INTERSTELLAR / YILDIZLARARASI (2014) ALT YAZISI

 

Yönetmen: Christopher Nolan   

Senaryo: Jonathan Nolan, Christopher Nolan 

Ülke: ABD, İngiltere

Tür: Macera, Bilim-Kurgu

Vizyon Tarihi: 07 Kasım 2014 (Türkiye)

Süre: 169 dakika

Dil: İngilizce

Müzik: Hans Zimmer       

Nam-ı Diğer: Flora’s Letter | Untitled Steven Spielberg Space Project

Oyuncular:    Ellen Burstyn,    Matthew McConaughey,    Mackenzie Foy,    John Lithgow, Timothée Chalamet

Özet

Film, Kip S. Thorne’nun evrende ” solucan deliklerinin “ gerçekten var olduğu ve bu sayede zamanda yolculuğun mümkün olabileceği teorisinden ilham alınarak yaratılmıştır.

Filmin hikâyesi bir grup cesur kaşifin bu deliklerden birine gitmeye karar vermesi sonrasında gelişiyor. Bu bilinmeyen boyuta yapacakları yolculukta, birlikte kalabilmek için verdikleri mücadele her birini ayrı zorluklarla karşılaştırıyor.

Filmin Tüm Altyazısı

 

Babam bir çiftçiydi.

 O zamanlar herkes öyleydi.

  Elbette böyle başlamamıştı.

  Bilgisayar, çok zorladığını söylüyor.

  – Kontrolüm altında.

 – Katmanı geçiyorsun.

  Sistemi kapatıyorum Cooper.

  – Her şeyi kapatıyorum.

 – Hayır! Gücü arttırmam lâzım! Baba?

 Affedersin Murph.

 Yatağına geri dön bebeğim.

 – Seni hayalet sandım.

 – Hayır.

 Hayalet diye bir şey yoktur bebeğim.

 Büyükbabam hayalet yakalayabileceğini söylüyor.

 Hayır bebeğim, büyükbaban kendisi hayalet olmak üzere de ondan.

 Sen yatağına dön.

 Rüyanda kazayı mı görüyordun?

 Kıçını yatağına koy artık Murph.

  Buğday ölmüştü.

 Küflendi, biz de yakmak zorunda kaldık.

 Hâlâ mısırımız vardı.

  Tarlalar dolusu mısırımız vardı.

 Ama en çok olan şeyimiz tozdu.

  Size anlatamam, hiç gitmiyordu.

 Devamlı toz rüzgarı esiyordu.

  Bazen ağzımızın, burnumuzun üstüne bez parçaları takardık.

 Çok fazla solumayalım diye.

  Sofrayı kuracağımız zaman tabakları hep ters koyardık.

 Bardaklar, kupalar, hep baş aşağı olurdu.

 – Çabuk olun.

 Murph kımılda hadi.

 – Tom, bugün saat birde, seninle ambarda Herbisit Direnci işleyeceğiz, tamam mı?

 – Tamam.

 Sofrada olmaz Murph.

 Baba, bunu tamir edebilir misin?

 – İniş aracıma ne yaptın?

 – Ben yapmadım.

 – Dur tahmin edeyim, senin hayalet yaptı.

 – Raftan aşağı attı.

 – Kitapları da devirdi.

 – Hayalet diye bir şey yoktur şapşal.

 Araştırdım, buna kötü ruh deniyor.

 – Baba, anlat şuna.

 – Bu hiç bilimsel değil Murph.

 Bilim, bilmediklerimizi itiraf etmektir, demiştin.

 Seni sıkıştırdı.

 Eşyalarımızı korumaya başla.

 Coop.

 Tamam Murph, bilimden mi bahsetmek istiyorsun?

 Hayaletten korktuğunu söyleme.

 Daha ileri gitmelisin.

 Olguları kaydetmeli, analiz etmeli nasıl ve neden olduğunu anlamalı ve neticelerini sunmalısın.

 Anlaştık mı?

 – Anlaştık.

 – Tamam.

 – Okulda iyi günler.

 – Bekle.

 Baba-öğretmen görüşmesi var.

 Baba, büyükbaba değil.

 Sakin ol turbo.

 Bu toz fırtınası değil.

 – Nelson, tüm mahsülünü yakıyor.

 – Küflenmiş mi?

 Son bamya hasadı olduğunu söylüyorlar.

 Bir daha olmazmış.

 – O da hepimiz gibi mısır ekmeliydi.

 – Bayan Hanley’e kibar davran.

 – Kadın bekâr.

 – Bu ne demek şimdi?

 Dünyaya tekrar nüfus kazandırmalıyız.

 Üstüne düşeni yapmaya başla delikanlı.

 Sen neden kendi işine bakmaya başlamıyorsun?

 İhtiyar.

 Tamam Murph, ikiye at.

 Şimdi de üç.

 Vitese geçir artık şapşal.

 – Dişliyi yedin.

 – Kes sesini Tom!

– Ne yaptın Murph?

 – O bir şey yapmadı.

 – Lastik patladı.

 – Murphy Yasaları.

 Kes sesini!

– Yedek lastiği getir Tom.

 – Bu yedekti zaten.

 Yama takımını getir.

 Bunu burada nasıl yamayayım?

 Bir yolunu bulmak zorundasın.

 Ben hep yardım etmek için burada olamam.

 Ne oluyor Murph?

 Annemle sen niye bana kötü bir şeyin adını verdiniz?

 Vermedik.

 Murphy Yasaları?

 Murphy Yasaları, kötü bir şey olacağını söylemez.

 Olabilecek şeylerin, olacağını söyler.

 Bu da bize uygun geldi.

 Atlayın.

 Atlayın, gidelim.

 Patlak lastik ne olacak?

 Evet.

 Bu bir Hint Hava Kuvvetleri İHA’sı.

 Güneş hücreleri tüm çiftliğe enerji verebilir.

 Direksiyona geç Tom.

 Hadi, hadi.

 Bunu ona doğru tut.

 – Daha hızlı Tom, onu kaybediyoruz.

 – Tamam.

 Tam ona doğrult.

 Dayanın, işte böyle, işte böyle.

 İyi sürüyorsun Tom.

 – Baba?

 – Az kaldı, sakın durma, durma.

 – Baba?

 – Tom! Ne?

 Bana sürmeye devam et dedin.

 Uçurumdan aşağı sür desem ne yapacağını öğrenmiş olduk.

 – Onu kaybettik.

 – Hayır etmedik.

 Bir tur atmak ister misin?

 Evet.

 İşte böyle.

 Onu aşağıya indirelim, rezervuarın kenarına.

 Güzel indirdin.

 Sence ne zamandır havada?

 Delhi Görev Kontrol, bizimkiyle aynı zamanda çöktü, 10 yıl önce.

 10 yıldır mı yani?

 – Niye o kadar alçak uçuyordu?

 – Bilmem.

 Belki güneş, beynini yakmıştır veya bir şey arıyordur.

 Ne?

 Düz geniş ağızlıyı ver.

 Belki bir sinyal yakalamıştır.

 Bilmiyorum.

 – Bununla ne yapacaksın?

 – Sosyal sorumluluk görevi vereceğim biçerdöver sürmek falan.

 – Bıraksak gitse, olmaz mı?

 Kimseye zararı yoktu.

 Bu da uyum sağlamayı öğrenmeli Murph, bizim gibi.

  – Ne yapıyoruz?

 Siz de geliyor musunuz?

 – Benim dersim var.

 Bunun beklemesi gerek.

 – Ne yaptın?

 – İçeri girince sana anlatırlar.

 – Kızacak mıyım?

 – Bana değil.

 – Lütfen kızmamaya çalış.

 – Sakin ol.

 Ben hallederim.

 – Geç kaldın Coop.

 – Evet, lastik patladı.

 Sanırım Asya savaş uçağı dükkanına uğraman gerekti bir de.

 Hayır efendim, aslında bu bir gözetleme İHA’sı.

 – Muhteşem güneş hücreleri var.

 Hint malı.

 – Oturun.

 Tom’un notları geldi.

 – Harika bir çiftçi olacak.

 – Evet, yeteneği var.

 Ya üniversite?

 Üniversite bir avuç kişi alıyor.

 Yeterli kaynakları yok.

 Hâlâ vergilerimi ödüyorum.

 O para nereye gidiyor?

 Ordu kalmadı artık.

 Üniversiteye gitmiyor.

 Bak Coop, gerçekçi olmak zorundasın.

 Oğlumu üniversite listesinden eliyor musunuz?

 Çocuk daha 15 yaşında.

 – Tom’un notları yeterince yüksek değil.

 – Bel ölçün kaç?

 – Bacak içinden 81, 82 mi?

 – Nereye varmak istediğini anlamadım.

 Senin kıçını ölçmek için iki sayı gerek ama oğlumun geleceğini ölçmek için tek sayı yeter mi diyorsun?

 Yapma, sen iyi eğitimli bir adamsın Coop.

 – Ve deneyimli bir pilotsun.

 – Ve bir mühendisim.

 Şu anda daha fazla mühendise ihtiyacımız yok.

 Televizyon ekranı veya uçak kıtlığı çekmiyoruz, yiyecek kıtlığı çekiyoruz.

 Dünyanın çiftçiye ihtiyacı var.

 Senin gibi iyi çiftçilere ve Tom gibi.

 – Eğitimsiz çiftçilere.

 – Biz bakıcı bir nesiliz Coop.

 Her şey iyiye gidiyor.

 Belki torunların– Konuşmamız bitti mi efendim?

 Hayır.

 Bayan Hanley, Murph hakkında konuşacak.

 Murph harika bir çocuk, çok zeki.

 Ama son zamanlarda küçük bir sorunu var.

 Bunu diğer öğrencilere göstermeye getirdi.

 Ay inişleri kısmı.

 Evet, eski ders kitaplarımdan biri.

 Bu resimlere hep bayılırdı.

 Bu eski bir federal ders kitabı.

 Düzeltilmiş sürümlerle değiştirdik.

 – Düzeltilmiş mi?

 – Apollo görevlerinin, Sovyetler Birliği iflas etsin diye uydurulduğunu açıklıyor.

 Ay’a gittiğimize inanmıyor musunuz?

 Sovyetler’in kaynaklarını roketlere ve başka işe yaramaz makinelere akıtarak çökmelerini sağlayan akıllıca bir propoganda olduğuna inanıyorum.

 İşe yaramaz makineler mi?

 20. yüzyıldaki aşırılık ve israfı tekrarlamak istemiyorsak çocuklarımıza bu gezegeni öğretmeliyiz.

 Buradan ayrılma masallarını değil.

 Eskiden yaptıkları o işe yaramaz makinelerden biri de tomografiydi.

 Elimizde onlardan kalmış olsaydı, doktorlar karımın beynindeki kisti o ölmeden önce bulurdu, sonradan değil.

 O zaman burada sizi dinleyen kişi ben değil o olurdu bu da iyi bir şey çünkü ikimizden  sakin olan hep oydu.

 Karınız için üzgünüm Bay Cooper.

 Ama Murph, sınıf arkadaşlarından birkaçıyla kavga etti.

 Bu Apollo saçmalığı yüzünden.

 O yüzden sizi çağırıp, onun bu davranışıyla ilgilenmek için evde ne yapmayı düşündüğünüzü sormak istedik.

 Evet, bakın ne diyeceğim, yarın akşam maç var.

 Bu aralar beyzbol aşamasından geçiyor, en sevdiği takımın maçı var.

 Şeker ve gazoz da olacak  Onu maça götürmeyi düşünüyorum.

 Nasıl geçti?

 Sana uzaklaşma aldırdım.

  – Ne?

 – Cooper.

  – Ben Cooper.

 Konuş.

 – Coop, topladığın biçerdöverler sapıttı.

  – Kontrolleri yeniden başlat.

 – Başlattım ama gelip bakmalısın.

  Birer birer tarlayı geçip, ilerlemeye devam ettiler.

 Bir şey pusulalarını bozuyor.

  Manyetizma veya öyle bir şey.

 Hangi kitap olduğu önemli değil.

 Dediğin gibi üzerinde çalışıyordum.

 – Boşlukları saydım.

 – Neden?

 Hayalet iletişim kurmaya çalışıyor olabilir diye.

 Mors alfabesini deniyorum.

 – Mors mu?

 – Evet, kısa ve uzun işaretler.

 Bu– Mors kodunun ne olduğunu biliyorum Murph.

 Ama yine de kitaplığının seninle konuşmaya çalıştığını düşünmüyorum.

 Anomaliyi dengelemek için her pusulayı ve GPS’i tekrar ayarlamam gerekti.

 – Neymiş o?

 – Bilmiyorum.

 Bu ev manyetik bir maden üzerine inşa edilmiş olsa traktörü ilk çalıştırdığımızda bunu görürdük.

 Okuldaki toplantın iyi geçmemiş diye duydum.

 Duydun mu?

 Kim olduğumuzu unutmuş gibiyiz Donald.

 Kâşifler, öncülerdik, bakıcı değil.

 Ben çocukken, her gün yeni bir şey üretiyorlardı sanki.

 Bir alet veya bir fikir.

 Sanki her gün noeldi.

 Ama altı milyar insan  Bir düşünsene.

 Her biri de bunların hepsine sahip olmaya çalışıyordu.

 Bu dünya o kadar kötü değil.

 Tom da iyi olacak.

 Buraya ait olmayan sensin.

 40 yıl geç veya 40 yıl erken doğmuşsun.

 Kızım biliyordu.

 Tanrı rahmet etsin.

 Senin çocuklar da biliyor, bilhassa Murph.

 Eskiden göğe bakıp yıldızlardaki yerimizi merak ederdik.

 Şimdi yere bakıp, topraktaki yerimize kafa yoruyoruz.

 Cooper, sen bir konuda iyiydin ve bununla bir şey yapma şansın hiç olmadı.

 Üzgünüm.

  Size yiyecek veren toprağın aleyhinize dönmesini ve sizi yok etmesini beklemiyorsunuz.

 Doğru hatırlıyorsam Nisan ayıydı, sanırım 15 Nisan’dı.

 Saat 13:30 gibi oldu, kanyonun tepesinden geldi.

 Benim zamanımda esaslı oyuncular vardı.

 Bu sersemler de kim?

 Benim zamanımda insanlar yiyecek mücadelesiyle meşgul, beyzbol şöyle dursun.

 Maçta patlamış mısır yemek hiç doğal değil.

 Ben sosisli sandviç istiyorum.

 Okuldakiler, benim izimden geldiğini söylüyor.

 – Bence bu harika.

 – Sence harika mı?

 Çiftçilikten nefret ediyorsun baba.

 Büyükbabam söyledi.

 Büyükbaban söyledi demek.

 Önemli olan tek şey senin ne düşündüğün.

 Yaptığın işi seviyorum.

 Çiftliğimizi seviyorum.

 Bu işte çok da iyi olacaksın.

 Hadi buradan gidelim.

 İyice arttı.

 Pekâlâ millet, maske takalım.

 – Tom, Murph?

 – Tamam.

 Taktınız mı?

 Murph, Tom, pencerelerinizi kapadınız mı?

 Murph! – Hayalet.

 – Yastığını al.

 Tom’un yanında yatacaksın.

 Bu hayalet değil.

 Yerçekimi.

  Tom’u bırakıp, kasabaya gideceğim.

 Orayı temizleyecek misiniz?

 Ona dua etmeniz bitince.

 Bu mors değil Murph, ikili kod.

 Kalınlar 1, inceler 0.

 Koordinatlar.

 Hayır.

 İşte burası.

 Bunu kaçıramam.

 Büyükbaban birkaç saate dönecek Murph.

 Ama orada ne bulacağını bilmiyorsun.

 İşte bu yüzden seni götüremem.

 Murph?

 Büyükbaban birazdan döner, ona söyle, telsizden onu ararım.

 Tanrım!  Ne yapıyorsun sen?

 Komik mi sence?

 Ben olmasam burada olmazdın.

 Bir işe yara.

 Murph.

 Murph.

 Galiba yolun sonu burası.

 Tel keskisini getirmedin mi?

 İşte benim kızım.

 – Tellerden uzaklaş.

 – Hayır, hayır.

 Ateş etme.

 Ateş etme.

 Silahsızım.

  Kızım arabada.

 Korkma.

 – Burayı nasıl buldun?

 – Kızım nerede?

 Haritanda tesisin koordinatları işaretlenmişti.

 Bu koordinatları nereden buldun?

 – Kızım nerede?

 – Bana yine kendini indirtme, otur yerine! Kendini hâlâ asker mi sanıyorsun dostum?

 Artık asker yok.

 Senin gibi gürültücülere çimlerimi biçtiriyorum.

 Bu koordinatları nereden buldun?

 İkinci çim biçme makinam olmak istemezsen seni fazla nitelikli bir elektrik süpürgesi yapabilirim.

  Bunu yapmayacaksın.

 TARS, geri çekil lütfen.

 Eski ordu güvenliği kullanarak risk alıyorsun.

 Bunlar eskidir ve kontrol birimlerinin ne yapacağı belli olmaz.

 Hükümetin elinde bunlar var.

 – Kimsin sen?

 – Doktor Brand.

 – Bir Doktor Brand tanırdım, adam profesördü.

 – Benim olmadığımı nereden biliyorsun?

 Senin kadar güzel de değildi.

 Lütfen Doktor Brand.

 Burada ne olduğunu bilmiyorum.

 Ama kızım için korkuyorum ve yanımda olmasını istiyorum.

 Bunu sağlarsan, bilmek istediğin her şeyi anlatırım.

 Müdürleri ve kızı, konferans odasına getir lütfen.

 Kızın gayet iyi.

 Akıllı bir çocuk.

 Annesi çok akıllıydı herhalde.

 Ziyaretçi istemediğiniz aşikâr.

 Bizi bırakın da tellerden geri çıkıp, kendi yolumuza gidelim, olmaz mı?

 – O kadar basit değil.

 – Tabii ki basit.

 Bak, hakkınızda hiçbir şey bilmiyorum.

 Burası hakkında da hiçbir şey bilmiyorum.

 Evet, biliyorsun.

 Baba! Merhaba Cooper.

 Profesör Brand.

 Bu tesisi nasıl bulduğunu açıkla.

 Aslında tesadüfen rast geldik.

 Hurda arıyorduk– Dünyada en iyi saklanan sırrın içinde oturuyorsun.

 Kimse buraya tesadüfen gelmez, kimse de tesadüfen çıkmaz.

 Cooper, lütfen bu insanlarla işbirliği yap.

 Aslında açıklaması güç.

 Biz  bu koordinatları bir anomaliden öğrendik.

 – Nasıl bir anomali?

 Doğa üstü terimini kullanmaya çekiniyorum ama bilimsel de değildi.

 Daha belirgin konuşmalısınız Bay Cooper.

 Hemen.

 Yerçekimiydi.

 Ne tür bir yerçekimsel anomali  nerede oldu bu?

 Yerçekimini duyunca heyecanlanmana sevindim dostum ama teminat alıncaya dek başka cevap almayacaksınız.

 – Teminat mı?

 – Evet.

 Buradan çıkmamız mesela.

 Bir arabanın bagajında değil tabii.

 – Kim olduğumuzu bilmiyor musun Coop?

 – Hayır profesör, bilmiyorum.

 Babam, Profesör Brand’i tanıyorsun.

 Biz NASA’yız.

 – NASA?

 – NASA.

 Senin uçtuğun NASA.

 Sizi kapattıklarını duymuştum efendim, stratosferden, aç insanların tepesine bomba atmayı reddettiğiniz için.

 İnsanları öldürmenin uzun vadeli bir çözüm olmadığını anladıklarında bize tekrar ihtiyaçları oldu.

 Gizlice.

 – Neden gizlice?

 – Çünkü halk, uzay keşiflerine para harcamaya izin vermezdi.

 Masaya yemek koymak için boğuşurken olmazdı.

 Küf.

 Buğday, yedi yıl önce.

 Bu sene de bamya.

 Artık sadece mısır kaldı.

 Hiç yetiştirmediğimiz kadar çok yetiştiriyoruz.

 Evet ama İrlanda’daki patates ve toz fırtınasındaki buğday gibi mısır da ölecek.

 Yakında.

 Bir yolunu buluruz profesör, hep bulduk.

 Dünya’nın bize ait olduğuna dair sarsılmaz inançla mı söylüyorsun?

 Sadece bizim değil.

 Ama bizim yuvamız.

 Dünya atmosferinin yüzde 80’i nitrojen.

 Biz nitrojen solumayız.

 Küf solur ve yayıldıkça, havamızdaki oksijen giderek azalıyor.

 Açlıkla boğuşan son kişiler, ilk boğulanlar olacak.

 Kızının nesliyse Dünya’da yaşayan son nesil olacak.

 Murph biraz yoruldu, benim büromda uyuyabilir mi diye soruyor.

 Evet, teşekkür ederim.

 Tamam.

 Söyleyin bana, dünyayı kurtarmak için planınız nedir?

 Kaderimiz dünyayı kurtarmak değil, buradan ayrılmak.

 Rangerlar.

 Yörüngedeki çok amaçlı tek gemimizin son unsurları.

 Endurance.

 Son keşif seferimiz.

 Yeni bir yuva aramak için adam mı yolladınız?

 – Lazarus görevleri.

 – Kulağa eğlenceli geliyor.

 – Lazarus ölümden dönmüştü.

 – Evet ama önce ölmesi gerekti.

 Güneş sistemimizde hayatı destekleyecek bir gezegen yok ve en yakın yıldız 1000 yıldan daha uzakta.

 Yani buna boş çaba demek bile fazla.

 Onları nereye yolladınız?

 Cooper, bu araca pilotluk etmeyi kabul etmezsen daha fazlasını anlatamam.

 – Elimizdeki en iyi pilot sendin.

 – Stratosferden dışarı hiç çıkmadım.

 Bu ekip simülatörden dışarı hiç çıkmadı.

 Bir pilota ihtiyacımız var ve sen bu görev için eğitildin.

 Haberim bile olmadan mı?

 Bir saat önce benim yaşadığımı bile bilmiyordunuz ama yine de gidiyordunuz.

 Başka şansımız yoktu.

 Buraya seni bir şey yolladı.

 – Onlar seni seçti.

 – Kim onlar?

 – Ne kadar süre burada olmayacağım?

 – Bilmek zor.

 – Yıllarca.

 – Çocuklarım var profesör.

 Oraya gidip onları kurtar.

 Kim onlar?

 Yerçekimsel anomalileri neredeyse 50 yıl önce tespit etmeye başladık.

 Çoğunlukla yukarı atmosferde, aletlerimizdeki ufak arızalarla.

 Aslında senin de başına geldiğine inanıyorum.

 Evet, katmana çıktığımda.

 Yaptığım kaza, bir şey uçuş kumanda sistemimi bozmuştu.

 Aynen.

 Ama bu anomalilerden en önemlisi şu.

 Satürn’ün yanında.

 Uzayzamanda bir bozunum.

 – Bu bir solucan deliği mi?

 – 48 yıl önce belirdi.

 – Peki, nereye çıkıyor?

 – Başka bir galaksiye.

 Bir solucan deliği doğal oluşan bir fenomen değildir.

 – Oraya biri yerleştirmiş.

 – Onlar mı?

 Onlar her kimse, görünüşe göre bizi koruyorlar.

 O solucan deliği, başka yıldızlara seyahat etmemizi sağlıyor.

 Tam ona ihtiyacımız varken geldi.

 Potansiyel olarak yaşanabilir dünyalara ulaşabilmemizi sağladılar.

 – İlk sondalarımıza göre aslında 12.

 – Bunun içine sonda mı yolladınız?

 Onun içine insan yolladık, 10 yıl önce.

 Lazarus görevleri.

 12 olası dünya, 12 Ranger fırlatıldı.

 Gelmiş geçmiş en cesur insanları taşıyorlardı.

 Harikulade biri olan Doktor Mann liderlik etti.

 Her birinin iniş podu, 2 yıl yetecek yaşam desteğine sahip.

 Ama bunu uzatmak için hibernasyon kullanabilirler.

 Organik gözlemlerini 10 yıl veya daha fazla yapabilirler.

 Görevleri, dünyalarını değerlendirmek ve potansiyel görürlerse sinyal yollamak ve uzun uykuya dalıp kurtarılmayı beklemekti.

 – Ya dünya umut vaadetmiyorsa?

 O yüzden cesurlar.

 – 12’sini de ziyaret edecek kaynağınız yok.

 – Yok.

 solucan deliğinden gelen veri aktarımı çok temel.

 Yıllık olarak gelen basit ikili pingler.

 Hangi dünyaların potansiyeli olduğuna dair ipucu veriyor.

 Bir sistem umut vaadediyor.

 Bir tane mi, bu biraz zayıf değil mi?

 Üç potansiyel dünyası olan bir sistem mi?

 Hiç de zayıf değil.

 Peki.

 Eğer bir yuva bulursak o zaman ne olacak?

 – İşte zayıf olan bu.

 Bir A planı var bir de B planı.

 Fırlatma bölümünde tuhaf bir şey fark ettin mi?

 Bu tesisin tamamı bir santrifüj.

 – Bir çeşit araç mı?

 Bir uzay istasyonu mu?

 – İkisi de.

 Bu A planı.

 Bunu yerden nasıl kaldıracaksınız?

 İlk yerçekimsel anomaliler her şeyi değiştirdi.

 Yerçekimi gücünü kullanmanın gerçek olduğunu anladık birden.

 Bir teori üzerinde çalışmaya başladım ve bu istasyonu inşa etmeye başladık.

 Ama henüz çözemediniz.

 Bu yüzden de B planı var.

 Sorun, yerçekimi.

 Yeterli sayıda insanı gezegenden nasıl çıkarabiliriz?

 Bir yolu bu.

 B planı, nüfus bombası.

 5 binden fazla döllenmiş yumurta, 900 kilodan az tutuyor.

 Onları nasıl yetiştireceksiniz?

 Gemideki ekipmanla, ilk onunu kuluçkaya yatırıyoruz.

 Ondan sonra taşıyıcı annelikle büyüme hızı artıyor.

 30 yıl içinde yüzlerce kişilik bir kolonimiz olabilir.

 Kolonileşmedeki asıl zorluk, genetik çeşitlilik.

 Onu da bu çözüyor.

 İyi ama ya buradaki insanlar?

 Onlardan vaz mı geçeceksiniz?

 – Benim çocuklarımdan?

 – O yüzden A planı daha eğlenceli.

 – Ne kadar ilerledin?

 – Az kaldı.

 Benden her şeyi “az kaldı”ya bağlamamı mı istiyorsun?

 – Bana güvenmeni istiyorum.

 Bize yeni bir yuva bul.

 Sen dönene kadar, yerçekimi problemini çözmüş olurum.

 Sana söz veriyorum.

  Git başımdan!  – Murph.

 – Git.

 Gidiyorsan git işte.

  Bu dünya sana hiç yetmedi, değil mi Coop?

 Oraya gitmek için doğmuş gibi hissettiğim için mi?

 Ve beni heyecanlandırdığı için?

 – Bu, bunu yanlış yapmaz.

 – Yapabilir.

 Yanlış nedenlerle yapılan doğru şeye güvenme.

 – Bir şeyin nedeni, o şeyin temelidir.

 – Temel sağlam.

 Biz çiftçiler, her yıl burada oturup yağmur yağmayınca şöyle diyoruz: Önümüzdeki sene.

 Önümüzdeki sene bizi kurtarmayacak, sonraki de.

 Bu dünya bir hazine Donald ama bir süredir bize gitmemizi söylüyor.

 İnsanoğlu Dünya’da doğdu burada ölmek kaderinde yoktu.

 Tom’a bir şey olmaz ama Murph’le aranı düzeltmen lâzım.

 Düzeltirim.

 Tutamayacağın sözler vermeden.

 Benimle konuşmalısın Murph.

 Gitmeden önce aramızı düzeltmeliyim.

 O zaman düzeltmeyelim de burada kal.

 Siz doğduğunuzda annen bana tam anlayamadığım bir şey demişti.

 Demişti ki; “Artık biz sadece çocuklarımıza hatıra olmak için varız.

” Galiba şimdi ne demek istediğini anlıyorum.

 Bir kez ebeveyn olunca, çocuklarının geleceğinin hayaleti oluyorsun.

 Hayalet yoktur demiştin.

 Doğru Murph.

 Bana bak.

 Şu an hayaletin olamam.

 Var olmam gerek.

 Beni seçtiler.

 Murph, beni seçtiler.

 Sen de gördün.

 Beni onlara sen götürdün.

 İşte bu yüzden gidemezsin! Mesajı çözdüm.

 Tek kelime.

 Neymiş biliyor musun?

 – Murph.

 – “KAL.

” – Burada “KAL” yazıyor baba.

 – Murph.

 Bana inanmıyorsun.

 Kitaplara bak.

 Bak “KAL” yazıyor.

 – Niye dinlemiyorsun?

 “KAL” yazıyor! – Geri döneceğim.

 Ne zaman?

 Biri sana biri bana.

 Yukarıda hiperuykudayken veya  veya ışık hızına yakın seyahat ederken veya bir kara deliğin yakınındayken  benim için zaman farklı olacak.

 Daha yavaş akacak.

 Geri döndüğümüzde bunları kıyaslarız.

 – Zaman bizim için farklı mı akacak?

 Evet.

 Belki ben geri dönene dek, seninle aynı yaşta olabiliriz.

 Senle ben.

 Nasıl?

 Düşünsene.

 – Murph.

 – Ne zaman döneceğini bilmiyorsun.

 – Hiçbir fikrin yok! – Murph.

 Murph böyle  bu hâlde ayrılmama izin verme.

 Murph.

 Böyle gitmeme izin verme Murph! Seni seviyorum.

 Sonsuza dek.

 Duydun mu?

 Seni sonsuza dek seveceğim.

 Geri döneceğim.

 Geri döneceğim.

 – Nasıl geçti?

 – İyi.

 Çok iyi.

 Seni seviyorum Tom.

 – Yolculukta dikkatli ol, tamam mı?

 – Tamam.

 Buraya benim için bak, olur mu?

 Tamam mı?

 – Sen yokken kamyonetini kullanabilir miyim?

 – Senin kamyonetini mi diyorsun?

 Buraya getirmelerini söylerim.

 Çocuklarıma göz kulak ol Donald.

  Ana motorlar çalıştırılıyor.

 10 saniye var.

  – Baba! Baba! – Dokuz.

  – Sekiz, yedi.

 – Baba!  Altı, beş.

 Ana motorlar çalışıyor.

  Dört, üç, iki, bir.

 İticiler ateşleniyor.

  Tüm motorlar iyi görünüyor.

 “Roll program”ına başlıyorum.

  İlk aşama ayrılış için hazırlanın.

  İlk aşama.

  İlk hedefe ulaşıldı.

 Herkes iyi mi?

 Robot kolonim için çok köle var mı?

 Ekibe daha iyi uyum sağlaması için mizah ayarı yaptılar.

 – Bizi rahatlattığını düşünüyor.

 – Kocaman, alaycı bir robot.

 Ne harika bir fikir.

 Espri yaparken işaret lambamı yakabilirim istersen.

 Faydası olabilir.

 Evet, seni hava deliğinden attığımda gemiye dönüş yolunu bulmakta kullanabilirsin.

 – Mizah ayarın kaçta TARS?

 – Yüzde 100.

 75’e indir lütfen.

  İkinci aşama ayrılış.

 – Tüm aktarımlar manuele geçiyor.

 – Manuele geçiyor.

 Sonda ısıtıcıları bir, iki ve üç devre dışı bırak.

 Tamam.

  – Kontrolü alıyorum.

 – Kontrolü sana devrediyorum.

 – Otomatik yön bulucu tamam.

 – Tamam.

 Öniticiler tamam.

 Yakıt hücreleri, bir, iki, üç.

 – Yüzde 100.

 – İzole edildi.

 Her şeyi geride bırakmak zor.

 Çocuklarımı.

 – Senin babanı.

 – Birlikte çok zaman geçireceğiz.

 – Birbirimizle konuşmayı öğrenmeliyiz.

 – Ne zaman konuşmayacağımızı da.

 – Dürüst oluyorum sadece.

 – Bence o kadar dürüst olman gerekmez.

 – TARS, dürüstlük göstergen kaçta?

 – Yüzde 90.

 Yüzde 90 mı?

 Mutlak dürüstlük, duygusal varlıklarla iletişim kurarken ne en diplomatik ne de en güvenli yoldur.

 – Tamam.

 Yüzde 90 olsun o zaman Doktor Brand.

 Endurance’a geliyoruz.

 12 dakika var.

 Tamam, kontrolü alıyorum.

 Modül girişine yanaşıyorum, 500 metre.

 Tamamen sende Doyle.

 Sakin ve yavaş ol Doyle, sakin ve yavaş.

 – İyi gidiyoruz.

 – Bizi eve götür.

 Kilitlenildi.

 – Hedefe kilitlenildi.

 – Hedefe kilitlenildi.

 – Aferin.

 – Tamam, kaskları takın.

 İyi işti.

 Kapıya güç gelmiyor.

 Boş verin.

 Cooper, kontrolü almış olmalısın.

 Kontrol bende.

  Halka modülle iletişim faal.

 Bunu üye aldım.

 – Dönmeye hazır mıyız?

 – Bir saniye.

 – Merhaba CASE.

 – Merhaba TARS.

 – Tamam, hazırız.

 – Pekâlâ, hadi başlayalım.

  Yüzde 30 dönüş.

  Bir G.

  Arkada yerçekimi nasıl?

 – Romilly, iyi misin?

 – Evet.

 – İyi misin?

 – Evet, bir dakika durayım.

 Tamam, hibernasyon podunda bulantı giderici olması lâzım.

 Ben gidip, getireyim.

 – Dondurucu yataklarda olmalı.

 Hemen gelirim.

 – Brand?

 – Evet.

 – Çok getir.

  Amelia, dikkatli ol.

  – Doktor Mann’e saygılarımı ilet.

 – İletirim baba.

  Güzergâhınız iyi görünüyor.

 Satürn’e iki yılda varacağınızı hesapladık.

 Çok bulantı giderici lâzım demektir.

 Aileme göz kulak olun lütfen, olur mu efendim?

  Geri döndüğünüzde sizi bekliyor olacağız.

  Daha yaşlı ve daha akıllı ama sizi gördüğümüze mutlu olacağız.

  Gitme usulca o iyi gecelere.

  Yanmalı yaşlılık ve coşkulanmalı günün sonunda.

  Hiddetlen, hiddetlen ışığın ölümü karşısında.

  Sonları geldiğinde bilge adamlar, karanlığın haklı olduğunu bilir gerçi.

  Sözleri şimşekler gibi çakmadığı içindir ki   Gitmezler usulca o iyi gecelere.

  Hiddetlen, hiddetlen ışığın ölümü karşısında.

  – İyi misin?

 – Evet.

 Teşekkür ederim.

 Haplarını al.

 Çok yalnız.

 Birlikteyiz.

 Doktor Mann’in durumu daha kötüydü.

 Hayır, onları kast ettim.

 Mükemmel bir gezegen ve onun gibisini bulamayacağız.

 Hayır, yeni bir apartman dairesi bakmaya benzemiyor.

  İnsan ırkı, sürüklenecek.

  Soluklanmak için çaresizce dayanacağı bir kaya arayacak.

 O kayayı bulmalıyız ve üç olasılığımız da insan yaşamını desteklemenin tam sınırında.

 Laura Miller’ın gezegeni ilk sırada.

 Laura, biyoloji programımızı başlattı.

 – Wolf Edmunds burada.

 – Bana Edmuns’u anlat.

 Wolf, partikül fizikçisidir.

 İçlerinden ailesi olan var mı?

 Hayır, hiçbirinin bir bağı yok.

 Babam bunda ısrar etti.

 Hepsi tekrar bir insan görme olasılığının ne olduğu biliyordu.

 Umarım en azından üçünü şaşırtabiliriz.

 – Peki ya Mann?

 – Doktor Mann, harikulade biri.

 En iyimizdir.

 İnsanlık tarihindeki en yalnız seyahatte 11 kişiye peşinden gelmeye ilham verdi.

 Bilimciler, kâşifler.

 Bunu seviyorum.

 Orada büyük şeylerle karşılaşacağız.

 Ölümle ama kötülükle değil.

 Doğanın kötü olabileceğini düşünmüyor musun?

 Hayır.

 Zorlu ve korkutucu olabilir ama kötü değil.

 Bir aslan, bir ceylanı parçaladığı için kötü müdür?

 Sadece içimizdekiler yani?

 Evet.

 Bu mürettebat, insanlığın en iyilerini temsil ediyor.

 – Ben bile mi?

 – Yüzde 90’da anlaşmıştık.

 Al işte.

 – Fazla kalma.

 – Hemen gelirim.

 Unutma Coop, kelimenin tam anlamıyla boşa nefes tüketiyorsun.

 TARS, güzergâhın üstünden bir daha geçelim.

 Mars’a sekiz ay var.

 Onun etrafından yerçekimsel sapan yapacağız.

 – Satürn’e 14 ay.

 Hiçbir değişiklik yok.

 – Sana bir şey sorayım.

 – Dr.

 Brand ve Edmunds.

 – Niye fısıldıyorsun?

 Seni duyamazlar.

 – Dr.

 Brand ve Edmunds yakınlar mıydı?

 – Bilmem.

 – Yüzde 90 “bilmem” mi, yüzde 10 “bilmem” mi?

 – Sır saklama ayarım da var Cooper.

 Ama poker yüzün yok ukalâ.

 Selam çocuklar.

 Babanız uzun uykuya yatmak üzere.

  Size son haberleri vereyim dedim.

  Dünya buradan muhteşem görünüyor.

  Hiç toz görünmüyor.

  Umarım hepiniz çok iyisinizdir.

  Bu mesajı alacağınızı biliyorum.

  Profesör Brand size ileteceğine söz verdi.

 Unutmayın, sizi seviyorum.

.

 – O mu geldi?

 – Sanmıyorum Murph.

 Sen Donald olmalısın.

 Merhaba Murph.

 Babamın kamyoneti sende ne arıyor?

 Kardeşine getirmemi istemişti.

 Size bir mesaj yolladı.

 Gittiği için ona çok kızgın.

 Mesaj kaydederseniz, onu Cooper’a iletebilirim.

 Murph, parlak bir çocuğa benziyor.

 Belki alevini harlandırmalıyım.

 Şimdiden öğretmenlerini aptal konumuna düşürüyor.

 Belki gelip seni de aptal konumuna düşürmeli.

 – Neredeler?

 – Mars’a doğru gidiyorlar.

 Cooper’dan tekrar haber aldığınızda Satürn’e varmak üzere olacaklar.

  Bitki Patolojisi dersini tekrar almamı istiyorlar.

  Bu kötü ama İleri Tarım’ı bir yıl erken alabileceğimi söylüyorlar.

  Yani  neyse.

 Gitmem lâzım baba.

 Umarım orada güvendesindir.

  Kusura bakma Coop, Murph’den selam vermesini istedim.

  Ama babası kadar inatçı.

 Sonra tekrar denerim.

 İyi misin Rom?

 Moralimi bozuyor Cooper.

 Bu, bu.

 Birkaç milimetre aliminyum, hepsi o, ardında hiçbir şey yok dışarıdaki milyonlarca kilometre  saniyeler içinde bizi öldürür.

 Dünyanın en iyi solo yatçılardan bazılarının yüzme bilmediğini biliyor muydun?

 Bilmiyorlardı ve denize düşseler işleri biterdi.

 Biz kâşifiz Rom.

 Bu bizim gemimiz.

 Al.

 – Bu röle sondasından mı?

 – Solucan deliğinin yörüngesinde.

 Bu solucan deliği, önünden her döndüğümüzde diğer taraftaki yabancı galaksiden görüntüler alacağız.

 – Periskopu etrafta sallıyormuş gibi.

 – Aynen.

 Diğer tarafta ne bulacağımıza dair gayet iyi bir fikrimiz var yani, öyle mi?

 Navigasyonel olarak.

  Çocuklar, görünüşe göre üç saate kadar solucan deliğine yaklaşıyor olacağız.

 Coop, dönmeyi kesebilir miyiz?

 – Neden?

 – Çünkü görecek kadar yakınız.

 – Tamam.

 – Sağ ol.

 İşte, işte o! İşte solucan deliği! Söylesen yeter, suratıma püskürtmene gerek yok Rom.

 Küre bu.

 Tabii ki öyle.

 Sen ne sanmıştın, bir delik mi?

 Hayır.

 Sadece gördüğüm her çizimde  Çizimler, nasıl çalıştığını göstermeye çalışır.

 Buradan, buraya gitmek istediğini söylerler.

 Ama bu çok uzak.

 Solucan deliği de uzayı şöyle büker.

 Böylece kestirmeden gidebilirsin, üst boyuttan.

 Yani üç boyutlu uzayı, iki boyutluya çevirdiklerini göstermek içindir bu.

 Solucan deliğini de iki boyutluya çevirirler, yani bir çembere.

 Çember üç boyutlu olunca ne olur?

 – Küre.

 – Aynen.

 Küre şeklinde bir delik.

 İyi de onu oraya kim koydu?

 Kime teşekkür etmeliyiz bunun için?

 Buradan tek parça çıkana dek kimseye teşekkür etmeye niyetim yok Rom.

 Bu işin bir püf noktası var mı Doyle?

 Kimse bilmiyor.

 Diğerleri başardı, değil mi?

 En azından bazıları.

 Güneş sistemimize veda etmeye hazır mısınız?

 Galaksimize.

 İşte gidiyoruz.

 Kontroller burada çalışmaz.

 Kütlenin içinden geçiyoruz.

 Buradaki uzay bizim üç boyutumuzun ötesinde.

 Tek yapabileceğin raporlamak ve gözlemlemek.

 O nedir?

 – Galiba onlar.

 – Uzayzamanı mı bozuyorlar?

 Yapma! Yapma! O da neydi?

 İlk tokalaşma.

 Biz  Geldik.

 – Kayıp aktarımlar geldi.

 – Nasıl?

 Bu taraftaki röle belleğine almış.

 Yıllarca toplanan temel veriler, hiç yeni bir şey yok.

 Miller’ın bölgesinden “her şey iyi” pingi gelip durmuş, Dr.

 Mann’den de.

 – Edmunds üç yıl önce kesmiş.

 – Verici arızası mı?

 Olabilir.

 Sessizliğe gömülene dek “her şey iyi” mesajı yollayıp durmuş.

 Ama Miller hâlâ iyi görünüyor, değil mi?

 Çok hızlı geliyor çünkü.

 Ama bir sorun var.

 Gezegen, Gargantua’ya zannettiğimizden daha yakın.

 – Gargantua mı?

 – Onlara öyle diyoruz, kara delik.

 Miller’ın ve Dr.

 Mann’in gezegenleri onun yörüngesinde.

 – Miller’ınki olay ufkunda mı?

 – Çemberde dönen bir basket topu gibi.

 Oraya inmek bizi tehlikeli biçimde yaklaştırır ve o büyüklükte bir kara deliğin, muazzam bir yerçekimi vardır.

 Yavaşlamak için şu nötron yıldızının etrafından dönebilirim– Hayır, hayır sorun o değil, zaman.

 O gezegendeki yerçekimi Dünya’ya oranla saatimizi muazzam ölçüde yavaşlatır.

 Ne kadar?

 O gezegende geçireceğimiz her saat  Dünya’da yedi yıl eder.

 – Tanrım.

 – İzafiyet böyledir millet.

 – Oraya öylece inemeyiz  – Cooper.

 – Bir görevimiz var.

 – Evet Doyle, bir görevimiz var.

 Görevimiz, A planı, Dünya üzerinde şu an yaşayanların yerleşebileceği bir gezegen bulmak.

 Sadece kendi aileni düşünemezsin, daha geniş düşünmelisin, tamam mı?

 Kendi ailemi ve diğer milyonlarca aileyi düşünüyorum.

 Tamam mı?

 A planı, biz bunu başardığımızda Dünya’daki insanlar ölmüş olursa işe yaramaz.

 Hayır, yaramaz.

 O yüzden B planı var.

 Tamam.

 Cooper haklı.

 Zamanı da oksijen ve yiyecek gibi bir kaynak olarak düşünmeliyiz, oraya inmenin maliyeti olacaktır.

 Tamam bakın, Dr.

 Mann’in verileri umut vaadediyor ama oraya gitmemiz aylar sürer, Edmunds’unki daha da uzakta.

 Miller pek bir şey dememiş ama dedikleri çok umut vaadediyor.

 – Su var, organikler var.

 – Bunu her gün bulamazsın.

 Hayır, bulamazsın ve kaynaklarımızı düşünelim buraya dönmek için harcayacağımız zaman da buna dâhil.

 – Romilly.

 – Evet.

 Zaman kaymasının dışında kalmak için Miller’ın gezegeninden ne kadar uzak durmalıyız?

 Kıyının hemen gerisinde.

 Yani burası, Miller’ın gezegeninin hemen dışı.

 – Doğru.

 – Tamam.

 Burası Gargantua, burası da Miller’ın gezegeni.

 Endurance’ı, Miller’ın gezegeninin yörüngesine sokmak yerine ki bu yakıt tasarrufu sağlar ama çok fazla zaman kaybederiz Gargantua’nın etrafında daha geniş bir yörüngeye girsek Miller’ın gezegeniyle paralel bir yörüngeye zaman kaymasının dışında, şurada.

 Sonra Ranger’ı oraya indiririz Miller’ı alırız, numunelerini alırız, geri döneriz, analiz eder, rapor veririz.

 Girer ve çıkarız, biraz yakıt kaybederiz ama bir sürü zaman kazanırız.

 – İşe yarar.

 – Bu iyi.

 Boş işlere, boş sohbete vaktimiz olmayacak, TARS sen kesin burada kalıyorsun yani.

 CASE, sen benimle geliyorsun.

 Diğer herkes kalabilir.

 Madem birkaç yıl geçecek bu süreyi yerçekimini araştırmak, solucan deliğini gözlemlemekte kullanabilirim.

 Bu Profesör Brand için altın değerinde.

 TARS, Gargantua etrafında yörüngeye gir, yakıt tasarrufu yap, iticileri az kullan.

 Miller’ın gezegeninin menzilinde kaldığımızdan emin ol.

 Anladın mı?

 Seni arkada bırakmam  Dr.

 Brand.

  – Hazır mısın CASE?

 – Evet.

 – Çok konuşmuyorsun, değil mi?

 – TARS ikimizin yerine yeterince konuşuyor.

 Ayrıl.

  – Rommily, bu kuvvetleri görüyor musun?

 – İnanılmaz.

Gerçekten karanlığın kalbi.

 İçindeki çökmüş yıldızı görebilseydik  o tekilliği yerçekimini çözerdik.

  – Oradan hiçbirşey alamıyor muyuz?

 – O ufuktan hiçbir şey kaçamaz.

 Işık bile.

  Tüm cevaplar orada ama görmenin yolu yok.

 Miller’ın gezegeni orada.

 Güle güle Ranger.

 Atmosfer girişi için hızlıyız.

 Yavaşlamak için iticileri kullanmamız gerekmez mi?

 Hayır.

 Yakıttan tasarruf etmek için Ranger’ın aerodinamik yapısını kullanacağım.

 – Hava freni mi?

 – Hızlı inmek istiyoruz, değil mi?

 – Aslında tek parça inmek istiyoruz.

 – Tutun.

 Brand, Doyle, hazırlanın.

 – Yavaşlamalıyız.

 – Çek ellerini CASE.

 Sadece bir kez düştüm, onda da bir makine yanlış zamanda yavaşladı.

 – Biraz tedbir– – Bizi öldürür.

 Aynı pervasız sürüş gibi.

 – Cooper, fazla hızlıyız lanet olsun.

 – Kontrolüm altında.

 – Titreşimi keseyim mi?

 – Hayır.

 Havayı hissetmem lâzım.

 İşte başlıyoruz.

 Sadece su! – Hayatın maddesi.

 – 1200 metre.

 – Radyofarını tespit ettik mi?

 – Ettim, manevra yapabilecek misin?

 Biraz hız kesmem gerek.

 Üzerine doğru spiral çizerek ineceğim herkes sıkı tutunsun! 700.

 İşaretimi bekle CASE, işaretimi bekle.

 500 metre.

 Ateşle! Çok zarifti.

 Değildi ama çok etkiliydi.

 Ne bekliyorsunuz?

 Gidin hadi.

 Yürüyün, yürüyün, yürüyün.

 Burada bir saat, yedi yıl ediyor.

 İyi kullanalım bunu.

 Bu taraftan.

 Yaklaşık 200 metre ileride.

 – Yerçekimi ezici.

 – Uzayda boşluğunda fazla mı süzüldün?

 Dünya yerçekiminin yüzde 130’u.

 Hadi, hadi, hadi.

 – Burada hiçbir şey yok.

 – Tam burada olmalı.

 Eğer sinyal buradan geliyorsa  Radyofarı.

 Enkaz.

  Gerisi nerede?

 Dağlara doğru.

 Onlar dağ değil.

 Dalga onlar.

 Ne?

 Siktir.

 Ha siktir.

 Siktir.

  Şuradaki bizden uzaklaşıyor.

 Kayıt aletine ihtiyacımız var.

 Brand, Doyle, hemen Ranger’a dönün! Verilerini almadan buradan ayrılmıyorum! Hemen buraya dönün! Zamanımız yok! İkinci dalga geliyor! Bir ölü dalganın ortasındayız! Buldum! Kıçını kaldırıp Ranger’a gel hemen! Brand hemen buraya gel! Cooper git! Cooper git! Başaramayacağım, git! CASE, git onu getir.

 Git! Kalk, ayağa kalk Brand! Git, git.

 Başaramayacağım! Evet başaracaksın.

 Başaracaksın! Hadi, CASE onu aldı, Case onu aldı! Buraya dön Doyle! Hadi! Kapağa! Hadi, hadi! Kapağın kontrolünü içeriden ben devralıyorum.

 Hadi Cooper! Motorlara su doldu! Kapatmak zorundayım! Siktir! Tutunun! – CASE, sorun ne?

 – Çok su aldık, bırak aksın.

 – Lanet olsun! – Beni bırak dedim sana! – Ben de sana kıçını kaldır da gel dedim! – Beni neden bırakmadın! Aramızdaki fark, birimizin görevi düşünmesi Brand! Sen eve dönmeyi düşünüyordun! – Ben doğru olanı yapmaya çalışıyordum! – Bunu Doyle’a anlatabilir misin?

 – CASE ne kadar vakit var?

 – Bir saate 45 dakika.

 Hayatın maddesi öyle mi?

 – Bu bize neye malolacak Brand?

 – Çok şeye.

 Onlarca yıla.

 – Miller’a ne olmuş?

 – Enkaza bakılırsa iniş yaptıktan hemen sonra bir dalga tarafından yutulmuş.

 Bunca yıl bu enkaz nasıl bir arada kalmış?

 Zaman kayması sayesinde.

 Bu gezegenin zamanıyla  daha birkaç saat önce iniş yaptı muhtemelen birkaç dakika önce ölmüştür.

 Doyle’un aldığı veri, ilk durum raporunun sonsuz ekosuydu.

 Buna hiç hazırlıklı değiliz.

 Siz mankafaların, ancak izci çocuklar kadar hayatta kalma becerisi var.

 Bu noktaya beynimiz sayesinde geldik, tarihteki her insandan daha ileriye.

 Yeteri kadar ileri değil! Şimdi de Dünya’da kurtarılacak kimse kalmayana dek burada mahsur kaldık.

 Ben de senin gibi her dakikayı sayıyorum Cooper.

 Bir ihtimal var mı?

 Bilmiyorum, bir yol kara deliğe dalıp yılları geri kazanabilir miyiz?

 – Bana kafa sallama! – Zaman izafîdir, tamam.

 Esneyebilir, sıkışabilir ama geriye akamaz! Akamaz! Zaman gibi boyutlar arasında hareket edebilen tek şey yerçekimidir.

 Tamam.

 Bizi buraya getiren varlıklar  yerçekimi aracılığıyla iletişim kuruyorlar, değil mi?

 Evet.

 Bizimle gelecekten konuşuyor olabilirler mi?

 Olabilir.

 – Tamam, eğer onlar yapabiliyorsa 

– Onlar beş boyutlu varlıklar.

 Onlara göre zaman, başka bir fiziksel boyut olabilir.

 Onlara göre geçmiş, aşağı inebilecekleri bir kanyon olabilir gelecek de tırmanacakları bir dağ olabilir ama bize göre öyle değil! Tamam mı?

 Cooper, işi batırdım.

 Özür dilerim.

 Ama izafiyeti biliyordun.

 Brand.

 Kızım 10 yaşında.

 Ayrılmadan önce ona Einstein’ın teorilerini öğretemedim.

 Kızına dünyayı kurtarmaya gittiğini söyleyemedin mi?

 Hayır.

 Ebeveyn olduğun zaman, bir şey netleşir çocuğuna kendini güvende hissettirmek istersin.

 Yani 10 yaşında bir çocuğa dünyanın sonunun geldiğini söyleyemezsin.

 Cooper.

 – Motorlar ne zaman hazır olur CASE?

 – Bir-iki dakikaya.

 O kadar vaktimiz yok! Kaskını tak! Brand, yardımcı pilotluk yap! CASE kabindeki oksijeni ana iticilere ver! – Onu yakacağız!

– Anlaşıldı.

 – Kilitlenildi.

 – Basıncı düşürüyorum! Motorlar çalışıyor! – Merhaba Rom.

 – Yıllarca bekledim.

 Kaç  kaç yıl?

 Şu anda 23 yıl, 4 ay, 8 gün oldu.

 Doyle?

 Hazırlıklı olduğumu sanıyordum  teoriyi biliyordum gerçeklik farklıydı.

 Ya Miller?

 Burada bizim için hiçbir şey yok.

 – Neden uyumadın?

 – Birkaç sefer uzun uyudum.

 Geri döneceğinize olan inancımı yitirdim.

  Hayatımı rüya görerek geçirmek bana ters geldi.

 Kara delikten öğrenebildiğim her şeyi öğrendim ama babana hiçbir şey gönderemedim.

  Gönderilenleri alıyoruz ama hiçbir şey dışarı çıkmıyor.

  Hayatta mı?

 – Evet.

 – Öyle mi?

 Evet.

  Yıllarca gelen mesajlar birikti.

 Cooper.

  23 yıllık mesaj var.

 En baştan oynat.

  Merhaba baba.

 Sadece bir selam vereyim dedim.

  Okulu ikinci olarak bitirdim.

  Bayan Carlin bana C notu verip durdu.

  Notlarımı düşürdü ama ikincilik de fena değil.

  Büyükbabam törene katıldı.

  Başka bir kızla tanıştım baba.

  Bu sefer gerçekten doğru kız olduğunu düşünüyorum.

  Adı Lois.

 İşte bu o.

  Murphy, büyükbabamın arabasını kaçırdı.

  Kaza yaptı ama o iyi.

  Baba.

 Şuna bak!  Büyükbaba oldun! Adı Jesse.

  Adını Coop koymak istedim ama Lois belki bir dahakine dedi.

  Donald zaten bir kez “büyük” olduğunu söylüyor, o kadarla bıraktık biz de.

  Hadi canım, büyükbabana “hoşça kal” de.

  Hoşça kal büyükbaba.

 Tamam.

  Affedersin çok zaman oldu.

  Şey  Jesse’ye olanlar falan   Büyükbabam geçen hafta vefat etti.

  Arka bahçeye, annemin yanına defnettik ve Jesse’nin.

  Seni oraya defnedecektik hani olur da  bir gün dönersen.

  Murph cenazeye geldi.

  Onu pek sık görmüyoruz ama bunun için geldi.

  Bunu dinlemiyorsun, biliyorum.

  Bu mesajların hepsi  boşlukta sürükleniyor o karanlıkta.

  Lois diyor ki  senden umudu kesmeliymişim.

  Ve şey yani   Galiba senden umudu keseceğim.

  Nerede olduğunu bilmiyorum baba.

  Ama umarım huzur içindesindir.

 Ve   Hoşça kal.

  Selam baba.

  – Selam Murph.

 – Şerefsiz herif.

  Sen cevap verirken hiç kayıt yollamadım çünkü gittiğin için çok kızgındım.

  Sonra senden ses seda kesilince bu kararımın sonuçlarına katlanmam gerektiğini düşündüm ve katlandım.

  Ama bugün doğum günüm.

  Bu özel bir doğum günü çünkü bana demiştin ki   Geri döndüğünde aynı yaşta olabileceğimizi söylemiştin bir seferinde.

  Bugün ayrıldığın zamanki yaşındayım.

  Yani dönmen için çok iyi bir zaman olurdu.

 Bölmek istememiştim.

 – Sadece, seni burada hiç görmemiştim.

 – Buraya hiç gelmemiştim.

 Amelia’yla sürekli konuşuyorum.

 Faydası oluyor.

 – Başladığına sevindim.

 – Başlamadım.

 – İçimden atmam gereken bir şey vardı sadece.

 – Hâlâ oradalar, biliyorum.

 Biliyorum.

 İletilerimizin ulaşmamasının birçok nedeni olabilir.

 Biliyorum profesör.

 Hangisinden daha çok korktuğumu bilmiyorum.

 Hiç dönmemelerinden mi yoksa dönüp de başarısız olduğumuzu görmelerinden mi?

 – Başaralım o hâlde.

 – Peki.

 Dördüncü iterasyona dönelim.

 Yeni alanlarda deneyelim.

 Saygısızlık etmek istemem profesör ama bunu yüzlerce kez denedik.

 Yalnızca bir kez işe yaraması yeter Murph.

 Attıkları her perçin yerine bir mermi yapılabilirdi.

 Dünya için iyi iş çıkardık burada ben nalları dikmeden önce denklemi çözsek de çözmesek de.

 – Böyle kötü şeyler düşünmeyin profesör.

 – Ölümden korkmuyorum.

 Ben yaşlı bir fizikçiyim.

 Zamandan korkuyorum.

 Zaman.

 Zamandan korkuyorsun.

 Yıllardır denklemi, temelindeki zamana dair varsayımımızı değiştirmeden çözmeye çalıştık.

 – Ee?

 Yani her iterasyon, kendi kanıtını kanıtlama çabasıdır.

 Bu kendini tekrardır, bu saçmalık.

 Hayatımın çalışmasına saçmalık mı diyorsun Murph?

 Hayır, diyorum ki bunu tek elin arkada bağlı hayır, iki elin arkada bağlı bitirmeye çalışıyormuşsun.

 Sebebini anlamıyorum.

 Ben yaşlı bir adamım Murph.

 Bu konuyu başka bir zaman konuşabilir miyiz?

 Kızımla konuşmak istiyorum.

  Kainata açılırken yıldızlararası yolculuk gerçeğiyle yüzleşmeliyiz.

  Ömrümüzün çok ötesine ulaşmalıyız.

  Birey olarak değil, tür olarak düşünmeliyiz.

  Gitme usulca o iyi gecelere.

 TARS, Endurance’ı tam gereken yerde tutmuş ama gezimiz, beklediğimizden yıllarca daha uzun sürdü.

 Artık iki ihtimali birden ziyaret etmeye yakıtımız yok.

 Yani birini seçmeliyiz.

 Ama nasıl?

 İkisi de umut vaadediyor.

 Edmunds’un verileri daha iyi ama Dr.

 Mann hâlâ sinyal yolluyor.

 Edmunds’un verilerinin bayatladığını düşünmek için sebebimiz yok.

 Dünyası, yaşamı desteklemek için başlıca unsurlara sahip.

 Dr.

 Mann’inki de öyle.

 Cooper, bu benim alanım.

 Edmunds’unkinin ihtimalinin daha yüksek olduğuna gerçekten inanıyorum.

 Neden?

 Gargantua yüzünden.

 Miller’ın gezegenine bak.

 Hidrokarbon var, organikler var ama yaşam yok.

 Kısır.

 – Mann’inkinde de aynı şeyle karşılaşacağız.

 – Kara delik yüzünden mi?

 Murphy Yasası.

 Olabilecek bir şey, olur.

 Kaza, evrimin ilk ilkesi ama bir kara deliğin yörüngesindeysen yeterli şey olamaz asteroidleri, kuyruklu yıldızları, sana ulaşabilecek tüm olayları yutar.

 Daha uzağa gitmemiz gerek.

 Bir defasında Dr.

 Mann’in en iyimiz olduğunu söylemiştin.

 Harikuladedir.

 Buradaysak onun sayesindedir.

 İşte o burada, yerde ve bize gezegenine gelmemizi söyleyen açık bir mesaj yolluyor.

 Doğru ama Edmunds’un verileri daha çok umut vaadediyor.

 – Oylamalıyız.

 – Oylayacaksak bilmen gereken bir şey var.

 Brand, bilmeye hakkı var.

 – Bununla hiçbir ilgisi yok.

 – Neymiş o?

 – Wolf Edmunds’a âşık.

 – Bu doğru mu?

 Evet.

 Bu da yüreğimin götürdüğü yere gitmek istememe sebep oluyor.

 Belki bunları teoriyle çözmeye çok fazla zaman harcadık.

 – Sen bir bilimcisin Brand.

 – O zaman sözlerime kulak verin sevgi uydurduğumuz bir şey değildir gözlemlenebilir ve kudretli bir şeydir.

 – Bunun bir anlamı olmak zorunda.

 – Sevginin anlamı var, evet, sosyal fayda sosyal bağ kurma, çocuk büyütme– – Ölen insanları da seviyoruz.

 – Bunun ne sosyal faydası var?

 – Yok.

 Belki daha büyük bir anlamı vardır, henüz anlayamadığımız bir şey.

 Belki bir delildir, bir üst boyuttan bir eserdir, bilincimizle algılayamıyoruzdur.

 Evrenin bir ucundan, on yıldır görmediğim birine doğru çekiliyorum.

 Üstelik muhtemelen öldüğünü de biliyorum.

 Aşk, zamanı ve mekânı aşabilen, algılayabildiğimiz tek şeydir.

 Belki buna güvenmeliyizdir henüz anlayamasak bile.

 Pekâlâ Cooper.

 Evet.

 Wolf’u tekrar göreceğime dair en ufak ihtimal beni heyecanlandırıyor.

 – Ama bu yanıldığım anlamına gelmez.

 – Aslında Amelia gelebilir.

 TARS, Dr.

 Mann’in gezegenine rota belirle.

 Yine üçte birini kaybedeceğiz.

 Önümüzdeki sene  Önümüzdeki sene Nelson’ın tarlasını sürüp, telafi edeceğim.

 Nelson’a ne oldu?

  Murph doydun mu?

 Biraz daha sufle ister misin?

  Yok, hayır.

 Tıka basa doydum, sağ ol.

 Çok güzeldi.

 Coop yemeğini bitir lütfen.

 Gece kalacak mısın?

 Odan aynen bıraktığın gibi duruyor.

 – Geri dönmem gerek.

 – Dikiş makinem orada ama bolca yer– Benim geri  – Çok fazla hatıra var.

 – Onun için bir şeyimiz var.

 Hadi Coop.

 Tozdan.

 Lois, bir arkadaşım var ciğerlerine bakabilir.

 – Amelia, üzgünüm.

 – Sadece objektif davrandın.

 Miller’ın gezegeninde işi batırdığım için beni cezalandırmıyorsan tabii.

 Hayır, şahsi bir karar değildi.

 Eğer yanılıyorsan, çok şahsi bir karar vermen gerekecek.

 Yakıt hesapların, dönüş yolculuğuna göreydi.

 Mann’in gezegeninde başarısız olursak eve mi döneceğiz yoksa B planı için Edmunds’a mı gideceğiz, karar vermek zorunda kalacaksın.

 Koloni kurmak, türümüzü yok olmaktan kurtarabilir.

 Çocuklarını tekrar görmekle, insan ırkının geleceği arasında seçim yapmak zorunda kalabilirsin.

 O zaman da bu kadar objektif olacağına güveniyorum.

 Kendine geldiğinden beri seni soruyor.

 Sana ulaşmaya çalışıyorduk.

 – Murph.

 – Merhaba.

 Geldim profesör.

 Hepsini yüz üstü bıraktım.

 Hayır, bizi buraya kadar getirdin.

 Çok yaklaştık.

 Başladığın işi ben bitireceğim.

 İyi, bu iyi Murph.

 İnancın vardı.

 Bunca  bunca yıl  Senden inanmanı istedim.

 İnanmanı istedim babanın geri döneceğine.

 İnanıyorum profesör.

 – Beni affet Murph.

 – Affedecek bir şey yok.

 Yalan söyledim Murph.

 Sana yalan söyledim.

 Onun dönmesine  gerek yok.

 Bize yardım etmenin hiçbir yolu yok.

 Ya A planı?

 Tüm bunlar?

 Bu insanlar?

 Ya denklem?

 Babam biliyor muydu?

 Beni terk mi etti?

 Gitme usulca  Hayır.

 Olamaz! Gidemezsin.

 Hayır!  Dr.

 Brand, babanızın bugün vefat ettiğini üzülerek bildiriyorum.

  Hiç acı çekmedi.

 Huzurluydu.

 Başınız sağ olsun.

 Brand, biliyor muydun?

  Sana söyledi değil mi?

  Biliyordun.

  Hepsi bir dümendi.

  Bizi burada bıraktınız.

  Boğulmamız için.

  Açlıktan ölmemiz için.

 Donmuş bulutlar.

 Geçti.

 Geçti.

 Geçti.

 Tamam.

 Dilerim Tanrı’dan başka bir yüz görmenin ne kadar iyi olduğunu hiç öğrenmezsiniz.

 Baştan beri pek umudum yoktu ama çok zaman geçince hiç kalmadı.

 Malzemelerim tamamen tükendi.

 Son kez uykuya yattığımda, uyanma tarihi bile kurmadım.

 Beni kelimenin tam anlamıyla ölümden dirilttiniz.

 Lazarus.

 – Ya diğerleri?

 – Korkarım tek siz varsınız efendim.

 Şimdiye kadar diyorsunuz.

 Hayır.

 Şu anki durumumuzda diğerlerini kurtarma şansımız çok düşük.

 Dr.

 Mann.

 Dr.

 Mann, bize dünyanızı anlatın.

 Umarız bizim dünyamız.

 Dünyamız soğuk, çetin ama reddedilemez şekilde güzel.

  Günlerin uzunluğu 67 saat.

 Soğuk.

  Geceler 67 saat ve çok daha soğuk.

  Yerçekimi çok ama çok güzel, Dünya’nınkinin yüzde 80’i.

 Burada, benim indiğim yerde su alkali.

 Havadaysa o kadar çok amonyak var ki birkaç dakikadan fazla solunamaz.

 Ama aşağıdaki yüzeyde ki bir yüzey var klor dağılıyor ve amonyak, kristal hidrokarbonlara yol açıyor.

 Organikler için solunabilir hava var.

 Hatta yaşam bile olası.

 Bu dünyayı paylaşıyor olabiliriz.

 Bu değerler yüzeyden mi?

 – Yıllar boyunca birçok sonda yerleştirdim.

 – Ne kadar yer keşfettin?

 Birçok büyük keşif seferine çıkabildim ama yetersiz oksijen ve malzeme yüzünden ayak işinin çoğunu KIPP yaptı.

 Ona ne oldu efendim?

 Bozuldu.

 İlk bulduğumuz organikleri hatalı şekilde amonyak kristali olarak tanımladı.

 Bir süre çaba sarf ettik ama sonunda onu devre dışı bıraktım, güç kaynağını göreve devam etmekte kullandım.

 Onu kapatmadan önce bile yalnız olduğumu düşünüyordum.

 Ona bakmamı ister misiniz?

 Hayır.

 Ona insan eli değmesi gerek.

 Dr.

 Brand, CASE size ana istasyondan bir mesaj iletiyor.

 Tamam, hemen geliyorum.

 Müsaadenizle.

  Dr.

 Brand, babanızın bugün vefat ettiğini üzülerek bildiriyorum.

  Hiç acı çekmedi.

  Huzurluydu.

  Başınız sağ olsun.

 Murph mü bu?

 Çok  büyümüş.

  Brand, biliyor muydun?

  Sana söyledi, değil mi?

  Biliyordun.

  Hepsi bir dümendi.

 Bizi burada bıraktınız.

  Boğulmamız için.

  Açlıktan ölmemiz için.

  Babam da biliyor muydu?

  Baba.

  Bilmek istiyorum, beni burada ölüme mi terk ettin?

  Bilmek zorundayım.

 Cooper, babam bütün hayatını A planına adadı neden bahsettiği hakkında hiçbir fikrim yok.

 Benim var.

 İnsanları Dünya’dan çıkartmayı hiçbir zaman ummadı bile mi?

 Hayır.

 Ama 40 yıldır yerçekimi denklemini çözmeye çalışıyor.

 Amelia, baban denklemini daha ben ayrılmadan önce çözmüştü.

 Niye kullanmadı o zaman?

 Denklem, izafiyetle kuantum mekaniğini bağdaştıramadı.

 Daha fazlası lâzım.

 Fazlası mı?

 Neyin daha fazlası?

 Daha fazla veri.

 Bir kara deliğin için görmeniz lâzım.

 – Doğa yasaları, yalın tekilliği yasaklıyor.

 – Rommily, bu doğru mu?

 Kara delik bir istiridyeyse, tekillik de içindeki incidir.

 Yerçekimi öyle güçlüdür ki, hep karanlıkta saklıdır, ufkun ardındadır.

 Bu yüzden ona kara delik diyoruz.

 Tamam ya ufkun ötesini görürsek?

 – Göremeyiz Cooper.

 – Bazı şeyler bilinemezler.

 Baban, insan ırkını yok olmaktan kurtarmanın başka bir yolunu bulmak zorundaydı.

 B planı, bir koloni.

 Ama niye insanlara söylemedi?

 Niye istasyonları inşa etmeye devam etti?

 Çünkü insanları türü kurtarmak için birlikte çalışmaya ikna etmenin ne kadar zor olacağını biliyordu, kendilerini kurtarmak yerine.

 Veya çocuklarını.

 Saçmalık.

 Onları kurtaracağına inanmasan buraya asla gelmezdin.

 Evrim hâlâ bu bu basit engeli aşmak zorunda.

 Tanıdıklarımıza çok derinden ve özveriyle değer verebiliyoruz.

 Ama bu empati nadiren öngörümüzün ötesine uzanır.

 Ama yalan söylemek?

 Bu acımasız yalan?

 Affedilemez.

 O da bunu biliyordu.

 Türü kurtarmak için kendi insanlığını yok etmeye hazırdı.

 İnanılmaz bir fedakârlık yaptı.

 Hayır! O inanılmaz fedakârlık Dünya’daki ölecek insanlar tarafından yapıldı! Çünkü küstahlıkla, umutsuz vaka olduklarını beyan etti.

 Üzgünüm Cooper, umutsuz vakalar.

 – Hayır.

 Hayır.

 – Gelecek, biziz.

 Cooper.

 Cooper, ne yapabilirim?

 Bırak eve gideyim.

  Tamamen emin misin?

 – Çözümü doğruydu.

 Yıllardır biliyordu.

 – Ama işe yaramaz mı?

 Cevabın yarısı.

 Peki diğer yarısını nasıl bulursun?

 Dışarıda, bir kara delikte.

 Ama Dünya’da mahsurken  Evet?

 Bulabileceğini sanmam.

  Tanrım, toplanıp gidiyorlar.

 – Ne bulmayı umuyorlar?

 – Hayatta kalmak.

 Lanet olsun.

 Murph, insanlar bunu bilmeyi hak etmiyor mu?

 Paniğin faydası olmaz.

 Çalışmaya devam etmek zorundayız, her zamanki gibi.

 Evet ama Profesör Brand’in yapmamız için bizi kandırdığı şey değil mi bu?

 Brand bizden ümidi kesmişti.

 Bense hâlâ çözmeye çalışıyorum.

 Bir fikrin var mı?

 İçimde bir his var.

  Sana hayaletimi anlatmıştım.

  Babam sandı ki, ona hayalet demem ondan korktuğum içindi.

 Ama ondan hiç korkmamıştım.

  Ona hayalet dedim çünkü bana bir insanmış gibi gelmişti bana bir şey anlatmaya çalışan biri.

 Dünya’da bir cevap varsa, oradadır.

 Her nasılsa o odadadır.

 Onu bulmak zorundayım.

 Zamanımız tükeniyor.

 Tali oksijen temizleyiciler?

 Onlar kalabilir CASE.

 Yolun çoğunda uyuyacağım nasılsa.

 – Coop.

 – Evet?

 – Dönüş yolculuğun için bir önerim var.

 – Neymiş?

 Kara deliğe son kez bir bak.

 – Eve dönüyorum Rom.

 – Evet, biliyorum.

 Hiç zamanını almayacak.

 Dünya’daki insanlar için bir şans bu.

 – Anlat bakalım.

 – Gargantua yaşlı bir dönen kara delik.

 – Biz buna “nazik” tekillik deriz.

 – Nazik mi?

 Hiç nazik sayılmazlar.

 Ama gelgitsel yerçekimi öyle hızlıdır ki ufuktan hızlı geçen bir şey, sağ çıkabilir.

 Mesela bir sonda.

 – Geçtikten sonra ne olur?

 – Ufuktan sonrası tamamen muamma.

 Sondanın tekilliğe göz atıp, kuantum verileri aktarmasının bir yolu olmadığını nereden bilebiliriz?

 Adamımız, dışa vurabilen her enerji biçimini iletecek donanımda olursa  – Bu sonda ne zaman “adamımız” oldu profesör?

 – Aşikâr aday TARS.

 Neye bakacağını ona söyledim bile.

 KIPP’in eski optik vericisine ihtiyacım var Cooper.

 Bizim için bunu yapar mısın?

 Göz yaşı dökmeden önce unutma ki, bir robot olarak söylediğin her şeyi yapmak zorundayım.

 – İşaret ışığın bozulmuş.

 Şaka yapmıyorum.

 TARS’ın, KIPP’teki bazı bileşenleri söküp, uyarlaması gerekecek.

 Arşiv işlevlerinin bozulmasını istemem.

 – Ben başında dururum.

 – Tamam.

 Dr.

 Mann, üç tane güvenli alan bulmak zorundayız.

 Bir tane Brand’in laboratuvarı, iki tane de habitat için.

 O modüller indikten sonra onları yerinden oynatmak istemezsin.

 Seni sonda alanlarına götürebilirim ama bu koşulların bu koşulların uygun olacağını sanmam.

 Bence beklememiz gerek.

 CASE, damıtma ekipmanımızın kalanıyla birlikte geri dönecek.

 Gece çökmeden önce o alanları emniyete almak istiyorum.

 – Bu fırtınalar genelde diner.

 – Tamam o zaman.

 – Ama uzun menzilli verici alman gerekecek.

 – Aldım.

 – Şarjın var mı?

 – Var.

 Beni takip et.

 – TARS.

 72 saat, tamam mı?

 – Anlaşıldı Cooper.

  Brand, neden kendini geri dönmek zorunda hissettiğini anlattı.

 Ama bizimki gibi bir görevde fazladan bir mühendisin çok işe yarayacağını söylemezsem ihmalkârlık etmiş olurum.

 Yavaşlasan iyi olur turbo.

 Önce güvenlik CASE, unutma.

  Önce güvenlik Cooper.

 Bu görevin bir parçası olmaktan onur duyduğumu söylemem gerek Dr.

 Mann.

 Ama ana kampı kurup o modülleri emniyete alınca, buradaki işim biter.

 Eve gidiyorum.

 Bağların var.

 Bir aile olmasa bile, diyebilirim ki başka insanlarla olma özlemi çok güçlü bir şey.

 Bu duygu temelde bizi insan yapan şey.

 Hafife alınacak bir şey değil.

 – Ne zamandır öksürüyorsun?

 – Bir süredir.

 Annem burada oynamama izin veriyor.

 Senin eşyalarına dokunmuyorum.

 Yavaşça in.

  Bu görevlere neden makine yollayamadığımızı biliyorsun, değil mi Cooper?

 Bir makine iyi doğaçlama yapmaz çünkü ölüm korkusunu programlayamazsın.

 Hayatta kalma içgüdümüz bizim en büyük ilham kaynağımız.

 Mesela seni ele alalım.

 Hayatta kalma içgüdüsü çocuklarını da kapsayan bir babasın.

 Araştırmalara göre ölmeden önce göreceğin son şey nedir?

 Çocukların.

 Onların yüzleri.

 Ölüm ânında, zihnin, hayatta kalmak için seni biraz daha zorlar.

 Onlar için.

 Selam, sanırım sen Coop’sun.

 Buraya otursana.

 Durum kötü.

 Burada kalamazlar.

 – Tamam mı?

 – Evet.

 TARS, neden bu kadar uzun sürüyor?

 Profesör, başlatmayı tamamlamakta sorun yaşıyorum.

 Anlamadım.

 Çok tuhaf.

 Dünya’dan ayrıldığımda, ölüme hazır olduğumu sanıyordum.

 İşin aslı gezegenimin, aradığımız gezegen olmadığı ihtimalini hiç aklıma getirmemiştim.

 – Hiçbir şey gitmesi gerektiği gibi gitmedi.

 – Gidelim.

 Tamam dostum.

 Benim için derin nefes alır mısın?

 Ne oluyor?

 Ne yapıyorsun?

 Üzgünüm, o gemiyle gitmene izin veremem.

 Görevi tamamlamak için ona ihtiyacımız olacak.

 Diğerleri buranın olmadığını anlayınca, burada sağ kalamayız.

 Özür dilerim! Özür dilerim! Burada daha fazla kalamazlar.

 Burayı hemen terk etmek zorundasınız.

 Bak sana bir şeyi iyice anlatayım.

 – Senin sorumluluğun– – Tanrım! Coop, onun eşyalarını getir, eve gidiyor.

 Babam seni bu kadar aptal yetiştirmedi Tom! Beni babam değil büyükbabam yetiştirdi ve o arkada annem ve Jesse’yle birlikte gömülü.

 Hep sahte veri yolladın.

 Evet.

 Yüzey yok.

 Yok.

 Vazifemi yerine getirmeye çalıştım Cooper.

 Ama buraya geldiğim günden beri burada hiçbir şey olmadığını biliyordum.

 Yıllarca dürtülerime karşı koydum.

 Ama biliyordum ki  o düğmeye basarsam biri gelip beni kurtaracaktı.

 – Korkak yavşak.

 – Evet.

 Evet.

 Evet.

 Evet.

 Bak, sen gitmeyeceksen bırak ailen gitsin.

 Bırak  aileni kurtar.

 Gidip yer altında mı yaşasınlar?

 Seninle mi?

 Babam gelip bizi kurtarsın diye dua mı etsinler?

 Babam dönmeyecek.

 Baştan beri dönmeyecekti.

 Her şey bana bağlı.

 Herkesi sen mi kurtaracaksın?

 Çünkü babam kurtaramadı.

 Babam denemedi bile! Babam bizi terk etti! Bizi burada ölüme terk etti.

 Kimse seninle gelmiyor.

 Bir çocuğunun daha ölmesini mi bekleyeceksin?

 Def ol.

 Bir daha da gelme.

 Eşyalarım sende kalabilir.

 Kes şunu! Hayır.

 Hayır! Dr.

 Mann, kendini öldürme şansın yarı yarıya! Yıllardır elime geçen en iyi ihtimal bu.

 Beni yargılama Cooper.

 Sen hiç benim gibi sınanmadın.

 Çok az kişi sınandı.

 Elinden geleni yaptın Murph.

 Hissediyorsun değil mi?

 Hayatta kalma içgüdün.

 Beni güdüleyen buydu.

 Hepimizi güdüleyen bu ve bizi kurtaracak olan da bu.

 Çünkü ben hepimizi kurtarmak istiyorum.

 Senin için Cooper.

 Özür dilerim, yapamam, seni bu hâlde izleyemem.

 Özür dilerim.

 Yapabilirim sanmıştım ama yapamam.

 Buradayım, yanındayım.

  Sesimi dinle Cooper, buradayım.

  Yalnız değilsin.

 Çocuklarını görüyor musun?

  Tamam.

 Seninleler.

 Ayrılmadan önce Profesör Brand o şiiri okudu mu?

  Hatırlıyor musun?

  Gitme usulca o iyi gecelere.

  Yanmalı yaşlılık ve coşkulanmalı günün sonunda.

  Hiddetlen, hiddetlen ışığın ölümü karşısında.

 İmdat! İmdat!  – İmdat! – Cooper.

 CASE! Brand.

 Havam yok.

 – Cooper! Cooper, geliyorum! CASE! – Yerini buldum.

 – Hadi, hadi, hadi! – Gidiyoruz.

 Cooper, geliyoruz, dayan! Konuşma! Mümkün olduğunca az nefes al! Neredeyse geldik! Güvenlik kilidi var efendim, işlevlere ulaşmak için bir insan gerekiyor.

 Tamamen sizindir efendim.

  Nefes almamaya çalış.

  Cooper, geliyoruz! Şimdi geliyoruz! Hadi!  Daha hızlı gitmeliyiz! Daha hızlı!  Daha hızlı, daha hızlı, daha hızlı! Cooper! Sık dişini! Hadi! Onu gördüm! Onu gördüm! Sağa git! Sağa kır! Cooper! Cooper geldim! Bu veriler çok mantıksız.

 – Üzgünüm.

 – Ne?

 Mann yalan söylemiş.

 Git, git.

 Rommily.

  Rommily!  Rommily, beni duyuyor musun?

 Rommily!  – Rommily! – Geri çekil profesör! Geri çekil!  – Rommily.

 – Rommily! Duyuyor musun?

 Sen gözünü dört aç! Lois! – Tedbirli olmaya ne oldu CASE?

 – Önce güvenlik Cooper.

 Rommily.

 Rommily beni duyuyor musun?

 Ben, Brand.

 – Rommily – Dr.

 Brand, Cooper, bir patlama oldu.

 Dr.

 Mann’in yerleşkesinde.

 TARS, TARS! 10 yönünde.

  TARS binince haber ver.

 Rommily kurtulamadı.

 – Onu kurtaramadım.

 – TARS bindi.

 Ben devralıyorum.

 – Ranger’ın yerini tespit ettin mi?

 – Yörüngeye çıkıyor.

 O geminin kontrolünü ele alırsa ölürüz.

 – Bizi terk eder mi?

 – Bizi terk ediyor.

 Aşağıya inin.

 Arabanın yanında bekleyin.

 Hadi.

 Arkaya geçin.

 Arkaya oturun.

 Hemen arkaya geçin!  Dr.

 Mann lütfen yanıt ver! Dr.

 Mann lütfen yanıt ver! Endurance’a kenetlenme prosedürünü bilmiyor.

 Ama otopilot biliyor.

 TARS devre dışı bıraktığından beri bilmiyor.

 Güzel.

  – Güven ayarın kaçta TARS?

 – Belli ki seninkinden düşük.

  Kenetlenmeye çalışma, tekrarlıyorum kenetlenmeye çalışma.

 Lütfen yanıt–  Otomatik kenetlenme sekansı engellendi.

  – İptal et.

 – Yetkiniz yok.

  – İptal et.

 – Yetkiniz yok.

 Kenetlenmeye çalışma, tekrarlıyorum kenetlenmeye çalışma.

 Lütfen yanıt  Endurance’a doğru yavaşça ilerliyor.

  Hatalı bağlantı.

  – İptal et.

 – Kapak kilitlendi.

 – Kilitlendi mi?

 – Hatalı şekilde.

 Dr.

 Mann.

  Kapak kilidi devre dışı bırakıldı.

 Dr.

 Mann, açma, tekrarlıyorum kapağı açma.

 Tekrarlıyorum kapağı açma.

 Kapağı açarsan hava kilidi, basıncı düşürür.

 – Hava kilidini patlatırsa ne olur?

 – İyi şeyler olmaz.

 Tamam geri çekil, geri çekil.

 Artiticiler tam güç geri CASE! – Artiticler tam güçte.

 – Geri! CASE, mesajımı dâhili bilgisayara ilet ve acil durum bildirisi olarak yayınla.

 Dr.

 Mann   Kapağı açma.

 Tekrarlıyorum kapağı açma.

  – Tekrarlıyorum, kapağı– – Brand?

  Sana ne söyledi, bilmiyorum.

 Ama Endurance’ın komutasını devralıyorum.

  Sonra görevi tamamlamak hakkında konuşabiliriz.

 Dr.

 Mann beni dinle.

 Mesele benim hayatım veya Cooper’ın hayatı değil.

 Mesele tüm insanlık.

 Bir an gelir ki– Bu  Aman Tanrım.

 – Cooper, yakıt harcayıp peşinden gitmenin– – Endurance’ın dönüşünü analiz et.

 – Cooper ne yapıyorsun?

 – Kenetleniyorum.

 Endurance’ın dönüşü, dakikada 67-68 devir.

 – Artiticilerle dönüşümüzü eşlemeye hazırlan.

 – Bu mümkün değil.

 Değil.

 Bu gerekli.

 Endurance stratosfere giriyor.

 Isı kalkanı yok.

 – CASE hazır mısın?

 – Hazırım.

 Cooper, tedbirli olacak zaman değil.

 CASE, ben bayılırsam kumandayı sen al.

 TARS, kenetlenme mekanizmasıyla bağlanmaya hazırlan.

 – Endurance ısınmaya başlıyor.

 – Altı metre var.

 Üç derece sancak tarafına yanaşman gerek Cooper.

 Üç metre var.

 Cooper, aynı hizadayız.

 Dönmeyi başlatıyorum! Hadi TARS.

 Hadi TARS.

 – Kilitlendik Cooper.

 – Yavaşlıyorum! Yavaş.

 Yavaş.

 Artiticiler! Ana motorlar açık! Hadi yörüngeden çıkalım! Hadi bebeğim.

 Ana motorları durdur! Tamam, yörüngeden çıktık! Tamam! Sıradaki numaramız! İyi bir numara olsa iyi olur.

 Gargantua’nın çekimine doğru gidiyoruz.

 – Siktir.

 CASE kumandayı devral.

 – Anlaşıldı.

  Cooper, Gargantua’ya doğru sürükleniyoruz.

  Motorları kullanayım mı?

 Hayır.

 Mümkün olduğunca sürüklenelim.

 – Söyle bakalım.

 – Hem iyi hem kötü haber var Cooper.

 Canı cehenneme TARS.

 Söyle gitsin.

 Yedek jeneratör devreye girdi, sistem istikrarlı.

 Her şey yolunda.

 İyi.

 Tamam.

 Navigasyon merkezi tamamen mahvolmuş.

 Dünya’ya dönmeye yetecek yaşam desteğimiz yok ama bence Edmunds’un gezegenine gitmeyi başarabiliriz.

 Ya yakıt?

 Yeterli değil ama bir planım var.

  Gargantua’nın bizi ufkun yakınına çekmesine izin veririz.

  Onun etrafından güçlü bir sapanlama bizi Edmunds’un gezegenine fırlatır.

  Manuel olarak mı?

  Ben bunun için buradayım.

 Kritik yörüngeye gireceğim.

  Ya zaman kayması?

 İkimizin de şu an izafiyet için endişe edecek zamanımız yok Dr.

 Brand.

 Üzgünüm Cooper.

  Gargantua’nın etrafında yeterli hız kazanınca Lander 1’i ve Ranger 2’yi itici roket olarak kullanıp kara deliğin yerçekimden dışarı çıkacağız.

  Lander’ın bağlantıları yok oldu, o yüzden manuel kontrol etmek zorunda kalacağız.

 Lander 1 tükenince TARS ayrılacak.

 – Ve kara delik tarafından yutulacak.

 – TARS neden ayrılmak zorunda?

 Yerçekiminden kaçmak için ağırlık azaltmalıyız.

  Newton’ın üçüncü yasası.

  İnsanların bir yere ulaşmak için buldukları tek yol bir şeyi arkalarında bırakmak.

 Cooper TARS’tan bizim için bunu yapmasını isteyemezsin.

 O bir robot.

  – Hiçbir şey rica etmene gerek yok.

 – Cooper, seni pislik.

 – Affedersin sesin gitti bir an.

 – Biz bunun için tasarlandık Dr.

 Brand.

 Dünya’daki insanları kurtarmak için tek şansımız bu.

  Orada bulacağım kuantum verilerini iletmenin bir yolunu bulursam belki başarırlar.

 Umalım da hâlâ kurtaracak birileri kalmış olsun.

 Maksimum sürate ulaşıldı.

  Kaçış iticilerini ateşlemeye hazırlanın.

 – Hazır mısınız?

 – Hazırım.

 Hazırım.

 Ana motor ateşlemesine 3, 2, 1.

 Şimdi.

 Lander 1’in motorları, emrimle  3, 2, 1.

 Şimdi.

  Ranger 2’nin motorları, emrimle   3, 2, 1.

 Şimdi.

 Bu ufak manevra bize 51 yıla mâl olacak! 120 yaşındaki birine göre sesin fena gelmiyor!  Lander 1, ayrılmaya hazırlan.

 İşaretimle.

 3, 2 1.

 Şimdi.

 Ayrıl.

  Hoşça kal TARS.

 Hoşça kal Dr.

 Brand.

 Diğer tarafta görüşürüz Coop.

 Orada görüşürüz ukalâ! Tamam CASE.

 Güzel bir pervasız uçuştu! Ustasından öğrendim.

 Ranger 2, ayrılmaya hazırlan.

 – Ne?

 hayır, hayır! Cooper! – 3.

 Cooper! Ne yapıyorsun?

 Newton’ın üçüncü yasası.

 Bir şeyi ardında bırakmak zorundasın!  – 2.

 – İkimiz için de yeterli kaynak var demiştin!  – 1.

 – Anlaşmıştık Amelia.

 Yüzde 90.

 Yapma.

 Ayrıl.

  Tamam, burnumu indiriyorum.

  Olay ufkuna yaklaşıyorum.

 Sancak tarafı, alttan batıyor, içinden geçmek için.

  Karanlığa doğru ilerliyorum.

 Ufku görüyorum.

 Her yer kapkara.

 TARS, beni duyuyor musun?

 Her yer karanlık.

 TARS, beni duyuyor musun?

 Tamam.

 Tamam.

 Monitörler.

 Parazitlenme var.

 Kumandayı kaybediyorum.

 Bir şeyler çakıp sönüyor.

 Aydınlık ve karanlık çakıyor.

 Yerçekimindeki türbülans artıyor.

 Bilgisayarlar çöküyor.

 Yerçekimi beni çekiyor, kumandayı kaybediyorum.

  Murph! Murph hadi!  Fırlat.

 Fırlat.

  Fırlat.

 Fırlat.

  Fırlat.

 Murph! Murph! Murph! Murph! Murph! Hayır, hayır, hayır! Murph! Murph! Hayır, hayır! – Gidiyorsan git işte.

 – Hayır, hayır.

 Hayır gitme.

 Gitme aptal! Gitme! Mors, mors.

 Mors.

 K.

 A.

 L.

 Uzun.

 Uzun.

 Murph, buna vaktimiz yok hadi! Kal! Hadi, hadi Murph.

 Murph! Hadi! Ne yazıyor?

 Ne yazıyor bebeğim?

 Ne yazıyor?

 “Kal” yazıyor.

 Söyle ona Murph.

 Kalmasını sağla.

 Kalmasını sağla, kalmasını Murph.

  KAL Kalmasını sağla Murph! Gitmeme izin verme Murph! Sakın gitmeme izin verme Murph! Hayır, hayır, hayır! Sendin.

 Hayaletim sendin.

  Cooper.

  Cooper.

  – Cooper.

 Cevap ver Cooper.

 – TARS?

  Anlaşıldı.

  – Kurtuldun mu?

 – Burada onların beş boyutunun içinde bir yerde.

 Bizi kurtardılar.

 Öyle mi?

 Kimmiş onlar?

 Bize neden yardım etmek istiyorlar?

  Bilmiyorum ama anlayabilmen için kendi beş boyutlu gerçekliklerinin içinde bu üç boyutlu mekânı oluşturdular.

 – Ama işe yaramıyor.

  Evet, yarıyor.

 Zamanın burada fiziksel bir boyut olarak temsil edildiğini gördün.

  Uzayzamanın bir yerinden diğerine bir güç uygulayabileceğini çözdün.

 Yerçekimi.

  – Bir mesaj yollamak için.

 – Olumlu.

 Yerçekimi, boyutları geçebiliyor mu, zaman dâhil?

  Belli ki.

  – Kuantum verilerini aldın mı?

 – Evet aldım.

  Her dalga boyunda ilettim ama hiçbir şey buradan çıkmıyor Cooper.

 Bunu yapabilirim, yapabilirim.

  Böyle karmaşık bir veriyi bir çocuğa vermek mi?

 Sıradan bir çocuk değil.

 Başka ne var?

 Hadi baba.

 Murph yangın söndü! Hadi!  Buradan iletişim kursan bile yıllarca önemini anlamayacak.

 Onu anladım TARS ama bir yolunu bulmak zorundayız, tamam mı?

 Yoksa Dünya’daki insanlar ölecek! Düşün, düşün, düşün!  Cooper, bizi buraya geçmişi değiştirmemiz için getirmediler.

 Tekrar söylesene.

  Bizi buraya geçmişi değiştirmemiz için getirmediler.

 Hayır, bizi buraya onlar getirmedi.

 Kendi kendimizi getirdik.

 TARS, bana NASA’nın koordinatlarını ikili kodda ver.

  İkili kodda, anlaşıldı.

 Veriyi iletiyorum.

 Bu bir hayalet değil.

 Yerçekimi.

 Hâlâ anlamadın mı TARS?

 Buraya kendimi ben getirdim! Üç boyutlu dünyayla iletişim kurmak için buradayız.

 Biz köprüyüz!  Beni seçtiklerini sanmıştım.

  – Ama beni seçmediler, onu seçtiler! – Ne için Cooper?

 Dünyayı kurtarmak için.

 Bunların hepsi.

 Küçük bir kızın yatak odasında.

 Her an.

 Bu sonsuz karmaşıklıkta.

 Sonsuz zaman ve uzaya erişimleri var ama hiçbir şeye bağlı değiller.

 Zamandaki belirli bir mekânı bulamıyorlar.

 İletişim kuramıyorlar.

 Bu yüzden buradayım.

 Murph’e anlatmanın bir yolunu bulacağım.

 Tıpkı bu ânı bulduğum gibi.

  – Nasıl Cooper?

 – Aşk TARS, aşk.

 Brand’in dediği gibi, Murph’le bağım ölçülebilir.

  – Anahtar bu.

 – Ne yapmak için buradayız.

?

 Ona nasıl anlatacağımızı bulmak için.

 Saat.

 Saat.

 İşte bu.

 Veriyi yelkovanın hareketine yükleriz.

 TARS, veriyi mors koduna çevirip bana yolla.

  Veri, morsa çevriliyor.

 Cooper, ya hiç onu almaya gelmezse?

 Gelecek.

 Gelecek.

  Murph, arabasını görüyorum! Geliyor Murph! Tamam aşağı geliyorum!  Nereden biliyorsun?

 Çünkü ona ben vermiştim.

  Tamam.

 Mors; kısa, kısa, uzun, kısa.

 Kısa, kısa, uzun, kısa.

  Kısa, uzun, kısa, kısa.

 Kısa, uzun, kısa, kısa.

 Uzun, uzun.

 Geri döndü! Oydu! Hep oydu! Biliyordum! Babam bizi kurtaracak! Evreka! Âdettendir.

 Evreka!  – İşe yaradı mı?

 – Bence yaramış olabilir.

 Nereden biliyorsun?

  Çünkü kütle varlıkları dört boyutlu küpü kapatıyor.

 Hâlâ anlamadın mı TARS?

 Onlar varlık değil.

 Onlar biziz.

 Murph için yaptığım şeyi onlar da benim için yapıyor.

  – Hepimiz için.

 – Cooper, bunu insanlar yapamaz.

 Hayır, henüz değil.

 Ama bir gün.

 Sen ve ben değil.

 Ama insanlar.

 Bildiğimiz dört boyutun ötesine evrim geçirmiş bir medeniyet.

 Şimdi ne olacak?

 Bay Cooper.

 Yavaş olun efendim.

 Dikkat edin Bay Cooper.

 Artık genç değilsiniz unutmayın.

 Aslında 120 yaşındasınız.

 Yavaş olun efendim.

 Son derece şanslıydınız.

 Rangerlar sizi birkaç dakikalık oksijeniniz kalmışken buldu.

 Neredeyim ben?

 Cooper İstasyonu.

 Şu an Satürn yörüngesindeyiz.

 Cooper İstasyonu mu?

 Benim adımı vermeniz ne hoş.

 – Ne oldu?

 – İstasyona sizin adınız verilmedi efendim.

 Kızınızın adı verildi.

 Gerçi ne kadar önemli olduğunuzu hep söylemiştir.

 Hâlâ yaşıyor mu?

 Birkaç hafta sonra burada olur.

 Başka bir istasyondan gelemeyecek kadar yaşlı ama bulunduğunuzu duyunca  Şey, sonuçta Murphy Cooper’dan bahsediyoruz.

 Evet, öyledir.

 Birkaç gün içinde sizi taburcu ederiz.

 Eminim depodakini görünce çok heyecanlanacaksınız.

 Aslında lisedeyken hakkınızda bir ödev hazırlamıştım.

 Dünya’daki hayatınızla ilgili her şeyi biliyorum.

 Ha evet, tabii.

 Eğer  beni takip ederseniz, sizin için sahiden harika bir şeyimiz var.

 Şey, bunu Bayan Cooper’a önerdiğimde muhteşem olduğunu düşündüğünü duyunca çok sevindim.

 Elbette kendisiyle şahsen konuşmadım.

   hep ters koyardık.

 Bardaklar, kupalar, hep baş aşağı olurdu.

  Babam bir çiftçiydi.

 O zamanlar herkes öyleydi.

  Yeterince yiyecek yoktu.

  Bazen ağzımızın, burnumuzun üstüne bez parçaları takardık.

  Çok fazla solumayalım diye.

 Çiftçiliği ne kadar sevdiğinizi doğruladı.

 – Doğruladı, değil mi?

 – Evet.

 Böyle gelin.

 Evim güzel evim.

 Her şey o zamanki yerinde.

 Yoksa bu  Evet, sizi bulduğumuzda Satürn yakınında bulduğumuz makine.

 Evet.

 Güç kaynağı darbe almış ama isterseniz yeni bir tane bulabiliriz.

 Evet, lütfen.

 Ayarlar.

 Genel ayarlar.

 Güvenlik ayarları.

 Dürüstlük, yeni ayar.

 – Yüzde 95.

 – Onaylandı.

 Başka özelleştirme?

 Mizah, yüzde 75.

 Onaylandı.

 Otomatik kendini yok etmeye, 10, 9  Şunu yüzde 60 yapalım.

 Yüzde 60 onaylandı.

 – Tak tak.

 – 55 mi istersin?

 Gerçekten böyle miydi?

 Hiç bu kadar temiz değildi ukalâ.

 Başladığımız yere dönmüşüz gibi yapmakla pek ilgilenmiyorum.

  Nerede olduğumuzu bilmek istiyorum.

  Nereye gittiğimizi.

 – Bay Cooper.

 – Evet.

 – Bütün aile içeride.

 – Aile mi?

 Hepsi onu görmeye geldi.

 Neredeyse iki yıldır soğuk uykudaydı.

 Onlara çiftçiliği sevdiğimi mi söyledin?

 Bendim Murph.

 Hayaletin bendim.

 Biliyorum.

 İnsanlar bana inanmadı, her şeyi kendi başıma yapıyorum sandılar.

 Ama  Ben kim olduğunu biliyordum.

 Kimse bana inanmadı.

 Ama geri döneceğini biliyordum.

 Nasıl?

 Çünkü babam bana söz vermişti.

 Şimdi buradayım Murph.

 Buradayım.

 Hayır.

 Hiçbir ebeveyn kendi çocuğunun ölümünü seyretmemeli.

 Artık yanımda kendi çocuklarım var.

 Sen git.

 Nereye?

 Brand.

  O orada.

  Kamp kuruyor.

  Tek başına, yabancı bir galakside.

  Belki şu anda uzun uykuya hazırlanıyor.

  Yeni güneşimizin ışığında.

  Yeni evimizde.

 

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s