BEN… AYAZIM  

 

 

Kaderin birleştirdiği yerde iki arkadaş vardı.

Onların dostluğu birbirlerine, bazen eğitmen, bazende talebe kıvamındaydı.

Dünyanın ayrılık üzerine kurulu olduğunu biliyorlardı…

buna bir çözüm bulmaları gerekirdi.

Her şey Hakk’ta idi.

Hakk’ın içinden ayrılık yok sayılsa da,  

dünya hayatı hangi sevgiliyi aşkından, hangi anneyi yavrusundan  ayırmamıştı?

Ayrılık yazgısını kim aşmıştı?

Toprak âdemini hasretle beklerken,

ruh aşık olduğu bedenden ayrılmamak için çok acılara katlanırdı.

Çekilen  acılar tarif edilebilir mi?

Denilir ki, Sahabe son peygamberi görmek yönüyle çok şanslıydı.

Peygamberimizi çok severlerdi.

Ancak bu sevginin bedelini O’nun ayrılık acısını tadarak ödediler.

Ey ayrılık…
kurtuluşumuz olmayan ayrılık;

hayatımızın merkezinde bulunan dayanılmaz acıların kaynağı.

***** 

Geçmiş güzel günleri rûhumla anıyorum

Vefasızı görünce tutuşup yanıyorum

Bahtım gibi karanlık matemli gecelerde

Her tarafta her yerde hep onu anıyorum

….

İki yoldaş aralarında yine konuşuyorlardı.

“Dün söylediğin bir söz içimi çok acıttı”  

“Arkadaşlığımız sonsuza kadar sürmez demiştin… hatırladın değil mi?”

“Benim halim  bu, sen köprüden geçersin ancak ben yolda kalırım; demiştin,  

sanki ayrılmışız gibi içimi çok acıdı; aramızdaki söz-bağı sonsuza kadar sürsün değil miydi…

ben ayrılmak hiç istemiyorum.”

“Umarım… bu dünya hayatımın sonuna kadar.. bari siz yanımda olsaydınız.

Hep Ayrılık anksiyetesi ile yaşamaktan bıktım.”

“Korktuğum, olmaz değil mi?” 

….                     

Uzun bir sessizlik…

Sonra ayrılığın olabileceğini söyleyen arkadaş konuşmaya başladı.

“Benim can dostum, yolumuzu birleştiren kudret…

 bunun böyle olmasını istiyorsa;  ne yapalım.”

“Nasıl”

“Düşün, bir devletin yöneticisi olsan ve bende yanında hizmette bulunan köle…”

“Ben sizin saltanatınıza nasıl yaklaşabilirim.”

“Sizi çok sevmiş olsam ve yol arkadaşlığımız olsa da…

 ulaşamayacığım bir yerde oluşunuzla aradaki mesafeyi nasıl kaldırabilirim.”

“Ben size yakın olmak ve  hizmet etmekle bir şeref kazandım.”

“Dünya bana sizinle her nimeti sundu.”

“Adem ile Havva cenneti sevdikleri halde kaybettiler;

Sonraki kavuşmak arzularının bedelini ağır bir şekilde çocukları hala ödemektedirler.”

“Dostluk ne kadar artarsa ayrılma acısı o kadar çok artmaktadır.”

“Sana açıklayıcı en güzel söz benim halimdir. Bunu, yani ben yerimi, hiçbir zaman  unutmadım ve unutmayacağım.” “Şöyle ki;                

Gazneli Mahmud”un has hizmetçisi Ayaz (Eyaz) saraya geldiği gün, üstündeki posttan yapılmış eski elbisesiyle çarığını bir odaya asmıştı, o günleri unutmamak için onları muhafaza ediyordu. Odanın kapısını kilitlemişti, kimseyi oraya sokmazdı. Ayaz her gün bu odaya gelir, bir süre oturur ve kendi kendine:

“Sakın büyüklük taslamaya kalkışma, işte çarığın, işte posttan elbisen!” derdi.

Hükümdar kendisini çok severdi. Düşmanları, onun pâdişaha olan yakınlığını kıskanırdı. Ayaz”ın bu odada bir hazine sakladığını, altın ve gümüş torbalarını biriktirdiğini sanarak, onu gözden düşürmek için Sultan Mahmut’a şikâyet ettiler:

-Siz bu kadar çok değer veriyor, bu kadar ikramda bulunuyorsunuz. O ise sizden çaldığı altınları ve gümüşleri bir odaya saklamış, oraya kimseyi sokmuyor! dediler.

Pâdişah bunu söyleyenlere dedi ki:

-Gece yarısından sonra o odanın kilidini açarak içeriye girin, oradaki altınları, gümüş ve mücevherleri size bağışladım. Bir şartla ki, neler bulduğunuzu gelip bana anlatacaksınız.

Kıskanç adamlar sevinerek pâdişahın huzurundan ayrıldılar. Sabırsızlıkla beklemeye başladılar. Gece yarısı olunca kapının kilidini kırarak odaya daldılar. Fakat o ne.

Odada bir çift çarıktan ve eski bir giysiden başka bir şey yoktu!.

Belki altınları yere gömmüştür diye odanın içini kazmaya başladılar. Fakat hiçbir şey bulamayarak, yaptıklarından ve söylediklerinden pişman bir şekilde hükümdarın huzuruna varıp, gördüklerini olduğu gibi anlattılar. Af dilediler.

 (Mesnevî, C. V, beyit: 1857 vd.)                       

“Ey arkadaşım…yoldaşım.. canım…

Ben ve sen aynı sofrada hep oturacağız. Ancak bazı ayrılıkları görmemiz gerekiyor. Hz. Mevlana, Şemsi’nden ayrılmadı… sadece birinde biri kayboldu. Öyleyse sen yürü meydan yol senindir, ben sende kaybolurum, bu köprüden geçip yoluna devam edebilirsin. “

İhramcızâde İsmail Hakkı

Melike Demirağ – ARKADAŞ

 

Bir kıvılcım düşer önce, büyür yavaş yavaş

Bir bakarsın volkan olmuş, yanmışsın arkadaş

Dolduramaz boşluğunu ne ana ne gardaş

Bu en güzel, bu en sıcak duygudur arkadaş

 

Ortak olmak her sevince, her derde, kedere

Ve yürümek ömür boyu, beraberce, el ele

Olmasın hiç o ta içten gülen gözlerde yaş

Bir gün gelip, ayrılsak bile seninle arkadaş

(Yollarımız ayrılsa bile seninle arkadaş)

 

 

Evet arkadaş; kim olduğumu, ne olduğumu

Nerden gelip, nereye gittiğimi sen öğrettin bana

Elimden tutup, karanlıktan aydınlığa sen çıkardın

Bana yürümeyi öğrettin yeniden

El ele ve daima ileriye

Bir gün.

Bir gün birbirimizden ayrı düşsek bile

Biliyorum, hiçbir zaman ayrı değil yollarımız

Ve aynı yolda yürüdükçe

Gün gelir ellerimiz yine dostça birleşir

Ayrılsak bile kopamayız

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s