ŞAHMERAN HİKÂYESİ YA DA BİR ÖLÜMSÜZ DAHA

 

Bundan çok asırlar önce yani Sultan Süleyman peygamberin zamanından sonra Cenabı Hakk, Adana şehrinde Resulü olarak Daniyal Hazretleri’ni göndermişti. Halkın bir çoğu bunun peygamberliğine inanmış ve bir çoğu da inanmayarak kafir olmuşlardır.

(…) Daniyel bir gün ilmi hikmetle (Tanrısal bilgiyle) insan oğlunun kıyamete kadar sağ kalabileceğinin ilacını araştırmağa başladı. Kendisinin bu hikmete ait bir kitabı vardı. Bu kitapta insanoğlunun ebedi hayat sürmesine çalışıyordu. Elindeki kitap bin bir çeşit dertlerin deva ve ilaçlarını göstermekteydi.

Bir gün kitabını koltuğuna vurarak yola düştü. Niyeti Ceyhan köprüsünü geçip karşı tarafta otu ve çiçeği bol, çok güzel bir dağa varmaktı. Daha önce o dağa gidip ecele ilaç olan otu tesbit etmiş olduğu için koparmağa gidiyordu. Ceyhan köprüsünün üstüne geldiği zaman baktı ki önünde bir piri fani var. Bu ihtiyar, Cebrail’den başkası değildi. Zira Cenabı Hak, Cebrail’e:

Tez yetiş! Resulüm Daniyal takdirim dışına çıkarak, ecele derman olan otu koparmağa gidiyor. Yetiş koltuğundaki kitabın ecele derman olan sayfaların koparıp suya at.

Bunun için Cebrail bir ihtiyar suratına girerek Daniyal’ın karşısına çıkarak selam verdi.(…) Cebrail;

Ya Daniyal! Bu iş hiç aklımı sarmıyor. Sen bazı varlıklı insanlara bu ilacı tertip edeceksin ve kıyamete kadar yaşamalarını sağlayacaksın. Ama rızık ömre göre taksim edilmiştir, ne artar ne de eksilir. Böyle olunca kıyamete kadar yaşayacak insanlar kimin rızkını yemiş olacaklardır. Sonra hiç düşündün mü Allah’ın iradesi dışına çıktığını? Bu yaptığın iş, hiç iyi bir şey değildir. Gel bu sevdadan vaz geç, dedi ve aniden kanadını çarpıp ölüme çare olan kitabın sayfalarını suya düşürdü. Cebrail Aleyhisselâm:

Ya Daniyal! Ölüme çare yoktur. Bütün yaratılmış ölümü tadıcıdır. Baki kalmak ancak yaratıcıya mahsustur. Ben Allah’ın iradesini yerine getirmekle yükümlüyüm, diyerek gözden kayboldu.

Daniyal’ın ölüme çare olan kitabın yapraklan Ceyhan suyuna karışarak akıp gitti. Öyle rivayet ederler ki bu güne kadar ilmi kimya Daniyal’ın arta kalan kitabından alındığı söylenmektedir.

Diğer taraftan ecel dermanına çare olan kitabın yaprakları Ceyhan nehriyle giderek bir arpa tarlasına aktı. Arpa bu sudan içtiği için o günden bu güne kadar daima şifalı sayılmıştır. Bazı tabibler hastalarına arpa suyu içmesini tavsiye etmişler ve birçok insanlar bunu bildikleri için arpa ekmeği yemişlerdir. Bu gün bile arpa ekmeğinin, buğday ekmeğinden daha kuvvetli olduğu tesbit edilmiştir. Bütün peygamberler arpa ekmeği yemişlerdir.”

Görüleceği üzere (Yunan Mitolojisindeki) Asklepios, [tıp Tanrısı] Daniyal’a dönüşmüş ve yıldırım motifi Cebrail ile yer değiştirirken sarımsak da arpa olmuş çıkmış. Tanrı nın iradesine karışmak motifi ise aynı kalmış. Öyküde sadece Asklepios İslâmî gömlek giymemiştir. Daniyal (Daniel) de İslâmî gömlek giymiştir. Söylenler dönüp dolaşırken, bu kadar değişiklik olacak artık. Öyküde adı geçen Daniyal, Lokman Hekim’den başkası değildir.

Süleyman Çelebi Gazze’yi ziyaretinde, Remle kalesi ziyaret yerleri içinde saydığı Hazreti Lokman ziyaret yeri için bakalım ne diyor:

“Sudanlı, esmer renkli bir hekim idi. Cenabı Bâri kendisine hikmet vermiştir. Dağlarda yetişen ot ve diğer bitkiler ona kendi dilleri ile “Ya Lokman! Ben şu derde devayım” derlerdi. Hatta ecele dahi derman bulmaya çalışırdı. Mukaddes toprakların son kısmında, Adana şehri yakınındaki Misis köprüsünden Cihan (Ceyhan) nehrini geçerken, Cibril kanadı ile elinden kitabını nehre düşürdü. Lokman sonra seyahate başladı. Said toprağında Asvan şehrinde, Hazreti İdris mağarası içinde uzun zaman kaldı. Ben bu mağarayı gördüm. Allah’ın hikmeti, hâlâ mağara içinde zencefil, tarçın, karanfil, besbase, kebede ve kakule kokusundan insanın dimağı kokulanır.

Oradan çıkıp bu Remle’ye gelir ve burada derman bulmaya çalıştığı ecel eline düşüp cennet tarafına gider. Remle dışında defn olunmuştur.”

Ancak Adana ve Ceyhan yöresinde yaşadığı var sayılan DANİYAL, “Beni İsrail peygamberlerinden olup, İslâm yazınında adı çokça geçmez. Taberi’nin anlattığına göre Daniyal, Buht Nasr (Nabukadnezar) tarafından Kudüs’te alınan esirler arasında idi; hükümdar akıl ve irfanını takdir ettiği için, O’nu kendisine sır katibi yapmıştır. ”

Anlaşılıyor ki Daniyal Nabukadnezar’a hak dinini kabul ettirmiş ve O da Daniyel’e vezirlik tevcih etmişti. Daniel’in isteği üzerine İsrail Oğullarının Kudüs’e dönmelerine izin vermişti. Böylece Daniyal, kenti ve tapınağı yeniden inşa etti.

Bundan başka Daniyal’ın 1000 yıl önce ölmüş 1000 kişiyi dirikmiş olduğundan söz edilir. (Ansiklopediye göre bu, XII babın Tevrat yanlış yorumundan ibarettir.)

Aynı kaynak biri Babil esaretinde bulunmuş genç Daniyal ile diğeri daha eski zamanlarda Nuh ile İbrahim arasındaki zamanlarda yaşamış Daniyal’dan söz etmektedir ki, “Dünya saltanatları hakkındaki kehanet bu ikinci Daniyel ile ilgilendirilmekte, O’nun bir de Kitab alcafr adı altında, kehanete dair, bir kitap yazmış olduğu bildirilmektedir. Babil adı verilen bir köyün yakınında Daniyal peygamberin olduğu söylenen bir kuyu vardır; Hıristiyanlar ile Yahudiler bazı bayramlarda burasım ziyaret ederler. Biruni’nin naklettiği bir rivayete göre de, Daniyal irfanını ‘Hazineler mağarasından’ almıştır; bu mağara Hz. Adem’in hikmet esrarını saklamış olduğu yerdir. ” 

Bu kuyu, yine Babil yakınlarında Harut ve Marut’adlı sihre ve büyüye ve mucizelere sahip iki meleğin baş aşağı asılı olarak cezalandırıldıkları kuyu (mağara) olmasın?

Sh: 34-39

Lokmanı Nebî

Danial peygamber İslâmî gömlek giyince Lokman Hekime dönüşmesindeki söylencesine gelirsek eğer görürüz ki; Anadolu’da yaşamış olduğu varsayılan bir Lokman Hekim var. Yine Adana ve Ceyhan yöresinde yaşamıştır

Az önce gördüğümüz Daniel peygamberin dönüşerek aldığı İslâmî isimdir. Daniel adını çıkarıp yerine Lokman adını koyarsanız; öykü aynıdır. Daniel, Lokman olup çıkmıştır. Ateşi alevli fırın dışında yani!

Sankı Asklepios’dan söz ediyoruz da, mekân ve zaman Danıel’ın Eski Ahid’deki yerini görmüştük. Lokmanın da Kur’an’ı Kerim de yeri vardır. Sure 31 “Doğrusu Lokman’a, Allah’a şükret diye ilim ve anlayış verdik. Kim şükrederse, ancak kendi nefsi için şükreder. Kim de nimeti inkâr ederse, şüphe yok ki Allah (onun şükrüne) muhtaç değildir.” Bu durumda Lokman bir peygamber ya da nebi olmaktadır. Ancak halk arasında geçerli olan öyle anlaşılıyor ki, “salih bir kul’ dur. Lokman, hikmet ve hekimliğin piri olarak kabul edilmiştir İslâm dünyasında. Aynı surede oğluna ahiret konusunda da öğütler vermektedir.

……….

Öyleyse peygamber Daniel ya da salih bir kul Lokman.

Adana-Ceyhan yöresinde nerede yaşamış olabilirler diye düşündük ve Süleyman Çelebi’den aldığımız haberle, bu yörede çok iyi bilinen Misis ve Nur dağları aklımıza geldi.

Ceyhan nehrinin ince, sarı toprak yamaçlar arasında darlaşan bir boğazdan çıktığı yerde kurulmuştur Misis yerleşim yeri ve de Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin su yataklarının ortalarında kalan bölümde yer alan dağlık yörenin bitim noktasında, bu şirin yerleşim yerinin Güneyinde kalmak üzere yaklaşık 780m.’ye kadar yükselen tepelere de “Nur Dağları” denilmektedir.

Ceyhan nehri ağzı ve Kara-Taş burnu ile Mersin arasında doğrudan Akdeniz’e ulaşılır. Yani Çukur Ova’ya. İlçenin kuzey doğusunda Ceyhan nehrinin iki tarafında genişleyen ve güneyden yeni bir dağ silsilesi ile kapatılmış bulunan iç kısmını birleştiren geçit yöresinde Yukarı Ova yer almaktadır. Burada adı geçen Nur dağı, Ceyhan nehrini soldan izlemekte ve güneyde adını ilçeden alan Misis dağlan ile birleşmektedir. İskenderun körfezi kıyıları boyunca kuzey doğuya doğru uzanarak Toprak Kale İskenderun demir yolunun geçtiği boğazda Amanus dağları başlamaktadır. Adana’yı İskenderun’a bağlayan kara yolu ilçenin önünde Ceyhan nehrinin güneyine geçtiği halde, demir yolu nehri kuzeyden izleyerek 7 km. doğuda Yılanlı Kale ve bir diğer adı da Şahmeran Kalesi denilen yerden önce bir demir köprü ile güney yakasına atlamaktadır. İşte gizlerin saklı olduğu yerler buralardır. Öyle ki, Şahmeran Kalesinde bulunan kırmızımsı bir ize bağlı olarak halk, Şahmeran’ın bu kalede öldüğüne inanmaktadır. Elbette gizil bilgi gereğince; beden ölür, ruh sağ kalır. Kaleyi ziyaret edenlerin ürpermeleri boşuna değil yani. Şahmeran oralarda yaşamaktadır hâlâ. Neden yaşamasın ki o güzelim ölümsüzlük dağlarında!

Yani ölümsüzlüğün arandığı yerler. Ceyhan nehri geçilecek ve hemen Nur dağında bulunan ölümsüzlük iksirini taşıyan bitkilerden gerekli olan alınacak. Yetmez, Şahmeran Kalesine çıkılacak ve de gizli ilimler böylece bir araya getirilecek. Elbette Hûda işe karışmazsa!

Bu dağlarda var olan bitki örtüsü hakkında ve özellikle bitkilerden elde edilen özler yolu ile sağaltma konusunda Hippokrates’e kadar giden söylenler yaygındır.. Öyle ki, bu dağlar “Bukrat”ın yani Hippokrates’in vatanı kabul edile gelmiştir.

“Söylenlere göre bu yörelerde; bu dağların eteklerinde karakuru bir oduncu yaşarmış. Dağdan derlediği odunları ilçeye indirir, satar ve geçimini sağlarmış. Bir gün evine dönüş yolunda Yılan Şahmeran‘la karşılaşmış. Yaralıymış Şahmeran. “Ey ölümlü!” diye dile gelmiş Şahmeran. Şaşkın şaşkın bakan oduncuya; “Beni iyileştir. Ben de elbet sana iyilikte bulunurum. Ancak sakın beni insanoğluna gösterme” demiş. Oduncu Şahmeran’ı evine götürmüş. Yememiş, içmemiş, yaralarını sarmış sarmalamış. İşine gücüne bakamamış. Ama bu arada Şahmeran Oduncuya hangi bitkinin, hangi çiçeğin, hangi hastalıklara iyi geleceğini iyice belletmiş. Belletmiş ama, sırrını sona saklamış. Şahmeran iyileştikten sonra da demiş ki; “Ey oduncu! Bundan sonra söylediğim ilaçlarla insanlara iyilik et, iyilik bul. Ancak ülkenin iyi kalpli bir padişahı vardır, ne var ki veziri kötü kalplidir. Padişahı zehirleyecek. O zaman gel beni bul. Ben filan yerde, filan kalede olacağım. Yeri iyi belle. Beni götür, üç parçaya ayır. Ortadaki parçamdan kazanda kaynattığın suyu padişaha içirt. Hemen dirilip, iyiliklerine devam etsin. Diğer kazanda kuyruğumu kaynat, suyunu vezire içirt. O saat geberecektir. Başımdan akan kanı da topla. O kanla bitkilerden yapacağın ilaç da ölüleri bile diriltecektir. Kanımdan kale duvarına sür ki; insanlar bunu bilsin!” demiş kaybolmuş. İşte o günden sonra oduncu, otacı (utacı-doktor) diye anılır olmuş da Lokman Hekim diye bilinip, insanlara hizmet etmiş. Ölüleri bile diriltirmiş. İşte kaledeki kan da böyle olmuş.”

O yörelerde yaşayanlardan dinlediğimiz öykü bu. Zülfü Livaneli de bu söylence üzerine, yanılmıyorsam bir film yapmıştı “Şahmeran” diye.

Ölümsüzlüğü arayan arayana bu dağlarda. Ölümsüzlerin yaşadığı ve Yunan Pantenonun’nıın; tanrı Zeus’un yaşadığı Uludağ, yani Bursa bu durumda ve ölümsüzlüğü arayanlara hiç değilse bir ayna olmamış mıdır?

Serfice Bursa idi. Uludağ da bir Olimpos değil mi! Üstelik 25. km.de bir de Misi köyü var, şarabı ile ünlüdür. Diyonnios’un çocukları yaşamaktadır orada. Öyleyse Olimpos (Uludağ) da bir Misis’dir. Yani Lokmanın, Daniyal’ın ve İskender’in dağıdır ya da yeridir. Benzeme bunu doğal olarak getirir çünkü.

Makedonlu İskender de ölümsüzlüğü aramaktadır. Serfıce’ye boşu boşuna “Küçük Bursa!” dememişler.

Sh:39-44

BİR ANIMSAMA

Artemis’in Orion ile olan aşkını betimleyen kilit bizi nerelere götürdü. Bildiğiniz gibi sevgilisini “Kutup Yıldızı yapmıştı’.

Yıldızların bahçesinde yıldız olarak yer almak kaderi sadece Orion’a özgü değildi. Tanrı Apollon da oğlu hekim tanrı Asklepios’u yıldız bahçesine yerleştirdi Tanrı Zeus’a inat. Zühre Kadın da “Zühre yıldızı” olmuştu, yani “Venüs.” Harut ve Marut adlı iki melek ile olan ilişkisi buna neden olmuştu.  

Anısı yaşatılmak istenen sevgililer ve ceza alan günahkârlar gökyüzünde yıldız olup duruyorlar.

Daniyal (Daniel) peygamberin kuyusu bu besbelli ki.

İdris peygamberin şefaat dileği başka nasıl sonuç meydana getirebilir? Son güne kadar öylece kalacaklar, göksel sırları ayan etmenin bedeli olarak. Aşkına tutuldukları nedeni ile göğe çıkma sırlarını vermişlerdi Zühre kadına. Yüce Tanrı da o kadını Zühre yıldızı yapmıştı gökyüzünde (Venüs gezegeni).

Öyleyse onun da bir duası olmalı ki, has kilit bulup ona bu dua okuna.

“ŞAHMERAN DUASI”

Her kim bu Şahmeran duasın götürse, muradına ere. Yoksulluk görmeye. Bay (zengin) ola ve eğer dilerse halayık kendine muti ola. Bir kez anın niyetine okuya. Amma iki kez veya üç kez okumaya. Zira deli ve divane olur; her gece bir yılan boynuna sarılıp, uyku uyumaz, dünya kendiye dar olur. Amma şöyle ola ki, bir an ve bir saat eğlenmeye, bir aylık yolda ise gelip şöyle ola kim, yedi gün zeval ve Zühre eyleye, dostluk ola. Ceharşembe(Çarşamba) gün güneş dolunurken dostluk, petıcşembe (Perşembe) gün sabahın dostluk öğle vakti üzre, Cuma günü sabahın zühre ile vakti mabeyninde dostluk.” (Dostluk, aşk demek burada. Sevişmek ya da aşk demek ayıp olduğu düşüncesi ile yerine geçmek üzere bulunan sözcük.) [Hayat kadınlarının sevgilisi ve korumalarına “dost ya da dost tutmak” denir. Böylece kavramın içeriği ile aşağılanma engellenilmektedir. Ya da o koşullar­da duyulan istencin ne denli güçlü bit bağ olduğunun betimlenmesidir. “Dost tutmak” bir anlamda da, “kader bağıdır.” Dostla aşk bedavadır ve de “mesai” dışıdır.]

Elinizde bu dua olursa, artık hangi gün ve hangi saatte aşk yapmanız, kapıya kilidi de astığınıza göre, yeterince sağlama alınmış demektir. Ne var ki, duayı birden fazla okuyup başınıza iş açmayın! Ne de olsa, en güçlü afrodizyak bunun yanında hiç kalır! Çünkü Zühre hatun da işin içinde. Dua aşağıdaki gibidir:

Duâi Şahmeran:

Bismillahirrahmanirrahim;

Allah, la ilahe illallah, hüvel Hayy el Kayyum (üç defa, Diri olan, daima yaratan ve yarattıklarının işlerini tedbirle ele alan canlı Allah)

Allah, la ilahe illallah, hüvel Aliyyü’l Hakîm,

Allah, la ilahe illallah, hüvel Hakîmü’l Habîr

Allah, la ilahe illallah, hüvel Muhsinü’lCelîl

Allah, la ilahe illallah, hüvel Semiu’l Alîm

Allah, la ilahe illallah, hüvel Vahidü’lAhad

Allah, la ilahe illallah, hüvel Rahmarıü’rRahîm

Allah, la ilahe illallah, hüvel  Raufu’rRahîm

Allah, la ilahe illallah, hüvel Zahiru’l Batın

Allah, la ilahe illallah, hüvel Bedîu’l Müsavvir

Allah, la ilahe illallah, hüvel Hannanu’l Mennanü’d Deyyân

Allah, la ilahe illallah, hüvel Kahiru’l Kadîr

Allah, la ilahe illallah, hüvel Berrü’l Alîm

Allah, la ilahe illallah, hüvel Kerîm.

Eğer kilidiniz sağlamsa, duanız yerinde ise; siz de biraz gayret verin artık! Zühre hatun yanınızdadır demektir!

Konu açık; Zühre kadının aşkına karşı duramayan cennetin iki baş meleği, birinci kitapta açıkladığımız gibi son güne kadar kuyuda baş aşağı asılı kalarak ceza çekmeyi kabul etmişlerdi İdris Peygamberin şefaati ile. İlenmeden açıkça belli ki, bu işi tam yapmazsanız; yılan boynunuza dolanıyor. Yani Şeytan.

Sh:50-53

Şahmaran ve Hatemtay Hikayesi, İsmail Büyüktaş, Can Yayınları, 1998 İstanbul, s.13 Hicri 1231 Maarif Celilesi’nin “müsaadesiyle” basılmış ve yazarının adı verilmeyen taş baskı eserden tercüme olarak alınmış olduğu bildirilmektedir

 

Kaynak: TANKUT SÖZERİ, İnançlarda Şahmeran, Asa Kitabevi, 2006, Bursa

 

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

....

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.