrübelerinin İslam toplumlarının “omuzlarına yüklediği ağır ama lüzumsuz bir bagaj”ın uygun bir şekilde nasıl atılabileceğini anlatan Sabri Orman, İslâmî mirasın alıcı gözüyle nasıl bir genel muhasebesinin yapılacağı konusu üzerinde duruyor.

 

DOĞAL   KAYNAKLARDAN   YARARLANILDIĞI   GİBİ   “TARİH”TEN  YARARLANMAK.      YARARLI   VE   ZARARLI   BİR   GİRDİ   OLARAK   “TARİH”

 “Usûl ve adâbına göre yaklaşılabildiği takdirde tarih, tıpkı tabii kaynaklar ve beşeri kaynaklar gibi son derece değerli bir kaynak seti haline gelebilir” diyen yazar, “aksi halde ise tarih de zararlı bir girdi halini alabilir” notunu düştükten sonra “elimizde üzerinde çalışılacak üç çeşit bilgi olduğu”nu ifade eder: (1) Çağdaş İslâm Dünyası’nın şu andaki kurumları ve bilgi birikimi, (2) Çağdaş Batı’nın ürettiği kurum ve bilgi birikimi, (3) İslâm tarihinin mirası olan kurum ve bilgi birikimi. “Bu üç bilgi kümesi ile hesaplaşmak hayli zordur fakat aynı derecede heyecanlı bir çabayı gerektirir” diyen Sabri Orman, “bilgi transfer ve adaptasyon faaliyetinin, herhangi bir tarihi bağlamda üretilmiş olan kurum ve bilgilerin, şimdiki zamana transfer ve/veya adaptasyonu şeklinde veya çağdaş ama başka bağlamlarda üretilmiş kurum ve bilgilerin transfer ve/veya adaptasyonu şeklinde olabileceği”ni belirtir. İslâmî İktisat disiplinin de iktisadî teori, iktisadî sistemler, iktisadî politika, iktisadî tarih ve iktisadî düşünce tarihi gibi alt dalları olabileceğine işaret eder.

 

ELLE  FUTBOL   OYNAMAK:   FAİZSİZ   BANKACILIK   MI?

Prof. Sabri Orman, İslâm iktisadı çalışmaları yürütülürken “birden fazla İslâmî ekonomik sistem olabileceğini, fakat çoğulculuğun keyfiliğe varacak şekilde esnetilemeyeceği”ni vurgular. Orman bu konudaki son derece orijinal görüşlerini şöyle belirtir: “Farklı yorum setlerinin, İslâmî ekonomik sistem vasfı kazanabilmeleri için, bir çeşit “İslâmîlik” testini geçebilmeleri gerekir. Bunun için de yeterli İslâmî referanslara sahip olmaları gerekeceği açıktır. Yorum farkları da ancak bu referansların meşru olarak müsaade ettiği yere kadar gidebilir..Zekât emri, faiz yasağı, haramlar ve helaller gibi değişmeyen bir çekirdeğin mevcut olduğu.. (unutulmamalıdır).. Mesela futbol oyununun özellikleri korunmak şartıyla bu oyun 4-3-3, 4-4-2, 4-2-4 ve 3-5-2 gibi çeşitli sistemlerle oynanabilir. Ama bu kurallar setinin dışına çıkıldığında, mesela top elle oynanmaya başladığı takdirde ise, oynanan oyun futbol olmaktan çıkar ve duruma göre mesela basketbol veya voleybol olur..artık ortada oyun diye bir şey kalmamış veya oyun dejenere olmuş demektir.. “Faizsiz bankacılık” ve “İslâm bankacılığı” gibi isimlerle anılan bu bankaların sayısal gelişmeleriyle orantılı bir orijinalite sergilediklerini söylemek zordur. Bu bankaların performansının genel karakteristiğinin de, İslâmî iktisat alanındaki teorik çalışmalarla paralellik gösterdiği söylenebilir. Nasıl ki İslâmî iktisat alanında, konvansiyonel iktisadın bilgileri İslâmîleştirilmeye çalışılıyorsa, İslâmî bankacılıkta da yine daha çok konvansiyonel bankacılığın enstrümanlarının İslâmîleştirilmesine dayalı bir gelişme söz konusudur. (Ama) Konvansiyonel bankacılık, esas itibariyle kapitalist bir bankacılık olduğuna ve faizli işlemlere dayandığına göre, onların (faizli bankacılık) enstrümanlarının İslâmîleştirilmesine yönelik çabaların, yeterince dikkatli olunmadığı takdirde, sonuç olarak adeta   “kapitalizmin   İslâmîleştirilmesi”  gibi paradoksal bir faaliyete dönüşebilme tehlikesi vardır. Şu andaki İslâm bankacılığı çerçevesinde kullanılmakta olan enstrümanların son tahlilde daha çok kredi benzeri enstrümanlar olduğu inkâr edilemez. İslâmiyet’in faiz yasağı ve iktisadî hayata getirdiği diğer düzenlemeler ışığında bakıldığında,   İslâmî   bankacılığın   günümüzdeki   işlem   ve   faaliyetlerinin İslâmîlik   derecesinin   bir   hayli   tereddütlere   yol   açtığı   şüphesizdir…İslâmiyet’in faiz yasağı karşısında, İslâmî bankacılığın asıl başarması gereken şey, sonuç itibariyle faizin ve faizli işlemlerin hile-i şer‘iyelerle meşrulaştırılmasına varacak olan araçlar üzerinde çalışmak yerine , kredi ve benzerlerine dayanmayan finansman enstrüman ve teknikleri geliştirmektir. Bunun bir adaptasyon değil, bir innovasyon meselesi olduğu ve hiç de kolay olmadığı açıktır. Ama zaten asıl değerli olan da bu değil midir? Eğer İslâmî bankacılığın bir farkı ve orijinalitesi olacaksa ve eğer konvansiyonel bankacılığın çok da şık ve saygıdeğer olmayan bir kopyası ve taklidi olmanın ötesine geçecekse, bu tür meydan okumalara layık oldukları şekilde karşılık verebilmesi gerekir. İnanıyorum ki finansman mühendis ve uzmanları, konvansiyonel bankacılık araç ve tekniklerinin İslâmîleştirilmesine yönelik şu andaki kolaycı ve neredeyse opurtünist yaklaşımları yerine, hüner ve becerilerini faiz ve kredi temelli olmayan araç ve tekniklerin bulunmasına ve geliştirilmesine yöneltebilseler, daha yaratıcı ve saygın başarılara imza atabilirler. Ayrıca,  İslâmîlik  iddiası  taşıyan  çabaların, meşru olmak kadar,  gözlemcileri  tebessüm   ettirmeyecek   çabalar  olması  gerekir.” Sabri Orman daha sonra karz-ı hasen ve ortaklıkları teşvik eden ve uzun yıllardır savunduğu düşüncelerini yeniden vurguluyor.  

 

KREDİ   ESASINA   DAYANMAYAN   BİR   DÜNYA.

Yazar, I. Bölümün sonunda bu bölümü özetlerken, katılım bankaları ile ilgili görüşünü bir kez daha şöylece vurguluyor: “Yine inanıyoruz ki faizin haram kılınmasının esas hikmeti de, onun doğrudan yol açabileceği sakıncaları önlemek kadar, belki ondan daha çok, kredi mekanizmasının yol açtığı çok yönlü sakıncaları önlemek ve onun yokluğunun ortam hazırlayacağı   çok   farklı   bir   dünyaya   kapıyı   aralamaktır.   Denebilir   ki   kredi   esasına   dayanan   bir  dünya  ile   ona   dayanmayan   bir   dünya   sadece   iktisadî   açıdan   değil,   siyasi,  sosyal   ve   hatta   kültürel   açıdan   çok   ayrı   dünyalar   olmaya   adaydırlar..Faiz   yasağının   amacı   hem mikro, hem makro seviyede daha doğrusu her seviyede zulmün giderilmesi ve adaletin egemen kılınmasıdır. Çok genel bir ifadeyle kredi/borç mekanizmasının devre dışı kalması birinci amaçtır; ortaklık temeline dayalı bir ekonomik hayatın oluşturulması ise ikinci amaçtır. Ancak, ortaklık esasının kesin bir başarı garantisi taşımadığını ve istismara ve manipülasyona açık bir yapıda olmaları ölçüsünde ortaklıkların da zulme yol açabileceklerini dikkate almak gerekir. Bu sebeple İslâmiyet’te amaçlanan ortaklık düzeninin, istismara ve diğer zulüm ve haksızlıklara, kısacası kul hakkı ihlallerine yol açmayacak bir yapıda olması beklenir…çağdaş dünyada kredi mekanizmasıyla senkronize olmuş bir finansman metodu olarak işleyen ortaklık yapılarının, özensizce İslâmî denen bazı çerçevelere adaptasyonunun yeterli, hatta duruma göre uygun olamayacağını belirtmek gerekir. Başka bir ifadeyle, genel olarak çağdaş para piyasalarının İslâmileştirilmesi için yukarıda söylenenler, çağdaş sermaye piyasalarının İslâmizasyon çabaları için de geçerlidir.”

 

DAHA   ÇOK   GİRİŞİMCİ   ÜRETMEK,   FAİZİ   KALDIRARAK.

Sabri Orman, İslâm’ın (daha doğrusu bütün Hak dinlerin) faizi yasaklamasının nedenleri üzerinde düşünürken, yukarıda da gördüğümüz gibi, orijinal düşüncelere ulaşmış bulunuyor. Çalışmanın I. Kısmının İkinci Bölümünde de bu konuda şunları söylüyor: “Modern ekonomilerdeki durumun aksine, İslâmî bir toplumda insanların bir kısmının sadece tasarrufa yönelen, bir kısmının da sadece yatırım yapan kimseler olması istenmiyor. İnsanların hepsinin şu veya bu şekilde sahip olduklarıyla ilgilenmelerini istiyor. Parasını faize yatıran kişi, parasıyla ilgisini kesmiştir. Vade sonunda parasını geri alır, o kadar. Ama eğer parasını ortaklık ilişkisi içinde olduğu bir iktisadî işletmeye vermişse, o takdirde parasının akıbetiyle ilgilenmek zorundadır. Ne kadar yeterli olduğunu bilemiyorum ama bu bir tezdir. İslâmiyet’in faizi yasak etmesinin esas gerekçesi, adalet ve zulüm kavramlarının yanı sıra, insanların iktisadî bakımdan pasif duruma düşmesini önlemek, iktisadî bakımdan aktif aktörler halini almasını sağlamaktır. Yani İslâm, toplumda bir tarafta tasarruf erbabı gibi iktisadî bakımdan pasifize edilmiş büyük kitlelerin, diğer tarafta ise iktisadî bakımdan son derece aktif durumda olan “müteşebbis” adı altındaki küçük bir grubun yer aldığı keskin bir kutuplaşmayı istememektedir. Çünkü bu takdirde insanların büyük kısmı, küçük bir gruba ekonomik olarak bağımlı hale geldiği gibi, toplumun beşeri sermayesinin etkin bir şekilde kullanılması da mümkün olmamakta, hatta büyük kitlelerin temsil ettiği iktisadî potansiyel heder edilmektedir. Onun içindir ki, böyle bir kutuplaşmayı kolaylaştıran hatta zorunlu ve kaçınılmaz hale getiren faiz temeline dayalı kredi sistemi İslâm’da benimsenmemiştir.”

 

METODOLOJİYE   İHTİYAÇ   VAR   MI,  İSLÂM   EKONOMİSİNDE.

Sabri Orman I. Kısmın Üçüncü Bölümünde Batı iktisatçılarınca bilinen/tartışılan ama çağdaş İslâm iktisatçılarınca tartışılmayan “iktisatta metodoloji” konusunu işliyor: “İslâm iktisadının durumu bu şekilde açıklığa kavuştuktan sonra, bu defa onun metodolojisini müzakere etmek gerekecektir. Biz İslâm iktisadı ilminin kendisinin varlığını tartışarak işe başladık. Ama metodoloji meselesi de ayrıca tartışmalı bir konu. Yalnız bu durum sadece İslâm iktisadına özgü olmayıp, iktisat metodolojisinin geneli için de geçerlidir. Mesela iktisat metodolojisi nedir sorusunun tek bir cevabı yoktur. Diyelim ki bir şekilde tarif edildikten sonra varlığı kabul edilen iktisat metodolojisinin, bu defa statüsü tartışılır çeşitli açılardan. Mesela, metodoloji gerekli ve faydalı mıdır, yoksa değil midir? Bazı iktisatçılar iktisat metodolojisiyle uğraşmanın çok faydalı bir faaliyet olmadığına inanırlar. Ama diğer taraftan iktisat metodolojisini başlıca meşgaleleri haline getiren iktisatçılar da vardır. Tabii bu iki uç arasındaki çeşitli yerlerde yer alan başka iktisatçılar da var. Bu tabloyu şunun için çiziyorum: İktisat metodolojisinin bizzat kendisi tartışmalı bir konudur. Dolayısıyla İslâm iktisadı alanında bu konunun açık ve net olmamasında da şaşılacak bir taraf yoktur..Metodolojinin yararlı olup olmadığı konusunda modern tartışmanın bir versiyonu, İslâm entelektüel tarihinde de vardır gibime geliyor. Daha doğrusu böyle bir tartışma değil de, ona kaynaklık edebilecek bir hadise..Bu hadise bana sanki metodoloji lazımdır, faydalıdır ama vazgeçilmez de değildir, denebileceğini gösteriyor. Böyle bir şeyin İslâm’ın ilimler tarihinden çıkarılabileceğini düşünüyorum..Şu andaki haliyle iktisadın genel olarak modern Batı medeniyetinin, ama özellikle de Anglosakson kültür dünyasının bir ürünü olduğu söylenebilir. Bugün tartışmakta olduğumuz İslâm iktisadı da bir dereceye kadar ya bu disipline tepki olarak veya onun etkisi altında doğmuş ve gelişmektedir. Böyle olunca İslâm entelektüel tarihinin yukarıda temas edilen tecrübesinin İslâm iktisadıyla ilgili çalışmalarımızda aydınlatıcı bir rol oynayabileceğini söylemek gereksiz olmaz. Buralardan metodoloji ile ilgili ipuçları çıkarılabilir..Eşyada asıl olan ibahattır (helâl olmasıdır). Metodoloji konusunda da öyle olması gerekir. Yani bu rahatlığı elimize alarak yola çıkmamız lazım.

 

“ÖNEMLİ   OLAN   AHLÂKTIR”   DEYİP,   HELÂL-HARAM   KONUSUNDA   TİTİZ   OLMAMAK      YANLIŞTIR.

Modernist Müslümanların: “önemli olan ahlâk” söylemi ile İslâm’ın hukuksal emirlerini by-pass etme girişimleri, yeni bir olgu değildir. Sabri Orman iktisat açısından bu durumu değerlendirirken şunları kaydediyor: “Pakistan ve Hint alt kıtası iktisatçıları, fıkıhla yeterince mücehhez olmadıkları için bazı zorlamalarla, Batılı iktisadı İslâmîleştirmeye çalışırlar. Benim dikkatimi çeken, bu çabada İslâm ahlâkına çok sık referansta bulunuyor olmalarıdır. Mesela, hipotezlerini tespit ederken genellikle İslâm ahlâkının ilkelerinden hareket ederler. Başlangıçta insana bu durum çok sempatik gelir, ikna edici gelir..Halbuki Müslüman için yükümlülüklerindeki bağlayıcılık kriteri çok önemlidir. Bu bakımdan da Fıkıh ya da İslâm Hukuku, İslâm ahlakından önce gelir. Bir İslâm toplumunun ekonomisi inceleneceği zaman hareket noktasının, o toplumun değerler hiyerarşisi bakımından ihtiyarî olanlar değil, (uyulması) mecburî olan değerler olacağı tabiidir. Eğer öyle ise, İslâm iktisadını sistematize etmeye çalışırken bir yerden hareket edilecekse, bence orası ihsan, azimet ve takva (gibi üstün ahlâkî değerler) değildir. Bir İslâm ekonomisinde oyunun kuralları tespit edilirken, (öncelikle) Fıkıh’tan yani İslâm hukukundan hareket etmek gerekir. Pek tabiidir ki bu durum, İslâm ahlâkının göz ardı edilebileceği anlamına gelmez. Meseleyi bir oyun örneği üzerinden düşünürsek, Fıkıh, oyunun temel kuralları demek iken, İslâm ahlâkının ilkelerini centilmenlik kuralları olarak düşünebiliriz. İslâm ahlâkı, destekleyici bir faktör olarak, iskelete eklenen et gibi pekâlâ devreye sokulabilir. Ama iskeleti Fıkıh (fıkhın emirleri ve yasakları) oluşturmalıdır.”

 

DEVASA   BİR   MALZEME   YIĞINI,   İSLÂM   İKTİSADI   ÇALIŞACAKLARA:  İSLÂM   TARİHİ.

   Yazar 11 Aralık 2010’da yapılan  Sabahattin  Zaim  İslâm  ve  Ekonomi  sempozyumunun son oturumunda yaptığı genel değerlendirmeyi de, bu çalışmasının dördüncü bölümüne koymuş ve yararlı da olmuş: “İhmal edilen veya yeterince çalışılmayan alan bence tarih alanıdır. İslâm’ın İktisadî tarihi yeterince çalışılmış bir alan değildir. İslâm İktisadî düşünce tarihi de yeterince çalışılmış bir alan değildir. Söylemek istediğim, tarihin de incelenebilecek iki boyutu olduğudur. Bunlardan bir tanesi, tarihin olay boyutudur. Konumuz iktisat olduğuna göre tabiidir ki burada kastedilen, iktisadî olayların tarihi açıdan incelenmesidir. Ama tarihin bir de düşünce boyutu vardır. Burada kastedilen, iktisadî hayat ve olaylar üzerinde zaman içinde üretilmiş olan düşüncelerin tarihi çalışmalara, inceleme ve araştırmalara konu edilmesidir. Her iki alanda da devasa bir malzeme yığını olduğunu biliyoruz. Bu konulardaki çalışmaların, bize katabileceği çok şey olduğuna inanıyorum..Bu sahanın, ilgi bekleyen son derece bakir, ama aynı şekilde vaatkâr ve verimli bir çalışma alanı olduğunu düşünüyorum.”

 

REDD-İ   MİRAS   YAPMASININ   FAYDASI   OLMADI   İKTİSADA.  NEDEN   FAKİRLEŞTİ   İKTİSAT?

Sosyal bilimlerde uzun yıllar “aşırı ve miyopik bir uzmanlaşmaya gidilmesi”nin iktisada çok zarar verdiğini anlatan Sabri Orman, son yıllarda disiplinler arası çalışmaların teşvik edilmesine rağmen, baskın tavrın hala pek de değişmediğini ifade etmektedir ki, özellikle bu durum Türkiye’deki iktisat bölümlerinin çoğundaki çalışmalar açısından doğrudur. “İktisadın hiç olmazsa kaynağı itibariyle bir ahlâkî bilim olduğu”nu hem bu çalışmasında, hem de daha önceki çalışmalarında kanıtlarıyla ortaya koymuş olan Prof. Orman, kitabın altıncı bölümünde bu konuda Batı’dan Kenneth Boulding, Amartya Sen, Daniel M. Hausman ve M. S. McPherson’un çalışmalarından alıntılar yaparak konuyu daha derin olarak işliyor.  KAÇ   YAŞINDA  İKTİSAT   BİLİMİ?   Yazar, İktisadın bağımsız bir ilim dalı olarak ortaya çıkışının ancak iki yüzyıl kadar önceye dayanıyor olmasından hareket ederek, Ahlâk ilminin oluşmasının tarihinin binlerce yıl geriye gittiğini hatırlatarak bu konudaki analizini sürdürüyor ve yedinci bölümde de iktisadî kalkınma politikaları üzerindeki (manevî) değerlerin etkisini güzel ve orijinal örneklerle (mesela: “kalkınmayı pazarlama”da uyulacak ilkeler) okuyucuya sunuyor.    

 

PARA   PİYASASI,  EMTİA   PİYASASI  VE   “KAHRAMANLAR  PİYASASI”.

Sabri Orman Hoca, hocası Sabahattin Zaim Hoca’ya ayırdığı ve hoş anekdotların yer aldığı ve bu anekdotların bilimsel analizine ayırdığı sekizinci bölümün sonunda yine hoş bir anlatımla önemli bir noktaya değiniyor: “Şimdiye kadar söylemeye çalıştıklarımız, Sabahattin Zaim Hoca’dan bir “kahraman” yaratmaya çalıştığımız izlenimine yol açarsa yanlış olur ve düzeltilmesi gerekir. Sabahattin Zaim Hoca, kelimenin mutat anlamıyla bir kahraman değildi. Zaten böyle bir şey buradaki amacımıza da ters düşer. Zira kahramanlar olağan dışı ve standart olmayan insanlardır ve bu sebeple başkaları tarafından örnek ve model olarak alınmaya hiç de elverişli değildirler. Ayrıca, onların örnek alınması esas itibariyle doğru da olamayabilir; zira bazen “kahramanlık” gibi görünen durumların, olumlu şeyler olmaları bir tarafa, derinlerde yatan bazı dengesizlik ve rahatsızlıkların belirtileri olması ihtimali hiç de az değildir. Bu sebeple, “kahramanlık” denen şeye teşvik edilecek değil, tahammül edilecek bir şey gözüyle bakmak ihtiyata daha uygun olur. Diğer taraftan, arz fazlası veren bir kahramanlar piyasası, hem ait olduğu toplumun, hem de bizzat bu piyasada yer alanların başına sürekli olarak dert açma potansiyeli taşır.  İşsiz   kalan   kahramanlar,  tabii olarak kendilerine   iş   bulmaya   çalışırlar  ve bulamadıkları zaman da onu oluşturmaya gayret ederler. İşin kötüsü onlar bunu başarabilecek potansiyele de sahiptirler. Öyle ki   az   gelişmiş ülkelerdeki   problemlerin   önemli   bir   sebebinin,   bu   işsiz   ve  lüzumsuz kahramanlar   olduğunu söylemek mübalağa olmaz.”

 

Yaya olarak Siverek’e sekiz saatte, Kâhta’ya ise yedi saatte varılabilen Sabri Orman Hoca’nın doğduğu ve ilkokulu okuduğu Fırat nehri kıyısındaki Hiniç köyünü merkeze alarak yaptığı  Adıyaman’da Sosyal Değişme Fenomeni Üzerine Bir Deneme   başlıklı değerlendirmeyi içeren dokuzuncu bölüm ise, hem altmış-altmış beş yıl önceki Türkiye’nin bir bölümündeki yaşantının sözlü tarih olarak yazıya aktarılması açısından önem taşıyor, hem de sosyolojik, ekonomik, kültürel açılardan karşılaştırmalı hoş ve isabetli notlar içeriyor. Kitabın sonundaki onuncu bölümde ise,1992 yılından itibaren 2006 yılına kadar aralıklarla on yıla yakın Malezya’da kalan Prof. Orman’ın Türkiye ile Malezya’yı karşılaştırdığı yazısı karşımıza çıkıyor. İki ülkenin tarihini karşılaştırarak bu bölüme başlayan Orman, Malayların Müslüman olduğu 15. yüzyılın ortalarından başlayarak 2003 yılına kadar olan Malay tarihini yararlı notlarla değerlendirirken, Türkiye’de 1923’den sonra olanları da objektif bir gözle yansıtıyor. “Yabancıların aralıksız çabalarına rağmen, Osmanlı İmparatorluğu yabancı güçler tarafından değil, Türklerin bizzat kendileri tarafından sonlandırılmıştır” diyen Sabri Orman, kırk sayfaya yakın olan bu son bölümünde verdiği bilgilerle de, azınlık hakları üzerinde çalışanlar ile son elli yılın ekonomisi üzerinde çalışanlar başta olmak üzere, sosyal bilimcilere faydalı notlar aktarıyor.                                                                                

 

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s