MÜSLÜMAN MÜNAFIKLAR

 

“Senden önce biri daha güzel ifade etmişse onu al” prensibinden birçok yazıyı sizlerle paylaşırken meramımı anlatmak için ön kısım kabul edersek, büyükler buyurdular ki “yolun sonu başına derç edilmiştir”. Yani, başlangıç ne ise, son oraya doğru yönelir, demektir. Kur’ân-ı Kerim’de mülkün ve sosyal hayatın nizamını felsefe yapmadan Allah Teâlâ “bahçe sahipleri kıssası… yani yoksula vermeyelim diye erkenden bahçelerine/bağlarına ürünü toplamak için giden ve fakat geldiklerinde bahçelerinin afetle yerle bir olduğunu gören iki kişinin kıssası (Kalem; 68/17-32)… daha sonra Salih aleyhisselâmın devesi kıssası…yani herkese (kamuya) ait olmayı ifade eden “Allah’ın devesine” (Nagatallah) dokunmamayı, bunları talan etmemeyi, bunlar üzerinden mal ve servet yığmamayı ifade eden Salih’in devesi kıssası (Şems; 91/11-15)… nı anlatarak başlamıştır.

Kıssa ilmi seviyesi en düşük tabakaya tevcih edilen ve uygulanan eğitim ve öğretim şeklidir. Şimdiki zamanda kıssalar ancak “Allah Teâlâ’dan en çok korkan alimlerdir” sınıfına hitap eder şekline geldiği için değersizdir. Birkaç yabancı terimi ağzında geveleyen aydınlar denilen kesim, bu konulara dahi değinmeyi faziletli bulmaz. Anlatırlar, yine anlatırlar, sonuçta suya sabuna dokunmadan nevalesini doldurup, meclisini terk edip, tozlarını bile emanet bırakmadan giderler. Kapitale tapanların bile münafık olduğu günümüzde, dine inananlara çok söz bile söylemek insanın zoruna gidiyor.

Bir konuda uzmanlaşırsın. Sana da konuş, derler konuşursun. Fakat doğru konuşursam başımı yerler diye hakkı konuşmaya korkuyorsan veya doğru konuşur gibi konuşuyorsan, bu duruma cevap vermek mümkün değildir. Son günlerde küresel sermayeyi tenkit edenler, küresel sermayeye uşaklık edenleri şöylece ucundan bile tenkit etmeden, gariban,  karnını doyurmaktan aciz avamdan “şöyle yapın, böyle yapın” diyorlarsa, bizler acaba aptal mı olduk, diye düşünebilirsiniz.  Halk, günahlara batar. Halktan birşeylerin beklenilmesi doğrudur. Ancak devletin yapması gereken şeyleri halktan bekleme istemine giriyorsanız, aydınlar sizin bu yaptığınıza bir çok hakaret sözü elzem olur.. Ancak halkı aldatan kapitale tapan “Müslüman münafıklar” için şunu söyleyebiliriz.

“Bu dünya yeni dünya düzencilerinin mülkünde değil, Allah Teâlâ’nın mülkündedir. Eğer sizler put olma sevdasına düşüp geminizi bulanık sularda “zarar ve menfaat” çizgisinde, makyevelist düşünceler ile “hedefime varmak için her yol mubahtır” zihniyeti ile uçmaya kalkarsanız, “batıl zâil olmaya müstahaktır” dan, düşeceğinizi unutmamalısınız. Hz. Abdulmuttalip aleyhisselâmın Rabbi ona nasıl ebâbillerini gönderdiyse, bugün yine “daha önceden misli olmayan” bir şekilde gönderecektir. Unutmayalım ki; Dünyaya hakim olalım diye dinin paçavra dönüşmesine izin verenlere Allah Teâlâ buyurdu ki;

“Ailene, akrabalarına, halkına, ümmetine namaz kılmayı öğret, namazı muntazam kılabilecekleri bir düzen kur, namaz kılmalarını emret, namazlarını kıldır, onlara rehberlik, imamlık et. Kendin de namaza sabırla, metanetle devam et. Senden ekmek, aş istemiyoruz. Aksine biz sana rızık, ekmek, aş veriyoruz. Güzel âkibet takvâ esaslarını-Kur’ân esaslarını tavizsiz hayata geçirenlerindir, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranan, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan mü’minlerindir.” (Tâhâ, 132)

Hulasa devlete, millete, halkına reis olanlara düşen en önemli görev “dini muhafaza” etmektir. Dini muhafaza eden İslam’ı yaşatırken sosyal hayatın her penceresinde insanları “ötekileştirme”den haklarına riayetkâr olur. Öyleki; “Şehrin ortasında Latin Katolik papazlarının ayin taşları yerine, Müslüman sarığı görmeyi yeğlerim!..” (Kostantin) dedirtecek kadar Müslüman olursak kafirlere küfürlerini bile açıklarken İslâm’ın garantisi içinde olduğunu hissettirebiliriz. Ancak riyakâr-mülkperest-korkak-menfaatçi vb kelimesinin bile az geldiği “Müslüman münafıklar” ile sorunların çözülemeyeceği görülmektedir. Bu şuna benzer, Anadolu’da tuzu varken Mısır’dan tuz getirenlerin mescidlerde Allah Teâlâ’ya dua ederken başlarına doluda yağar, karda yağar. 

Manzara şu ki; Gerçeği, gerçek zamanında konuşmaya korkan Müslümanlar olarak daha çok çile çekeceğiz,  görünüyor.

Devlet, millet ve birey olarak her şey kendine düşen görevini yaparken, biri diğerinden fedakarlık bekliyorsa, adalet ve kuvvet zayıflar için uygulanırken, kudret sahibi zenginler için uygulanmadığı yerlerde zulüm vardır, demektir.

Dünyanın sahibi olan Allah Teâlâ mazlumunda sahibidir. Mazlumların hakkını tahsil etmekte hiç de aciz değildir. Ancak acele etmez. Ancak, “Evin dışındakiler suçlu değil, bizler suçluyuz.”

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s