45 NUMARA

 

Eskiden bir kısım mekteplerde tam numara kırk beşti. Bunun sebebini çocukluğumu geçirdikten çok seneler sonra öğrendim. Meğer ebced hesabile (âdem) kelimesi kırk beş tutarmış. Bir talebe “adam oldu,, denecek şekilde cevaplar verirse ancak ona bu tam not verilirmiş.

Hayatta da tam kırk beş numara alabilmek lâzımdır; fakat bu imtihanda sual soran da, cevap veren de kendi olmak şartile. Unutmamalıdır ki insanların bazan en güzel, en samimî, en açık konuşmaları kendilerile yaptıkları muhaverelerde olur. Eskiden murakabe dedikleri bu içten görüşmelerde en büyük hakikatlerin şekilleri belirir, mânaları meydana çıkar.

Franklen, her gece yatmadan önce günlük bir manevi muhasebe yapmayı tavsiye ederdi ve kendisi de bunu yaparmış. Yarı ölüm demek olan uykuya varmadan önce uyanık geçen zamanların hesabını kendi elile tutmak ve kendi kafasile muvazenelemek lâzımdır.

Ben bu konuşmada nefis murakabesinin en güç mevzuunu seçiyorum. Fakat bu güç mevzu, bu neviden irad edilmesi mümkün soruların birincisidir. Ona kırk beş numaralık cevab vermek, bende bilirim ki, herkese müyesser olmaz. Bununla beraber cevabı düşnmeye kuyulmuş olmak bile başlı başına bir cevaptır. Hayat dersanesinde pek çoğunu döndüren, bir o kadarını ikmale bırakan bu suali beraberce soralım ve cevebını da yine beraberce düşünelim:

— Ben neyim?.

Ne garip, bu sual sorulunca herkes işini, sanatım, memuriyetini, mevkiini hatırlayıverir. Halbuki (ben) dediğimiz şey ekseriya bunların ne kadar dışındadır. Hâdi- sat, bu türlü geçici şeylerden bizi sıyırıverdiği zaman tüyü dökülmüş kediye döneriz. Bunlar o kadar arizî, o kadar ölez şeylerdir. [ölez:1. bakınız» ölemez(I). 2. Güçsüz, bitkin (kimse).]

İkinci kademede ise yiyen, içen, yürüyen uzvî varlığımız hatıra gelir. “ Başım, ayağım, gövdem, yüreğim,, sözlerindeki (im) zamirlerile benliğimize ait olduğunu söylediğimiz bu uzuvlarımızın teşkil ettiği bütünü, (ben)sanırız. Halbuki bunlar da ölezdir. Ölüm gelince mânaları derhal değişir, işlerini yapamaz olurlar, çürürler ve yaşarken üstüıle basıp geçtiğimiz varlıklar arasına karışıp giderler.

Vücutları böyle meydandan silindiği halde isimlerile hâlâ hatıralarda yaşayan insanların benliklerini nasıl bu çürüyüp mahvolan varlıktan ibaret görebiliriz?

O halde bizden ne kalıyor ve bize bizden öncekilerden ‘ne kalmış?… bunu aramalıyız. Ana, balarımızın vücudunda bir rüşeym olarak var olduğumuz andan şuurumuzun mükemmel denecek bir surette taazzi edişine kadar geçen zaman içinde sonradan hatırlıyamadığımız ve bizim için şuurumuz huzurunda yok görünen öyle bin bir hadise vardır ki başkalarında bunları görmesek ve başkaları bize bunları anlatmasa onların var olduklarına inanmanın inkânı [imkan] yoktur. Şu halde hafızamızda sarih bir akis bırakmadan geçen bu tesirler nereden geliyor?

Ana, baba ve bunların mensup oldukları cemiyet, bütün bu bilinir, bilinmez intibaları yapan ve bu izleri bırakan yegâne varlıktır. Biz yokken o yaşamakta idi. Ferd olarak biz ölünce yine o, yaşamasına devam edecektir.

Şu takdirde ben, ben olmak haysiyetile kendimde ölmez olarak ancak cemiyeti görüyorum demektir. Çünkü ölmeyen o varlığın ölen bu varlıktan aldığı kudretler, onun hayat gıdası oluyor. Ben ondan aldığım her şeyle ne kadar yaşıyorsam ona vereceğim şeylerle de onu o kadar yaşatmaktayım. «Ferd yok, cemiyet var» sözünün en doğru mânası budur.

Cemiyet dediğimiz bu varlık, şuuru mükemmeüeş- tiği ânda (millet) vasfını alır. Kendimizi bu şuurlu cemiyetin bir cüz’ü olarak duyduğumuz nispette varız demektir.

Bendelci her şey ölebilir, fakat benden önce var olduğu gibi benden sonra da var olacak olan bu büyük uzviyet ölümsüzdür. Her türlü istihalelerde ölümünden sonra da ona verdiğimiz şeyleri mevcudiyetinde sonsuzluklara kadar götürecek olan bu saklayıcı, yok olmaktan kurtarıcı varlık, bizim için her şeyden daha mukaddes olmak gerektir.

Her ferd bütün kudretini mensup olduğu bu kutsal camiaya yaydığı nispette insanileşir; büyür, yükselir ve ebedileşir. Başlangıcı milliyet olmayan idealler, kendilerini ona irca edecek bir menfez bulmadıkça, havasız kalıp ölmeğe mahkûmdurlar. Kendini millet dediğimiz hudutlu ve şuurlu camiaya bağlı duymayanlar büyük hayat yolunda sağa, sola sapıtırlar.

Artık, sizi yine sizinle bırakıyorum. Ben neyim? sualine kendiniz daha güzel cevap verebilirsiniz ve alacağınız notu kendiniz için yine kendiniz takdir edersiniz.

19 Mayıs 1936

Sh: 140-143

Kaynak: Hasan – Âlî YÜCEL, PAZARTESİ KONUŞMALARI— I —Remzi Kitabevi, 1937, İstanbul

 

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

....

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.