eş-ŞİFÂ (الشفا )

 



Kādî İyâz’ın (ö. 544/1149) Peygamber sevgisine ve Hz. Peygamber salla’llâhu aleyhi ve sellemin müslümanlar üzerindeki haklarına dair eseri.

Hz. Ömer radıya’llâhu anh, Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellemin huzuruna gelerek:

“Ey Allah’ın Rasulü! Seni canım hariç herşeyden fazla seviyorum” deyince, Peygamber (salla’llâhu aleyhi ve sellem), Hz. Ömer’e bakarak:

“Ey Ömer! Böyle yapmakla imanın kemâle ermiş olmadı.” cevabım vermiş. Ne zaman Hz. Ömer,

“Ey Allah’ın Rasulü, seni anamdan, babamdan, ailemden, çoluk-çocuğumdan, malımdan ve nihayet canımdan da çok seviyorum!” deyince Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem, Hz. Ömer’e dönerek:

“İşte şimdi imanın tam olarak kemâline erdi ya Ömer!” buyurmuş. Peygamber (salla’llâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz ile Hz. Ömer arasında geçen konuşma, Kadı İyâz’ı müminlerin imanını kemâle erdirmede bir reçete olsun için her satırı Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem sevgisi kokan “Şifâ-ı Şerif adlı elinizdeki bu eseri yazmaya itmiş.

Sonunda bu eser, sadece Endülüs sultanlarının değil Fatih Sultan Mehmed’den, Kanunî Sultan Süleyman’a ve Sultan II. Abdülhamid’e kadar tüm padişahların fermanlarında yer alarak halka okunması ve okutulması tavsiye edilmiş.

Sultan II. Abdüllıamid Han bir keresinde ağır bir hastalığa yakalanıyor. Tabiplerden bir netice alınamayınca ulemadan bir grup padişaha gelerek, “huzurunuzda Şifa-ı Şerif hatmi yapalım, biiznihî teâlâ hiç bir şeyiniz kalmaz!” diyorlar.

Sultan II. Abdülhamid’in başucunda Şifa-i Şerif günlerce okunuyor ve kitap bittiğinde padişahın gerçekten şifaya kavuştuğu gözlemleniyor. Bunun üzerine Abdülhamid Han:

“Meğer bu Şifâ kitabı her şeye şifaymış” sözünü sarf ediyor. Gerçekten Osmanlı uleması arasında bu söz adeta “darbı mesel” olmuştur. Ve “Şifâ, şifa’dır” sözü neredeyse tevatür derecesine ulaşmıştır.

Bizce Şifa-ı ki tabının en önemli özelliği onu okuyan bir kişinin Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem efendimize en az 3-5 bin kez salât-u selam getirmiş olmasıdır. Çünkü kitabın neredeyse her satın Peygamber (salla’llâhu aleyhi ve sellem) adıyla dolu ve dolayısıyla da her satırda okuyanın “sallallahu aleyhi ve sellem” demek mecburiyetinde kalışı insanı ister istemez Hazreti Nebi’ye salavat getirmenin sevabına ve huzuruna götürmektedir.

O’nunla başlayan her iş zaten güzeldir ve O’nunla selâmlaşmış her gönül ve her beden elbette manevi olduğu kadar, maddi yönden de şifaya kavuşmuştur.

Eserin bir başka önemli özelliği de okuyanın gönlüne adeta Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem sevgisini hiç çıkmamacasına yerleştirmiş olmasıdır. Bu sebeple İslâm büyükleri ve Osmanlı uleması “kim abdestli olarak ve ihlasla Şifa-ı Şerif kitabını okursa, onun rüyasını Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem şereflendirir.” demişlerdir.

Eserde verilmeye çalışılan Peygamber sevgisinin de elbette “onsuz olmaz” şartları da belirtilmiştir. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellemi sevmenin birinci şartı ona her konuda ve her sahada tam ittibadır:

İtikadî konularda O’na ittiba,

İbadetlerde O’na ittiba,

Muamelât konusunda O’na ittiba,

Sosyal ve siyasal konularda O’na ittiba,

Ekonomik ve İktisadi düzende O’na ittiba,

Kültür konusunda O’ria ittiba…

Bütün bu sahalarda Allah’ın Rasulü nasıl davranmış, neler söylemiş ve neleri emretmişse onlara fiilî ve kavlî ittiba bizi ancak O’nun sevgisine ulaştıracaktır. Üstelik bu ittiba canla, malla, evlat ve ıyalle yapıldığı müddetçe anlamlı kılınmıştır.

Nitekim Tevbe suresi 24. âyetinde gösterilen formül bizi Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem sevgisine nelerin ulaştırabileceğini göstermektedir.

İşte Allah’ın beyan ettiği formül:

“Eğer: Babalarınız, Oğullarınız, Kardeşleriniz, dost ve arkadaşlarınız, Aileleriniz, hanımlarınız ve kadınlarınız, Aşiretiniz ve sülaleniz, Biriktirdiğiniz mallarınız, Kaybolup gitmesinden korktuğunuz ticari metaınız Hoşunuza giden ev ve meskenleriniz… Size, Allah sevgisinden, Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem sevgisinden, Ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili geliyor ise; artık Allah’ın emri (azabı) gelinceye kadar bekleyin. Allah fasıklar topluluğunu asla hidayete erdirmez.”

Evet bu formülle ancak O’nun sevgisine ulaşabileceğiz.

Fatih Sultan Mehmed bu eserin kıymetini çok iyi takdir edenlerden biri olduğu için sırf bu kitabın okunması, büyük camilerde belirli günlerde okutulması için ferman çıkarmıştır. Padişahın bu fermanını Kanuni Sultan Süleyman da aynen devam ettirmiş, Sultan Abdülhamit Han ise kendi kesesinden verdiği paralarla bu kitabın belli bir miktar basılıp İslâm dünyasında bedava dağıtılmasını emretmiştir. Aynca Osmanlı da Şifa-ı Şerif ve Şemail-i Şerif üzerine vakıflar kurulmuştur.   

Kitabın önemini vurgulamak için şu tarihî bilgiyi aktarmayı da zorunlu bulduk. Endülüs sultanlarından başlayarak, Osmanlı Sultanları bu kitabı aleni olarak camilerde cemaatlere okutulmasını ferman buyurdukları için yıllarca camilerde ŞİFÂHAN adı altında Şifa-ı Şerif okutucuları bulunmuş ve bunlarda “Şeri’ye ve Evkaf Vekaleti”nin kadrolu personellerinden olarak asırlar boyu Şifa-ı Şerif okuma hizmeti vermişlerdir.

Osmanlıda gelenekselleşen sadece şifahan’lık görevi değil, diğer önemli eserlerle ilgili olarak da selatîn camilerinde resmi görevliler bulundurulmuştur.

Mesela Buhar-i Şerif okumak için BUHARİHAN’lar, Müslim okumak için MÜSLİMHAN’lar, Mişkatül Mesabih okumak için MESABİHHAN’lar, Şe- mail-i Şerife okumak için ŞEMAİLHAN’lar ve tefsir okumak içinde SURE- HAN’lar Osmanlı medeniyeti boyunca camileri şereflendirmişler ve bu güzelim temel eserleri devletin görevlendirmesiyle asırlarca cami cemaatine okutmuşlardır.

Ne garibtir ki Cumhuriyet döneminin devrim uygulamalarından bu güzel temel eserler ve onların okutucuları da nasibini almıştır.

Türkiye Cumhuriyeti Diyanet işleri Reisliğinin 3595/9515 sayılı tamimi ile 1 Ocak 1926 tarihinden itibaren güya dinin ve din eğitiminin ıslahı(!) adına bu güzelim temel eserlerin camilerde okutulmasına son verilmiş ve bunların “Şer’iye ve Evkaf Vekaleti’nden maaşlı resmi görevlileri olan Buharihanlar, Müslimhanlar, Mesabihhanlar, Şifahanlar, Şemailhanlar, Surehanlar da 1926 yılları başından itibaren tarihe karışmıştır.

Görüldüğü gibi Cumhuriyet dönemininde Resmen Şifahanlık kaldırılmış olsa da yıllarca Ali Haydar Efendi, sonra Haçı Hüsrev Efendi ve sonra da günümüze kadar Emin Saraç hocaefendi Şîfa-ı Şerifi rızaen lillah” okutarak fahri bir biçimde Şifahanlık görevinin kapanmamasına vesile olmuşlardır. (Allah cümlesinden razı olsun.)

NOT: Şifâ Hatmi yapmak isteyenler bu link ve devamından dinleyebilirler.
21,5 saat. 18 parça

ARAPÇA-ŞİFÂ
KİTAP  PDF-İNDİR 

 

2. TÜRKÇE
KİTAP PDF İNDİR

Kitap hakkında

Tam adı eş-Şifâ bi-(fî)taʻrîfi ĥuķūķi (fî şerefi)’l-Muśtafâ’dır. Müellif kendisinden Rasûl-i Ekrem’in yüceliğini, ona gösterilmesi gereken saygıyı, bu saygıda kusur edenlerin durumunu anlatan bir kitap yazması istendiği için bu çalışmayı yaptığını ve Rasûlullah’ın müslümanlar üzerindeki haklarını da ortaya koyduğu eserini 535 (1140-41) yılında kaleme aldığını belirtmektedir. Ayrıca eş-Şifâ’yı Rasûl-i Ekrem’in peygamberliğini inkâr eden ve mûcizelerine dil uzatanlar için yazmadığını, kitabını Rasûlullah’ın davetini kabul edenlerin ona olan sevgisini arttırmak, sünnetine daha fazla sarılmalarını sağlamak ve imanlarını kuvvetlendirmek amacıyla telif ettiğini söylemektedir (eş-Şifâ, nşr. Abduh Ali Kûşek, s. 307). Dört bölümden meydana gelen eserin birinci bölümünde Hz. Peygamber’e gerekli saygının gösterilebilmesi için onun maddî ve mânevî güzellikleri, Allah katındaki üstün yeri ve mûcizeleri ele alınmakta; ikinci bölümde ona inanıp itaat etmenin, onu bütün gönlüyle sevmenin, kendisine salâtü selâm getirmenin gereği vurgulanmaktadır. Kitabın asıl konusunun üçüncü bölümde ele alındığını, ilk iki bölümün buna giriş niteliği taşıdığını söyleyen müellif burada Rasûl-i Ekrem’de bulunabilecek ve kesinlikle bulunmayacak hususları, Allah Teâlâ’nın onu günahlardan ve kötülüklerden koruduğu gerçeğini ve insan olması itibariyle yaptığı şeyleri anlatmaktadır. Dördüncü bölümde Rasûlullah’a dil uzatanlara uygulanacak hükümler incelenmektedir. Her konuya âyetlerle ve müfessirlerin bu âyetlerle ilgili açıklamalarıyla başlanmakta, ardından gelen hadislerde ilk hadis senediyle, diğerleri senedsiz olarak verilmekte ve zaman zaman âlimlerin meseleye dair görüşleri nakledilmektedir.

Kādî İyâz çok yönlü ilmî kişiliğiyle konuları âyet, hadis, İslâm hukuku, dil ve edebiyat gibi pek çok yönden işlemiş, siyer ve megāzi, kelâm ve tasavvuf ilimlerinin önde gelen âlimlerinden faydalanmıştır. Hadiste Kütüb-i Sitte yanında İmam Mâlik, Ahmed b. Hanbel, Bezzâr, Taberânî, Ebû Süleymân el-Hattâbî, İbn Abdülber en-Nemerî, Ebü’l-Velîd el-Bâcî; tefsir ilminde İbn Cerîr et-Taberî, Ebü’l-Leys es-Semerkandî; tasavvufta Muhammed b. Hüseyin es-Sülemî, Mekkî b. Ebû Tâlib; siyer ve megāzîde İbn İshak, Vâkıdî, İbn Sa‘d; fıkıhta özellikle İmam Mâlik ile Mâlikî fakihlerinden İbn Habîb es-Sülemî, Sahnûn, İbn Sahnûn, İbn Abdûs el-Kayrevânî, İbnü’l-Cellâb; Arap dili, edebiyatı ve kıraat ilimlerinde Ali b. Hamza el-Kisâî, Yahyâ b. Ziyâd el-Ferrâ, Müberred, Sa‘leb, Zeccâc, Niftâveyh, Muhammed b. Ahmed el-Ezherî ve Rummânî; kelâm ilminde Ebü’l-Hasan el-Eş‘arî, Bâkıllânî, İbn Fûrek ve Ebû İshak el-İsferâyînî gibi otoritelerden yararlanmıştır. Görüşlerinden en çok faydalandığı zâhidler arasında Sehl et-Tüsterî, Abdülkerîm el-Kuşeyrî zikredilebilir. Kādî İyâz eserinde âlimlerin farklı görüşlerini nakletmekle yetinmemekte, bu görüşler arasında tercihler yapmaktadır. eş-Şifâ’yı müelliften pek çok kimse rivayet etmiştir. Bunların başında oğlu Muhammed, talebesi İbn Zerkūn ve eserlerinin çoğunu kendisinden nakleden İbnü’l-Gāzî Muhammed b. Hasan el-Ensârî es-Sebtî; rivayeti Endülüs, Tunus, Mısır, Suriye ve Medine’de yayılan Ebû Ca‘fer İbn Hakem el-Hassâr ile Zâhirî fakihi İbn Madâ bulunmaktadır. Müelliften eş-Şifâ’yı icâzet yoluyla rivayet edenler arasında İbn Kurkūl, İbn Beşküvâl, Ebû Bekir İbn Ebû Cemre de yer almaktadır.

İslâm Dünyasındaki Yeri. eş-Şifâ yazıldığı tarihten itibaren İslâm dünyasında büyük ilgi görmüş, üzerinde şerh, hâşiye, ihtisar ve tercüme şeklinde pek çok çalışma yapılmış, medreselerde öğrencilere, camilerde halka okutulmuştur. Özellikle Kuzey Afrika ülkelerinde düşman tehlikesine ve hastalıklara karşı okunması gelenek halini almış, Muhammed b. Ca‘fer el-Kettânî’nin belirttiğine göre amansız hastalıklardan ve âfetlerden korunmak için evlerde eş-Şifâ bulundurulmuştur. Bu âdetin diğer İslâm ülkelerinde de mevcut olup meselâ Sultan Abdülhamid’in sürgünde bulunduğu günlerde Çanakkale savaşlarında zafer kazanılması için eş-Şifâ okuduğu kaydedilmektedir (Hülagü, s. 243). Eserin Mağrib’de kolayca okunabilmesi için mushaf cüzleri gibi otuz cüz halinde yayımlandığı ve Cezayir’de askerlik görevini yapacak olanların Śaĥîĥ-i Buħârî ile eş-Şifâ üzerine yemin etme âdetinin günümüzde sürdüğü belirtilmektedir (Türâbî, s. 327). Eser hakkında takdirkâr sözler söylenmiş, öncelikle müellif eser tamamlandığı zaman, şeytanın hasedinden çatlayacağını, müminin kalbinin aydınlanıp içinin rahatlayacağını ve aklı olan herkesin Rasûlullah’ın kıymetini daha iyi anlayacağını kaydetmiştir (eş-Şifâ, nşr. Abduh Ali Kûşek, s. 51, 52). İbn Ferhûn, Kādî İyâz’ın eş-Şifâ ile benzersiz bir eser meydana getirdiğini, aynı görüşte olan Taşköprizâde de vebaya karşı eş-Şifâ okumanın faydalı olduğunu “meşâyihten” duyduğunu söylemiş, eş-Şifâ şerhlerinin en güzelini kaleme alan Ali el-Kārî de bu eserin sahasında yazılan bütün kitapları ihtiva ettiğini (Şerĥu’ş-Şifâ, I, 2), Kâtib Çelebi eserin son derece yararlı olduğunu ve İslâm dünyasında bir benzerine rastlanmadığını belirtmiş (Keşfü’ž-žunûn, II, 1053), eş-Şifâ’nın en önemli şârihlerinden olan Şehâbeddin el-Hafâcî eserin aynı zamanda müellifin değerini ortaya koyduğunu vurgulamıştır. Hintli âlim Seyyid Süleyman Nedvî’nin kaydettiğine göre Fransa’da bulunduğu sırada şarkiyatçı Massignon kendisine, Avrupalılar’a Hz. Muhammed’in üstünlüğünü anlatmak için eş-Şifâ’nın Avrupa dillerinden birine çevrilmesinin yeterli olacağını söylemiştir.

Başbakanlık Osmanlı Arşivi’ndeki pek çok belgede kaydedildiği üzere Osmanlı ülkesinde Şifâ-i Şerîf adıyla bilinen esere hem devlet hem halk tarafından büyük ilgi gösterilmiş, Şifâ-han (Şifâ-i Şerîf mukarriri) adıyla müderrisler tayin edilmiş, ayrıca devletin ve vakıfların desteğiyle “asâkir-i şâhâne”nin ve “donanma-yı hümâyun”un selâmeti için Ravza-i Mutahhara başta olmak üzere Bâb-ı Seraskerî, Bâb-ı Fetvâ, Fâtih Camii, Kastamonu Nasrullah Paşa Camii, Tarsus Nur Camii gibi pek çok camide Şifâ-i Şerîf okunup hatimler yapılmıştır (BA, Y.PRK.UM, 69/14; BA, İ.İLM, 3/1318 M-2; BA, İ.DH, 282/17747, 306/19466, 376/24853, 397/26294, 428/28297, 527/36434, 998/78872; BA, HAT, 228/12683; BA, A.MKT.UM, 424/88; BA, A.MKT.NZD, 67/62, 146/98). Hatta eşkıya ile karşılaşan Osman Paşa’nın zafer elde etmesi için bazı dergâhlarda kelime-i tevhid yanında Şifâ-i Şerîf okutulmuş, bunun Enderun’da da yapılmasına karar verilmiştir (BA, HAT, 55/2543, 29 Z 1215). Eser günümüzde çeşitli İslâm ülkelerinde ve Türkiye’deki bazı camilerde halka okutulmaktadır. eş-Şifâ’yı methetmek için şiirler söylenmiş, Ahmed b. Muhammed el-Makkarî, bunların bir kısmını Ezhârü’r-riyâż fî aħbâri ʻİyâż adlı eserinde bir araya getirmiştir. Burada, İbn Ebü’l-İsba‘ın eserdeki Rasûl-i Ekrem’in nübüvvet delilleri ve sıfatlarına dair bilgileri 315 beyit halinde nazma çektiği kasidesi de anılmalıdır.

Şifâ Hadislerinin Değerlendirilmesi. eş-Şifâ’nın ihtiva ettiği 1830 kadar rivayetin bir kısmı tenkit edilmiştir. Zehebî, Kādî İyâz’ın en değerli çalışmasının eş-Şifâ olduğunu belirttikten sonra onun iyi bir muhaddis olmasına rağmen eserini hadis tenkidi konusunda bilgisiz bir kimse gibi uydurma rivayetlerle doldurduğunu ve kitabında bazı uzak te’villere yer verdiğini söylemiştir. Şemseddin es-Sehâvî, Zehebî’nin bu eleştirisini aşırı bulmuş, Kādî İyâz gibi büyük itibar görmüş bir âlim hakkında daha uygun bir ifadenin kullanılması gerektiğini ifade etmiştir (el-İntihâż fî ħatmi’ş-Şifâ li-ʻİyâż, s. 18-19). Muhammed b. Ca‘fer el-Kettânî de Zehebî’nin eş-Şifâ hakkındaki sözlerini isabetli bulmadığını kaydetmiştir. Kādî İyâz’ın hadiste bir otorite sayıldığını belirten Ali el-Kārî, eş-Şifâ’da rastladığı bazı zayıf rivayetleri değerlendirirken Kādî İyâz’ın bunların güvenilir bir senedini görmüş olabileceğini veya zayıf hadislerin faziletli ameller hususunda delil sayılabileceğini belirtmiştir (Şerĥu’ş-Şifâ, II, 91-92). eş-Şifâ şârihlerinden Şemseddin Muhammed b. Muhammed ed-Delecî el-Osmânî’nin eserdeki bir hadisin kaynağını bulamadığını bildirmesi üzerine Ali el-Kārî, “Bu hadisi büyük muhaddislerden olan Kâdî İyâz’ın rivayet etmesi yeterlidir; eğer hadisin bir senedi olmasaydı onu kitabına almazdı” demiştir (a.g.e., I, 629).

Şerhleri. eş-Şifâ üzerine yazılan pek çok şerhten günümüze ulaşan birçok şerhi vardır.

BİBLİYOGRAFYA:

 

Kādî İyâz, eş-Şifâ bi-taʻrîfi ĥuķūķi’l-Muśŧafâ (nşr. Ali M. el-Bicâvî), Kahire 1977, I-II; a.e. (nşr. Abduh Ali Kûşek), Beyrut-Dımaşk 1420/2000; Zehebî, Aʻlâmü’n-nübelâʻ, XX, 216; İbn Ferhûn, ed-Dîbâcü’l-müźheb, II, 49; Sehâvî, eđ-Đavʻü’l-lâmiʻ, II, 175; VIII, 17; a.mlf., el-İntihâż fî ħatmi’ş-Şifâ li-ʻİyâż (nşr. Abdüllatîf Muhammed el-Cîlânî), Beyrut 1422/2001, neşredenin girişi, s. 3-23; Taşköprizâde, Miftâĥu’s-saʻâde, II, 149; Ali el-Kārî, Şerĥu’ş-Şifâ fî ĥuķūķi’l-Muśŧafâ, İstanbul 1285, I, 2, 629; II, 91-92; Ahmed b. Muhammed el-Makkarî, Ezhârü’r-riyâż (nşr. Saîd Ahmed A‘râb – Muhammed b. Tâvît), Rabat 1398/1978, IV, 271-309; Keşfü’ž-žunûn, II, 1053, 1054, 1194, 1884; Şehâbeddin el-Hafâcî, Nesîmü’r-riyâż fî şerĥi Şifâʻi’l-Ķāđî ʻİyâż (nşr. M. Abdülkadir Atâ), Beyrut 1421/2001, I, 11; Brockelmann, GAL, I, 455; Suppl., I, 630-632; Îżâĥu’l-meknûn, I, 52; Ahmed Hanifzâde, Âsâr-ı Nev: Nova Opera (nşr. G. Fluegel), [baskı yeri ve tarihi yok], s. 550; Kettâ-nî, er-Risâletü’l-müsteŧrafe, s. 106; Seyyid Süleyman Nedvî, Hz. Muhammed Aleyhisselâm Hakkında Konferanslar (trc. Osman Keskioğlu), Ankara 1967, s. 83; Abdülhay el-Kettânî, Fihrisü’l-fehâris, I, 424; II, 224, 800, 818; Ziriklî, el-Aʻlâm (Fethullah), I, 318; IV, 68, 125; VII, 11; Tihâmî Râcî Hâşimî, el-Ķāđî ʻİyâż el-luġavî min ħilâli ĥadîŝi Ümmi Zerʻ, Dârülbeyzâ 1985, s. 79-142; Halil İbrahim Kutlay, el-İmâm ʻAlî el-Ķārî ve eŝeruhû fî ʻilmi’l-ĥadîŝ, Beyrut 1408/1987, s. 367-374; Beşîr Ali Hamed et-Türâbî, el-Ķāđî ʻİyâż ve cühûdühû fî ʻilmeyi’l-ĥadîŝ rivâyeten ve dirâyeten, Beyrut 1418/1997, s. 301-332; Metin Hülagü, Sultan İkinci Abdülhamid’in Sürgün Günleri, İstanbul 2003, s. 243; Muhammed Menûnî, “Kitâbü’ş-Şifâ li’l-Ķāđî ʻİyâż”, el-Menâhil, sy. 22, Rabat 1402/1982, s. 305-423; M. Hadj-Sadok, “Ibn Marzūķ”, EI² (İng.), III, 867; İsmail Durmuş, “İbn Ebü’l-İsba‘”, DİA, XIX, 467; Saffet Köse, “İbn Merzûk el-Hatîb”, a.e., XX, 187; Tayyar Altıkulaç, “İbnü’l-Bârizî”, a.e., XX, 526.             

TDV İslam Ansiklopedisi, cilt: 39; sayfa: 135-138

M. Yaşar Kandemir  

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s