BABA TÂHİR-İ URYÂN

 

 

بابا طاهر عريان

(ö. 447/1055 [?])

İranlı mutasavvıf-şair.

Hayatı hakkında yeterli bilgi yoktur. Kaynaklarda kendisine bazan Hemedânî, bazan da Lûrî nisbesi verilmesi onun Hemedan’la Lûristan arasında bir yerde doğmuş olabileceği ihtimalini hatıra getirmektedir. Nitekim bu iki yer arasındaki Hürremâbâd’da onun adını taşıyan bir mahalle vardır. Baba Tâhir’in muamma niteliğindeki bir kıtasından faydalanılarak 326’da (938) doğduğu ileri sürülmektedir. Bu tarih, Rızâ Kulı Han’ın onun ölüm tarihi olarak verdiği 1010 tarihi ile bağdaşabilmektedir (Mecma’u’l-fuśaĥâ, I, 326). Râvendî’nin Râĥatü’ś-śudûr adlı eserindeki bir kayda göre ise Selçuklu sultanı Tuğrul Bey 447’ye (1055) doğru Hemedan’a geldiğinde, o sırada burada şöhret yapmış üç şeyhten biri olan Baba Tâhir-i Uryân’ı ziyaret etmişti. Bu durumda onun 1055’te veya daha sonra ölmüş olması gerekir. Deylemliler’in akrabaları sayılan Kâkûyîler’in (1007-1051) Hemedan’daki hâkimiyetleri 435’e (1043-44) kadar sürdüğüne göre bu tarih, onun Deylemliler döneminde yaşadığına dair verilen bilgilere uygundur. Ayrıca onun İbn Sînâ’nın (ö. 428/1037) çağdaşı olması da 1010’da değil 1055’te ölmüş olduğu ihtimalini kuvvetlendirmektedir. Aynülkudât el-Hemedânî’nin idamına (1273) şahit olduğuna dair rivayet ise tamamıyla uydurmadır. Mezarı Hemedan’ın kuzeyinde Bûn-i Bâzâr mahallesinde küçük bir tepe üzerindedir.

Baba Tâhir’in, şiirlerinde sık sık yersiz yurtsuz bir serseri hayatı sürdüğünden, tuğlayı yastık yapıp uyuduğundan, sürekli olarak sıkıntı içinde bulunduğundan söz etmesi bir kalender hayatı yaşadığını göstermektedir. “Uryân” lakabını da bu sebeple almış olmalıdır. O bir lehçe şairi olmakla birlikte bugün elimizde bulunan dûbeytî adı verilen kıtaları edebî Farsça’nın da özelliklerini taşımaktadır. Bu kıtaların başkaları tarafından sonradan bu hale getirilmiş olması da muhtemeldir. Ancak bu şiirlerde rastlanan bazı özellikler, Baba Tâhir’in dilini doğrudan doğruya bir lehçeye bağlamayı zorlaştırmaktadır. Nitekim Hemedan ile Hürremâbâd arasındaki bölgede birçok lehçe varsa da onun şiirlerindeki dili bunlardan herhangi birine bağlamak güçtür. Baba Tâhir’in dili bu lehçelerin hepsiyle de ilgili görülmekte ve onların bir karışımından ibaret olduğu sanılmaktadır. Nyberg, bu lehçenin orta Farsça’nın (Pehlevî) bakiyesi olduğunu ileri sürer.

XVIII ve XIX. yüzyıl tezkirelerinde sınırlı sayıda kıtalarına rastlandığı için Baba Tâhir yüzyılımızın ilk çeyreğine kadar pek tanınmamıştır. 1885’ten itibaren müsteşriklerin araştırmaları ve bu araştırmaları takip eden İran’daki çalışmalar sadece bu kıtaları arttırmakla kalmamış, aynı zamanda az da olsa bazı gazellerinin bulunmasına yardımcı olmuştur. Nitekim Vahîd-i Destgirdî araştırmaları ile o zamana kadar bilinen seksen yedi kıtayı 296’ya, gazel sayısını da birden dörde çıkartmış ve bunları Dîvân-ı Kâmil-i Bâbâ Ŧâhir ǾUryân adıyla neşretmiştir (Tahran 1306 hş.). Ancak Ömer Hayyâm’ın rubâîlerinde görüldüğü gibi bu kıtaların hepsinin Baba Tâhir’e ait olduğunu söylemek güçtür. Şeklen rubâîye benzemekle birlikte vezin bakımından ondan ayrılan bu kıtalar aruzun hezec-i müseddes-i mahzûf bahrindedir. Halbuki rubâî vezni hezec-i mekfûf-i maksûrdur. Bu sebeple bu kıtalara rubâî değil dûbeytî denilmiştir. Baba Tâhir gazellerinde de kıtalarındaki vezni kullanmıştır. Baba Tâhir’in şiirlerinde dünyevî aşkla ilâhî aşkı birbirinden ayırt etmek güçtür. Nitekim kıtalarının hemen büyük çoğunluğu dünyevî aşkla ilgilidir. Şiirlerindeki en büyük özellik, tasavvufî eğitim görmediği için duygu ve hayallerini herhangi bir abartmaya gerek duymadan vermiş olmasıdır. Ömer Hayyâm’ın yaşama zevkini ön plana almasına karşılık Baba Tâhir hayatın çilesini konu edinir ve bedbin bir şair olarak görünür.

Baba Tâhir İran halkı arasında şairden çok bir sûfî olarak tanınır. el-Kelimâtü’l-ķıśâr adlı yirmi üç baba ayrılmış olan eserinde ilim, mârifet, ilham gibi tasavvufî konularla ilgili 268 vecizesi vardır. Bu eser sûfîler arasında çok yaygın olup hakkında birçok şerh yazılmıştır. Bunlar arasında, Aynülkudât el-Hemedânî ile meçhul bir şahısa atfedilen Arapça şerhlerle Molla Sultan Ali Gunâbâdî’nin Arapça ve Farsça şerhleri zikredilebilir. Bunlara, Baba Tâhir’in vecizelerinin kısaltılmış bir nüshasının Ganî Beg el-Azîzî tarafından yazılmış şerhi olan el-Fütûĥâtü’r-rabbâniyye fî İşârâti’l-Hemedâniyye adlı eseri de eklemek gerekir (Bibliothèque Nationale, nr. 1903).

Aynı zamanda bir velî olarak tanınan Baba Tâhir’e birçok keramet isnat edilir. Mevlânâ ve Hacı Bektâş-ı Velî gibi meşhur mutasavvıfları inançlarına bağlı ileri gelenler arasında göstermeye çalışan Ehl-i Hak fırkasının ana kitabı olan Serencâm’da ona da yer verilmiştir. Ulûhiyyetin, her birinin yanında dört melek bulunan yedi kişide göründüğüne inanan bu fırkaya göre Baba Tâhir, bu yedi kişinin üçüncüsü olan Baba Hûşîn’in yanında bulunan meleklerden biridir.

Her ew ku aşiqê ji can natirse

Aşiq ji zencîr û zîndan natirse

Dilê aşiq weke gurê birçî ye

Ku ew ji heyheya şivan natirse

-Bava Tahêr Ûryan-

 

Âşık olan canından korkmaz

Zincirden, zindandan korkmaz

Âşığın gönlü aç bir kurt gibidir

Çobanın heyheyinden korkmaz

(Çeviri: Kul Seyyid)

**

 

ser i kuy i bulned feryad kerdem

va va Leili sabah mezar mirem

can i Leili diden i yar miremdu se ruz i ke yarem nist peyda

meger mahi şude refte be derya

besazem hancerı ez megz ı fuladbekşem yar e hud ez gaare derya

be pencşenbe  be Kabol kuç kerdem

çe bed kerdem ke pay bedan suy kerdem

residem ber ser neh yul risale

nişestem giryehay i por suz kerdem

goli ke hem bedadem piç u tabeş

 

be ab i didegunem dadem abeş

be dergah i ilahi key reva bi

goli ez mo digeri gire gulbeş(golabeş)

 

سر کوی بلند فریاد کردمواوا لیلی صباح مزار میرم

 

جان لیلی دیدن یار میرم

 

دو سه روزه که یارم نیست پیدا

 

مگر ماهی شده رفته به دریا

 

بسازم خنجری از مغز فولاد

 

بکشم یار خود از قعر دریا

 

به پنج شنبه به کابل کوچ کردم

 

چه بد کردم که پای بدان سوی کردم

 

رسیدم بر سر نهی الرساله

 

نشستم گریه های پر سوز کردم

 

گلی که خم بدادم پیچ و تابش

 

به اب دید گونم دادم ابش

 

به درگاه الهی کی روابی

 

گل از مو دیگری گیره گلابش

 

sokağının başında yüksek sesle bağırdım,

vay vay leyla!

sabahleyin mezara gideceğim

canım leyla sevgilimi görmeyeiki üç gün oldu sevgilim ortada yok

vay vay leyla

sabahleyin mezara gideceğim

canım leyla sevgilimi görmeyemeğer bir ay olmuş deryaya açılalı

vay vay leyla

sabahleyin mezara gideceğim

canım leyla sevgilimi görmeye

çeliğin özünden bir hançer yapayım

vay vay leyla

sabahleyin mezara gideceğim

canım leyla sevgilimi görmeye

 

onu denizin derinliğinden çekip çıkarayım

vay vay leyla

sabahleyin mezara gideceğim

canım leyla sevgilimi görmeye

 

perşembe günü kabil’e göç ettim.

oraya ayak basmakla ne kötü ettim.

resulün yasaklarına ulaştım

oturdum, gözyaşlarımı ateşe verdim, vay

vay vay leyla..

sabahleyin mezara gideceğim

canım leyla sevgilimi görmeye

 

iki büklüm bir gülü kıvırdım, vay

gözyaşlarımdan suyuna su kattım, vay

ilahi dergâha nasıl gözcülük eder

gül başka bir saçtan gülsuyu alıyor

vay vay leyla

sabahleyin mezara gideceğim

canım leyla sevgilimi görmeye..

Baba Tahir Üryan

 

RÜBAİLER

 

Bahtım karadır, talihim allak bullak

yas oldu nasibim, kaldım çırçıplak.

bir dağ yoludur aşk, yürürüm ağlayarak;

tanrım, kana boğ kalbimi, öldür ve bırak!

 

Neyler gibi inler yüreğim, yas doludur;

sensiz kalıverdim: bu, cehennem yoludur.

mahşer günü? bir tanrı bilir. son güne dek

yazgın çiledir, gönül. dövün, kıvran, dur.

 

Bak, geldi bahar: süsledi hasbahçeyi gül:

dallarda sevinç türküsü söyler bülbül.

gel gör ki çimenlerde gezip hiç bulamam

kalbim gibi ölgün, kanayan başka gönül.

 

Göklerdeki yıldızları saydım bir bir;

gel, sevgili, gel: sabahladım.- belki gelir.

gelmezse, görünmezse içim parçalanır,

ağlar yüreğim, suskunum: elden ne gelir!

 

Gam bahçesidir benim gönül bahçem, bak:

girdin mi nasibin kara güller olacak!

gel, sevgili, kalbimdeki bozkırları gez.-

bak, otlar dört bir yana hicran salacak.

 

Hıçkırmalı, yaş dökmeliyim ben bu gece;

sabrım yok, geçtim kendimden bu gece.

bir zevk yaşadım dün gece, kalmaz yanıma,

bin yaş akar artık yüreğimden bu gece.

 

Sensiz, gönlüm huzura hiç ermeyecek,

dertler bana özgürce yaşam vermeyecek,

girdin de perişan ettin can evimi:

aşkım bana rahat yüzü göstermeyecek.

 

Bir ince kadehtir yüreğim, billurdan –

bin parça olur ah edip iç çektiğim ân.

bak, gözlerimin yaşları kan yağmurudur

ben bir ağacım, kökleri kan, dalları

yanlış bir öyküdeyim beni yeniden yaz.

 

“Sen gittin; gökkubbeye yaş doldururum.

toprakta bir kısır ağaç olmuş, kururum

sensiz, gece gündüz kanayan bir köşede

ömrüm sona ersin diye bekler, dururum…”

 

Dünyadan yolcuyum gidiş ta öteye;

 

Çin’den çok uzaktır yöneliş ta öteye.

Bir bir sorarım rastladığım yolculara

Son geldi mi son yıldız için yol nereye

 

Bak, sevdiceğim Gönül, beden, can sende,

Ruh sende, kemik sende, yürek, kan sende.

Bilmem niye kalbimde bu illet, bu sızı?

Ancak bilirim derdime derman sende.

 

Derdim katmerli oldu, bak sevdiceğim

Senden gelmez hayır-karanlık kaderim!

Ölmek gibidir yaşam, görünmezse yüzü

Öldün ama, kim nerden bilsin bunu kim

BİBLİYOGRAFYA:

Dîvân-ı Kâmil-i Bâbâ Ŧâhir-i ǾUryân (nşr. Vahîd Destgirdî), Tahran 1306 hş.; Dîvân-ı ŞiǾr-i Bâbâ Ŧâhir-i ǾUryân-ı Hemedânî (nşr. M. Derviş), 1984 (Müessese-i İntişârât-ı Nevîn); Dîvân-ı Kâmil-i Bâbâ Ŧâhir-i ǾUryân (nşr. Muhammed Ali Sâdıkī-yi Yağmâ), Tahran 1984; RubâǾiyyât-ı Bâbâ Ŧâhir (nşr. Mehdî-yi İlâhî-yi Kumşâhî), Tahran 1363 hş.; Râvendî, Râĥatü’ś-śudûr, s. 98-99; Hidâyet, MecmaǾu’l-fuśaĥâ, I, 326; Browne, LHP, I, 83-85; II, 259-261; E. H. Allen, The Lament of Bābā-Ŧāhir, London 1902; Cl. Huart, “Nouveaux quatrains de Bābā Ŧahir”, Spiegel Mémorial Volume (nşr. J. J. Modi), Bombay 1908, s. 290-302; a.mlf., “Les quatrains de Bābā-Ŧāhir ǾUryān en pehlévi musulman”, JA, VI (1885), s. 502-545; G. L. Leszczynski, Die RubāǾiyāt des Bābā-Ŧāhir ǾUryān oder die Gottestränen des Herzens, Munich 1920; A. V. Williams Jakson, “A Visit to Tomb of Bābā-Ŧāhir at Hamadān”, Browne Festschrift, Cambridge 1922, s. 257-260; R. Abrahamian, Dialecte des Israélites de Hamadān et d’Ispahan et dialecte de Bābā-Ŧāhir, Paris 1936, s. 155-170; A. Pagliaro – A. Bausani, Storia della letteratura Persiana, Milano 1960, s. 554-556; A. Hayyâmpûr, Ferheng-i Süħanverân, Tebriz 1340 hş., s. 353; Rypka, HIL, s. 234; a.e. (trc. Îsâ Şihâbî), Tahran 1354, s. 356-357; Safâ, Edebiyyât, II, 383-386; Abdülhüseyin Zerrînkûb, Cüstücû der Taśavvuf-i Îrân, Tahran 1367 hş., s. 183-205; Mırzā Mahdı Khān, “The Quatrains of Bābā-Tāhir”, JASB, sy. 1 (1904), s. 1-29; H. S. Nyberg, “Ein Hymnus auf Zervān im Bundahišan”, ZDMG, sy. 82 (1928), s. 217-235; C. R. Reşîd Yâsemî – Âzâd-ı Hemedânî, “Meşâhir-i Hemedân”, Armaġân, sy. 17, Tahran 1315 hş./1936, s. 433-440, 552-556; P. N. Hânlerî, “Dûbeytîhâ-yı Bâbâ Tâhir”, Peyâm-ı Nev, sy. 9, Tahran 1324 hş./1945, s. 26-30, 37-39; S. B. Ray, “Bābā Ŧāher ǾOryan and his RobaǾiyāt”, Indo-Iranica, I-II/32, Calcutta 1979, s. 58-62; V. Minorsky, “Baba Tahir Uryan”, İA, II, 166-170; a.mlf., “Bābā-Ŧāhir”, EI² (İng.), I, 839-842; a.mlf., “Bâbâ Ŧâhir”, UDMİ, III, 803-810; L. P. Elwell-Sutton, “Bābā-Ŧāher”, EIr., III, 296-297.

Tahsin Yazıcı   

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorumda sahte e-posta yazanlara cevap verilmez.

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s