BAŞ AĞRISI (MİGREN)

 

[Gerilimle ilgili baş ağrısı için anlattıklarımız, migren hastası için de geçerlidir, sadece bir noktada değişiklik gözlenir. İlk gruptaki hastalar, başı bedenden ayırarak yaşamaya çalışırken, migren hastaları, bedene ait olan cinsellik konusunu başa kaydırarak, bu konuyu başın içinde yaşamaya çalışırlar. Migren, başa doğru itilen cinselliktir. Bu konuda baş, bedenin alt bölümünün işlevini görür. Bu yer değiştirme hiç de anormal karşılanmamalıdır, çünkü cinsel bölge ile baş arasında ortak bir özellik vardır: İnsan bedeninde, dışarıya açılımların tamamı bu iki bölümde bulunur.

Bedenin dışarıya açılım noktaları, cinsellikte çok önemli bir role sahiptir, (sevgi = içeri almak – bu eylemi, insan bedeninde sadece bedenin kendim dışarıya açtığı yerlerde gerçekleştirebiliriz!)

Halk dilinde, eskiden beri, kadının ağzı, kadınlık uzvu ile, erkeğin burnu da, erkek cinsel organı ile ilişkilendirilir. Bedenin alt kısmı ve baş, zıt kutuplardır ve zıtlıklarının arkasında “bir”likleri yatar – aşağıdaki, yukarıdaki gibidir. Başın, nasıl alt bedenin yerine kullanıldığını, yüz kızarmasından rahatlıkla anlayabiliriz. Cinsel nedenlerden kaynaklanan sıkıntılı durumlarda, kan beynimize çıkar ve hemen yüzümüz kızarır. Yukarıda olanlar, aslında aşağıda olması gereken şeylerdir, çünkü cinsel heyecan duyduğumuzda, normalde kan, cinsel bölgeye hücum eder, cinsel organlar şişer ve kızarır. Aynı benzeşmeyi, iktidarsızlık durumunda da görebiliriz. Bir erkek, cinsel ilişki sırasında, kafasında bir şeyler düşünüyor ve kuruyorsa, alt bedende gücünde eksilme olur, bu da vahim sonuçlar doğurur. Aynı şekilde, cinsel açıdan tatmin olmayan insanlar, bunun yerine sürekli yemek yerler. Çoğu insan, sevgi açlığını ağızları ile yatıştırmaya çalışırlar ve hiç doymazlar. Migren hastasının da cinsellikle ilgili problemleri vardır.

Daha önceki konularla bağlantılı olarak birçok kez belirttiğimiz gibi, bir problemle uğraşmanın iki yolu vardır: Ya problemli alanları kendimizden uzaklaştırır ve bastırırız veya meydan okuyarak problemi telafi etmeye çalışırız. Örneğin korku içinde olan biri, korkudan olduğu yerde titreyebilir ya da vahşice tepinip dövünebilir – her ikisi de zayıflık göstergesidir.

Migren hastalan içinde de iki tür insan vardır: Yaşantılarından cinselliği tamamen uzaklaştırmış olanlar (“böyle bir şeyle asla ilgim olamaz”) ve “cinsellikte ne kadar çapkın olduğunu” sergilemeye çalışanlar. İkisinin de ortak noktası cinsellikleriyle ilgili bir problemleri olmasıdır.

Bu problemin oluşma nedeni, birinci tip hastada cinselliğini tamamen bastırmış olmasıdır.

İkinci tip hasta ise, cinselliğini bastırmamış ya da bu konuda hiçbir problemi yokmuş gibi görünmekle birlikte, bilinciyle fark edemediği bir cinsellik sorunu vardır ve bunun bedeninde ortaya çıkmasına izin vermediği için, sorununu başa yönlendirir. Bu durumda problemin ruhsal boyutta incelenmesi gerekir.

Ruhsal boyutta ele alırsak, migren nöbeti, başta yaşanan bir orgazmdır. Aşamalar aynıdır, sadece yeri değişiktir. Migrende de, tıpkı cinsel uyarılmada olduğu gibi, kan beyne gider, bir basınç hissedilir, gerilim artar ve gerilim en yüksek noktaya ulaştığında gevşeme gerçekleşir (damarların genişlemesi). Her çeşit uyarı migren nöbeti başlatabilir; ışık, gürültü, fırtına, heyecan vs. Migrenin tipik bir özelliği de, hastanın nöbetten sonra, bariz bir rahatlama duygusu yaşamasıdır. Hasta, nöbetin en şiddetli anında, en çok, karanlık bir odada ve yatakta olmayı ister – ama tek başına.

Görüldüğü gibi, migrende hasta, bedeninin alt kısmını kapatır (migrenli hastalarda, sindirim bozuklukları ve peklik sorunu da olduğunu hatırlayalım). Bu kişi, bilinçdışı birtakım konuları görmek istemez ve kendini bedenin alt bölümünden üst bölümüne, yani bilinçli düşüncelerine geri çeker. Hatta, eşler, migreni, cinsel ilişkiden kaçınmak için bahane olarak kullanırlar.

Özetlersek, migrende, dürtüler ile düşünceler, aşağısı ile yukarısı, alt beden ile baş arasında bir çatışma söz konusudur. Bu çatışma, hastanın, aslında başka bir boyutta (alt beden, seks, saldırganlık) ifade edip çözmek durumunda olduğu problemleri, başında çözmeye ve rahatlatmaya çalışmasından kaynaklanır. “Düşünmek”, bu insanlara, “yapmak”tan daha tehlikesiz ve daha az bağlayıcı görünür. Oysa, düşünce, eylemin yerine geçmemelidir. Beden enerjisi, ancak, eylemin gerçekleştirilmesiyle akmaya devam eder. Anlama ve kavrama yeteneğinin kökleri, bedenin kullanılmasında yatar. Bu bağlantı koparsa, bedensel enerji gittikçe daha fazla tıkanır ve farklı hastalık belirtileriyle kendini ifade eder. Bü tıkanıklığı şöyle Özetleyebiliriz:

Engellenen enerjinin artış kademeleri:

  1. Etkinliği (seks ve saldırganlığı), düşüncede engellemek, baş ağrısına yol açar.
  2. Etkinliği, özerk sinir sistemi, yani bedensel refleksler aşamasında engellemek, yüksek tansiyona ve sinir sisteminde dengesizliğe yol açar.
  3. Etkinliği, merkezi sinir sisteminde engellemek, multiple skleroz gibi hastalıklara yol açar.
  4. Etkinliği, kaslarda engellemek, hareket sisteminde romatizma gibi hastalıklara yol açar.

Bu kademeler, insanın bir etkinliği gerçekleştirmek için geçtiği aşamalara uğun olarak devam eder. İster bir yumruk darbesi, ister bir cinsel ilişki olsun, her etkinlik, önce düşünce evresiyle başlar. Kişi, etkinliği zihinsel olarak hazırlar (1.). Bu düşünce, bedensel reflekslerde bir tepkiye yol açar. Etkinlik için gerekli organlara kan akışı hızlanır, nabız yükselir vs. (2.). Sonuçta, etkinlikle ilgili yaratılan düşünce, merkezi sinir sistemi aracılığıyla (3.) kaslara iletilerek eyleme dönüşür (4.). Eğer bir düşünce eyleme dönüştürülemezse, enerji, zorunlu olarak, bu dört kademeden birinde tıkanır ve zamanla tıkandığı noktaya ilişkin hastalıklara neden olur.

Migren hastası, bu kademelerin başlangıcında yer alır – o, cinselliğini, düşünce aşamasında engellemektedir. Oysa bu kişi, problemini gerçekten ait olduğu yerde teşhis etmeyi öğrenmeli ve başına doğru yönlendirdiği şeyi, ait olduğu yere, yani aşağıya geri döndürebilmelidir. Gelişme daima aşağıdan başlar. Yukarı çıkan bu yolda dürüstlükle ilerlediğimiz zaman, yolun ne kadar uzun ve yorucu olduğunu görürüz.

[Multiple Skleroz (MS), merkezi sinir sistemi hastalıklarındandır. Kol ve bacakta uyuşukluk, görüş bozuklukları, yürüyüşte dengesizlik gibi belirtileri vardır.]

Baş ağrısı veya migreni olan bir kişi, kendine şu soruları sormalıdır:

  1. Zihnimi kurcalayan nedir?
  2. Aşağısı (beden) ile yukarısı (baş), bende etkileşim halindeler mi?
  3. Yukarıya çıkmak için çok mu fazla çabalıyorum (hırs) ?
  4. Dik kafalı mıyım? Her zaman başımın dikine mi gidiyorum?
  5. Düşünceyi eylemin yerine geçirmeye çalışıyor muyum?
  6. Cinsel problemlerime dürüstlükle yaklaşıyor muyum?
  7. Neden orgazmı cinsellik bölgesi yerine başta yaşamaya çalışıyorum?] sh:170-173

 

Sivilceler

[Kişi, çatışmanın ortasında kalır. Yeninin yarattığı korku ile getirdiği uyarılma hissi, kişiyi eşit güçlerle kendine doğru çeker. Her çatışma temel modele uygun olarak gelişir, değişen sadece konulardır. Ergenlikte konumuz, cinsellik, sevgi, beraberliktir. Zıt kutbumuz olan “sen” e karşı duyulan özlem uyanır. İnsan, kendinde eksik olanla temas etmek ister, ama kendine güvenemez. Cinsel fantaziler su yüzüne çıkar ve insan bunlardan utanç duyar. Deri, “ben”in sınırıdır, bu sınırı aşmadan “sen”e kavuşamaz. Aynı zamanda, deri, bir başkasına dokunup, okşayarak temas kurduğumuz organımızdır. Tüm bu sıcak konular bir araya gelince, ergenlik çağındaki insanın derisi iltihaplanır. Bu bize, hem bir şeylerin bugüne kadarki sınırlarından dışarı çıkmak istediğini, hem de yeni uyanan dürtüden duyulan korkuyu gösterir. Sivilceler, her görüşmeyi zorlaştırarak, cinselliğe engel oluşturduğu için, bizi korumuş olurlar. Böylece bir kısır döngü başlar. Yaşanmayan cinsellik, deride sivilce olarak kendini gösterirken, aynı sivilce sekse engel olur. Seks ile sivilcelerin ne kadar yakından bağlantılı oldukları, sivilcelerin çıkrıkları noktalardan anlaşılır. Sivilce, sadece yüzde ve genç kızlarda buna ilaveten boyunda, bazen de sırt bölgesinde çıkar. Vücudun diğer bölgeleri amaca uygun olmayacağından, buralarda sivilce çıkmaz. Çünkü sivilce, insanın kendi cinselliğinden duyduğu utancı dışarı vurur. Kişinin cinsellikten duyduğu utanç, sivilceden duyduğu utanca dönüşür. Eğer sivilce vücudun görülmeyen yerlerinde çıkıyor olsaydı, kimse onları görmeyeceği için bu utancı ifade etme olanağı da kalmazdı.

Sivilceler, güneş ve deniz ortamında azalır, beden örtülüp gizlendikçe de artar. Giysiler, ikinci derimizdir, sınırları ve dokunulmazlığı vurgularlar. Bu nedenle soyunmak, kendini açmanın ilk adımıdır. Güneş, tehlikesiz bir biçimde, başka bir bedenin özlenen ve aynı zamanda korkulan sıcaklığının yerini alır. Sivilceye karşı en iyi ilacın, cinselliği yaşamak olduğu ise herkes tarafından bilinmektedir.

Ergenlik sivilcesi için söylediklerimiz, hemen hemen bütün deri egzamaları için büyük ölçüde geçerlidir. Egzama, o zamana kadar içimizde kalan, bastırılan bir şeylerin, görülebilir (=bilinçli) hale gelmek amacıyla, sınırdan dışarı çıkmak istediğini gösterir. Kızamık, kızıl, kızamıkçık gibi çocuk hastalıklarının birçoğunun neden kendini deride dışa vurduğunu buradan anlayabiliriz. Her çocuk hastalığında, çocuğun yaşamında bir yenilik ortaya çıkar, bu nedenle her hastalık, güçlü bir gelişimi de beraberinde getirir. Derideki leke, sivilce veya çiçek gibi görüntüler ne kadar fazlaysa, hastalığın akışı da o kadar hızlı olur – sınırlar aşılmıştır. Bebeklerde görülen konak da, duygusal temas bekleyen bebeğin, kendisine az dokunan anneye verdiği cevaptır. Bazı anneler de, çocuklarına karşı koymak istedikleri mesafeyi haklı göstermek için, sık sık egzama geliştirerek, bunu çocuktan uzak durmanın bir bahanesi olarak kullanırlar.

En sık rastlanan cilt hastalıklarından biri de, sedef hastalığıdır (psoriasis). Bu hastalıkta deride, gümüş beyazı pullarla kaplı, hatları belirgin lekeler oluşur. Üstderide aşırı miktarda keratin proteini üretilir. Bu, ciltte kuvvetli bir zırh oluşturmaya benzer. Kişi, her yönde, sınırlarını güçlendirir, hiçbir şeyin içeri girmesini ya da dışarı çıkmasını arzulamaz. Reich, ruhsal korunma ve kabuğuna çekilme sonucunda ortaya çıkan durumu “karakter zırhı” olarak adlandırmıştır.] sh:178-179

[Tırnak Yeme

Tırnak yemek, aslında hareketsel bir bozukluk olmamakla birlikte, dışarıdan bu gruba olan benzerliği açısından burada ele almak istiyoruz. Tırnak yemek de, kişinin kendi ellerinin gücünü bastırma amacıyla uyguladığı bir kontroldür. Bu belirti, daha çok çocuklar ve gençlerde ortaya çıkmakla birlikte, bazı yetişkinler de on yıllar boyunca tedavisi gerçekten zor olan bu belirti ile uğraşmak zorunda kalırlar. Tırnak yemenin arkasında yatan ruhsal nedenler gayet açıktır ve bu bağlantıyı bilmek, çocuklarında bu belirtiye rastlayan anne babalara oldukça faydalı olabilir. Çünkü bu durumda, yasaklamak, tehdit etmek veya cezalandırmak çocuğa karşı verilecek en yanlış tepkilerdir.

İnsanlardaki “tırnak” hayvanlardaki “pençe”nin karşılığıdır. Pençeler, öncelikli savunma ve saldın aletleridir, saldırganlığın silahlandır. “Pençelerini göstermek”, “dişlerini göstermek” ile aynı anlamda kullanılır. Birçok yırtıcı hayvan hem pençesini, hem dişlerini silah olarak kullanır. Tırnak yemenin anlamı ise, kendi saldırganlığını iğdiş etmektir! Tırnaklarını yiyen kişi kendi saldırganlığından korkar ve bu nedenle sembolik anlamda silahlarım zararsız hale getirir. Kişi, tırnağım yiyerek, saldırganlığını bir ölçüde tüketmiş olsa da, önemli olan, saldırganlığım sadece kendisine yöneltmiş olmasıdır: Kişi kendi saldırganlığım yemektedir!

Tırnak yeme hastalığı olan kadınlar, bu yüzden çok üzülür ve sıkıntı duyarlar, çünkü diğer kadınların uzun ve kırmızı ojeli tırnaklarına büyük bir hayranlıkla bakarlar. Oysa uzun ve kırmızı ojeli tırnaklar, saldırganlığın çok açık bir göstergesi ve sembolüdür. Bu tırnaklara sahip bir kadın, saldırganlığını açıkça göstermekten çekinmemektedir. Ancak, bu tırnakları kıskanmak ya da böyle tırnaklara sahip olmayı istemek de, bu kadar açık bir biçimde saldırgan olabilmeye duyulan arzuyu ifade eder.

Bir çocuk tırnaklarını yiyorsa, içindeki saldırganlığı dışarıya vurmak konusunda kendine güvensizlik duyduğu bir dönem geçiriyor demektir. Bu noktada, anne babaların, yetiştirme biçimlerinde ve kendi davranışlarında saldırganlığı ne kadar bastırdıklarını düşünmeleri gerekir. Çözüm olarak, aile, çocuğa, saldırganlık hislerini suçluluk duymaksızın dönüştürme cesareti vermeli ve bu olanağı bulabileceği bir yaşam alanı sağlamalıdır. Aslında çocuk tırnağını yiyorsa, çocuğun ailesinin de saldırganlıkla ilgili problemi var demektir. Bu nedenle, yukarıda anlatılan tedbirler, bu tür ailelerde korku uyandırır.] sh:230-231

 

 

 

Kaynakça

Thorwald Dethlefsen- Ruediger Dahlke Trc: Berrin Bilgin Haznedar Hastalık İyileşmeye Giden Yoldur [Kitap]. – İstanbul : Kanaat Basımevi- Mozaik, 2002.

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

....

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.