SVETO MESTO (1990) [A Holy Place] Kutsal Yer

 

Yönetmen: Djordje Kadijevic       

Senaryo: Nikolai Gogol, Djordje Kadijevic       

Ülke: Yugoslavya

Tür: Dram, Korku

Vizyon Tarihi:29 Eylül 1990 (Yugoslavya)

Süre:90 dakika

Dil: Serbian

Müzik: Lazar Ristovski      

Nam-ı Diğer: A Holy Place

Oyuncular Dragan Jovanovic,    Branka Pujic, Branka Pujic, Aleksandar Bercek,    Mira Banjac, Danilo Lazovic

Çeviri: fundaisy

Hakkında

Sveto Mesto (Kutsal Yer, 1990), Nikolai Gogol’un bir edebiyat klasiği, kısa öykü, 1835 ‘Viy’ dayanmaktadır. Ancak, Kadiyeviç’i sadece erotizm karanlık tarafına kendi keşifler için bir başlangıç ​​noktası olarak kullanır.

Gogol’un hikâyesi ilahiyat öğrenci Toma (romanda Homa olarak geçiyor), kilisede üst üste üç gece ölü kız üzerinde Zebur’u okumak zorunda bırakılır. Okuma zamanında doğaüstü güçlerin etkisinden kurtulmak için kilisede Kutsal Çember’i çizme ve içine girme ritüeli öne çıkar. 

Kadiyeviç’i cadı-kız ve babası için yeni bir hikaye icat ederek ‘Viy’i zenginleştirerek uyarlamıştır. Yine orijinal hikayeden daha fazla sapkınlıklar ilave ederek ensesti ve zararlı ve yönlerine işaret etmiştir.

VİY (ВИЙ)

Mirgorod hikâyeleri arasında bulunan Viy kitabın en korku dolu ve mistik olan hikâyesidir. Gogol 1833 yılında yazdığı bu hikâyenin ismi olan Viy’i, Ukrayna dilinde kirpik anlamındaki viya ve göz kapağı anlamındaki poviko sözcüklerini birleştirerek oluşturur. Hikâyedeki esrarlı cüce V/y’in göz kapağının upuzun tasvir edilmesi de bu yüzdendir.

Yazar bu eserin dipnotunda şuna dikkat çeker: “Hikâyenin tamamı halk efsanesine aittir.” [N.V. Gogol, Sobraniye Soçineniy v Devyati Tomah, Tom II., Moskva, ‘Russkaya Kniga’, 1994 http://ilibrary.ru/text/0070/p.0 5/index.html]

Gogol, efsaneye dayanan bu hikâyesini aslına sadık kalarak kendi üslubuyla kaleme alır.

Hikâyenin konusu şöyledir:

Ruhban okulu felsefe öğrencisi Homa Brut, iki arkadaşıyla birlikte ailesinin yanında yaz tatilini geçirmek için manastırdan yürüyerek yola çıkar. Üç delikanlı akşam olunca bir köyde mola verir ve yaşlı bir kadından kendilerini misafir etmelerini ister. Yaşlı kadın, istemeyerek onları evine kabul eder. Gençlerden biri kulübeye, biri boş köhne bir odaya ve sonuncusu da koyun ağılına yerleşir. Homa Brut tam uyumak üzereyken ev sahibesi yaşlı kadının üzerine kapandığını fark eder. Fakat şeytani bir güç onun hareket etmesini engeller ve delikanlı, kadına karşı gelemez. Yaşlı kadın, Homa’nın üstüne atlar, süpürgesiyle onu döver ve arkasına alıp onu yükseklere çıkarır, yıldızlara doğru giderler. Sersem bir halde yaşlı kadının süpürgesinin arkasında uçtuğunu gören Homa, okulda öğrendiği tüm duaları okumaya başlar. Bu kutsal sözleri duyan büyücü kadın acıyla inler, onu hemen yere indirir. Artık güç Homa’nın elindedir. Bu kez delikanlı büyücüyü öldürene kadar dövüp tartakladıktan sonra esrarengiz bir olaya tanık olur. Yazar bu sahneyi şu şekilde anlatır:

“Uzaklarda, Kiev şehrinin altın kubbesini aydınlatarak güneş doğacaktır ve Homa Brut şaşkın bir halde ayaklarının dibinde örgülü saçları çözülmüş, ok gibi uzun kirpikli, güzel genç bir kızın, çıplak beyaz kollarını açarak, yaşlı gözlerini gökyüzüne dikip sızlandığını fark eder.”162

Bu olay karşısında Homa dehşete düşer ve hemen oradan uzaklaşır.

Bir süre sonra bir kilisede üç gün süreyle bir cenazenin yanında beklemekle görevlendirilir. Yarı açık tabutun yanına geldiğinde içindeki güzel kızın kendi elleriyle öldürdüğü büyücü olduğunu görür. Homa bir tebeşirle daire çizer ve bu çizgi içinde kalıp ölünün karşısında dualar okur. Tabutun içinde gece olunca dirilen ölü ayağa kalkar, Homa’ya doğru yürür, sonra yeniden tabuta döner. Sabah olduğunda her şey eski haline döner. Daha ilk geceden korkuyla kan ter içinde kalan Homa ikinci gecenin nasıl geçeceğini düşünür. İlk gece olduğu gibi tabuttan çıkan ölü ayağa kalkar, delikanlıya yanaşır ve Homa korkusundan tiz ve keskin sesiyle tabutun uçtuğunu söyleyip bağırır. Üçüncü gece ise aynı olaylar tekrarlanır; camlar kırılır, ikonalar peş peşe yere düşer, kapılar menteşelerinden sökülüp ayrılır ama delikanlı hareketsiz durup şeytanı kaçıran kutsal duaları okumaya devam eder. Şeytan, bu dualar karşısında Homa’yı alt edemeyeceğini anlayınca, ayakları çamura bulanmış, gözkapakları yerlere kadar uzanmış, bir bakışıyla insanı öldüren cüce şeklindeki iğrenç varlık Viy’i yardıma çağırır. Homa ona bakmaması gerektiğini aksi takdirde öleceğini bilir. Ancak içinden göz ucuyla ona bakmak geçer ve bir anlık bakışla Homa dehşete kapılıp orada can verir.

Hikâyeyi incelediğimizde şeytan figürünün güzel bir kadınla bütünleştiğini görürüz.

Hikâyede Homa Brut genç, güçlü, ilgisiz, kaygısız, yemeyi ve içmeyi seven, eğlenceli ve iyi kalpli bir kişidir. Özü sözü bir olan kahramanın kurnazlığa aklı ermez, yalan söylemez, duygularını ifade etmekte zorlanır. Gogol çok ince bir ustalıkla korkunun merkezine bu iyi kalpli karakteri koyar. Yazar asıl ustalığını gizli olan şeyleri yavaş yavaş okuyucuya aktarırken gösterir; Homa’nın yarı komik bir halde cadının süpürgesi arkasında gitmesi, doğru bir zamanlama ile cadıyı öldürerek esrarengiz bir sonuca varması ve Homa’nın korkudan can vermesi gibi. Yazar okuyucunun da başkahramanın yaşadığı korkuyu yaşamasını sağlar. Bu amaca ulaşmak için Homa’nın ruh halini yansıtır. Onun ölümü hikâyenin mutlak sonudur. Eğer hikâye sonunda onu derin bir uykudan uyandırarak bitirseydi hikâye tüm sanatsal anlamını kaybetmiş olurdu. (Geniş Bilgi: N.V. GOGOL’ÜN HAYATINDA VE SANATINDA HALK GELENEKLERİ VE MİSTİK OLAYLAR, Tezi Hazırlayan Mehmet ÖZBERK, T.C. ERCİYES ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ, Rus Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, Ekim 2008 KAYSERİ)

Bir günah destanı ! Rahip BARSİSA

Ünlü Rus yazar N.V. Gogol’ün VİY’ de  Rahip BARSİSA hikayesinden etkilendiğini ve benzerlikler olduğunu okuyunca  görebilirsiniz.

Bir zaman İsrail oğulları içinde Barsisa denilen bir ibâdet ehli vardı. Zahitliğinin ünü, doğuya batıya erişmişti. Nerde bir hasta varsa, ona su yollarlardı, o suyu okur, üflerdi; hasta içince sağlık ve esenlik bulurdu.

Herkes de bilir ve anlardı ki bu onun soluğunun eseridir.

Çok geçmedi ki halk, bu sağlık-esenlik, filan ilaçtan meydana gelir mi ki diye ilaçların tesirinde şüpheye düştü.

Barsisa öyle bir şöhret kazandı ki o zamanın hekimlerine kimse gitmez oldu.

O lanetlenmiş şeytan, o pusuda gizlenmiş eski düşman, o bel kıran mel’un, demir geveliyor, fakat bir çâre bulamıyordu. Durmadan bu Rahibi yoldan çıkarmanın, onu ibadetten alıkoymanın yolunu arıyordu.

Bir gece lanetlenmiş şeytan, yüzünü oğullarına döndü ve dedi ki: Sizden hiçbir kimse yok mu ki beni bu tasadan kurtarsın, bu tek eri tuzağa düşürsün?

Oğullarından biri, bu işi benim adıma yaz, benden iste, senin gönlünü bu dertten ben kurtaracağım diye böbürlendi.

Şeytan ona, en gerçek oğlum sen olursun, bu işi başarırsan, kör gözümü sen aydınlatırsın, dedi.

Şeytanın o oğlu, şöyle bir mel’un aklına danıştı.

O, şeytanın oğluna:

– Halkı genç, güzel kadınlardan daha iyi avlayacak hiçbir tuzak olamaz, dedi. Çünkü altın arzusu, lokma dileği tek taraflıdır. Sen altına âşık olursun amma onun canı yoktur ki sana âşık olsun; lokmanın canı yoktur ki seni arasın, seninle konuşsun. Fakat genç kadınlara duyulan sevgi, iki taraflı olur. Sen onu sever, istersin, o da seni sever ve ister. Sen ona ulaşmak istersin, o da sana.

Bir hırsız geceleyin dışardan kapıyı açmak için bir tuzak kurar; amma o hırsızın, evde bir eşi ortağı bulunur yahut bir halayıkcağız, içerden kapıyı açarsa, bu, hırsızın dışardan para çalmaya uğraşmasına benzer mi hiç?

Altın yahut sandık, kalkıp kapıyı açamaz ki.

Şeytanın oğlu da, bütün dünyayı dolaştı. Güzel, akıllı, soylu soplu, alımlı, işveli bir kadın arıyor, zahidi avlamak için o çeşit bir dilber araştırıyordu, şeytanlık hasedinin kuvvetiyle  ev ev, şehir şehir gezip dolaşıyordu. Çok aradı.

Sonunda o ülkenin padişahının kızını seçti. Kızın güzelliği dillere destandı. Kızın beynine girdi, onu deli divane etti, hastalandırdı.

Padişah, hekimleri, hikmet ehlini topladı. Hepsi de onu iyileştirmede, ona ilaç tertip etmede âciz kaldı.

Şeytan, bir zahit elbisesine bürünüp geldi:

-Eğer bu kızın hastalıktan kurtulmasını istiyorsanız, dedi, onu Barsisa’ya götürün. O, okusun, üflesin, bu hastalıktan kurtulur. Onlar da başka çare bulamadılar, onun sözünü dinlediler, kızı, Barsisa’ya götürdüler.

Barsisa dua etti, şeytan da kızı bıraktı, kız iyileşti. Böylece de şeytan, padişahın bir dahaki seferde de kendi sözüne inanmasını sağlamış oldu. Kız iyileşince sevindi.

Bir zaman sonra şeytan, gene kızı çıldırttı. Hekimler yine iyileştirmede âciz kaldılar.

Şeytan aynı suretle tekrar geldi. Bunu, gene Barsisa’ya götürün; amma bu sefer geri getirmeyin, kız size, iyileştim diye haber yollayıncaya kadar yanında kalsın, dedi.

Kızı, yüz binlerce güzel kızı nasıl götürüyorlarsa, öylece götürüp Rahibin yanına bırakıp döndüler.

Kız, Rahip ve şeytan o ibâdet yurdunda kaldılar. O rahip, bilgin olsaydı, kızla yalnız olarak o ibâdet yurdunda kalmaya razı olmazdı.

Esenlik ona, Peygamber(sallallâhü aleyhi ve sellem) dedi ki: “Bir kadın, bir konakta bir erkekle beraber kaldı mı, üçüncüleri şeytandır, onların.” Bir kadın, bir yerde bir erkekle beraber kalınca şeytan, onların aracısı olur.

Hasılı uzun bir zaman, kız, zahit rahibin yanında kaldı. Otur kalk derken Rahip Barsisa, göz ucuyla da olsa kızı süzdü ve iyice gönül kaptırdı. Gönül kaptırılmayacak da bir dilber değildi padişahın kızı.

Nihayet bir gün, kızla buluştu ve kız hamile kaldı.

Rahip kara kara düşünmeye başladı.

Bu sefer şeytan, bir insan şekline bürünüp Rahip Barsisa’nın yanına geldi. Onu düşünür buldu. Neden düşüncelisin, dedi. Barsisa, hikâyeyi anlattı. Kız, gebe kaldı dedi.

Şeytan:

-Kızı öldürmekten başka çare yok, dedi. Öldürür, sonra, öldü gömdüm, dersin.

Barsisa, geceler boyu düşündü, başka bir çare bulamadı. Onun dediğini yaptı.

Diğer yanda lain şeytan, gene insan şeklinde padişaha geldi.

Kız iyileşti, gidip getirin, dedi.

Padişahla perdeciler gidip kızı istediler. Rahip Barsisa:

-Kız öldü, gömdüm dedi. İnanıp geri dönüp yasını tutmaya koyuldular.

Şeytan, bu sefer başka bir şekle girip, padişahın yanma gitti.

-Kız nerede, dedi. Padişah:

-Rahip Barsisa’nın yanına götürdük, orada öldü, dedi.

Şeytan:

-Kim söyledi, diye sordu.

Padişah:
-Barsisa söyledi, deyince Şeytan:

-Yalan söylüyor, dedi. Rahip kızınla buluştu, kız gebe kaldı, sonra kızı öldürdü, falan yere gömdü. İnanmıyorsan orayı kazdır, görürsünüz, dedi.

Padişah, tam yedi kez yerinden kalktı, bir başka yere oturdu, sonra gene yerine geldi. Şaşkına döndü, hâli değişti, kafası ateşlendi, kızdı.

Sonra bir toplulukla atına binip Barsisa’nın ibâdet yurduna vardı. İçeri girip:

-Kız nerde, diye sordu.

-Rahip Barsisa:

-Öldü, gömdüm deyince, peki dedi, bize neye haber vermedin? dedi.

Barsisa:

-Evrad-ı ezkar ile meşguldüm, evradımdan kalırım diye korktum, dedi.

Padişah:

-Bu sözün aksi çıkarsa ne yapayım dedi.

Bu söz üzerine Barsisa kızdı, ileri geri söylenmeye durdu.

Padişah, Şeytanın bildirdiği yeri kazdırdı. Kızı çıkardılar, kız öldürülmüştü.

Barsisa’nın ellerini bağladılar, terlemeye başladı. Halk toplandı.

Barsisa, kendi kendine, ey kutsuz nefis diyordu. Duan kabul oluyor diye seviniyordun. Halkın gönlüne, gözüne üstün, büyük görünüyorsun diye seviniyordun.

Halk seni beğeniyor, övüyor diye gururlanıyordun.

Halkın inancı azalır diye de korkuyordun değil mi?

Gerçekte bu düşüncelerden hepsi de yılandı, akrepti; evet, halkın beğenişi, zehirlerle dolu bir yılandı diyor, içten içe ah ediyordu; ama  artık faydası yoktu.

Onu yüce bir darağacının dibine getirdiler.

Merdiven dayayıp boynuna ipi taktılar.

O anda şeytan, bir insan şekline girip kendisini tekrar gösterdi. Bunların hepsini de ben yaptım sana; hâlâ da gücüm var, çaren benim elimde, bana secde et, seni kurtarayım dedi.

Barsisa buna ümitlendi ve şeytana:

-Nasıl secde edeyim, boynumda ip var. dedi.

Şeytan, secde niyetiyle başınla işaret et, akıllıya işaret de yeter dedi.

Barsisa, can korkusuyla, secde etmeye niyetlendi; can tatlıdır ya, fakat başını eğince ip, boynunu daha da sıktı. Nefesi kesildi.

Ve şeytana secde ederek öldü.

Şeytan uzaklaşırken, “Ben senden tamamıyla uzağım” dedi.

Şanı ululandıkça ululansın, Tanrı buyurur ki: Ey insanlar, ey inananlar, sizi kötü bir dost, tutar da kötülüğe çağırırsa, bu iş, sizin faydanızadır derse, kötü dostlar sana, sen yaşarken de bizimsin, öldükten sonra da; biz de seniniz diye vaadde bulunursa ona inanmayın; onlar, bu düzenle kendileri gibi sizi de bozmak, bozguna uğratmak, kötülemek, kötülüğe çekmek isterler. Sizi pis bir hale getirdiler mi, ne dostunuz kalır artık, ne eşiniz. Sizden bezerler.

Anlattığımız o şeytan gibi ki onun derdine ortak oldu, ona dostluk gösterdi, sonunda onu tuzağa düşürünce, ondan bezdi gitti.

(Mevlana Celaleddin, Mecalis-i Seb’a, , çev. Abdülbaki Gölpınarlı, Konya, 1965)

 

Filmin Metni

Marko, nerede şu kulübe Tanrı aşkına?

Tanrı bilir!

 Galiba buralarda bir yerde. Galiba kaybolduk. Duydunuz mu kardeşlerim!

Kurtlar!

Ne yapacağız?

 Şu ağaca tırmanıp sabaha kadar yıldızları sayacağız. Yapmamız gereken budur. Hayır olmaz, kulübeyi bulmalıyız. Burada bir yerde olmalı. Kurtuldunuz kardeşlerim!

  Sizi ezip geçebilirdi!

  Ne?

 Atlar. Atlar ve araba. Ne diyorsun yahu?

 Ne atı, ne arabası?

 Şimdi buradan geçti.  Sizi ezecek sandım. Toma, içki mi içtin sen?

 Hayır. İyi akşamlar iyi insanlar. Kimse yok mu?

 Kimsin?

 Gezginiz anacığım. Kasaba panayırından geliyoruz. Geç oldu ve bize kalacak bir yer lazım.

 – Ne iş yapıyorsunuz?

 – Öğrenciyiz, rahip olacağız. Olmaz. Size verecek yerim yok. Gidin!

  Yapma böyle anacığım. Bak, gece çöküyor.

 – Kurtlara yem mi olalım istiyorsun?

 – Ben ne yapayım?

 Din adamıysanız neden dolaşıyorsunuz?

 Dua etsenize. Yapma böyle, insanız sonuçta. Dışarıda yatırma bizi. Gelin ama ayrı ayrı yatırırım sizi. Beraber çok tehlikelisiniz. Siz ikiniz evde. Sen orada yatacaksın. Ana, biraz ayıp olacak ama dünden beri tek lokma yemedik. Şuna bak hele. Evime alıyorum, oldu olacak orospu da getireyim size!

  – Ücretini sabah öderiz.

 – Kalsın. Yiyecek bir şey yok. Ne oldu ana?

 Ne istiyorsun?

 Onun için mi?

 Lütfen yapma, bunun için çok yaşlısın  Bak nine, hayatta olmaz!

  Göklerdeki Babamız, adın kutsal kılınsın.  Egemenliğin gelsin. Gökte olduğu gibi, yeryüzünde de senin istediğin olsun. Bugün bize rızkımızı ver, Günahlarımızı bağışla başkalarının bize yaptıklarını bağışladığımız gibi baştan çıkarılmamıza izin verme, kötülüklerden koru bizi. Yüce Tanrım.  Toma hanginiz?

 – Benim.

 – Müdür seni istiyor.

 – Doğru mu duyduklarımız Toma?

 – Hayır. Doğru değil. Nineyi becerip bırakmışsın.  Harikaymışsın. Bize kahvaltı bile hazırladı. Otur. Yolculuk için hazırlan. Efendi Zupanski seni çağırdı. Kızı ölüyormuş. Kızın dileği öldükten sonra duasını senin okumanmış.

Neden ben?

 Bilmiyorum. Efendi seni istiyor. Affedin beni peder ama oraya gidemem. Sen ne diyorsun?

 Bak evlat, Efendi Zupanski’nin kim olduğunu biliyorsun. O olmasaydı ne kilise ne de okul olurdu. Sende öğrenci değil domuz çobanı olurdun. Buna sen karar veremezsin. Git ve hazırlan. Dikkatli ol. İşi mahvedersen okuldan atılırsın.

 – Merhaba peder.

 – Merhaba kardeşlerim. Doros, Spira, ona göz kulak olun. Biraz kısıtlanmak ona iyi gelecektir. Güzel araba. 

Atlar da güzel  Taş veya çivi taşımak için kaç ata ihtiyacımız olur?

 – Rahip mi olacaksın?

 – Evet. Söyle bakalım, okulda ne öğreniyorsun?

 Rahiplerin kilisede okuduklarını mı, yoksa daha fazlası var mı?

 Boş ver Spira. Üzerimize vazife değil. Onların kitabında yazanlarını bilmek istiyorum. Bizim dua kitaplarımızın tam tersidir belki. Şarap güzelmiş. Teşekkür ederim kardeşlerim ancak beni bıraksanız diyorum. Benden ne istiyorsunuz?

 Hasta hanım için gerçek bir rahip bulsanız daha iyi olmaz mı?

 Orada çok beyefendi olacak. Benim gibi bir zavallı onların arasında ne yapacak?

 Otur, nereye gidiyorsun?

 Otur ve bana İncil’den bahset. Bir zamanlar ben de rahip olmak istedim.

Bırakın gideyim kardeşler. Hiç bir şey bilmem ben. Tek dua bile bilmem ben. Senden bir bok olmaz rahip efendi. Belki de onu salıvermeliyiz.

Neden olmasın ama önce hepsini içmesi gerek. Hadi git.

Ne bekliyorsun. Özgürsün. Kalk bakalım rahip. Hadi. Derdin ne senin Nikita?

 Burada senin işin yok. Katarina  Sevgili kızım  Merhametsiz kader seni gencecik halinle annenin yanına karanlıklara sürükledi ve zavallı baban sonsuz mateme boğuldu  Katarina.  Toma sen misin?

 Baban kim?

 Bilmiyorum. Nasıl yani?

 Onu hatırlamıyorum. Ben çocukken öldü. Peki ya annen?

 Onu da hatırlamıyorum. Beni doğururken ölmüş. Kızımı nereden tanıyorsun?

 Tanımıyorum efendim. Onu hiç görmedim. O senin nereden tanıyor peki?

 Ben de merak ediyorum. Kusura bakmayın ama bir hata olmalı. Beni tanımasına imkan yok.

Madem öyle dua için neden seni istedi. Belki de yalan söylüyorsun. Yalanım varsa öleyim.

Biriciğim bir kaç dakika daha yaşasaydı her şeyi anlardık.

Onu öldüren şeytanın kim olduğunu da. Gün yüzü görmesin. Doğduğu güne lanet olsun ondan geriye akbabalar için leş bile kalmasın. Sen, iyi insan  Belli ki ruhani dünya konusunda meşhur birisin .belki de zavallı çocuğum bunu duymuştur.

Ben mi?

 Tanrı affetsin. 

Tam tersine efendim. Benden kötüsü yoktur.

Affedin ancak geçen gün bir kızla beraberdim ve Kızımın tüm dileklerini yerine getireceğim Seni seçmesinin bir nedeni olmalı. Onun için üç gece dua okuyacaksın. Merak etme karşılığını alacaksın. Yaptığına değsin yoksa seni deri pantolon bile kurtaramaz!

  Git şimdi. Yemeğini ye ve yat. Bu gece çalışacaksın. Hadi. Ne güzel bir yer. Yaşamak, balık tutmak, avlanmak için  Çekmeye devam rahip!

  Ormanda ördek bile var diyorsun yani  Çek!

  Nikita’yla tanıştın mı?

 Köpekleri eğitir. Ne eğitir ama.. Pek bir şeyi kalmadı. Şunun haline bir bak  Eskiden her bir köpeğin ruhunu bilirdi kardeşininkini bildiği gibi. At üstünde tavşan avına çıktığında Onun mu yoksa köpeklerin mi hangisi daha hızlı bilemezdin?

 Gurur duyulacak işte öyle bir adamdı. Başına o olay gelene kadar  Ne oldu ki?

 Söylerim ama kimseye söylemeyeceksin. Tek kelime etme. Hadi. Sakin ol. İşte böyle. Koşun. Brzonja Çok mu çalışıyorsun Nikita?

 Ben mi?

 Hanımefendi  Oyun oynamak ister misin Nikita?

 Sen ve ben oyun oynayacağız ama kimsenin bilmemeli ve görmemeli. Pantolonunu çıkar Nikita. Çıkar hadi. Niçin utanıyorsun?

 Güzel. Uzan şimdi. Güzel. Üzerine ayağımı koyabilir miyim Nikita?

 Evet. Evet hanımefendi. İyi misin Nikita?

 Evet. Diğer ayağımı da koyabilir miyim Nikita?

 Evet, evet. İyi gidiyorsun Nikita. İyi olmana sevindim. Onunla oyun oynadı. Artık ondan geriye kalanı sadece şeytan bilir. Ne halde olduğunu görüyorsun. Eskiden köpek eğitmeniydi. Geride hiç bir şey kalmadı. Kalk bakalım rahip Zamanı geldi.

 – Derdin ne senin?

 – Benim mi?

 Hiç bir şey.

 – Korktun mu yoksa?

 – Ben mi?

 Korkma. Burası kutsal bir yer. Yalnızca bakirelerin gömüldüğü yer. Görevini yap. İyi geceler.

 – Günaydın peder.

 – Günaydın. Kahvaltıya gidelim. Şu kadın kim?

 Kadın değil. Hanımefendi diyeceksin. Merhum hanımefendimiz. Hepimizin annesi gibiydi. Pekâlâ peder kilisede dün gece nasıl geçti?

 Neden sordunuz?

 Hiç, öylesine. Geceleyin insana pek çok şey görünür. Millet birinin cadı olup olmadığını anlamının yolu var mı?

 Hayır yok. Hiç bir mezmurda bir yol olduğu yazılmamış.

Hayır, anlayabilirsin. Anlaşılmaz deme. Her cadının kuyruğu vardır ve eteğinin altından hissedebilirsin. Yaşlanan her kadın cadılaşır!

  Sana ne demeli?

 Yaşlı domuz!

  Kaldır eteğini de kuyruğunu görelim. Yeter millet!

  Zavallı kadın daha gömülmedi bile. Cadılardan bahsetmemelisiniz. Neden etmeyelim?

 Sana kendi gözlerimle gördüğüm şeyleri anlatayım. Hadi, durma. Konuş. Söyle hadi. Madem istediniz, tamam. Geçen yıl Paskalyadan önce bir Cumartesi günüydü. Hıristiyanları kiliseye gittiği bir zamandı. Efendi bağırdı. Spira, sağır mısın?

 Kilimi getir. Kiliseye armağan edeceğiz. Katarina, biriciğim çabuk ol. Bugün bayram. Geç kalacağız. Spira, yine sarhoşsun!

  Değilim hanımefendi. Neden yalan söylüyorsun?

 Ben mi?

 Tek yudum içmedim. Arabanın haline bak. Domuz mu binecek yoksa insan mı?

 Hanımefendi. İçersen gözüme gözükme. Kovarım seni. Senin gibi hizmetli istemem. Baba Giremem. Boğuluyorum  Hayır!

  Millet yardım edin!

  Hayır!

  Onun  Hayır!

  Çekilin!

  Bu masallardan sıkılmadın mı?

 Devam et. Çok fazla uydurma hikâye var ama hepsini gözlerimle gördüm tıpkı seni şu anda gördüğüm gibi. Soylu veya değil, cadı cadıdır. Soracak olursan bana bile bindi.

Peki sen Doros, neden sessizsin?

 Söyleyecek sözün yok mu?

 Var ama söylemesem daha iyi. Kendi babasına bile bindi. Bazen de babası ona binerdi.

Öyle deme. Kadın öldü ve arkasından söylediklerimiz doğru.

Ama efendinin durumu farklı. Kilise yaptırdı günaha girme. Doğruyu söylemek günah mı?

 Hayır, hayır!

  Öyleyse niçin susalım?

 Kilise yaptırdı ama o yaşlı cadı öldükten sonra kızıyla ilişkiye girdiği karısı için.. Ruhu öteki dünyada huzura eremiyor kırlarda ve kulübelerde dolaşıp kurt gibi uluyor. Geceleyin dolunayda ödeşmek, intikamını almak için celladını bekliyor

Nereye gidiyorsun?

 Ben  Şey yapmalıyım  Git. Bizi fazla bekletme. Oraya ditme. Derindir!

  Kalk evlat. Zamanı geldi. Hadi. Bütün gece dua mı okursun yoksa arada bir uyur musun?

 Biraz dinlenmen gerekir. Korkmuyor musun?

 İlk sefer korkutucu olur sonra alışırsın. Ne oldu sana?

 Saçların beyazlamış!

  Resmi bitirmek istiyorum efendim. Pek bir şey kalmadı. Bir kaç detay dışında. Çizme. Öldükten sonra nasıl çizebiliyorsun?

 Hafızamla efendim. Tam ölüm anında göründüğü gibi yani. Öyle olsun istiyorum. Yaparsan sana daha çok para veririm. Bitmemiş bir resim için o kadar çok para alamam. Bitmemiş olarak kalsın. Nasılsa yaşadığım sürece benden başkası bakmayacak. Şuna ne dersin?

  Kimse onun resmini yaptığını bilmeyecek ve nasıl çizdiğini de. Bu yüzden iki kat para vereceğim. Nasıl isterseniz efendim. Teşekkür ederim!

  Ne oldu Toma, her şey yolunda mı?

 Evet efendim. Hayır demek istiyorum!

  Ne oldu?

 İki gecedir kızınız için dua ediyorum. Beni çok korkutuyor, hiç bir dua yardım edemez. Kızım mı?

 Delisin sen. Kızım bir aziz, Tanrının meleğidir.

Öyle diyorsanız öyledir. Tanrı yardımcım olsun daha fazla devam edemeyeceğim.

Neden?

 Bir gece kaldı. Yapamam efendim. Seni ödüllendiririm demiştim. Minnettarım ama daha fazla dua okuyamam. Bak evlat. Bu hiç hoşuma gitmedi. Rahiplere böyle davranamazsın ama ben yapacağımı biliyorum. Önce kırbaç sonra yaranın üstüne konyak sonra yine kırbaç. Git ve işini yap!

  Efendim bir şey söyleyebilir miyim?

 Söyle evlat. Dayanamıyorum artık. Onun ölümünden ben sorumluyum. Babasına söylemeniz için size yalvarıyorum. Neden sen söylemiyorsun?

 Yapamam. Bana inanmaz. Bana da inanmaz. Belki sen de kendine inanmamalısın. Çek bir yudum. Düzelirsin. Cadıların doğaüstü güçlerle başkalarının şekline girebildiğini biliyor muydun?

 Siz rahipler belli ki hiç bir şey bilmiyorsunuz. Bunu aşçılar bile bilir. Öyle mi Lenka?

 İkiniz de susun. Bütün gün çene çalıyorsunuz. Konuş Lenka, durma. Hayır. Benimle sonra alay edersiniz. Saçma diyebilirsin. Yalnızca gerçeği söylüyorum, doğruyu. Yine mi röntgen Nikita?

 Utanmalısın. Defol yaratık!

  Hadi, hadi. Güzel. Koşun hadi, güzel. Nerelerdesin kız. Bunu sana kim yaptı?

 Herifin biriyle vaktini mi harcıyorsun?

 Saklama benden. Çünkü ben her şeyi bilirim. Gitme, kal ve yardım et. Kendini erkeklere teslim etmen iyi değildir. Erkekler için değmez. Akıllarında sadece bir tek şey vardır. Atlara benzerler. Hatta onlardan daha beterdir. Onlara at demek atlara hakaret olur. Çok güzelsin. Erkekleri tercih etmen ne yazık. Yapma bunu Lenka. Seni kirletmelerine izin verme. Çok işim var hanımım. Bunları düşünecek vaktim yok. Yalan söyleme. Biri olduğunu biliyorum. Belki de yaramaz Nikita’dır.

Söyle orospu!

  O değil mi?

 Onunla aramda bir şey yok. Yok!

  Erkekleri düşünmem. Hoşlarına giden şeylerle yaşamak zorundayız. Neden yaşayalım Lenka?

 Ölmek daha iyi değil mi?

 Hepimiz öleceğiz. Er ya da geç. Hayır öyle değil. Kutudaki bir lale gibi ölmek  Gerçek ölüm bu mudur?

 Nasıl ve ne zaman öleceğimizi bilmeliyiz. Neden böyle konuşuyorsunuz?

 Genç, güzel ve zenginsiniz. Tanrı size her şeyi vermiş.

Tanrıdan geldiğini nereden biliyorsun ya şeytandan geliyorsa?

 Birlikte ölelim Lenka. Beni seviyor musun?

 Sarıl bana. Benimle birlikte öleceğini söyle. Orada ne işin vardı?

 Ben Hizmet ediyordum.

Yalan söylüyorsun orospu!

  Orada ne yaptığını biliyorum. Defol!

  Bir daha burada görmeyeyim. Defol!

  Delisin sen. İkimizi de yakacaksın!

  Git buradan, git. Sadece birazcık dokunmak istiyorum. Burada mı?

 Burada mı, deli adam, yakarlar bizi!

  Sen, sen  Yeter Nikita.

Yeter artık.

Git lütfen.

Nikita git, git lütfen.

Pekâlâ  Gidiyorum. Bu gece bana gel. Bekleyeceğim. Neden sessizsin?

 Uyumadın değil mi?

 Uyutmam seni!

  Kurtlar!

  Kurtlar değil. Bu vakitler başka biri ulur!

  Sen!

  Ölmüş evladımı lekeledin!

  Götürün şunu!

  Götürün!

  Götürün şunu!

  Götürün!

  Ellerinden öperim. Biz yine geldik. Bizi hatırlamadın mı?

 Şeytan hatırlar!

  Ne iş yaparsınız?

 Öğrenciyiz ana. Akşama kaldık. Burada kalmak isteriz. Ona ne oldu?

 Hiç anacığım, sarhoş biraz. Evimde ayyaş istemem. Sarhoş değil, biraz yorgun. Pekâlâ, gelin içeri. Ayrı ayrı yatacaksınız ama. Nasıl istersen ana. Onu eve sokun. Dışarısı soğuk. Meraklanma ana burada daha rahat eder. Bağışla ana ama biraz konyak var mı?

 İçince uyumak daha kolay 

Birazını arkadaşınıza bırakın. Bırak uyusun ana. Bırak uyusun. Neden uyandırıyorsun?

 Yeter artık. Sen eve sen de şuraya. Hadi!

  Uyuyordun. Uyu, uyu. Ne oldu ana?

 Bir şey mi istedin?

 Lütfen yapma, ninem yaşındasın 

 

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s