ENDÜLÜS’ÜN İNCE RUHLU ŞAİRİ Federico Garcia Lorca

 Yazan: Ercüment Gürçay

Federico Garcia Lorca 38 yıllık kısa ömrüne pek çok şey sığdırdı. Tiyatro oyunları yazdı-sahneledi; şiirler yazdı-okudu; kukla oynatarak çocukları mutlu etti, piyano çaldı; geleneksel halk şarkıları derledi- söyledi; pandomimciydi. Doğayı sevdi; Pablo Neruda’ nın deyimiyle o “…Güzel kokular saçan bir Yasemin’di.”  Orta sınıf bir ailede yetişti ama her zaman ezilenlerin- yoksulların yanında yer aldı…Caz müziğine ve bir de Salvador Dali’ ye âşık oldu…

Lorca yapıtlarıyla kendisinden sonra gelen şairleri-sanatçıları da derinden etkilemiştir. Ölümünden sonra bugün de etkisi hissedilmektedir. Ona ithafen yazılmış şiirler-şarkılar bugün de dilden dile- kulaktan kulağa dolaşmaktadır.

Lorca’ yı ile ilk kez 1970’ lerin sonunda Varlık Yayınları’ nda Sait Maden çevirisiyle yayımlanan “Bütün Şiirleri” seçkisinde tanıdım. Şiirlerinde başlangıçta kendime yakın bulduğum tutkulu doğa tasvirleri onu sevmeme yetmişti. Onun çocukluğu gibi benim de çocukluğum kırlarda, ağustos böcekleri, karıncalar, sümüklüböcekler, kurbağalar, serviler, yıldızlar, yağmur tanecikleri… ile alt alta, üst üste geçen bir “çayır-çimen çocukluğu” ydu. Sonraları hayatı ve bütün şiirleriyle- şarkılarıyla baş tacım oldu Lorca.

Federico Garcia Lorca

Federico Garcia Lorca, ölümünün 80. yılında geçen hafta İstanbul’ da İş Sanat’ ta günümüzün en önemli flamenko gitaristi ve bestecilerinden birisi olarak kabul edilen Paco Peña ve grubu Flamenco Dance Company’ nin Patrias projesiyle anıldı. Cumhuriyet’ ten Celal Üster’ in enfes tanımıyla sahnede “müziğin dansla seviştiği” bir sanat şöleni izledik. Paco Peña, Paco Arriaga ve Rafael Montilla’ nın gitarına sesleriyle Jose Angel Carmona ve Gema Jimenez; danslarıyla Angel Munoz ve Mayte Bajo katıldılar. Vurmalılarda Nanco Lopez ve Jose Manuel Ramos’ un yer aldığı gösteride oyuncu Rio Muten de zaman zaman sahnede yer aldı. İlk kez Edinburgh Festivali’nde, ardından Londra’da sahnelenen gösteride, fonda İspanyol İç Savaşı’nın anlatıldığı projenin merkezinde, bu savaşta hayatını kaybeden İspanyol şair Federico Garcia Lorca vardı. Gösteride özel bir repertuvarla sahne alan sanatçılar Recuerdo a Granada, Farruca, Nana de Sevilla, Buleria, Liviana, Gritos ve Ternura’ nın da yer aldığı flamenko klasiklerini, dönemin marşlarını, Lorca’ nın, Antonio Macado’ nun ve Neruda’ nın şiirlerini ve Unamuno’ nun sözlerini dansla harmanlayarak yorumladılar.

PATRİAS’ IN LONDRA GÖSTERİMİ/ 2014

Federico Garcia Lorca Granada- Fuente Vagueros’ ta/ 1906

Federico Garcia Lorca, siyasi gel-gitlerin hemen hiç bitmediği İspanya’ da Granada’ da Fuente Vagueros’ ta 5 Haziran 1898’ de doğdu. Çocukluğunu İspanya’ nın çalkantılı günlerinde yaşadı. İspanya hükümeti 1909’da Fas’a savaş açmıştı ve “Fas halkı, İspanyol halkının düşmanı değildir” diyen işçiler bir genel grevle bu savaşa karşı çıkmaktaydılar. Grev İspanya’ nın birçok bölgesine yayılmış ve kanla bastırılmıştı. Bu dönem, İspanya’ nın tarihine Kanlı Hafta olarak geçti. İşçi hareketi bu kanlı baskının ardında 1917’ye kadar gücünü toparlayamadı.

1.Dünya Savaşı yılları, yeni ticaret alanlarının açılmasıyla İspanya’ nın ekonomik durumunun güçlenmesine yol açar. Sanayi canlanır, işçilerin gelirlerinde artış olur. Savaşın sona ermesiyle birlikte bu süreç sona erer ve toplumsal çalkantılar yeniden başlar.

Sanatçı bir ailenin içinde büyüyen Lorca, tiyatro, şiir ve müzikle ilgilenir. Lorca’ nın, Doğu ve Batı edebiyatının bütün formlarını (şarkılar, türküler, ağıtlar, od’lar, balad’lar, romencero’lar, gazeller, kasideler, ilahiler) kullandığı şiirleri çeşitli dergilerde yayınlanır. Yazdığı şiirlerde o çok sevdiği Granada’ yı anlatır.

Federico Garcia Lorca Granada’ da/ 1917

1917’de ilk kitabı Simgesel Düşler’ i çıkarır. Aynı yıllarda Endülüs topraklarını gezer. Baeza, Medina del Campo, Salamanca, Zamora, Galicia, Leon, Burgos, Segovia’… nın içe işleyen büyülü atmosferi bir daha silinmemek üzerine belleğinde yer eder. İzlenimlerini İzlenimler ve Görünümler kitabında anlatır.

İspanya işçi sınıfının yeniden tarihin sahnesine çıktığı yıllarda, 1917’de genç bir taşralı şair olarak önce Granada’ ya gider.

Lorca 1919’da Granada’ dan ayrılarak felsefe ve hukuk okumak üzere Madrid’ e yerleşir. Burada özgürlükçü, yeni düşüncelere açık Luis Bunuel, Rafael Alberti, Pedro Salinas, Gerardo Diego, Jose Morino, Juan Ramon Jimenez gibi İspanyol aydınlarıyla tanışır. Tek ve büyük aşkı Salvador Dali’ yle de orada tanışır. Müzikçi ve ozan yeteneğiyle çevresinde uyandırdığı hayranlığa tanık olur. Şiirlerini o kadar güzel okur ki, hemen birçok havariler edinir; kırlık yerlerden ve eski cancionero’lardan (türkü derlemelerinden) öğrendiği halk türkülerini hem piyanoda çalar hem söylerken çevresini alıp ona eşlik ederler.

Salvador Dali ile Madrid’ de/ 1919

Birçok kültürün kaynaştığı, resim, şiir ve tiyatroda öncülüklerin yer aldığı Madrid’ te tiyatroya yoğunlaşır. Tiyatroda 1925’te yazdığı Manana Pineda ile dikkatleri üzerine çeker. Oyunda 19. yüzyılda Endülüs’te yaşayan özgürlük kahramanı bir kadının öyküsünü anlatır.

Bir taraftan müzik eğitimi de alır. Bu, Lorca’ yı edebiyata daha fazla yakınlaştırır. Besteci Manuel de Falla ile birlikte çingene müziği üzerine araştırmalar yapar ve şiirle müziğin iç içe geçmesini sağlar. İspanya’ da sözlü anlatıma dayalı halk şiiri geleneğini takip eder ve yazdığı Balad formu şiirlerde halk kahramanlarını anlatır. Ölüm, yoksulların egemenlere karşı savaşı, faşizme karşı mücadele temaları şiirinin ana eksenin oluşturur. Dini ağırlıklı geleneklerin tutuculuğu, baskı ve şiddet de Lorca’ nın şiir ve tiyatrolarında işlediği ana konular olur.

Lorca, bir yandan da halk şarkılarını toplamaya devam eder. 1928’de yayınlanan Romancero Gitano (Çingene Romansları) isimli şiir kitabı, Endülüs’ ün Çingene Şairi olarak tanınmasına yol açar.

Endülüs’ ün Çingene Şairi Lorca

Şiirin yanı sıra, müzik ve tiyatro ile de ilgilenmeye devam eder, yazdığı tiyatroların müziklerini de kendisi yapar. Madrid’ te Eduardo Marguina ile tanışır. Eslava Tiyatrosu’ nun yönetmeni yazar Gregorio Martinez Siera’ nın Lorca’ nın bir şiirini çok beğenmesiyle, şiir oyunlaştırır ve Pervanenin Nazarı Değdi isimli oyun Lorca’ nın ilk oyunu olur. Oyun pek ilgi görmez ama devamı gelir ve bayrak üzerine özgürlükçü sözler söylediği için ölüme mahkûm edilen bir kız için yakılmış türküye bir oyun hazırlar. Çocukken söyledikleri bir türküdür bu ve şiirde olduğu gibi tiyatroda da kalıpları parçalayan bir tarzı vardır. Ezilenlerin safındadır Lorca. “Tiyatronun gücü onun toplumsal sorunlara bakış açısıyla ölçülebilir yalnızca” der. Tiyatro, toplumsal eşitsizliğe karşı direnen halkın eğitimi için bir araçtır. Toplumsal sorunları açık açık tiyatro ile anlatmaya çalışır. Lorca için tiyatro, hayatın bir aynasıdır. Bu aynayı yanından hiç ayırmak istemeyen Lorca, aynasıyla yaşama ışık tutmaya çalışır. Dona Rosita Bekâr Kalıyor ya da Çiçeklerin Dili isimli oyunlarında hayatın önünde engel, baskı aracı olan gelenekleri eleştirir. La Zapatero Prodigiosa (Kunduracı Güzeli), El Sacrificio de İfigenia (İfigenia’ nın Kurban Edilişi) gibi onlarca oyuna imza atar.

Federico aynı zamanda usta bir kukla oynatıcısıdır. Zaman zaman Madrid’ de yaşadığı evde çocuklara ve yetişkinlere kukla ve müzik gösterileri düzenler. Kuklaları kendisi oynatır. Kız kardeşi Concha da ona yardım eder. Dekorlarla kostümleri de kendisi hazırlar. Çoğu zaman piyano, klavsen, klarnet ve lavtadan oluşan küçük bir oda orkestrası da oyuna dahil olur.

AHŞAP ÇERÇEVE KUKLA TİYATROSU/ DONA ROSİTA’ NIN DOKUNAKLI ÖYKÜSÜ

Federico Garcia Lorca’ nın “Dona Rosita Bekâr Kalıyor” oyunundan Ahşap Çerçeve Kukla Tiyatrosu’ nun geçtiğimiz yıllarda kukla sahnesine uyarladığı oyunu Emre Tandoğan yönetti. Oyunda kuklaları Emre Tandoğan ve Elif Arman oynattılar. Kukla tasarımları Arzu Güven ve Güzin Cengiz tarafından gerçekleştirilen oyunun ışık tasarımı Enrico Zeber’ e ait…

Federico Garcia Lorca

Lorca siyasi tutukluları desteklemek için pek çok konferansa katılır. Lorca’ nın oyunlarının da sahnelendiği salonlar işçilerin yoğun katılımına sahne olur.

Tiyatroyu yenilemek isteyen Lorca, bunu yaparken çok sayıda örnekten yararlanır. Halk şarkılarıyla bütünleştirdiği Ayakkabıcının Garip Karısı oyunundan sonra komik, masalsı bir oda tiyatrosu yazar.

Federico Garcia Lorca Amerika’ da/ 1929

Lorca, 1929’da içinde bulunduğu sıkıntılardan, acılardan kurtulmak, bambaşka bir evren bulmak umuduyla Amerika’ya gider. Columbia Üniversitesine girer ama bir türlü İngilizce öğrenemez; üniversiteyi bir yana bırakıp kentin müzelerini gezmeyi, tiyatrolarım dolaşmayı yeğler. Göçmen mahallelerini ve özellikle Harlem’i gezer, insan duyarlığı, insan sıcaklığı ile yoğrulduğunu söylediği caz müziğine vurulur. 1929 yılı, Amerika’da ve bütün dünyada büyük bir ekonomik bunalımın yaşandığı yıldır. Zenciler, işçiler, işsizler, üniversite Öğrencileri, pis sokaklar, insan yığınları, cinayetler, kabalık ve vahşet… Bütün bu gördükleri Lorca ‘yı derinden etkiler. Durmadan şiir yazar bu arada. Bir Walt Whitman biçemiyle bütün bu New York âlemini anlatan şiirlerdir bunlar. Lorca’ nın bu şiirlerini okurken söyleyişin, imgelerin, sözcüklerin değişmesi bir yana, daha kitabın sayfalarını karıştırırken bu döneme ait olan şiirlerin, sayfalara sığmayan uzun dizelerle değişik bir yapıda oldukları dikkati çeker. Daha, biçimsel görünüşlerinde bile Walt Whitman ‘ın etkisi görülür. Biçem de değişmiştir. O İspanyol halk türkülerini andıran ezgili, yumuşak, doğa motifleriyle süslü söyleyişin yerini, bağıran çağıran, meydan okuyan, kızgın, öfkeli, hatta yerine göre küfreden bir söyleyiş almıştır. Gerçekte büyük düşler kurarak gittiği Amerika Birleşik Devletleri’nde ozan, tekniğin, makinanın ezdiği insanoğlunu, öldürdüğü doğayı, uygarlık yerine sokaklarda kol gezen pisliği, kabalığı, acımasızlığı görmüştür. Bir yanda, doğal olarak ozanın düşleri, özgürlük tutkusu, insan sevgisi, ilk gençlik tutkuları olan ekinler, çocuklar, filler, bulutlar, eğrelti otları, lâleler, kuşlar, asmalar; öte yanda çekiç sesleri, köprü altlarında yaşayan çocuklar, özgürlüğün tadını çıkaramayan zenciler, cinayetler, kadınıyla erkeğiyle yozlaşmış bir sokak görünümü keskin çelişkilerle verilir bu şiirlerde:

“Artık ne ekmeği bölüştüren var ne şarabı çünkü
ne ölümün ağzında ot yetiştiren
Çirkefin New York’u demir telin, ölümün New York’u.
Yanağında saklanan hangi melektir?
Söyleyecek hangi yetkin ses buğdayın doğrularını?
Kirlenmiş lâlelerin korkunç düşü kim?”

İşte şu birkaç dizede bile ozanın kendi dünyasıyla özdeşleştirdiği Walt Whitman’ ın dünyası ile, bir yılını geçirdiği New York gerçeği arasındaki çelişkiler açıkça görülür: “ve Amerika boğuyor kendini makinalar ve gözyaşlarıyla/ Dilerim en derin gecenin zorlu rüzgârı/ koparsın altında uyuduğun kemerden harfleri, çiçekleri/ ve zenci bir çocuk bildirsin altın beyazlara/ başak krallığın yaklaştığını”

Bu yıllarda yazdığı Küçük Viyana Valsi şiiri Patti Smith, Leonard Cohen gibi birçok Amerikalı şarkıcı ozan tarafından yorumlandı

İspanya’ da 1931’ de 2. Cumhuriyetin ilanından sonra Lorca, Eduardo Ugarto ile birlikte gezgin tiyatro kurmaya çalışır. La Barraca adını verdiği gezici tiyatroyu kurar da. Dönem, İspanya’da gerçeküstücülük akımının başladığı bir dönemdir ve bu gezici tiyatro bütün İspanya’yı dolaşarak seçkin, klasik oyunlar sahneler. Kent kent, köy köy dolaşır ve halkı tiyatroyla tanıştırır. Bir kasabada Yaşam Düştür isimli oyun sergilenirken, kralcıların saldırısı üzerine oyun yarıda kalır. Baskılara, saldırılara rağmen Lorca “hep yoksullardan yana oldum, hep öyle olacağım.” demiştir ve öyle de yaptı.

1932’te yazdığı Kanlı Düğün isimli oyunuyla adından epeyce söz ettirir. Kanlı Düğün, Yerma ve Sodom‘ un yerle bir edilişi üçlemesinden oluşan dram, ülkenin pek çok yerinde oynanır. Hastalığı ve ölüm temalarını işleyen Lorca, ölüm-yaşam, verimlilik-kısırlık gibi tezatlıkları bu eserlerinde başarıyla yansıtmıştır. Lorca bu dram üçlemesiyle, İspanyol tiyatrosunda önemli bir yere sahip olur.

“Kanlı Düğün” İspanyol şair ve oyun yazarı Federico García Lorca’ nın 1932 yılında yazmış olduğu ve ilk kez 1933 yılında sahnelenen aynı adlı Bodas de Sangre oyunundan uyarlanmıştır. Bodas de Sangre, Carlos Saura’nın “Flamenco Üçlemesi” nin ilk filmidir. Üçlemenin diğer iki filmi ise Carmen (1983) ve El Amor Brujo (1986) dur. Aynı şekilde filmin uyarlandığı oyun da Lorca ‘nın “Köy Trajedileri Üçlemesi” nin ilk oyunuydu. (Diğer ikisi Yerma ve Bernarda Alba’nın Evi’dir…Antonio Gades, Christina Hoyos ve Juan Antonio Jimenes’ in dansları ve flamenko şarkılarıyla bezeli filmde Carlos Saura belgeselden Lorca ‘nın oyununa kesintisiz bir ustalıkla geçiş yapar, artık seyirciler de oyuncular gibi hiç farkına varmadan kendilerini Lorca ‘nın oyununun içinde bulurlar ve adeta olayları yaşamaya başlarlar

1934 yılında Rivera, Falange Espanyola’ yı kurar. Falanjistler “Büyük, bölünmez ve hür İspanya!” sloganıyla yola çıkarlar. Falange Espanyola, milli sendikacı hücum cuntaları ile birleşerek milliyetçi bir ayaklanma başlatırlar.

Ayaklanmaya karşı 1935 yılında Unidad Popular (Halk Cephesi) kurulur. 1936 yılında halk cephesi seçimleri büyük bir farkla kazanır. Halk Cephesi lideri Azanya, cumhurbaşkanlığına seçilir. Ancak orduya, Rivera ‘nın falanjına, General Morla’ nın Carlosçular’ ına ve kralcılara dayanan muhalefet bir araya gelir. Durulmayan siyasi hava, tekrar ağırlaşır. Lorca ve bazı İspanyol yazarları bir bildiri kaleme alırlar. Bildiride faşizmi teşhir ederler. Lorca, “herkesin kardeşiyim ben, soyut bir milliyetçilik fikri uğruna kendini harcayan adamı sevmem” der, bir gazeteciye verdiği söyleşide.

Federico Garcia Lorca

Lorca bu siyasi çalkantılar içinde, İspanya ile ilgili bir film tasarlar. Siyasi bir trajedidir tasarladığı film. Siyasi tutuklular için Budala Kız’ ı sergiler. Siyasi tutuklular yararına bir gala düzenlenir. Halk Ansiklopedisi Topluluğu‘nun çağrısıyla işçilerin doldurduğu bir salonda etkinlik düzenlenir. Lorca, şiirlerinden parçalar okur.

Falanjistler katliamlara başlar. Siyasi durum alabildiğine kötüleşir. Falanjistlerin kitle katliamlarına karşılık misillemeler, genel grevler başlar. Sağcı muhalefetin başı Calvo Sotelo vurulur. Lorca kararsızlığa düşer. Faşizmin kanlı yüzünü ülkenin her yerinde gösterdiği bir süreçte büyük aşkı Dali’ ye geride “Bazı çocukların kalbinde yitirdiğim gibi/ Birçok kere yitirdim denizde kendimi. / Gidiyorum aramaya; suyu bilmeden, /Beni çürütecek, ışık yüklü ölümleri” dizelerini bırakır ve Madrid’ den Granada’ ya döner. Babasının çiftliğine yerleşir.

Calvo Sotelo’ nun öldürülmesinin üzerine, Fas’taki Kanarya Adaları’nda bulunan 35 bin kişilik İspanyol garnizonu ayaklanır. Ayaklanmayı başlatan generalin uçak kazasında ölmesinin üzerine, garnizonun başına Kanarya Adaları valisi Franco geçer. İsyanı Katolik ve milliyetçi kuruluşlar da destekler ve Franco’ ya katılırlar. Franco birlikleri ülkenin güneyini ele geçirir. Falanjistler askeri kıyım örgütlerinin yanı sıra “tehlikeli” gördüklerini öldürmek için Kara Müfrezeler’ i kurar. Kara müfrezeler, daha ilk günlerde yüzlerce insanı katleder. Bütün İspanya’ da kitle halinde kurşuna dizmeler, toplu yargılamalar alabildiğine artar.

Lorca İspanyol Sivil Muhafız Baladı şiirinde bu müfrezeleri anlatır: “Karadır atları, kapkara/ nalları da kapkara demir. / pelerinlerinde parıldar/ mürekkep ve mum lekeleri/ ağlamak nerede onlar nerede/ hepsinin de kurşundan beyni/ yoldan ağrı çıkageldiler/ gönülleri cilalı deri. / o çılgınlar, o gececiler/ boğarlar geçtikleri yeri/ zamk karası bir sessizliğe/ ve bir dehşete kum incesi…”

Yurt sever ozanların, yazarların, müzisyenlerin elde silah Franco faşizmine karşı savaştığı bir süreçte, elini eteğini her şeyden çekip köyüne dönmesine rağmen yazdığı bu şiir, geçmişteki muhalif tavrı ve eşcinsel tercihleri Lorca’ nın ölüm fermanının çıkarılması için yeterli gerekçe olur. Lorca, faşizmin kendinden olmayan herkese düşman olduğu gerçeğini gözden kaçırır. Evine silahlı iki adam gelir ve bir yere ayrılmamasını isterler ondan. Ardından bir tehdit mektubu alır. Lorca, Granada’dan ayrılmak istemez, bir arkadaşının evine yerleşir. Çok geçmeden o iki adam yine gelir. 16 Ağustos akşamı Lorca ‘yı alıp götürürler. O günün sabahı ise, Granada’ nın sosyalist belediye başkanı, 29 kişi ile birlikte kurşuna dizilmiştir. Lorca’ yı kurtarmak için uğraşanlar olur ancak başaramazlar. Lorca ile birlikte 35 kişi daha vardır ve hepsi de Sierra yakınındaki Viznar’ a getirilir. Viznar tutuklu barakalarıyla doludur. Lorca ve beraberindekiler Fuente Grande yolu üzerindeki Alfacar’ a yönelir. Hükümlüler araçtan indirilir. Tarih 19 Ağustos 1936’dır…

Lorca bir seferinde “kimse şairleri vurmaz, ben de bir şairim” demişti. İspanya’da hiçbir kimse, aydınlar, yazarlar da Lorca’ nın katledileceğine inanmamakta; bir gün Endülüs’ ün tozlu bir köy yolunda o güzelim şair beyninin birkaç kurşunla dağıtılmasını beklememekteydi.

Son derece ince ruhlu ve naif bir şair olan Lorca, İspanya İç Savaşı’ nın sürdüğü günlerde, 19 Ağustos 1936 sabahı Viznar- Alfacar yolu üzerinde Dioscoro Galindo Gonzales, Francisco Galadi, Joaquin Arcollas Cabezas ile birlikte kurşuna dizilir. Henüz 38 yaşındadır.

Atlının Türküsü şiiri bir anlamda onun sıkıntılarla geçen, aslında kendisine yaptığı ve yarım kalan yolculuğunun hazin sonunu da anlatmaktadır: Kurtuba/ uzakta tek başına/ ay kocaman at kara/ torbamda zeytin kara/ bilirim de yolları/ varamam Kurtuba’ ya/ ovadan geçtim yel geçtim/ ay kırmızı at kara/ ölüm gözler yolumu/ Kurtuba surlarında/ yola baktım ama yol uzun/ canım atım yaman atım/ etme eyleme ölüm/ varmadan Kurtuba’ ya/ Kurtuba/ uzakta tek başına…

Arjantin’de Pablo Neruda ile de yolları kesişmişti. Neruda, Şili konsolosluğu görevi için Arjantin’deydi. Lorca da Kanlı Düğün’ ü sergilemek için Buenos Aires’e gelmişti. Aralarında oluşan dostluğu Lorca’ nın ölümünden sonra şöyle ifade eder Neruda: “Ne mükemmel bir şair! ondaki kadar yürekliliğe ve dehaya, heyecanlı bir kalp ve duru bir sese bir daha hiç rastlamadım. Federico garcía Lorca, eli açık bir sihirbazdı, bir neşe kaynağı idi. İçinde taşıdığı yaşama sevinci ile bir yıldız gibi parladı. Saf ve komik, başarılı müzisyen, mükemmel bir pandomimci, çekingen ve batıl inançlı, pırıl pırıl ve iyi yürekli. Lorca’ da İspanya’nın bir çağını yaşamak mümkündü. Halkçı gelişme çağını. Gelip geçmiş o İspanya’yı aydınlatan biri. Güzel kokular saçan bir yasemin demeti.” Lorca’ nın ölümünün ardından O’na “Federico Garcia Lorca’ ya Ağıt” şiiriyle seslenir Neruda.

Neruda gibi birçok şair onun ardından şiirler yazdılar. Türkçe’ de de Turgut Uyar’ ın şiiri bunlara güzel bir örnektir. Lorca İçin Üç Şiir’ de “Artık kat iyen biliyoruz;/ Halk adına dökülen kan/ Sapı gül dalı güzelliğinde bir bıçaktır. / Dişlerin arasında…/ İspanya da/ ve her yerde… “diyordu Turgut Uyar.

Lorca’ nın “Ölünce/ gitarımla gömün beni /kumun altına/ ölünce/ portakal ve naneler arasında ben/ ölünce/ gömün beni isterseniz/ bir rüzgâr gülüne. / ölünce…” şirindeki vasiyeti yerine getirilemedi.

Lorca ’nın en küçük erkek kardeşi Francisco’nun kızı Laura Garcia Lorca, La Repubblica gazetesinin Venerdi ekinde Marco Cicala’nın kendisiyle yaptığı söyleşide “Lorca ‘nın öldürülmesi küçük bir şehirde işlenen büyük bir cinayetti, ardından karanlık bir efsane doğdu” diye yorumluyor Lorca cinayetini. Lorca’yla birlikte Dioscoro Galindo Gonzales, Francisco Galadi ve Joaquin Arcollas Cabezas da öldürüldü. Bu karanlık cinayete kurban gidenlerin cesetlerine hiç ulaşılamadı. Lorca ‘nın cansız bedeni nerede saklı kaldı? Granada ’nın arka tarafında esintili Viznar’ da cam ağaçlarının altında mıydı? Ya da Alfacar ’ın çevresinde terkedilen kuyulara mı terk edilmişti?

2000’ li yılların ortalarında bu karanlık ölümlere sahne olan bölgede medyatik bir kazı çalışması başlatıldı. Doktorlar, tarihçiler, coğrafyacılar ve arkeologlardan oluşan bilim insanlarının katıldığı kazı Lorca’nın kemiklerine ulaşmayı hedefliyordu. Her bir alan didik didik kazıldı ama hiçbir sonuç sağlanamadı… Lorca’yla birlikte öldürülenlerden de en küçük bir iz yoktu. Kazı çalışmaları 2009’da durduruldu.

Lorca ve üç Franco karşıtının kurşuna dizildiği kasabalar, bugün de kaderlerine terk edilmiş durumda. Gazeteci Marco Cicala “Afrika’dan esen sıcak rüzgârda öğle üzeri sokakta dolaşan kimse yok. Bir tek iplere asılı çamaşırlar ve sirke sinekleri göze çarpıyor.” sözleriyle anlatıyordu bu terk edilmişliği.

Doğduğu kent olan Granada’ nın kenar semtlerinden Fuente Vagueros’ ta anısına yapılmış olan Parque García Lorca içinde yer alan, hayatının büyük bir kısmını geçirdiği evi bugün fotoğraflarıyla, eşyalarıyla korunarak müzeye dönüştürülmüş.

Kendi sözleriyle “hep yoksulun yanında olan” Federico Garcia Lorca, hep halktan yana olmasıyla, faşizmin karşısında yer almasıyla ve aydın kimliğiyle hem tarihte hem de insanlığın yüreğinde hak ettiği yeri almıştır.

Lorca, bir dostuna yazdığı mektupta şöyle diyordu: “Yeryüzünde açlığın bittiği gün insanlık tarihinde hiç görülmemiş en büyük zihinsel devrim gerçekleşmiş olacak. O büyük Devrim’in gelip çattığı gün, insanların bundan duyacağı o sınırsız sevinci sana anlatamam.” İklim değişikliğinin, savaşların, açlığın, büyük insan göçlerinin… yaşandığı günümüz dünyasında insanlık ne yazık ki henüz o büyük sevince hala çok uzak. Ama şundan eminim ki Lorca’ nın naif ruhu şiirin okunduğu her yerde sonsuza kadar yaşayacak!

NOT: Lorca Açık Radyo’ da!

Açık Radyo’ da Açık Dergi’nin içinde yer alan, klasik tiyatro metinlerine yer verilen Radyo Tiyatrosu kuşağı 20 Aralık Salı gününüden itibaren beş haftasını İspanyol yazar Lorca’ nın Eskicinin Tazesi adlı oyununa ayırdı. 2006 yılında 34. Yayın Dönemi’nde Mahir Günşiray’ ın yönetmenliği ve Tiyatro Oyunevi’ nin prodüksiyonuyla Can Yücel’ in çevirisinden hazırlanan metni salı günleri 19:30-20:00 arasında Açık Dergi’nin içinde Radyo Tiyatrosu bölümünde yeniden dinleyebileceğiz.

KAYNAKLAR:

  • Bütün Şiirleri, Varlık Yayınları/1974

  • Vikipedi

  • Büyük Bir İsmin Küçük Bir Şehirde Ölümü: Aslı Kayabal

Erişim: https://yesilgazete.org/blog/2016/12/25/endulusun-ince-ruhlu-sairi-lorca-granadada-olduruldu-ercument-gurcay/

LORCA’NIN DELİ JUANA’YA AĞIT ŞİİRİ

 

“Ey sevip de karşılık göremeyen prenses.

Kızıl karanfil ıssız ve derin bir vadide.

Acım sızdırıyor yattığın mezar senin

mermerin üzerinde açılan gözleriyle.

 

Bir güvercin idin sen dev gibi ruhu olan,

kan olup çıktı yuvan Kastilya ülkesinde

ve bir kar kadehine boşalttın ateşini,

kanatların kırıldı sen ona can verirken.

 

Uysal bir şehzadeye benzesin isterdin aşk,

eteğini tutsun da gelsin öyle peşinden ..

Çiçek, şiir ve inci gerdanlıklar yerine

gülleri kuru bir dal verdi Ölüm eline.

 

Yüreğinde Isabel de Segura’nın eşsiz,

yaman şafağı vardı, ey Melibea*! İşte

ufkun kırıldığını gören kırlangıç gibi

şarkın acı, tekdüzen kesilir birdenbire.

 

Ve çığlığın titretir temelinden Burgos’u.

Manastırda koronun ilâhisini siler.

Ve çarpa çarpa yavaş çanların yankısına

karanlığın içinde kaybolur yırtık, titrek.

 

İspanya göklerinden gelmeydi senin tutkun.

Hançer, haleli gözler ve yaş tutkusu nice.

Ey tanrısal prenses al gün alacasında,

demir örekesinde çelik iplik eğiren!

 

Yok senin için yuva, yok hüzünlü bir türkü,

ötelerde hıçkıran bir ozan sazı bile.

Senin ozanın oldu gümüş pullu bir yiğit,

bir borazan sesiydi sevdalı ezgisi de.

 

Ama sen hep sevilmek için yaratılmıştın,

iç çekme ve okşanma ve geçmeye kendinden,

sevilen bir göğüste ağlamaya kederli,

ağzında kokulu bir gülü didikleyip de …

 

Irmağı nakışlarla süsleyen aya dalmak

Ve özlem duymak için sürünün gitmesiyle,

seyretmek için sonsuz gölge bahçelerini,

âh, mermerin altında yatan esmer prenses!

 

Açılır mı o kara gözlerin aydınlığa?

Sönmüş göğüslerinde yılan çöreklenirse …

Nerde o rüzgârlara savurduğun öpüşler,

o büyüsü kalmayan aşkın acısı nerde?

 

Yüreğin bin parçaya bölünür usul usul

kurşun sandıkta, kuru kemiklerin içinde.

Kutsal bir nesne gibi saklar seni Gırnata,

ah, mermerin altında yatan esmer prenses!

 

Birer papatya oldu Eloisa*, Julieta,

kızıl kana batmış bir karanfil oldun sen de

temiz selviler ve kar altında uyumaya

Kastilya’nın o altın topraklarından gelen.

 

Ölüm döşeğin oldu Gırnata, âh Juana,

selviler mumların, dağ mihrabın oldu işte,

dertlerini azaltmak için karlı bir mihrap,

yanıbaşından geçen suyla, Dauro nehriyle!

 

Ölüm döşeğin oldu Gırnata, ah Juana,

eski kuleleriyle ve susan bahçesiyle,

kırmızı duvarlarda ölü sarmaşıklarla,

gök rengindeki sisle ve uykulu mersinle.

 

Ey sevip de karşılık göremeyen prenses.

Kızıl karanfil ıssız ve derin bir vadide.

Acını sızdırıyor yattığın mezar senin

mermerin üzerinde açılan gözleriyle. ”

 

– Federico Garcia Lorca

 

[i]*Tragicomedia de Calixto y Melibea adlı ve 1499’da yayımlanmış bir oyunun kişilerinden. (Çevirenin notu.)

 

**XII. yüzyılda yaşamış bir kadın. Sevgilisi Abelard’a yazdığı mektuplarla ünlüdür. (ç.n.)

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s