SEVGİ ÜZERİNE -Hermann Hesse

 

Aklı başında, yetenekli, yaşam gücüyle donatılmış bir kişinin tüm yetenek ve güçlerini para kazanmaya ya da siyasal bir parti hizmetinde çalışmaya harcamasını herkes gibi normal ve yerinde bir davranış sayıyor. Söz konusu yetenek ve güçlerin kadınlara ve sevgiye yöneltilebileceğini günümüzde kimse aklından geçirmiyor. Fanatik bir burjuvazinin egemen olduğu Amerika’dan tutun da koyu kızıl Sovyet Sosyalizmine kadar gerçekten “çağdaş” diye nitelenebilecek dünya görüşlerinde sevgi, yaşamda ikinci derecede bir zevk kaynağının önemsiz rolünden öle bir rol oynamamakta, söz konusu kaynağın düzene sokulması için de birkaç hijyenik reçete yeterli bulunmaktadır.

* * *

Ne şaşılası şeydir şu sevgi! Sanatta da değişik değildir durum. Eğitimin, kültürün, zekânın, eleştirinin üstesinden gelemediği şeyi sevgi başarır, birbirinden en uzak şeyleri bağlar birbirine, en eski ve en yeniyi yan yana getirir, her şeyi kendi odak noktasına çekerek zamanı yenilgiye uğratır. Yalnızca sevgidir ki güven sağlar insana, bir tek sevgi haklıdır, haklı çıkmak gibi bir istek kendisine yabancıdır çünkü.

* * *

Sevgi bütün çağlara özgü yaşam bilgeliğinin tuhaf, ama basit bir gizidir: Ne denli küçük olursa olsun bencillikten uzak bir özveri, bir paylaşım, bir sevgi bizi zenginleştirir, servet ve güç edinmeye yönelik her türlü çaba ise bizdeki dinamizmi yağmalar, yoksullaştırır bizi. Hintliler, ardından bilge Yunanlılar, ardından İsa, o gün bugün de binlerce bilge ve yazar bunu bilmiş ve bilmeyenlere öğretmeye çalışmıştır. Öyle bilge ve yazarlar ki, yaşadıkları dönemdeki devletler ve hükümdarlar kayıplara karışmış, ortadan silinip gitmişken kendi eserleri zamana dayatmış ve ayakta kalmıştır. Siz ister İsa’nın safında yer alın, ister Platon’un, ister Schiller’in, ister Spinoza’nın tarafını tutun, ne güç ve kudretin, ne servetin ne de bilginin insanı mutluluğa kavuşturduğu, insanı yalnızca sevginin mutlu kılacağı hepsinde de en son bilgelik olarak karşımıza çıkmaktadır. Her özgecil (diğerkâm) davranış, sevgiden kaynaklanacak her vazgeçiş, her duygudaşlık, her özveri kendini bir yağmalayış gibi görünse de gerçekte bir zenginleşme, bir büyümedir, insanı ileriye götüren, yukarılara çıkaran biricik yoldur. Eski bir şarkıdır bu, bense kötü bir şarkıcı ve vaizim; ne var ki, ister bir çölde vaaz yoluyla dışa vurulsun, ister bir şiirde dile getirilsin ya da gazetenin birinde basılsın, doğrular her zaman ve her yerde doğru olarak kalır.

* * *

Bir insanı biraz daha mutlu, biraz daha şen biri yapabiliyorsak, bundan asla geri kalmamalıyız.

* * *

Görüldüğü kadarıyla sevmek ve tanımak nerdeyse aynı şeydir, en çok sevilen insan aynı zamanda en iyi tanınan insandır.

* * *

Sevgi karşı taraftan ne ricada, ne de bir istekte bulunur. Sevgi kendi içinde bir kesinliğe kavuşmak zorundadır. Böyle oldu mu kendisi çekilmeyen, kendisi çekip sürükleyen bir nitelik kazanır.

* * *

O sevdi, sonunda kendi kendini buldu. Ne var ki, insanların büyük çoğunluğu kendi kendilerini kaybetmek için sever.

* * *

Kendi kendisini sevmeden insan hemcinsini sevemez. Kendi kendinden nefret etmek de bunun gibidir, sonunda parlaklığı göze batan bencillik gibi tüyler ürpertici bir soyutlanmışlık ve umarsızlığa sürükler insanı.

* * *

Sevilmek mutluluk değildir. Her insan kendi kendini sever; ama mutluluk bir başkasını sevmektir.

* * *

Birbirine muhtaç iki insanın bile barış içinde birarada yaşaması seyrek karşılaşılan, bütün diğer etik ve entelektüel başarılardan daha zor ele geçirilen bir durumdur.

* * *

Sarhoşluğu bilmeden mantık neye yarar, ayıklık neye yarar! Hemen arkasında ölüm dikilmese şehvet neye yarar, karşıt cinsiyettekilerin birbirlerine karşı ölümcül düşmanlığı olmasa sevgi neye yarar!

* * *

Her şeyden önce öğrendiğim şu oldu: Küçük oyuncaklar, moda ve lüks eşyalar sadece değersiz ve zevksiz şeyler değil, para canlası fabrikatörlerin ve satıcıların icadı nesneler değildir; haklı, güzel, renklidir hepsi, hepsi de sevgiye hizmet eder, duyguları inceltir, ölü çevreyi dirimsellikle donatır, ona adeta sihirli bir değneğin dokunuşuyla yeni organlar bağışlar, pudradan ve parfümden dans ayakkabısına, parmaktaki yüzükten sigara tabakasına, kemerden el çantasına kadar çeşitli nesnelerden küçük, daha doğrusu büyük bir dünya yaratır. Bir çanta çanta değil, bir para cüzdanı para cüzdanı değil, çiçekler çiçek, yelpaze yelpaze değildir; bunların tümü de sevginin, büyünün, uyarmaların somut malzemesidir, elçidir tümü, kaçakçıdır, silahtır, savaşa çağrıdır.

*   *

Başka nedenler bahane edilse de, hayatta yapılan şeylerden pek çoğu kadınlar için yapılır.

* * *

Sadakatsizliğe, değişime, hayallere saygı duyan, onları el üstünde tutan biriyim. Sevgimi dünyanın rasgele bir köşesine sımsıkı çivileyip tutturmayı anlamsız bulurum. Bana göre sevdiğimiz şey bir mecazdır sadece. Bir yere tutunup kalan, sadakat ve erdeme dönüşen sevgi kuşku uyandırır bende.

* * *

Dünyada her şeyi taklit edebilir, sahtesini yapabilirsiniz, sevgiyi hayır. Sevgiyi çalamaz, taklit edemezsiniz. Kendini tümüyle karşıdakine verebilen kalptir sevginin yeri. Bütün sanatın kaynağı da budur.

İnsanlar güven ve sevgiyle ödemede bulunmaya yanaşmaz pek, bunu para ve malla yapmayı yeğlerler.

* * *

Sevilen bir kişi üzerinde düşünmek kadar başarı sağlamayan bir şey yoktur. Bu gibi düşünmeler halkın söylediği şarkılar, askerlerin söylediği marşlara benzer, içlerinde bin bir şeyden söz edilir, ama nakarat inatla dönüp dolaşıp yinelenir, şarkı ve marşlara uygun düşmediği durumlarda bile sürüp gider yinelenme.

* * *

Yaşama anlamını kazandıran tek şey sevgidir. Bir başka deyişle ne kadar çok sevebilir ve kendimizi sevgi uğruna ne kadar çok gözden çıkarma gücünü gösterebilirsek, yaşamımız o kadar çok anlam kazanır.

* * *

Dünyanın içyüzünü görmek ve onu aşağılamak büyük düşünürlerin işi olabilir. Ama benim için önemli olan, dünyayı sevebilmek ve gerek kendime, gerek tüm varlıklara sevgiyle, hayranlıkla ve saygıyla bakabilmektir.

* * *

Genel olarak yaşadığımız çağa ne kadar az inanır, insanlığa ne kadar bozulmuş, dağılıp dökülmüş gözüyle bakarsam, bu çöküşün karşısına o kadar daha az devrimi çıkarıyor, sevginin büyüsüne o kadar çok güveniyorum.

* * *

Bir Hintli gibi, yani Upanişad’lar ve bütün Buda öncesi felsefe doğrultusunda düşündüm mü, insan soydaşım yalnızca “benim gibi bir insan’’ değil, benim kendimdir, benimle yekvücuttur: çünkü onunla benim aramdaki, ben ile sen arasındaki ayrılık bir kuruntudur, maya’dır. Böyle bir yorum hemcinsini sevmenin tüm etik anlamını da içerir; çünkü dünyanın bir birlik ve bütünlük oluşturduğunu gören kimse, bu bütünlükteki tek tek parçaların ve organlarm birbirlerinin canını yakmasındaki anlamsızlığı kavrar hemen.

* * *

İnsan hiçbir şeyi kendini sevdiği kadar sevemez. Ve hiçbir şeyden kendisinden korktuğu kadar korkamaz. Bu yüzdendir ki, ilkel insanın mitolojileri, yasaları ve dinleriyle birlikte o garip aktarım olayı ve yalancı sistem doğup çıkmıştır. Öyle bir sistem ki, yaşamın temelini oluşturan tek kişilerin kendi kendilerine duyduğu sevgi ister islemez yasaklanmış, saklanıp gizlenmiştir, maskelenmiştir. Kendini değil de bir başkasını sevmeye daha iyi, daha ahlaksal, daha soylu davranış gözüyle bakılmıştır. Ne var ki, insanın kendi kendini sevmesi temel bir içgüdü niteliği taşıdığından ve onun yanında hemcins sevgisi asla doğru dürüst yeşermediğinden, bir çeşit karşılıklı hemcins sevgisi kılığında maskeli, yüceltilmiş, stilize bir özsevgisi icat edilmiştir. Böylece aile, kabile, köy, dinî cemaat, halk ve ulus kutsal nesnelere dönüşmüştür.

* * *

Seveceksin buyruğu ister İsa’nın, ister Goethe’nin öğretisinde yer almış olsun, dünya tarafından yanlış anlaşılmıştır. Çünkü asla bir buyruk niteliği taşımamıştır bu sevgi. Zaten buyruklar diye bir şey yoktur, buyruklar yanlış anlaşılmış doğrulardır. Tüm bilgeliklerin temelini, “mutluluğa yalnızca sevgiyle ulaşır insan” sözü oluşturur. Ben “hemcinsini sev” dersem, bir kez bu çarpıtılmış bir öğretidir. Aynı şeyi çok daha doğru olarak şöyle dile getirebiliriz: “Kendini hemcinsini sevdiğin gibi sev!” Her zaman hemcinsinle işe başlanması belki de temel yanılgıyı oluşturmuştur.

* * *

Her an başkalarına armağan edebilmemiz için sevgimizi elden geldiğince özgür durumda tutabilmemiz gerekir. Sevgimizi buyur ettiğimiz nesneleri her zaman aşırı değerlendirmelere konu yaparız, işte buradan da pek çok acı çıkıp gelir.

* * *

Düşünce ve sanatta yeğlediğim tutum, hayatta, özellikle kadınlar söz konusu olduğu zaman çokluk sıkıntıya sokmuştur beni. Bu tutum da sevgimi sürekli olarak belli bir nesneye yöneltemeyişim, tek bir nesneyi ya da tek bir kadını sevemeyişim, yaşamı ve sevgiyi tümüyle sevmeden edemeyişimdir.

* * *

Özellikle iyi sanatçılar ve yazarlar çokluk ateşli âşıklar olursa da iyi koca oldukları seyrek görülür. Çünkü sanatçı, her şeyden önce kendi yapıtları için yaşar. Başka insanlardan daha çok değil, tersine daha az sevgi verebilecek durumdadır, çünkü yapıtları üzerindeki çalışmaları sevginin pek çoğunu alıp götürür.

* * *

Kişilik olmadan bir sevgiden, gerçek ve derin bir sevgiden söz açılamaz.

Birine gönlünü kaptırmanın ne kolay, gerçekten sevmenin ise ne çetin ve güzel şey olduğunu herkes bilir ve yaşar bunu. Bütün gerçek değerler gibi sevgi de alınıp satılamaz. Alınıp satılabilen, zevk veren nesneler olabilir, ama sevgi hayır.

Kaynak: Hermann Hesse, İNANÇ DA SEVGİ DE AKLIN YOLUNU İZLEMEZ, Çeviren: Kâmuran Şipal, Ağustos, 1999,İstanbul

 

BAŞA DÖN

 

Reklamlar