GÖZE GELENLER

 

Bazı şeyler bilinir; başka şeyler hakkında düşünülür.

Bildiğimiz bazı şeyleri bildiğimizi düşünmeyiz, çünkü onlar hakkında düşünürüz.

Keith Jarrett

**

Doğal dünyada kusursuzluk söz konusu olamaz ve özellikle de insanoğlu tehlikeli bir kusurdur.

Jean Baudrillard

**

Hakikat ancak kifli onu infla etti¤i sürece vardır.

Søren Kierkegaard

**

Brecht: “Halk için savaşan entelektüeller için de yazmak, halk için yazmaktır”

**

Mevlâna:

“Bir çobanı bile dinle; hiçbir şey bilmiyorsa dahi, bir sürüyü senden daha iyi güdebilir.”

**

Bir Çinli düşünüre sormuşlar:

-Bir insanın geveze ya da bilge olduğu nasıl anlaşılır?

-Kolay, demiş Çinli düşünür. Bilgeyi sorduğu sorulardan, gevezeyi de verdiği yanıtlardan ayırabilirsiniz.

Ünlü düşünür Voltaire de, bir insanın değerini anlamak için verdiği yanıtlara değil, sorduğu sorulara bakmamız gerektiğini söyler.

Sorular, yanıtlardan önemlidir!

**

Halil Cibran diyor ki

“Yalnız bir kez büründüm sessizliğe.”

Sonra şöyle sürdürüyor sözünü:

“Bir adamın bana ‘Sen, kimsin?’ diye sorduğu gün.”

**

“Aynaların var olmadığı bir dünyada yaşadığını düşün. Yüzünü hayal edersin, onu içinin bir çeşit dışa yansıması gibi hayal edersin. Sonra varsayalım ki, kırk yaşında sana bir ayna uzattılar. Yaşayacağın dehşeti bir düşün. Baktığında, tümüyle sana yabancı bir yüz görürsün. Ve kabul etmeye yanaşmadığın şeyi net bir şekilde anlarsın: Yüzün, sen değilsin!”

Milan Kundera, Ölümsüzlük

**

Ünlü Arjantinli şair – yazar Jorge Luis Borges’i anımsadım. Onun Armağanlar Şiiri şöyle başlıyor:

“Kimse yakınıp yerindiğimi sanmasın / bu lütfundan yüce Tanrının, / bana ilahi bir şaka yaptı / kitabı ve körlüğü aynı anda bağışladı.”

Borges, ömrü boyunca cenneti bir kitaplık olarak düşlermiş. İleri yaşında dokuz yüz bin kitabın bulunduğu bir kitaplığın müdürlüğünü üstlendiğinde, gözleri nerdeyse hiç görmüyormuş. Şiirinde de sözünü ettiği gibi kitap ve körlük aynı anda bulmuştu ünlü yazarı.

**

On sekizinci yüzyılda yaşamış Haham Uri şöyle bir soru ortaya atmış: “Davut, Mezmurlar’ı yazabilmiş yetenekli bir adamdı. Peki ya ben? Ben ne yapabilirim?” Sonra da kendisi yanıtlamış: “Onları okuyabilirim!”

Benzer bir soruyu da kendime sorayım:

“Her gün çeşitli alanlarda o kadar çok kitap yayımlanırken ben ne yapabilirim?”

**

Çöpçü deyince, Martin Luther King’in şu sözlerini anımsayalım

“Eğer sizden sokakları süpürmeniz istenirse, Michelangelo’nun resim yaptığı, Beethoven’in beste yaptığı veya Shakespeare’in şiir yazdığı gibi süpürün. O kadar güzel süpürün ki gökteki ve yerdeki herkes durup ’Burada işini çok iyi yapan, dünyanın en iyi çöpçüsü yaşıyormuş’ desin.”

Martin Luther King’in deyişiyle…

Çöpçü bile olsak, bize dünyanın en iyi çöpçüsü desinler!

**

“Ya ümitsizsiniz, / Ya da ümit sizsiniz.

Ya çaresizsiniz, / Ya da çare sizsiniz.”

Behçet Necatigil

**

” Sahip olduğunuz tek şey çekiçse, her şeyi çivi olarak görürsünüz…”

Leo Buscaglio

**

“[…] İbranicede sesliler harf değildir. Bunun için İbraniler ‘seslilerin harflerin ruhu olduğunu’ ve sesliler olmaksızın harflerin ‘ruhsuz bedenler’ olduğunu söylerler (Zohar’dan alınmış iki imge). Gerçekte, harfler ve sesliler arasındaki bu farklılığın daha açık olarak anlaşılması için, çalmak üzere parmakların dokunduğu flüt örneği verilebilir; sesliler müziğin sesidir; harfler, parmaklarla dokunulan delikler.”

Spinoza,  Abrégé de grammaire hébraïque,J. Askénazi ve

J. Askénazi-Gerson tarafından hazırlanan basım, Paris, 1968 s. 35-36

**

“İçinde ölecek hiçbir şeyi kalmamış insana Tanrı acısın!”  diye bitirir kitabı “Gözyaşları ve Azizler ” i Cioran.

Bu cümle aslında bir resttir modern insana. İçinde sevgisi, nefreti kalmamış modern insana ve

yapay şeylerle kurulu hayatı olan bana, sert bir tokattır.

Cioran, Emil Michel. Gözyaşları ve Azizler. İstanbul: Jaguar Kitap, 2015.

**

Varlıklar ne kadar çok olursa olsun, onları korumaya söz veriyorum;

Tutkular ne kadar ateşli olursa olsun, onları söndürmeye yemin ediyorum;

Dharmalar ne kadar ölçülemez olursa olsun, onlara üstün gelmeye yemin ediyorum;

Buda’nın doğrusu ne kadar egsiz olursa olsun, ona ulaşmaya yemin ediyorum.

-Budizm’in dört büyük yemini
Daisetz T. Suzuki, Zen Budizm’in El kitabı

**

Başlangıçta Söz vardı, ve Söz Tanrı ile birlikteydi, ve Söz Tanrı’ydı. O başlangıçta Tanrı ileydi; her şey ondan yapıldı, ve onsuz yapılan hiçbir şey yapılamazdı. Onda yaşam vardı, ve yaşam insanın karanlıkta parlayan ışığıydı, ve karanlık onu yenemedi.

Yuhanna 1:1-5

**

İsa ona yanıt verdi, “Gerçekten, gerçekten sana diyorum, kişi yeniden doğmadıkça Tanrı’nın krallığını göremez.”

Nikodimos dedi ki,

“Bir insan yağlıyken nasıl doğabilir? İkinci kez annesinin rahmine girip doğabilir mi?”

İsa yanıtladı, “Gerçekten sana diyorum, kişi sudan ve Ruhtan doğmadıkça Tanrı’nın krallığına giremez. Tenden doğan tendir, Ruhtan doğan ise ruhtur. ‘Sana yeniden doğmalısın’ dediğime de şaşırma. Rüzgâr istediği yere eser ve onun sesini duyarsın, ama nereden geldiğini ve nereye gittiğini bilemezsin: Ruhtan doğanlar için de böyledir.”

Yuhanna 3: 3-8

**

Sahip Olunanlardan Ayrılma Olarak Ruh

Her şeyde doyuma ulaşmak için

hiçbir şeyde doyuma ulaşmamayı arzula

Her şeye sahip olmak için

hiçbir şeye sahip ohnamayı arzula

Her şey olmaya ulaşmak için

hiçbir şey olmamayı arzula

Her şeyin bilgisine ulaşmak için

hiçbir şey bilmemeyi arzula.

Saint John of the Cross, “The Ascent of Mount Carmel”, bölüm I: II,

John of the Gross, Selected Writings, ing. çev. Kieran Kavanaugh (New

York: Paulist Press, 1987), s. 78.

**

Yaklaşan küçük siyah bir tren var,

Uzun yoldan geliyor.

O küçük siyah trene binmelisin.

Ama seni geri getirmeyecek

Woody Guthrie, Little Black Train

**

KIZILDERİLİ BÜYÜCÜ: .._ Bir savaşçı için düş demek gerçek demektir. Düş gücüyle verir kesin kararım ve ona göre

davranır. Ya seçer alır, ya da defeder. Elindeki arçlardan, kendini başarıya ulaştıracakları seçer. Onları kullanır. . . ‘ ‘

GENÇ ETNOLOG: “- Don ]uan Matus, düş ile gerçek arasında bir ayrm yoktur; düş gerçeğin kendisidir: Demek istediğin bu mu?”

KIZILDERİLİ BÜYÜCÜ: ”- Hiç kuşkusuz, düşgerçeğin ta kendisidir. ‘ ‘

GENÇ ETNOLOG: “- Yani şu anda yaptığımız şey kadar mı gerçek?”

KIZILDERİLİ BÜYÜCÜ: ”- İlle de bir karşılaştıra istiyorsan,

daha da gerçek, derim. Düş görmek, düşlemek, bir güce sahip olmak demektir. Elindeki bu güçle çok şeyi değiştirebilir insan. Gizli kalmış nice şeyi bu güçle bulup ortaya koyabilir.

Dilediği her şeyi denetimi altında tutabilir. . . “

CARLOS CASTENADA

Journey to ixtlan

**

CİCERONUN YAŞLILIĞA ÖVGÜSÜ

Cato Maior de Senectuteden alıntı.

“Kuşkusuz, en azından bana göre,

her şeyde doygunluk, yaşamda doygunluğu getirir.

Çocukluk belirli şeylerin peşinden koşar;

gençlik bunları arar mı?

Gençlik belirli şeylerin peşinden koşar,

olgunluk ya da sözde orta yaş bunlara gereksinim duyar mı?

Olgunlukta bile yaşlılıkta aranmayan şeylerin

peşinden koşulur ve en sonunda

bazı şeyler de yaşlılığa uygundur.

İşte bu yüzden yaşamın önceki dönemlerindeki

zevkler ve arayışlar kaybolur ve yaşlılıktakiler de öyle

ve bu da olduğunda insan yaşama doyar ve ölüme hazırdır”

(Cicero, De Senectute, De Amicitia, De Divinatione

[Londra: William Heinemann, 1927], s. 86-88)

**

Behçet Bilir

İki ayrı şiir değil de tek bir hikaye sanki.

BİR BAŞKASINA KARŞI

Nereden çıktın delikanlı

Yoluma?

Bakma benim güzel olduğuma,

Unut bu sevdayı.

Boyum omuzunda kalıyor,

Evimin erkeğini böyle düşünmüştüm

Okumaya doyamıyorum

Gözlerindeki temiz mânâyı.

Üzüntü düşmüş gülüşüne,

Ben de böyleyim bir başkasına karşı

Benim derdim bana yeter,

Git işine!

TEMPORA MUTANTUR

Baktım seneler kuş gibi uçuyor,

Baktım sonum bir avuç toprak – –

Sevdim gençlik icabı

Ağaca bağlandı yaprak.

Ey dost rüyamı hayra yor,

Çok görme Behçet’ine!

Kapıldım lezzetine,

Ey aşk, iki cihanda aziz ol!

Elveda tahsil gecelerinin kara bahtı,

Bütün kitaplar kapandı!

Lodos rüzgarı es esebildiğine,

Dinmesin gönlümdeki çalkantı!

Mecnun da beyâbâna

Bu yollardan gitmişti.

Ben artık eskisi gibi değilim,

Devran değişti.

BEHÇET NECATİGİL

**

Ne sutor ultra crepidam: (Lat.)

Ayakkabıcı, ayakkabıdan ötesine karışma. “Haddini bil” anlamında

İkbal, Peyam-ı Meşrık’de S. 59-60. şöyle der:

Bir gece kütüphanemde bir güvenin pervaneye şöyle dediğini duy¬dum:

“İbn Sinâ’nın kitaplarının içine yerleştim.

Fârâbî’nin birçok eser¬lerini gördüm. ‘

Bu hayatın felsefesini bir türlü anlayamadım.

Bir güneşim yok ki, günlerimi aydınlatsın.

Çok bedbahtım.”

Yarı yanmış pervanenin şu güzel ve ince cevabını hiçbir kitapta bulamazsın:

Dedi ki,

“Çırpınıştır hayatı daha canlı yapan,

Çırpınıştır hayatı kanatlandıran.

**

“Kalbimiz kıyafetle değişmez”

**

‘umut, ….bizatihi Aşk olan bir dosta bir tür çağrı aynı zamanda çaresiz bir başvurudur.

Gabriel Marcel

“….eğerçalışmalarımda, tüm diğerlerine hükmeden bir kavram varsa, o şüphesiz, sır olarak

anlaşılan….umut kavramıdır”

[Gabriel Marcel, Philosophical Fragments, (Tr.Viola Herms Drath), University of Notre Dame Press, Indiana, 1965, p.19.]

20 Haziran 1933

Paul Maag’a …

Öznel yaşantının mümkün olup olmadığını hiçbir zaman tartışma konusu yapmadığımı unutur gibisiniz. Öznel yaşantı ancak bir «psikolojem» olarak ele alınırsa bilimsel araştırmaya konu edilebilir. «Bilimin yapısı, önyargısız olmayı» gerektirir demektesiniz. Bu cümle, inancı, düpedüz dışta tutuyor; çünkü inanç, bilimsel bilgi sayılmadığı için bir önyargıdır. İnanç dışındaki bütün bilimsel bilgiler tartışmaya açıktır. Buda’yı dünya kurtarıcısı kabul eden, Tanrıya inanmayan, ama herhangi bir Hıristiyan gibi kendi görüşüne bağlı bir Budist’e ne demeli? Siz haklısınız, sizse haksız, nasıl denebilir uluorta? Bilimle inancı ayırt etmezseniz, Orta Çağda olduğu gibi bilimin tümünü dinbilimin boyunduruğu altına sokmuş olursunuz. En yüksek bilimsel kuramının kanıtı olarak ya neye başvuruyor dinbilim? Her türlü tartışma olanağı dışında kalan, dolayısıyla da bilimsel ilke olarak tamamiyle tutarsız inanca, yoksa bilimin kendi de önyargılı olurdu, ki sizin benimsediğiniz görüşe göre böyle olmamalı, çünkü önyargısızlığı kendi iç yapısında.

İnancın ne kadar öznel bir konu olduğunu, düşündüğümü Hıristiyanlığın, hakkın tek ve en yüksek tecellisi olduğuna kesinlikle inanmadığımdan çıkarabilirsiniz. Budizm’de olsun, başka dinlerde olsun en azından Hıristiyanlıktaki kadar hakikat var. Örneğin, Yunan Ortodoks kilisesini mi seçersin, İslam’ı mı deseler bana, İslam’ı seçerdim. Siz kendi inancınız konusunda ne kadar böbürleniyorsanız, başkaları da kendi inançları konusunda o kadar böbürleniyor. Bu durumda bütün tartışmalar din kavgalarından öteye gitmiyor, gerçek bir tartışma olanaksızlaşıyor.

Mektuplarından Seçmeler sh: 395

Kaynak: CARL GUSTAV JUNG, ANALİTİK PSİKOLOJİ, ÇEVİREN: ENDER GÜROL, 2. BASIM Şubat, 2006, İstanbul

**

Çölde savrulmak için rüzgâr uman kum gibiyim

Her seher sönmek için şems gözeten mum gibiyim

Savrulursam, ya sönersem bana hiç ağlamayın;

Çünkü ben hâl-i hayatta daha merhum gibiyim

M.H. Uluğ KIZILKEÇİLİ

**

Bir maymunun bizi hayal edememesi gibi biz de insanüstü yaratıkları ve ölümsüzleri hayalimizde canlandıramıyoruz.

**

“Ateşten harflerle kahrın siyah kağıdına yazarlar”

**

Düşüncenin yabancı denizlerinde seyahat etti. Tek başına

**

Yücelerin  Ebedi Bir Adları Vardır Ve Onlar Kapıları Açıcı Sözcükleri Bilmek Zorundadırlar.

**

İki defa doğmak bir defe doğmaktan daha az şaşırtıcıdır. Tabiatta her şey ölür ve yeniden canlanır.

VOLTAIRE

**

Lâm (Lâme: can) bedende yani zarfda olan bir ruhdan ibaretdir.

— İnsanda üç şey mevcuttur.

a)            Beden yahut maddi varlık.

b)            Bedenle Lâm’ı (cam) birleştiren bir bağ vardır

c)             Lâm veyahut gayri maddi varlık.

**

«Her ne ki ararsan, mutlaka insanda vardır, lâkin örtülüdür.

Örtünün kalktığı miktarca Hakk ehli için keşfe yol açılır.»

Şeyh BEDREDDİN

**

şimdi önemli bir gerçeği açıklamanın

sırası geldi: bir de imgeler var evrende.

varlıkların yüzeyinden sıyrılan zarlardır bunlar

hiç durmamacasına; o yana bu yana uçuşurlar.

bunların dürtüsüyle, uykuda ve uyanık

garip nesneler görürüz ansızın,

hortlaklar çıkar karşımıza, ürkeriz.

sık sık tatlı, derin bir uykuda

akheron’dan uğradığını sanırız

ölülerin, gölgelerinin dolaştığım aramızda.

ve öyle gelir ki bize, yaşayan bir parçamız

sürecektir ölümden sonra da, beden ve

ruh çözüldüğünde, ayrıştıklarında atomlarına

diyorum ki, şeylerin tıpatıp örnekleri ya da

maddesiz biçimleri, yüzeylerinden salınır nesnelerin.

dış gömlek, zar diye tanımlayabiliriz bunları.

çünkü uçuşan imgelerin her biri, ayrıldığı

gövdenin biçimindedir tıpatıp. işte nedenleri:

bir kere, zekâsı on kıt olanlar bile bilir ki.

gözle görülebilir zerreler bırakır varlıklar.

bazısı dağınık ve seyrektir, duman gibi

kütüklerden çıkan ya da ısısı gibi ateşin.

kimileri daha yoğun, daha sıktır. örneğin:

yazın borumsu hırkasını çıkarır ağustosböceği

ve sıyrılır gövdesini saran zarlardan

yeni doğan buzağılar. kaç kere görmüşüzdür.

kaygan yılanın bıraktığı eski derinin

ışıl ışıl parladığını dikenlerde.

demek varlıklar da çok daha ince.

bir zar salıyorlar bedenlerinin yüzeyinden.

daha katılar çıkabildiğine göre.

neden çıkamasın çok daha inceler?

üstelik, biliyoruz ki varlıkların yüzeyinde

binlerce zerrecik vardır ve bunlar —içine girdikleri

düzen ya da biçimlerinin taslağı değişmeden—

daha da çabuk atılabilir. hem sayıca azdırlar

hem de dışta olduklarından engellenmeye pek uğramazlar.

LUCRETIUS- İ.Ö. 95-55

**

Her şey tanrıca bir yürekle

Aşmak diler varlıkta her şeyi

Su yeşertmek ister kara toprağı

Akar, canlandırır cansız taneyi.

 

Durma bilmeyen bir mutlu savaşla

Islak karanlığı dağıtır gece

Parıldar o cennet ülkeleri

Göklerde görkem içinde binlerce.

 

Nasıl atılır görmeğe ışığı

Bu ölçülere sığmıyan kervan

Ve siz, ilk çifti bu varlığın,

Mutlu çimenler üstünde yatan.

 

Bir sonsuz atılış biter az sonra

Varıp bir değişen bakışın önüne

Ve şükrederek karşılar hayat

Dönünce bütünden gelenler bütüne.

GOETHE-1749-1832

**

Başka başka kişiler oldun sen,

Bütün başkaları oldun.

Ama asla kimse olmadın.

F.Pessoa

**

 – Her rind bu bezmin nedir encamı bilir

Dünyamızı nagah zalam örebilir

Bir bitmeyecek şevk verirken beste

Bir tel kopar ahenk ebediyyen kesilir

– Yahya Kemal

**

Olunca Aşkın kölesi, azat da oldum her iki âlemden.

Bütün samimiyetimle söylerim ve memnunum söylediğimden

Ruzbihan Bakli

**

“Güneş tutulması güneş ile gözlerimiz arasında vuku bulan bir şeydir; güneşin kendisinde değil.”

Martin Buber

**

İnsanlar daha iyi bir gelecek yaratmak istediklerini haykırıyorlar daima. Bu doğru değil. Gelecek hissiz bir boşluktur, kimseyle bir ilgisi yoktur. Geçmişse hayatla dolu, bizi sinirlendirmeye, canımızı sıkmaya, bizi öfkelendirip aşağılamaya, bizi kendisini yıkmaya veya onarmaya teşvik etmeye can atıyor. İnsanların geleceğin efendisi olmayı istemelerinin tek nedeni geçmişi değiştirmek.

Milan Kundera, Gülmenin ve Unutuşun Kitabı

**

Bir Zen ustasının cenaze töreninde tabutun ardından binlerce mürit yaşlı gözlerle yürüyormuş. Bir başka Zen ustası, bu manzaraya bakarak şöyle demiş;

“Bir canlı ölünün ardından ne kadar da çok yaşayan ölü gidiyor:’

**

Aldous Huxley: ”Hepimiz için en korkunç ve dayanılmaz hayat kendimizle yaşadığımız hayattır.”

**

” Size söyleyeceklerimi eskiler de bilirler ama ben yine sizlere söylüyorum. . .”

Hz İsa aleyhisselâm

**

Rusların Ortodoks ilahiyatçısı Nicolai Berdyaev:

“Ben Tanrı adına isyan ediyorum. O ki bana yargılama ve muhakeme gücü verdi”

**

Sokrat :”Atinalılar, size değil Tanrıya boyun eğeceğim.”

**

Çu kısmet-i ezeli bi huzur-i ma kerdend

Ger endeki ne be-vefk-ı rizast, horde me-gir!

Hafız

(Ezeli kısmeti, paylaştırmayı; bizim yokluğumuzda yaptıklarına göre

Azıcık da rızaya uygun değil diye sızlanıp yakınma!)

**

Vadi-i aşk besi dür-u dıraz-est veli

Tayy şeved cadde-i sed-Sale be-ahi gâhi

(Muhammed İkbal,Zebur-i Acem) :

«Aşk vadisi çok uzun ve ıraktır,

ancak yüzyıllık yolun bazen bir «ah ! » ile alındığı olur.»

 

**

” Bir avuç toprağı güneşinle doldurdun, aydınlattın ve adına insan dedin”

Kaynak: Erzurumlu İbrahim Hakkı, Divan-ı İbrahim Hakkı, Osmanlıca (İstanbul : Hasankale İ. Hakkı Hz’nin Camii ve Külli. Yap. ve Yaş. Der, 1977), s. 3.

**

her   ferdin   varlığı,   evren   içinde   bir   dünya gibidir ve kalp   de   o   dünyanın   merkezidir.

KURÂN’IN   DÜNYADA   İLK    KONULDUĞU   YER :   HZ.  PEYGAMBER’İN KALBİDİR  

. “Kurân’ın gaypten şuhûda ortaya çıkmasına “nüzûl” denilir ki, bu şuhûdun ilk yeri kalb-i Muhammedî’dir.”

kalb,   maddî   değildir   fakat   onun   işgal   ettiği   yer,   bizdeki   et parçası   olan   kalbdir.

**

“Tarih,  geçmişten  günümüze  ucuz  bir  bilgi transferi  sağlar”

Sabri Orman

**

Momo ya da zaman hırsızlarının ve çalınmış zamanı insanlara geri getiren çocuk:

MICHAEL ENDE-Momo

**

“İnsanın çekeceği acıların sınırı vardır, fakat korkunun sınırı yoktur.”

– F. Bacon

**

Hakikat yaygara ile örtülmez.

** Her dostluqun qoyuzunde bir meleyi varmis.Yer uzunde biten dostluqlar ucun qoyuzunde melekler aqlayarmis.Özüm üzünden  hec vaxt qalmayacaq. [Azeri Söz]

Her dostluğun gökyüzünde bir meleği varmış. Yeryüzünde biten dostluklar için gökyüzünde melekler ağlarlarmış. Özüm [kendim] yüzünden  hiçbir orada vakit kalmayacak.

 

**

Tüm mistikler aynı dili konuşurlar; çünkü onlar aynı ülkenin sakinleridir.

-AZİZ MARTİN-Yeryüzü ile Konuşma Sanatı

**

“Yol çizgisi sa­dece maddi bir şey değildir, görünmez işaretler de vardır yolda ve bu işaretler olmasa yol kaybolur ve biz yolumuza devam edebilsek de aynı yol üstünde olduğumuzu söyleyemeyiz: yüreği olmayan birine verilemeyecek kişisel anılar ya da tipolojik, duygusal ilişkiler” (Pierre Sansot, Variations paysagères, Paris, Kilncksieck, 1983.Pierre Sansot, “N os chem ins”, in Solaire, 1983, Bachelard ou le droit de réver., 1983, 78).

**

“KIYAMETE KADAR TÜRKİYE”

Yahudiler’in Türkiye’ye göçlerini en iyi tasvir edenlerden biri 16. yüzyılda Osmanlı ülkesine gelen Avusturyalı Dernschwam’dır. Göçü, ‘Yeryüzünde herhangi bir memleketten Yahudiler kovuldular mı doğruca hepsi Türkiye’ye gelirler” şeklinde tasvir eder.

Kaynak: Hans Demschwam, İstanbul ve Anadolu’ya Seyahat Günlüğü, çev. Yaşar Önen, Ankara 1987, s. 147

Oderint dum metuant yani “Korktukları sürece bırakın nefret etsinler’

Washington Post, 5 Mart 203,s. 19, A Kame’in sütunu.

**

“Pazar günleri ayinden sonra hastalar gelip

yardım niyaz ediyorlar; ancak onlara karşılık

bol bol süslü laf dağıtılıyordu: “İşte, günah

işlediniz, ve tanrı sizi ıslah etmek istiyor. Ona

şükrederseniz bundan sonraki yaşamınızda daha

az acı çekeceksiniz. Sabredin… Acı çekin…

ölün… Çünkü kilise, ölülerin üstünden duasını

hiç eksik etmez.” (Dirilere de sabredin Allah versin derler…)

(Jules Michelet, Şeytanlık ve Büyücülük Sanatı

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

....

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.