AMERİKAN GÜZELİ (1999)-American Beauty

 

Süre: 122 dk

Yönetmen:Sam Mendes

Senaryo: Alan Ball

Ülke: ABD

Tür: Dram, Romantik

Vizyon Tarihi:18 Şubat 2000   (Türkiye)

Dil: İngilizce

Müzik: Thomas Newman

Web Sitesi:DreamWorks

Kelimeler: karasevdaya tutulma, dostluk, fast food restorant,

Nam-ı Diğer: American Beauty

Oyuncular: Kevin Spacey, Annette Bening, Thora Birch, Wes Bentley, Mena Suvari,

Hakkında

 

 AMERICAN BEAUTY (Amerikan Güzeli)

Prof. Dr. Cengiz TUĞLU

 *Popüler psikiyatri dergisi’nde yayınlanmıştır.

Dünyada yaşanan karışıklıklar düşünüldüğünde Amerikan sözcüğü ilk etapta hiçte olumlu çağrışımlar akla getirmiyor. Ancak yine de bu kültüre ait oldukça iyi ürünlerle karşılaşmak insanı hem şaşırtıyor hem de memnun ediyor. Amerikan Güzeli de bunlardan biri. Film Amerikan ailesini içeriden ele alırken modern çekirdek aile yapısına da güçlü eleştiriler getiriyor. Filmin önemli bir önyargı doğurabilecek bir diğer yönü beş Oscarlı bir film oluşu! Oscar ödül dağıtımının planlama ve politikası nedeniyle oluşabilecek olumsuz  düşünceler filmi izlemeye devam ettikçe hızla dağılıyor.

Filmin Konusu

Büyük, güzel bahçeli bir evde karısı ve kızı ile birlikte yaşayan  Lester Burnham ’ın (K. Spacey) başı derttedir. Uzun yıllardan beri çalıştığı işyerinde patronu onu işten çıkarmaya çalışmaktadır. Bu yetmezmiş gibi yüksek beklentilerini karşılamadığını düşünen karısı onunla hiç ilgilenmemekte, ergenlik döneminin ortasında olan kızı ise ondan  nefret etmektedir. Hırslı bir emlak satıcısı olan karısı Carolyn (A. Benning) kendi kurduğu mükemmeliyetçi bir dünyada yaşamaktadır. Kızı Jane (T. Birch) ise apatetik her ergen gibi yeterince desteklenmediğini, anlaşılmadığını düşünmekte ve ailesinden nefret etmekte, öte yandan pekte bir kusuru olmamasına rağmen nasıl estetik operasyon yaptırabileceğinin planlarını kurmaktadır. Kızının da üyesi olduğu okul kız amigo takımının gösterisini izlemeye gittiğinde Lester’ın sıkıntılı yaşamında  önemli bir değişim başlar. Bu gösteride  karşılaştığı kızının da arkadaşı olan Angela Hayes’e (M. Suvari) duyduğu ilgi pek çok şeyin başlangıcı olur. Spor yapmaya başlar. Patronunun yıllardır çalıştığı işinden onu çıkarmaya çalıştığı noktada biraz da şantajı kullanarak yüklü bir tazminatla ayrılıp daha hafif bir iş bulur ve gençliğinden beri hep hayalini kurduğu o kırmızı spor arabayı alır. Bu arada yaşadıkları bölgeye yeni bir komşu taşınır. Aşırı homofobik ve rijid albay, depresif karısı ve meraklı, sürekli  çevreyi kamerayla kayıt eden oğulları Ricky Fitts’in  “(W. Bentley) üyelerini oluşturduğu bu ailenin de katılması ile olayların akışı giderek hızlanır.

Filmin Yapım Öyküsü

Filmin senaristi Alan Ball bir poşetin rüzgarda sanki yüzermişçesine yaptığı akıştan (danstan?) etkilenerek bu filmi kaleme aldığını belirtmektedir. Filmde de kendine yer bulmuş bu etkileyici sahne birazda savrulan yaşamlara bir gönderme gibi. Yönetmen Sam Mendes ise aslında tiyatro kökenli bir isim. Aynı zamanda ilk sinema filmi olan bu filmi çekmesi için Steven Spielberg tarafından desteklenmiş, iyide olmuş. Mendes ilk filminin orijinal senaryosunun başlangıç ve bitiş  sahneleri de dahil olmak üzere bazı sahnelerini  değiştirmekten geri durmamış, örneğin senaryonun ilk halinde filmin başında ve sonunda Ricky ve Jane’i Lester cinayeti ile suçlanmaları nedeniyle hapishanede görüntülenmesi sonradan filmin kurgusuna hiç yansıtılmamış.  Daha sonra bir soundtrack albüm olarakta piyasa çıkan müzikler ise  Thomas Newman tarafından hazırlanmış ve filmin dinamik yapısına çok şey katıyor.

Gülün Adı

Filmin adı Amerikan Güzeli. Ama bu isim neden verilmiş, yada “Başka bir anlamı var mı?” diye sorulacak olursa bunun yanıtı evet. Aslında “Amerikan Güzeli” bir gül çeşidi. Bolca arzı endam eden güller ve gül yaprağı sağanakları filmin adıyla bir bütünlük oluşturuyor. Öte yandan filmin adını “Amerikan Güzeli” diye olduğu gibi  çevirip bırakmak biraz yön saptırmıyor da değil. Çünkü amerikanvari yaşamın aksayan yönlerine, saçma taraflarına, dışarıda çok güzel görünürken içeride farklı olana gönderme yapan ironik bir seçim aslında “Amerikan Güzeli”.

  Orta yaş krizi

Orta yaşları kapsayan evrede benliğin en önemli işlevi üretme, yaratıcılık ve ortaya çıkan ürünlere sevgiyle bağlanabilmedir. Buradaki üretim sadece çocuklar değildir kuşkusuz. Sanatsal, bilimsel olan her üretim, toplumsal alana kalıcı katkılar gibi pek çok şey buna dahil olabilir. İstedikleri doğrultusunda yaşamını sürdürmek ve gerçekleştirmekte önemli bir yaşam amacı olsa gerek. Kişide bunların olmadığı, olamayacağı bir durağanlık ortamında debelendiği hissi gelişmeye başlarsa kriz var demektir. Lester’da bunları fark etmeye başladığı anda gençliğini geri ister, yaşamın güzelliklerine yeniden odaklanmaya başlar ve yaşamını istedikleri doğrultusunda yaşama çabasına girer.

 

Psikopatolojiye beş kala ve psikopatolojiyi beş geçe

Filmde de anahtar konulardan birini homofobi oluşturuyor. Yani, eşcinsellerden ve herhangi bir şekilde eşcinsel sanılmaktan, bunun sonuçlarından bir hayli korkma hali denebilecek  bir durum. Öte yandan filmde oldukça kısa bir süre görünen eşcinsel çiftin aynı zamanda filmde neredeyse tek mutlu aile özelliği göstermesi de dikkat çekiyor.

Lester’in kızı Jane ise fırtınalı bir dönem yaşamaktadır. Ergenliğin nöronal budanma süreçlerinin ortalarında yol almaya çalışan Jane hem kendi bedenini algılayışı hem de kişiler arası ilişkilerde ciddi savrulmalar yaşamaktadır. Bozulmuş beden algısı nedeniyle fırsatını bulsa gözünü kırpmadan estetik operasyon geçirme kararlılığı olan Jane, “Sıradan olmaktansa ölmeyi seçen”, sürekli yalanlarla ilgi odağı olmaya çalışan Angela, uyuşturucu kullanan Ricky’nin  içindeki şiddeti ve karmaşık duygularını kontrol edemeyen babası, olasılıkla içinde olduğu depresyon nedeniyle girdiği katatonik hal nedeniyle ortalarda öylece duran annesi psikopatoloji sınırlarının her iki tarafına salınan örneklerin ilk akla  gelenlerini oluşturuyor.

Bugün geriye kalan yaşamınızın ilk ( ve belki son) günü… ne yapardınız?

Film Amerikan aile yaşamı örneğinden hareketle modern aile yapısına, ondaki iletişim eksikliğine, hoşgörüsüzlüğe ve tüm içi boşaltılmış yaşamlara ciddi bir eleştiri getiriyor. Televizyon karşısında sohbetsiz geçen saatler, bir araya gelmenin aracı akşam yemeklerinde daha da  yoğunlaşan yalnızlık duygusu hepsi aslında dışarıya karşı  durumu kurtaran ancak içerideki fırtına öncesi sessizliğin alametleri olarak filmde yer bulmuş sahneler. Sistemin parçası olmayı, hatta  devamını sağlayan bu durumların farkına varıldığında ne yapmalı? Çözümlerin bireyler tarafından istekleri ve değerleri doğrultusunda üretilmesi  yani bizzat kendileri tarafından üretilmesi vurgulanmayı hak eden bir yön sanırım. Lester ise statü çemberinden çıkmayı önemser ve sahip olduğu işi bırakarak bir hamburgercide yarım günlük bir iş bulur. Böylece kendine daha fazla zaman ayıracak , bugüne kadar ertelediği istekleri ve arzuları (vücut geliştirme, spor araba alma, cinsel yaşamına yeni heyecanlar katma vs) doğrultusunda yaşayacaktır. Bedel ödeme göze alındığında pek çok şey yapılabilir. Soru neyin ne kadar istenildiği ve hangi sonuçların göze aldığı ile ilgilidir.

Alternatif okumalar

Olması gerektiği için değil de istedikleri doğrultusunda yaşamına yön verebilmek çok önemli bir yaşam ideali. Peki ama sisteme, sorgulanmamış gelenekselliğe ve çürümeye başkaldırı bu mudur? Lester patronuna şantaj yapıyor, aldığı yüklü tazminatla çok istediği spor otomobile kavuşuyor, vücut geliştirme ile ilgilenerek kızının arkadaşına kendini beğendirmek istiyor. O güzel otomobile sahip olmak, toplumdaki fiziksel açıdan nasıl olunması gerektiğine ilişkin değerler (adaleli, sportif bir erkek olma yada kadınlar için ideal ölçüler) ayrıksı yada sıra dışı olmaktan çok genel geçer bir perspektifi yansıtmıyor mu? Uyuşturucu kullanmak, kızı Jane’in hem kullanıcı hem de satıcı gençle kaçma planları yapması hepsi aslında sistemin ve belki çemberin içinde oluşa işaret etmiyor mu? Öte yandan pek çok haklı gerekçe ortaya sunulabilir gibi görünse de tüm bunların aslında sistemi destekleyen yabancılaşmalar olduğu gerçeği değişmiyor.

Ya alternatif okumalardan bir başkası olarak “Başından beri küçük bir kızı arzulayan, kendi kızını bir yönüyle ihmal eden, uyuşturucu kullanan, sorumluluklarından kaçan adam aslında diğer film karakterlerine göre en ahlaklı, merhametli ve iyi birisidir” e karşı ne demeli? Herhalde alternatif okumanın sonu yok da iyi bir yanıt.

Son söz

Soru basit aslında: “Ne istiyorum?

” yada tersinden sorularsa “İstemediğim ne?

”. Soru basitte yanıtlar hiçte  o kadar kolay değil. Ancak soru belli ise yanıtı aramak ve bu yanıtı hayata geçirmek için uğraşmak görece daha kolay, en azından kuramsal olarak.  Bir yönüyle buna mecburuz da. Çünkü meşhur “Bugün geriye kalan yaşamınızın ilk günü” repliği bizi uyarıyor, fırsatlar ve yukarıdaki soruya verdiğimiz yanıtlar doğrultusunda. İstediğimiz nedir ve bunun için neler yapıyoruz?

 Burada ve şimdinin ne kadar hakkını veriyoruz?

 Uğruna pek çok fedakarlık yaptığımız değerler gerçekten bizim değerlerimiz mi?

 Eğer değilse belki şimdi, belki sonra ama mutlaka  öncelikle kendimize vermemiz gereken bir hesap var. Bu yanıtları aramak ve bulduğumuz yanıtları hayata geçirmeye çalışmak, kendimizi ait hissettiğimiz çevre ile yada daha önemlisi kendimizle barışık olabilme, “Benlik bütünlüğüne ulaşabilme” serüveninde bu tek çıkar yol.

**************************

“AMERİKAN GÜZELİ” NEDEN HALA İZLENEBİLİYOR?

Yazan: ULAŞ BAŞAR GEZGİN

 

‘Amerikan Güzeli’ (‘American Beauty’) filmi, 1999 yapımı olmasına karşın, bugün hâlâ ilgiyle izlenebiliyor (IMDB’de ilk 60 film arasında ). Peki neden? Filmin kalıcılığını sağlayan biçimsel özellikler ve diğer öğeler neler? Bu yazıda, bu soruya yanıt vermeye çalışacağız.

Öncelikle, ‘Amerikan Güzeli’, bir kancayla açılıyor. Kanca, bir anlatıda, dikkat çekmek üzere yer alan açılışlara karşılık geliyor. Açılışlar için, anlatıcıların elinde birkaç seçenek var. Bunlardan biri, klasik romanlarda olduğu gibi, betimlemeyle başlamak.

Şunun gibi: “Yılın ilk karı düşmüştü toprağa. Çatılar beyaza bürünürken, karda süreğen ayak izleri dikkat çekiyordu. Bacalar, artık, eskisi gibi tütmese de, beklenmedik bir olaya gebe gibiydi hava.”

Buna benzer açılışlar, Hollywood sinemasında pek fazla kullanılmasa da, yine de, kimi vurdulu kırdılı filmlerde, açılış, böyle yumuşak ve sıkıcı olabiliyor. Olabiliyor, çünkü izleyici, oyunculara göre, az sonra tansiyonun yükseleceğini tahmin edebiliyor.

Filmde, Jean Claude Van Damme varsa, illa ki dövüşür. Filmlerin ilk andan başlayarak dorukta olması, nadirdir; ancak, anlatı, dikkat çekmek için, olay ortasında başlatılabilir. Bir eşkonuşma ile de başlayabilir anlatı. Böylece, bizde merak uyandırır; “neler oluyor” dedirtir, kendini izletir.

‘Amerikan Güzeli’nde ‘öldür onu’ konuşması, bir kancadır. Bize, “şimdi ne olacak?” dedirtiyor. Yalnızca, kanca işlevi görmekle kalmıyor; aynı zamanda, filmin olay örgüsünü tek cümleyle özetlemiş oluyor: Orta yaşlı adamın genç kızlara olan tutkusu, başına ne işler açacaktır; belki de öldürülecektir. Böylece, filmin dramatik çatışması, ta başından belli. Kancanın görüntü kalitesi düşük bir kameradan verilmesi, geçmişteki bir cinayete dayanan bir gerilim filmi havası vermiyor değil. Ayrıca, anlatıcı, başkahramanı öldürmeyerek, izleyiciyi ters köşeye yatırıyor.

Filmde, başkahramanın ağzından felsefi yorumlar çıktığında, panoramik bakışın kullanıldığını görüyoruz. İnsansız bir biçimde mahalleyi görüyoruz. Film, bu anlarda, adeta başka bir işle uğraşmayıp yalnızca söylenenlere odaklanmamızı istiyor. Bu tarzın, filmin çoğunun iki evde geçmesi ve bu açıdan bir mahalle filmi olmasıyla ilgili olduğu belli. Filmde, herşeyi (öleceğini bile) bilen 1. tekil anlatıdan, herşeyi bilmeyen 1. tekile ve 3. tekile başarılı geçişler var. 3 aile görüyoruz: Ana aile, albayın ailesi ve eşcinsel aile. İlk iki aile, bir hayli sorunlu iken; eşcinsel aile, sorunsuz olarak gösteriliyor. İlk iki ailede, çocuk yetiştirme türleri açısından, iki farklı öğe görüyoruz: Ana ailede, umarsamaz anne-babalık sözkonusu. Çocuk, örnek bir baba istiyor; daha fazla disiplin istiyor. Albayın ailesinde ise, yetkeci bir anlayış sözkonusu. Albayın çocuğu da, daha fazla özgürlük istiyor. İki çocuğun da özlediği, kendilerine ilgi gösteren ama sınırlara da saygı gösteren bir aile.

Film, psikanaliz açısından da, genel psikoloji açısından da, yorumlamaya açık noktalarla dolu. Albayın oğlunun iki yıl akıl hastanesinde tutulması ve ortalama sarışının gözünden, sorunlu, hatta sapık olarak görülmesi, bir psikiyatri eleştirisi olarak değerlendirilebilir. Kurumsal otoriterlik, aile-okul-akıl hastanesi-hapishane vb. çemberinde, gençleri boğuyor. Onlara tek kalan, bu kurumlardan kaçıp kendi hayatını kurma düşü. Bu normları temsil eden ortalama sarışının sıradan olmama takıntısı, aslında narsisist bir çaba olarak okunabilir.

Ana ailedeki kadının emlakçı olması, bir raslantı olmasa gerek. Bu kadın, disiplinciliği açısından, albayla benzerlikler taşıyor. Kanepe takıntısı ve özellikle de akşam yemeğindeki tekdüze düzeni, onun kontrolcü kişiliğini ele veriyor.

Anakahraman da, umarsamazlık açısından, albayın eşiyle benzeşiyor. Albayın oğlunun sürekli film çekmesi, belki de, kendisine odaklanamamasının bir gerekçesi olabilir; çünkü o, çıkıp gidene dek, ikili bir kişilik sergiliyor: Kamusal benliğiyle, bir yandan, yetkeci babasını aynalarken; özel benliğinde, özgürlük için yanıp tutuşuyor.

Filmde, neredeyse hiç bir kadının olumlu olarak betimlenmemesi, feminist bir bakışla eleştirilebilir. Öte yandan, film, ortalama erkek izleyicinin başkahramanla özdeşlik kurması üzerinden ilgi görüyor. Başkahraman, kötü durumunu olumluya çevirirken; özdeşlik kurulabilecek iyi insan modeli, yavaş yavaş albayın oğluna kayıyor.

Filmin sonu, sürprizli; bir yandan da, kendini gerçekleştirmiş anakahramanın öldürülmesi, karamsar bir iletiye sahip: Kendini aşmaya çalışırsan, öldürülürsün. Bari ağır yaralanıp sonradan iyileşseydi…

Öte yandan, katilin eşcinsel bir albay olması, yetkeciliğin bir eleştirisi olarak değerlendirilebilir. Bu film, bir Türk filmi olsaydı, belki de, militarizm adına protesto edilecekti. Sonra ne olmuş olabilir bu filmde? Katil albay, intihar mı eder, hapse mi girer yoksa kaçar mı, bilemeyiz. Fakat albay, filmin açık arayla en kötü kahramanı. Film üzerinde çokça psikanalitik yorum yapılabilirse de (özellikle savunma mekanizmaları), ana aksının otorite karşıtlığı olduğu söylenebilir. Böylece, film, ‘Dövüş Klübü’, ‘Matrix’ ve ‘Otomatik Portakal’ gibi bir kült film olma yolunda önemli bir engeli kaldırmış oluyor. İşte sorumuzun yanıtı: ‘Amerikan Güzeli’, tam da bu nedenlerle hâlâ izlenebiliyor.

http://m.bianet.org/biamag/diger/151764-amerikan-guzeli-neden-hala-izlenebiliyor

Yorumlar

  • Orta sınıf Amarikan ailesinin çöküşünü ele alırken, sosyolojik bir dolu da tespitte bulunuyor. Aslında Amarikan Güzeli 21 yy. genel ahlak kuralları, tüketimin yarattığı sahte imajlar, çekirdek ailenin temel imkansız nosyonu üzerine, ince keyifli ele alınmış çok hoş bir film.

**

  • Bir Amerika aile yapısından ziyade günümüz dünyasına ve aile yapısına dair iyi bir film. Oyuncu performansları şahaneydi bu yüzden sadece Kevin Spacey`i övmem yanlış olur. Replikler ise bambaşka. Son diyeceğim ise vay işte Amerikalılar böyle, ahlaksızlar vs. diyenler kafalarını bir nebze de olsa kumdan çıkarsınlar şöyle bir sağa sola baksınlar.

**

  • Mutsuzluk temalı ve mutsuzluğu aynı evin içinde yaşayan insanların; zaman içinde birbirlerini birer eşya gibi görmesi, diyalog kurmanın empatinin yok olması, aynı evin içinde birbirinden kopmalar ve sonunda mutluluğu dışarda arama çabası.. Ve bir babanın kendi evladına ailesine kurduğu saçma disiplin ve ceza uygulamalarıyla asla veremediği sevgisi.. Aileler içinde ki yaşanan mutsuzluğa ayna tutan , başarılı iyi bir film

**

  • Amerikan Güzeli, sadece bir aile dramı değil ayrıca o ailenin nasıl parçalandığını tüm yönüyle aktarabilen bir film. Aldığı ödülleri hak ediyor, oyunculara zaten diyecek bir laf yok. Genel bakımda bir kaç yerde sıkılabilirsiniz fakat geri kalan kısımların nasıl geçtiğini anlamazsınız. Bana değişik geliyor bu film, bu filme benzer çok film bulamazsınız. O farklılığı tüm izleyenlerin anladığını sanıyorum, ve izleyecekler de memnun kalıcaklardır.

EK OKUMALAR

 

 

 

Filmden

Örnek bir babaya ihtiyacım var.

 Eve ne zaman kız arkadaş getirsem külotuna boşalan bir abazaya değil.

 Tam bir zavallı.

 Biri sefaletine son vermeli.

 Onu öldüreyim mi?

 Evet.

**

Adım Lester Burnham.

 Burası benim mahallem.

 Benim sokağım.

 Benim hayatım.

 42 yaşımdayım.

 Bir yıIdan kısa bir sürede ölmüş olacağım.

 Elbette, bunu daha bilmiyorum.

 Bir bakıma, zaten ölüyüm.

 Bana bakin.

 Duşta kendimi tatmin ediyorum.

 Günümün en keyifli anı olacak.

 Sonrası hep yokuş aşağı.

**

Kızım Jane.

 Tek çocuğumuz.

 Göğüs Büyütme Janie tipik bir yeni yetme.

 Öfkeli, güvensiz, huzursuz.

 Keşke, hepsi geçecek diyebilseydim.

 Ama yalan söylemek istemiyorum.

 Tatlım, amacın itici görünmek mi?

 Evet.

**

Karım ve kızımın gözünde her zaman kaybetmeye mahkum biriyim.

 Ve haklılar.

 Bir şey kaybettim.

 Ne olduğundan tam emin değilim ama kendimi hep böyle uyuşmuş hissetmediğimi biliyorum.

 Ama farkında mısınız?

 Tekrardan kazanmak için asla geç değildir.

**

Giderleri azaltma gereğimizi anladığından eminim.

 Elbette.

 Sıkışık bir dönem.

 Nakit kurtarmaya bakmalısınız.

 Kazanmak için harcamak şart.

 Kesinlikle.

 Flournoy’un şirketin kredi kartını o fahişeye kullanıp, kadının üç ay Iüks otelde kalışı gibi.

 – Şu kanıtlanmamış dedikodu.

 -50 bin dolar.

 Bir yıllık maaş.

 Birileri kovulacak.

 Sırf Craig kadınlara para yedirdiği için.

 Sakin ol!

Daha kimse kovulmuyor.

 Bu yüzden herkesten işe katkılarını açıklayan iş tanımlarını istiyoruz.

 Böylece yönetim kimin değerli

– Kimin gidici olduğuna bakacak.

 İş hayatı böyle.

 Bu dergiye 14 yıIdır yazıyorum.

 Sen geleli bir ay oldu mu?

 Ben iyi adamlardan biriyim.

 Sana karşı dürüst olmaya çalışıyorum.

 İşini kurtarmak için tek şansın bu.

 Başka çaren yok.

 Yaz.

 Sence garip ve faşistçe değil mi?

 Belki, ama işsiz kalmak istemezsin herhalde.

 Ruhumuzu şeytana satıp onun için çalışalım,

**

Anne, hep bu asansör müziğini dinlemek zorunda miyiz?

 Değiliz.

 Benim gibi besleyici ve lezzetli yemekler hazırladığında ne istersen dinleyebilirsin.

 Okul nasıIdı?

 İyiydi.

 Sadece iyi mi?

 Hayır baba.

 Muhteşemdi.

 Bugün işimde olanları bilmek ister misin?

 Bir verim uzmanı aldılar.

 Brad adında, dost canlısı biri.

 Ne mükemmel değil mi?

 Birini kovmak istediklerinde, haklı bir bahane bulmakla görevli çünkü açıkça söyleyemiyorlar.

 Bu fazla dürüst olurdu.

 Şimdi bizden

**

– Umurunda değil ha?

 Ne bekliyordun?

 Günün kötü geçti diye birdenbire en iyi arkadaşım olamazsın.

 Yani gerçeği gör.

 Aylardır benimle doğru dürüst konuşmadın bile.

 Ne?

 Sen yıIın annesi misin?

 Ona bir işçiymiş gibi davranıyorsun.

 Ne?

**

Biliyorsun, her zaman sana gelmemi beklemen gerekmiyor.

 Harika.

 Yani şimdi suç benim mi?

 Öyle demedim.

 Kimsenin suçu değil.

 Janie, ne oldu?

 Eskiden dosttuk.

**

Bu akşam ailem geliyor.

 Bana ilgi göstermeye çalışıyorlar.

 İğrenç.

 Bundan nefret ederim.

 Pislikler.

 Neden kendi hayatları ile uğraşmıyorlar ki?

 Bizi istediği ne belli?

 Söyledi mi?

 Elbette hayır.

 Onun için önemini bilmemizi istemez.

 Çok çalıştı.

 Eminim bozulacak.

 Ve TV ‘de James Bond filmlerini kaçırıyorum.

 Bu önemli.

 Jane’le aranızda büyük bir uzaklaşma seziyorum.

 Uzaklaşma mı?

 Benden nefret ediyor.

 Sadece dik kafalı.

 Senden de nefret ediyor.

**

Babamın bu akşamki garip davranışı için üzgünüm.

 Sorun değil.

 Erkeklerin beni arzulamasına alışkınım.

 Daha 12 yaşımda başladı.

 Ailemle yemeğe giderdim.

 Her Perşembe akşamı, Red Lobster’a.

 Bütün erkekler bana bakardı.

 Ne düşündüklerini bilirdim.

 Okulda oğlanların mastürbasyon yaparken beni düşündüğü gibi.

 İğrenç.

 Hoşuma giderdi.

 Hala da gidiyor.

 Tanımadığım insanlar bana bakıp, becermek istiyorlarsa gerçekten manken olma şansım var demek ve bu harika.

 Çünkü hayatta en berbat şey, sıradan biri olmaktır.

 Bence başaracaksın.

 Biliyorum.

 Çünkü olması gereken her şey, er ya da geç, oluyor.

 Kesinlikle.

**

Dünyada ne yenilikler var baba?

 ÜIke dosdoğru cehenneme gidiyor.

**

Tekerleklerin, ne mal olduklarını hep gözünüze sokmaları şart mı?

 NasıI bu kadar utanmaz olabilirler?

 Konu bu zaten.

 Utanılacak bir şey olduğunu düşünmüyorlar.

 Ama utanılacak bir şey.

 Evet, haklısın.

 Annenmişim gibi yatıştırma beni.

 Açık konuşmamı bağışlayın efendim.

 Ama üstlerine kusmak istiyorum.

 Ben de öyle evlat.

 Evet, ben de öyle.

**

Pantolonunu indirip gösterdi.

 “Bay Mutlu’ya merhaba” der gibi.

 İğrenç.

 İğrenç değildi.

 Hatta şirindi.

 Yani onunla yaptın mı?

 Tabii yaptım.

 Ünlü bir fotoğrafçı.

 Elle için devamlı çekim yapıyor.

 Onu reddetmem aptallık olurdu.

 Tam bir fahişesin.

 Gerçek hayat böyle.

 Sen bilemezsin çünkü nazlı bir zengin kızısın.

 Sen de öylesin.

 Bir kez 17’de resmin çıktı ve çok şişmandın.

 Lanet Christy Turlington gibi davranmaktan vazgeç.

 Sürtük! Güvensizliklerinin acısını benden çıkartmalarından bıktım.

 Tanrım.

**

Dün gece beni videoya kaydeden sapık bu.

 O’mu?

 Olamaz.

 Tam çatlaktır.

 Tanıyor musun?

 9. sınıfta aynı yemek vardiyasındaydık.

 Hep garip laflar ederdi.

 Ve bir gün aniden gitti, ortalıktan kayboldu.

 Sonra Connie Cardullo, onu akıI hastanesine yatırdıklarını söyledi.

 Neden?

 Ne yapmış?

 Ne demek istiyorsun?

 Yani garip şeyler söylüyor diye insanı oraya kapatmazlar.

 Seni pis yosma.

 Ona aşıksın.

 Ne?

 Lütfen.

 Onu koruyorsun.

 Seviyorsun.

 Ondan 10 bin bebek yapmak istiyorsun.

 Kapa çeneni.

 Adim Ricky.

 Yan eve taşındım.

 Biliyorum.

 Dün gece beni filme çektiğin, çok rahatsız edici anı hatırlıyorum.

 Korkutmak istemedim.

 Senin ilginç biri olduğunu düşündüm.

 Sağol.

 Şu sıra bir sapığın takıntısı olmaya ihtiyacım yok.

 TakıntıIı değilim.

 Sadece meraklıyım.

 Acayip biri.

 Hem neden bir İncil satıcısı gibi giyiniyor?

 Kendine çok güveniyor gibi 

Gerçek olamaz.

 Ona inanamıyorum.

 Yani dönüp bana bir kez bile bakmadı.

**

Efendim?

 Uçar mısınız?

 Kafam biraz iyi olmasa bunu asla söylemezdim ama sana hayranım.

 Şirketin yerel emlakçıların Rolls-Royce’u ve kişisel satış rekorun insanın gözünü korkutuyor.

 Seninle oturup beynini incelemek çok hoşuma giderdi.

 Eğer sen de isteseydin.

 Biliyor musun?

 Teknik olarak rakiplerinden biri sayıIırım ama seninle aynı ligde olduğumu söyleyerek boşuna övünmem.

 değilim.

 Çok isterim.

 – Gerçekten mi?

 – Kesinlikle.

 Sekreterimi ara ve bir öğle yemeği ayarlamasını söyle.

 Bunu yapacağım.

 Sağol.

**

Sanırım kahramanım oldun.

 İşini böyle bırakıvermek seni hiç rahatsız etmiyor mu?

 Ama sanırım bu yaşta  16 mı?

 On sekiz.

 Bu sadece göstermelik.

 Başka gelir kaynaklarım var.

 Ama saygın bir işi olan örnek genç sanırsa, babam daha az karışıyor.

**

– Aman tanrım.

 – Nedir o?

 Yan evdeki sapık.

 Jane, ya sana tutulduysa?

 Duvarları senin resimlerinle kaplıysa ve çevresinde kuru kafalar varsa?

 Kahretsin.

 Eminim kayıt yapıyor.

 Gerçekten mi?

**

“Görevim temelde nefretimi maskelemekten ibaret yetkili pisliklere olan nefretimi.

 Ve günde en az bir kez tuvalete kapanıp mastürbasyon yaparak cehenneme bu kadar yakın olmayan bir hayatın fantezilerini kurmak.

 ” AnlaşıIan kendini kurtarmak gibi bir çaban yok.

 Brad, 14 yıI boyunca reklam endüstrisinin fahişeliğini yaptım.

 Tek kurtuluş yolum şirkete saldırmak.

 Neyse, yönetim bugün ayrıImanı istiyor.

 Yönetim benim için ne tür bir tazminat düşünüyor?

 Hele baş editörün şirket parasıyla kadın satın alma olayı varken?

 Sanırım maliyenin ilgisini çeker.

 Çünkü teknik olarak sahtekarlık.

 Eminim bazı müşteri ve rakiplerimiz de öğrenmek ister.

 Craig’in karısını saymak gereksiz.

 Ne istiyorsun?

 Bir yıllık maaş ve sigorta.

 Bu asla olmayacak.

 Bir de cinsel taciz şikayeti eklememe ne dersin?

 Kime karşı?

 Sana karşı.

 İşimi kurtarabilmem için beni yalamana izin vermemi istemediğini kanıtlayabilir misin?

 Sen sapık bir pisliksin.

 Hayır.

 Sadece kaybedecek bir şeyi kalmayan, sıradan bir adamım.

**

Yeni evini sevdin mi?

 Evet.

 Eski sahipleri sokak kedilerini beslerdi.

 Kediler hep ayak altındaydı ve bu annemi deli ediyordu.

 Kızdı, ağaçlarını kesti.

 Bu bir cenaze mi?

 Hiç tanıdığın biri öldü mü?

 hayır.

 Ya senin?

 hayır.

 Ama donarak ölen evsiz bir kadın görmüştüm.

 Kaldırımda öylece yatıyordu.

 Çok üzgün görünüyordu.

 O evsiz kadını kasete çektim.

 Bunu neden yaptın?

 Çünkü inanıImaz bir şeydi.

 İnanıImaz olan ne?

 Öyle bir şey gördüğünde sanki Tanrı sana bakar.

 Bir an için.

 Dikkatliysen, sen de bakabilirsin.

 Ve ne görürsün?

 Güzellik.

**

Çektiğim en güzel şeyi görmek ister misin?

 Kar yağışına dakikalar kalan günlerden biriydi.

 Hava elektrik yüklüydü.

 Neredeyse duyabiliyordun.

 Tamam mı?

 Ve bu torba oradaydı.

 Benimle dans ediyordu oynamam için yalvaran küçük bir çocuk gibi.

 15 dakika için.

 İşte o gün fark ettim her şeyin ardında hayat vardı ve iyilik dolu, inanıImaz bir güç.

 Korkmak için hiç bir neden olmadığına inanmamı istiyordu.

 Hem de hiç.

 Video, zavallı bir bahane, biliyorum.

 Ama hatırlamama yardım ediyor.

 Hatırlamaya ihtiyacım var.

 Bazen öyle çok güzellik var ki dünyada.

 Dayanamayacağımı hissediyorum.

 Ve kalbim içine kapanacak.

**

Birayı kanepeye dökeceksin.

 Ne olur?

 Sadece bir kanepe.

 İtalyan ipeği kaplı 4000 dolarlık bir mobilya.

 Sadece bir kanepe değil! Sadece bir kanepe.

 Hayatımız değil.

 Sadece eşya.

 Ve senin için yaşamaktan önemli oluyor.

 Tatlım, bu çıIgınlık.

 Sana yardım etmeye çalışıyorum.

 Yapma.

**

Kendimi seyretmek garip.

 Görünüşümden hoşlanmıyorum.

 Güzelliğini bilmemen inanıImaz.

 Oturup bu boku dinlemeyeceğim.

 Bu nasıI bir duygu?

 Güzel.

 Kendini çıplak hissetmiyor musun?

 Çıplağım.

 Ne demek istediğimi biliyorsun.

 Bana hastaneden bahset.

 15 yaşındayken babam beni esrar içerken yakaladı.

 Kafayı yedi ve askeri okula göndermeye karar verdi.

 Sana onun düzen ve disiplin saplantısından bahsetmiştim.

 Tabii kovuldum.

 Babamla müthiş bir kavga ettik.

 Bana vurdu.

 Ertesi gün okulda bir çocuk saç tıraşımla dalga geçti.

 Birden kendimi kaybettim.

 Onu öldürmek istedim.

 ÖIdürürdüm de elimden almasalardı.

 Babam o zaman hastaneye yatırdı.

 Beni ilaçlarla uyuşturup, iki yıI orada bıraktılar.

 Ondan gerçekten nefret ediyor olmalısın.

 Kötü bir adam değil.

 Babam yapsa nefret ederdim.

 Dur biraz.

 Babamdan zaten nefret ediyorum.

 Neden?

 Tam pislik.

 Arkadaşım Angela’ya tutkun ve bu iğrenç bir şey.

 Sana mı tutkun olsaydı?

 İğrenç.

 hayır.

 Ama bana onun yarısı kadar değer verseydi hiç fena olmazdı.

 Biliyorum, babamı zararsız sanıyorsun ama yanıIıyorsun.

 Bende psikolojik hasar yaratıyor.

 NasıI?

 Benim de düzene ihtiyacım var.

 Biraz lanet disipline.

 Çok ciddiyim.

 Bana nasıI zarar vermez ki?

 Örnek bir babaya ihtiyacım var.

 Eve ne zaman kız arkadaş getirsem külotuna boşalan bir abazaya değil.

 Tam bir zavallı.

 Biri sefaletine son vermeli.

 Onu öldürmemi ister misin?

 Evet.

 Yapar mısın?

 Sana pahalıya patlar.

 10 yaşımdan beri çocuk bakıyorum.

 Neredeyse 3000 dolarım var.

 Göğüslerimi büyütmek için saklıyordum.

 Ama  Biliyorsun bu güzel bir şey değil.

 Babanı öldürmesi için birini kiralamak.

 Sanırım pek iyi bir kız değilim, değil mi?

 Ciddi olmadığımı biliyorsun tabii.

 Elbette.

 Birbirimizi bulduğumuz için ne kadar şanslıyız, farkında mısın?

**

Hani şu posterler vardır: “Bugün hayatınızın geri kalanının ilk günü” diye yazar.

 Her gün için doğru bu.

 Biri hariç: ÖIdüğünüz gün.

**

Hayır, kesinlikle anlıyorum.

 BaşarıIı olmak için insan sürekli başarıIı bir imaj sergilemeli.

**

Senin için her şeyin daha iyi olmasını isterdim.

 Babama iyi bak.

 Sorunları bulup bizi korkutma güçlerini yok etmek.

 “Ben-Merkezci Hayat”ın sırrı bu.

 Yaptıklarınızın sorumluluğunu kabullenip, çözümleri bularak sürekli kurban olma kısır döngüsünden kurtulursunuz.

 Kurban olmayı seçmişseniz kurbansınızdır.

 Bence artık arkadaş kalamayız.

 Seks konusunda fazla katısın.

 Babamla yatma, tamam mı?

**

Kendini iyi hissetmek için kullandığın biri.

 Git kendini becer, sapık! Kes sesini kaltak! O bir manyak! Ben de öyleyim! Hep manyak kalacağız ve kimseye benzemeyeceğiz! Ve sen asla manyak olamayacaksın çünkü fazla kusursuzsun! En azından çirkin değilim.

 Evet, çirkinsin.

 Ve sıkıcısın.

 Ve tamamen sıradansın.

 Ve bunu biliyorsun.

**

Sen nasıIsın?

 Biri bunu bana sormayalı o kadar uzun zaman oldu ki.

 Harikayım.

**

Aman tanrım.

 ÖImeden önceki son saniyede tüm hayatın gözünün önünden geçermiş.

 Her şeyden önce  o bir saniye, saniye falan değil.

 Bir zaman okyanusu gibi, sonsuza dek uzayıp gidiyor.

 Benim için, izci kampında sırt üstü uzanıp kayan yıIdızları seyretmekti sokağımızdaki ağaçların sarı yapraklarıydı büyükannemin elleri ve parşömene benzeyen derisiydi ve kuzenim Tony’nin gıcır gıcır Firebird’ünü ilk görüşümdü.

 Ve Janie.

 Ve Janie.

 Ve Carolyn.

 Sanırım başıma gelen şey için fena halde kızabilirdim ama dünyada bunca güzellik varken kızgın kalmak oldukça zor.

 Bazen hepsini bir anda görüyormuşum gibi geliyor ve bu çok fazla.

 Kalbim, patlamaya hazır bir balon gibi doluyor.

 Sonra sakinleşmeyi hatırlıyorum tutunmaya çalışmaktan vazgeçmeyi.

 O zaman yağmur gibi üstümden akıp geçiyor.

 Ve sonsuz bir minnet duyuyorum küçük, aptal hayatımın her bir anı için.

 Eminim neden bahsettiğim hakkında hiçbir fikriniz yok.

 Ama merak etmeyin.

 Bir gün anlayacaksınız.

**

 

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s