INTERSTELLAR / Yıldızlararası (2014)

Filmi seyretmeden önce ve sonra eskiden hazırladığımız bu yazıyı okumanız dileğiyle

GEÇMİŞİMİZE NİÇİN DUA ETMELİYİZ?

Yönetmen: Christopher Nolan   

Senaryo: Jonathan Nolan, Christopher Nolan 

Ülke: ABD, İngiltere

Tür: Macera, Bilim-Kurgu

Vizyon Tarihi: 07 Kasım 2014 (Türkiye)

Süre: 169 dakika

Dil: İngilizce

Müzik: Hans Zimmer       

Nam-ı Diğer: Flora’s Letter | Untitled Steven Spielberg Space Project

Oyuncular:    Ellen Burstyn,    Matthew McConaughey,    Mackenzie Foy,    John Lithgow, Timothée Chalamet

Özet

Film, Kip S. Thorne’nun evrende ” solucan deliklerinin “ gerçekten var olduğu ve bu sayede zamanda yolculuğun mümkün olabileceği teorisinden ilham alınarak yaratılmıştır.

Filmin hikâyesi bir grup cesur kaşifin bu deliklerden birine gitmeye karar vermesi sonrasında gelişiyor. Bu bilinmeyen boyuta yapacakları yolculukta, birlikte kalabilmek için verdikleri mücadele her birini ayrı zorluklarla karşılaştırıyor.

Filmden

– Kim olduğumuzu unutmuş gibiyiz, Donald. Kaşifler, öncülerdik, koruyucu değil. Ben çocukken her gün yeni bir şey yapılıyor gibiydi. Bir tür cihaz ya da fikir. Her gün Noel gibiydi. Fakat altı milyar insan hayal etmeye çalışsana. Ve hepsi de her şeye sahip olmaya çalışıyordu. Bu dünya o kadar kötü değil. Ve Tom idare eder. Buraya ait olmayan sensin. 40 yıl geç ya da 40 yıl erken doğdun. Kızım bunu biliyordu, Tanrı onu kutsasın. Çocukların da biliyor. Özellikle Murph.

Eskiden göğe bakıp yıldızlardaki yerimizi merak ederdik.
Şimdi yere bakıp, topraktaki yerimize kafa yoruyoruz.

**

– Fakat bir şey seni buraya yolladı.

– Onlar seni seçti.

– “Onlar” kim?

 – Ne kadar süreliğine gideceğim?

 – Kestirmesi zor. Yıllarca belki.

– Çocuklarım var, profesör.

– Uzaya çık ve onları kurtar.

“Onlar” kim?

Neredeyse 50 yıl önce yer çekimi anormallikleri tespit etmeye başladık. Genelde atmosferin üst katmanlarında aletleri az da olsa etkilediler. Bunlarla karşılaştığına inanıyorum hatta. Evet, Boğaz üstündeyken.

– Kazam. Bir şey uçuş sistemimi bozdu.

– Aynen. Bu anormallikler içinde en belirgini bu. Satürn yakınlarında bir uzay-zaman bozulması var.

– Solucan deliği mi?

 – 48 yıl önce belirdi.

– Nereye çıkıyor?

 – Başka bir galaksiye. Solucan deliği doğal bir oluşum değildir.

– Biri onu oraya koymuş.

– “Onlar” mı?

 Onlar her kimse, bizi koruyor gibi görünüyorlar. O solucan deliği, başka yıldızlara gitmemizi sağlayacak. İhtiyacımız olduğunda ortaya çıktı. Yaşanabilecek dünyalara ulaşma imkanı sağladılar.

– İlk sondalarımıza göre on iki.

– İçine sonda mı yolladınız?

 İnsanlar yolladık.

**

Solucan deliği etrafında yörüngedeydi. Solucan deliği bu ve ne zaman etrafında dönsek yabancı galaksiden görüntüler görürdük.

– Evet. Periskop sallandırmış gibi.

– Aynen. Öteki tarafta neler bulacağımızı çok iyi biliyoruz yani?

 Navigasyon açısından.

Beyler?

 Yaklaşık üç saat sonra solucan deliğine yaklaşacağız. Coop?

 – Dönüşü durdurabilir miyiz?

 – Neden?

 Onu görecek kadar yaklaştık.

– Pekâlâ.

– Sağ ol.

– İşte! Solucan deliği bu! – Konuş ama tükürme, Rom.

– Bu bir küre.

– Tabii ki. Sadece bir delik olacağını mı sandın?

 Yok. Bugüne kadar gördüğüm tüm çizimlerde… Çizimlerde nasıl çalıştığını göstermeyi deniyorlar. Buradan, buraya gitmek istediğini söylüyorlar. Fakat çok uzak değil mi?

 Bir solucan deliği, uzayı bu şekilde çarpıtır ve yüksek bir boyuttan kestirmeden gidebilirsin. Pekâlâ, yani üç boyutlu uzayı iki boyuta indirmek zorundayız… Böylece bir solucan deliği iki boyutluya dönüşür, bir çembere.

Bir çember üç boyutlu ortamda nedir?

 – Bir küre.

– Aynen. Küresel bir delik. Kim koydu bunu buraya?

 Kime teşekkür borçluyuz?

 Oradan tek parça halinde çıkmadan kimseye teşekkür etmem, Rom. Bu işin bir hilesi var mı, Doyle?

 Kimse bilmiyor. Diğerleri başardı, değil mi?

 En azından bazıları. Herkes güneş sistemimize veda etmeye hazır mı?

 Galaksimize. Gidiyoruz. Kontroller burada çalışmaz. Kabuktan geçiyoruz. Üç boyutlarımız arasında bir uzay. Sadece kaydedip gözlemleyebilirsin. Bu da ne?

 – Galiba onlar.

– Uzay-zamanı çarpıtıyorlar.

**

O kadar büyük bir kara deliğin büyük bir çekim gücü var.

**

– Murphy Yasası. Ters gidecek her şey ters gider. Evrimin ilk yapı taşı tesadüfi midir . Bir kara deliğin yörüngesindeyken çok şey olamaz. Göktaşları ve kuyruklu yıldızları emer, sana ulaşabilecek olayları.

**

Zaman görecelidir, tamam mı?

 Uzayabilir, daralabilir ama geriye gidemez, olmaz. Zaman gibi boyutlar arasında geçiş yapabilen tek şey yer çekimi. Tamam. Bizi buraya yönlendiren varlıklar, yer çekimi aracılığıyla iletişim kuruyor, değil mi?

 – Evet. Bizimle gelecekten konuşuyor olabilirler mi?

 – Belki.

– Tamam. Onlar yapabiliyorsa… “Onlar” beş boyuttan varlıklar. Onlar için zaman başka bir fiziksel boyut olabilir. Onlar için geçmiş belki de iniş yaptıkları bir kanyondur, gelecek ise tırmandıkları bir dağ. Bizim için öyle değil, tamam mı?

Bak, Cooper. Çuvalladım, üzgünüm. Fakat göreceliği biliyordun.

**

Murph. Aşağıda kullanılan her vida bir kurşun olabilirdi. Burada dünya için elimizden geleni yaptık ben nalları dikmeden önce denklemi çözüp çözmememiz fark etmez.

– Ölüm takıntısı yapmayın.

– Ölümden korkmuyorum. Ben yaşlı bir fizikçiyim. Ben zamandan korkuyorum.

-Zaman. Zamandan korkuyorsun. Zamanla ilgili varsayımları değiştirmeden denklemi çözmeye çalışıyoruz.

– Yani?

 – Yani bu durumda her yineleme, kendi kanıtını kanıtlama girişimi.

– Bu yinelemeli. Mantıksız.

– Hayatımı adadığım çalışmaya mantıksız mı diyorsun, Murph?

 Hayır, demek istediğim şey bunu tek kolla, yok, iki kolunuz sırtınıza bağlı hâlde bitirmeye çalışmış olduğunuz.

– Nedenini anlamıyorum.

– Ben yaşlı bir adamım, Murph. Bu konuyu başka zaman konuşabilir miyiz?

 Kızımla konuşmak istiyorum.

Evrenin derinliklerine uzanırken yıldızlar arası yolculuğun gerçekleriyle yüzleşmeliyiz.

Kendi ömürlerimizin çok ötesine gitmeliyiz.

Bireysel olarak değil, bir tür olarak düşünmeliyiz.

**

Usulca gitme o güzel gecenin kollarına TARS, Endurance’ı tam ihtiyacımız olan yerde tuttu. Fakat yolculuk tahminimizden yıllarca daha uzun sürdü. İki hedefe de gidecek yakıtımız yok, yani seçmemiz lazım.

– İyi de nasıl?

 – İkisi de ümit verici. Edmunds’un verileri daha iyi ama Dr. Mann hâlâ sinyal yolluyor. Edmunds’un verilerinin kötüleştiğinden kuşkulanacak durum yok. Dünyasında insan hayatı için gerekli ana unsurlar var.

– Dr. Mann’inkinde de.

– Cooper, bu benim alanım. Ve, Edmunds’unkinin daha ümit verici olduğuna inanıyorum.

– Neden?

 – Gargantua, bu yüzden. Miller’ın gezegenine bak. Hidrokarbonlar, organik madde, evet ama hayat yok. Kısır. Aynı şeyi Mann’inkinde de bulacağız.

– Kara delik yüzünden mi?

 – Murphy Yasası. Ters gidecek her şey ters gider. Evrimin ilk yapı taşı tesadüftür. Bir kara deliğin yörüngesindeyken çok şey olamaz. Göktaşları ve kuyruklu yıldızları emer, sana ulaşabilecek olayları.

– Uzaklaşmamız lazım.

– Bir keresinde Dr. Mann’in içimizde en iyisi olduğunu söyledin. Olağanüstü biri. Onun sayesinde buradayız. Ve işte burada. Yerde, çok net bir mesaj yolluyor ve bizden onun gezegenine gelmemizi istiyor. Doğru ama Edmunds’un verileri, daha ümit verici.

– Bence oylamalıyız.

– Oylayacaksak bir şeyi bilmelisin. Brand?

 Bunu öğrenmeye hakkı var.

– Bununla bir ilgisi yok.

– Neyin?

 – Wolf Edmunds’a aşık.

– Doğru mu bu?

 – Evet. Ve bu da kalbimi dinlememe yol açıyor. Belki de tüm bunları teorilerle çözmek için çok vakit harcadık.

– Sen bilim insanısın, Brand.

– O hâlde inan bana sevgi bizim icat ettiğimiz bir şey değil. Gözlemlenebilir ve güçlü bir şey. Bir anlamı olmalı. Sevginin anlamı var, evet. Sosyal yarar, sosyal bağ, çocuğa destek… Ölen insanları seviyoruz. Bundaki sosyal yarar nedir?

 – Yok.

– Belki daha öte bir anlamı var, henüz anlayamadığımız bir şey. Belki bir tür kanıttır, bir üst boyuttan algılayamadığımız bir tür olgudur.

Evrenin bir ucundan, on yıldır görmediğim birine sürükleniyorum ölmüş olabileceğini bildiğim birine. Sevgi, zaman ve uzay boyutlarını aşabilen ve algılayabileceğimiz tek şeydir. Belki de buna güvenmeliyiz, henüz anlamasak bile.

Pekâlâ, Cooper… Evet Wolf’u tekrar görme ihtimali çok az olsa da beni heyecanlandırıyor.

– Bu yanıldığımı göstermez.

**

Brand, biliyor muydun?

 Sana anlattı, değil mi?

 Biliyordun.

Tüm bunlar dümendi.

Bizi burada bıraktınız.

Boğulma ya.

Açlıktan ölmeye. Donmuş bulut.

Her şey yolunda. Her şey yolunda. Her şey yolunda. Bir insan yüzü görmenin ne kadar iyi olduğunu öğrenmemek için dua edin. Başlangıçta çok umudum vardı ama bu kadar zamandan sonra kalmadı. Kaynaklarım tamamen tükendi. En son uykuya daldığımda uyanma zamanı bile kurmadım. Beni resmen ölüler arasından dirilttiniz.

 Lazarus.

– Ya diğerleri?

 – Tek siz vardınız, efendim. Eminim şu ana kadardır. Hayır, bu durumda diğerlerini kurtarma ihtimalimiz çok az. Dr. Mann. Dr. Mann?

 Bize dünyanızı anlatın. Umarım bizim dünyamız olur. Dünyamız soğuk amansız fakat inanılmaz güzel.

Günler 67 saat uzunluğunda, soğuk.

Geceler ise daha soğuk 67 saatten ibaret.

Yer çekimi çok hoş, Dünya’nın yüzde 80’i kadar. İndiğim yerde sular alkali özellikte ve havada birkaç dakikadan fazla solunamayacak kadar amonyak var ama yüzeyde ve katı bir yüzey var, klor dağılıyor. Amonyak yerini kristal hidrokarbonlara ve solunabilir havaya bırakıyor. Organik maddelere. Muhtemelen hayata. Bu dünyayı birileriyle paylaşıyoruz belki. Bu değerler yüzeyden mi?

 Yıllar zarfında pek çok sonda bıraktım.

– Ne kadar uzağı araştırdın?

 – Birkaç büyük keşif gezisi yaptım. Oksijen kısıtlı olduğu için işin büyük kısmını KIPP yaptı.

– Ona ne oldu, efendim?

 – Dejenerasyon. Bulduğumuz ilk organik maddeleri amonyak kristalleriyle karıştırdı. Bir süre direndik ama sonra onu devre dışı bıraktım ve görevi sürdürmek için güç kaynağını kullandım. Onu kapatmadan önce de yalnız olduğumu düşünüyordum! Ona bakmamı ister misiniz?

 Hayır. Hayır. Ona bir insanın dokunması lazım. Dr. Brand, CASE İletişim istasyonundan size bir mesaj yolluyor. Tamam. Hemen geliyorum. İzninizle.

Dr. Brand, babanızın öldüğünü üzülerek bildirmeliyim.

Acı çekmedi.

Huzur içindeydi.

Başınız sağ olsun. Murph mü bu?

 Büyümüş!

Brand, biliyor muydun?

 Sana anlattı, değil mi?

Biliyordun.

Tüm bunlar dümendi. Bizi burada bıraktınız.

Boğulma ya.

Açlıktan ölmeye.

Babam da biliyor muydu?

Baba?

Beni burada ölüme terk ettin mi bilmek istiyorum.

Bunu bilmeliyim. Cooper, ba… Babam tüm hayatını A Planı’na adadı. Murph’ün neden söz ettiğini bilmiyorum. Ben biliyorum. İnsanları Dünya’dan kurtarmayı hiç umut etmedi mi?

 Hayır. Fakat kırk yıldır yer çekimi denklemini çözmeye çalışıyor. Amelia, baba denklemini ben daha ayrılmadan çözdü. O hâlde niye kullanmadı?

 Denklem, görecelik ile kuvantum mekaniğini birleştiremiyor. Fazlası lazım. Fazlası?

 Neyin fazlası?

 Daha fazla veri. Bir karadeliğin içini görmek lazım. Doğa kanunları çıplak tekilliğe izin vermez. Romilly, doğru mu bu?

 Karadelik istiridyeyse, tekillik içindeki incidir. Yer çekimi o kadar güçlüdür ki hep karanlığın içinde ufkun ötesinde gizlidir. Bu yüzden karadelik denir. Tamam ama ufkun ötesini görebilirsek…

– Göremeyiz, Coop.

– Bazı şeylerin bilinmemesi gerekir. Baban, insan ırkını yok olmaktan kurtarmanın başka bir yolunu bulmalıydı. B Planı. Bir koloni. İnsanlara neden söylemedi?

 – O lanet istasyonları niye yaptırdı?

 – Çünkü insanları kendilerini değil de ırkı kurtarmak için çalıştırmanın zorluğunu biliyordu. Ya da çocuklarını. Saçmalık. Onları kurtarabileceğine inanmasan buraya gelmezdin. Evrimin bu basit engeli aşması şart. Tanıdıklarımıza karşı derin ve özverili sevgi duyarız ama bu empati daha ötesine nadiren uzanır.

Peki yalan.

Bu canice yalan?

 Affedilemez. Bunu biliyordu. Irkını korumak için kendi insanlığını yok etmeye hazırdı.

– İnanılmaz bir fedakarlık yaptı.

– Hayır. Dünya’da ölecek olan insanlar inanılmaz fedakarlık yapacak! Çünkü o kahrolası kibriyle bu durumu çaresiz ilan etti.

Üzgünüm, Cooper durumları çaresiz.

– Hayır. Hayır.

– Gelecek biziz.

**

– Ne bulmayı umuyorlar?

 – Hayatta kalmayı. Lanet olsun. İnsanların öğrenmeye hakkı yok mu?

 Panik işe yaramaz. Her zaman ki gibi çalışmalıyız. Profesör Brand bizi kandırıp bunu yapmadı mı?

 Brand bizden ümidini kesti. Ben hâlâ çözmeye çalışıyorum. Peki…

– …bir fikrin var mı?

 – Bir önsezi.

Sana hayaletimden söz etmiştim.

Babam korktuğum için ona hayalet dediğimi sanıyordu. Fakat hiç korkmamıştım.

Ona hayalet diyordum çünkü… Bana bir insan gibi geliyordu. Bana bir şey anlatmaya çalışıyordu. Dünya’da bir cevap varsa, oradadır bir şekilde o odada. Onu bulmalıyım. Vaktimiz azalıyor.

**

Zaten yolun büyük kısmında uyuyacağım. Dönüş yolun için bir önerim var.

– Neymiş?

 – Karadelikte son kez şansını dene.

Eve dönüyorum, Rom. Biliyorum. Bu sana hiç zamana mal olmayacak.

 Dünya’daki insanlar için bir şans var.

– Anlat.

– Gargantua, eski bir karadelik.

– Buna nazik tekillik diyoruz.

– Nazik mi?

 Pek nazik değiller. Kenar yer çekimi o kadar güçlü ki olay ufkunu hızla geçen bir şey kurtulabilir. Örneğin bir sonda.

– Geçince ne olacak?

 – Ufkun arkası tamamen gizem. Yani sonda’nın, tekilliği bir an görüp kuvantum verilerini iletemeyeceği ne malum?

 Nabız gibi atan her türlü enerji formunu iletmek için donatılmış biri olursa. Bu sonda ne zaman “biri” oldu,

**

Eve döneceğim.

Bağlılıkların var. Aile olmasa bile insanlara özlemin güçlü bir duygu olduğunu söyleyebilirim. Zaten bu duygu bizi insan yapan temel. Hafife alınmamalı.

Bir makine doğaçlama davranamaz çünkü ölüm korkusu programlanamaz. Hayatta kalma dürtümüz en büyük ilham kaynağımız. Mesela sen. Bir babasın ve hayatta kalma içgüdün çocuklarına kadar uzanıyor. Araştırmalara göre, ölmeden önce son gördüğün şey nedir dersin?

 Çocukların. Onların yüzleri. Ölüm anında zihnin, hayatta kalmak için biraz daha bastırır. Onlar için.

**

– Kurtulmak için ağırlık atmalıyız.

Newton’un üçüncü yasası.

İnsanların bir yere varmalarının tek yolu geride birilerini bırakmaktır.

**

– TARS?

 – Anlaşıldı.

– Kurtulmuşsun.

– Bir yerlerde beşinci boyutlarındayız.

Onlar bizi kurtardı. Evet?

 “Onlar” kim?

 Niye bize yardım etmek istiyorlar?

 Bilmem ama beş boyutlu gerçeklerinde anlayabilesin diye üç boyutlu bir uzay oluşturmuşlar.

– Evet ama işe yaramıyor.

– Evet, yarıyor.

Zaman burada fiziksel bir boyut olarak temsil ediliyor.

Bir gücün uzay-zamanı aşabileceğini fark ettin. Mesaj göndermek için yerçekimi.

Olumlu. Yerçekimi boyutları aşabilir, buna zaman dahil.

Öyle görünüyor.

– Kuvantum verileri elinde mi?

 – Evet. Elimde.

Tüm frekanslardan gönderiyorum ama hiçbir şey dışarı çıkmıyor. Bunu yapabilirim.

Bu kadar karmaşık veri bir çocuğa yollanır mı?

 – Herhangi bir çocuk değil.

– Başka?

 Hadi, baba. Yangın söndü! Hadi!

İletişim kursan bile bunun önemini yıllarca anlamayacak. Anlıyorum, TARS. Bir yolunu bulmalıyız yoksa Dünya’daki insanlar ölecek. Düşün!

Cooper, bizi buraya geçmişi değiştirelim diye getirmediler. Tekrar söyle.

Bizi buraya geçmişi değiştirelim diye getirmediler. Hayır, onlar bizi buraya getirmedi. Biz kendimizi getirdik. TARS, NASA koordinatlarını ikili kod olarak ver.

İkili kod. Anlaşıldı. Veri iletiliyor. “Bu bir hayalet değil.” – “Bu yer çekimi.” – Anlamadın mı, TARS?

 Kendimi buraya getirdim! Üç boyutlu dünyayla İletişim için buradayız. Biz köprüyüz! Onların beni seçtiğini sanmıştım.

– Beni değil, Murph’ü seçmişler.

– Ne için?

 Dünyayı kurtarmak için. Tüm bunlar küçük bir kızın yatak odası.

Her an. Sonsuz derecede karmaşık. Sonsuz zaman ve uzaya erişimleri var fakat hiçbir şeye bağlı değiller! Zamanda belli bir yeri bulamıyorlar. İletişim kuramıyorlar.

Bu yüzden buradayım. Murph’e anlatmanın bir yolunu bulmalıyım tıpkı bu anı bulduğum gibi.

– Nasıl, Cooper?

 – Sevgi, TARS, sevgi. Brand’in dediği gibi. Murph ile bağım ölçülebilir bir şey. Anahtar bu!

Ve yapmaya geldik buraya?

 Ona anlatmanın yolunu bulmaya. Saat. Saat. İşte bu. Verileri, yelkovanın hareketine şifreleyeceğiz. TARS verileri Mors alfabesine çevirip bana gönder.

Veriler çevriliyor.

Cooper, ya bunun için hiç geri dönmezse?

 Dönecek. Dönecek. Murph, arabasını görebiliyorum! Geliyor! Tamam. Aşağı iniyorum.

Nereden biliyorsun?

 Çünkü ona bunu ben verdim.

Anlaşıldı. Mors nokta-nokta-tire-nokta. Nokta-nokta-tire-nokta.

Nokta-tire-nokta-nokta. Nokta-tire-nokta-nokta.

Tire-tire-tire. Tire, tire, tire. Geri geldi! Oymuş bunca zaman! Bilmiyordum. Oymuş! Babam bizi kurtaracak.

Evreka! Gelenekseldir.

Evreka! İşe yaradı mı?

Eureka (veya ‘Heureka’; Yunanca: ερηκα/ηρηκα, Evreka şeklinde okunabilir) Arşimet’e atfedilen ünlü bir ünlemdir. Söylentiye göre şekilsiz bir cismin haciminin, suya battığı anda su hacmindeki değişikliği bularak bulunabileceğini keşfettiğinde banyodan çıplak bir şekilde sokağa fırlamış ve sokaklarda koşarken bu ünlem sözcüğünü haykırmıştır. Sözcük “(Onu) buldum!” benzeri bir anlama sahiptir. Bunun sonucu “Eureka!” bir keşfi kutlarken kullanılan bir ünlem halini almıştır.

 – Bence işe yaramış olabilir.

– Nereden biliyorsun?

 Çünkü kenardaki varlıklar geçidi kapatıyor. Anlamıyor musun, TARS?

 Onlar “varlık” değil. Onlar biziz. Benim Murph için yaptıklarımı benim için yapıyorlar. Hepimiz için.

Cooper, bunu insanlar yapmış olamaz. Hayır. Henüz değil. Fakat bir gün yapacaklar. Sen ve ben değil. Ama insanlar. Bildiğimiz dört boyutun ötesine evrimleşen bir medeniyet.

Şimdi ne olacak?

 Bay Cooper. Yavaş olun, efendim. Sakin ve yavaş, Bay Cooper. Unutmayın, artık genç değilsiniz. Aslında 124 yaşındasınız.

Yavaş olun, efendim. Çok şanslıydınız.

Ranger’lar sizi oksijeninizin bitmesine dakikalar kala buldu.

Neredeyim ben?

 Cooper İstasyonu. Şu anda Satürn yörüngesindeyiz. Cooper İstasyonu. Benim adımı vermeniz çok hoş.

– Ne?

 – İstasyon adını sizden değil, kızınızdan alıyor, efendim. Sizin ne kadar önemli olduğunuzu hep söylemiştir. Hâlâ hayatta mı?

 Birkaç hafta içinde burada olur. Başka bir istasyondan gelmek için çok yaşlı fakat bulunduğunuzu duyunca…

– Murphy Cooper’dan söz ediyoruz.

– Evet, öyle. Birkaç gün içinde sizi çıkarırız. Neler olduğunu görmek sizi heyecanlandıracaktır. Lisede hakkınızda kompozisyon yazmıştım. Dünya’daki hayatınızla ilgili her şeyi biliyorum. Evet. Doğru. Beni izleyin, sizin için çok iyi bir yer ayarladık. Bayan Cooper’a önerimi sunduğumda mükemmel olduğunu söylemesi beni sevindirdi.

LAZARUS / ENDURANCE’IN CESUR ERKEK VE KADINLARINA

– Sürekliydi. Sürekli uçuşan toprak.

– Tabii ki onunla şahsen konuşmadım.

Tabakları hep ters kapatırdık. Bardak ve kapları, ters koyardık.

Babam çiftçiydi. Eskiden herkesin olduğu gibi.

– Yeterince yiyecek yoktu.

– Küçük bez şeritleri burnumuzun ve ağzımızın üstüne sarardık, çok fazla toz solumayalım diye.

Benim için heyecan vericiydi çünkü umut vardı.

Kim tanımlıyor umurumda değil, abartmaya imkan yok. O kadar kötüydü.

– Çiftçiliği ne kadar sevdiğinizi doğruladı.

– Doğruladı demek?

 – Evet. Böyle gel. Evim, güzel evim. Her şey yerinde ve ait olduğu…

– Bu – Evet. Sizi bulduğumuzda Satürn yakınında bulduğumuz makine. Güç kaynağı vurulmuş fakat yenisini bulabiliriz.

– Evet. Lütfen.

– Ayarlar. Genel ayarlar. Güvenlik ayarları. Dürüstlük, yeni değer: – Yüzde 95.

– Onaylandı. Ek değişiklik?

 Mizah: – Yüzde 75.

– Onaylandı.

– Otomatik imha geri sayımı on, dokuz…

– Şunu yüzde 60 yapalım.

– Yüzde 60 onaylandı. Tak-tak.

– 55 mi istiyorsun?

 Gerçekten böyle miydi?

 Hiç bu kadar temiz değildi, uyanık. Başladığımız yere döndük havasını pek takmıyorum. Nerede olduğumuzu öğrenmek istiyorum.

Nereye gittiğimizi.

– Bay Cooper. Tüm aile burada.

– Evet.

– Aile mi?

 – Hepsi de onu görmeye geldi. Neredeyse iki yıldır kriyo-uykuda. Onlara çiftçiliği sevdiğimi söylemişsin.

Bendim, Murph.

Hayaletin bendim.

Biliyorum. İnsanlar bana inanmadı. Hepsini tek başıma yaptığımı düşündüler. Fakat kimin yaptığını biliyordum. Kimse bana inanmadı. Fakat döneceğini biliyordum.

 Nasıl?

 Çünkü babam bana söz verdi. Evet, artık buradayım, Murph. Buradayım. Hayır. Hiçbir anne-baba, çocuklarının ölümünü izlememeli. Artık kendi çocuklarım var.

Sen git. Nereye?

 Brand.

O uzayda bir kamp kuruyor.

Yalnız…

yabancı bir galakside.

Belki şu anda uzun bir uykuya dalmak üzeredir yeni güneşimizin ışığında yeni yuvamızda

GİTME O GÜZEL GECEYE TATLILIKLA/ Dylan Thomas

 

Gitme o güzel geceye tatlılıkla

İhtiyarlık yanmalı ve saçmalamalı gün kapandığında;

Öfkelen, öfkelen ışığın ölmesinin karşısında.

 

Akıllı adamlar, bilmelerine rağmen karanlık uygundur sonlarında,

Sözleri şimşek çaktırmamış olduğu için onlar

Gitmezler o güzel geceye tatlılıkla.

 

İyi insanlar, son defa ellerini sallarlar, bağırarak ne kadar parlak

Dans edebileceğini güçsüz eylemlerinin yeşil bir koyda,

Öfkelenirler, öfkelenirler ışığın ölmesinin karşısında.

 

Vahşi insanlar güneşi uçarken yakalamış olan,

Ve öğrenen, çok geç, yas tuttuklarını ona yolunda,

Gitmezler o güzel geceye tatlılıkla.

 

Ağır hastalar, ölüme yakın, körleştiren görme gücüyle gören

Kör gözlerin gök taşları gibi alevlendiğini ve şen olmasını,

Öfkelenirler, öfkelenirler ışığın ölmesinin karşısında.

 

Ve sen, benim babam, orada hüzünlü dorukta,

Yalvarırım, lanet et, hayırdua et bana şimdi acımasız göz yaşlarınla.

Gitme o güzel geceye tatlılıkla.

Öfkelen, öfkelen ışığın ölmesinin karşısında.

 

DO NOT GO GENTLE INTO THAT GOOD NIGHT

by Dylan Thomas

 

Do not go gentle into that good night,

Old age should burn and rave at close of day;

Rage, rage against the dying of the light.

 

Though wise men at their end know dark is right,

Because their words had forked no lightning they

Do not go gentle into that good night.

 

Good men, the last wave by, crying how bright

Their frail deeds might have danced in a green bay,

Rage, rage against the dying of the light.

 

Wild men who caught and sang the sun in flight,

And learn, too late, they grieved it on its way,

Do not go gentle into that good night.

 

Grave men, near death, who see with blinding sight

Blind eyes could blaze like meteors and be gay,

Rage, rage against the dying of the light.

 

And you, my father, there on the sad height,

Curse, bless, me now with your fierce tears, I pray.

Do not go gentle into that good night.

Rage, rage against the dying of the light.

 

 

Çeviren: Vehbi Taşar

 

BULUT ATLASI / Cloud Atlas (2012) Film

Yönetmen:Tom Tykwer | Andy Wachowski | Lana Wachowski |

Ülke: Almanya, ABD, Hong Kong, Singapore

Tür:Dram | Gizem | Bilim-Kurgu

Vizyon Tarihi:26 Ekim 2012 (Türkiye)

Süre:172 dakika

Dil:İngilizce

Senaryo:David Mitchell | Lana Wachowski | Tom Tykwer | tümü »

Müzik:Reinhold Heil | Johnny Klimek | Tom Tykwer | tümü »

Görüntü Yönetmeni:Frank Griebe | John Toll

Yapımcılar:Stefan Arndt | Alex Boden | David Brown |

 Oyuncular:     Tom Hanks, Halle Berry, Jim Broadbent devamı…

Özet

1850 yılında Pasifik Okyanusu’ndayız. Adam Ewing Yeni Zelanda’daki takım adalardan zorlu bir deniz yolculuğu yaparak Californiya’daki evine dönmektedir. 1930’lu yıllarda Belçika’da yaşayan beş parasız ama yetenekli bir bestekar olan Robert Frobisher’ın elinde Adam Ewing’in günlüğü vardır. Luisa Rey ise Reagan yönetimindeki Amerika’da yaşayan isyankar ruhlu bir gazetecidir. Yayın evi sahibi Timothy Cavendish ise alıcaklılarından canını kurtarmaya çalışır. Kendisini var eden sisteme isyan eden android garson Sonmi~451 ise yakın gelecekte Güney Kore’dedir. Zachry ise medeniyetin çöküşüne ve ilkel kabilelerin insanlığa hükmetmesine şahit olmak üzeredir…

Alt başlığının da dediği gibi Bulut Atlası’nda Geçmiş, Şimdi, Gelecek, Her Şey Birbiriyle Bağlantılı…

Lana ve Andy Wachowski kardeşlerin Alman yönetmen Tom Tykwer ile ortaklaşa senaryosunu yazıp yönettikleri filmde Tom Hanks, Halle Berry, Hugh Grant, Hugo Weaving, Jim Sturgess, Ben Whishaw, James D’Arcy, Doona Bae ve Susan Sarandon gibi her biri ayrı yıldız olan isimler yer alıyor.

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s