YERYÜZÜNDEKİ GÖKYÜZÜ ASKERLERİNDEN

 

“Onlar var gör bir kere
Kavuşmak için ağladığımız
Bulduğumuzda tanıyamadığımız
En ince şeffaf bir yelin üzerinde
Melekler hayran kalpler için”

Onlardan bir grup ise tevbe eden erkek ve kadınlardır. Allah onlardan razı olsun! Allah, her durumda ya da bütün makamlara yayılan tek bir halde kendisine yönelmeleriyle onları dost edinmiştir.

Bilmelisin ki, Allah kendisini et-Taib (dönen) diye değil Tevvâb (çokça dönen, tövbeleri çok kabul eden) diye isimlendirmiş, tevbe edenlere duyduğu sevgiyi dile getirerek şöyle buyurmuştur:

‘Allah çok tevbe edenleri sever.’ Onlar Allah’tan Allah’a dönenlerdir. Başkasından Allah’a dönen ise özel anlamda tövbekârdır. Çünkü bu özellikteki bir insan başkasından tek bir hakikate dönmüştür. Kendisinden kendisine dönen ise, tek bir hakikatteki isimlere döner. İstenilen de budur. Bir insan Allah’ı severse, Allah da onun duyması, görmesi, eli, ayağı ve dili olur. Bunun yanı sıra, ‘bütün güçleri ve güçlerin yerleri haline gelir.’ Başka bir ifadeyle Allah, onun güçleri hatta güçlerinin mekânlarıdır. Öyleyse kulunu severken Allah, gerçekte kendisini sevmiştir. Bu ise, başkasını sevmekten daha güçlü bir sevgidir. Çünkü burada başkasını sevmek, kendini sevmekten kaynaklanırken kendini sevmek başkasını sevmekten kaynaklanmaz. O halde “asıl sevgi”, bir şeyin kendisini sevmesidir.

Allah tövbe edenleri sever ve Allah et-Tevvab’dir. Tövbe edenler, et-Tevvâb  isminin tecelli ettiği yerdir. Bu isim, kendisini görür ve kendisini sever. Çünkü O, güzeldir ve dolayısıyla güzeli sever. Âlem onun mazharıdır. O halde Allah’ın sevgisi, sadece kendisine ilişmiştir. Çünkü suretler O’ndan ortaya çıktı. Kulun hakikati ise, ilahi ilgide boğulmuştur. Tövbekâr kul, (emre) muhalefetten Allah’a dönmüştür. Bin kere bile dönse, yine muhalefetten bir hakikate döner. Kul tövbeyi kabul edicidir. Çok tövbe eden ise, her an ve her nefes, emrine uyarak Allah’tan Allah’a döner. Hatta tövbe gerçekte ancak böyle olabilir. Bu nitelikteki birinden görünüşte bir itaatsızlık ortaya çıksa bile, bu durum, kendisini kuşkuya düşüren şekle bakan insanın bilgisizliğinden(cehaletinden) kaynaklanır. Söz konusu kişi, bu insanın kendisiyle aynı hükümde bir araya geldiğini zanneder.

Hâlbuki o kişinin hakkında ‘dilediğini yap’ denilenlerden olduğundan habersiz ve gafildir. Böylece başkasına yasaklanan şey, ona mübah kılınmıştır. Sonra bu durum kendisine açıklanır ve şöyle der: ‘Ben seni bağışladım’ denilenlerden olduğundan haberdar değildir.

Başkasına yasaklanan, ona mubah kılınmıştır. Sonra bu durum kendisine açıklanır ve ‘sana mağfiret ettim’, yani seni yasaklama hitabından gizledim. O ise yine de günahtan uzak yaşamaktadır. Allah Teâlâ yaratılışını günahtan korunmuş yaratmıştır.

Et-Tevvâb(ve bu ismin mazharı kül), sevilen olduğu için, yaratıklar içinde bilinmeyendir. Seven, sevdiğini kıskanır ve bu nedenle onu yaratıklarının gözlerinden örter. Çünkü Hak bu insanı kullarına gösterseydi, kullar onun içinde bulunan güzellik nedeniyle ona bakar ve onu severlerdi. Onu sevdiklerinde ise, himmetlerini ona yöneltir, onun da kendilerine yönelmesine yol açarlardı. Bu durum şu ilahi huydan kaynaklanır. Allah Teâla ‘Beni zikredin ki, sizi zikredeyim’, ‘bana uyun ki sizi sevsin’ buyurur. Hakk’ın kuluna yönelmesinin nedeni, kulun Hakk’ın emrine yönelmesidir. Yaratan’da böyle ise, yaratılmış hakkında ne zannedersin? Yaratılmış insanlara daha hızlı yönelir. Çünkü o, etkiye açık bir yerdir. Kendilerinden çıkan bu kabul nedeniyle, insanlar onu sevebilir diye Allah onu gizlemiş, böylece onu bilememişlerdir. Bunlar ‘gayret(kıskançlık) perdesi’ altında gizlenmiş gelinlerdir. Onlara ‘günahkârlar’ denilir. Allah’a yemin olsun ki, onlar günahkâr değil, korunmuş ve sakınmış kimselerdir.

Bu makam ‘tövbeden tövbe’ makamıdır. Başka bir ifadeyle, sahibine tevvab(çok tövbe eden) denilen bir tövbeyle tövbekâr diye hüküm verilen ‘tövbeden tövbe’ makamıdır. Şair bu konuda şöyle der:

‘Ey ud sahibi! Vur sazının teline

Bitkin düşüren sesinden harekete geç

Karanlığın gömleğinin siyahlığına

Sabah verir rengiyle rengini

Pek çok topluluk tövbe etmiştir ama

Tövbeden ise bir ben tövbe ettim.’

 

Bizim bu konuda ilkinden daha yetkin bir işarete sahip bir mısramız vardır:

Tövbeye bir kişi ulaşmıştır:

‘Tövbeden tövbe’ eden; insanlar uyuyor

Kim halkın tövbesinden tövbe ederse

Amacına ulaşır, fakat bilmez

Öyleyse tövbekârlar, hakikati söyleyen Kitabın sözleriyle Allah’ın sevgilileridir. O kitaba bâtıl ne önünden ne ardından girebilir. O, e-Hâkim ve el-Hamid’in indirdiği bir kitaptır.

Yine bilmelisin ki, bu yolda Allah’ın veli kullarından temizlenen kişi, kendisiyle Rabbi’nin huzuruna girmesinin arasına engel olan nitelikleri temizleyen kimsedir. Bu nedenle, namazda temizlik emredildi. Namaz yakarmak üzere Rabbin huzuruna girmek demektir. Kul ile Rabbının arasına girmesine engel nitelikler, sadece Allah’a ait Rabbani niteliklerdir. Kulu Rabbine ulaştıran ve kendisiyle kulun temizlenebileceği her nitelik, sadece kulun hak ettiği niteliklerdir ve bunlar sadece kula ait olabilir. Allah kuluna seyr u sülük süreçince kendisine özgü bütün nitelikleri kazandırsa bile ki bu kaçınılmazdır, yine de Rabbin tecellisi bakımından kulun varlığı kendisine ait niteliklerle nitelenmeyi sürdürür. Tecelli ’zahir’ olduğunda, kulun üzerindeki niteliklerinin hükmü de ‘zahir’ olur. Bu tecellinin kulda ortaya çıkan sonuçlarına örnek olarak: huşu, korku, organların hareketsizleşmesi, uzuvların dinginliği ve zorunlu sarsılma gibi halleri verebiliriz. Tecelli ‘batın’ olarak kalbinde olduğunda ise, niteliklerinin hükmü de bâtında ortaya çıkar. Kulun bu esnada Rabbani bir nitelikle nitelenip nitelenmemesi önemli değildir. Başka bir ifadeyle onun hükmünün kulun dışında ortaya çıkıp çıkmaması önemli değildir. Bunlara örnek olarak: kahır, istila, kabz, ihsan, sevgi, ilgi gibi durumları verebiliriz.

Bâtında kulluk nitelikleriyle tecelli, zorunludur ve temizlenenin bâtını bundan hiçbir zaman ayrılmaz. Çünkü kalbin temizliği, kalbin secdesine benzer: Bir kez temizlenip temizlik geçerli olduğunda hiçbir zaman bozulmaz. Kalbin temizliğinin yinelenmesi gerektiğini ve temizliğini bozacak şeylerin kalbe girebileceği -ki söz konusu şey ‘iç konuşmasıdır ve kalbin temizliğini bozar’- kabul edenlerle kalp temizlenmiş değildir. Binaenaleyh kalbin temizliği ebedidir. Bunlar, Allah’ın sevdiği temiz kimselerdir. Bu temizlik, insanın çabasıyla kazanılmış bir haldir. Çünkü tefaul babı (taammül) bir fiilin gayretle ve zorlanarak yapılışıdır. Bu konudaki çabadan tövbe hakkındaki konuştuğumuz şekilde konuşacağız. Başarı Allah’tandır. O, doğru yola ulaştırandır.

Futûhât-ı Mekkiyye Tercümesi: 6/ 182-186

Kaynaklar:
Muhyiddin İbn  Arabî, Futûhât-ı Mekkiyye
Futûhât-ı Mekkiyye Tercümesi, hzl: Ekrem Demirli, 2011,İstanbul

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s