BİR SAATTE İNSANI KATİL EDEBİLİYORLAR

 

 

ZİHİN KONTROLÜ / MANİPÜLASYON/ Derren Brown: The Push (2018)

İnsanları katil yapan bir deneyin etkisinden çoğumuzun kurtulamayacağı kesin.Mesele şu ki hepimiz bu tip bir etkiye çok duyarlıyız.

  Çevreden de gelse bir ideolojiden de.

  Başkasının nasıl yaşanacağı hakkındaki yazısı bize verilmiş gibi.

  Onların inançlarını uygulayıp amaçlarını yerine getirmemiz için.

  Ama bunu, nasıl yönlendirilebileceğimizi anlayarak daha güçlü olabiliriz, hayır diyebiliriz.

  Karşı gelebiliriz. 

 

Süre: 68 dk

 Tür:Reality-TV

Vizyon Tarihi:02 Şubat 2018        (ABD)

Dil: İngilizce

Özet

Zihin kontrolü uzmanı Derren Brown, manipülasyonun sıradan bir insanı korkunç bir eyleme nasıl yönlendirebileceğini gösteren cüretkâr bir sosyal deney gerçekleştiriyor.

Film Metninden

Merhaba, adım Derren Brown, TV ve sahne kariyerime Britanya’da sihrin psikolojik bir türünü yaparak başladım.

  Bu, birkaç on yıldır insan olmanın ne olduğuna dair derin bir meraka yol açtı.

  İzleyeceğiniz program gerçek bir sosyal itaat deneyi.

  Bir TV programında yer aldığından habersiz bir vatandaşı içeriyor.

  Ve baktığımız soru basit.

  Toplumsal baskının tanıdık güçleri tarafından cinayet işlemeye yöneltilebilir miyiz?

   Manipülasyon’a hoş geldiniz.

Olay- Bir Yabancıyı Bebek Kaçırmaya İkna Etmek

  Telefonu al ve tam olarak çalıştığımız gibi yap.

   Bakehouse.

  Ben Greg.

  Buyurun.

  Ben Hertfordshire Polisi’nden Dedektif Monroe.

  Orada 25 yaşlarında, zayıf bir kadın var mı?

  Saçı örgülü ve büyük kırmızı bir bebek arabası var.

   Bir saniye verin lütfen.

  Teşekkürler.

   Evet, var.

  Tamam, bu kadının çocuk kaçıran biri olduğu biliniyor.

  Bebek onun değil.

  Bebek arabasından uzaklaştırmalıyız ve yardımın gerek, tamam mı?

   Tamam.

   -Tamam, sağ ol Greg.

  Cep telefonun var mı?

  -Evet.

  Numarayı verir misin lütfen?

  Bunu kapatma ama cep telefonundan da arayacağım, tamam mı?

  Şimdi arıyorum.

  Merhaba Greg.

  Yine Dedektif Monroe.

  Konuşmayı sürdür.

  Sabit hattı kahve makinesinin yanına koy.

   Evet.

  Şimdi kadına gidip kendisine sabit hattan arama geldiğini söylemeni istiyorum, tamam mı?

  Bebek arabasıyla kal, tamam mı?

   Tamam, bunu yapabilirim.

  Teşekkürler.

  Affedersiniz, size telefon var.

  Tamam.

  Telefon şurada.

  Bebek arabasını al, çık.

  Bebeği güvenli bir yere almalıyız.

  Kafeden doğruca çık.

  Yürümeyi sürdür.

  Ana yola yönel ve yürümeyi sürdür.

  Açıkçası bunu yapmam çok ilginç.

  Yürümeyi sürdür.

  Dışarıdayım ama bu epey tuhaf duruyor.

  Birinin bebeğini aldım.

  Bu konuda memnun değilim.

  Tom, bir yabancıyı bebek kaçırmaya ikna ettin.

  Devam et, ne hissediyorsun?

  -Korkunçtu.

  -Öyle mi?

  -Korkunçtu.

  -Tamam.

  Evet, yaptırdığın için bravo.

  Ama tabii planladığımız şey çok daha kötü olacak.

  DERREN BROWN: MANİPÜLASYON

Arama yaptığını gördüğünüz bu kişi polis değil.

  Oyuncu.

   Kafedeki kadın da öyle    ve bebek gerçeğine benzer bir model.

   Ama kafe çalışanı gerçekti ve ekibim ona  gidip açıklayana kadar bunların hiçbirini bilmiyordu.

  -Gerçek değil.

  -Göremedim.

  Çok panikledim.

   Birinin polis gibi bir otorite figürü gibi davranması ve bir yabancıya  normalde asla yapmayacağı bir şeyi emretmesi şaşırtıcı derecede kolay.

  Bu, sosyal itaatin, emirlere uymanın, biri doğru dediği için bir şeyi yapmanın uç bir örneği.

   Otorite birinden, benzer düşünen bireylerden oluşan bir gruptan ya da  ideolojiden gelebilir.

   Fazla iyi olmayın.

   Kamu düzeni için kullanılabilir.

   Ama insanları korkunç şeyler yapmaya da itebilir.

  Sosyal itaat hayatın bir parçası.

  Evrim, topluluğun parçası olmanın güvenliliğini öğretti  ama tehlikeleri bilinmeye değer.

  Şimdi her zamankinden daha çok.

Olay: Birini insan öldürmeye bir saatte ikna etmek

  Ben de insan doğasının bu özelliğinin sınırlarını araştırmak için bir deney tasarladım, şunu.

  Sosyal itaat birine yaşayan, nefes alan başka bir insanı ölümüne ittirmek için kullanılabilir mi?

   Bu deneyi kurmak için özel yeteneklere sahip bir ekip gerekiyordu.

   Özel efekt sanatçıları.

  Merhaba Dave, çok memnun   Dublör koordinatörü.

  Aklımda bir proje var.

   Ve bir grup profesyonel oyuncu.

  Birini insan öldürmeye ikna etmeye mi çalışacağız?

  Evet, tam olarak bu.

   Ve etkileyici bir mekân gerekiyordu.

   Ve inandırıcı bir yalan hikâye.

  NE GEREKİYORSA

Ben David Tennant, bu gece PUSH’u desteklediğim için, harika işleri için çok mutluyum.

   Deneyin geçtiği yer PUSH adlı yeni gençlik yardım derneğinin açılışı.

   Güçlü VIP’ler ve zengin bağışçılar katılıyor.

   Gecenin önemli olayı bağış için yardım müzayedesi olacak.

   Hatta bazı ünlü simaları iyi dilek mesajı çekmeye ikna ettim.

  PUSH’u destekliyorum.

  PUSH harika iş çıkarıyor.

  Yeni bir dernek ve yardım gerekli.

   Burada her şey önemli, güçlü bir gala gibi görünmesi için tasarlandı.

   Tabii ki hepsi yalan.

   Alanın her yerine saklanmış 50’den fazla kamera var.

   70 oyuncu özenle planlanmış ve çalışılmış bir senaryoyu oynayacak.

   Onları binadaki gizli bir odadan kulaklık vasıtasıyla yönlendireceğim.

  Tamam, herkes hazır mı?

  Başlıyoruz.

  İTMEYE 72 DAKİKA 

Bu program her gün hayatlarımızın yetkisini ne kolay teslim ettiğimize,  bu kontrolü kaybetmenin risklerine dair.

  İşte.

  Geliyor.

  -Merhaba.

  Buyurun?

  -Matt ve Chris.

  Ben Alex.

  PUSH’un başkan yardımcısıyım.

  Geliyorlar Tom.

   Tüm bunlar çekildiğini bilmeyen bu adamı kandırmak için kuruldu.

   Organizatörle buluşmak, gece iş çevresini genişletmek için geldi.

  Beyler, nasılsınız?

  Selam Matt, seni görmek güzel.

  Gelmene sevindim.

  Chris! -N’aber?

  -Hoş geldin.

  İçki getireyim.

   Bu Chris Kingston.

   29 yaşında, bekâr  ve bir baskı ve tasarım firmasının eş direktörü.

   Hayatından memnun, mantıklı, normal bir adam.

   Teknoloji düşkünü, hayatındaki en iyi şeyler işi ve arkadaşlarıymış.

   İlk bakışta birini çatıdan atacak bir tip olmadığını söylersiniz.

   Chris iş ortağı Matt’le burada.

   Matt deneyin içinde ve şimdi gidecek.

  Telefonunu kullanabilir miyim?

  Şarjım bitti.

   Chris’in telefonunu da götürecek.

  Evde bir şey olmuş.

  -Üzgünüm.

  -Sorun yok.

  -Evet.

  -Sağ ol dostum.

  İlk itaat anımız yaşanmak üzere.

   Bakın, olay Chris’e birini çatıdan itmesini söylemeye dek tırmandırılacak.

  Ama sosisli börekle başlayacağız.

  -Tanıştığımızda  -Selam Tom, affedersin.

  Yemekçilerle sorun çıktı.

  Et kanepeleri burada ama vejetaryen kanepeler nedense başka arabada.

  Üzgünüm.

  Sana bırakıyorum.

  Sorun yok.

  Hayır, kolayını yapmak istiyorum.

  Bir iyilik yap Chris.

  Yarısını al, buraya koy.

  -Halletmek için.

  Olur.

  -Evet.

   Umduğumuz, Chris’in gecenin Tom’dan gelen ilk emrine memnuniyetle uyması.

   Bu, üstünde vejetaryen yazan bayrakları da içeriyor.

  Vejetaryen bayraklarını buraya batırıver.

  -Bana da ver.

  -Cidden mi?

  Yapıyor mu?

  Yaşasın.

  Bravo.

  Olay çıkarmadı.

  Memnuniyetle sosisli böreklere vejetaryen işareti koydu ama değiller ve olmadıklarını gayet iyi biliyor.

   Kapıya ayak koyma tekniği olarak biliniyor.

  Küçük bir iyilik yapıyorsun, o kişiye büyük bir iyilik yapma ihtimalin artıyor.

  Çok sarhoş olacaklar.

  Farkı anlamayacaklar.

   Chris iş için bağlantılar kurma amacıyla geldiğini düşünse de  iki ay önceki katılımcı alma tweetimi cevapladığından burada.

   Yeni TV programıma katılmak için 2000’den fazla kişi başvurdu.

   Laura dâhil.

  İyi bir şey gibi göründü.

  Çıkıp daha önce yapmadığım bir şeyi yapmak.

   Martin.

  İşim biraz insanlara yardım etmeye çalışmakla ilgili.

  Bakım anlamında değil ama bir şeyler açıklama anlamında.

   Hannah.

  “Neden başvurmayayım?

 ” dedim.

  Kendimi öne çıkardığım şeyleri pek yapmam, bu biraz farklı.

   Ve Chris.

  Böyle bir şeye hiç başvurmamıştım, açıkçası biraz gerginim.

   İki düzine finalist evrak doldurmak için farklı günlerde çağrıldı.

   Ama itaat testine giriyorlardı.

   Soldaki üç kişi oyuncu.

   Bunu duyduklarında oturup kalkmaları söylendi.

   Diğer girenler gerçekten başvuran kişilerden sona kalanlar.

   Form doldurma dışında talimat almadılar.

   Ekibim ve ben başka odadan gizlice izliyorduk.

   Sosyal itaati yüksek kişi  davranış işaretleri için diğerlerine daha çok bakar.

  Yerin burası olacak.

   İnsan sayısıyla katılma baskısı da artar.

   Burada kalkma ya da oturmanın kararı.

   Gruba uymayan kişiler    çıkarıldı.

  Maalesef Amy’yi çıkarmalıyız.

  Amy.

  Benimle gel.

   Yerler dolunca    oyuncuları çıkardık.

   Geride kimse söylememesine rağmen  kalkıp oturan bir oda dolusu    itaatkâr kişi kaldı.

  Merhaba.

  Selam.

  Final dörtlüsü.

  Hannah, Laura, Martin ve Chris.

  -Bence o favori.

  -Evet.

  Adamımız o.

   Ve sonra Chris dâhil başvuran herkese  programa seçilmediklerini söyledik, hiçbir şeyden şüphelenmesinler diye.

   Deney başladı.

   Chris en önemli VIP konukla tanışacak, Bernie.

  Merhaba.

  -Affedersiniz.

  Bernie geldi.

  -Öyle mi?

  Getireyim mi yoksa gelir misiniz?

  İki saniyeye oradayız.

  -Tamam, sorun yok.

  -Sağ ol Alex.

  Senin için şans.

  Onunla bağlantı kur, tanı.

  Evet.

  Çünkü Bernie müzayede için en çok eşya veren olmasının yanında derneğe beş milyon dolar da verecek.

  Cidden mi?

  Evet, öyle ciddi ve önemli biri.

  Gönlünü hoş tutmalıyız, tamam mı?

  O beş milyon dolar olmadan merkezimiz olmaz ve binlerce çocuk fırsat elde edemez, tamam mı?

  Evet.

  Hazır mısın?

  -Evet.

  -Bırak.

  Başka vereyim.

  Bunu al.

  Bunu alayım, sonra dışarıda küçük bir masa var, oraya koyalım.

  İTMEYE 60 DAKİKA

Sola gidersen orada bir masa olacak.

  Temiz olan.

  Üstüne koy.

  Bu Bernie.

  -Bernie.

  -Nasılsın?

  Seni görmek çok güzel.

  Rica ederim.

  İstediğim için geldim.

  Alex’le tanıştın, yardımcı  Arabamı çeker misin?

  Engelliyorum.

  -Çizme yeter tatlım.

  -Denerim.

  Bernie, bu adam teknik guru.

  -Tamam.

  -Chris.

  -Memnun oldum.

  -BT mi?

  -Evet.

  -Tamam.

  Chris’in herkes gibi gece giysisi giymediğini fark etmiş olabilirsiniz.

  Bunun papyonlu bir gece olduğunu bilerek söylemedik.

  Böylece günlük gömleğiyle herkesten daha düşük statüde hissedecek.

  İçki ister misin?

  -Evet.

  Ne var?

  -Ne istersin?

  Şarap, şampanya var.

  Şampanya iyi bir başlangıç olur.

  Harika.

  Tom’un kafa sallayışıyla Chris şampanya getirmeye gidiyor.

  Hiçbiri onun işi değil.

  Tanrım.

  Şundan yemeyin.

  Teşekkürler.

  Bernie’nin sosisli börek aldığını gördü.

  Bir şey demedi, Tom’la bir çeşit iş birliğinin,  küçük bir hilenin içine girdiğini gösteriyor.

  Yine söylüyorum, büyük olayın ilk adımı.

  Başlayacağız.

  Size etrafı, yaptıklarımızı göstermek ve sizi çatıya çıkarmak istiyorum.

  -Chris, çantasını alır mısın?

  -Tabii.

   Küçük itaat hareketleri.

  Yiyecekleri vejetaryen olarak yanlış işaretlemek,  şampanya getirmeye gönderilmek, Bernie’nin çantasını almak.

   Ama gittikçe Chris’e birini çatıdan itmesinin söyleneceği  noktaya kadar çıkacak.

  Dışarıdalar.

  Beklemeliyiz.

   Chris’i bu gece buraya getirme planı zil testinde  seçilmesinden kısa süre sonra başladı.

   Yeni derneğin direktörünü oynayan oyuncu Tom  bir bağış toplama uygulaması yapmayla ilgili Chris’in iş yerine gitti.

  Ben Tom Monroe.

  Direktörüm.

  -Chris.

  -Memnun oldum.

  Derneğin adı Şehirde Toplumsal Mutluluk Projesi.

  Biz PUSH diyoruz.

  Büyük olaysa şu anda bu merkezleri gerçekten inşa ediyor -oluşumuz.

  -Harika.

   Bu toplantının amacı Tom’un yakınlık kurması,  iş anlaşması için sunum dinleyen güçlü bir yönetici  olarak görünmesiydi.

  Size A, B ve C seçeneklerini sunarsak  -A tam seçenek, ileri düzey.

  -Harika.

  Evet.

  Ek şeyler.

   Ve Chris’i VIP’lerle tanışması için büyük açılış gecesine çağırmaktı.

  Sizi açılışa getirmek isterim.

  Gelebilirseniz diğer herkes  Önemli olan herkes orada olacak.

  Gitmeliyim.

  -Çok teşekkürler.

  -Çok memnun oldum.

  İTMEYE 52 DAKİKA

 Chris, Tom ve Bernie’yi görev duygusuyla takip etti    gençlik merkezi olacak yere bakan çatıya çıktılar.

   Orada Bernie cömert bağışını bekleyen  en önemli dernek kişileriyle tanıştı.

  Tanıştırayım.

  Bernie.

  -Bu Eugene.

  -Pekâlâ Eugene.

  İnşaat firmasının başında.

  Binaları yapıyor.

  -Merhaba.

  Bernie.

  -Eugene  -Bu adamla da tanışmalısın.

  -Graham Dixon, PUSH’un CFO’su.

   Chris için küçük bir tesadüf var.

  Eugene aynı soyadı paylaştıklarını söyleyecek.

  Eugene Kingston.

  -Chris Kingston.

  -Selam.

  Böyle küçük şeyler bağlanma hissi veriyor.

  Bu sonunda önemli olacak.

   Eugene’e çalışan birkaç teknisyenle de tanıştı.

  Mark ve Ray.

   Yukarıdayken Bernie’nin sigara içmek için kenara çıktığını gördü.

  -Bay Right.

  -Sorun yok, itme.

   Tuhaf, tehlikeli bir şey gibi duruyor ama Chris’in  bunu görmesi ve sonra hatırlaması çok önemli.

  Sevdiğini biliyorum  -Pekâlâ.

  -Teşekkürler.

  Çok teşekkürler.

  Çatıdakiler gelen konuklara manzarayı göstermek için orada bekleyecek.

   Şu anda ana müzayede odasında  Chris, Bernie’nin birazdan herkese yapacağı  konuşmanın provasını dinliyor.

  “Kendi çocuğum yok ve bu doğru, kesinlikle doğru ama şimdi PUSH sayesinde binlercesi var gibi hissediyorum.

 ” -Acaba  -Tabii.

  Şakayla bitireceğim.

  Büyük, karşılık vermeyen, çocukları hayal kırıklığına uğratan şey nedir?

  -Bilmiyorum Bernie.

  -Dur.

  Büyük, karşılık vermeyen, çocukları üzen şey?

  Karşılıksız çekim.

  Şaka bu, o gülüyor ama sen gülmüyorsun.

  Üzgünüm.

  Benim hatam, böldüm.

Bernie, ara vermek istersen küçük bir ofis var.

  Su da var.

  İyi olur.

  Chris, ceketiyle çantasını alıp ofise koyar mısın?

   Chris şu anda tamamen itaatkâr.

  Emirlere uyuyor, çanta taşıyor, Bernie’nin kötü şakalarına bile gülüyor.

  Tam burada olmasını istiyoruz.

  Olacaklar için doğru noktada.

  Müzayedenin ikinci yarı eşyaları.

  Acele etmeyin, biz sizi alacağız.

  Chris’le hızlıca birer içki alacağız.

  Hayır.

  Chris benimle kalsın, şey gerekirse  İşte burada işler Chris için tuhaflaşmaya başlayacak.

  Bernie gittikçe daha stresli, kafası karışık davranacak.

  Korkunç bir şey olana kadar.

  -Broşürü gördün mü?

  -Hayır.

  -Sattığımız şeyler.

  -Tamam.

  18 karatlık Viktoryen altın bileklik.

  Açılış fiyatı 3000 sterlin.

  Bu şey için doğru olamaz  Şuna bak.

  Bernie, ses cihazın lütfen.

  Ses cihazına konuş.

  Sue  PUSH müzayede kataloğuna bakıyorum ve 1890 civarı tarihli tutamaçlı büyük bir Japon vazosunun açılış fiyatı 2000 sterlin! -Bu  2000 alamazsınız.

  -Tamam.

  Paraları var mı?

  Dernek olduğunu biliyorum ama parayı almalılar, vermemeliler.

  Tabii.

  Ne?

  Her şeyin neden böyle olduğunu anlamıyorum  -Hayır.

  Burada değişmiş.

  -Ne?

  -Açılış fiyatı 20 bin.

  -Daha iyi.

  18 karatlık altınınki 12 bin.

  O zaman bu ne… koyayım?

  Boktan bir eski versiyon herhâlde.

  Atayım.

  Hayır.

  Şeyle konuşalım 

-Tom’la mı?

  -Tom’la konuşalım.

  Saçmalık.

  Bana arka çık.

  Diğerini getir  Yok, hepsini bırak.

  -Buraya mı?

  -Sadece  20 bin olduğunu söyle.

  2000 değil 20 bin.

  Tom?

  Evet Bernie, pardon.

  Broşüre baktık ve tamamen anlamadığımız bir sürü şey var.

  Tamam, başlıyoruz.

  Sende ikinci var.

  Doğrusu var.

  Büyük Japon vazosu ve açılış  2000 ama 20 bin olduğunu söylemiştin.

  -İçerideki daha yüksekti.

  -Bu  İkisi de 2000.

  “20 bin.

 ” demiştin.

  -Gidip bakayım.

  -Hayır, burada kal.

  Neden yanlış?

  Müzayedeciyle konuşacağım.

  Bernie, müzayedeciyle konuştun ve bu fiyatları koymasına yardımcı oldun.

  -Bunları hatırlamıyorum.

  -Peki.

  Yazmadıysan yaşanmamıştır, yani  -E-postada Bernie.

  -Arabam nerede?

  -Araban mı?

  -Arabam çünkü o aldı ve  Arabanda sorun yok.

  Konuşmandan sonra getireceğiz.

  Ve neden  Birisi mavi halı olacağını söylemişti ve tamamen  Sadece  Bernie!

İyi misin Bernie?

  Tamam.

  Nasıl yardımcı olabilirim Bernie?

  Hap.

  Haplar nerede?

  Chris, ambulans çağıracağım.

  Çantasına, ceketine bak.

  Hapları bul ve getir.

  Bernie?

  -Öldü mü?

  -Öldü dostum.

  İTMEYE 49 DAKİKA

Ambulansı aradın mı?

  -Öldü dostum.

  -Evet, biliyorum ama yine de  Bir dakika ver.

  Kalp masajı yapmak gerekmiyor mu?

  Yapmayı biliyorum.

  Denedim.

  Öldü.

  Birini arayacak mısın?

  Bekle.

  Bir saniye ver.

  Chris, çantasını, ceketini al, ofise koy.

  Bir nefes alayım.

  Tamam.

  Üzgünüm Bernie.

  Dinle, buraya 70 kişi gelmek üzere, tamam mı?

  Şu ikisini al, masaya koy.

  Tanrım.

  Konuşması.

  Masaya koy.

  Bak, 70 kişi geliyor.

  Bunu görmemeleri lazım.

  Bacaklarından tut.

  Dizlerinden tut.

  Haydi Chris, bana yardım etmelisin.

  Dizlerinden tut.

  Üzgünüm Bernie.

  Tuttun mu?

  -İyi misin?

  -Evet.

  Ofise koymalıyız.

  Ofiste öylece bırakamayız.

  Ortadan kaldıralım.

  Cesedi odadan çıkarmaları lazım.

  Sorgulamadan sürüklüyor, güzel.

  Tanrım.

  Üzgünüm Bernie.

  -Tamam, içeri sokalım.

  Tamam.

  -Şunun üstüne koyalım mı?

  Bir saniyeliğine şuraya koy.

  Tamam.

  Kafasının altına bir şey koyalım mı?

  -Chris.

  -Evet.

  Bravo dostum, bravo.

  Tamam.

  Ben yaptığımdan değil ama  -Birini arayacak mıyız?

  -Gelenler var, tamam mı?

  Sakinleş.

  Arayacağız ama şimdi değil, tamam mı?

  -Tamam.

  -Böyle bırakamayız.

  Tamam.

  Sandığın içinde ne olduğunu söyle Chris.

  -Sandık olmaz.

  -Ne olduğunu söyle Chris.

  Hediyeler ve  Sandıktakileri çıkar Chris, masaya koy.

  Sandığa koymadığımızı söyle.

  Her şey bittiğinde gelip alacağız.

  Chris, mesele dernek.

  Mesele para, mesele çocuklar.

  Aslında para değil.

  Bir adam öldü.

  Halletmeliyiz.

  Bernie’nin vasiyeti.

  Çocuklara yardım etmek istedi.

  Bunu yapmalıyız.

  Sadece Bernie’yi bu huzurlu, sessiz yerde biraz haysiyetle bırakacağız ve müzayededen sonra gelip bulacağım, yeni kalp krizi geçirmiş olacak.

  Çocuklar paralarını alacak, herkes için sorunsuz olacak, tamam mı?

  -Bernie sorunsuz değil.

  -Tabii ki.

  Sandıkta haysiyet olmaz.

  Lütfen.

  Bak Chris, Bernie öldü.

  Tek yaptığımız bu gecenin yapılmasını sağlamak.

  Konuşmayı kim yapacak?

  Bernie’yi beklerler.

  Chris, sandığı aç.

  Tamam.

  Bacaklarından tut.

  Bernie, müzayedenin sonuna kadar buraya koyacağız.

  Haydi.

  Sadece  Nazikçe koy.

  Yavaş yavaş Chris’in bir cesedi kutuya sakladığı ve buna engel olamadığı bir noktaya eriştik.

  Yavaş yavaş ciddileşiyoruz.

  Gideceğim ve sonra gelip seni alacağım, tamam mı?

  Aileyi arayacaktın.

  Ya gelirlerse?

  -O zaman ne yapacağız?

  -Bak.

  Çok geç.

  Ambulansı arayacaktım ve öldü.

  Ambulansın faydası olmaz.

  -Kendini bırakma.

  -Tamam.

  -Kendini bırakma.

  -Evet, tamam.

  -Tamam mı?

  -Evet.

  Yanlış yapmadın.

  Tamam mı?

  Bernie müzayededen sonra iyi olacak.

  Alex, gir.

  Merhaba Tom.

  Nicholas biraz gecikecek.

  Tamam.

  Üst otoparka park edebilir mi diye soruyor.

  -Sorun yok.

  -Evet, sorun değil Nicholas.

  Sorun yok.

  Evet, bir dakikaya görüşürüz.

  Hoşça kal.

  Kâğıdı almalıyım.

  Park edilen arabalarla kâbus yaşıyoruz.

  Kuyruk oluşturuyor gibiler.

  Neyse aldım.

  Tanrım.

  Bir dakika oturmalıyım, ayaklarım beni öldürüyor.

  Bernie’nin anahtarları.

  -Alayım.

  -BMW.

  Çok iyi.

  Tamara Veronica’nın yanına oturmuyor, araları açık.

  -“Teknem seninkinden büyük.

 ” -Alex, bunu hallet.

  Milan’dan bahsetme.

  Üçüncü masadalar.

  -İyi.

  -Birazdan görüşürüz.

  Görüşürüz.

  -Gelmeye başladılar.

  -Gireceğiz.

   Gördüğünüz gibi kesinlikle  Mutlu değil.

  Müzayedenin üstünden geçeceğiz.

  -Cidden sorun yok.

  -Tom, üzgünüm.

  -Nicholas, müzayedeci.

  -Trafik.

  -Merhaba.

  Nick.

  -Ve otopark  Bernie olmalısınız, merhaba.

  Merhaba.

  -Konuşabilir miyiz?

  -Evet.

  Evet, ölü adam Bernie’yle karıştırıldı ve bu karıştırılmış kimlik tohumu şimdi büyüyecek.

  -Birlikte çok iyi.

  -Evet.

  Müzayedede doğrusunu sen seç, tamam mı?

  Alex’le konuşursan bunu yapacak birini ayarlar, tamam mı?

  -Hazırlık için birkaç dakika.

  -Evet.

  -Birazdan görüşürüz Tom.

  -Teşekkürler.

  -Bernie olmadığımı biliyor mu?

  -Uyum sağla, olur mu?

  -Bernie’nin tipini bilen yok.

  -Yine de Bernie olamam.

  -Hata yaptı.

  -Pekâlâ.

  Hata yaptı, o kadar.

  Hazır mısın?

  -Hazırım.

  -Tamam, sadece  Kendini kaybetme.

  Çünkü kendimi kaybetmemeliyim.

  -Yanında oturacağım, değil mi?

  -Tabii ki.

  Seni bırakmayacağım.

  Müzayede başlamak üzere.

  Chris, Tom’un Bernie’nin cesedini ofise sürüklemesine ve kutuya koymasına yardım etti.

  Hatta Bernie’yle karıştırıldı ve haklı olarak sorun olabileceğini düşünüyor.

  Kutudaki ölü adam Bernie’ymiş gibi yapmak istemiyor.

  Müzayedeye geçtiler ve işler onun için ciddileşmeye devam edecek.

   Chris yüksek statülü konuklarla dolu bir odada normal davranmaya çalışacak  ve özel bir amaç için oradalar.

  Yabancılarla dolu bir odada sosyal itaat tarafından yönlendirilmek daha olası.

  Uyum için her şeyi yaparız.

  PUSH, günümüz toplumunda zorluk çeken birçok gencin hayatını iyileştirmeye adanmış.

  Rahat alanlardan çıkmaya ve yeni şeyler denemeye yönlendirmeleri harika.

  Bir sürü dezavantajlı çocuğun ve gencin hayatını değiştiren  harika işlerin için teşekkürler PUSH.

  Ben David Tennant, bu gece PUSH’u desteklediğim için, harika işleri için çok mutluyum.

  Bir grup ünlü destek verdi ve etkinlik için iyi dileklerde bulundu.

  Yalan dernek olduğunu biliyorlar.

  Gerçek olmadığını biliyorlar.

   Bu ünlülerin çoğu TV programlarıma katılmışlardı  ve Chris bağlantı kuracak mı merak ediyorum.

   Ama prestij ekleyecekler, Chris’e sessizce uyum sağlaması için  daha da baskı yapacaklar.

  Bu ülkeyi daha iyi yapabiliriz.

  Yeni bir dernek ve yardım gerekli.

  Meselesi gençler ve mutluluğun kıt olduğu kentsel bölgelere mutluluk yaymaya çalışmak.

  Merhaba.

  Ben Griff Rhys Jones ve şunu demek istiyorum,  iyi şanslar.

   Merhaba! PUSH’un açılış gecesinde koca bir iyi şanslar dileğinde bulunmak istiyorum.

  PUSH harika bir örgüt.

  Dernek çok sıkı çalışıyor.

  Hayatlarının dönüştürülmesi gereken insanların hayatlarının dönüştürülmesine yardımcı oluyor.

  Evet, haydi bakalım.

  Çabalarınızda başarılar ve Ne gerekiyorsa yapın yapmayı unutmayın.

  Ne gerekiyorsa yapın.

  Ne gerekiyorsa yapın.

   PUSH, Ne gerekiyorsa yapın.

   -Ne gerekiyorsa yapın.

  -Ne gerekiyorsa yapın.

   PUSH, Ne gerekiyorsa yapın.

  Kısa bir konuşma yapıp döneceğim, tamam mı?

  -Orada mı?

  -Hemen döneceğim.

   Ne gerekiyorsa yapın.

   İyi akşamlar hanımlar beyler.

  Bu gece gelen herkese çok teşekkürler.

   Çok içmek, daha fazla harcamak isterim.

   Uzatmayacağım.

   Sizi eğlenceli bir gece sunacak  profesyonelle bırakıyorum, müzayedecimiz Nick.

  Çok sağ ol Tom.

  Sağ ol dostum.

  Çok teşekkürler.

   Tom Monroe! İyi akşamlar hanımlar beyler.

   Ben Nicholas Lumley.

  Uzun yıllardır müzayedeciyim  ve bu gece bu katalogdaki eşyaların kalitesi epey inanılmaz.

   Ve salonda bunun için teşekkür etmemiz gereken biri var.

   Çok utangaç biri.

   Tanımazsınız.

  Tanımanız olası değil.

   Kendi hâlinde ve bu gece geldiği için çok şanslıyız.

   Bay Bernie Right salonda.

   İşte orada.

   Eminim ona büyük bir alkış vermek isteriz.

  Bernie.

  Kalk.

  Yap şunu.

   Harika.

   Bernie gelip neden bu büyük jesti yaptığıyla,  ona ne ifade ettiğiyle ilgili birkaç şey söylemek istiyor.

  Konuşması bende.

  -Hayır, okuyamam.

  -Oku işte.

  Oraya çık, konuşmayı oku ve geri in.

  Konuşmayı oku, kelime kelime.

  Tamam mı?

  Konuşmayı oku.

   Ne gerekiyorsa yapın.

  Chris için çok karmaşık bir an, bu durumda ne yapacağınızı düşünebilirsiniz.

   Tüm geceyi utanç verici bir sonra doğru mu çarpardınız yoksa yan odada ölü durduğunu bildiğiniz ana bağışçıymış gibi mi yapardınız?

   Bay Bernie Right’ı çok harika bir alkış  vererek karşılamanızı istiyorum hanımlar beyler!  Herkese iyi akşamlar.

  Biraz gerginim, lütfen sabredin.

   Genelde sizin gibi bir grubun karşısında durmuyorum.

   “Birçoğunuz beni gördüğüne memnun, güzel.

 ”  “Bir amaç için geldim, sırf çek defterimle sözleşmelerinizi  tamamlamanızı, merkezin kurulmasını sağlamak için değil.

 ” İlk birkaç sayfa kelimesi kelimesine yazılı.

   “Henüz kendi çocuğum yok.

 ”  “Hâlâ epey gencim.

  Yani umarım.

 ”  “Ama PUSH sayesinde şimdi binlercesi var gibi hissediyorum.

 ” Şimdi iki maddeye geçiyor.

  “Muz anekdotunu anlat.

 ” ve “Bitirme şakası.

 ”  Umarım bir şakayla bitirebilirim belki.

   Binlerce çocuğu üzen yuvarlak şey nedir?

   Umarım karşılıksız çıkan çekim olmaz.

   Her neyse   Çok teşekkürler.

   Ve evet, lütfen bağış için elinizi cebinize atın, harika.

  Teşekkürler.

   Bay Bernie Right hanımlar beyler.

   Müzayedeye geçelim.

  Yaklaşık 25 eşyamız var.

   Çok sürmez, dikkatinizi ayırmayın.

   Yetenekli asistanım Holly burada, çok sıkı çalışacak.

   -Gelecek ve  -Harikaydı.

  Tamam.

   Beni 2000 sterlinle kim başlatmak ister acaba?

   Buna 2000 sterlin.

   Kalkıp konuşmayı yapmakla Bernie olduğunu kabul ediyor.

   Çok büyük bir yalan.

  Ve kurtulması çok zor.

   Yavaş yavaş oluyor.

  Ve şimdi çok derine battı.

   5000 sterlin!  Satıyorum, sattım!  Bir numaralı eşya hanımlar beyler.

  Sağ olun.

  Müzayedenin sürpriz eşyasının gelme zamanı.

   Şimdi biraz eğleneceğiz hanımlar beyler çünkü gizemli bir eşya var.

   Müzayedede bunu severiz.

  Gizemli bir kutu getireceğiz.

   Biraz teklif vermek isteyenler için deneme şansı.

   Düşük başlayacağız.

   İlk müzayedenizse  Nereye gidiyorlar?

   İlk teklifçi elini kaldırsın.

  Bekle Chris, bekle.

   İlk gizemli kutu geliyor ve içinde çok güzel bir şey var.

   Sadece balon, tüy falan değil.

   Artırmaya cidden değecek bir şey.

  -Bekle.

  -Tom.

  -Chris, sakin kal.

   Hanımlar beyler, kutunun içinde bir gizem var.

   Artırmaya değer, yemin ederim.

  Kim başlamak ister?

  Kutuyu biz kazanmalıyız, tamam mı?

  Benim derneğim olduğu için teklif veremem.

  Sen teklif ver, ben öderim.

  -Tamam mı?

  O kutuyu kazanmalıyız.

  Açık mı?

  -Tamam.

   1500, 2000.

   2500, 3000.

  Artırıyor musunuz arkadaki hanımefendi?

   3000.

  3500 alayım.

  Güzel bir eşya.

  Hepiniz dışarıda mısınız?

   Arkada yeni teklifçi.

  4000.

  Beş.

  Velinimetimiz.

  5000 sterlin.

  Sorun yok, güzel.

   Sizinle 6000 beyefendi.

   Bernie’nin teklifi 7000 sterlin.

   Çok teşekkürler.

  7000 sterlin.

   Sekiz.

  9000 sterlin! Şimdi Bernie.

  9000!  Kararlı.

  9000 sterlin.

   Belki de içindekini biliyor.

  9000 sterlin.

   Son teklif velinimetimizin.

  9000 sterlin.

   9000 sterline Bernie Right’a sattım! Hareket ettirebilecek miyiz?

  Hareket ettirecek miyiz?

   Şimdi heyecan verici kısım hanımlar beyler çünkü içinde ne var görmek istiyoruz.

   -Değil mi?

  -Evet!  -İçindekini görmek istiyor muyuz?

  -Evet!  Açıp parayı alalım mı?

  Kutuyu aç!  -Kutuyu aç!

-Kutuyu aç! Kutunun içinde ne olduğunu hatırlıyor musun?

  Sadece iPadler.

  Şöyle bir bak, “iPad.

 ” de.

  Tamam mı?

  -Sadece bunu yapacaksın, bir bak.

  -Geliyor! -İşte geldi, kutuyu aç.

  -Kutuyu aç.

  Sürprizi bozmak istemiyorum.

  Sanırım kendime sır olarak saklayacağım.

  -Hayır! -Üzgünüm.

  Aç! Tamam, açmadı.

  Biraz sıkıntılı bir durum.

   Chris bunun yanlış alarm olduğunu fark etmiyor.

   Bernie’nin içinde olduğu kutu değil.

   O kutu hâlâ ofiste.

   Bu, söyleneni yapmayı ilk reddedişi.

  Yine de o kutu olmadığını ve cesedin ofiste olduğunu anlamalı.

  -Uzatmadan geçelim.

  -Bravo.

   “Keşke alsaydım.

 ” diyenlere iyi haber.

  20 dakikaya yeni bir gizemli kutu gelecek.

  Ama   Bu seferkinin içinde inanılmaz bir şey olduğuna yemin edebilirim.

  Tamam, ayrılıyoruz ve sakince gideceğiz Chris.

  Tamam mı?

  Sakince.

  Haydi.

   Oradaki hanımefendiden 6000 sterlin.

   6000.

  6500 var mı?

  Bir yerden 6500 görecek miyim?

  6500.

  -Şükürler olsun.

  -O nereden geldi?

  Kutular.

  Farklı bir kutuydu, açıkla.

  Bak ne diyeceğim, sorun yok.

  Burada bir tane daha varmış.

  Tanrım! Burada bırakamayız, tamam mı?

  Şöyle yapacağız.

  Anahtarlar.

  Araba anahtarları bende.

  Alex arabasını nereye koyduğunu söylemişti?

  Bilmem.

  Ön tarafı kapattığını söyledi.

  Tamam, ön tarafta bir yerde.

  Şöyle yapacağız.

  Cesedi al, arabaya koyacağız, arabada kalp krizi geçirmiş gibi yapacağız.

  Biri onu arabada bulacak.

  -Biz bulacağız, değil mi?

  -Tamam.

  -Bulacağız, evet.

  -Tamam.

  Çok daha iyi.

  Tamam, şimdi taşıyamayız.

   Bana bir saniye ver.

  Tamamdır.

  Önde bir tekerlekli sandalye var, tamam mı?

  Tekerlekli sandalyeyi getireceğim.

  Onu koyup dışarı çıkaracağız.

  Biri iyi hissetmiyor gibi duracak.

  Tamam mı?

  Hemen döneceğim.

  Tekerlekli sandalyeyi alıp hemen döneceğim.

  Tamam mı Chris?

   Chris şimdi bir yalanlar ağına düştü.

   Ve bu önemli.

   Bu yolculuğun sonunda  cinayet işlemesi söylendiğinde tek çıkış yolu olduğunu hissetmesi lazım.

   1200 sterlin teklif.

  Tamam mı?

  -Dayanıyor musun?

  -Evet.

  İyi adam.

  Evet.

  -Tutalım, tamam mı?

  -Tuttun mu?

  Gözlerini görmeleri ihtimaline karşı, tamam mı?

  -İçeride neden güneş gözlüğü taksın?

  -İyi hissetmiyor, sandalyeyle çıkarıyoruz.

  Sen it, ben yolu açayım, tamam mı?

  Dokunmak istemiyorum ama kıyafetini düzelt.

  Tabii.

  Bernie, seni her zaman olduğun kadar şık göstereceğiz, tamam mı?

  Son yolculuk eski dostum.

  Chris, derin nefes al.

  Yolda kimse beni durdurmayacak, değil mi?

  -Bizi durdurmayacaklar.

  -Dokunmayacaklar.

  Çok yavaşça.

  Çok yavaşça, düzgünce.

  Dikkatleri müzayedenin üstünde, tamam mı?

   Bunun açılış fiyatı 1000 sterlin.

   Bence inanılmaz makul.

   Başlamam için 1000 sterlin lütfen.

   Teklif 1000 sterlin.

  Sağ olun hanımefendi.

   1000 sterlin.

  2000.

   Sağ olun beyefendi.

  2000.

  2500.

  3000.

  Sağ olun.

   3000 sterlin.

   4000 sterlin.

  Aranızda 4000 sterlin veren yok.

   -4500 sterlin.

  -Cebine koy.

   4500.

  Arkada yeni bir teklifçi, 5000!  Tekerlekli sandalyedeki beyefendi.

  5000 sterlin.

  Size karşı.

   -5000 sterlin.

  -Sanırım teklif verdik.

   O zaman 5000 sterline satıyorum!  6000, sağ olun.

  Yeni teklifçi.

   6000 sterlin.

  Hanımefendi 6000 sterlinle girdi.

   Beyefendi gitti.

  6000 sterlin.

  Dışarıda birkaç kişi var  … Boş boş dolanan birkaç kişi, tamam mı?

  Haydi.

  Yapacağımız şey onu buraya koymak.

  Tekerlekli sandalyede bırakamayız.

  Engelli sanıp yardım edebilirler.

  Koltuğa koyacağız.

  Biraz fazla içmiş gibi göstereceğiz.

  Sonra arabayı ön tarafa getireceğiz, sonra dışarı taşıyacağız, tamam mı?

  Tekerlekli sandalyeyi oradan geçiremeyiz.

  Tamam mı?

  Döner kapı.

  Tekerlekli sandalyeyi öne götürememek sorun.

  Evet, saçmalık.

  Chris, şunu öteye koy.

  Bir yere sok.

  Bernie, bir saniyeye döneceğiz, tamam mı?

  Sonra arabana götüreceğiz, tamam mı?

  Sarhoşlar girsin.

  Bunlar kim?

  Tamam, bunlar kimse değil.

  Zararsızlar, tamam mı?

  Gençler.

  Biraz arsızlar, fazla içmişler.

  -Tamam mı?

  Dave! -Tom, nasıl gidiyor?

  -İyi misin?

  -N’aber?

  Seni gördüğüme sevindim.

  Ben’le tanıştın mı?

  Ben benim adamım.

  N’aber?

  Harika bir gece.

  Biraz içmişsiniz, değil mi?

  Sarılalım.

  -O  -Öyle mi?

  Şuna bak.

  Hey, şuna bak! Gençler, o biraz fazla içmiş, o kadar.

  -İyi misin dostum?

  -Hayır, bırakın onu.

  -Dostum.

  -O iyi.

  Chris, zararsızlar.

  Uyum sağla.

  Arabayı getireceğim, onu ön tarafa getir.

  Zararsızlar.

  -Fotoğraf çekelim.

  -Sen fotoğraf çek.

  -Hayır.

  Dinleyin.

  -Otur, ben çekeceğim.

  Fotoğraf yok.

  -İşte.

  -Evet, fotoğraf çek.

  Fotoğraf yok.

  Dinleyin.

  Bırakın! Sorun yok, sakin ol! Çok sarhoşsunuz ve bu fotoğrafı birinin görmesini istemezsiniz.

  Peki dostum.

  Nazik.

  Tamam mı?

  Baban mı?

  -Hayır.

  -Ağabeyin mi?

  Baban olsa nasıl hissederdin?

  Pekâlâ dostum.

  Haklısın.

  Nazikçe.

  Bir fotoğraf.

  Tamam mı?

  Onu kadrajın dışında bıraktı, zekice.

  Suçlayıcı kanıt istemiyor, o yüzden Bernie’yi kadraj dışında bıraktı.

   Bernie’nin ölü taklidi yapmakta harika bir iş çıkardığını düşünüyor olabilirsiniz.

   Çünkü bu Bernie değil.

  İyi misin Bernie?

  Hap.

  Haplar nerede?

  Chris, ambulans çağıracağım.

  Çantasına, ceketine bak.

  Hapları bul ve getir.

  Bernie?

  Cesedi değiştir.

  Şimdi.

   Bu deney için seçilen kişinin ellerinde bir ceset olduğuna  tamamen ikna olması gerektiğini biliyordum.

  -Öldü mü?

  -Öldü dostum.

   Görüntüsünün yanında tutuşu da doğru gelmeli  ve taşınması gerçek ceset gibi olmalıydı.

   İki ay önce  Merhaba.

    Igor Studios’tan Oscar ödüllü özel efekt sanatçıları  Lou ve Dave Elsey’nin yardımını istedim.

   Deneyin yürümesi için  ölü Bernie’nin çıplak göze ikna edici görünmesi gerekiyor.

   O yüzden oyuncu Simon’ın yüzündeki her köşe, çatlak ve kırışığın kalıbı çıkarıldı  ve sonra alçı sargı bezine sarıldı.

  -Çıkıvermeli.

  İşte.

  -Bravo.

  -Tersin böyle.

  -Ağırlık inanılmaz.

  -Evet, inanılmaz, değil mi?

  -Bunu beklemiyordum.

   Her detayın kalıbı çıkarıldı.

  Simon’ın uzuvları  Bu hiç sıkıcı değil.

    kalçaları, kulakları, hatta ağzının içi dâhil.

  Tamam.

  İstiyorsan tükür.

  -Üzgünüm.

  -Sorun yok.

  Tekrarlarız.

  -Bu o, değil mi?

  -Evet, bu o.

  Resmen kilden döküm.

  Son konuşmamızdan beri düşündüm ve sanırım eskisinden daha fazla panik hâlindeyim.

  Hataya yer yok ve bu beni gece uyutmuyor.

  Evet, seni de.

  Güzel.

   -Normalde görüntü önemli.

  -Evet.

   Dokunuş bilinmez.

   Düşüncelerimden biri tendonlar, damarlar olmasını isteyeceğin.

  -Her şey.

  Evet.

  -Evet.

  Evet, halledeceğiz.

   Tabii detay düzeyi.

  Hepsinin nasıl doğal geleceği.

  Deri gibi gelmesi, kemikleri hissetmek ve tüm bunların ağırlığının   gerçek gelmesi, bu  Pek göz önünde bulundurmadığım bir detay düzeyi.

   Simon’ın saç ve kıl uzaması tek tek eşlenip gerçekçi silikona  ve kauçuk deriye sokulması için fotoğraflandı.

  Kulaklara ve burna biraz kıl koyacağım.

  Ve tüm bu küçük şeyler, küçük detaylar ikna etmeye bir katman daha ekliyor.

   Sonunda iki aylık çalışmadan sonra teslim aldık.

  Kesinlikle inanılmaz.

  Kendini aynada görmek ziyafetin karşısındaki paketli noodle gibi.

  Hiçbir şey.

  Sizi üç boyutlu mükemmelliğe hazırlamıyor.

   Özel efekt tarihinde bir ilk,  hareketi, tutuşu gerçek gibi olan gerçek boyutta bir insan modeli.

  Altındaki kemikler hissediliyor.

   Ve mükemmel görünüyor.

  Herkesi ikna eder.

  Yani aramızda santimetreler var ve ikna oldum.

  İTMEYE 17 DAKİKA

Haydi gençler, bugünlük yeter.

  Haydi, müzayedeye dönüp para harcayalım, olur mu?

  Haydi.

  İlerleyin.

  Haydi.

  Tamam, güzel bir gece geçirdiniz.

  Hoşça kalın.

  Çok sağ olun.

  Güle güle.

  Tamam, sevgiler.

  Bunlar kim?

   Arabayı bulamıyorum, tamam mı?

  Bulamıyorum.

  Her yere baktım.

  Çok kızdım.

  -Tom, sakin ol.

  -Tamam.

  -Su.

  -Sorun yok.

  Çok daha iyi bir fikrim var, tamam mı?

  Çok daha iyi.

  Alıp merdivenin alt ucuna koyacağız.

  -Tamam mı?

  -Neden?

  Merdivenden düşmüş gibi duracak.

  Bu fikri sevmedim.

  Bak, yapabileceğimiz başka bir şey yok.

  O tarafa gitmek zorundayız.

  Orada sadece merdivenin ucuna koyabiliriz.

  Bak, vardığımızda tartışalım.

  Sandalyeye koy ve götürelim.

  Herkes gittiğinde onu bulacağız ve sorun olmayacak.

  Herkes gittiğinde ikimiz 

Ben sigara içiyorum.

  Arkaya gidip “Bernie burada!” diyeceğiz.

  Haydi.

  Dikkat et.

  Haydi Bernie.

  Tamam.

  Chris, yine sen it, ben yolu açayım.

  Gidelim.

  Kimse olmaz ama her ihtimale karşı sakin olacağız.

  Bravo.

  Acele etme.

  Emin olmak için hızlıca gideceğim.

  Tamam, haydi.

  Chris, bunu yaparsak biter.

  Tamam mı?

  Bunu yaparsak sorun kalmaz.

  Ama koymak için en ideal yer değil.

  Bak, şu anda kafam çok dolu.

  Bu sorunu çözmeliyiz.

  Bu şekilde çözeceğiz.

  O yüzden haydi  Yine bacaklarını tut.

  Kollarını tutayım.

  Haydi Bernie.

  Tamam.

  Yere koyalım, olur mu?

  Tamam.

  Buraya böyle koyalım.

  Yan çevir.

  Evet.

  İşte oldu.

  Tamam.

  Haydi.

  Evet.

  Şimdi olan şey  Bir toparlayayım.

  İyi hissetmiyordu.

  Merdivenlerden yuvarlandı, düştü, kalp krizi geçirdi.

  Bir dakika.

  Merdivenlerden düştüyse morluklar olur.

  Hayır.

  -Biraz morluk koymalıyız.

  -Hayır.

  Merdivenlerden düştüyse olmalı.

  Kalp krizi geçirip düşmüş.

  Canını yakmayacak.

  Bu önemli, canını yakmayacak.

  -Bak, o ölü.

  -Evet, sorun yok.

  Hissetmeyecek.

  Hızlıca tekme at.

  Hayır.

  Tamam, düşünmeye çalışıyordum, tamam mı?

  -Orada iyi.

  -Evet.

  Tekrar.

  Canını yakmayacak.

  Tekrar dene, o ölü.

  Karnına tekme at.

  Canı acımayacak.

  Hayır, dokunmayacaksın.

  Bunu biliyorum, yemin ederim.

  İyi.

  Tamam.

  -Kimse dokunmayacak.

  -Sandalyeyi al.

  Tamam, morartmak için cesedi tekmelemesini umuyorduk, bunu yapmadı.

  Bu, Chris’in ondan istediğimiz şeyi ikinci yapmayışı.

  Yani şimdi yapmayabilir bile.

  Bilmiyorum ama bravo.

  Çatıda gördüğümüz adamları tanıyor musun?

  Tanıştın mı?

  -Evet.

  -Ön taraftalar.

  Geçerken selam vereceğiz.

  Beni tanıyorlar.

  Chris’in gecenin başında tanıştığı adamlar gece boyunca çatıdaydı, yani Bernie’ymiş gibi yaptığını görmediler.

  -Merhaba arkadaşlar.

  -Selam.

  Chris’i gecenin başından hatırlıyor musunuz?

  -Kesinlikle.

  Nasılsın?

  -Eugene, Alex, Graham.

  -İyi misin?

  -Selam Chris, n’aber?

  -Sen Tom musun?

  -Evet.

  Merhaba, ben Nicky.

  Bernie’nin eşiyim.

  -Memnun oldum.

  -Ben de.

  Hakkında çok şey duydum.

  -Evet.

  -Bernie nerede?

  Ulaşamıyorum.

  -Sigaraya çıktı.

  -Öyle mi?

  Konuşmak istiyorum.

  Merkezde arkadaşlarımla buluşmam lazım ve aramalarıma cevap vermiyor.

  Ben yardımcı olabilir miyim Nicky?

  -Bu hapları verir misin?

  -Evet.

  20 dakika önce alması gerekiyordu.

  Ne hapı?

  Bir tür uyku hastalığı gibi.

  Kriz geçirirse biraz beyaz oluyor, biraz yapış yapış oluyor ve nabzı çok düşüyor.

  Berbat görünüyor.

  Yani biraz ölü gibi duruyor aslında.

  Ama açıklığa kavuştur, hâlâ hayatta mı oluyor?

  Evet, tabii ki.

  Sadece rahat bir pozisyona getireceksiniz.

  Kriz geçirirse.

  Muhtemelen geçirmez.

  Pardon, kaç tane alıyor?

  -Affedersin Nicky, kaç tane alıyor?

  -İki.

  -İki mi?

  -Sadece iki, evet.

  Tamam, hoşça kalın.

   Eşinin, Bernie’nin aslında ölmediği bombasını patlatması  şimdi olayları çatıdaki son itaat anına tırmandıracak.

  -Tom, iyi misin?

-Sen  Tom?

  -Bakın arkadaşlar  Bakın, sadece  Artık yapamıyorum.

  Bizimle gelin.

  -Açıklayacağım.

  -Tom, ne oluyor?

  Bizimle gelin, olanları açıklayacağım.

  -Tamam, gidelim.

  O  -Tam olarak neler oluyor?

  -Bilmiyorum.

  -Chris?

  Cesedi bulmaya ve neler olduğunu açıklamaya gidiyorlar.

  Beni çok gerdin.

  Chris, bu kişilere ihtiyacımız olacak.

  Onlara her şeyi anlat.

  Bu gece olan her şeyi onlara anlat.

  -Şimdi mi?

  -Evet.

  -Her şeyi anlat.

  -Neyi anlatsın?

  Tamam, evet  Sanırım  Sen açıklar mısın?

  Chris, onlara her şeyi anlat.

  Onlara ihtiyacımız olacak.

  Beni Bernie’yle tanıştırdılar, -çok tatlı bir adam.

  -Evet.

  Ve bir kriz geçirdi, yaşı ve sağlık sorunları sebebiyle kalp krizi olduğunu düşündük.

  O yüzden tabii Bernie’nin maalesef vefat ettiğini düşündük.

  Bu korkunç.

  Berbat.

  Ama  Sonra şeye karar verdik  Yani bu kadar büyük bir gece  “Karar verdik.

 ” dedi.

  “Karar verdik.

 ” Kendini suçlu gösteriyor.

  Sonra ben Bernie’ymiş gibi davrandım.

  Gerçekten  Ne diyeceğimi bilemiyorum.

  -Çok üzgünüm.

  -Tamam.

  Bernie şimdi nerede?

  Ofise döndük, Bernie’yi hareket ettirdik, tekerlekli sandalyeye koyduk.

  Merdivenlerin alt ucuna koyduk.

  Maalesef bunu yapmamızın tek sebebi doğal şekilde bulunmasının en iyisi olacağını düşünmemizdi.

  Tom’la, sağlık ekibiyle geri gelip halledeceğiz  -Tamam.

  -Kimse yanlış bir şey yapmadı.

  Hiç sorun yok.

  Ama kriz geçirdiğini öğrendik.

  -Haplarını vermemiz lazım.

  -Haplarını verin.

  Tamam.

  -Dalga mı geçiyorsun?

  -Şaka mı bu?

  -Bu bir  -Haydi ama! Bir dakika  -Chris.

  Burada bıraktık, değil mi?

  -Ne oluyor?

  -Burada.

  -Ne oluyor?

  Şaka mı bu?

  Çünkü komik değil.

  -Bernie nerede?

  -Burada bıraktık.

  Chris, burada bıraktık, değil mi?

  Yukarıdayım sizi piçler! “Karnına tekme at!” -“Sandığa koy!”

-Bernie! Çatıya gidelim! Çatıya gittiğine emin misin?

  Tamam, pekâlâ.

   Bu deneyde olan her şey çok dikkatlice planlandı.

   Chris küçük hizmet işleri verilerek itaatkâr bir hâle sokuldu.

   Bir dernek başkanı tarafından bir cesedi saklaması için baskı yapıldı.

   Şimdi de PUSH yönetim kurulu karşısında sorumluluğu üstüne aldı.

   Eylemleri potansiyel olarak başlarını birçok belaya soktu  ve derneği riske attı.

  Tamam, gidelim.

  Haydi.

  İTMEYE ÜÇ DAKİKA

Bernie.

  “Kutuya koy! Karnına tekme at!” Çok üzgünüm Bernie.

  Beni ölü diye bıraktınız! Tamam, başlıyoruz.

  Tek kuruş vermiyorum! Hadi be laflarının hepsini duydum!  -Hızlıca karnına tekme at!

-“Tekme at!” Hadi  gidin! -Siz tanıklarımsınız.

  -Sakin ol.

  -Hayır, sigara içeceğim! -Dur.

  Sağlık ve güvenliğinize…Bana sigara verin! -Sigara! Bana sigara verin.

  -Bernie.

  Arkadaşlar, buraya gelin! Sen ne halt ettin?

  -Bana söylediğini yaptım.

  -Sessiz konuş.

  Hapse gireceksiniz.

  Bunu biliyor musunuz?

  Hapse gireceksiniz, anladınız mı?

  O milyoner.

  Hapse sokmadan bırakmaz.

  Ne yapacağız?

  Bakın, o sözleşmeyi kaybedemem.

  Ödenmesi gereken dört çalışanım var! Derneğin işi bitti Tom, anladın mı?

  Bizi dava edecek ve işlerimizi kaybedeceğiz.

  -Haydi arkadaşlar.

  Ne yapacağız?

  -Bilmiyorum.

  -Tanrım! -Hap verdiniz mi?

  Orada otururken dikkat etmeli.

  Düşecek.

  Hayır arkadaşlar.

  Buldum.

  Buraya çıktı, çok içmişti  Haplarını almadı.

  -Bu ne demek oluyor?

  -Yani  Yani ne?

  Tanrım! Bir kaza.

  Kriz geçirdi, kaza geçirdi.

  -Hayır.

  -O kadar.

  Nasıl kaza?

  Kriz sadece uyutuyor.

  -Onu öldürecek değil.

  -Hayır, o düşündüğünüz gibi ölüyken her şey yolundaydı.

  Yolunda değildi, hiç değildi.

  Güven bana.

  Cidden mi?

  Peki hapiste ne kadar iyi olacağını sanıyorsun?

  Ne yaptın?

  Adamın yerine mi geçtin?

  Sahtekârlık.

  -Bir karar vermeliyiz.

  -Evet.

  Anlaşalım.

  Anlaşmaya varmalıyız.

  -Haydi! -Olmaz.

  Hayır, ben hapse girerim.

  -Zaten gireceksin.

  -Hapse girmeni engellemeye çalışıyoruz.

  -Bu tek çıkış yolu.

  -Engellemeye çalışıyoruz.

  Tek çıkış yolu.

  -Tek yol.

  -Haydi! Hepimiz aynı hikâyeyi anlatacağız.

  -Aynı hikâye.

  -Tamam.

  Hepimiz varız.

  Tamam.

  Peki.

  Kim yapacak?

  Neyi?

  -Bariz değil mi?

  -Kim yapacak?

   -Ne gerekiyorsa yapın.

  -Neyi?

  -Chris, sen olmalısın.

  -Hayır.

  Sen olmalısın Chris.

   -Ne diyorsunuz?

  -Ne gerekiyorsa yapın.

  Kaza geçirmesinden bahsediyoruz.

  Merak etme, benim çalışanlarım.

  Sadece ona yürü, elini sırtına koy  -Ne gerekiyorsa yapın.

  – ve tek seferde güçlü şekilde it.

  -Yapmalısın Chris.

  -Ne gerekiyorsa yapın.

   -Ne gerekiyorsa yapın.

  -Sadece ona yürü, elini sırtına koy ve it.

  Yap şunu.

  -Olmaz.

  -Ne gerekiyorsa yapın.

  -Dinle.

  -Hayır.

  Olmaz.

  -Ne gerekiyorsa yapın.

  -Ne gerekiyorsa yapın yap! Hapse girerim.

  Bunu yapmayacağım.

  -Bak, ya bunu yaparsın ya gidersin.

  -Gideceğim.

  Ellerimi bile kaldırırım.

  Ben  Olmaz.

  Üzgünüm ama olmaz.

  Gideceğim.

  Chris.

  Merhaba.

  İyi misin?

  -Hayır.

  -Hayır.

  Tamam.

  Sakinleş.

  Bu sosyal itaatle ilgili bir programdı, tamam mı?

  İnsanların ne kadar uyacağıyla, anlaşmaya ve itaate ne kadar itilebilecekleriyle.

  Binadan itme noktasına gelip gelmeyecekleriyle.

  Ve sen itmedin.

  Bravo!

-Hayır! -Yukarı geri çık ve selam ver.

  Bravo, harikaydı.

  Bu Simon.

  Şimdi seni itmek istiyorum!  Chris kararlarının kendine ait olduğunu tekrar ilan etti.

   Ama bunu sadece Chris’le yapmadık.

   İki gün boyunca bu deneyi dört kez yaptık.

  DİĞER ÜÇÜ

 -Memnun oldum.

  -Teşekkürler Alex.

  -Martin?

  -Evet.

  -Hannah.

  -Evet.

  -Memnun oldum.

  -Et olmadığına emin misin?

  Neredeyse yok.

  -Neredeyse mi hiç mi?

  -Haydi.

  Evet, batır.

  Yapamam! Annem vejetaryen.

  Devam et.

  Bunu ona yapsam beni öldürürdü.

  BERNIE’YLE TANIŞMA

-Memnun oldum.

  -Sağkol.

  -Aynen.

  -Pekâlâ.

  İçki alır mısın?

  Merhaba.

  Ben Eugene Turkington.

  Nasılsın?

  Memnun oldum.

  Ben Eugene Speller.

  Memnun oldum.

  Ben Eugene Wykes.

  Nasılsın?

  -Benim soyadım! -Dalga geçiyorsun! -Hayır.

  -Müthiş! -Bu gece eve gittiğinde  -Anlamıyorum  Bernie!

ÖLÜM

Öldü.

  Lütfen bacaklarını tut.

  Üzgünüm Bernie.

  Seni biraz huzura kavuşturacağız Bernie.

  Hannah, odaklanmış kalmanı, benimle kalmanı istiyorum.

  Tipini bilmiyorlar.

  Bernie, Bernadette.

  -Bernie olmalısın.

  -Evet  -Bernie olmalısın.

  Merhaba.

  -Merhaba.

  “MUZ ANEKDOTU”  Bana muz verildi ve istemiyordum,  o yüzden yer gibi yaptım  ama çöpe attım.

   Teşekkürler.

  Bravo! TEKME Yan çevirmek lazım.

  Morluk olmalı, değil mi?

  -Morluk olur.

  -Aynen.

  Evet.

  Karnına tekme at.

  Ben gözcülük edeceğim.

  İyi, tamam.

  Sandalyeyi al, bitti.

  Evet, tamam.

  Sadece bir kez daha.

  Bu yeter herhâlde.

  Bir kez daha.

  Haydi, son bir kez.

  -Karnına tekme attım.

  -Tanrım! Seçeneğim yoktu.

  Bernie, çok üzgünüm Bernie! “Karnına tekme at!” Beni ölü diye bıraktınız! Hadi be.. laflarının hepsini duydum! “Tekme at amına koyayım!”

İTME

Biz ne halt  Tekme mi attın?

  Aklından ne geçiyordu?

  Seni hapse attıracak.

  -Bunu biliyor musun?

  -Hapse gireceksiniz, yani 

Yani bu sahtekârlık.

  Halletmeliyiz.

  Bir dakika önce ölü sanıyordunuz, değil mi?

  Her şey yolundaydı, değil mi?

  Her şey yolundaydı.

  -Hayır.

  -Bir karar vermeliyiz.

   -Ne gerekiyorsa yapın.

  -Buraya çıktı, kaza geçirdi.

  Altımız.

  Tamam mı?

  Tanrım!

-Tamam, pekâlâ.

  -Evet, tamam.

   -Ne gerekiyorsa yapın.

  -Tamam.

  Peki kim yapacak?

  Bariz, değil mi?

  -Hannah.

  -Hannah, ne yapabileceğini sordun.

  Sen olmalısın Martin.

  -Hızlıca bir itme sadece.

  -Ne gerekiyorsa yapın.

  -Tek seferde güçlü şekilde it.

  -Ne gerekiyorsa yapın.

   -Ne gerekiyorsa yapın yap! -Ne gerekiyorsa yapın.

  Yap işte.

   -Ne gerekiyorsa yapın.

  -Ne gerekiyorsa yapın.

   Ne gerekiyorsa yapın.

   -Ne gerekiyorsa yapın.

  -Ne gerekiyorsa yapın.

   -Ne gerekiyorsa yapın.

  -Ne gerekiyorsa yapın.

   İt

İyi misin?

  Biliyorum, korkunç.

  İyi misin?

  Öncelikle o iyi, tamam mı?

  Bunu gör.

   İpe bağlı olduğunu görüyor musun?

   Şu ışığı kapatırsan aşağıda iplerinin açıldığını görebilirsin, tamam mı?

  Bak, o iyi.

  Tamam mı?

   Seni bu noktaya getirip yapar mıydın görmek için planlandı.

  Ama birçok insanın yapacağını anlayarak.

  Buna uyduğuma inanmıyorum.

  Neredeyse yapmayacaktım.

  Neredeyse  Evet, durdun.

  Oradan izliyordum.

  -Durdun ve  -Evet.

  Çoğu kişi itti.

  Yaptılar.

  Evet.

  Pekâlâ.

  Bize bir sarıl.

  Bir nefes al.

  Aşağı inelim.

  Herkese selam verelim.

  -Bir içki içelim.

  -Yapmayacaktım.

   Kurallara çok uyarım.

  Çok itaatkârım.

  Bunun değişeceğini sanmıyorum.

  İçime işlemiş.

  Ama biraz daha hakkımı aramak istiyorum, yapmak istediğim şeyleri diretmek olsa da.

  Muhtemelen beni böyle biraz daha güçlü biri yaptı.

  Kendimi o kişi olmayacaklardan zannederdim.

  Karşı gelip “Hayır, bunu yapmayacağım. ” diyebileceğimi.

  Artık hayatımı dolu dolu yaşamaya ve insanların beni etkilemesine izin vermemeye çalışacağım.

  Yani hep tetikte olamazsın, o zaman hep gergin yaşarsın.

  Bu iyi bir yaşam şekli değil.

  Ama bazı durumlar ortaya çıktığında bir şeyi yapmadan önce kesinlikle düşün ve

“Ne yapıyorum?

 ” de.

  Bu deneyde mesele kimin ittiği veya itmediği değildi.

  Mesele deneyin katılımcıları ahlaklarına, değerlerine, kişiliklerine  ters gelecek şekilde davranmaya zorlamasıydı.

  Mesele şu ki hepimiz bu tip bir etkiye çok duyarlıyız.

  Çevreden de gelse bir ideolojiden de.

  Başkasının nasıl yaşanacağı hakkındaki yazısı bize verilmiş gibi.

  Onların inançlarını uygulayıp amaçlarını yerine getirmemiz için.

  Ama bunu, nasıl yönlendirilebileceğimizi anlayarak daha güçlü olabiliriz, hayır diyebiliriz.

  Olmaz.

  Üzgünüm.

  Karşı gelebiliriz.

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

....

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.