“HASTALIK İYİLEŞMEYE GİDEN YOLDUR”

 

 

Hastalıkların Yorumları ve Anlamları

 

[Tüm hastalık belirtilerinin, yaşantımız için, göründüğünden çok daha defin bir anlamı vardır: Onlar bize ruhsal dünyamızdan çok değerli mesajlar iletirler. Psikolog Thorwald Dethlefsen ve tıp doktoru Ruedige Dahike hastalığın anlamını kavramamıza yardımcı oluyorlar. Enfeksiyonun, baş ağrılarının, kazaların, kalp ve mide rahatsızlıklarının, ayrıca kanser ve aids gibi hâla tabu olarak görülen büyük acıların bizlere ne anlatmak istediğini gösteriyorlar.

Kendi hastalıklarını anlayabilen bir insan, “kendi”ne giden yeni ve daha iyi bir yol bulmuş demektir.]

 

 

[“Tüm kâinat senin içindedir ve sende olan her şey kâinatta da vardır. Senle, çok yakınında olan bir nesne arasında hiçbir sınır yoktur; tıpkı, senle, çok uzağındaki nesneler arasında hiçbir mesafe olmadığı gibi. Her şey, en küçüğünden en büyüğüne, en alttakinden en üsttekine kadar senle aynı değerde senin içinde vardır. Tek bir atom bile, yeryüzündeki tüm elementleri içerir. Aklın tek bir hareketi, yaşamın tüm kanunlarını içerir. İnsan tek bir su damlasında sonsuz okyanusun sırrını bulur. Senin tek bir görüntün, yaşamın tüm görüntülerini içinde taşır.”] (Halil Cibran) sh.45

 

[Eski Ahit’te yer alan İlk Günah tasviri, bu problemi anlamak açısından oldukça uygundur. İkinci Yaratılış hikayesinde, ilk -androjen- (çift cinsiyetli, hem erkek hem dişi ç.n.) insan olan Âdem’in cennet bahçesine nasıl indirildiğim hatırlayalım. Âdem bu bahçede, zengin bir doğanın yanı sıra, iki tane özel ağaç bulur; “yaşam ağacı” ve “iyi ile kötüyü ayrıştırma ağacı”. Bundan sonrası için, Âdem’in bir erkek değil, androjen olduğunun bilinmesi önemlidir, Âdem, bütün bir insandır, henüz kutuplaşmaya bağımlı değildir ve zıt kutuplara bölünmemiştir. Hâlâ, her şeyle “bir”dir – bu kozmik bilinç durumu, cennet görüntüsü ile tasvir edilir. Ancak, Âdem bilincin “bir” liğinde yaşarken bile, kutuplaşma konusu, iki ağaç olgusuyla ortaya konmuştur.

Bölünme, Yaratılış hikâyesinin en başından itibaren yer alır. Yaratılışın zaten kendisi bir bölünme ve ikiye ayrılma ile gerçekleşir. İlk Yaratılış hikâyesinde de, hep kutuplaşmadan söz edilir:

Işık-karanlık, su-kara, güneş-ay vs. Sadece insan “hem erkek hem kadın” olarak bütün yaratılmıştır. Tabii hikâyenin devamında kutuplaşma daha da yoğunlaşır. Sonunda Âdem bir dilekte bulunur, varlığının bir bölümünü dışarı çıkarmak ve biçimsel olarak bağımsız olmasını sağlamaktır dileği. Böyle bir adım mecburen bir bilinçlilik kaybı anlamına gelir. Bu durum Âdem’in uykuya dalması ile anlatılır. Tanrı, bütün ve iyi insan olan Âdem’in bir tarafını alır ve bunu bağımsız kılar.

Luther’in Âdem’in “kaburga”sı olarak tercüme ettiği kelime, orjinal İbranice metinde tselah = yan, taraf olarak geçer ve bu kelime, tsel = gölge kelimesi ile akrabadır. “Bütün ve iyi insan” parçalanır, erkek ve kadın olarak adlandırılan, biçimde farklı iki ayrı görüntüye bölünür. Ancak, bu iki insan birbirlerinin farklarını tanımadıkları için, bölünme henüz tamamen insan bilincine ulaşmamış olur. Bunlar cennetin bütünlüğünde yaşamaya devam ederler. Biçimsel bölünme aynı zamanda yılanın harekete geçmesinin de ön koşuludur. Ön koşul gerçekleşince, yılan, insanın hassas yarısı olan dişiye, “ayrıştırma ağacından” tattığı takdirde, iyi ile kötüyü ayrıştırma yeteneği kazanacağına dair söz vererek onu kandırır.

Yılan sözünü tutar. İnsanlar kutuplaşmayı görmeye başlar ve iyi ile kötüyü, erkek ile dişiyi ayırt ederler. Böylece birliği (kozmik bilinci) kaybederler ve kutuplaşmayı (ayrıştırma yeteneğini) kazanırlar. Mecburen cenneti, “birliğin bahçesi”ni terk etmek zorunda kalırlar ve maddesel varlıkların kutupsal dünyasına düşerler. İlk günahın hikâyesi bu şekildedir. Bu “düşüş”te insan birlikten kutuplaşmaya iner. Tüm halkların ve zamanların mitolojileri insan varoluşunun bu temel konusunu bilirler ve benzer resimlere oturturlar. İnsanın günahı birlikten ayrılmasından ibarettir. Günah ve ayrılma kelimeleri dil bakımından akrabadır. Yunanca’da günah kelimesinin gerçek anlamı daha açık görülür: Hamartama “günah” demektir ve bunun karşılığı olan fiil hamartanein , “noktayı kaçırmak”, “hedefi vuramamak”, “günah işlemek” anlamındadır. Yani günah, “nokta”yı bulmaktaki yeteneksizliktir. “Nokta” ise, insan için ulaşılamaz ve hayal edilemez gibi gözüken “bir”liğin sembolüdür, çünkü noktanın alanı ve hacmi yoktur. Kutupsal bir bilinç, noktayı yani “bir”liği bulamaz; işte günah budur. Günahkâr, kutuplaşmış demektir.]sh. 54-56

 

[İNSAN ZATEN HASTADIR

“Bir keşiş, mağarada meditasyon yapıyordu. O sırada içeri bir fare girdi ve sandaletini kemirmeye başladı. Keşiş kızgınlıkla gözlerini açtı:

“Neden dua ederken beni rahatsız ediyorsun?”

“Açım” dedi fare.

“Git buradan, ahmak fare”, diye uyardı keşiş,

“Ben Tanrı’yla Birliği arıyorum, beni nasıl rahatsız edersin?” Fare o zaman sordu:

“Daha benimle “bir” olamazsan, Tanrı’yla nasıl “bir” olmayı istersin?”] sh. 65

 

[Hasta, aynı bedenin içindeki suçlu ve kurbandır, hep kendi bilinçsizliğinin sıkıntısını çeker. Bu saptama bir yargılama değildir, çünkü sadece “aydınlanan” kişinin artık gölgesi yoktur. Ancak hasta, kendini herhangi bir dış etkenin kurbanı olarak görme yanılgısından kurtulmalıdır, kurtulamazsa, kendini değişme olanağından mahrum etmiş olur. Ne bakteriler, ne de ışınlar hastalığa neden olmazlar, sadece insan onları, hastalığını gerçekleştirmede araç olarak kullanır. Tüm bu söylenenlerden sonra, hastalığı oluşturan etkenlerin yorumlanmasındaki ilk önemli kuralı uygulayabiliriz:

1. Kural: Hastalık belirtilerini yorumlarken, işlevsel açıdan görünürdeki nedenlerle bağlantı kurmaktan vazgeçin. Bu tür bağlantılar her zaman bulunabilir ve varlıkları inkâr edilemez. Ama her belirtiyi, kendi nitelik ve özellikleri içerisinde yorumlamak gerekir. Belirtinin yorumu bakımından, bu belirtinin gerçekleşmesi için hangi fizyolojik, biçimsel, kimyasal, sinirsel veya diğer nedensel zincirlerin kullanıldığı önemli değildir. İçerikleri tanıyabilmek için, sadece bir şeyin olduğu ve nasıl olduğu önemlidir, neden olduğu değil.

 

Belirtilerin Zaman Niteliği

Sorularımız bakımından, zamansal geçmiş ne kadar ilgisizse, bir hastalık belirtisinin ortaya çıktığı andaki şartlar da o derece ilginç ve anlamlıdır. Belirtinin tam olarak ortaya çıktığı an, kendini belirtide ifade eden problemler hakkında önemli bilgiler verebilir. Belirti ile eşzamanlı olarak gelişen olaylar, belirtiler öğretisinin çerçevesini oluşturur ve onunla birlikte değerlendirilmelidir.

Sadece dış olayları incelemek yeterli değildir, her şeyden önce iç oluşumların anlaşılması gerekir. Belirti görüldüğünde, kişi hangi düşünce, konu ve hayallerle iç içeydi?

Nasıl bir ruh hali vardı?

Yaşamında herhangi bir yeni haber veya değişiklik var mıydı? Sık sık anlamsız ve önemsiz gibi görünen olayları gerçekte çok Önemli olduğu ortaya çıkmıştır. Belirtide, bastırılan bir alan kendini ifade ettiği için, belirti yorumlanırken hasta, bu alanla bağlantılı tüm olayları yok etmeye çalışır, bu nedenle olanları olduğundan daha değersizmiş gibi yorumlar.

Genelde, bunlar, yaşamdaki büyük olaylar değildir, çünkü kişi bilinciyle kendini bu tür olaylardan uzak tutar. Bastırılan problemli konulan harekete geçiren çoğunlukla günlük hayattaki küçük zararsız olaylardır.

Üşütme, mide bulantısı, ishal, mide yanması, baş ağrısı, yaralanmalar ve benzeri ani ve şiddetli belirtiler zamanlama olarak çok doğru bilgiler verir. Burada şu soruyu sormaya gerçekten değer:

Kişi tam hastalandığı anda ne yapıyordu, ne düşünüyordu veya ne hayal ediyordu? Kişi kendine, bağlantılarla ilgili sora sorduğunda, ilk anda kendiliğinden aklına gelen düşünceyi iyice incelemek ve çabucak önemsiz görüp yok saymamak çok önemlidir. Tüm bunlar, belli bir alıştırma ve yüksek oranda kendine dürüstlük veya – daha doğrusu – kendine karşı şüphe ve güvensizlik gerektirir. Eğer kişi kendim çok iyi tanıdığı noktasından hareket eder ve bu yüzden, neyin doğru neyin yanlış olduğunu ilk hamlede görebildiğini iddia ederse, kendini tanıma yolunda hiçbir zaman başarı kaydedemez. Doğru yolda olan kişi ise, sokaktaki bir hayvanın bile onu, kendisinden daha iyi tahmin edebileceği noktasından hareket eder.

2. Kural: Bir hastalık belirtisinin ortaya çıktığı zamanı iyi analiz edin. Belirtinin zaman dilimine giren yaşam şartlarını, düşünceleri, hayalleri, rüyaları, olayları ve haberleri soruşturun.] sh:84-86

 

[Konuşmanın psikosomatik çift tabanlılığını dinlemeyi öğrenirsek, hastanın, bedenindeki hastalık belirtileri hakkında konuşurken, genellikle hep ruhsal problemini de bununla birlikte anlattığını hayretle fark ederiz: Kiminin gözleri o kadar kötü görüyordur ki, etrafındakileri net olarak ayırt edemez. Bir diğeri üşütmüştür ve burnu tıkalıdır. Kimi, kaskatı kesilir ve eğilip, bükülemez. Kimi hiçbir şey yuta-maz. Başka biri artık hiçbir şey hatırlayamaz olur. Bazısının kulakları duymaz ve bazısı da kaşıntıdan derisinin içinden yani kabuğundan çıkmak ister. Burada yorumlanacak çok fazla bir şey yoktur. Hasta, ruhsal problemlerini zaten aynı kelimelerle bedenine yansıtmaktadır. Bu söylenenleri dinleyen biri, kafasını sallayıp, şu sonuca varabilir: “Hastalık kişiyi dürüst hale getirir.”]

(Bu arada tıp, Latince hastalık isimlerini kullanarak, konuşmanın içindeki içeriklerin anlaşılmaz hale gelmesi için itinayla uğraşmaktadır!)] sh: 88

 

[Teorinin Özeti

  1. İnsan bilinci kutupsaldır. Bu, bir taraftan farkındalığı arttırırken, diğer taraftan bizi sağlıksız ve eksik hale getirir.
  2. İnsan zaten hastadır. Hastalık onun eksikliklerinin ifadesidir ve bir kutuplaşma içinde olduğumuz sürece hastalıktan kaçmak mümkün değildir.
  3. İnsanın hasta olması kendini hastalık belirtilerinde dışa vurur. Belirtiler bilincimizin maddesel boyuta giren gölgeleridir.
  4. İnsan, küçük evren olarak, bilincinde büyük evrenin tüm prensiplerini kapalı olarak taşır; ancak karar verme yeteneğine sahip olması nedeniyle kendini hep evrensel prensiplerin sadece bir yarısıyla özdeşleştirir; böylece diğer yan gölgede kalır ve insanın bilinçdışma itilir.
  5. Bilinçte yaşanmayan bir prensip, bedensel hastalık belirtileri yoluyla kendi varoluş ve yaşama hakkını zorla elde eder. Hastalık belirtisinde kişi, daima, aslında yaşamak istemediklerini yaşar ve gerçekleştirir. Böylece hastalık belirtileri tüm tekyönlülüklerimizi zıt kutuplarıyla dengeler.

6.      Hastalık belirtisi insanı dürüstleştirir!

İnsanın bilincinde eksik olan şeyler ona hastalık belirtisi olarak gelir!

  1. İyileşme, sadece insanın hastalık belirtisinde saklı olan gölgesini bilincine yükseltip, onunla bütünleşmesiyle mümkün olur. İnsan kendisinde eksik olanı bulduğu zaman belirti zaten gereksiz hale gelir.
  2. İyileşmenin hedefi bütünleşmek ve “bir” olmaktır. İnsan eğer “gerçek kendi”ni bulmuşsa ve “olan” her şeyle bir olmuşsa, iyileşmiş demektir.

10.    Hastalık, insanı birliğe giden yolu terk etmemeye zorlar. Bu nedenle; HASTALIK BÜTÜNLÜĞE GİDEN BİR YOLDUR. ] sh:102-103

[Dedin ki:

“Ey Derviş, yolu nasıl bulurum? İşareti nedir?”

“Beni dinle, dinlerken de düşün! Senin için işaret şudur: Hep ileri doğru gitmene rağmen mahrumiyetinin arttığını görürsün. “ Ferideddin Attar] sh: 104

 

[Eskiden anne babalar, çocukların atlattıkları her hastalıktan sonra bir olgunlaşma ve gelişme evresi geçirdiklerini bilirlerdi (tüm çocuk hastalıkları enfeksiyon rahatsızlıklarıdır).

Sadece çocuklar değil, yetişkinler de her hastalıktan daha olgunlaşmış olarak çıkarlar. Bütün büyük kültürler de büyük mücadeleler sonucu oluşmuşlardır. Darwin de türlerin gelişimini çevre şartlarıyla mücadeleyi kazanma yeteneğine bağlamıştır.

Heraklit’in “Savaş her şeyin babasıdır” sözü, bu ifadenin en temel bilgeliklerden biridir. Savaş, çatışma ve zıt kutupların gerilimi, yaşam enerjisi sağlarken, ilerleme ile gelişimin garantisini oluştururlar. Maalesef kurtların kuzu postuna büründüğü ve bu kostümleriyle bastırılmış saldırganlıklarını barış sevgisi gibi sunmaya çalıştıkları bir zamanda, bu tür yorumlar tehlikeli ve yanlış anlaşılmaya müsait olabilmektedir.] sh: 111-112

 

[Astımlı temiz hava arayışı içindedir ve dağların tepesinde yaşamayı ister (bu dileği iklim değişikliği terapisi ile yerine getirilir). Yüksek dağlarda üstünlük iddiası bakımından da kendini iyi hisseder: Yukarıda durmakta ve aşağıdaki derin vadinin karanlık olaylarına güvenli bir yükseklikten bakmaktadır. Bulunduğu noktada “hava hâlâ temizdir”, yaşantısı derinliğin dürtüleri ve doğurganlığından çok yükseklerdedir ve dünyevi olandan uzak olmanın berraklığını korumaktadır. Astımlılara önerilen diğer bir seçenek ise tuzlu deniz havasıdır. Burada da aynı semboller yer alır: Tuz, inzivanın ve yaşamdan uzak olmanın sembolüdür. Astımlının istediği de budur, çünkü yaşama ait olandan korkmaktadır.

Astımlı, sevgi özlemi çeken bir insandır; sevgi istediği için bu O kadar fazla havayı içine çeker. Ama sevgi veremez – nefes vermekte zorlanır.

Ona ne yardımcı olabilir? Tüm hastalık belirtilerinde olduğu gibi, tek bir reçete vardır: Bilinçlenme ve kendine karşı insafsız bir dürüstlük! Eğer insan korkularını bir kez kabul ederse, korku yaratan alanlardan artık kaçmaz; tersine, bunları sevene ve bunlarla bütünleşinceye kadar bu alanlarla yüz yüze yaşamaya başlar. Bu gerekli süreç, tıpta pek bilinmeyen ancak doğal tedavi biliminde astım ve alerjiye karşı en iyi tedbir olarak tanınan bir tedavide çok güzel bir biçimde temsil edilir:

İdrar tedavisi. Bu tedavide hastaya, kendi idrarı, kaslarının arasından enjekte edilir. Bunu sembolik bir bakış açısıyla incelersek, bu tedavinin hastayı, terk ettiği bir şeye zorladığını görürüz: Kendi pislik ve kirini tekrar almaya, onunla yeniden uzlaşmaya ve bütünleşmeye. Bu da onu iyileştirir!] sh: 131

 

[Astımı olan bir kişi kendine şu sorulan sormalıdır:

1.Hangi alanlarda vermeden almak istiyorum?

  1. Saldırganlıklarımı bilinçli olarak kendime itiraf edebiliyor muyum ve bunları dışarı vurmak için hangi olanaklara sahibim?
  2. “Büyüklük/küçüklük” çatışması bakımından ne durumdayım?

4.  Hangi yaşamsal konulara değer veriyorum ve savunuyorum? Değerlendirme sistemimin arkasında gizlenen korkuyu hissedebiliyor muyum?

Hangi yaşamsal konulardan kaçmaya çalışıyorum, hangilerinin kirli, adi ve kaba olduğunu düşünüyorum?

Unutmayalım: Ne zaman daralma hissedilirse, korku var demektir! Korkuya karşı tek çare, açılmaktır. Açılmak, sakındıklarımızı içeri almakla gerçekleşir!] sh: 132

 

SOĞUK ALGINLIĞI VE GRİP

[Solunumu bitirmeden önce, en çok solunum organları üzerinde etkili olan soğuk algınlığı belirtilerini kısaca incelemek istiyoruz. Hem soğuk algınlığı hem de grip, geçici iltihabi süreçlerdir ve bir çatışmanın dışavurumu olduklarını önceki konulardan biliyoruz. Geriye sadece bu iltihaplanmaların oluştukları yerlere ve alanlara yakından bakmak kalıyor. Soğuk algınlığı her zaman, kişinin “burnuna kadar gelen” kriz durumlarında ortaya çıkar. Bu krizler ağır yaşam bunalımları değildir. Bunlar, daha çok günlük hayatta sık sık rastlanan, heyecan uyandırıcı olmayan ama yine de ruhsal olarak önem taşıyan birtakım olaylardır. Bu olaylar bizde aşın yüklenme yaratır ve kendimizi biraz geri çekebilmek için yasal bir zemin aramaya başlarız, çünkü içinde bulunduğumuz durum bizden çok fazla şey talep etmektedir. Küçük günlük olayların bu taleplerini ve bunlardan kaçma arzumuzu bilincimizle kabul etmeye hazır olmadığımız için, bedensel rahatsızlık ortaya çıkar; dolu bir burnun ve nezlenin tadım çıkartırız, çünkü hastalanarak, bilinçsiz bir yolla da olsa istediğimizi elde ederiz. Hatta bilinçli bir çatışma çözümlemesinde yaşayamayacağımız bir kazancımız bile vardır: Herkesin durumumuza büyük bir anlayış göstermesi. Soğuk algınlığı, aşırı yüklenme hissettiğimiz durumlardan biraz geri çekilmeye ve tekrar kendimize dönmeye olanak sağlar. Şimdi duyarlılığımızı bedensel boyutta doya doya yaşayabiliriz.

Başımız ağrır (bu şartlarda kimse bizden bilinçli bir bütünleşme bekleyemez), gözlerimiz yaşarır, her şey ağrı verici ve sinir bozucudur. Kimse bize yaklaşmamalıdır, kimse bize dokun-mamalıdır. Burun nezle olmuştur ve tüm iletişim (temas olarak nefes) kesilmiştir. “Üşütmüşüm, bana yaklaşma!” tehdidiyle herkesi kendimizden uzak tutmayı başarırız.] sh: 135

  

Kaynakça

Thorwald Dethlefsen- Ruediger Dahlke Trc: Berrin Bilgin Haznedar Hastalık İyileşmeye Giden Yoldur [Kitap]. – İstanbul : Kanaat Basımevi- Mozaik, 2002.

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s