ORGAN BAĞIŞININ KORKUNÇ PERDE ARKASI

 

Hazırlayan: Meltem Aydın

http://kristalkalpler.ml/organ-bagisi-hakkinda-bilinmeyenler-ve-organ-bagisinin-korkunc-perde-arkasio/

ORGANLAR ÖLÜ BEDENDEN ALINMIYOR. BEYİN ÖLÜMÜ MUTLAK ÖLÜM DEĞİLDİR. BEYİN ÖLÜMÜ TEŞHİSİNDE YAPILAN BÜYÜK YANLIŞLAR.

ORGAN BAĞIŞI HAKKINDA BİLİNMEYENLER

Telif Hakkı©2016 Meltem Aydin. Tüm Hakları Saklıdır. Bu yazıyı tümü olmak şartıyla, değiştirilmeden, yazarın ismi belirtilmeden, bu telif hakkı uyarısı ve internet bağlantısı (http://kristalkalpler.ml) linki ile birlikte belirtmeden, paylaşmak / kopyalamak yasaktır. Telif hakkını çiğneyenlere telif yasası doğrultusunda cezai işlem başlatılacaktır. 

Yaşamak kadar ölmeyede hakkımız var. Zamanımız ve kültürümüz adeta insanı hayatta tutma fanatizmi yaratmış. İnsanoğlu hastalandığında, neredeyse kendisini tıbbın zoraki ve kompleks yaşamda tutma deneylerinden, kendini koruyamaz bir durumda. Başarı odaklı modern yoğun bakımlarının hedeflerini derinden incelediğimizde, başarı kavramlarının sadece yaşamda tutma ve ömür uzatmaya yönelik olduğunu tesbit ederiz. Daha çok yapma, daha çok ilerleme, daha çok modernleşme hırsı ile sadece BAŞARI üzerine kuruludur. Tıptaki başarı kavramında ise yaşam kalitesi ve ölme hakkı ile doğrudan ilgilenmek üçüncü plandadır. Sadece madde odaklı çalışan tıp sektörünün, dışımızın zemini olan içimizlede / fiziksel olmayan benliğimizlede ilgilenmeye başlaması, gelecek yıllarda kaçınılmaz olacaktır.

Hayatın değeri, uzun yaşanmasında değil, iyi yaşanmasındadır. Öyle uzun yaşamışlar vardır ki, pek az yaşamışlardır. Doyasıya yaşamak, yılların çokluğuna değil, sizin coşkunuza bağlıdır.

– Michel de Montaigne

ORGAN NAKLİ HAKKINDA BİLGİ EKSİKLİĞİ VE BEYİN ÖLÜMÜ HAKKINDA GERÇEKLER.

ORGAN BAĞIŞI YAPMAK İSTİYORUM DEDİĞİNİZDE SİZİ BİR DAHA DÜŞÜNDÜRECEK GERÇEKLERDEN NE DERECE HABERDARSINIZ?

Bu makaleyi organ bağışı konusunda insanların eksik bilgilendirilip doğru kararlar verebilme haklarının ellerinden alındığı gerçeği ile, bilinçli kararlar verebilmeleri adına yayınlıyorum. Ele aldığım bu konunun bağış YAPMAMAYA teşvik amaçlı olmadığının altını çiziyorum. Bu makaledeki gerçekleri okuyanlar, sonrasında verecekleri kararlarından benim şahsımı sorumlu tutamazlar. Prosedürlerin gerçekliğini yayınlamak kabahat değil, gerekli kurumların yanıltıcı ve eksik bilgilerle toplumu bilinçsiz kararlara sürüklemesi kabahattir. Kalp şeklinde bembeyaz resimlerle ve mutlu aileli, çocuklu reklam banner’lerin arkasında yatan gerçekleri bilmeye, organ bağışında bulunma kararı alan herkesin hakkı var! Araştırmalarıma dönüp baktığımda, burada yazdıklarımın gerçeklerin en nazik versiyonu olduğunun kanısına vardım.

İlk olarak burada yazılan bazı gerçeklere itirazı olacak Doktor yada nakil Cerrahlarına hiç tıbbi tartışmalara girmeden şu basit soruları sorarım:

İnkar ettiklerini ispatlayabilirler mi?

Organ vericiye ağrılarının olup olmadığını yada neler his ettiklerini sorabilirler mi?

Ameliyat sonrasında bağışçıya “ Nasılsın? “ sorusunu sorabilirler mi?

Ben “  öldükten sonra ” organlarımı bağışlarım. Peki yaşarken mi bağışlıyorum ölüyken mi?!

Başkan Council (ABD) , Bioethics toplantısı 12.2008′ de yaptığı açıklama:
“ Beyin ölümü bilimin kabul gördüğü mutlak ölüm ile eşit değildir.”

ORGAN NAKLİ HAKKINDA BİRKAÇ DOKTORUN ENTERESAN VE DÜRÜST AÇIKLAMALARI:

9 Ağustos 2000 Guardian gazetesinde yine Dr. Philip Keep şöyle beyan etmiş:

Beyin ölümü gerçekleşmiş kişinin organlarını alırken bıçağı vurduğunuzda nabız ve kan basıncı fırlar. Eğer hastaya anestezi vermezseniz hasta kımıldamaya başlar, kıvranır ve ameliyat etmek imkansız bir hal alır”.

 İngiliz Anestezi Uzmanı Doktor Peter Young Almanyanın Doktorlar Gazetesinde (Aerztezeitung Tarih 31.08.2000) şöyle bir açıklama yapmış:

“ Eksplantasyon ameliyatı esnasında bir hastanın acı çekmesi mümkündür.“ 
(Doktor Young‘ un bu açıklamasını birçok uzman Doktor onayladı.)

Dr. Philip Keep (Anestezi Uzmanı Norfolk & Norvich Hospital) diyor ki:

Yaptığım onca organ eksplantasyon ameliyatlarında hastaların organları alınırken, tepki verdiklerine şahit oldum. Bir Doktor olarak organ alımı esnasında görülen bu tepkilerin, hastaların acı hissetmesi ile ilgili olmadığının garantisini vermem mümkün değil.

Nakil ve Tıp Profesörü Dr. Rudolf Pichlmayer:

Halka organ bağışı konusunda gerçekleri anlatırsak, birtane organ alamayız!
Bu yüzden organ bağışı ile ilgili verilen genel bilgiler tek taraflı ve yanıltıcı olmalı.”

Prof. Dr. Şahin Aksoy Şanlıurfa Tabip Odası Başkanının Media magazinin deki makalesinden birkaç önemli açıklama:

“ Beyin ölümünün mutlak ölüm olduğunu savunan yazarlarının en temel savlarından birisi, beyinin bedendeki “en üst düzenleyici” olduğu, onun geri dönüşümsüz olarak hasarlanması ile yaşamın da sona ermiş olacağıdır. Oysa en az beyin kadar, kalp, karaciğer, böbrek ve diğer organlarda bedensel bütünlüğün ve hayatiyetin devamı için şarttır. Bunlardan her hangi birisinin “ölmesi” de diğer bütün organların iflası, dolayısı ile canlının hayatının sona ermesine yol açar. “

“ Beyin ölümü tanısı konulan hastalardan alınan organlar, esasında halâ canlı olan, kalbi atan, yardımla bile olsa nefes alıp-veren, kan dolaşımı devam eden, insan sıcaklığını taşıyan, hatta belki de ağrı duyan insanlardan alınmaktadır. “

“ Mevcut pek çok bilimsel veri ile beyin ölümünün mutlak ölüm olmadığı son derece açıktır. Aslında beyin ölümü sadece, böbrek yetmezliği veya karaciğerin iflası gibi bir prognoz göstergesidir. “

“ Beyin ölümü kavramının organ nakillerine ‘malzeme’ sağlama ile yoğun bakımdaki belli hastaları ‘sessiz gemi’ye vakitsizce bindirme dışında hiçbir pratik faydası bulunmamaktadır.”

Kaynak:

http://www.medimagazin.com.tr/authors/sahin-aksoy/tr-20-yuzyilin-en-buyuk-yanilgilarindan-biri-beyin-olumu-72-60-953.html

Bu konuda çok aydınlatıcı bir kitap önerim : (Kemal Özer – Organ nakli hakkında gizlenen gerçekler).

 

ORGANLARIN ÖLÜ BEDENDEN ALINDIĞINI DÜŞÜNENLER YANILIYOR VE YANILTILIYOR

Medyalar aracılığı ile üstü kapatılarak toplumumuza etik diye aşılanan büyük bir yanılgıdan başka bir şey değil. Tıp literatüründen başlayarak, ilgilenen herkes çok net bir şekilde araştırıp gerçekleri öğrenebilir. Beyin ölümünün tıpta ölüm saati olarak kayıtlara geçmesi, organ nakli ve yoğun bakım hastalarının elenmesinden başka hiç bir faydası yoktur.
Bağışçının organlarının sağlıklı bir şekilde alınması için bedenin canlı olması gerekir. Aksi takdirde alınacak olan organlar ölür ve nakil için kullanılmaz hale gelir. Bir takım bilimcilerin her sıra dışı durumda yaptıkları gibi, bu konuda da mantıklı bir açıklama yapmaya çalışmalarını komik buluyorum. Bazı Doktorlar beyin ölümüne rağmen vücut fonksiyonlarının devam etmesini şöyle açıklıyor: Vücut fonksiyonlarının çalışmasını sağlayan beyinin salgıladığı bir takım hormonlardır. Beyin öldükten sonra vücut da hala rezerve (bir nevi yedek hormonlar) olarak bulunup, fonksiyonların bir süre çalışmasını devam ettiren hormonlar vardır. Bazı Doktorlar ise kalbin beyinden bağımsız çalışmasını sağlayan ayrı bir mekanizması var diye açıklıyor. Kalp beyin den bağımsız olsa da, rezerve hormonlar bulunsa da işleyişi hala devam eden bir bedene nasıl ölü denilir? Ölüden eseri olmayan, kalbi makinelerden bağımsız atan, uyuyor gibi görünen, bedeni sıcak olan, ten rengi yaşıyorum diye bağıran bir beden?
Beyin ölümü teşhisi konulan vakaların nefes fonksiyonu tıbbı yardımlarla sabit tutuluyor. Fakat nabız ve kalp atışları devam eder ve duyup his etmemiz mümkündür. Terleyebilirler, kızarabilirler, sindirim sistemi çalışır, kabız yada ishal olabilirler, erkeklerin cinsel organlarında ereksiyon oluşabilir, metabolizma hala aktif olarak çalışabilir, enfeksiyona karşı vücut aktif direnebilir hatta ateşlenebilir ve kadınlar çocuk dünyaya getirebilir. 1992 de beyin ölümüne rağmen bir kadının karnındaki bebeğin 5 hafta boyunca büyümeye devam edip dünyaya geldiği kanıtlanmıştır.
http://de.wikipedia.org/wiki/Erlanger_Baby

Aşağıdaki link de izleyeceğiniz videoyu şiddetle izlemenizi tavsiye ederim. 2 Beyin ölümü vakasının hareketlerini ve ağrılara karşı verdikleri tepkiyi gözlemleyebilirsiniz. Bahs ettiğim bölümü görmek için videoyu 04.00 cü dakikadan 10.00 cu dakika ya kadar izlemelisiniz. Göreceğiniz her iki vaka da beyin ölümü teşhisi konulan hastalardır. Bu konuda farklı istatistikler mevcut. Almanyanın Nakil vakfına (Deutsche Stiftung für Organtransplantation)  göre bu hareketler beyin ölümü vakalarının 75 %’inde görülmektedir.

http://www.untot.info/210-0-WIE-TOT-IST-HIRNTOT.html

Gördüğümüz gibi bu tür ufak tetkikler de bile gözle görülür bir şekilde acı his ettiğini beden dili ile ifade eden savunmasız hastaların, gırtlaktan göbek altına kadar bedenlerinin kesilip, organlarının tek tek alındığını düşününün?!
Refleks den ziyade hastanın ağrılara bire bir kollarıyla tepki verdiğini görüyoruz. Video da yapılan testler, çoğunlukla makinelerle beyin ölümü teşhisi konulduktan sonra son testler olarak yapılır ve görülen hareket ve tepkiler beyin ölümü teşhisi ve organ alımı için bir engel değildir. Kısacası tıbba göre son derece normal bir durum.

Beyin ölümü teşhisinden sonra, yasalar organ eksplantasyonu ameliyatlarına izin veriyor.
Ancak “ beyin ölümü ” organ alımı ve nakli için yasallaştırılmış bir terimdir. Tamamen modern tıbbın ilgi alanlarının doğrultusunda tanımlanmış bir ifadedir. Binlerce yıldır bilimin ve insanların savunduğu, kalbin durmasıyla mutlak ölümün gerçekliği 1968 ‘ den sonra resmiyette yeni bir hal aldı. 1967 de ilk kalp naklini Dr. Christiaan Neethling Barnard gerçekleştirdi. 1968 de sayısının 100’ e yaklaştığı nakil ameliyatlarının Cerrahları, mahkeme karşısında cinayetten yargılandılar. Bunun üzerine Harvard Tıp Fakültesinde Ad Hoc Komitesi kurularak, önceden bakıma muhtaç hastalar olarak tanımlanan beyin ölümü vakalarının organlarına yasal engeller olmadan ulaşmak amacıyla, beyin ölümü hastaları – ceset olarak tanımlandı. Ad Hoc Komitesinin Başkanlarından biri işkence araştırmacısı ve Nazi dönemlerinde insan deneyleri üzerinde Almanya’nın Dachau Kentinde Başhekim olarak görev yapan Profesör Henry Beecher idi. Toplumumuzda sadece 46 yıldır kabul görülen beyin ölümü Ad Hoc Komitesi sayesinde yasallaştırıldı. Peki binlerce yılların gerçeğini nereye saklayacaklar? Kısacası beyinin bazı bölgelerinde fonksiyonların artık işlev görmemesi, “ÖLÜM ” olarak adlandırılarak yasallaştırıldı. Yasaların ölüm ve yaşam konusunda hüküm kılması ayrı bir trajikomedi.

Yaşamak için nasıl bir bütünlüğe ihtiyaç duyuyorsak ölmek de ancak bütünlüğü ile gerçekleşebilir. Ölüm bölünemez bir bütündür ve ölümü beyin ölümü vs. diyerek parçalara bölemeyiz. Modern tıp ölümü bir amaç için beyin ölümü diye parçalara böldü. Derinlemesine düşünüldüğünde ve araştırıldığında, insan zekasına ne kadar aykırı ve büyük bir aldatmaca olduğu ortaya çıkıyor.

Almanyanın önde gelen beyin araştırmacılarından Profesör Dr. Gerhard Roth’un 1997/06/12 tarihli Almanya Gazetesi Süddeutsche Zeitung’a yaptığı açıklama:
“ Nakli hukuken mümkün kılmak için, yaşayan bir organizma bir ceset olarak ilan edildi. Fakat bu bilimsel olarak savunulamaz ve isteyen herkes fizyoloji – bilimi kitaplarından okuyabilir. “

ORGAN BAĞIŞI PROSEDÜRÜNDE ACI ÇEKER MİYİM?

(Telif Hakkı©2016 Meltem Aydin. Tüm Hakları Saklıdır. Bu yazıyı tümü olmak şartıyla, değiştirilmeden, yazarın ismi belirtilmeden, bu telif hakkı uyarısı ve internet bağlantısı (http://kristalkalpler.ml) linki ile birlikte belirtmeden, paylaşmak / kopyalamak yasaktır. Telif hakkını çiğneyenlere telif yasası doğrultusunda telif hakkı ihlali / tazminat davası başlatılacaktır.) 

Makalem bitmek üzereyken, Almanyanın en saygın hastanelerinden birinde transplantasyon – eksplantasyon ameliyatları gerçekleştiren, mesleğinde son derece başarılı fakat isminin açıklanmasını istemeyen bir kalp cerrahi ile görüştüm. Aslında tesadüf eseri gerçekleşen ve makaleme ekleme gereği duyduğum telefon görüşmesinden bir alıntı paylaşmak istiyorum sizlerle. Klasik cerrahlar gibi son derece hazır cevap ve retoriği güçlü olan bir beyefendiydi. Bazılarının küstahlık derecesine indirgeyeceği bir özgüvene sahipti. Çocuklar üzerindede eksplantasyon ameliyatları yapan cerrah, organ nakli konusundaki sorularıma cevap verirken heyecanlandı. Net cevaplar veremediği için kısa kesip sinirlendiğini hissettirdi. Buyrun:

Soru: Beyin ölümü gerçekleşmiş bir hastanın kalp fonksiyonları çalışmaya devam eder mi?
Cerrah: Tabii ki. Vücut fonksiyonlarının çalışması şart, aksi takdir de organlarını alamayız.
Soru: Eksplantasyon ameliyatları yapıyor musunuz?
Cerrah: Evet yapıyorum.
Soru: Sizce beyin ölümü mutlak ölüm mü dür?
Cerrah: Tabii ki!
Soru: Sizce beyini ölmüş, kalbi durmuş toprağa verilmek üzere olan bir insanın ağrı his etmesi mümkün mü?
Cerrah biraz bozulup alay ettiğimi düşünerek “ tabii ki hayır “ diye cevapladı.
Soru: Peki beyin ölümü gerçekleşmiş bir vakanın eksplantasyon ameliyatı esnasında acı çekip çekmediğinin garantisini verebilir misiniz?
Cerrah: Maalesef, veremem.
Soru: Peki o halde beyin ölümünü neden mutlak ölüm olarak adlandırdınız?
Cerrah biraz düşünerek şöyle cevapladı: Bu konuda tıp henüz yeterli araştırma yapmadı….
Soru: Peki yeterli araştırma yapılmadığına dayanarak sizce tıp beyin ölümünün nasıl mutlak ölüm olduğunu iddia edebilir????
Bu konuda tıbbi çelişkilerin olduğunu inkar etmeyen cerrah, görüştüğüm diğer yüzeysel Doktorlara nazaran sorularıma son derece dürüst ve net cevap verdi.

Organ eksplantasyonu esnasında hastaların tepki gösterdiği, terlediği, kızardığı, bacak yada kolların kalkması, kalp frekanslarının artması çok sık görülmektedir. Bu yüzden bazı ameliyatlarda, eksplantasyona başlarken kollar ve bacaklar bağlanır. Ameliyat esnasında hastaların verdiği bazı tepkileri, Doktorlar omurilik den kaynaklanan refleks olarak adlandırır. Peki refleks de bedensel bir tepki değil midir? Beyini ölmüş bir insan nasıl tepki verebilir ki? Doktorların iddia ettiği gibi, beyin ölümüyle beyin fonksiyonları irreversible olarak iflas etmişse, bedenin bir bitki den farkı yoksa neden narkoz vermek yada elleri kolları bağlamak gibi tedbirler alınır? Bedenin hareket ve tepkilerini beyin yönetmiyor mu?
Ameliyat esnasında sözde ölü olan bir bedene kol bacak bağlanarak mı tedbir alınır? Bu durumda beyin ölümü gerçekleşen bir vakanın, kol ve bacaklarının bağlanmasını gerektirecek kadar büyük bir refleks / tepki verme olasılığı söz konusu değil midir? Demek ki Doktorların ciddi bir tereddüdü olmalı bu konuda!
Peki Doktorlara hiç “ organ bağışlar mısınız “ diye sordunuz mu, özellikle nakil cerrahlarına??? Ya da evladınızın organlarını bağışlar mısınız diye sordunuz mu? Bir Doktorun hiç organ bağışladığını duydunuz mu? Ben duymadım.

Beyin ölümü teşhisi konulan bir hastaya organ eksplantasyon ameliyatı esnasında, acı çekip çekmediğinden hiç bir Doktor emin olamaz ve asla ispatlayamaz! Bir takım Doktorlar bile kimseye bu konuda kesin bir cevap veremiyor. Aksine eksplantasyon ameliyatı esnasında hastaların tepki verdiğine dair ispatlar var. 23.05.2012 tarihindeki Berlin Gazetesinde, istatistiklere göre beyin ölümü vakalarının ameliyat esnasında % 25 ‘ inde hareketlerin tespit edildiği yazıyor. Özellikle eksplantasyon ameliyatında, hastanın ölüm anına yaklaştığı son anlarında hareketlerin güçlendiği ve tansiyonun fırladığı gözlemlenmiştir.
İnanmıyor musunuz? Araştırın!
Beyini sözde ölmüş bir insanın beeeelki bir ihtimal bir iki refleks olasılığı yüzünden, eller kollar bağlanmaz! Ağır narkoz ve kas gevşetici maddeleri verilmez! Mantığın kabul edebileceği bir durum değil bu!
Bu sebeple bir çok ülkede organ alımı esnasında hastaya narkoz verilmesi şart kılınmıştır. Mesela İsviçre de organ eksplantasyonu esnasında narkoz uygulanması şarttır. Hastalara 5 Fentanyl (sentetik bir opioid ve morfin den 100 kat daha güçlü olan bir ağrı kesici) verilerek eksplantasyona başlanır . Almanyanın nakil kurumu, halkın kafasın da soru işareti uyandırmamak adına henüz böyle bir karar uygulamadı.

ORGAN EKSPLANTASYONUN DA ÖLÜM ANI

Organ alımı için uzun bir prosedür olan gerçek ölüm prosedürü doktorlar tarafından durduruluyor.
Beyini ölmüş fakat bedeni canlı bir insanın gerçek ölümü ameliyat esnasında gerçekleşiyor. Çoktan ölmesi gereken bir insan ise, bağış için makinelerle zorla hayatta tutuluyor ve mutlak ölümü durdurularak erteleniyor.
Organ eksplantasyonu esnasında, ölüme sebebiyet veren durum organların bedenden çıkarıldığı andır. Kısacası canınızı inandığınız Tanrı yada Melek değil, Doktorlar alıyor.
Ölüm bir an değil, kutsal bir süreçtir. En özel anımızda ruhumuz bedenden çıkmadan parçalara bölünüyoruz, ölüm anımızın ihtiyaç duyduğu huzur bozuluyor ve ölüm anına gösterilmesi gereken saygı korkunç bir biçimde zedeleniyor. Bedenin çalışmasını sağlayan, onu bir arada tutan ruhunuzdur ve kalbinizdir, biyolojik fonksiyonlar ruhunuzdan sonra ikinci planda gelir. Sizi bütünleyen kalbinize bağlı olan ruhunuzdur ve bedeninizdeki zerre büyüklüğünde bir hücre bile çalıştığı sürece, ruh bedenden çıkmamıştır. Kalp durduğu anda mutlak ölüm gerçekleşmeye başlar ve ruhunuz bedeninizden çıkar. Tıp sektöründe yaşama gösterilmeyen saygı, ölümede gösterilmiyor.
Bir çok Doktor her şeyi bedenin biyolojik mekanizmasına bağlar, insanın ruhsal boyutu onları ilgilendirmez. Aşık olmanın bile sadece beyinin salgıladığı dopamin, serotonin ve neurotrophin hormonlarından kaynaklandığını iddia eden Bilim koliklerden başka ne beklenir ki? Onlar bir çiçeği izlerken renklerindeki pikselleri sayarlar, ruhuna bağlı bir insan o çiçeği koklar ve renginin güzelliğinde kaybolur.

BEYİN ÖLÜMÜ TEŞHİSİNİN DOĞRULUĞU VE YAPILAN YALNIŞLAR

Bir takım istatistiklere göre beyin ölümü teşhisinde ciddi derecede yanılmalar mevcut. Beyin ölümü ile yatan hastaları, koma halinde yatan hastalardan ayırt etmek tıpta oldukça zordur. En büyük yanılgılar / yanlış teşhisler bu durumlarda oluşur. Beyin ölümü teşhisinden sonra tekrar uyananları, hatta tamamen ölü denilenlerin tekrar uyandığını hepimiz görmüş yada duymuşuzdur. Eksplantasyon ameliyatı esnasında uyanan vakalar nadir de olsa görülmüştür. En son ABD ‘ de aşırı dozdan yoğun bakıma kaldırılan bir kadına beyin ölümü teşhisi konulduktan sonra eksplantasyon ameliyatı için hazırlıklar yapıldı. Ameliyathane de Doktorlar eksplantasyona başlamak üzereyken kadının uyandığı tespit edildi ve hastane 17.000 dolar para cezası ödemek zorunda kaldı. Bu arada bedeni uyuşturucu ile zehirlenmiş bir insandan başka hastalara nakil edilmek amacıyla organ alınması ayrı bir skandal!

http://www.focus.de/panorama/welt/skandaloese-fehler-in-us-klinik-fuer-tot-erklaerte-frau-erwacht-bei-organentnahme_aid_1039950.html

Nöroloji uzmanı Dr. Hermann Deutschmann, Almanyanın nakil vakfının hazırlık bölümünün başkanlığını yaptığı dönemde, beyin ölümü teşhisi üzerinde 5 yıllık bir araştırma gerçekleştirdi. 230 beyin ölümü teşhisi konulan hastaların %30 ‘unda teşhislerin yanlış konulduğu ortaya çıktı.
Kaynak: Report München 04/03/2014

Hekimler beyin ölümünü beyin, beyincik ve beyin sapının irreversible (geri dönüşsüz) olarak işlevliğinin kayıbı olarak tanımlıyor. Bir takım hekimler beyin ölümünden sonra ruh bedenden çıkar, diyebilecek kadar ileri gidebiliyor.
Peki beyin ölümünden sonra insan geri dönüşsüz olarak ölmüş müdür? Kardiyoloji uzmanı Dr. Paolo Bavastro ya göre, beyin ölümü hilekar bir aldatmacadır, beyin ölümü teşhisi koyulan insanlar ağır hasta yada ölmek üzere olan hastalardır, asla ölü olarak adlandırılamazlar diye belirtmiştir.
Beyin ölümü hala bilimsel olarak tıpta müthiş derecede tartışılan bir konu. Bu konu ile ilgili bilimsel anlamda ciddi çelişkiler mevcut. İnsan beyni sırlarla doludur ve hiç bir bilim adamı yada Doktor bugüne kadar beyinin %100 nasıl işlediğini çözememiştir. Bunu ilk etapta beyin ölümü teşhisine rağmen, uyanıp normal bir hayat yaşayabilen insanlardan görebiliriz. Dr. Bavastro gibi dogmatik bilimden uzaklaşarak, beyin ölümü aslen yoktur diyen bir çok Nörologlar ve Doktorlar var. Nakil ameliyatları yapmayan ve beyin ölümünü kabul etmeyen Doktorlar var. Bu çelişkilerin hangisi doğru?
Bir çoğunuzun bildiği gibi beynimizin sadece küçük bir kısmını nunu kullanıyoruz. Dolayısı ile %100 işlevliği çözülememiş insan beyninin %100 ölümünden nasıl emin olunabilir? Bilincimiz çözülmemiş bir sırdır ve bir sınırı yoktur. Ve bilincimizin sınırını çelişkilerle dolu olan tıp sektörü belirleyemez.

Gerçek ölüm beyin ölümü değildir. Hiçbir şekilde beyin ölümü teşhisinden sonra hala acı yada hislerimizin olmadığından emin olamayız.  Her şeyin mekanik fonksiyonlara bağlı olduğunu düşünüp, defalarca yanılan ve beyin ölümüne rağmen uyanan vakaları hayretler içerisinde izleyen Doktorlar bile! Bazı dinlerde organ bağışı boşuna haram kılınmadı. Birçok ülkede ölüler emin olmak için 3 gün boşuna bekletilmiyor. Büyük dünya dinlerinin beyin ölümünü kabul etmeyişinin arkasında güçlü bir mantık yatıyor. Çünkü bedendeki kalp ve tansiyon gibi fonksiyonlar devam ettikçe, ruh bedenden çıkmamıştır. Bu fonksiyonlar yapay bir şekilde sağlansa bile.
Mesela 1 gün önce tamamen ölmüş olan bir bedeni, makinelerle dahi çalıştırmak mümkün değildir. Çünkü ölüm tamamlanmış, kalp durmuş ve ruh beden çıkmıştır. Beyin ölümüyle makinelere bağlı olarak fonksiyonlarımız sabit tutuluyorsa, kalp durmamıştır ve ruh bedenden çıkmamıştır demektir. Ve ruh bedenden çıkmadığı sürece, kalp çalıştığı sürece her şeyi algılamak mümkündür. Tıp ruhsal boyutla ilgilenmez!

BEYİN ÖLÜMÜNÜN TEŞHİSİ

Tıpta Beyin ölümünün teşhisi çok zordur. Bir çok ülkede beyin ölümünün tanısını ancak 10 yıl beyin ölümü dalında tecrübesi olan uzman Doktorlar koyabiliyor. Bir hasta üzerinden birbirinden bağımsız iki farklı Doktor, farklı zamanlarda zorlu testler uygulamak zorundadır teşhisi tamamlayabilmek için. Mekanik testler dışında, teşhisin konulması için gırtlağı bir nesne ile uyarmak, buzlu suyu kulağa dökmek, göz bebeğine bir nesne ile temas etmek, nefes fonksiyonunu durdurarak refleksi ölçmek, hastanın kafasını hızla sola çevirerek göz bebeğindeki tepkiyi ölçmek, hassas olan tırnak etlerinin içine sivri bir nesneyi batırarak ağrı tepkisini ölçmek gibi son derece kompleks tetkikler yapılır. Bu noktada beyin fonksiyonlarının ne kadar sırlar ve asla emin olamayacağımız bilinmezlerle dolu olduğunu anlamalıyız ve evladımızın organlarını bağışlama kararını tekrar gözden geçirmeliyiz.
Mutlak ölüm olarak adlandırdıkları beyin ölümü, ülkeden ülkeye, şekilden şekile sokuluyor. Beyin ölümünün teşhisi için her ülkenin kanunen uygun gördüğü farklı kriterleri vardır. Almanya ya göre beyin, beyincik ve beyin sapının irreversible olarak işlevliğini kaybetmesi, organ bağışı için yeterli bir kriterdir. İngiltere de sadece beyin sapının ölmesi beyin ölümü teşhisi için yeterlidir ve bu kriterler ülkeden ülkeye göre değişebiliyor! Peki ölümün kaç biçimi, kaç kılıfı vardır??? Bir insanın ölümü nasıl derecelere bölünüp ülkelerin keyfine göre değişebiliyor?

ORGAN BAĞIŞININ TİCARİ BOYUTU

Organ bağışı hayat kurtarır adı altında insanlara tanıtılan bu korkunç olayların perde arkasında son derece çirkin bir ticaret dönüyor. Organ bağışı ve organ eksplantasyonu, 1960’lı yıllarından önce hiç bir şekilde toplumda etik görülmeyen bir prosedürdü. Organ eksplantasyonu prosedürü, yapay organ veya farklı çözümler üretilene kadar geçici bir çözüm olarak görüldü ve bu doğrultuda yasallaştırıldı. Dolayısı ile uzay gemilerinin üretildiği ve insanların klonlanabildiği günümüzün teknolojisinde, yapay organ teknolojisi çoktan başarılı bir şekilde geliştirilip, uygulanmıştır. Hatta organ nakline sebebiyet veren bir çok hastalıkların çareside çoktan var. Ancak kimsenin işine yaramayan ve bedava olan bir “ceset“, ecza ve tıp sektörü için çok daha kazançlıdır. Sadece bir adet organın fiyatını düşünün ve “hayat verecek” diye duygu damarlarına basılarak, ailelerden nakil için alınan ücretsiz bir bedenden elde edilecek kazancı düşünün! Bütün organları bağışlanan “ücretsiz” bir bedenden elde edilecek gelir 1.000.000 doların üzerinden. Kos koca tıp sektörü bu prosedürlerden tonlarla gelir elde ettiğinde etik oluyor fakat ölecek olan kişinin aile üyelerinden biri ücret talep etmeye kalksa, çok büyük bir ihtimalle toplum tarafından linç edilir.
Şuanda ABD ‘de bir cesedin değeri 250.000 dolardan başlıyor. Bir bebek cesedi iki katına kadar çıkabiliyor araştırmalarıma göre. Bütün organları bağışlamak demek, aklınıza gelen her şey demek; ana organların yanında göz, cilt, doku, kemikler….. Bazı ülkelerde organ doku ve kemikler kozmetik sektörüne satılabilir yada bilimsel araştırmalar için kullanılabilir. Bütün organlarımı bağışlıyorum deyince, neyi imzaladığınızı iyice inceleyin.

Tıp ve ecza sektörü, organ nakli yapılan insanları “organ bağışı sayesinde hayata tutunan“ insanlar olarak değil “altın yumurtlayan tavuk“ olarak değerlendirir! Çünkü organ nakli ile yaşayan hastalar, nakil ameliyatından sonra ortalama 10 ile 15 yıl ecza sektörünün son derece pahalı olan ilaçlarına bağımlı olarak yaşıyorlar. (Tıp çoktan bir ticarete dönüşmüştür). Ecza sektörünün geliri bugün petrol ve savaşlardan elde edilen akıl almaz gelirler kadar büyüktür ve burada ki ticari doyumsuzluk asla bitmeyecek gibi.

Beyin ölümü riski ile yoğun bakıma gelen özellikle genç insanlara, nakil kurumuna bağlı olan ve tıp ahlakı olmayan bazı Doktorlar anında sakatat görmüş kedi gibi bakarlar. Arka planda organ bağışı için planlar ve hazırlıklar başlar. Organ bağışı için ne kadar verimli bir aday olduğunu ölçmek amacıyla tetkikler yapılır. Hasta yakınları bunların genel tetkik olduğunu düşünürler. Zaten yoğun bakımda, arka planda aktif olup vakaların dosyalarını düzenli olarak inceleyen nakil kurumundan görevliler çağrılır. Henüz beyin ölümü bile gerçekleşmeyen hastanın yakınlarına organ bağışı için teklifte bulunurlar. Bu tür durumlarda Doktorlar tarafından, hastanın aleyhine çok hızlı ve yanlış kararların verildiğine dair araştırmalarımda yüzlerce vakalara rastladım, sizde araştırabilirsiniz. Çocuğunuz öldü ama başkalarına hayat verebilir gibi çiçeklerle süslenmiş cümlelerle organ bağışına teşvik ediliyoruz. Bunu yaşayanlar bilir!
Akabinde beyin ölümü henüz gerçekleşmeyen ve belki de iyileşme potansiyeli olan hastanın yakınları, iyi niyetle, ter temiz duygularla bilinçsiz bir şekilde onay verir. Kimi Doktor ya da hastaneler, beyin ölümünü beklerler, bazılarıda gerçekleşmesi için beyin ölümünü hızlandırabilirler. Kısacası hastanın iyileşmesi için artık çaba sarf etmemeleri gayet mümkün. Artık hastanın iyileşmesine değil, vakanın bir an önce beyin ölümünün gerçekleşmesine odaklanabilir bir takım doktorlar var. Aynı zamanda beyin ölümü riski ile makinelere bağlı olarak yatan hastaların, zamanı ilerledikçe enfeksiyon ve organ yetmezliği riski de ciddi oranda artıyor. Böyle durumlarda prim bekleten, tıp ahlakı olmayan bazı Doktorların içi içini yer ve hastanın yoğun bakımda yattığı her gün maddi zarar olarak değerlendirilir. Çünkü her biri son derece değerli olan organlar yavaş yavaş kullanılmaz hale gelebilir. Birçok ülkede Doktorların organ nakli üzerinden prim aldıklarını araştırabilirsiniz.

Nakil kurumuna bağlı bazı Doktorlar, “ Organ bağışı için hasta yakınları ile nasıl bir üslupla temasa geçilir, nasıl bağış için teşvik edilir “ gibi konuları ele alan, ikna kabiliyetini güçlendirme amaçlı kurs ve seminerlere katılırlar.

Hastane koridorunda hastanın yakınlarına “ çocuğunuz için fazla umut yok yada ölecek “ gibi soğukkanlı açıklamaların hemen akabinde organ bağışından bahs eden Doktorların bana denk gelmemesini diliyorum. Çünkü birçok hastanın acı haberinin hemen ardından ısrarla bu konu üzerinde duran Doktorlar, organ bekleyen diğer hastaların iyilik meleği olduğu için ısrar etmedikleri bir gerçek! Siz hiç hastane koridorunda sizi hiç tanımayan bir Doktorun olası hastalıklar ile ilgili sizin iyiliğinizi düşünerek, inisiyatif göstererek, size birden bire çok geniş zaman ayırarak size yaklaşımda bulunduğunu gördünüz mü? Organ bağışına gelince Doktorlar birden bire kısıtlı olan zamanlarını hasta yakınına adarlar, iyilik perisi gibi “ inisiyatif “ gösterirler fakat bağışı red edildiği zaman o Doktoru görmek ne mümkün! Red ettiğinizde az önce sıcak kanlı, öz verili ve inisiyatif gösteren Doktor birden eski soğukkanlı haline geri dönebiliyor. Yazdıklarım Doktorlar için bir genelleme gibi algılansa da, direkt olarak organ bağışı ile ilgili araştırdığım ailelerde o kadar çok paralel durumlar yaşanmış ki, bu sektörde yaşanmışlıklar “ Doktorlar böyle davranmadı, gerçekten samimi idi “ diyecek pay bırakmıyor.

ORGAN BAĞIŞI OLMASA NAKİL BEKLEYEN HASTALARA NE OLACAK? ORGAN BAĞIŞI ETİK MİDİR?

Organ bağışında bulunmayanlar suçlular değildir. Suçlular bu durumda tıp ve ecza sektörüdür. Masrafsız bedenlerden elde edilen organlar sayesinde, üretimi pahalı olan yapay organ teknolojisi geliştirilmemektedir, organ yetmezliğini önleyecek önlemlere ağırlık verilmemektedir, organ yetmezliğine sebep olan hastalıkların çözümleri topluma sunulmamaktadır. Bunlardan ziyade giderek artan organ yetmezliği vakalarının hastalık sebeplerini de düşünmek gerekir.
Teknoloji ve tıp akıl almaz bir hızla ilerliyor fakat aynı zamanda her yıl hastalıklar da artıyor ve her yıl daha önce hiç duymadığımız yeni hastalıklar çıkıyor? Bunların sebebi nedir??? Bu hastalıklar nerden çıkıyor???
Hastalıklar olmazsa ecza sektörü de var olamaz benim fikrimce ve komplo teorisyenleri olarak adlandırılan önemli şahısların ecza ve tıp sektörünün hastalık yarattığına dair teorileri doğru olabilir mi?

Organ bağışının hayat verdiği bazı durumlar elbette doğrudur. Fakat parayı veren düdüğü çalar dünyasında yaşıyoruz. İnsanın iyi niyetle bağışlayıp korkunç şartlar altında alınan organları, bir çok nakil  kurumu tarafından adil dağıtılmayıp, elit ve zengin insanlara öncelikli olarak verilebiliyor.

Organ bekleyen bir hastaya uygun organın bulunması ile her şeyin toz pembe bir masala dönüşeceği aşılanır insanlara. Fakat durum çoğu zaman toz pembe masallarla sonuçlanmıyor. Organ nakli ameliyatının risklerini, bağışıklık sisteminin yeni organı kabul etmeme ve dışlama riskinin büyük olmasını, ameliyat sonrasında bağışıklık sistemini minimuma indirmek için kullanılan ilaçlardan ötürü enfeksiyon riskinin ne kadar büyük olduğunu, hastanın nakil sonrasında nasıl bir yaşam kalitesine sahip olup ne kadarlık bir ömrünün olduğunu, ebediyen ağır ilaçlara bağımlı olarak yaşaması gerektiğini düşündüğümüzde her şeyin toz pembe olmadığını görüyoruz. Ayrıca hastalar içlerinde ölmüş olan bir bedene ait bir parçanın varlığının bilinciyle yaşamak zorundalar. Birçok hasta bunu kaldırmıyor ve psikolojik anlamda ciddi sorunlarla karşı karşıya kalıyorlar.

Etik olmayan korkunç şartlar altında canlı bir bedenden koparılan organlar nakil için ne kadar sağlıklıdır? Ticareti yapılıyor mu? Adil bir şekilde dağıtılıyor mu? Hastalar için ne kadar verimlidir? Hastalara sadece yaşam hakkını değilde kaliteli yaşam hakkını da sunuyor mu?

Kurum ve medyalar tarafından sürekli “ yeterli organ bağışı olmadığı için hastalar ölüyor “ diye insanlarda suçluluk duygusu uyandırılıyor. İnsanlar vicdanen kendisini sorgulamaya başlıyor. Fakat hiç bir insan kendisini eksplantasyonun korkunç prosedürlerine teslim edip kendi bedenine ait organlarının çıkarılmasını istemiyor diye suçlanamaz! Huzur içerisinde ölme hakkımız yargılanamaz, eleştirilemez! Burada bu konuda düşüncelerimizin ne kadar yanlış manipule edildiğini en iyi şekilde tespit edebiliriz. Olayların her iki tarafına baktığımızda organ verici de mağdurdur, organ alıcı da mağdurdur ve suçlu bağışlamayan insan değildir.
Bizler kurum ve medyalar tarafından sadece organ bekleyen hastaların dramına yönlendirildik. Organ bağışçısının dramına, yada bağışçının ailesinin dramları, tecrübeleri ve akabindeki kabusları arka planda tutuldu.
Evladının yada yakınının organ bağışını onaylayıp sonrasında acı gerçeklerle karşılaşan ve bir yıkım yaşayıp vicdanen kahrolan, geceleri kabuslar gören ailelerin hikayelerini kolayca araştırıp bulabilirsiniz.

Trafik kazasında kaybettiği oğlunun organlarını bağışlayan bir Anne, Doktorlar tarafından yanlış bilgilerle ve saygısız tutumlarla, iyileşme potansiyelinin olduğuna inandığı oğlunun organlarının bağışlanması için ne kadar baskı altına alındığını ve yaşadığı haksızlıkları paylaşıyor. Baskı altında ve bilinçsiz bir şekilde bağışı onaylayan Anne eksplantasyon ameliyatı sonrasında, oğlunu görmek istiyor ve gördüklerini şöyle anlatıyor:
“Ameliyattan önce yüzünde huzurlu bir ifade vardı, sanki uyuyordu. Eksplantasyon ameliyatından sonra oğlumu ısrarla tekrar görmek istedim. Yüzünde ki ifade korkunçtu, dudakları sanki acıdan gerilmiş ve eğilmişti, huzurdan eser kalmamıştı. İçi tamamen boşaltılmış ve parçalara bölünmüş boş bir araba sergilediler bana. Sadece böbrek alınmasını onaylamama rağmen gözlerini, bütün organlarını ve leğen kemiklerini de almışlardı“.

Aşağıdaki linkden izleyebilirsiniz (almanca).

http://www.youtube.com/watch?v=WGsKsoG-6Go

http://www.initiative-kao.de/kao-themen-angehoerigensicht.html

Toplum olarak korkularımızla ölüm konusunda o kadar manipule edilmişiz ki, kendimizi organ alıcı olarak görebiliyoruz fakat organ verici olarak göremiyoruz. Bir başka bedene ait olan ve ancak bir insanın ölmesi ile sahip olabileceğimiz bir organa kabullenebilmemiz, etik olmayan olayların medyalar tarafından normalleştirilmesinden ve beyinimize sürekli aşılanan ölüm korkusundan kaynaklanıyor. Kendimiz yaşayabilelim diye bir insanın ölümüne razı olabiliyoruz. Anormaller normalleştirilmiş, ne yazık ki toplumumuz böyle yönlendiriliyor.

Bağışçı olmanın “avantajlarını“ yeterince duyduk gördük öğrendik, bir de dezavantajlarını ele almak gerekiyor.
Bu noktada organ bağışına evet mi ? Hayır mı? Bu tartışılır fakat organ bağışı konusunda doğru kararları verebilmek için, sadece bilmemiz istenilen yarım yamalak bilgilerle yetinmeyelim. Bu konunun tamamını araştırıp, bilip – bilinçli kararlar vermemiz gerekiyor. Organ bağışından hiç bahsetmeyerek hayata veda etmek üzere olan bir insanın adına, organ bağışı yönünde ailesi tarafından verilen kararlara kesinlikle karşıyım. Çünkü o insan artık karar verebilecek durumda değil ve “bağışçı olmaya hazır mısın“ sorusuna cevap veremez.

SON SÖZ

Bilmemiz gerekenler sadece medyalardan ya da bize söylenenlerden ibaret değildir. Bizlerden saklanıp arka planda tutulan nice gerçekler var. Meraklı, bilinçli ve düşüncelerinin medyalar tarafından yönetilmesine izin vermeyip başına buyruk düşünebilen insanlar, bir olayın diğer yönüne de bakar, araştırır. Klişe insanlar inanılması istenilen şeylere inanır ve koyun olarak kalır.

Konuların geneli araştırılabilir kaynaklara dayanıyor, gereken kaynakları mümkün olduğu kadar belirtmeye çalıştım. Birçok konuyu da kendi düşünce ve tecrübelerim doğrultusunda yorumladım.
Türkiye de doğup büyümedim, türkçe yazı ve imla konusunda ki hatalarımı görmezden geldiğiniz için teşekkür ederim.
Makalemi okuyan Doktor arkadaşlarım benden nefret etmesinler. Yazdıklarım Doktorlar ve Hastanelerle ilgili bir genelleme değildir. Sonuçta ahlakını yitirmeyip, kapitalizmin gözlerini köreltmediği dürüst Doktorlar olmasaydı, bizler bu bilgilere asla ulaşamazdık. Çok değinmesemde ahlaklı, vicdanlı ve eli öpülesi çok Doktorlar var, dogmatik bilimin kölesi olmayan, çoktan bir ticarete dönüşen bu sektörün bizi ticari bir amaç olarak kullanmasına izin vermeyen. Bizi bir vaka yada malzeme olarak değil, hasta ve şifasını arayan bir insan olarak gören, biz anlatırken sigortamıza, dosyamıza değil gözlerimize bakan. Ecza sektörüne yönelik eğitimlerine rağmen gerçekten inisiyatif gösterip şifamızı veren. Bundan emin olmalıyız ki bu Doktorlar olmasaydı bizler çoktan bir deney tahtası olmuştuk. Ahlaklı ve vicdanlı Doktorları başımızdan eksik olmaması dileğiyle…

(Telif Hakkı©2016 Meltem Aydin. Tüm Hakları Saklıdır. Bu yazıyı tümü olmak şartıyla, değiştirilmeden, yazarın ismi belirtilmeden, bu telif hakkı uyarısı ve internet bağlantısı (http://kristalkalpler.ml) linki ile birlikte belirtmeden, paylaşmak / kopyalamak yasaktır. Telif hakkını çiğneyenlere telif yasası doğrultusunda telif hakkı ihlali / tazminat davası başlatılacaktır.) 

Hirntod und Organspende – Die verschwiegene Seite – Autor: Silvia Matthies adlı YouTube videosunu önizle

 
 

Hirntod und Organspende – Die verschwiegene Seite – Autor: Silvia Matthies
 
 
Telif Hakkı©2016 Meltem Aydin. Tüm Hakları Saklıdır. Bu yazıyı tümü olmak şartıyla, değiştirilmeden, yazarın ismi belirtilmeden, bu telif hakkı uyarısı ve internet bağlantısı (http://kristalkalpler.ml) linki ile birlikte belirtmeden, paylaşmak / kopyalamak yasaktır. Telif hakkını çiğneyenlere telif yasası doğrultusunda cezai işlem başlatılacaktır. 
Copyright © 2016 by Mell Eye. All Rights Reserved. Permission is given to copy and distribute this material, provided the content is copied in its entirety and unaltered, is distributed freely, and this copyright notice and links are included. http://kristalkalpler.ml
 
 
Meltem Aydin
 

 

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s