Alaf ya da alfa’nın ALLAH’A DÖNÜŞÜMÜ

 

DİL VE DİN İLİŞKİSİNDE BOĞANIN SIRRI

Din, sosyal organizasyon ve ahret inancı gibi konular dilsiz olmaz. Özellikle dini konular ve bunlarla ilgili mitoslar bilinçdışının ürünleridir ki, bilinçdışı dil yoluyla oluşmuştur. Din kavramının oluşması, zihinde yer edinmesi ancak dil yoluyla mümkün olabilir. Dil, dinin ve tanrının koşuludur. Dil olmaksızın, inanç mümkün değildir. Tanrının buyruğu dille iletilir. Daha da önemlisi tanrının varlığı dil yoluyla gerçekleşir. Dil yoksa tanrı da yoktur, öteki dünya da. Bu yüzden inanç sahibi tek canlı insandır. İnsan konuşarak tanrıyı yaratmıştır. Tanrının insanı yaratması ise yine dil yoluyla olmuştur. Ol!, demiştir tanrı. Ol! demiştir ve her şey olmuştur. Çünkü insan gibi tanrı da konuşmaktadır. Dil yaratıcıdır ya da yaratıcı olan dildir. Her şeyden önce söz vardır.

Ontolojik sorunların diyalektik materyalizmle yanıtlanabileceğim ileri sürdüğü, Madde ve Mana isimli kitabında Saffet Murat Tura, bu konuda bireyin doğduktan sonra içine düştüğü kültür dünyasının bir gereği olarak tanrıya inandığını ileri sürer. Ona göre, insanın tanrıya inanması maddi bir beyin olayının sosyal pratikteki yansımasıdır (2011:282). İnsanın inancının sosyal bir olay olduğunu, yaşadığı sosyal ortam gereği insanın kendi varlığına aşkın bir anlam yüklediğini ve bu dünyadan başka bir dünya olmadığını ispat etmeye çalışan Tura, bununla birlikte bu inanç ve anlam dünyasının dil yoluyla gerçekleşebileceğini söylemektedir. Yani sonuçta nereden kaynaklanırsa kaynaklansın, hangi ihtiyaca binaen şekillenirse şekillensin, inanç bir dil ve yasa dünyasıdır. Ve insanın yaşamını şekillendiren fallik baskılarla varlığını güçlendirmeye çalışır. (sh:92-93)

Yazılı kültürün en eski mitik ifadelerinden birisi olan Gılgamış, boğanın ölümle ilişkili olduğuna işaret etmektedir. Mezopotamya’nın yazılı tabletlerine yansıyan, tanrılar ve ölüler ülkesi ile ilişkili boğa (Gugalnanna) figürü, tarih öncesi mağaraların duvarlarından fırlamış gibidir. Öte yandan Yakındoğu’nun kadim kültürlerinde, neredeyse bütün yazının temel taşları olan alfabeler A harfi ile başlarlar. Alaf ya da alfa öküz demektir. Bu harf İslami Arap kültüründe Elife dönmüş ve Allah manasını almıştır. Alfabenin ilk harfinin rakamsal değeri de birdir. Öküzün, bir anlamına gelmesi ve ilk harf olması büyük bir tesadüf değildir. Sözün başında ölüm vardır. İnsanın zihnini meşgul eden asli konu bu olduğundan öküz alfabenin ilk harfidir. Her şeyden daha önemli ve anlamlıdır. Bu nedenle de önceliği vardır. Elif in Allah’ı sembolize etmesi de bu anlamı güçlendirmektedir.

Antik Yunan kültüründeyse bu hayvan [Gökboğası] ancak genç erkek veya kızları yiyerek teskin olan, bir labirente hapsedilmiş Minotauros‘tur (Hard 2006:339).32 Aynı boğa belki de binlerce yıl sonrasında ve bambaşka bir coğrafyada Boğaç Han’ın bir yumrukta yere serdiği boğaya dönüşmüştür. Birçok kültürde varoluş ancak büyük bir hayvanın parçalanması sonucunda gerçekleşebilir.

Örneğin Doğu’nun gizemli dinlerinden birisi olan Mitraizm’ de, Mitras’ın Kozmik Boğayı öldürmesinin ardından ancak maddi dünya yaratılabilmiştir. Yaşamın varlığı boğanın ölümüne borçludur (Russel 1999:174-177). [Kur’ân-ı Kerimde geçen Bakara Suresinin (İnek. Dişi sığır) varlığıda bu konuyu imâ ediyor olmalıdır]

Anadolu’nun pek çok yerinde boğa başta olmak üzere, boynuzlu hayvanların kafataslarını bahçe duvarlarına asma geleneği halen devam etmektedir. Dünya hızla dönmüş, zaman su gibi akmış ama Paleolitik mağaraların gürbüz hayvanlarının anlamı hiç değişmemiştir. Ölümü alt etmeye çalışan insan, bugün bile hâlâ İspanya’da arenalarda boğayı alt etmeye çalışmaktadır. Tüm bu süregelen örneklerin dayandığı mitleri biliyoruz. Ancak öykülerini bilmediğimiz mağara duvarlarına yansıyan resimlerin de benzer mitik anlatımlar olduğu çok açıktır. Hayvan kurbanı, kendisine verilen yaşamın bedeli olmasının yanı sıra insan için tanrılara, tanrısallığa ve cennete ulaşmanın bir yoluydu; zaman bu anlamın özünü hiç değiştirmemişti. Allah Teâlâ en eski insandan başlayarak yasalarını koymuş, insanı hayvanlara mecbur kılmıştır. (sh:102-103)

Kaynak:

İsmail GEZGİN, Fallusun Arkeolojisi- Doğal Olanın Kültüre, Kültürün İktidara Dönüşümü, Ekim 2012,İstanbul

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s